Hukuk Muhakemeleri Kanunu 305. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 305/A- (Ek:22/7/2020-7251/27 md.)
(1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.
Tavzih ve tamamlama talebi ile usulü[35]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
131 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/2422 E., 2024/4947 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
arın hiçbir iddialarını kanıtlayamadıkları davadan feragat ettiklerini, yargılama sırasında tazminat talep edilmiş olmalarına rağmen davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğini; ancak lehlerine tazminata hükmedilmediğini belirterek 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/2422 E. , 2024/4947 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/338 Esas, 2022/339 Karar
HÜKÜM : Feragat nedeniyle ret
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalının tavzih talebi üzerine 29.11.2022 tarihli karar ile kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.
Mahkeme kararı ve ek karar Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.06.2024 günü hazır bulunan davacılar ..., ..., ve ... vekili Avukat ... ile davalı ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı ... vasileri dava dilekçesinde; kısıtlı ...'e vasi olarak atandıklarını, kısıtlı ... hakkında akıl hastalığı ve zayıflığı nedeniyle kısıtlanma kararı bulunduğunu, kısıtlı hakkında icra takibine girişen davalının elindeki borç belgesi yazılı adi senedin kısıtlının hastalığın etkisi altında olduğu ve fiil ehliyetine sahip olmadığı bir dönemde hile ile kendisine imzalattırılmış bir belge olabileceği gibi imzanın sahte de olma ihtimali bulunduğunu, davalının 2.350.000,00 TL gibi yüksek bir meblağda kısıtlıya borç verebilecek ekonomik güce sahip olmadığını, buna karşılık kısıtlının bankalardaki nakit mevduatının 15.000.000,00 TL civarında olduğunu, 28 adet taşınmazı bulunduğunu ve yüksek kira gelirine sahip olduğunu, kısıtlının banka kredi faiz oranlarından çok yüksek bir faiz oranıyla davalıdan borç para almasının izah edilebilir bir tarafı bulunmadığını ileri sürerek vasisi oldukları kısıtlı ...'in davalıya borçlu olmadığının tespitine ve %20 tazminata karar verilmesini talep etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu belgenin kısıtlı ...'in kısıtlanmasından 2 yıl önce düzenlendiğini, imza inkarında bulunulmadığını, bedelsizlik iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, davalı hakkında dolandırıcılık suçlaması ile yapılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, ticaret adamı olan ...'in borç para almasının mümkün olduğunu, davacıların bu yöndeki iddialarının soyut ve dava ile ilgisiz iddialar olduğunu, kısıtlı ...'in borç senedini verdiği 21.02.2008 tarihinde temyiz kudretine sahip, kendi işlerini kendisi takip eden bir çok resmi işlem yapan, tapuda ve bankalarda işlem yapan bir kişi olduğunu, davacıların sırf borcu ödememek için kısıtlılık mazeretini ileri sürdüğünü savunarak davanın reddi ile %20 tazminata karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2012/682 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli 2016/19766 E., 2018/3394 K. sayılı kararıyla davacıların sair temyiz itirazlarının reddi ile davacı ... vasileri, davaya konu belge aslının dosyaya ibrazı ile belge üzerinde sahtelik ve imza incelemesi talep ettiği halde dosya kapsamında davalı tarafça belge aslının Mahkemeye sunulduğuna dair bir bilgi bulunmadığı, bu durumda Mahkemece davaya konu belge aslının dosyaya ibrazı sağlanarak davacı kısıtlının belgenin düzenlendiği tarihten önceki tarihli imzalı mukayese belge asıllarının taraflardan sorularak ilgili yerlerden getirtilip, imza incelemesi yaptırıldıktan ve davaya konu belgenin de konu olduğu Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/33246 numaralı soruşturma dosyasının da sonucu sorularak, ceza davası açılmışsa sonucunun bu davaya etkisi düşünülüp değerlendirilerek, gerektiğinde sonucunun beklenmesi ve deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek bozulmuştur. Davacılar vekilinin karar düzeltme talebi de Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 17.07.2019 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı doğrultusunda müteveffanın tatbiki imzaları toplanarak imza incelemesi yapıldığı, 21.03.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda davanın dayanağı olan borç belgesindeki imzanın müteveffa Sabri Yedikardeşler'in eli mahsulü olduğunun tespit edildiği, bilahare davacılar vekillerinin 28.09.2022 tarihli oturumdaki beyanları ile aynı oturumda ibraz ettikleri 27.09.2022 tarihli dilekçelerinde icra takibinin kalkması nedeniyle davadan feragat ettiklerini beyan ettikleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307 nci ve devamı maddeleri uyarınca davanın vaki feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili 14.11.2022 tarihli dilekçesi ile davacılar tarafından Bursa 8. İcra Müdürlüğünün 2011/7993 E. sayılı dosyasında icra veznesine yatan paranın müvekkiline ödenmemesi hususunda tedbir kararı verilmesi için yatırılan %15 oranında teminat depo edildiği ve verilen tedbir kararı ile davalının alacağının tahsil edilmesinin önüne geçildiğini, 10 yıllık yargılama sonunda davacıların hiçbir iddialarını kanıtlayamadıkları davadan feragat ettiklerini, yargılama sırasında tazminat talep edilmiş olmalarına rağmen davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğini; ancak lehlerine tazminata hükmedilmediğini belirterek 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemenin 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile davalı tarafça 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak tazminat talebinde bulunulduğu, müteveffa davacının vasisi tarafından, yapılan yargılama sonunda kendi el ürünü olduğu anlaşılan belgedeki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle borç olmadığının tespitinin istendiği, Sabri Yedikardeşler'in vefatı üzerine davayı takip eden mirasçıları tarafından da müteveffanın iddiasının devam ettirildiği, ayrıca kısıtlının akıl sağlığının yerinde olmadığı, imza tarihinde fiili ehliyetinin bulunmadığının savunulduğu, yargılama sırasında müteveffanın imza tarihinde akıl sağlığının ve fiili ehliyetinin yerinde olduğu ayrıca belgedeki imzanın kendisine ait olduğunun subut bulduğu, davalı vekilinin hükmün tamamlanması talebinde belirttiği gibi 10 yıl süren yargılama boyunca müteveffanın ve mirasçılarının gerçekte var olan bir borçtan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine uğraştıkları, Mahkemece verilen tedbir kararı yasaya ve usule uygun ise de davalının alacağına ulaşmasının, açılan dava ve tedbir kararı ile engellenmiş olduğu, dosyanın geldiği aşamada davacı tarafça davadan feragat edildiğinden bahisle davanın reddine karar verildiği, tarafların haklılık durumlarının yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacağı, anılan maddede belirtildiği şekilde davalının zararının tazminine karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla davalı vekilinin tazminat talebinin yerinde olduğu ve 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca 28.09.2022 tarihli 2019/338 E., 2022/339 K. sayılı gerekçeli kararının 1. maddesine müteakiben; "2-) Davalı vekilinin 28/09/2022 tarihli oturumda İİK' nın 72/4 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile 2.350.000,00 TL asıl alacağın %20'si olan 470.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," maddesinin eklenmesine karar verilmiştir.
