6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 303

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 303. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 303- (1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir. İKİNCİ BÖLÜM Hükmün Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması[34] Hükmün tashihi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

48 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2016/1867 E., 2020/908 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
kte değerlendirildiğinde davacı tarafından açılan işe iade davasında davacının iş akdinin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiği kabul edilmiş olup, bu karar daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli alacak davası yönünden HMK 303. maddesi anlamında kesin hüküm teşkil eder ve hakimin bunu resen gözetmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulu         2016/1867 E.  ,  2020/908 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 09.12.2013 havale tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin sendikaya üye olduğunu öğrenmesi üzerine davalı işverenin müvekkiline psikolojik baskı uyguladığını, kundura reyonunda çalışmaktayken gıda reyonuna alındığını, ikametgahına uzak olan mağazalarda çalıştırılmakla tehdit edildiğini, sendikadan ayrılmaması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini, feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade istemli açılan davada, Konya 2. İş Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/355 E., 2013/585 K. sayılı kararı ile işe iade talebinin reddedildiğini, bu kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 30.01.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde; Konya 2. İş Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/355 E., 2013/585 K. sayılı kararı ile feshin geçersizliğiyle işe iade talebinin reddine karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, öte yandan davacının farklı tarihlerde ihtar cezası almasına rağmen eksikliklerini tamamlayamadığını, yapmakla görevli olduğu işleri kasıtlı olarak aksattığını, yapmamakta ısrar ettiğini, bu nedenle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi gereğince haklı nedenle feshedildiğini, feshin sendikal nedenle yapıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Konya 2. İş Mahkemesinin 17.09.2014 tarihli ve 2013/750 E., 2014/464 K. sayılı kararı ile; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade isteminin reddine dair verilen kararın kesinleştiği ancak gerekçede yer alan iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin anlatımın yazım hatasına dayandığı, aslında mahkemece davacının iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini kabul edilerek davanın reddine karar verildiğinin açık olduğu, öte yandan davacının savunmasını verdiği tarihten itibaren 4857 sayılı İş Kanunu’nun 26. maddesi ile öngörülen 6 iş günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra davalı işveren tarafından yapılan feshin, haklı fesih olarak değerlendirilemeyeceği, iş sözleşmesinin performansa dayalı olarak geçerli nedenle feshedildiği ancak performansa dayalı geçerli fesih için performans konusunda objektif değerlendirme ve ölçme yapılarak varsa performans düşüklüğü sebeplerinin somut olarak ortaya konulmasının, diğer çalışanlarla objektif şekilde kıyaslama yapılması, elde edilen sonuçlara göre işçiye gerekli uyarı ve eğitimin verilmesi ve feshin son çare olarak değerlendirilmesi gerektiği, işe iade davasında da mahkeme tarafından bu hususlar değerlendirilerek feshin geçerli fesih olduğu sonucuna varıldığı, bu nedenle davacının bilirkişi raporunda hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Konya 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 18.11.2015 tarihli ve 2014/21725 E., 2015/22702 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda davacı Konya 2. İş Mahkemesinin 2012/355 Esas ve 2013/585 Karar sayılı dosyası ile işe iade davası açmış ve dava mahkemece davacının iş akdinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesi ile reddedilmiş ve karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Daha sonra davacı işe iade davasının temyiz edilmediğinden dolayı şekli anlamda kesinleştiği fakat maddi anlamda kesinleşmediğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatı talepli eldeki davayı açmıştır. Bir mahkeme kararının şekli anlamda kesinleşmesi demek mahkeme kararı hakkında kanun yollarına başvurularak veya başvurulmadan, olağan kanun yollarının tüketilmesi anlamına gelmektedir. Öncelikle şekli anlamda kesinleşen bir kararın, maddi anlamda kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için kanun yollarından geçmesi gerekli değildir. Olayımızda olduğu gibi bir karar süresinde kanun yollarına başvurulmadan da şekli anlamda kesinleşebilir. Bir kararın şekli anlamda kesinleşmesi maddi anlamda kesin hükmün ön şartıdır. Diğer yandan kararın niteliğine göre kanun yoluna başvurulmadan kesinleşen kararların maddi anlamda kesin hüküm değeri taşımayacağını kabul etmek bir mahkeme kararının aynı derecedeki başka bir mahkeme tarafından denetlenmesi sonucunu doğurur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından açılan işe iade davasında davacının iş akdinin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiği kabul edilmiş olup, bu karar daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli alacak davası yönünden HMK 303. maddesi anlamında kesin hüküm teşkil eder ve hakimin bunu resen gözetmesi gerekir. Mahkemece, iş akdinin davalı tarafından haklı nedenle feshedildiğine dair kesin hüküm mevcut olmasına rağmen kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı : 9. Konya 2. İş Mahkemesinin 11.03.2016 tarihli ve 2016/90 E., 2016/206 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten eldeki dava ile feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasının konularının birbirinden farklı olduğu, bu davada verilen kararın kıdem ve ihbar tazminatlarının istemi ile açılan alacak davası bakımından kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı konusunda değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca geçerli feshin haklı feshe dönüştürülmesi şeklinde bir müessese bulunmadığı, mahkeme kararında haksız feshin geçerli feshe dönüştürüldüğünün vurgulandığı ancak yazım hatası yapıldığı, davacıdan 04.03.2010 tarihinde savunma talep edildiği, feshe konu son performans değerlendirme tarihinin ise 09.04.2012 olup buna ilişkin savunmanın 