Davacılar vekili 23.12.2022 tarihli dilekçe ile 6100 sayılı Kanun'un 306 ncı maddesindeki usule uyulmadan ek karar verildiğini, davalının talebinin müvekkillerine tebliğ edilip cevap hakkı tanınmadığını, hükmün tamamlanması talebinin geçersiz olduğunu, gösterilen kanun yollarının çelişkili olduğunu, davalı tarafça hükmün tamamlanması talep edilen husus kesinleştiğinden ek karar ile hüküm kurulamaacağını, Mahkemenin 14.10.2015 tarihli davanın reddine ilişkin kararın davalı tarafça temyiz edilmeyip davacı vekilince temyiz edildiğini, anılan kararda davanın reddine karar verilirken davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmediğini, davalı tarafın söz konusu kararı bu yönden temyiz etmediğini, bozma ilamının müvekkilleri lehine olduğunu, bozma ilamının kapsamı dışında kalan hususlarda değişik karar verilemeyeceğini, Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra bozma ilamı ile çelişecek karar veremeyeceğini ileri sürerek söz konusu ek kararın tavzihi ve tamamlanmasını talep etmiş, Mahkemece işbu dilekçenin ek karar temyiz talebi kabul edilerek bu yönde işlem yapılmasına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına ve ek karara karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu borç belgesindeki imza açısından bilimsel mütalaa alarak dosyaya sunduklarını, mütalaada borç belgesinde yer alan imzanın eski tarihli düzenlenen belge üzerine murisin demans hastalığı etkisi altında iken geçmişe dönük olarak tarih atılmak suretiyle kısıtlı iken imzalatıldığının belirtildiğini, Mahkemenin dosyaya sunulan bilimsel mütalaayı dikkate alınmadan karar verdiğini, 6100 sayılı Kanun'un 293 üncü maddesi uyarınca Mahkemece, uzman görüşünün dikkate alınması gerektiğini, bu yönde emsal Yargıtay kararları bulunduğunu, Mahkemece dosyadaki raporlar ile sunulan mütalaalar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, gerekçeli kararda belge üzerindeki imzanın murise ait olduğu yönündeki tespitin müvekkillerinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini, uzman raporunda belge üzerindeki imza murise ait olup belge üzerinde belirtilen tarihten sonra, demans hastalığı etkisindeyken atıldığını, bu yönüyle Mahkeme kararının gerekçesinin hatalı olduğunu, yine Mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı verildiğini, murisin mal varlığı ile davalının mal varlığı birlikte değerlendirildiğinde davalının murise böyle bir borç verecek ekonomik gücünün olmadığını, 2008 yılında anılan tutarın alım gücü dikkate alındığında bu bedelin davalı tarafça murise elden teslim edildiği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, murisin ekonomik durumu nazara alındığında bu miktarda borçlanmasını gerektirecek bir durumunun bulunmadığını, bu kadar yüksek meblağlı bir paranın 27 kilogramlık kağıttan oluşacağını ve murise elden ödenmesinin mümkün olmadığını, menfi tespit davası bakımından ispat yükü üzerinde olan davalının iddiasını ispat edemediğini, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları ile 2005 yılından itibaren murisin demans hastalığı etkisinde olduğunun sabit olduğunu, uzman mütaalaları ile de bu durumun tespit edildiğini, Adli Tıp Kurumu raporları murisin akıl sağlığının bulunup bulunmadığının tespit edilemediği yönünde olup murisin işlem tarihinde akıl sağlığı bulunduğuna dair dosyada herhangi bir delil olmadığını, feragata rağmen ortada tahsil imkanı olan bir alacak olmadığından davanın konusuz kaldığından reddi gerektiğini, davaya konu edilen icra takibine yapılan itiraz neticesinde takibin durduğu, takip alacaklısı ... tarafından, icra takibine yapılan itirazın kaldırılması talebiyle açılan davanın Bursa 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 20.12.2016 tarih (önceki esası 2012/139) 2015/249 E., 2016/1112 K. sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiğini ve icra takibinim ortadan kalktığını, takibin durdurulması amacıyla dosyaya sunulan 31.07.2012 düzenleme tarihli 4.967.454,13 TL’lik teminat mektubunun dosya içerisinde bir önemi kalmadığını, 03.12.2020 tarihinde dosyaya sunulan teminat mektubunun dosya borçlusu görünen muris mirasçılarına iade edilerek icra takibinin kapatıldığını, ... tarafından itirazın iptali davası da açılmadığını, alacaklı olduğunu iddia eden ...'ın ancak yeni bir dava açarak alacağının varlığını yargılama aşamasında ispat ederek en önemlisi borcun kaynağını ispat ederek alacağını alabileceğini, icra takibi olmayan bir dosyada bu davanın konusuz kaldığını Mahkemenin bu hususu resen gözetmesi gerektiğini, bu durumda belirlenen vekalet ücretinin nisbi değil maktu olabileceğini ileri sürerek dava konusu karar gerekçesi yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ek karar ile kötü niyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceğine ve gerekçeli kararın içeriğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 304, 305/A-1, 306 ncı ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1-Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin, davanın konusuz kaldığına, asıl kararın içeriğine ve vekalet ücretine dair sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemece, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi üzerine 29.11.2022 tarihli tavzih kararı ile 6100 sayılı Kanun'un 305/A-1 maddesi uyarınca 28.09.2022 tarihli 2019/338 E., 2022/339 K. sayılı gerekçeli kararının 1 inci maddesine müteakiben; "2-) Davalı vekilinin 28/09/2022 tarihli oturumda İİK' nın 72/4 maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı talebinin kabulü ile 2.350.000,00 TL asıl alacağın %20'si olan 470.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," maddesinin eklenmesine karar verilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un "Hükmün tamamlanması" başlıklı 305/A maddesinde "... Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir...." hükmü düzenlenmiştir.
Yine aynı Kanun'un "Tavzih ve tamamlama talebi ile usulü" başlıklı 306 ncı maddesinde ise tavzih veya tamamlamanın, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebileceği, dilekçenin bir nüshasının, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edileceği, cevabın, tavzih veya tamamlama talebinde bulunan tarafa tebliğ olunacağı, cevap verilmemiş olsa bile Mahkemece, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebileceği, ancak gerekli görülürse iki tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebileceği ve tavzih veya tamamlama talebi yerinde görüldüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapılacağı öngörülmüştür.
Mahkemece anılan hükümler nazara alınıp davalı vekilinin 14.11.2022 tarihli dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilip cevap hakkı tanınmadan yazılı şekilde ek karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Kaldı ki yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere Mahkemenin 14.10.2015 tarihli 2012/682 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş ve anılan kararda davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemiştir. Anılan kararın yalnızca davacılar vekilince temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli 2016/19766 E., 2018/3394 K. sayılı ilamı ile karar davacı ... vasileri yararına bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme talebi de Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 17.07.2019 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Mahkemece de söz konusu bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyulmakla, bozma ilamı lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Bu durumda Mahkemece bozmaya uyulmakla oluşan usulü kazanılmış hak da bertaraf edilmek suretiyle 29.11.2022 tarihli ek karar ile tavzih talebinin kabulüne karar verilerek davalı yararına kötü niyet tazminatı hükmedilmesi de doğru görülmemiş ek kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Mahkeme ek kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2024/2473 E., 2024/3863 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
vekili tarafından müvekkilinin haksız yere tazminat, vekalet ücreti ve harç ödemek zorunda kaldığını bildirmiş ise de hükümde tüm davalılar yönünden karar verildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305 nci maddesine göre hüküm fıkrası tavzih yoluyla değiştirilemeyeceğinden tavzih talebinin reddine karar verildiği, yine davalı ...
1. Hukuk Dairesi 2024/2473 E. , 2024/3863 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2223 E., 2023/9 K.
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul / Tavzih Talebi ve Kesinleştirme Talebi Ret / Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/150 E., 2019/291 K.
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, ilgili hüküm tarafların istinaf etmemesi üzerine 14.10.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
Karara karşı asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından tavzih talebinde bulunulmuş, Mahkemece 09.09.2022 tarihli ek karar ile tavzih talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkillerin 12.06.2007 tarihinde vefat eden ...'ın mirasçıları olduğunu, miras bırakanın dul ve çocuksuz olarak vefat ettiğini, davalıların ise miras bırakanın kardeşi olan ...'in kızı ...'in çocukları olduklarını, miras bırakanın sağlığında adına kayıtlı Derince ... köyünde bulunan 3310, 3333 ve 3335, Derince ... köyünde bulunan 2378, 2380, 2382, 2392, 2421, 2423, 2424, 2462, 2479, 2482, 2521, 2525, 2547, 2605, 2610, 2620, 2623, 2627, 2635, 2645, 2685, 2780, 2783, 2821, 2823, 2846, 2983, 2994, 3027, 3057, 3113, 3119, 3127, 3132, 3148, 3152, 3180, 3182, 3188, 3207, 3210, 3216, 3226, 3237, 3246, 3254, 3258, 3262, 3268, 3298, 3307, 3309, 3345, 3347, 3436, 3452, 3461, 2650, 2468, 3353, 2698 ve 3429 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 22.05.2006 tarih ve 25141 sayılı yevmiye numaralı işlemle davalı ...'e, Derince ... Köyünde bulunan 2809 parsel sayılı taşınmazın tamamını 08.03.2004 tarih ve 519 yevmiye numaralı işlemle ...'e, Derince ... köyünde bulunan 2371, 2380, 2529, 2704, 3096, 3391, 3426, 3080, 3216 ve 3335 parsel sayılı taşınmazları davalılara, İzmit ... Mahallesinde bulunan 261 ada 53 parsel sayılı taşınmazı da 13.04.2006 tarih ve 3040 yevmiye numaralı işlemle satış gibi göstermek suretiyle devrettiğini, söz konusu devirlerin gerçek satış olmayıp diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürerek muvazaalı olarak devredilen dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkillerin miras payları olan 6/24 oranında müvekkiller adına kayıt ve tesciline, taşınmazların satılmış ise satılan taşınmazların dava tarihi itibari ile değerinin davalılardan yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Birleştirilen davada davacılar vekili; müvekkillerinin 12.06.2007 tarihinde vefat eden ... mirasçısı ...'nın mirasçıları olduklarını, miras bırakanın çocuğu olmadığını, dul olarak vefat ettiğini, davalıların ise ...'in kızı ...'in çocukları olduğunu, miras bırakan sağlığında adına kayıtlı Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 3310, 3333 ve 3335, ... köyünde bulunan 2378, 2380, 2382, 2392, 2421, 2423, 2424, 2462, 2479, 2482, 2521, 2525, 2547, 2605, 2610, 2620, 2623, 2627, 2635, 2645, 2685, 2780, 2783, 2821, 2823, 2846, 2983, 2994, 3027, 3057, 3113, 3119, 3127, 3132, 3148, 3152, 3180, 3182, 3188, 3207, 3210, 3216, 3226, 3237, 3246, 3254, 3258, 3262, 3268, 3298, 3307, 3309, 3345, 3347, 3436, 3452, 3461, 2650, 2468, 3353, 2698 ve 3429 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 22.05.2006 tarih ve 25141 sayılı yevmiye numaralı işlemle davalı ...'e, Derince ... köyünde bulunan 2809 parsel sayılı taşınmazın tamamını 08.03.2004 tarih ve 519 yevmiye numaralı işlemle ...'e, Derince ... köyünde bulunan 2371, 2380, 2529, 2704, 3096, 3391, 3426, 3080, 3216 ve 3335 parsel sayılı taşınmazları davalılara, İzmit ... Mahallesinde bulunan 261 ada 53 parsel sayılı taşınmazı da 13.04.2006 tarih ve 3040 yevmiye numaralı işlemle satış gibi göstermek suretiyle devrettiğini, söz konusu devirlerin gerçek satış olmayıp diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürerek muvazaalı olarak devredilen dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkillerinin payı oranında adına tesciline, satılan taşınmazlar için bedelin ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2019 tarihli ve 2017/150 Esas, 2019/291 Karar sayılı kararıyla; mirasbırakanın varlıklı birisi olduğu ve mal satmaya ihtiyacının bulunmadığına, tüm mirasçıların mirasbırakan ile ilgilendiği hususlarına ve temin edilen bilrikişi raporuna göre; miras bırakan tarafından yapılan görünürdeki satış işleminin muvazaalı olduğu, gizlenen bağış iradesinin ise şekil noksanlığı bulunduğundan geçersiz olduğunun kabulünün gerektiği belirlenerek, asıl davada davacıların davasının kısmen kabulüne, Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 2371, 2378, 3096, 3391, 3426, 2392, 2421, 2423, 2424, 2462, 2479, 3057, 3113, 3119, 3127, 3132, 3148, 3152, 3347, 3436, 3353 ve 2698 parsel sayılı taşınmazlar ile ... köyünde bulunan 3335 parsel sayılı taşınmazın davalılar tarafından 3. kişilere satılmış olmas nedeniyle toplam 404.418,67 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine; Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 2380, 3216, 2382, 2482, 2521, 2525, 2547, 2605, 2610, 2620, 2623, 2627, 2635, 2645, 2685, 2780, 2783, 2821, 2823, 2846, 2983, 2994, 3027, 3180, 3182, 3188, 3207, 3210, 3226, 3237, 3246, 3254, 3258, 3262, 3268, 3298, 3307, 3309, 3345, 3452, 3461, 2650, 2468 ve 3429 parsel sayılı taşınmazlar, Kocaeli ili, İzmit ilçesi, ... Köyü/Mahallesinde buluna 261 ada 53 parsel sayılı taşınmaz, Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 3333 ve 3310 parsel sayılı taşınmazlar ile Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyü 2809 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tesciline; Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 3080, 2529 ve 2704 parsel sayılı taşınmazlar hakkında açılan davanın feragat nedeniyle reddine; birleştirilen davada davacının davasının kısmen kabulü ile, Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 2380, 3216, 2382, 2482, 2521, 2525, 2547, 2605, 2610, 2620, 2623, 2627, 2635, 2645, 2685, 2780, 2783, 2821, 2823, 2846, 2983, 2994, 3027, 3180, 3182, 3188, 3207, 3210, 3216, 3226, 3237, 3246, 3254, 3258, 3262, 3268, 3298, 3307, 3309, 3345, 3452, 3461, 2650, 2468 ve 3429 parsel sayılı taşınmazlar, Kocaeli ili, İzmit ilçesi, ... Köyü/Mahallesinde bulunan 261 ada 53 parsel sayılı taşınmaz, Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 3333 ve 3310 parsel sayılı taşınmazlar ile Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 2809 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, Kocaeli ili, Derince ilçesi, ... köyünde bulunan 3080, 2529 ve 2704 parsel sayılı taşınmazlar hakkında açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. TAVZİH TALEBİ- İLK DERECE MAHKEMESİ EK KARARI TAVZİH TALEBİNİN REDDİ
1. İlk Derece Mahkemesi kararı, taraflara 28.09.2019 tarihinde tebliğ edilmiş ve taraf vekillerinin istinaf yoluna başvurmaması üzerine karar 14.10.2019 tarihinde kesinleştirilmiştir.