18.04.2012 tarihinde alındığı, bu hususların feshe dayanak yapıldığı, performansa dayalı olarak iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilmesi için performans konusunda objektif değerlendirme ve ölçmenin yapılması varsa performans düşüklüğünün sebeplerinin somut olarak ortaya konulması, diğer çalışanlarla objektif şekilde kıyaslama yapılması ve elde edilen sonuçlara göre işçiye gerekli uyarı ve eğitim verilmesi ayrıca feshin son çare olarak değerlendirilmesi gerektiği, işe iade davasında da mahkeme tarafından bu hususların değerlendirilerek feshin geçerli fesih olduğu sonucuna varıldığı, davacının bilirkişi raporunda hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 1- Davacının, davalı işveren aleyhine açtığı ve Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşen feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talepli davada mahkemece iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı nedenle mi yoksa geçerli nedenle mi feshedildiğinin kabul edildiği, 2- Davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle işe iade davasının reddine karar verildiğinin kabul edilmesi hâlinde bu kararın eldeki dava yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303. maddesine göre kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği, hakimin bu durumu resen gözetmesinin gerekip gerekmediği ve burada varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarını kısaca açıklamakta yarar vardır. 13. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı HMK/HMK) m. 188) , senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Alangoya, Y./Yıldırım, K./Deren Yıldırım, N.: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2004, s. 341, Arslan, R./ Yılmaz, E./ Taşpınar Ayvaz, S.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2017, s. 389-390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir. 14. Kesin hükme gelince, kesin hüküm 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır. 15. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 16. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü yoktur. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. 17. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz. 18. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; kesin hüküm (mahkeme ilamları) 6100 sayılı HMK'nın 204/1. maddesine göre kesin delil teşkil eder. 19. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus (HMK m.303/1,2) yönünden kesin delil teşkil eder. 20. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder. 21. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, H.: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, Ankara, 2011, s. 2341 vd.). 22. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K.; 17.09.2019 tarihli ve 2018/16-643 E., 2019/888 K.; 19.03.2019 tarihli ve 2017/(18)8-2950 E., 2019/320 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. 23. Bu noktada feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında verilen ret kararının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisini açıklamakta yarar vardır. 24. Feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, mahkemece iş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesindeki nedenlerle haklı olarak feshedildiği ve bu sebeple işe iade talebinin reddine karar verildiği takdirde, işe iade davasında feshin haklı nedene dayandığının kabulü yönündeki bu kesin tespit, aynı vakalara dayanılarak kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında, unsur etkisi nedeni ile kuvvetli delil olarak kabul edilmeli ve kıdem ile ihbar tazminatlarının reddine karar verilmelidir. 25. İşe iade davasında mahkemece feshin açıkça haklı nedene değil de, geçerli nedene dayandığı tespit edilmiş ise, yine unsur etkisi nedeniyle bu kez feshin haklı nedene dayanmadığına ilişkin tespiti, kesinleştiğinden işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı kabul edilmelidir. 26. Ancak her haklı fesin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde burada unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. 27. Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında Konya 2. İş Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/355 E., 2013/585 K. sayılı kararı ile, süreklilik arz eden performans düşüklüğü nedeniyle davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle işe iade davasının reddine karar verilmiş ve bu kararı davacı vekili süresinde temyiz etmemesi nedeniyle mahkemece temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar temyiz edilmediğinden hüküm kesinleşmiştir. 28. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği konusunun tartışıldığı, mahkemece feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshe ilişkin tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. 29. Özel Daire bozma kararında; işe iade davasında verilen kararın, daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli davada kesin hüküm teşkil edeceği yönündeki tespiti davaların konusunun birbirinden farklı olması nedeniyle isabetli bulunmamıştır. 30. Gerekçeli karar başlığında dava tarihi 09.12.2013 yerine 30.12.2013 olarak gösterilmiş ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir maddi hata olarak kabul edilmiş ve bozma nedeni yapılmamıştır. 31. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı usul ve yasaya aykırıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıran geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.11.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2014/1556 E., 2014/13682 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul(Kapatılan) Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
237-HMK md.303) çözümlenmiş olması da dava şartıdır.