2. Tavzih Talebi
Asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili tavzih dilekçesiyle; her iki dosya bakımından usulsüz tebligat nedeniyle kesinleşme şerhinin kaldırılmasını gerektiğini, kararın yeniden vekil sıfatı ile tarafına tebliği gerektiğini, müvekkilinin haksız yere tazminat, vekalet ücreti ve harç ödemek zorunda kaldığını belirterek, davalı ...'in hak ve yükümlülüklerinin hükmen tavzihi ile kesinleşme kararının kaldırılmasını istemiştir.
3. Tavzih Talebi Üzerine İlk Derece Mahkemesi Ek Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 09.09.2022 tarihli ek kararıyla; asıl ve birleştirilen davada, davalı ... vekili tarafından müvekkilinin haksız yere tazminat, vekalet ücreti ve harç ödemek zorunda kaldığını bildirmiş ise de hükümde tüm davalılar yönünden karar verildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305 nci maddesine göre hüküm fıkrası tavzih yoluyla değiştirilemeyeceğinden tavzih talebinin reddine karar verildiği, yine davalı ... vekili, duruşmayı yetki belgesi ile takip eden vekile yapılan tebligatın usulsüzlüğü nedeniyle kesinleşmenin kaldırılmasını talep ettiği, yetkili kılınan avukata yapılan tebligatın usulüne uygun ve geçerli olduğu, geçerli bir yetki belgesi uyarınca davaya katılan avukata karar tebliği yapılmasının usulüne uygun olduğu belirlenerek kesinleştirme işleminin kaldırılması yönündeki talebinin de reddine karar verilmiştir.
V. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 09.09.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ve usulsüz şekilde kesinleştirildiğini, gerçekten yetkili olmayan vekile tebliğ yapıldığını, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece verilen kararın infazında tereddütler olduğunu, davanın Kocaeli 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 2014/685 E. ve 2015/240 E. sayılı dosyaları ile birleştirilmesi gerektiğini, yapılan yargılamanın hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile; tavzih talebinin reddine dair karar verilmesinde de bir isabetsizlik görülmediği belirlenerek, asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muris muvaazası hukuki nedenine dayalı dayalı tapu iptali ve tescil davasında, asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne dair verilen ve kesinleşen kararın tavzihi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "hükmün tavzihi'' kenar başlıklı 305 inci maddesi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2018 tarihli ve 2018/13-877 Esas, 2018/1755 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305 inci maddesi gereğince; hüküm yeterince açık değil ise veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez denilmektedir.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle asıl ve birleştirilen davada, davalı ... vekili tarafından kesinleşmiş hükmün tavzih yoluyla değiştirilmesi talep edildiğinden, davalının talep ettiği hususların Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305 inci maddesi gereğince tavzih yoluyla düzeltilemeyeceğinin ve verilen hükmün değiştirilmesinin mümkün olmadığının anlaşılmasına göre, asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 247,70 TL bakiye temyiz onama harcının temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2023/221 E., 2024/736 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na 7251 sayılı Kanun ile eklenen "Hükmün tamamlanması" başlıklı 305-A maddesi;
Hukuk Genel Kurulu 2023/221 E. , 2024/736 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/225 E., 2022/356 K.
KARAR : Asıl davanın reddine, birleşen davanın açılmamış sayılmasına
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19.01.2022 tarihli ve
2021/396 Esas, 2022/427 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleştirilen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı asıl davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme
kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
ASIL DAVA
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; miras bırakan ile müvekkili Makbule'nin Nisan 2011 tarihinden beri gayrı resmî birliktelik yaşadıklarını, 15.08.2013 tarihinde bu birliktelikten davacı ...’ın doğduğunu, bu ilişkinin ortaya çıkması üzerine eşi ... ile arasında huzursuzluk başlayan miras bırakan, kardeşleri ve eşi ... arasında taşınmazların ileride davalı tarafından miras bırakanın eşi ... ve ondan olan çocuklarına devredilmesinin kararlaştırıldığını, miras bırakanın on bir parça taşınmazını kardeşi olan davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiğini, miras bırakanın bu süreçte müvekkillerini mağdur etmemek için kardeşleri ve resmî eşinden habersiz olarak müvekkiline Kule Art isimli şirkette %15 pay sahibi olduğunu, ortak olarak alınan inşaat aşamasında olup bitmek üzere olan toplam yedi dairenin ruhsatları alınınca kira geliri sağlamaları için oğlu Aras’a devredileceğini söyleyerek müvekkilini ikna ettiğini, miras bırakanın 2014 tarihinde silahlı çatışmada öldürüldüğünü, bahse konu yedi daire için yapılan görüşmelerde miras bırakanın ortaklarının bu beyanı doğrulamadıklarını, ancak istediği takdirde miras bırakanın kardeşine temliklerin yapılacağı duyumunu aldıklarını, miras bırakanın kardeşleri ve ailesinin müvekkiline kendilerinin göstereceği bir evde oturmasını, her ay 1.500,00 TL iaşe bedeli ödeyeceklerini bunun karşılığında ise kendilerine vekâlet vermesi gerektiğini söylediklerini, bu durumun hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi temliklerin müvekkilinden mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı yapıldığını gösterdiğini ileri sürerek miras payı oranında tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa bedele karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Usulüne uygun yapılan tebligata rağmen davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulmamış, süresinden sonra verilen beyan dilekçesinde davalı vekili; müvekkilinin emlakçılık işi yaptığını, çekişme konusu taşınmazları üçüncü kişilerden bedellerini ödeyerek satın aldığını ancak işlerinin yoğunluğu ve sürekli seyahat hâlinde olması nedeniyle yanında işçi olarak çalışan kardeşi miras bırakan Ali adına emaneten tescil ettirdiğini, daha sonra devraldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
BİRLEŞTİRİLEN DAVA
I. DAVA
Davacı (kendi adına asaleten, çocukları adına velâyeten) dava dilekçesinde; eşi miras bırakan Ali’nin dava dışı Makbule ile gayri resmî birlikteliğine rıza göstermesi karşılığında asıl davaya konu on bir parça taşınmazın miras bırakan tarafından davalı ...’e geçici süreliğine devredildiğini, aralarındaki anlaşmaya göre Ahmet’in taşınmazları bir süre sonra kendisine ve çocuklarına vermesi gerekirken vermediğini, güveni kötüye kullandığını ileri sürerek miras payları oranında tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa bedele karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacının ıslak imzalı dilekçesiyle muvazaa olgusunu kabul ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.11.2019 tarihli ve 2014/734 Esas, 2019/746 Karar sayılı kararıyla; asıl davada taşınmazların temlikinde mal kaçırma amacının bulunmadığı, her ne kadar davalı, miras bırakanın kardeşi olsa da ortak emlakçılık yapmaları nedeniyle devrin iş sebebiyle olabileceği değerlendirilerek hayatın olağan akışına uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine; birleştirilen davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 150/6 ncı maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 10.11.2020 tarihli ve 2020/344 Esas, 2020/1135 Karar sayılı kararıyla; birleştirilen davaya karşı başvuru olmadığından davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen kararın kesinleştiği, miras bırakanın resmî eşi olan birleştirilen davada davacı ...’nın dava dilekçesindeki beyanlarının yalnız kendisini bağlayacağı gibi ileri sürdüğü iddiaları yazılı delille kanıtlayamadığı, böylelikle asıl davada davacının da devrin hileli, inançlı işlemli ve muvazaalı olduğu iddiasını ispat edemediği, Mahkemece benzer gerekçe ile davanın reddine dair verilen kararın dosya içeriğine göre usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… Değerlendirme
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, mirasbırakan ...’in 306 ada 16 parseldeki A blok 4 nolu ve B blok 6 nolu bağımsız bölümlerdeki ve 582, 585, 588, 13, 20, 22, 26, 263 ada 5, 265 ada 9 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 18/06/2013 tarihinde kardeşi olan davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği 1977 doğumlu mirasbırakanın 22/01/2014 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak birleştirilen davada davacılar (eşi ... ile ...’dan çocukları) ile dava dışı Makbule’den olma çocuğu asıl davada davacı ...’nın kaldığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, dinlenen tanık beyanlarıyla temliklerin gayriresmi ilişkiden doğan davacıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığı, bedelsiz olduğu birleştirilen davanın açılma sebebinin de asıl davayı sonuçsuz bırakmak olduğu anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kısa kararda ve gerekçeli kararda Yargıtay bozma kararına karşı direnilmesine karar verilmiştir.