6. Hukuk Dairesi         2014/1556 E.  ,  2014/13682 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 13/11/2013 NUMARASI : 2013/56-2013/348 Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı istirdat davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı kiralayan tarafından temyiz edilmiştir. Davacı kiracı vekili dava dilekçesinde, davacı şirketin davalı şirkete ait taşınmazı 04.09.2002 başlangıç tarihli ve onsekiz yıl süreli sözleşme ile kiraladığını davalı kiralayan tarafından davacılar hakkında ödenmeyen kira alacakları nedeniyle icra takipleri yapıldığını ve bu takipler nedeniyle 576.762 TL ödeme yapıldığını oysa 2006 yılı Nisan ayında yapılan önsözleşme ile 2006 Nisan ile 2008 yılı sonuna kadar olan 32 aylık kira bedellerinin 725.000 TL olarak davalı şirkete ödendiği belirterek, davalı şirkete ödenen 576.762 TL’nin istirdadına karar verilmesini istemiş, davalı kiralayan vekili önsözleşmenin hiç yürürlüğe girmediğini, davacı kiracı tarafından 725.000 TL’lik bir ödeme yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. İstirdat İİK.nun 72/7 maddesinde "Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir." Şeklinde düzenlenmiş olup, ödenen bir paranın geri alınabilmesi için, bu hususta kesin hüküm olmaması gerekir. İcra mahkemesi kararlarının maddi anlamda kesin hüküm oluşturmayacağı izahtan varestedir. HMK 374. maddesinde “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.” 375/ç) fıkrasında “Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.” durumunda yargılamanın iadesinin talep edilebileceği düzenlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 tarihli ve 2003/21-30/57 sayılı Kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan, kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Bu bağlamda, olayla sıkı bağlantısı nedeni ile dava konusu uyuşmazlığın, daha önce bir kesin hüküm ile (HUMK md. 237-HMK md.303) çözümlenmiş olması da dava şartıdır. Bu, olumsuz dava şartı adıyla adlandırılır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (maddi vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (HUMK md.237- HMK md.303). Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Bilindiği üzere; maddi anlamda kesin hüküm, yargısal ( kazai ) kararlara tanınan yasal gerçeklik ( hakikat ) vasfıdır. Bu vasıf yargısal ( kazai ) kararların gerçeğe ( hakikata ) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıyla da kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır. Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.(6100 Sayılı HMK 303) maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden ( resen ) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik ( hakikat ) sayıldığından taraflarını bağlar. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemede; (Yargıtay'da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) da, dahası bozmadan sonrada ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığı, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Kesin hüküm bir dava şartı olup kamu düzenine ilişkindir. Buna göre bir dava karara bağlanıp verilen hüküm kesinleştikten sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda aynı hukuki sebebe dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Açılması halinde ikinci dava kesin hüküm nedeniyle esasa girilmeden dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilir. Kesin hükümden söz edebilmek için biri kesinleşmiş tarafları, konusu ve sebebi aynı olan iki davanın varlığı gerekir. Bir başka deyişle bir davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın kesin bir hükümle çözülmüş olması halinde mahkemece yeniden inceleme konusu yapılmaz. Olayımıza gelince: davada dayanılan ve hükme esas alınan 04.09.2002 başlangıç tarihli ve onsekiz yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde aylık kira bedelinin (uyuşmazlık konusu aylar itibariyle) cironun %2,3’ü ve bu miktarında en az 5.000 EURO olacağı düzenlenmiştir. Davalı kiralayan şirket tarafından davacı aleyhine Kocaeli 2. İcra Müdürlüğünün 2008/4839 sayılı takip dosyasında 27.05.2008 tarihinde yapılan icra takibi ile, 30.05.2006 -30.04.2008 tarihleri arasını kapsayan 24 aylık alt sınır kirası 120.000 EURO’nun ödenmesi için davacı kiracı aleyhine yapılan ilamsız takibe davacı kiracı tarafından itiraz edilmesi üzerine 10.07.2008 tarihinde Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/313 esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açılmış, mahkemenin 24.12.2009 tarih ve 2009/525 sayılı kararı ile itirazın iptaline %40 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Verilen kararın davacı kiracı şirket vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından karar onanmış, karar düzeltme talebi de reddedilerek karar 14.06.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda, bahsi geçen karar davacı kiracı şirketin, 30.05.2006-30.04.2008 tarihleri arasını kapsayan 24 aylık alt sınır kirası 120.000 EURO yönünden davalı kiralayana borçlu olduğu noktasında kesin hüküm oluşturur. Davacı kiracı vekili, düzenleme tarihi olmayan “Önsözleşme” başlıklı belgeye dayanarak 2006 Nisan ile 2008 yılı sonuna kadar olan 32 aylık kira bedelinin ödendiğini belirterek davalı kiralayana ödenen 576.752 TL’nin istirdatını istemiş ise de; Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/313 esas sayılı dosyasının istirdatı talep edilen miktar yönünden kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı ve istirdatı talep edilen miktarın bu dosya kapsamında ödenip ödenmediği üzerinde durularak ve gerektiğinde bilirkişisinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile davanın kabulü doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 09/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/6240 E., 2024/2660 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
esciline karar verildiği, tarafları, konusu ve sebebinin eldeki davayla aynı olduğu ve kararın temyiz incelemesinden geçerek 04.10.2011 tarihinde kesinleştiği, davacının, Hazine adına hükmen tescil edilen yerleri tekrar dava konusu ettiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303 üncü maddesi uyarınca kesin hüküm olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmi
1. Hukuk Dairesi         2023/6240 E.  ,  2024/2660 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/389 E., 2023/443 K. DAVA TARİHİ : 24.07.2020 HÜKÜM/KARAR : Ret / Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/270 E., 2021/542 K. Taraflar arasındaki kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Antalya ili, Alanya ilçesi, ... Mahallesinde kain 406 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ham toprak vasfıyla büyük kısmının davalı Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, kadastro tespitinin hatalı olduğunu, davacının 20 yıla yakın süredir dava konusu taşınmazı ekip biçmek suretiyle malik sıfatıyla kullandığını, taşınmazı imar-ihya ettiğini, küçük bir bölümünde bulunan ağaçların 15-20 yıl önce dikildiğini, taşınmazın orman olmadığını, ifraz işlemi nedeniyle tarla vasfıyla davacı adına tespit ve tescili gerekirken 2.568,74 m2'lik bölümünün davalı Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, davacıya ait taşınmazın eksik yüz ölçümüyle davacı adına tespit edildiğini ileri sürerek 6 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına kayıtlı 2.568,74 m2 kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen taşınmaza ilişkin olarak davacı ve Hazinenin taraf olduğu Kadastro Mahkemesinin kesin hükmünün olduğunu, bu kesin hükme istinaden davaya konu edilen 6 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kadastro tespitinin iptali ve taşınmaz ifraz edilerek Fen Bilirkişisi ...'