2. Davacı vekili süresi içinde mahkemece verilen önceki kararın hüküm fıkrasının aynen yazılması gerektiğini belirterek hükmün tamamlanmasını talep etmiş, davalı vekili hükmün tamamlanması talebinin reddine karar verilmesini istemiştir.
3. İlk Derece Mahkemesince duruşma açılmak suretiyle verilen 17.06.2022 tarihli ek karar ile; “davacı vekilinin hükmün tamamlanması talebinin kabulü ile Mahkememizin 18/05/2022 tarih 2022/225 esas 2022/356 karar sayılı kararının hüküm kısmına; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19/01/2022 tarih 2021/396 esas 2022/427 karar sayılı bozma ilamına karşı önceki hükümde DİRENİLMESİNE ifadesinden sonra gelmek üzere 1-Birleşen dosya olan Osmaniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/188 Esas sayılı dosyanın HMK. Madde 150/6 gereği açılmamış sayılmasına, 2-Asıl davanın, davacının asıl talebi ve terditi talebi yönünden reddine şeklinde yazılmak suretiyle HÜKMÜN TAMAMLANMASINA,İş bu ek kararın hükmün eki sayılmasına” karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; muvazaa olgusunun ispatlandığını, direnme olarak adlandırılan kararda önceki gerekçeden farklı sebepler gerekçe ortaya konulmak suretiyle direnme kararı verildiğini, kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada, miras bırakanın dava konusu taşınmazları davalı kardeşine satış suretiyle yaptığı temlik işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır.
D. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına girilmeden önce mahkemenin kısa kararda ve gerekçeli kararda sadece “bozma ilamına karşı önceki hükümde direnilmesine” demekle yetinilip hükmün tamamlanması yoluyla oluşturulması karşısında usulüne uygun kurulan bir direnme kararının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre işin esasının incelenmesine geçilip geçilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
E. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294, 297, 305-A ve 373 vd. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Ön sorunun çözümü için konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
2. Kişiler arasında çıkan özel hukuk uyuşmazlıkları, kural olarak onların talebi üzerine yargı organları aracılığıyla çözüme kavuşturulur. Kişilerin Devletin yargı organlarına başvurarak talep etmiş olduğu hukuki koruma, taraflar için anayasal olarak güvence altına alınan "hak arama hürriyetinin" en doğal sonucudur. Nitekim 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (Anayasa) 36 ncı maddesi uyarınca; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir". Hak arama hürriyeti ile taraflara tanınan hakkın korunması bakımından yetkili yargı organlarının da birtakım yükümlülükleri bulunmaktadır. Zira Anayasanın 36 ıncı maddesinde; hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı, 141 inci maddesinde ise; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hususu açıkça hüküm altına alınmıştır.
3. Mahkemeler, tüm işlemlerinde kanuna uygun hareket etmek zorundadır. Mahkemenin görevi, tarafların sulh olması, davacının davasını geri alması gibi istisnai durumlar dışında, uyuşmazlık hakkında bir karar vermek ve uyuşmazlığı bir kararla sonuçlandırmaktır. Yargı organı karar vererek çözüme ulaşmak amacıyla yargılamayı ilerletmek (ara karar), uyuşmazlığın nihai çözümüne kadar geçici bir hukuki koruma sağlamak (geçici hukuki koruma kararları) ya da uyuşmazlığı çözüp yargılamayı sonlandırmak (nihai karar) için bir irade açıklar. Mahkemenin ortaya koyduğu bu iradenin niteliği, kararın niteliğini de belirlemektedir (Hakan Pekcanıtez/Oğuz Atalay/Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2023, s. 440).
4. Yargılamaya son veren ve hâkimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara nihai karar denir. Hâkim nihai karar ile davadan elini çeker, verdiği karardan dönemez ve onu değiştiremez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul, 2001, C. III, s. 3004). 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü maddesinde belirtildiği üzere; mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.
5. Türk Hukuk Lûgatında da "nihai karar (son karar)", bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararları; “hüküm” ise, Hukuk Muhakemeleri Usulünde yargıcın inceleme ve yargılama sonucu taraflara yükletilen külfeti, görevi ve tanınan haklar ile yetkileri gösteren beyanı, yani uyuşmazlığı sonuçlandıran karar olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 507).
6. Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesi bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiğini açıklamıştır. Buna göre;
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir".
7. Tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hâkimin, 6100 sayılı Kanun'un 298 inci maddesi uyarınca kararlarını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 6100 sayılı Kanun'un 297/2 nci maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Uygulamada 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. Mahkemenin zorunlu nedenlerle kararını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazmadan yalnız hüküm sonucunu açık, anlaşılabilir, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde duruşma tutanağına geçirip, okuyup, bu şekilde tefhim ettiği hüküm sonucuna ise kısa karar denir. Yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Çünkü kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirir. Dolayısıyla açıklanan şartları taşıyan kısa karar hüküm fıkrası niteliğinde olduğundan, kısa kararın tefhimi ile hüküm hukuki varlık kazanmaktadır.
8. Anayasanın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü, 297 nci ve 298/2 nci maddeleri gereğince, mahkemenin taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde usulün aradığı niteliklere haiz kısa kararı ve buna uygun gerekçeli kararı yazması, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratmayacak şekilde hüküm fıkrasının oluşturulması gerekmektedir. Gerekçeli karar ile hüküm arasında çelişki bulunan kararlar usul yönünden bozulur. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 12.09.2024 tarihli ve 2024/(15)6-222 Esas, 2024/413 Karar; 10.07.2024 tarihli ve 2024/9-302 Esas, 2024/373 Karar; 14.06.2023 tarihli ve 2022/11-1188 Esas, 2023/632 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenerek 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince direnme kararlarının usulden bozulmasına karar verilmiştir.
9. Karar verilirken, yargılama hukukunun tüm gereklerinin yerine getirilmesi ve kararın maddi hukuk bakımından da doğru olması aranır. Kural olarak, hatalı kararların düzeltilmesi olağan ve olağan üstü kanun yolları ile sağlanır. Bir hükmün tartışılamayacak bir şekilde ortaya çıkması yani kesin hüküm niteliğini kazanabilmesi kararın şekli ve maddi anlamda kesinleşmesine bağlıdır. Usulüne uygun olarak veya süresinde kanun yoluna başvurulmadığında karar kesinleşir. Medeni yargılama hukuku anlamında bir karardan bahsedebilmek için yukarıdaki niteliklere haiz bir kararın bulunması gerekmektedir.
10. Hükmün mevcut sayılması için hukuki uyuşmazlık hakkında kanuna ve hukuka uygun şekilde kurulan mahkeme tarafından belirli şekilde verilen ve alenileşen kararın bulunması gerekir. Açıklanan temel unsur ve nitelikleri taşımayan karar bir irade açıklaması, idari bir işlem ya da hukukça başkaca nitelendirilebilecek bir işlem olarak kabul edilebilir ise de, yargılama hukuku anlamında bir karar olarak kabul edilemez. Şeklen hüküm olarak ortaya çıkan gerçekte hüküm niteliği taşımayan kararlar yok hüküm/yok karar ya da görünüşte kararlar olarak adlandırılır.
Yok hükümler hiçbir etki doğurmaz, yokluk hâli kendiliğinden dikkate alınır. Mahkemece karar verilmemiş bir organ tarafından karar verilmiş olması ya da hükmün tefhim edilmemiş olması durumlarında yargılama gerçek anlamda henüz tamamlanmamış ya da yapılmamış olduğundan, yalnızca görünüşte mevcut olan karar mahkemeyi ve tarafları bağlamaz. Yok hükmündeki kararlara dayanarak usuli ya da maddi anlamda bir talepte bulunulamayacağı gibi söz konusu kararların icra edilebilmesi de mümkün değildir. Etkisiz karar ise yok karardan farklıdır. Etkisiz kararın temel unsurlarında bir eksiklik olmamasına rağmen hüküm değişik sebeplerle kısmen ya da tamamen normal bir hükmün taşıması gereken etkiyi yargılama ve icra hukuku bakımından göstermeyen kararlar olup hükmün etkisizliği her zaman ileri sürülebilir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 459 vd.; Tülay Arslan Deliduman, Medeni Yargılama Hukukunda Hükmün Tamamlanması Usulü, İstanbul 2023, s.54 vd.; Mumammet Özekes, Medeni Usul Hukukunda Yok Hüküm ve Etkisiz Hüküm, Yargıtay Dergisi, vol.26, pp.661, 2000; Murat Atalı/İbrahim Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, s. 571).