ün 22.01.2009 tarihli rapor ve ekli krokide (A) ve (B) harfleriyle gösterilen toplam 2.568,78 m2 yüz ölçümlü taşınmazların Hazine adına, (C) harfiyle gösterilen taşınmazın ise davacı adına tespit ve tesciline karar verildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 02.11.2021 tarihli ve 2020/270 Esas, 2021/542 Karar sayılı kararı ile; Alanya Kadastro Mahkemesinin 2007/708 Esas sayılı kadastro tespitine itiraz davasının konusu, sebebi ve taraflarının eldeki dava dosyası ile aynı olduğu, davacısının Hüseyin Sakallı ve arkadaşları ile Hazine olduğu, davalısının ... ve arkadaşları olduğu, Kadastro Mahkemesinin 12.05.2009 tarihli ve 2007/708 Esas, 2009/243 Kararı ile 1.117,14 m2 yüz ölçümlü kısmın davalı (eldeki davada davacı) ... adına, kalan yerin ise davacı Hazine adına (eldeki davada davalı) tesciline karar verildiği, tarafları, konusu ve sebebinin eldeki davayla aynı olduğu ve kararın temyiz incelemesinden geçerek 04.10.2011 tarihinde kesinleştiği, davacının, Hazine adına hükmen tescil edilen yerleri tekrar dava konusu ettiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303 üncü maddesi uyarınca kesin hüküm olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kadastro Mahkemesinin 2007/708 Esas sayılı kadastro tespitine itiraz davası ile eldeki davanın sebeplerinin farklı olduğunu, Kadastro Mahkemesindeki davada davacı Hazinenin, davaya konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu sebebine, eldeki davada ise davacının olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı sebebine dayandığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği farklı sebeplere dayanan davalarda verilen hükümlerin birbirleri için maddi anlamda kesin hüküm oluşturmayacağını, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 10.03.2020 tarihli ve 2020/335 Esas, 2020/1160 Karar sayılı kararıyla da sebepleri farklı olan davalarda kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2023 tarihli ve 2022/389 Esas, 2023/443 Karar sayılı kararı ile; davaya konu 406 ada 6 parsel sayılı taşınmazın ilk olarak davacı ... adına tespit edildiği, Alanya Kadastro Mahkemesinin 2007/708 Esas sayılı dosyasında davacı Hazine tarafından, 406 ada 6 parsel sayılı taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiasıyla ... aleyhine kadastro tespitine itiraz davası açıldığı, Kadastro Mahkemesinin 12.05.2019 tarihli ve 2007/708 Esas, 2009/243 Kararı ile davaya konu taşınmaz üçe bölünerek (C) harfli 1.117,14 m2'lik kısmının ... adına, (A) ve (B) harfleriyle gösterilen toplam 2.568,78 m2 yüz ölçümlü kısımların özel mülkiyete konu olmayan, kayalık, ham toprak oldukları gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, kadastro tespitine itiraz davasının eldeki davayla tarafları ve konusunun aynı olduğu, kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesini tekrar etmekle, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi ile aynı Kanun'un 303 üncü maddesi. 3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 34 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Bilindiği üzere; dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 3. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinde dava şartları düzenlenmiş olup bu maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde "Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması." dava şartları arasında sayılmıştır. 4. Somut olaya gelince; Antalya ili, Alanya ilçesi, ... Mahallesinde kain, 406 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 10.06.2007 tarihinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak senetsizden, davacı adına, 3.685,88 m2 yüz ölçümüyle tarla vasfıyla tespitinin yapıldığı, 29.02.2007 ilâ 30.04.2007 tarihleri arasında askı ilân süresi içerisinde Hazine tarafından bahse konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla eldeki davanın davacısı ... aleyhine Alanya Kadastro Mahkemesinin 2007/909 Esas sayılı davanın açılarak aynı Mahkemenin 2007/708 Esas sayılı dosyasıyla birleştirildiği, kadastro tespitine itiraz davası sonunda 12.05.2009 tarihli ve 2007/708 Esas, 2009/243 Karar sayılı karar ile Hazinenin davasının, fen bilirkişisi ...'ün raporu ve ekli krokisindeki (A) harfli 2.362,67 m2 ve (B) harfli 206,11 m2 yüz ölçümlü kısımlar yönünden kabulü ile (C) harfli, 1.117,14 m2 yüz ölçümlü kısım yönünden reddine, dava konusu 406 ada 6 parsel sayılı taşınmaz ifraz edilerek, (C) harfli kısmın ... adına, (A) ve (B) harfleriyle gösterilen toplam 2.568,78 m2 yüz ölçümlü kısımların özel mülkiyete konu olmayan kayalık, ham toprak oldukları gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, Hazinenin temyiz itirazlarının Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 08.04.2011 tarihli ve 2011/2864 Esas, 2011/1756 Karar sayılı kararı ile reddedilerek, Kadastro Mahkemesinin bahse konu hükmünde yer alan 406 ada 6 parsel sayılı taşınmaza konu kısmın onandığı ve karar düzeltme başvurusunun da reddedilerek 04.10.2011 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. 5. Dava konusu taşınmazın hükmen tesciline esas Alanya Kadastro Mahkemesinin 2007/708 Esas sayılı dava dosyasının tarafları, dava konusu ve dava sebebinin eldeki dava dosyası ile aynı olduğu, şu hâlde, şeklî anlamda kesinleşmiş olan yukarıda bahsi geçen hükmün, eldeki dava yönünden maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceği kuşkusuzdur. Nitekim, eldeki davada davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının dayanağı olarak dilekçesi ekinde ibraz ettiği Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 10.03.2020 tarihli ve 2020/335 Esas, 2020/1160 Karar sayılı bozma ilâmına konu olan ve mahkemesince birbirleri açısından maddi anlamda kesin hüküm oluşturduğuna karar verilen davalarda tarafların farklı olduğu ve eldeki davaya emsal teşkil etmeyeceği açıktır. 6. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 247,70 TL bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/5310 E., 2023/10565 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davaya konu olayda uygulanması açısından kesin hükümle ilgili HMK 303/1 inci maddesine değinmek faydalı olacaktır.