11. Mahkeme hak arama hürriyetini ve hukuki barışı somut olay bakımından tarafların talepleri hakkında vereceği kararla tesis eder. Hüküm sonucu esasında tarafların talepleri konusunda mahkemenin verdiği cevabı içerir. Mahkemenin hüküm fıkrasında taleplerin tamamı ya da bir kısmı hakkında cevap vermemiş olması, yukarıda açıklanan hak arama hürriyetini ve onun bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlâli sonucunu doğuracağından dava veya diğer yargısal işlerde tarafların veya ilgililerin talepleri hakkında mahkeme tarafından hata ile karar verilmemişse, bu eksikliğin giderilmesini sağlayacak etkili bir düzenlemeye ihtiyaç vardır (Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda Hükmün- Nihai Kararların- Tamamlanması, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C XXV, 2001, s. 25). Bu ihtiyaca yönelik hukuki bir çare olarak 6100 sayılı Kanun'a 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile "hükmün tamamlanması" maddesi eklenmiştir.
12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na 7251 sayılı Kanun ile eklenen "Hükmün tamamlanması" başlıklı 305-A maddesi; "Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir." hükmünü içermekte olup, 306 ncı maddede de tamamlama talebi ile usule ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde; "Uygulamada, esas hakkında hüküm verildikten sonra çeşitli sebeplerden dolayı taleplerden bir veya birkaçı hakkında karar verilmediği görülmektedir. Kanunun mevcut hükümlerine göre, dava konusu olup talepte yer alan ancak hükümde yer verilmeyen bir hususun hükme eklenmesi ancak kanun yolunda ileri sürülebilmektedir. Düzenlemeyle, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde tarafların başvurması şartıyla yargılamada ileri sürülen veya mahkemece kendiliğinden hükme geçirilmesi gereken ancak hüküm verilmeyen talepler hakkında mahkemece ek karar verilmesi açıkça hüküm altına alınmaktadır. Bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilecektir" ifadelerine yer verilmiştir.
13. Hükmün tamamlanmasının konusunu nihai kararlar oluşturur. Ara kararlarda yer alan eksiklikler bakımından hükmün tamamlanması yoluna gidilmesi mümkün değildir. Hüküm sonucunda tüm talepler hakkında karar verilir.
14. Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 2020/70 Esas, 2023/106 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; hükmün tamamlanması, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen nihai kararda, hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda söz konusu eksikliği gidermek üzere mahkemenin ek karar vermesine imkân tanıyan bir yoldur. Hükmün tamamlanması ile nihai kararın düzeltilmesi veya değiştirilmesi ya da yargılamada ileri sürülmeyen yeni taleplerin karara bağlanması mümkün değildir. Hükmün tamamlanması yoluna ancak mahkemece hakkında sehven karar verilmeyen hususlar nedeniyle oluşan hüküm boşluklarının ortadan kaldırılması için başvurulabilir. Mahkemenin bilinçli olarak karar vermediği hâllerde hükmün tamamlanması yoluna başvurulamayacağı gibi bu yolla karardaki hukuki hataların düzeltilmesi söz konusu olamaz. Hükmün tamamlanması üzerine verilen ek karar ilk karar gibi bağımsız bir nihai karar olduğundan bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilir.
15. Hükmün tamamlanması yoluna başvurabilmek için tamamlama talebine konu olabilecek bir mahkeme kararının bulunması, mahkeme tarafından taraflardan birinin ileri sürdüğü talepler hakkında veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olan hususlarda karar verilmemiş olması ve ilgili tarafın süresi içinde talepte bulunmuş olması gerekir (Derya Belgin Güneş, Medeni Usul Hukukunda Hükmün Tamamlanması, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi – İnÜHFD 12(1), 2021, s. 317 vd.; Akkaya, s. 34). Hükmün tamamlanması yoluyla hükmün düzeltilmesi ya da değiştirilmesi veya talep edilmemiş olmasına rağmen yeni talepler ileri sürülmesi mümkün değildir. Hatalı kararlar, şartları varsa kanun yolları ile veya hükmün tashihi yoluyla düzeltilebilir. Özetle, ek karar ilk karardan sapmamalı, onu değiştirmemeli, hükmün tamamlanması yolu dava konusu bakımından yeniden yapılan bir yargılama aracı veya hatalı hükmün düzeltilmesine yarayan bir yol olarak görülmemeli, yeni baştan yargılama yapılmasının yolunu açma olarak kabul edilmemelidir. Hükmün tamamlanması müessesesi sadece unutulan hususlarla ilgili usul ekonomisi gözetilerek getirilmiş bir kolaylık olarak değerlendirilmelidir (Zeynep Bahadır, Medeni Yargıda Hükmün Tamamlanmasının Hükmün Kesinleşmesi ve Cebri İcrası Bakımından Etkisi, 2022, İstanbul Hukuk Mecmuası 80/2, s.513).
16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305-A maddesi anlamında, yargılamada ileri sürülmesine rağmen hakkında kısmen veya tamamen karar verilmemiş hususlar ifadesinden anlaşılması gereken taraflardan birinin yargılamada ileri sürdüğü taleptir. Hakkında mahkeme tamamen veya kısmen karar vermemiş ise hükümde eksiklik ortaya çıkar. Taraflarca ileri sürülen taleplerin her birinin, mahkemenin nihaî kararında gerekçeleri ile birlikte kabul veya ret nedenlerinin yazılmaları gerekir. Mahkeme bu taleplerden biri veya birkaçı hakkında karar vermeyi unutmuşsa, hükmün verilmesinden sonra 6100 sayılı Kanun'un 305-A maddesindeki şartlarla bu talepler hakkında tamamlayıcı bir karar verilebilir.
17. Nihaî kararın verilmesinden sonra tamamlanabilen talepler, usûlî taleplerdir. Netice-i talebe dâhil olan bir talep (yahut onun bir kısmı) hakkında karar verilmemiş ise ancak bunun tamamlanması söz konusu olur; yoksa talep sonucunu etkileyecek bir iddia yahut savunma sebebinin (vakıasının) hüküm kurulurken gözetilmemesi suretiyle karar verilmişse, bu eksikliğin giderilmesi hükmün tamamlanması yoluyla sağlanamaz. Kısaca, hakkında karar verilmemiş olan maddi hukuka ait taleplerin tamamlanması mümkün değildir. Hakkında karar verilmesi unutulan talep, asli talep veya tali talep olabilir. Mahkeme, tarafların ileri sürmüş oldukları taleplerin bir kısmı veya tamamı hakkında karar vermeyi unutmuşsa, hükmün tamamlanması yoluna başvurulabilir. Örneğin, mahkemenin ana para alacağı hakkında karar vermesi, faiz hakkında ise karar vermeyi unutmuş olması hâlinde mahkeme, taraflardan birinin hükmün tamamlanması talebinde bulunması ile alacağın faizi hakkında ek bir karar verebilecektir. Bazı hususlarda ise mahkemece talep edilmese bile kendiliğinden karar verilmelidir. 6100 sayılı Kanun uyarınca kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olan hususlar; takdir hakkının bulunmadığı durumlarda yargılama giderleri, taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve bunların süresi, hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzaları, gerekçeli karar daha sonra yazılmışsa gerekçeli kararın yazıldığı tarih, harç, masraf vekâlet ücreti örnek olarak verilebilir. Bu hususların mahkeme kararında yer almaması hâlinde, taraflar hükmün tamamlanması yoluna başvurulabilir (Güneş, s.321; Arslan Deliduman s.67).
18. Önemle vurgulamak gerekir ki, 6100 sayılı Kanun'un 373/5 maddesine göre verilen direnme kararları da bir davayı sona erdiren (nihai) temyizi mümkün son kararlardandır. Direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.11.2022 tarihli ve 2021/(22)9-531 Esas, 2022/1575 Karar; 24.06.2021 tarihli ve 2017/4-1338 Esas, 2021/838 Karar; 07.07.2021 tarihli ve 2017/11-421 Esas, 2021/966 Karar; 11.11.2021 tarihli ve 2018/(13)3-844 Esas, 2021/1395 Karar ile 14.12.2021 tarihli ve 2017/(6)8-1846 Esas, 2021/1669 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
19. Mahkemenin bozma kararına uyulup uyulmama konusunda verilen irade açıklamaları ara karar niteliğindedir. Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği gibi, 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca da mümkün olmadığı, ilk karara atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı aşikardır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun istikrarlı kararları da aynı yöndedir. (04.02.2021 tarihli ve 2021/4-100 Esas, 2021/41 Karar; 07.03.2019 tarihli ve 2019/13-113 Esas, 2019/248 Karar; 10.12.2019 tarihli ve 2019/1-691 Esas, 2019/1319 Karar sayılı kararları gibi).
20. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; direnmeye esas kısa kararda ve gerekçeli kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış, önceki karara atıf yapılarak sadece; “bozma ilamına karşı önceki hükümde direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar kurulmamıştır. Davacı vekilinin talebi üzerine duruşma açılmak suretiyle verilen 17.06.2022 tarihli ek karar ile hükmün tamamlanmasına karar verilerek hüküm kurulmuş, ek kararın asıl kararın hükmün eki sayılmasına karar verilmiş ise de; bozma kararı ile hayatiyetini yitiren ilk karara atıf suretiyle hüküm tesis edilemeyeceği, görünüşte olan karar ile uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmediğinden belirsizliğe neden olunduğu gibi bu tarz eksik hükümlerin icraya konulmasının da mümkün olmadığı, bir başka ifadeyle yok hükmündeki kararlara dayanarak usuli ya da maddi anlamda bir talepte bulunulamayacağı, uyulup uyulmama konusunda verilen irade açıklamalarının ara karar niteliğinde olduğu, hüküm fıkrasına geçirilmiş ise de direnilmesine şeklindeki ara kararın ve hakkında karar verilmemiş olan maddi hukuka ait taleplerin tamamlanması mümkün olmadığı gözetildiğinde 6100 sayılı Kanun'un 305-A maddesinin somut olayda uygulanamayacağı, hükmün tamamlanması yoluyla verilen nihai kararın düzeltilemeyeceği, eldeki davada usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmadığından yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.
21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, medenî usûl hukukunda taraflarca talep edilmesine veya resen hükme geçirilmesi gerekmesine rağmen hükümde yer alması unutulan hususa ilişkin eksikliğin giderilebilmesi için ya hükmün tamamlanması yoluna başvurmak ya kanun yolu açık ise kanun yoluna gitmek dışında kural olarak hükümdeki eksikliğin giderilmesinin mümkün olmadığı, şartları oluştuğu takdirde hak arama hürriyetinin ve hukuki dinlenilme hakkının bir uzantısı olan mahkemeye erişim hakkının zedelenmemesi usul ekonomisi bakımından hükmün tamamlanması yolunun seçilmesinde her iki tarafın da hukuki yararının bulunduğu, somut olayda mahkemenin uyuşmazlığın çözümü bakımından kararda direnilmesine yönelik iradesini ortaya koyduğu, süresinde yapılan talep üzerine hükmü atıf yaptığı ilk kararın aynısını vermek suretiyle tamamladığı, tamamlama kararının her iki tarafa gerekçeli karar ile birlikte tebliğ edildiği, bu suretle tamamlama kararıyla da ortaya koyduğu ilk iradeye uygun karar vererek eksikliği tamamlayarak kararı infaz ve denetime elverişli hâle getirdiği, mahkemenin direnme kararı verdikten usuli müktesap hak oluştuğundan bu ara kararından dönemeyeceğinden direndiği ilk kararın aynısını hüküm fıkrasına geçireceği, mahkemece bu hususlara riayet edildiği, yapılan tamamlamanın 6100 sayılı Kanun'un 305-A maddesinin konuluş amacına ve lafzına da uygun düştüğü, mahkemece ortaya konulan direnme yönündeki iradenin varlığına göre ilk hüküm fıkrasında yer alan hususların kendiliğinden direnme hükmüne geçirilmesi gerekli olduğundan somut olayda 305-A maddesinin uygulanabileceği ve ön sorun bulunmadığından işin esasının incelenmesine geçilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
22. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır.
23. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan hükmü usule uygun olmadığından direnme kararının işin esası incelenmeksizin salt usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
18.12.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
1. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan eldeki dava dosyasında; Mahkemenin kısa kararda ve gerekçeli kararda sadece "direnilmesine" demekle yetinip hükmün, 6100 sayılı Kanun'un 305-A maddesine göre tamamlanması yoluyla oluşturulması karşısında usulüne uygun kurulan bir direnme kararının bulunup bulunmadığı, somut olayda anılan maddenin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı ve buradan varılacak sonuca göre işin esasının incelenmesine geçilip geçilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılmış, sayın çoğunluk somut olayda usulün aradığı anlamda bir hüküm kurulmadığı ve olmayan hükme dayanarak hükmün tamamlanması yolu kullanılamayacağından ön sorun bulunduğunun kabulü ile kararın usul yönünden bozulmasına karar vermiştir.
2. Türk hukukunda; milletlerarası tahkimde ve ulusal tahkimde tanınmış olan hükmün tamamlanması imkânı, genel yargılama usulü bakımından ilk kez 6100 sayılı Kanun’a 28.07.2020 tarihli 7251 sayılı Kanun’la 305-A maddesinin eklenmesi suretiyle getirilmiştir.
3. Hükmün tamamlanması ile yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen nihai kararda, hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda söz konusu eksikliği gidermek üzere mahkemenin ek karar vermesine imkân tanınmaktadır. Hükmün tamamlanması, bir kanun yolu olmayıp eksik kalan kararların tamamlanmasına imkân veren bir hukuki çaredir. Hukuki çareler mahkemeler tarafından verilen her türlü kararın gözden geçirilmesini, düzeltilmesini, iptal edilmesini hatta gerektiğinde ve şartları oluştuğunda yargılamaya yeniden dönülerek hüküm verilmesini öngören adil ve makul sürede yargılanma ve mahkemeye erişim hakkını kolaylaştıran usuli olanaklardır. Hükmün tamamlanmasında tavzih ve tashihten farklı olarak hüküm açıklanmamakta ve düzeltilmemektedir.
4. Hükmün tamamlanması başlığını içeren 305-A maddesi lafzen yorumlandığında; mahkemenin hata, dikkatsizlik, dalgınlık ya da ihmalkarlık gibi çeşitli nedenlerle karar altına almadığı talepler veya hükme kendiliğinden geçirilmesi gerekli olduğu hâlde eksik bırakılan bu hususlarda hükmün tamamlanması yoluna başvurulabileceği sonucuna ulaşılırken, amaçsal yorum yapıldığında; hâkimin anayasal ve kanuni yükümlülükler altında yargılamayı bir düzen ve disiplin içinde makul sürede sonuçlandırmasına, tarafların da talep ettiği hukuki himayeye bir an önce kavuşmasına, bu süreç zarfında belirtilen hatalar bakımından gereksiz masraf ve gider yapılarak yargılamanın uzamasının önüne geçilmesine imkân veren ve silahların eşitliği ilkesi uyarınca her iki tarafa da tanınan hak olduğundan maddede öngörülen sınırlar dahilinde somut olayın niteliğine göre başvurulan hukuki bir çare olarak getirildiği sonucuna varılmaktadır. Amaçsal yoruma bakıldığında hükmün tamamlanması kurumunun taraflara hukuki menfaat ve güvence sağladığı kadar usul ekonomisi ve yargılamanın hızlı sonuçlanmasını sağlama fonksiyon yönü ile maddenin uygulanmasında kamusal menfaatin de bulunduğu hususu açıktır.
5. Hükümler, mahkeme tarafından uyuşmazlığı sonlandırmak amacıyla ortaya konulan iradenin taraflara açıklanması niteliğindedir. Ortaya çıkan bu iradenin açık, anlaşılır ve infaz edilebilir nitelikte olması gerektiği tartışmasızdır. Hâkim verdiği nihai karar ile yargılamadan el çektiğinden, madde ile getirilen düzenlemeden önce hükümde eksiklik bulunması durumunda tarafların kural olarak kanun yoluna başvurmak dışında bir seçenekleri olmadığından hükmün tamamlanması kurumu ile artık hüküm altına alınması kısmen ya da tamamen unutulan bir talep ya da eksiklik tamamlanabilir hâle getirilmiştir. Bu yol ile Anayasanın 36, 141 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi usul ekonomisi gözetilerek daha kısa sürede daha etkin bir hukuki koruma sağlanıp gereksiz zaman ve emek kaybının önüne geçmek hedeflenmiştir.
6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305-A maddesinde hükmün tamamlanma sebepleri açıkça sayılmamış "yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlar" ifadesine yer verilmiş, çizilen sınırlar dâhilinde hangi durumlarda hükmün tamamlanması yoluna başvurulabileceği yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Yargılamada ileri sürülen hususların talepler olduğu tartışmasızdır. Kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olan hususlar ise, karar tarihi, harç ve vekâlet ücretine ilişkin durumlar olabileceği gibi, her somut olayın niteliğine göre ayrıca değerlendirilip tartışılması gereken durumlar olarak da karşımıza çıkabilir.
7. Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 2020/70 Esas, 2023/106 Karar sayılı kararında da bu husus; "...kuralın uygulanmasıyla ilgili olarak çelişkili kararların ortaya çıkmasının önlenmesi ya da ortadan kaldırılması veya bu kararların infazındaki tereddütlerin giderilmesi için 2004 ve 6100 sayılı Kanunların sistematiğinde yeterli güvencelerin bulunduğu ayrıca bu kapsamda ortaya çıkan sorunların da yargısal uygulamalarla çözülebilecek nitelikte olduğu anlaşılmıştır... Buna göre yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda mahkemenin nihai kararındaki eksikliği gidermek üzere ek karar verilmesine imkân tanıyan kuralın hukuki belirlilik ve güvenlik ilkeleri ile kesin hükme saygı ilkesine aykırı uygulamalara neden olacağı söylenemez..." şeklinde açıklanmıştır.
8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/5 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi verdikleri direnme kararları niteliği gereği nihai kararlardır. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmeden, direnme hükmünü (kısmen uyma durumları dışında) ilk verdiği kararı aynen zapta geçirmek ve tefhim etmek suretiyle kurmalıdır. Anılan bu ilke davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelen ve anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade eden usuli kazanılmış hak ilkesinin sonucudur. Usuli kazanılmış hak ilkesi hukuki belirlilik ve güvenlik ilkesinin uygulamaya yansımış hâlidir.
9. Somut olayda mahkemece kısa kararda ve gerekçeli karada "bozma kararına karşı önceki kararda direnilmesine" ifadesine yer vermekle yetinilmesi üzerine davacı vekilince gerekçeli karar da tebliğ edilmeden süresinde hükmün tamamlanması talep edilmiş, mahkemece HMK 306 ve devamı maddelerine uygun şekilde celse açılmak suretiyle tarafların beyanı alınmış ve direnmeye konu ilk karara uygun olarak "direnilmesine ibaresinden sonra gelmek üzere asıl davada davacının asıl ve terditli talebi yönünden davanın reddine, birleştirilen davada davanın açılmamış sayılmasına, ek kararın ilk kararın eki sayılmasına" karar verilmiş, ilk karar, gerekçesi ile birlikte oluşturulan ek karar ile birlikte taraflara tebliğ edilmiş, ek kararın gerekçesinde de direnme kararı verildiğinden ilk kararın kendiliğinden hüküm fıkrasına geçirilmesi gerektiğinden koşulları oluşan 305-A maddesinin uygulandığı belirtilmiştir. Mahkeme tarafından sadece bozma kararına karşı önceki hükümde direnilmesine karar verilmiş ve uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmemiş ise de, hükmün özü ve esaslı unsuru ortaya konmuş ve ayrıca buna uygun şekilde yargılama gideri, harç ve masrafları ilk kararda verdiği "asıl davanın reddine, birleştirilen davanın açılmamış sayılması" kararına uygun olarak belirleyerek gerekçeli karara geçirmiştir.
10. Mahkemenin şartları oluştuğunda usuli kazanılmış hak ilkesi gereği direnme yönünde oluşturduğu ara karardan dönüp başka bir karar veremeyeceği kuşkusuzdur. Aksi durum hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesini zedelediğinden çelişki içeren bu kararlar usul yönünden bozulur. Hukuk Genel Kurulunun sapma göstermeyen kararları da aynı yöndedir. Dolayısıyla direnme yönünde ara karar kuran hakim, bu ara kararı kurduktan sonra direnmeye konu ilk kararı kendiliğinden aynen hüküm fıkrasına geçirmek zorundadır. Eldeki davada da mahkemece önceki hükümde direnilmesi yönünde irade ortaya konulmuş, bu irade taraflara tefhim edilerek hüküm fıkrasına ve gerekçeli karara geçirilmiş, iradeye uygun olarak ilk karar yönünde harç, vekâlet ücreti vs. yönünden hüküm kurulmuştur. Mahkemece ortaya koyulan ve gerekçeye de yansıyan bu irade, davacının süresinde yaptığı talep, davalının bilgilendirilmesi, celse açılarak hükmün ek karar ile tamamlanması, ek karar gerekçesinde durumun çelişkiye yer vermeden açıklanması, ilk karar ve ek kararın aynı zamanda taraflara tebliği ile, 305-A maddesinin tam ve yerinde uygulanması yolu ile tamamlanmış, direnme sonucu ilk kararda verilen karar hüküm fıkrasına aynen geçirilmiş, tamamlama yolu ile belirsizlik bu aşamada giderilerek karar denetlenebilir ve infaza elverişli duruma sokulmuştur. Direnmeye esas olan ilk karar düzeltilmemiş ve değiştirilmemiştir. Bu suretle tamamlanan ve infaza da elverişli hâle getirilen kararda tarafların ve kamunun menfaatinin bulunduğu açıktır. Hüküm daha önce tamamlanmak suretiyle denetlenebilir hâle gelip, normal bir direnme kararının unsurlarını taşıdığından usul yönünden verilecek bozma kararında tarafların ya da kamunun menfaati bulunmadığı gibi, usul bozması sonucu mahkemece sonuç itibariyle tamamlandığı şekilde karar verileceğinden, bu durum yargılama sürecinin uzamasına neden olacaktır. Bu durum ve yorum kanun koyucunun amaç ve niyetine hiç de uygun olmamıştır. Tam tersine hükmün tamamlandığının ve ön sorun bulunmadığı kabul edilerek işin esasının incelenmesi HMK 305-A maddesinin örnek bir uygulaması teşkil edebilecek iken bu mümkün olmamış maddenin konuluş amacına aykırı bir değerlendirme olmuştur.
11. Somut olay bakımından mahkemenin tamamlanmasına karar verdiği hususun kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olan hâllerden olduğu ve 305-A maddesinin uygulama imkânının bulunduğu, maddenin de tam ve yerinde uygulandığından ön sorun bulunmadığı ve işin esasının incelenmesi gerektiğinden sayın çoğunluk tarafından ön sorun bulunduğu yönünde verilen karara katılamıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2021/4773 E., 2023/218 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Asli müdahil vekili 22.12.2020 tarihli dilekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305/A, 65 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca asli müdahil lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretine ve 6100 sayılı Kanun'un 329 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin ek karar yazılmasını talep etmiş, Mahkemenin 29.12.2020 tarihli ek kararıyla hükm
11. Hukuk Dairesi 2021/4773 E. , 2023/218 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki patentin hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine ve ek karar talebinin reddine karar verilmiştir.
Ek kararın asli müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya ait olan ... numaralı patentin yeni ve buluş basamağına sahip kılan hiçbir unsuru bulunmadığını ileri sürerek dava konusu ... B numaralı incelemesiz patentin hükümsüz kılınarak sicilde terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
2. Asli müdahil vekili, müvekkilinin hükümsüz kılınmak istenenilen patent üzerinde ve bu patente bağlı olan haklara sahip olduğunu, davacının davayı açmakta hukuki yarararı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2008/09200 B sayılı patentin başvuru tarihinin 01.12.2008 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren 7 yıllık süre için tescil edildiği, koruma süresi dolan patentin 21.12.2015 tarihinde bültende ilan edildiği, dava konusu patentin koruma süresinin dolduğunu, sahibi adına geçerliliğini yitirdiği, davacı ise davasını 04.04.2017 tarihinde açtığı, davacının dava tarihinde koruma süresi dolan patente karşı dava açtığı anlaşıldığından, hukuki yarar yokluğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle dava tarihinde koruma süresi dolan patente karşı hükümsüzlük davası açıldığından hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Asli müdahil vekili 22.12.2020 tarihli dilekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305/A, 65 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca asli müdahil lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretine ve 6100 sayılı Kanun'un 329 uncu maddesinin uygulanmasına ilişkin ek karar yazılmasını talep etmiş, Mahkemenin 29.12.2020 tarihli ek kararıyla hükmün esasına yönelik konularda tavzih ya da ek karar oluşturulmayacağından talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 29.12.2020 tarihli ek kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asli müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca 21.12.2020 tarihinde sunulan dilekçede gerekçeli karardaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesi kapsamında bir ek karar yazılması ve bu suretle, 65 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca işbu dava sonucunda asli müdahil lehine hükmedilmesi gereken vekâlet ücretine hükmedilmesi ve 6100 sayılı Kanun'un 329 uncu maddesinin uygulanmasının talep edildiğini ancak ek karar taleplerinin 29.12.2020 tarihli kararı ile hükmün esasına yönelik konularda tavzih ya da ek karar oluşturulamayacağı gerekçesiyle reddedildiğini, yerel mahkemenin red kararının 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesi ile çeliştiğini ileri sürerek yerel mahkeme tarafından verilen 29.12.2020 tarihli kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyuşmazlığın asli müdahilin lehine vekâlet ücreti hükmedilmesi talebine yönelik olduğu, yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, bu kararın asli müdahil vekiline 21.12.2020 tarihinde tebliğ edildiği, asli müdahil vekilinin 21.12.2020 tarihli talebi üzerine Mahkemece 29/12/2020 tarihli ek kararla vekâlet ücreti hükmedilmesine ilişkin tavzih talebinin reddine karar verildiği, istinafa konu karar mahkemenin 29.12.2020 tarihli ek kararı olduğu, 6100 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği, ve değiştirilemeyeceği, dolayısıyla Mahkemece verilen ek kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle asli müdahil vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asli müdahil vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf başvurularının hatalı ve eksik bir şekilde değerlendirildiğini, ek karar taleplerinin hukuki dayanağını oluşturan 6100 sayılı Kanun'un 305/A hükmüne yer verilmediğini, Mahkemenin ret kararının ve istinaf mahkemesince verilen ret kararının taraflarınca tavzih talebi yapılmış kabulüne dayandığını ancak taraflarınca tavzih talep edilmediğini, 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesi uyarınca ek karar verilmesinin talep edildiğini, 6100 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca asli müdahale davası ile asıl yargılamanın birlikte yürütülmesi ve karara bağlanmasının esas olduğunu bu kapsamda, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli kararda asli müdahil müvekkili lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekmekteyken, İlk Derece Mahkemesince bu konuda bir kararın tesis edilmediğini, 6100 sayılı Kanun'un 305/A hükmü uyarınca eksik konularda ek karar verilmesi taleplerinin kabulü gerekirken İlk Derece Mahkemesince bu taleplerinin tavzih talebi gibi değerlendirilerek reddedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asli müdahil lehine ek karar ile vekâlet ücretine hükmedilip edilemeyeceği hususundadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un (6100 sayılı Kanun) 65 inci, 305/A maddesi.
3. Değerlendirme
İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Asli müdahil vekili 11.11.2020 tarihli gerekçeli kararda müvekkili lehine vekâlet ücreti verilmediği gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun’un 305/A maddesi uyarınca ek karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 29.12.2020 tarihli ek kararı ile hükmün esasına yönelik konularda tavzih ya da ek karar oluşturulamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, ek karara karşı asli müdahil vekilince istinaf talebinde bulunulmuş Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Asli müdahil vekili 6100 sayılı Kanun’un 305/A maddesi uyarınca hükmedilmeyen vekâlet ücreti yönünden hükmün tamamlanmasını talep etmiş, Mahkemece tavzih talep edilmiş gibi değerlendirilerek karar verilmiştir. Bu nedenlerle asli müdahilin davada taraf olduğu da dikkate alınarak vekâlet ücreti yönünden olumlu ya da olumsuz karar verilmemesi doğru görülmemiş, ek kararın kaldırılarak 11.11.2020 tarihli kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesinin ek kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesinin ek kararının KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesinin 11.11.2020 tarihli kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/437 E., 2021/1566 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
sayılı kararı ile; 09.03.2016 tarihli ek kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 305. maddede ön görülen "hükmün tavzihi" değil, HMK’nın 304.
Hukuk Genel Kurulu 2018/437 E. , 2021/1566 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince davalı vekilinin tashih talebinin kabulüne dair verilen ek kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının birlikte iş yapma konusunda anlaştıklarını, yapılacak iş konusunda davalının sermaye olarak para koyması karşılığında müvekkilinin teminat olarak 600.000USD bedelli bonoyu imzalayarak davalıya verdiğini, ancak taraflar arasında birlikte çalışmanın gerçekleşmediğini, davaya konu bononun bedelsiz kaldığını, davalının elinde bulunan bononun 250.000USD’lik kısmını İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2014/4719 E. sayılı dosyası ile takibe koyduğunu ileri sürerek; takibin durdurulmasına, icra takibine konu senedin bedelsiz olduğunun tespiti ile müvekkiline iadesine, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının uzun yıllardır birbirlerini tanıdıklarını, davacının müvekkilinden kısa süreliğine 600.000USD borç istediğini, buna karşılık olarak da takip konusu bononun alındığını belirterek davanın reddini savunmuş ve davacı aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Ek karar:
6. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.05.2015 tarihli ve 2014/545 E., 2015/376 K. sayılı kararı ile; davacının nakden ihdas kaydının aksini yazılı delil ile ispat edemediği, yemin deliline de dayanılmadığı, bu nedenle dava konusu bononun takibe konu kısmından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; davalının talebi üzerine de vekâlet ücreti hususunda taraflar duruşmaya davet edilmek suretiyle ve gerekçeli karara şerh edilerek 09.03.2016 tarihinde ek karar ile hükümde “…Talebin kabulü ile mahkememizin 14/05/2015 gün ve 2014/545 E-2015/376 K sayılı kararının hüküm kısmının 3. maddesinde maddi hata ile yazılan “ davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklindeki ibarenin “davacıdan alınıp davalıya verilmesine” şeklinde, 4 maddesinde maddi hata ile yazılan “ davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklindeki ibarenin “davalıdan alınıp davacıya verilmesine” şeklinde HMK 304. maddesi gereğince DÜZELTİLMESİNE,
Dair, tarafların yüzünde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/03/2016.” şeklinde düzeltilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 20.02.2017 tarihli ve 2016/6298 E., 2017/1283 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece kısmen kabul ile sonuçlanan 06.05.2015 tarihli kararda hüküm fıkrasının 3 ve 4 nolu bentlerinde karar altına alınmış olan vekalet ücretlerinde davacı ve davalı tabirlerinin sehven yer değiştirdiği iddiasıyla davalı tarafından tavzih talebinde bulunulmuştur. Mahkeme duruşma açmak suretiyle tarafları dinleyerek hükmün tavzih yoluyla düzeltilmesine karar vermiş ise de tavzih yoluyla ancak hükmün infazında tereddüt oluşturacak hataların giderilmesinin söz konusu olabileceği, önceki hükmü değiştirecek şekilde tarafların sorumluluklarını artıran yada eksilten yeni hüküm kurulamayacağı gözetilmeksizin yazılı şekilde tavzihle sonucun değiştirilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.10.2017 tarihli ve 2017/726 E., 2017/1056 K. sayılı kararı ile; 09.03.2016 tarihli ek kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 305. maddede ön görülen "hükmün tavzihi" değil, HMK’nın 304. maddede yer alan "Hükmün tashihi" niteliğinde bulunduğu, düzeltilen hususlar yönünden "açık yazı" hatasının varlığının kabulü gerekeceği ve HMK’nın 305/2. madde sınırlamasına tabi olmayacağı, maddedeki "açık yazı hatasının" sadece "harf" hatası olarak dar yorumlanmasının haklar dengesi ve kanun koyucunun bu maddeyi düzenleme amacıyla bağdaşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Ek Karara İlişkin Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemenin 09.03.2016 tarihli ek kararının maddi hatanın düzeltilmesi niteliğinde mi, yoksa tavzih niteliğinde mi olduğu, buradan varılacak sonuca göre mahkemece maddi hata olarak nitelendirilen düzeltmenin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
13. Öncelikle HMK’nın 183. maddesine göre; tarafların veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir. Taraflardan birinin yazı ve hesap hatasını düzeltmesi sonucunda yargılama uzamışsa yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.
14. Bu madde, tarafların dilekçeleri veya dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hatalarıyla ilgili olup hüküm veya karar başlığındaki açık hatalar bu hükme göre değil, HMK 304. maddedeki hükme göre düzeltilecektir.
15. Hükmün tavzihi HMK’nın 305. maddesinde;
“(1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez”
şeklinde düzenlemiştir.
16. Hâkim karar verdikten sonra kanun yollarına başvurulup bozulmadığı sürece kendiliğinden kararını değiştiremez. Bu kural, ilk derece mahkemeleri kadar üst derece mahkemeleri için de geçerlidir. Ancak bazı hâllerde hüküm açık olmayabilir, hükmün uygulanması aşamasında tereddütler ortaya çıkabilir ya da birbirine aykırı fıkralar içerebilir. İşte Kanun, açık olmayan, uygulama aşamasında tereddüt yaratan ya da çelişkili olan hükmün açıklanması, tereddüt ve çelişkilerin giderilmesi için "hükümlerin tavzihi" müessesini düzenlemiştir.
17. Kesin hüküm ilkesi, mahkemenin verdiği karara geri dönüp değiştirmesine engeldir. Fakat, bir hükmün anlamının açık olmaması ya da çelişkili hüküm sonuçları içermesi nedeniyle hükmün gerçek anlamının saptanmasında güçlük çekildiği takdirde, tarafların hükmü veren mahkemeye başvurarak hükmün açıklığa kavuşturulmasını isteyebilecekleri genellikle kabul edilmektedir. Böylece, mahkeme verdiği hükmün gerçek anlamını ortaya koymaktan başka bir şey yapmayacağından, bundan kesin hükmün zarar görmesi söz konusu olmayacaktır. Genel ilkelerden çıkarılması mümkün olan bu tavzih olanağını HMK açık bir biçimde düzenlemiştir. HMK m. 305/1'e göre, hüküm yeterince açık değilse ya da icrasında kuşku uyandırıyor veya birbirine aykırı hüküm sonuçları içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını ya da duraksama veya aykırılığın giderilmesini isteyebilir (Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usûl Hukuku Dersleri, İstanbul 2020, s.784).
18. Hükmün tavzihi kararı veren mahkemeden talep edilir; bu kapsamda hüküm ilk derece mahkemesince verilmiş ise ilk derece mahkemesinden; bölge adliye mahkemesi ya da Yargıtay tarafından verilmiş ise bu mahkemelerden hükmün tavzihi (açıklanması) talep edilir.
19. Tavzih bir kanun yolu değildir. Zira tavzih hükmün kesinleşmesini önlemediği gibi, tavzih talebi bir üst mahkeme tarafından değil bizzat hükmü veren mahkemece incelenir. Öte yandan belirtmek gerekir ki, tavzih talebinde bulunmak için belli bir süre öngörülmemiştir. HMK’nın 305. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere “hükmün icrası tamamlanıncaya kadar” hükmün tavzihini istemek mümkündür.
20. Tavzih kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur; hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişme (tenakuz) varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. III, s. 5275).
21. Tavzih talebi haklı ise, mahkeme hükmündeki bu kapalılık, açık olmayan hâl, tereddüt ya da çelişkiyi ortadan kaldırır. Ancak, tavzihle hükümde belirtilen haklar ve borçlar sınırlandırılamayacağı gibi genişletilemez ve değiştirilemez (m. 305/2). Bu çerçevede hükmün tavzihine karar veren mahkeme, daha önce unuttuğu bir hususu hükme ekleyemez ya da hükmünü düzeltemez. Zira tavzihin amacı, hükümdeki hatanın düzeltilmesi ya da eksik kalan, unutulan talepler hakkında karar verilmesi değildir (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2005).
22. Hemen belirtmek gerekir ki, tavzih kararı nihâi bir karar olduğundan kanun yollarına başvurulması mümkündür.
23. Hükümlerin tashihi ise HMK'nın 304. maddesinde düzenlenmiş olup, anılan maddenin birinci fıkrasına göre, "Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir".
24. Bu hüküm ile dikkatsizlik ya da özensizlik sonucu oluşan maddi hataların ya da hesap hatalarının düzeltilmesi amaçlanmıştır. Bu tür yanlışlıklar hükmün özünü, esasını değiştiren, tadil eden türden olmayan maddi hatalardır. Örneğin mahkeme karar başlığında taraflardan birinin soyadının ya da adının veya şirketin unvanın eksik veya yanlış yazılması; basit ve hüküm içeriğinden maddi hata yapıldığı anlaşılan hesap hataları gibi. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2020 tarihli ve 2016/10-1884 E., 2020/919 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece yapılan duruşma sonucunda davalı vekilinin talebi kabul edilerek, 06.05.2015 tarihli ve 2014/545 E., 2015/376 K. sayılı kararın hüküm kısmında yer alan ve taraf vekilleri lehine hüküm altına alınan vekâlet ücretlerinin takdir edildiği 3 ve 4. bentlerinde maddi hata yapıldığı gerekçesiyle 3. bentteki “davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ibare, “davacıdan alınıp davalıya verilmesine” şeklinde; 4. bentteki “davacıdan alınarak davalıya verilmesine” ibare de “davalıdan alınıp davacıya verilmesine” şeklinde ek karar ile düzeltilmiştir.
26. Yerel mahkemece yazım hatası bulunduğundan bahisle yukarıda açıklanan şekilde hüküm fıkralarında düzeltme yapılmış ise de düzeltilen bu hususların şerh, yazı ve benzeri hesap hatası olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü yapılan değişiklik ile vekâlet ücreti bakımından taraflara tanınan hak ve borçlar değiştirilmiş olup, HMK’nın 304. maddesi uyarınca hükmün tashihi olarak kabulü doğru değildir.
27. Öte yandan HMK’nın 305/2. maddesine göre hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılması, genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkün olmadığından hüküm fıkralarının tavzih yoluyla düzeltilmesi de mümkün değildir.
28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece hükümde düzeltilen kısmın maddi hata niteliğinde olduğu, bu nedenle mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçeyle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
29. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin ek karara ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Hükmün tamamlanması müessesesi ile ilgili aşağıdaki şartlardan hangisi gerçekleşmiş olmalıdır?
A) Kararın şekli anlamda kesinleşmiş olması.
B) Tarafların talebinin yanında mahkemenin de resen gerek görmesi.
C) Yargılamada ileri sürülmesine rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen bir hususun bulunması.
D) Kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde başvurulması.
E) Hata veya eksikliğin maddi hata niteliğinde olması.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.