10. Hukuk Dairesi         2023/5310 E.  ,  2023/10565 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1198 E., 2022/976 K. KARAR : Davalı yönünden esastan ret Davacılar yönünden kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/258 E., 2022/96 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmek, davalı vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep etmekle dosyanın duruşmaya tabi işlerden olduğu anlaşılmakla duruşma yapılmak üzere tayin olunan 14.03.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacılar adına Av.Şükrü Çubuklu'nun geldiği, gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek incelemenin aynı gün öğleden sonra yapılan incelemede dosyada noksan tespit edilen hususların ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiş, noksanların ikmali ile dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilerinin eşi ve babası olan ... davalı şirketin ... Baraj inşaatında SGK hizmet cetvelinde yer alan ücret karşılığında çalıştığını, yemek ve servis sosyal hakkının bulunduğunu, muris Muhammet'in çalışmakta iken 15.06.2012 tarihinde yüksekten düşme suretiyle geçirdiği iş kazası neticesinde vefat ettiğini, davalı işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, iş kazasının gerçekleşmesinde olay nedeni ile müteveffaya atfedilen kusuru kabul etmediklerini, tüm kusurun davalı işverende olduğunu, vefat nedeni ile büyük maddi ve manevi zarara uğradıklarını, eşi ve babalarının destenğinden yoksun kaldırlarını, bu nedenle maddi tazminat taleplerinin olduğunu, ayrıca müvekkilinin çektiği acıların, ızdırabın ve sıkıntıların giderilebilmesi için manevi tazminat taleplerinin de olduğunu beyanla müvekkilleri lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, müteveffaya gerekli eğitimlerin verildiğini, meydana gelen iş kazasında tüm kusurun müteveffada olduğunu, işyerinde her türlü iş güvenliği eğitiminin verildiğini, ekipmanların bulunduğunu, müvekkili şirkete kusur atfedilemeyeceğini, her çalışanın yanına bir iş güvenliği uzmanı verilemeyeceğini, davaıl ile ileri sürülen taleplerin fahiş olduğunu, davacılara müvekkili şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından her ay düzenli maddi destek sağlandığını beyanla davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davanın kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 164.588,30 TL maddi tazminat ile takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, davacı Merve Yiğit yönünden 54.824,30 TL maddi tazminat ile takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, davacı ... takdiren 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi ile maddi tazminat talebinin reddine, Alınması gerekli harç peşin olarak alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına," şeklinde hüküm kurulmuştur. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin bir işçinin feci şekilde ölümüne neden olan ve davalı işverenin neredeyse tamamen kusurlu olduğu bir kazada işvereni düşük tazminata mahkum ederek adeta ödüllendiğini, müvekkillerinin duyduğu elem ve acının telafisinin mümkün olmadığını manevi tazminatın talep edilen miktarda hükmedilmesi gerektiğini manevi tazminat alacaklarında hükmün ferisi olan yargılama giderlerinde oranlama yapılamayacağını, müvekkillerinden ... bir miktar öğrenimi için burs verildiğini ancak davayla bursun kesilmesinin müvekkillerini üzdüğünü, manevi tazminatın caydırıcılık unsuru taşımadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu kazanın meydana geliş şekline bakıldığında, kazada asıl kusurlu olanın müteveffa ... olduğunu kazanın işveren tarafından kendisine teslim edilen ve kaza anında üzerinde bulunan emniyet kemerinin tek bir kancasını dahi güvenli bir noktaya sabitlememiş olması sebebi ile meydana geldiğini, olayın meydana geldiği tarihte, 45 yaşında tecrübeli bir işçi olarak, kendi can güvenliğinin sağlanması konusunda yeterince dikkatli ve tedbirli davranmadığını, iş güvenliği kurallarına aykırı davrandığını ve kişisel güvenliğini korumada gerekli özeni göstermeyerek, kusuru ile davaya konu kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiğini, iade sonrası çelişkileri gidermek üzere görevlendirilen bilirkişi heyeti, yalnızca en yeni tarihli ve kazadan çok sonra, gözlem ve araştırmadan uzak bir şekilde yalnızca mevzuat hükümlerine atıf yapılarak düzenlenen rapora katıldığını belirtmekle yetinerek kusur raporu hazırladığını, davacı ...'in maddi tazminat davasının tamamı reddedildiğinden, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümü uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ancak Yerel Mahkemece hatalı bir karar verilerek yalnızca 10,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Mahkemece kaldırma kararı sonrası alınan işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman iki inşaat mühendisi ve bir makine mühendisinden oluşan üçlü bilirkişi heyet raporunda davalı işverene derivasyon tüneli ağzına kurulan tırmanır kalıp montajı işi esnasında çalışılan iskele üzerinde yüksekten düşme riskini önlemek adına toplu koruma tedbirlerinin (boşluk kenarlarına korkuluk yerleştirilmesi, boşluğun güvenlik ağı ile kapatılması vb.) alınmasını sağlamadığı, çalışma alanında emniyet kemerlerinin takılabileceği yaşam hatlarını veya yeterli sağlamlıkta ankraj noktalarını oluşturmadığı, kazalının emniyet kemeri kullanarak çalışmasını sağlamadığı, çalışanlarının güvenliğini kendi dikkatlerine bıraktığı işyerinde iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığını yeterli ölçüde denetlemediği, iş güvenliği kurallarının uygulanması için etkin bir kontrol mekanizması oluşturmadığı gerekçesiyle davalı işverene % 80 oranında kusur verilmiştir.Bu kusur içerisinde ceza mahkemesi kararı nazara alınarak davalı firmanın SEÇ[Sağlık Emniyet Çevre] Müdürü ...’ün şahsına % 5 kusur verilmiştir. Müteveffanın iş güvenliği eğitimi almış deneyim sahibi bir çalışan olmasına rağmen, emniyet kemerini takmadan boşluk olan alana fazla yaklaşarak kendi güvenliğini sağlama konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle kazanın meydana gelişinde % 20 (Yüzde Yirmi) oranında kusur verilmiştir. Verilen kusur raporu çelişkileri gideren oluş kabule uygun ve denetime imkan veren nitelikte olduğundan tarafların kusur oranına ilişen istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir. davacı ... için maddi tazminat talebinin ıslah edilmediğini dava dilekçesinde maddi hata yapıldığını beyan ederek dava dilekçesini tashih etmiştir. Bu bağlamda davacı ...'in maddi tazminat talebinin reddi nedeniyle davalı yararına 10,00 TL ret vekalet ücreti takdiri AAÜT 13/2 md sinde öngörülen "..Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." düzenlemesine uygundur.Somut olayın incelenmesinde; olayın oluş şekli, davacı eş ve çocukların babalarından mahrum kalmalarının süresiz ve giderimi olanaksız şekilde ömür boyu duyulacak bir elem ve manevi acıyı oluşturması, tarafların sosyo-ekonomik durumları, davalının ağır kusurlu oluşu, ülkenin ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve muris ile davacıların yaşları ve manevi tazminatın caydırıcılık unsuru gözetildiğinde, manevi tazminat miktarının davacı eş için taktiren 70.000,00 TL, davacı çocuklar için ayrı ayrı taktiren 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin somut olaya ve manevi tazminatın niteliğine ve amacına uygun olacağı kanaatine varılmıştır." gerekçeleriyle "Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince ... 3. İş Mahkemesi'nin 2020/258 Esas - 2022/96 Karar sayılı kararının kaldırılmasına; 1-Davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile a)Davacı ... yönünden 164.588,30 TL maddi tazminat ile takdiren 70.000,00 TL manevi tazminatın murisin vefat tarihi olan 16.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, b)Davacı Merve Yiğit yönünden 54.824,30 TL maddi tazminat ile takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın murisin vefat tarihi olan 16.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, c)Davacı ... yönünden takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın murisin vefat tarihi olan 16.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi ile maddi tazminat talebinin reddine," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusurun %100 davalı kusuru olarak esas alınması gerekirken %20 müteveffaya kusur verilmesinin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Davaya konu olayla ilgili ceza dava dosyasında sigortalının tali kusurlu olduğu, aynı olayla ilgili Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen rücu dava dosyasında alınan 06.02.2017 tarihli bilirkişi raporunda sigortalıya %30 kusur verilmişken bu dava dosyasında hükme esas alınan kusur raporunda %20 oranında Kusurlu kabul edilmesinin çelişki yarattığını, sigortalının emniyet kemerini uygun bir noktaya sabitlemediği için kusurlu olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin kusur noktasında kaldırma kararından sonra araştırma yapılmadan düzenlenen raporun 06.07.2018 tarihli rapora katılmaktan ibaret olduğu, kazanın gerçekleşme şekline göre asli kusurun sigortalıda olması gerektiğini, gerçeğe aykırı Kusur Raporu uyarınca da hatalı bir hesap raporu tesis edildiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasına uğrayan sigortalının desteğinden yoksun kalan hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Temyiz incelemesinin kapsamı bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, Bilirkişi Raporuna itiraza ilişkin 281 inci maddesi, tazminat miktarının tayin ve tespiti açısından kazanın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri gereğince uygulanan aynı Kanun'un 41, 42, 43, 44, 45, ve 47 nci maddeleri, olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, usuli kazanılmış hak yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme A) Kusur oran ve aidiyetine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5. Anayasanın 17 nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.” “İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” aynı Kanun 98/2 nci maddesinde "Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlerede tatbik olunur." hükmüne yer verilmiştir. 7. Bu maddeye göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre; "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." düzenlemesi yer almıştır. 8. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 9. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 10.Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Diğer yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 11. Davaya konu olayda uygulanması açısından kesin hükümle ilgili HMK 303/1 inci maddesine değinmek faydalı olacaktır. HMK 303/1 inci maddesi kapsamında; bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 12. Somut olayda, sigortalı (destek) ...'in davalı şirkette kalıpçı olarak çalıştığı sırada 15.06.2012 günü Yusufeli Hidroelektrik Santralinde inşası devam eden tünel inşaatı sırasında iskeleden aşağı inişi esnasında yüksekten düşerek ağır yaralandığı ve tedavisi devam ederken 16.06.2012 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. SGK Müfettişi tarafından düzenlenen tahkikat raporunda olayın iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiş, devamla oransan olarak kusur oranı vermemekle beraber, davalı işveren şirketin güvenli çalışma ortamı sağlamadığından kusurlu olduğu, sigortalının ise kendisine verilen emniyet kemerini amacına uygun olarak kullanmadığı ve emniyet kemeri kancasını iskeleye takmadığından bahisle kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ceza Dava dosyasında ise sigortalıya tehlike hali yüksek olduğu herkesçe bilinen isleşede çalışmakta iken paraşüt tipi emniyet kemerini çıkararak güvenlik kurallarına aykırı davranarak kişisel güvenliğini korumada gerekli özeni göstermeyerek tali oranda kusur verildiği anlaşılmaktadır. SGK tarafından açılan ve Dairemizce Onanan rücu dava dosyasında o dosyada davalı Doğuş Enerji Şirketi ile davalı Doğuş İnşaat şirketinin toplamda %70, sigortalının ise %30 oranında kusurlu olduğu kabul edilmişken, iş dava dosyasında gerek Bölge Adliye Mahkemesinin kusurda çelişkilerin giderilmesine ilişkin kaldırma kararından önce alınan 06.07.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda gerekse de kaldırma kararı üzerine farklı bilirkişi heyetinden alınan 01.03.2021 tarihli raporda davalı işverenin %80 davacının %20 kusurlu olduğunun belirtildiği, davacının istinaf ve temyiz itirazlarında ileri sürdüğü üzere alınan 01.03.2021 tarihli bilirkişi raporunun yeterli gerekçe içermediği anlaşılmaktadır. Öte yandan rücu davasında verilen ve kesinleşen kararın taraflarının aynı olmaması nedeniyle bu davayı bağlamayacağı açık ise de o dosyada verilen kararın iş bu dosya açısından kuvvetli delil olarak kabul edilmesi gerektiği ve giderek o dosya kapsamında iş kazası olayının meydana gelmesi nedeniyle tarafların kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesinde benimsenen kusur oran ve aidiyetlerinin olayın gerçekleşme şekline daha uygun olduğu anlaşılmaktadır. 13. O halde, Mahkemece yapılacak iş kesin hüküm oluşturmamakla beraber kuvvetli delil niteliği taşıyan ve bu kapsamda olayın gerçekleşme şekline göre kusur oran ve aidiyetinin yerinde belirlendiği rücu dava dosyasında esas alınan kusur oran ve aidiyetleri dikkate alınarak davanın çözüme ulaştırılmasından ibarettir. B) Usuli kazanılmış hak yönünden yapılan incelmede: 1.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E.- 2021/111 K. sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, ... 2001, Cilt:3, s. 2753)" 2.Somut olayda davacılar vekilinin 18.03.2019 tarihli ek hesap raporuna itirazının olmadığı gibi bu rapor üzerine 19.03.2019 tarihinde maddi tazminat taleplerini arttırdığı dilekçesini Mahkemeye sunduğu, İlk Derece Mahkemesinin 16.04.2019 tarihli ilk kararında bu talep artırıma itibar edilerek karar verildiği ve davacılar vekilinin ilk istinaf dilekçesinde manevi tazminatların azlığı ve yargılama giderlerinin hatalı hesap edilmesi yönünden kararı istinaf ettiği anlaşılmakla maddi tazminat miktarı yönünden hükme esas alınan 18.03.2019 tarihli hesap raporundaki veriler yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hakkın oluştuğu açıktır. 3. O halde, Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra 18.03.2019 tarihli hesap raporundaki verilere riayet edilerek maddi tazminat talepleri hakkında bir karar vermek gerekirken, davacının istinaf konusu etmediği maddi tazminat talepleri yönünden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı ihlal edecek şelilde 28.01.2022 tarihli hesap raporuna itibar edilip taleple bağlı hüküm tesisi de hatalı olmuştur. 4. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş işaret edilen davalının (dava harici şirketle) %70 oranında, davacıların desteği sigortalının ise %30 oranında kusurlu olduğuna dair raporu dikkate alıp iş bu kusur oranlarını davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturan 18.03.2019 tarihli hesap raporuna uygulayarak davacıların maddi tazminat alacaklarını belirlemek çıkacak sonuca göre taleple bağlılık ilkesini de gözeterek davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir. 5. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 6. O halde, temyiz eden davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak, bozma sebebine göre bu aşamada davalı vekilinin sair, davacı vekilinin ise tüm temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında verdiği karar bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 4. Dairemizde icra edilen duruşmada davacılar ve davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin de davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 31.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/6844 E., 2023/7172 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303 üncü maddesi.
1. Hukuk Dairesi         2022/6844 E.  ,  2023/7172 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/963 E., 2022/800 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul / Kabul - Karar Kaldırılarak Dava Usulden Ret - Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/580 E., 2021/45 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile dahili davacılar ... ve ... yönünden davanın kesin hüküm dava şartına aykırılık nedeni ile usulden reddine, dahili davacı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Marmaris ilçesi, Söğüt köyünde bulunan 411 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazların 21 Nisan 1980 tarihinde ... ’dan satın alındığını ve taşınmazlar üzerinde davacının 50 yıldan fazla süredir zilyet olduğunu belirterek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. II.CEVAP Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazların taşlık ve çalılık vasfında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu, taşınmazlar üzerinde zilyetlikle edinim koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 14.11.2018 tarihli ve 2015/1166 Esas, 2018/763 Esas sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, hükme karşı davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması nedeniyle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Daiesinin 04.10.2019 tarihli ve 2019/345 Esas, 2019/864 Karar sayılı kararıyla, Mahkemece yapılan araştırmanın eksik olduğu belirtilerek hüküm kaldırılmış ve dosya Mahkemesine gönderilmiştir. Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama sonucunda, Mahkemenin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazlar üzerinde davacı lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu ve kadastro mahkemesinde davacının mirasçıları ile Hazine arasında görülen davalarda davacılar farklı olduğundan kesin hüküm olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında davacı ... mirasçıları ..., ... ve ... adlarına tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını belirtilerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kadastro Mahkemesinde görülen dava dosyalarının ... ve ... yönünden kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ... ve ... yönünden davanın kesin hüküm nedeniyle usulden reddine, davanın ... yönünden kabulü ile 411 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının ¼ hissesinin iptali ile davacı adına tesciline, taşınmazların 3. derece doğal sit alanında kaldığının tapuya şerhine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, temyize konu dava dosyasında davacının ... olup Kadastro Mahkemesinde ... aleyhine verilen bir karar bulunmadığını, ... ve ...’ın davacı ...’ın vefatı nedeniyle davaya dahil olduklarını belirterek Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; Kadastro Mahkemesi kararının ... ve ... yönünden kesin hüküm teşkil ettiğini, taşınmazlarda zilyetlikle edinim koşullarının oluşmadığını, taşınmazların taşlık ve kayalık vasfında olduğunu belirterek ve Mahkemece kabulüne karar verilen ... payının da reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Kadastro sonucu çekişmeli 411 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazlar irsen intikal ve taksim yoluyla sırasıyla ...’ın ve ...’ın zilyetliklerinde olduğu belirtilerek sit alanında kalmaları sebebiyle tarla vasfı ile Hazine adına tespit edilmiş, 411 ada 30 parsel aleyhine ..., 411 ada 31 parsel aleyhine ... Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz etmiştir. Kadastro Mahkemesinin 2006/526 Esas sayılı dava dosyasında davacı ... irsen intikal ve taksime dayanarak 411 ada 31 parselin adına tescilini; Kadastro Mahkemesinin 2006/587 Esas sayılı dava dosyasında davacı ... aynı nedene dayanarak 411 ada 30 parsel sayılı taşınmazın adına tescilini talep etmiştir. Kadastro Mahkemesince yapılan yargılamalar sonucunda kesin süreye rağmen masraf yatırılmadığından keşif yapılamadığı, bu hali ile de davacıların davalarını ispat edemedikleri gerekçesiyle davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş, verilen kararlar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. 3. Temyizen incelenen davada davacı ... vekili, çekişmeli taşınmazların ... tarafından 1980 yılında satın alındığını ve taşınmazlar üzerinde davacının 50 yıldan fazla süredir zilyet olduğunu belirterek dava konusu taşınmazların davacı adına tescilini talep etmiştir. Yargılama sırasında, 25.11.2016 tarihinde davacı ...’in ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiş ve davaya devam etmeleri nedeniyle davada taraf haline gelmişlerdir. 4. İlk Derece Mahkemesince, Kadastro Mahkemesi kararlarının temyize konu dava dosyası açısından kesin hüküm teşkil etmeyeceği belirtilmiş, aksi kanaatle Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuş ise de karar dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; Kadastro Mahkemesinde açılan davalar ... mirasçıları ... ve ... tarafından irsen intikal ve taksime dayalı olarak açılmış, Mahkemece, keşif ve bilirkişi incelemesi ile dava konusu taşınmazların kazanılabilecek yerlerden olmadığına dair bir belirleme yapılmadan davaların reddine karar verilmiş, Kadastro Mahkemesi kararları 2008 yılında kesinleşmiştir. Temyize konu kararın davası ise 29.12.2015 tarihinde açılmış, davacı ... kendi zilyetliğine dayanarak ve dava konusu taşınmazların kendi adına tescilini talep ederek dava açmıştır. Davacının yargılama sırasında vefatı üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiş ve Mahkemece tespit tarihi itibariyle dava konusu taşınmazlar üzerinde “davacı lehine” zilyetlikle edinim koşulları oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesi esas alındığında, davacı yargılama sırasında ölmeseydi dava konusu taşınmazların davacı adına tesciline karar verileceği, davacı Kadastro Mahkemesinde görülen davalarda taraf olmadığı gibi dava tarihi itibariyle Kadastro Mahkemesindeki davaların davacıları olan oğullarının mirasçısı bulunmadığı, onların miras hakkına ya da eklemeli zilyetliklerine de dayanmadığı, Kadastro Mahkemesindeki iddiaların aksine taşınmazların kendi adına tescilini istediği gözetildiğinde Kadastro Mahkemesi kararlarının aşamada ölen davacı açısından kesin hüküm teşkil etmeyeceği, aynı nedenle tartışma konusu Kadastro Mahkemesi kararlarının davada davacıya teb'an onun mirasçısı sıfatıyla yer alan ... ve ... açısından da kesin hüküm oluşturmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır. 5.Hal böyle olunca; Mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiş, bozma nedenine göre Hazinenin temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davacılara iadesine, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, dava konusu 411 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazların elli yılı aşkın süreden beri malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduğunu, taşınmazların Hazine ile ilgisi olmadığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davalı Hazine, dava konusu taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu, taşınmazlar üzerinde zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, kararın Hazine tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu parsellerin hükmen tesciline esas Kadastro Mahkemesi kararının davacılar ... ve ... yönünden kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle anılan davacılar yönünden kesin hüküm nedeniyle usulden reddine, davacı ... yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu 411 ada 30 ve 31 parsel sayılı taşınmazlar kadastro sonucu sit alanında kalmaları sebebiyle Hazine adına tespit edilmiş, ... tarafından 411 ada 30 parsel hakkında, Kurtuluş ... tarafından 411 ada 31 parsel hakkında irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı Kadastro Mahkemesinde açmış oldukları tespite itiraz davaları yapılan yargılama sonucunda ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiş ve kesinleşmiştir. Eldeki davada ... ve ...'ın babaları ... ... tarafından aynı parsellere ilişkin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı dava açılmış, ...'ın ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir. Daha önce Kadastro Mahkemesinde mirasçılardan ... ve Kurtuluş ...'ın açtıkları tespite itiraz davalarında da taşınmazların atalarından beri malik sıfatıyla zilyetliklerinde bulunduğu ileri sürülmüş, aynı hukuki sebebe dayanılmıştır. Gerek baba ... tarafından açılan eldeki davada, gerekse çocukları tarafından Kadastro Mahkemesinde açılıp reddedilerek kesinleşen davalarda olağanüstü kazandırıc zamanaşımı zilyetliğine dayanılmış olup, davaların sebepleri, konuları ve davacıları arasında irs ilişkisi bulunması nedeniyle HMK'nın 303 üncü maddesi uyarınca kesin hüküm oluşturduğu açıktır. Kesinleşen kadastro mahkemesi dosyaları taraf olmayan mirasçılar yönünden ise güçlü delil oluşturur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından mirasçılar ... ve ... yönünden kesin hüküm nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olması doğrudur. Ancak, mirasçı ... yönünden kesinleşen kararlar güçlü delil niteliği taşıdığından, ... yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Kesin hüküm ile ilgili; I. Kesin hüküm, tarafların külli halefleri hakkında da geçerlidir. II. Müteselsil borçlulardan biri ile alacaklı arasında oluşan kesin hüküm, kural olarak diğer müteselsil borçlular hakkında da geçerlidir. III. Bir hüküm, davada ileri sürülen taleplerden sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol