6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 309

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 309. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 309- (1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. (2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. (3) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. (4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Feragat ve kabulün zamanı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

26 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2022/7272 E., 2024/662 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307, 309, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
7. Hukuk Dairesi         2022/7272 E.  ,  2024/662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1921 E., 2022/35 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/639 E., 2019/190 K. Taraflar arasındaki 775 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili dava dilekçesinde; Adana ili, Çukurova ilçesi, ... Mahallesi, 830 parselin içerisinde bulunduğu alanda Seyhan Belediye Encümeninin 04.06.1998 tarih ve 2919 sayılı kararı ile gerçekleştirilen 39 numaralı arsa ve arazi düzenlemesi işleminin Adana 2. İdare Mahkemesinin 2004/1909 Esas ve 2005/1512 Karar sayılı kararı ile iptal edildiğini, dava konusu alanı da içine alan bölgenin toplu konut alanı ve gecekondu önleme bölgesi ilan edildiğini belirterek davalı adına bulunan tapu kaydının 775 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi gereğince iptal edilerek bedeliye adına kayıt ve tesciline, olmadığı takdirde fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere taşınmazın bedeli olarak şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılardan alınarak belediyeye verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Asli müdahil Adana Büyükşehir Belediyesi vekili; davacı ... Belediyesi'nin 775 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 1966 yılında tüzel kişiliğe sahip olmadığını, talep hakkının Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu, davacı belediyenin davada husumetinin bulunmadığını belirterek 830 (kök) parselin tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı takdirde fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere taşınmazın bedeli olarak şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılardan alınarak belediyeye verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, imar uygulamalarının idare mahkemesi kararlarıyla iptal edildiğini, ilk kadastral parsele dönülmesine yönelik değerlendirmelerin yürürlükteki Kanuna göre yapılacağını, meri olduğu zamanda uygulanmayan Kanun hükmünün taşınmazın tescil tarihinin geriye götürülerek yürürlükten kalktıktan sonra uygulanmasının mümkün olmadığını, bu bölgenin gecekondu önleme bölgesi ilan edildiğine ilişkin encümen ya da meclis kararının olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı TOKİ vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın 1984 yılında ihdasen Hazine adına tescil edildiğini, Kanun'un yürürlük tarihinde taşınmazın tapusuz olduğunu, bu nedenle bu Kanuna dayanılarak tescil talep edilemeyeceğini, davacı ve asli müdahilin aktif husumetlerinin olmadığını, zira 1966 yılında davacı belediyenin tüzel kişiliğinin bulunmadığını, ayrıca 775 sayılı Kanun'un öngördüğü amaç doğrultusunda kullanılmak üzere taşınmaza ihtiyaç duyulduğunun kanıtlanması gerektiğini ileri sürerek davacının ve asli müdahilin davasının reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Çukurova ilçe Belediyesinin 06.03.2008 tarihinde kurulduğu, 775 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra tüzel kişilik kazanan davacı ... Belediyesinin 775 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinden yararlanamayacağı, davacı ... Belediyesinin mevcut davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, asli müdahilin davası yönünden yapılan incelemede ise, kök 830 parsel sayılı taşınmazın taşlık vasfı ile ihdas edilerek tescil edildiğinin tespit edildiği, kayalıkların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 3 üncü maddesinin 03.07.2003 tarihinde yürürlükten kaldırıldığı, davaya konu 830 sayılı parselin ihdasen tescil edildiği 04.04.1984 tarihinde 775 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu, davaya konu taşınmazın taşlık arazi niteliğinde olduğu, etrafında yapılaşmanın olmadığı, Kabasakal Köyüne uzaklığı, şehir merkezine uzaklığı ve ilgili belediyenin gecekondu önleme bölgesi ilan edildiğine dair herhangi bir belediye encümen ya da meclis kararı bulunmadığı, bu suretle davaya konu taşınmazın 775 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçeleriyle davanın davacı yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, asli müdahil yönünden esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve asli müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Asli müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının hatalı olduğunu, 1985 tarihli encümen kararları ile taşınmazın bulunduğu bölgenin gecekondu tasfiyesi, yenilerin yapılmasının önlenmesi, çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi için gecekondu önleme ve gelişim alanı ilan edildiğini, 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesi yürürlükten kalkmış olsa da kazanılmış hakkın korunacağını, alınan raporun yetersiz olduğunu, encümen kararlarının, meclis kararlarının değerlendirilmediğini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Adana Büyükşehir Belediyesinin asli müdahil talebinin reddinin gerektiğini, davacı belediyenin Seyhan Belediyesinin halefi olarak davalarda yer aldığını, dava konusu yerin belediyenin yetki ve sorumluluğunda kaldığını, dava konusu bölgenin gecekondu önleme sahası olarak ilan edildiğini, bu kararlar incelenmeksizin itiraz edilen yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ... Başkanlığının dava konusu taşınmazın gecekondu önleme bölgesi ilan edildiğine dair herhangi bir belediye encümen yada meclis kararı bulunmadığı, dava konusu parselin içerisinde bulunduğu alanda Seyhan Belediye Encümeninin 04.06.1998 tarih ve 2919 sayılı kararı ile gerçekleştirilen 39 numaralı arsa ve arazi düzenlemesi işleminin de Adana 2. İdare Mahkemesinin 2004/1909 Esas ve 2005/1512 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği, dava konusu taşınmazın şehir merkezine uzak bulunduğu, etrafında yapılaşmanın olmadığı, dava konusu taşınmazın taşlık arazi niteliğinde olduğu, 775 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu tarihlerde ve sonrasında, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin gecekondu önleme bölgesi olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, bu nedenle dava konusu yerin 775 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı gerekçeleriyle davacı ve asli müdahil vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosya istinaf aşamasında iken davadan feragat edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın feragat yönünden reddi gerekirken davanın esasıyla ilgili karar verildiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Asli müdahil vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan raporun yetersiz olduğunu, encümen kararlarının, meclis kararlarının değerlendirilmediğini, tescil dışı bırakılan devletin hüküm ve tasarrufundaki bu yerin belediyeye devrinin gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesinden kaynaklı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307, 309, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.775 sayılı Gecekondu Kanunu. 3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 nci maddesinde feragatin, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309 uncu maddesi hükmüne göre de feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. 2. Tasarruf ilkesinin sonucu olarak taraflar, yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında, hüküm kesinleşinceye kadar davadan feragat edebilirler. Yine belirtmek gerekir ki feragatin geçerliliği karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir. Etkisini onu yapanın tek yönlü irade beyanı ile doğurur. (Pekcanıtez, .../ Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet; Medeni Usul Ders kitabı, İstanbul 2017, s. 421-423.) Nitekim Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır. (11.4.1940 tarihli ve 70 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.05.1992 tarihli ve 1992/2-250/364 sayılı kararı) 3. Somut olayda, dosya istinaf incelemesinde iken davacı vekili tarafından sunulan 24.02.2020 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiğinin bildirildiği, 6100 sayılı Kanunu'nun 76 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca vekilin davadan feragate yetkili bulunduğu anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesince davacının davadan feragati hakkında bir karar verilmesi yönünden kararın bozulması gerekmektedir. 4. Bozma nedenine göre, asli müdahil vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Yukarıda V.C.3.(2.) ve devamındaki bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, V.C.3.(3.) bentte açıklanan nedenlerle asli müdahil vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2021/668 E., 2023/191 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md.
Hukuk Genel Kurulu         2021/668 E.  ,  2023/191 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin tüm kadının sair istinaf itirazlarının reddine, yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-karşı davalı vekili 09.06.2017 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 16.01.2001 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının eşine sözlü ve fiziksel şiddet uyguladığını, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkiline hitaben “sen karım değilsin, ölene kadar yatmayacağım senle” şeklinde söylemlerde bulunduğunu, eşler arasında son bir yıldır özel hayatın yaşanmadığını, davalının son olarak 25.02.2017 tarihinde sabaha karşı eve geldiğini, müvekkilinin karnının aç olup olmadığını sorması karşısında “sana ne lan, git başımdan, defol yatağına” boynundaki morluğu soran eşine hayatında başka bir kadın olduğunu söylediğini, bu olaydan sonra ortak eve gelmediğini, evliliğin devamı sırasında davalının ihtiyaç nedeniyle davacıdan ziynet eşyalarını aldığını, bir daha geri vermediğini, müvekkilinin ev hanımı davalının ise ekonomik durumunun iyi olduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 750,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 70.000,00 TL maddi, 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine ve ayrıca belirtilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP VE KARŞI DAVA Davalı-karşı davacı vekili 06.07.2017 tarihli dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin eşi ve özellikle çocuklarına bağlı olduğunu, onları tatillere götürdüğünü, tüm görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini, buna karşılık kadının eşine evliğin ilk gününden itibaren soğuk ve duyarsız davrandığını, duygusal anlamda eşini tatmin etmediğini, birlik görevlerini ihmal ettiğini, kahvaltı dahi hazırlamadığını, aşırı kıskanç tavırlar sergilediğini, sürekli aldatma ile suçladığını, müvekkilinin yoğun iş temposu nedeni ile yaşamış olduğu stresi hafifletmeye çalışmadığını belirterek boşanmayı kabul ettiklerini ve velayetlerin müvekkiline verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2017/350 Esas, 2019/214 Karar sayılı kararı ile boşanmaya sebep olan olaylar değerlendirildiğinde; erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve eşine ait kredi kartını kullanmak suretiyle kadını borca soktuğu, hâl böyle olunca evliliğin bu duruma gelmesinde erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00 TL tedbir-700,00 TL iştirak, kadın yararına 400,00 TL tedbir-600,00 TL yoksulluk nafakası ile 30.000TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ziynet alacağı davasına yönelik yapılan yargılamada ise talep edilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.11.2019 tarihli ve 2019/725 Esas, 2019/871 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince yoksulluk nafakası koşulları oluştuğundan kadın eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin doğru olduğu ne var ki nafakanın niteliği, tarafların belirlenen ekonomik ve sosyal durumları, tarafların yaşları, evliliğin süresi ve kusur derecelerine göre hüküm altına alınan nafaka miktarının az olduğu gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas., 2020/982 Karar sayılı kararı ile "...1-Davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca "Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar "58.800,00 TL" olarak belirlenmiştir. Somut olayda 31.636,00 TL ziynet alacağının ödenmesine karar verilmiş olup, bölge adliye mahkemesince ziynet alacağı davasına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 3- Davacı-karşı davalı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının (TMK m.166/1) yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulü ile tarafların sair istinaf itirazların ise esastan reddine karar verilmiş, istinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05/02/2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'ilerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini, ziynet alacağı davasının devam etmesini ayrıca tarafların halen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğini görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İlk derece mahkemesince verilen ilk hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince, davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakasına yönelik istinaf talebi kabul edilmiş, tarafların sair istinaf talepleri ise esastan reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının taraflarca temyizi üzerine, Dairemizin 11.02.2020 tarihli ilamıyla; dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekilinin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan ettiği, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleştiği, bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağı ancak davadan feragat, davanın ferilerini de kapsadığından bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazları ise reddedilmiştir. Ancak, bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. . D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı-karşı davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada bozmaya uyulduğu hâlde bozma gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bölge adliye mahkemesince verilen kararın Özel Daire tarafından bozulması üzerine, bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozma ilâmına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 nci maddesi şöyledir: " Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. 2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310 ve 311 inci maddeleri şöyledir: "Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir." " (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle feragat kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. 2. Bilindiği gibi özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. 3. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 307 inci maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. 4. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır. 5. Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür. 6. Eldeki davada; ilk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine dair verilen 07.03.2019 tarihli karar; davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise her iki dava ve fer'îleri yönünden istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada erkeğin tüm kadının ise yoksulluk nafakası dışından kalan istinaf itirazlarının reddi ile kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin 01.11.2019 tarihli bu kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın vekili 21.04.2019 tarihli istinaf dilekçesinde "Sayın Mahkemece TMK 166/1 maddesi uyarınca verilen boşanma kararına" ilişkin bir itirazımız bulunmamaktadır dediği, buna karşılık davalı-karşı davacı erkek vekilinin de 27.11.2019 tarihli temyiz dilekçesinde "kararı boşanma yönünden temyiz etmiyoruz, boşanmanın kesinleştirilmesini talep ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. Erkek eş vekilinin iş bu temyiz dilekçesi kadın eş vekiline elektronik tebligat yolu ile 02.12.2019 tarihinde tebliğ edildikten sonra ilk derece mahkemesince boşanma yönünden 28.11.2019 tarihinde kesinleştiğine karar verildiği ve bu tarihten sonra davacı-karşı davalı vekilinin dosya Yargıtay'da temyiz aşamasında iken 05.02.2020 tarihli dilekçe ile boşanma talebinden feragat ettiği anlaşılmıştır. 7. Özel Daire tarafından gerçekleştirilen 11.02.2020 tarihli incelemede; erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik verilen hükmün miktar itibariyle kesin olduğu belirtilerek bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine, bunun dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; kadın eşin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiği, her ne kadar boşanma hükmü temyiz kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş ise de davadan feragatin davanın fer'ilerini de kapsayacağı, hal böyle olunca bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulmasına karar verilmiştir. 8. Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin yukarıda belirtilen bozma ilâmının taraflara tebliğ edildiği, 25.06.2020 tarihli duruşmada taraf vekillerinin hazır bulunduğu, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2019/982 Karar sayılı bozma ilâmının okunduğu, taraf vekillerinden bozma ilâmına karşı diyeceklerinin sorulduğu, kadın vekilinin bozma ilamına uyulmamasına buna karşılık erkek vekilin bozma ilamına uyulmasına karar verilmesini talep ettiği, sonrasında mahkemece "usul ve yasaya uygun olan bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek tefhimle açık yargılamaya devam olunduğu" anlaşılmaktadır. 9. Bilindiği gibi davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz. 10. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (HMK. md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. 11. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun’un 30 ila 39 uncu maddeleri arasında “Yanılma, Aldatma ve Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli olmayıp, 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde de açıkça belirtildiği gibi iptal hakkıdır. 12. Davadan feragatin; hata, hile ve ikrah nedenleriyle iptali ayrı bir dava açılarak ileri sürülebileceği gibi irade bozukluğu nedenleriyle feragatin geçersiz olduğu aynı dava içinde de ileri sürülebilir. Bu durumda mahkemece iddiaya ilişkin deliller toplanarak, feragat beyanının hukuki bir sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, böyle bir inceleme yapılıp karar verilebilmesi için öncelikle feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu konuda mahkemece kendiliğinden inceleme yapılması olanaklı değildir. 13. Bozma sonrası davacı-karşı davalı kadın vekiline bozma ilâmının usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde ve ayrıca hazır bulduğu duruşmada, bozma ilâmının yüzüne okunmasına karşın, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan 25.06.2020 tarihli duruşmada vekilin 05.02.2020 tarihli feragat dilekçesi hakkında irade bozukluğu nedenlerinden herhangi biri nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesi gereğince iptalinin talep edilmediği görülmektedir. Dolayısıyla Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada, feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmemiş olduğu eldeki davada, bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada feragat beyanının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında kendiliğinden inceleme yapılıp, sonuç olarak feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğuna yönelik karar verilmesi mümkün değildir. 14. Öte yandan eldeki davada usuli kazanılmış hak kavramın da açıklanmasında yarar vardır. 15. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 16. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki; gerek 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK), gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 17. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnası olup, bu husus 04.02.1959 gün ve 1957/13 Esas-1959/5 Karar sayılı YİBK'da “...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,...” şeklinde ifade edilmiştir. 18. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulî, C.V, ..., 2001, s. 4738 vd). 19. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.07.2020 tarihli ve 2017/20-1548 Esas, 2020/572 Karar; 09.07.2020 tarihli ve 2020/4-334 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 20. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Aynı şekilde mahkemece verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi hâlinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). 21. Diğer yandan bir mahkeme kararını temyiz etmeyen taraf hakkında “kararı bu haliyle benimsemiş olduğu” sonucuna ulaşılır. Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir. Bu katlanma yükümlülüğünün bir görünümü de yerel mahkemenin direnme suretiyle verdiği karara karşı da temyiz yoluna gidilemeyecek olmasıdır. Zira hüküm ve sonuçları itibariyle direnme kararı, ilgilisi bakımından, temyiz edilmeyerek benimsenmiş önceki kararın aynısıdır. 22. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya gelindiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas., 2020/469 Karar sayılı kararı ile Özel Dairenin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2020/982 Karar sayılı onama ve bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada davacı-karşı davalı kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verildiği, hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile hükmün sadece kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası yönünden bozulması karşısında eldeki uyuşmazlığın yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu anlaşılan uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma kararına uyulması ile erkek yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gözetilmeksizin kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, fer'îlerin asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin fer'îleri de kapsayacağı hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl dava olan boşanma bakımından hüküm ve sonuç doğurmayacağı açık olan feragat iradesinin fer'îler için geçerli olduğunu söylemenin ciddi bir adalet sorgulamasına sebebiyet vereceği, bu nedenle direnme gerekçesinin isabetli olduğu, ne var ki davalı-karşı davacı vekilinin miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı-karşı davacı vekillinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulüne, tarafların sair istinaf itirazlarının ise esastan reddine karar verilmiştir. İstinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kaldığından Dairece bu hükmün kesinleştiği kabul edilmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanının boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağına hükmedilmiştir. Ancak Dairece davadan feragatin, davanın fer'îlerini de kapsadığı belirtilerek bu hususun gözetilip bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafaka yönünden bozulmasına karar verilmiştir. BAM tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini,ziynet alacağı davasının devam etmesini, ayrıca tarafların hâlen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğinin görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin, boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatinin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, “bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. BAM tarafından önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, kesinleştiği için feragat edilmesi mümkün olmayan ve Dairece de geçerlilik tanınmayan feragat iradesinin davanın fer'îleri olan nakafa ve tazminat için geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın çoğunluk daire görüşüne uygun olarak boşanma davasından feragat edilmiş ise bu feragat, davanın aslı olan boşanma yönünden hukuki sonuç doğurmasa bile bunun, davanın fer'îleri bakımından hukuki sonuç doğruacağına karar vermiştir. Bu ise boşandığı hâlde davacı kadının hak ettiği nafaka ve tazminatın kendisine verilmemesi anlamına gelmektedir. Sayın çoğunluğun bu görüşüne aşağıda belirteceğimiz nedenlerle katılmamaktayız. BAM kararında da belirtildiği üzere fer'îlerin, asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin bunun fer'îlerini de kapsayacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira fer'î talepler, aslın ortaya çıkaracağı maddi ve hukuki sonuçların adeta zorunlu bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu çerçevede feragat nedeniyle boşanmanın gerçekleşmemesi durumunda evlilik birliği devam ettiği için eşe nafaka veya tazminat ödenmesi akla ve mantığa uygun olmayacaktır. Dolayısıyla boşanmanın feragat nedeniyle gerçekleşmediği mutat durumlarda feragatin fer'îleri de kapsaması son derece makul ve adil bir sonuca tekabül etmektedir. Ancak boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl için hüküm ve sonuç doğurmayacağı kabul edilen feragat iradesinin, fer'îler için geçerli olduğunu söylemek ciddi bir makuliyet ve adalet sorgulamasına sebebiyet verecektir. Madem ki feragat iradesi sadece boşanma talebine hasredildiği hâlde sırf “feri asıla tabidir” kuralı gereği fer'înin de bundan etkilenmesi gerektiği kabul edilmektedir, bir başka ifadeyle fer'î bağımsız bir talep konusu olmayıp sadece asıla tabi olduğu için aslın kaderine bağlı olduğu veri olarak alınmaktadır, o hâlde asıl için geçersiz kabul edilen bir irade açıklamasının da aynı mantık gereği fer'î için de geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle buradaki sorunun “feri asıla tabidir” ilkesinin standart/kurallı olarak (aynı koşullarda aynı sonucu doğurma prensibine uygun) uygulanmamasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu çerçevede madem ki geçerli bir feragat hâlinde asıl talep olan boşanmadan vazgeçmek, fer'îler olan tedbir ve tazminattan da vazgeçmek sonucunu doğuruyor ise asıl talep için geçersiz sayılan bir feragatin fer'îler için da geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekir. Öte yandan buradaki sorunun bir başka şekilde çözüme kavuşturulması da düşünülebilir: Bu çerçevede bir bütün olduğu için aynı kurala tabi tutulan asıl ve fer'înin, parçalanması hâlinde aynı kurala tâbi olmayacağı benimsenebilir. Buna göre boşanma olan asıl ile nafaka ve tazminat olan fer'îlerin bütünlüğünün bozulmadığı durumlarda kural olarak “feri asıla tabidir” ilkesinin uygulanması son derece doğal ve makuldür. Eş deyişle, boşanma asılından feragat edildiğinden hem boşanma ve hem fer'îlerinden vazgeçildiğinin kabul edilmesi gerekir. Ancak herhangi bir hukuki veya maddi nedenle bu bütünlüğün bozulduğu istisnai durumlarda, yani boşanma gerçekleşmesine rağmen nafaka ve tazminatın ödenmemesinin söz konusu olduğu durumlarda fer'înin asıla tabi olduğunu söylemek (“feri asıla tabidir” kuralının kendisi bütünlük fikrinden kaynaklandığı için) makul ve hukuka uygun değildir. Somut olaya baktığımızda temyiz aşamasındaki davada taraflar boşanmayı temyiz konusu etmediği için boşanma kararı kesinleşmiştir. Ancak Dairenin önündeki davada nafaka ve tazminata ilişkin davalar devam etmektedir. Kesinleşmeyle birlikte asıl olan boşanmayla fer'î olan tazminat ve nafaka arasındaki bütünlük bozulmuştur. Bu durumda “feri asıla tabidir” kuralı geçerli olmayacak, tarafların fer'îlerden vazgeçmesi için sadece asıldan vazgeçmesi yeterli kabul edilmeyecektir. Fer'î ile asıl arasındaki bütünlük koptuğu için fer'îden vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için fer'îden vazgeçildiği yönünde ayrıca ve açıkça bir irade açılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Nitekim direnen BAM’ın kabulü de bu yöndedir. Aksi durum, somut olayda da görüldüğü üzere kocasının ağır kusuru nedeniyle boşanmak zorunda kalan ev hanımı bir kadının, boşanmanın adeta zorunlu sonucu olan ve hakettiği açık olan nafaka ve tazminat miktarından mahrum kalması gibi hukuk mantığına, adalete ve vicdana sığmayan sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecektir. Belirtmek gerekir ki çoğu zaman hukuk kuralları soyut olup bunların somut olayın özelliği dikkate alınarak yorum yolu ile somutlaştırılması gerekir. Bu somutlaştırma yapılırken normun konuluş amacına uygun olarak somut olayda adalet nasıl gerçekleşecek ise soyut kural ona göre anlamlandırılmalıdır. Aksi takdirde hukuk ile adalet arasındaki ilişkinin kurulması mümkün olmaz. Bu nedenle de olabildiğince toptancı, genel değerlendirmelerden kaçınarak her hukuki olayın kendine has (unique) ve istisnai özelliklerini dikkate alarak bir sonuca ulaşmak gerekir (bkz. Yelken, Hamit (2016) “Anayasa Mahkemesinin Hukuk Yapımı), içinde Hukuk Politikası, Ali Şafak Balı (Ed.), Ankara, Astana Yayınları s:258 vd). Özellikle bir kuralın adalete uygun olan ve olmayan iki yorumunun yapılması mümkün ise adalete uygun olanın kabul edilmesi, Anayasa’nın 138 inci maddesinde ifadesini bulan hukuka uygun hüküm verme kuralının bir gereği olarak görülmelidir. Bu çerçevede “feri asıla tabidir” kuralının da somut olayın istisnai özellikleri dikkate alındığında bu uyuşmazlıkta yukarıdaki gibi yorumlanması gerektiği açıktır. Son olarak sayın çoğunluk, BAM’ın Dairenin ilk bozma kararından sonra bozmaya uyduğuna karar vermekle artık davalı yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gerekçesine de dayanmıştır. Kanaatimizce söz konusu kararında bu şekilde yorumlanması yerinde değildir. Zira Daire şu gerekçe ile kararı bozmuştur: “Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'îlerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir...” Görüldüğü üzere Daire feragatin kural olarak fer'îlerini de kapsayacağını kararında belirtmekle birlikte buna dayanarak “kadın davacının feri taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir” şeklinde kesin bir ifade kullanmamış, davadan feragatin gözetilerek bir karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir. BAM da kararında bu hususu gözetmekle kalmamış, kuralı ayrıntılı bir şekilde irdelemiş ve kural olarak asıldan feragatin fer'îlerini de kapsayacağının tereddütsüz olacağını belirtmiştir. Ancak somut olayda boşanma artık kesinleştiği için sırf boşanma bakımından yapılan bir irade açıklamasının artık bu somut olaya uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Bu çerçevede BAM’ın bozma kararına uygun hareket etmediği de söylenemez. Öte yandan görüşmeler sırasında bazı üyelerce bozma kararı verilmesi ve BAM’ın da buna uymasından sonra artık Dairece önceki bozma kararından farklı bir karar verilemeyeceği, bu hususta usuli bir kazanılmış hak doğduğu ifade edilmiş ise de bu görüşlere de katılmak mümkün değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373 üncü maddesinin (6) numaralı fıkrasında “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre bu hüküm uyarınca önceki bozmanın aksi yönde yeni bir bozma yapılabilecek, ne var ki bu son bozmadan sonra verilen kararın denetimi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Buradan hareketle ilk bozmaya uymanın usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı sonucuna varılabilir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu 2017/2620 Esas, 2021/445 Karar sayılı ilamında HMK 373/6 ncı maddesinin usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğunu kabul etmiştir. Açıklanan nedenlerle; BAM’ın direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
4. Hukuk Dairesi, 2024/2216 E., 2024/5035 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 309/son maddesi uyarınca feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.
4. Hukuk Dairesi         2024/2216 E.  ,  2024/5035 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/52 D.İş, 2023/51 K. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2023/İHK-55 HÜKÜM/KARAR : Feragat nedeniyle red SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2022/277499 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyetince 11.01.2023 tarihli ek karar ile başvuran vekilinin feragati sebebiyle 01.01.2023 gün 2023/İHK-55 sayılı kararının kaldırılmasına, başvurunun feragat sebebiyle reddine karar verilmiştir. Ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Dosya içeriğine göre; İtiraz Hakem Heyetince başvuran vekili 05.01.2023 tarihli dilekçesiyle başvurudan feragat iradesini ortaya koyduğundan başvurunun feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Feragat yargılamaya tek taraflı olarak son veren taraf işlemlerinden olduğundan, mahkemece verilen ek karar hukuka uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu ek kararın onanması gerekir. KARAR Açıklanan sebeple; İtiraz Hakem Heyetince verilen 11.01.2023 tarihli ek kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 21.05.2024 tarihinde Başkan ...'ın ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İtiraz Hakem Heyetinin 11.01.2023 tarihli ek kararı ile başvurunun feragat nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu karar sayın çoğunlukça onanmış olup, onama kararına ve gerekçelerine katılamıyoruz. Davacının başvurusu üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyetince 01.01.2023 tarihli ve 2023/İHK-55 sayılı karar ile vekalet ücreti yönünden itirazın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili 05.01.2023 günlü dilekçe ile “Dosya numarası yukarıda belirtilen dosyada davalı ile sulh olunmuştur. Davalı ile sulh olunduğundan ve taraflar dosyadaki alacaklarından feragat ettiğinden bu doğrultuda ek karar verilmesini…” şeklinde beyanda bulunmuştur. Dilekçede ek bölümünde sulh protokolü belirtilmiştir. Bu dilekçe üzerine İtiraz Hakem Heyetince 11.01.2023 günlü ek karar ile 01.01.2023-2023/İHK-55 sayılı kararın başvuranın başvurudan feragat beyanı gözetilerek kaldırılmasına ve başvurunun feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı vekili ek karara yönelik 23.01.2023 tarihli temyiz dilekçesinde ek karara konu olan dilekçenin aynı sigorta şirketinin taraf olduğu başka bir dosyaya sunulması gerekirken yanlışlıkla bu dosyaya sunulduğunu, dosyada sulh ya da feragat olmadığını bildirmiştir. Davalı ... vekili de bu temyize karşı cevaplarını içeren 30.01.2023 tarihli dilekçede ek kararın maddi hatadan kaynaklı olduğunu belirterek, İtiraz Hakem Heyetince ek karar öncesi verilen 01.01.2023 tarihli karara yönelik temyiz başvurularının kabulü ile bu kararın bozulmasını istemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 309/son maddesi uyarınca feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Aynı Kanun 311. maddesine göre de irade bozukluğu hallerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Somut olayda; davacının ek karara dayanak olan 05.01.2023 tarihli dilekçesi tarafların sulh olduklarına ilişkin olup; açık, kayıtsız ve şartsız bir feragat beyanı olmadığı gibi, dilekçe ekinde olduğu belirtilen sulh protokolünün de mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; açık bir feragat beyanı olmaması, davacı vekilinin ek kararı bu gerekçe ile temyiz etmesi ve davalı vekilinin de ek karar temyizine cevabında ek kararın maddi hatadan kaynaklandığını bildirmesi karşısında, davacı vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile ek kararın kaldırılması ve davalı vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının değerlendirilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun ek kararın onanması kararına ve gerekçelerine katılamıyoruz.
1. Hukuk Dairesi, 2024/1070 E., 2024/2019 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 307, 309 ve 310 uncu maddeleri ile AAÜT'nin 6 ncı maddesi.
1. Hukuk Dairesi         2024/1070 E.  ,  2024/2019 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1883 E., 2023/2284 K. HÜKÜM/KARAR : Ret/Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ereğli(Konya) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/168 E., 2023/284 K. Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil ve bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nun kardeşleri ile birlikte 2012 yılına kadar Ereğli'de çalıştığını, 2012 yılında işlerinin bozulması sonrası kardeşleri ile de arasının açıldığını ve Ereğli'yi terk ettiğini, işleri bozuluna kadar kazançlarını yatırdığı gayrimenkulleri olduğunu, müvekilinin kardeşleri ile arasının açık olması ve bir daha Ereğli'ye dönmeme kararında olması nedeniyle her ihtimale karşı yanında çalışan güvendiği davalı ...'e Konya Ereğili 1. Noterliğinin 21.01.2012 tarih 1128 yevmiye nolu işlemi ile sahibi ve hissedarı olduğu Konya ili, Ereğli ilçesi sınırları dahilinde bulunan bilumum gayrimenkullerindeki hak ve hisselerini satma yetkisi veren bir vekaletname verdiğini, vekaletnamenin Ereğli sınırları içindeki bütün gayrimenkulleri kapsadığını ve vekaletname ile işlem yapmaya uygun olacak yetkileri içerdiğini, müvekkilinin borçlarının büyük kısmını ödemiş olarak 9 yıl sonra Ereğli'ye döndüğünü, bu 9 yıllık süreçte vekalet verdiği ... ile herhangi bir gayrimenkul satışına dair bir görüşmesi olmadığını, bu nedenle söz konusu vekaletname ile herhangi bir işlem yapılmadığını sandığını, Ereğli'ye döndükten sonra ...'ın hiç arayıp sormaması ve maddi durumunun çok iyi olduğuna dair duyumlar alması üzerine e-Devlet üzerinden adına kayıtlı gayrimenkulleri kontrol ettiğini, 2022 Mart başında yaptığı sorgulamada adına kayıtlı gayrimenkulleri göremediğini, bunu üzerine tapudan araştırma yaptığını ve bu gayrimenkullerin, kendisi Ereğli'yi terk ettikten sonra, 2012 yılı Mayıs- Eylül ayları arasında ... tarafından vekaleten, rayiç bedellerin çok altında rakamlarla 3. kişilere devredildiğini öğrendiğini, bu kişilerin kendi kardeşleri, kardeşlerinin yanında çalışanlar veya ...'ın yakınları olduğunu, müvekkilinin ...'a vekalet vermesindeki amacın, gerektiğinde kendisi Ereğli'ye gelmek zorunda kalmadan satış işleminin yapılabilmesi olduğunu, vekalet özel yetki içermesine rağmen "bilumum gayrimenkuller" hakkında kapsamlı bir yetki verdiği için, bu yetkinin iyi niyetli olarak kullanıldığının, vekalet vereni zarara uğratacak şekilde kullanılmadığının vekil tarafından ispatlanması gerektiğini, bunun da ancak müvekkilinin bilgisi dahilinde satış yapılması halinde mümkün olabileceğini, halbuki bu satışlardan müvekkilinin hiç haberi olmadığını ve satış bedeli olarak kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, durumu soruşturduğunda, kardeşlerinin ve vekalet verdiği kişinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla bu satış işlemlerini yaptıklarının söylendiğini, müvekkilimim bu gayeden ve yapılan satıştan haberi olmadığını, kendisine bilgi verilmeden yapılan bu işlemlerin iyi niyetli olmasının mümkün olmadığını, kendisine veya nam ve hesabına bu satışlardan kaynaklı herhangi bir bedel ödenmediğini, alacaklılardan mal kaçırma iddiasının sadece tarafların yakın çevreye karşı kendilerini masum gösterme gayesiyle uydurulduğunu ileri sürerek ... ada 10 parselde (Eski 474) kayıtlı taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tesciline, mümkün olmaması halinde bedelin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı, 15.06.2023 tarihli 8 inci celsede alınan beyanında; dava konusu taşınmazın bedelini aldığını, avukatı tarafından davanın yanlış açıldığını ve davasından feragat ettiğini belirterek davadan feragat etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini, davalı ...'nun davacının kardeşi olduğunu, ...'ın ise davacının kardeşleri ...,...'nun hissedarı olduğu ... Hazır Beton Madencilik ve Petrol Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.nin şirketin çalışanı olduğunu ve 2010 - 2018 yılları arasında şirketin resmi kurumlara ilişkin evrak takip işlerinde çalıştığını, davacı her ne kadar davalı ...'ın kendisinin yanında çalıştığını iddia etmiş ise de bu iddiasının doğru olmadığını, davacının Ereğli'de ticari faaliyette bulunmakta iken 2010 yılından itibaren işlerinin bozulmaya başladığını ve gerek bankalara gerekse 3. şahıslara borçlarını ödeyemez hale geldiğini, bu nedenle davacının ileride geri ödemek kaydı ile kardeşleri ...,...'dan kendisinin bankalara ve 3. şahıslara olan borçlarını ödemelerini istediğini, bunun üzerine davacının kardeşlerinin de davacının borçlarını ödemeye başladığını, işleri daha da bozulan davacının 2012 yılında Antalya'ya gitmeye karar verdiğini, yine kardeşleri müvekkili ...,...'dan kendisinin Ereğli'deki kalan bütün borçlarını ödemelerini, o güne kadar ödedikleri ve bundan sonra ödeyecekleri borçlara karşılık da iş bu davaya konu taşınmaz ile dava dışı taşınmazları almalarını istediğini, şayet ödenen miktarlar, taşınmazların değerinden fazla olur ise fazla ödenen miktarı, maddi durumu düzelince ödeyeceğini söylediğini, bu isteğin davacının kardeşleri tarafından kabul edilmesi üzerine, davacının, taşınmazların devrini gerçekleştirmesi için davalı ...'a taşınmazlarını satış yetkisini içeren vekaletname verdiğini ve akabinde hemen Antalya'ya gittiğini, davacının kardeşleri, abileri olan davacıya sırt çevirmediklerini bir taraftan kendi ticari faaliyetlerini sürdürmeye çalışırken diğer taraftan da davacının borçlarını ödemeye devam ettiklerini, davacının kardeşleri, davacının yeni borçlar edinmesi halinde zaten ipotekli bulunan bu taşınmazlar üzerine başkaca hacizler gelebilir endişesi ile bu taşınmazlara karşılık yaptıkları ve yapacakları ödemelerin boşa gitmemesi ve zarara uğramamak için ödeme durumuna göre taşınmazları ipotekli olarak kendileri ve güvendiği çalışanları adına devraldıklarını, dava konusu taşınmazın da ... adına devredildiğini, ancak davacının bunlarla yetinmediğini, paraya ihtiyaç duyduğu her durumda bu taşınmazları bahane ederek bu taşınmazlara karşılık para istediğini, bu nedenle söz konusu taşınmazlara karşılık davacının borçlarının ödenmiş olmasına rağmen yine bu taşınmazlara karşılık davacıya ödeme yaptıklarını, dava konusu taşınmazın müvekkili ... tarafından üzerindeki ipoteklerle devralındığını, davacının borçları ödenerek 25.09.2013 tarihinde ipoteğin terkininin sağlandığını, dava konusu taşınmazın bedelinin değerinden çok daha fazlasıyla ödendiğini, davacının işlerinin bozulması ve 2012 yılında Antalya'ya gitmesi, Antalya'ya giderken davalı ...'a vekalet vermesi hususları dışındaki diğer tüm anlatımlarının tamamen gerçek dışı olup iddialarına yasal zemin oluşturma ve hayatın olağan akışına aykırı durumları olağanlaştırma çabası ile hazırlandığını, açık ve net bir ifade ile haksız kazanç teminine yönelik, uydurulmuş beyanlar olduğunu, davacının hiçbir zaman kardeşleri ile birlikte çalışmadığını, davacının, Ereğli'de ... İnş. Malzemeleri Ltd.Şti. olarak, davacının kardeşleri ise ... Madencilik ve Petrol Ürünleri San. ve Tic.Ltd.Şti. olarak ticari faaliyetlerini sürdürdüklerini, davacının işleri bozulunca kardeşleri ile arasının açılması gibi bir durum asla olmadığını, maddi durumu iyi olmayan ve kardeşlerinden artık maddi menfaat temin edemeyeceğini anlayan davacının, bu nedenle kardeşlerine kızdığını ve haksız kazanç elde etmek için bu davayı açmakta da bir sakınca görmediğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 15.06.2023 tarihli celsede açık şekilde davasından feragat ettiği gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin birçok taşınmazı satıldığı için taşınmazlarına ilişkin birden fazla dava ikame ettiğini, ancak ilerleyen aşamalarda taşınmazları karıştırdığını ve dava konusu taşınmazı sattığını fark ettiğini söyleyerek davasından feragat ettiğini, müvekkilinin aynı minvalde dört adet davası olduğunu, ilgili parsel numaralarını karıştırdığını düşündüklerini, bedelini aldığı parselin davaya konu taşınmaz değil diğer davalara konu olan taşınmazlara ilişkin olmasının muhtemel olduğunu, yine feragatin davanın usulden reddini gerektiren bir durum olduğunu, bu nedenle hükmedilecek vekalet ücretinin nispi değil maktu olması gerektiğini ancak İlk Derece Mahkemesince nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, kararın bu yönüyle hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda davacı tarafın karar duruşmasında dava konusu taşınmaza ilişkin davadan feragati üzerine İlk Derece Mahkemesince davanın feragat nedeni ile reddine karar verildiği, istinaf dilekçesinde feragat beyanın hatalı olarak verildiğine ilişkin somut beyanın olmadığı, İlk Derece Mahkemesince davalılar yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 307, 309 ve 310 uncu maddeleri ile AAÜT'nin 6 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunu'nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Temyiz harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. ...
11. Hukuk Dairesi, 2023/6406 E., 2024/7679 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin mahkemeye verdiği 10.07.2023 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiklerini beyan ettiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde davadan feragate yetkisinin bulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 307-311 inci maddeleri gereğince feragatın her aşamada ileri sürülebileceği, davayı da sonuçlandıran bir işlem olduğu ve kesin sonuç doğurduğu gerekçesiyle
11. Hukuk Dairesi         2023/6406 E.  ,  2024/7679 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI :2023/1969 Esas, 2023/1501 Karar HÜKÜM :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ:Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI :2021/803 E., 2023/579 K. Taraflar arasındaki şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin muris ve eski yönetim kurulu başkanı ... S., başkan yardımcısı ... S. ve yönetim kurulu üyesi ... S. tarafından yönetildiğini, murisin vefatının ardından, ... S.nin yönetim kurulu başkanı, ... S.'nin başkan yardımcısı olarak görev aldığını, müvekkillerinden ... S.'nin ise 22.10.2021 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirildiğini, yerine ... S.nin oğlu ... S.'nin seçildiğini, davalı şirketin ortaklık yapısının %30' unun müvekkillerinin, %30' u ... S.'nin, %30' u ... S. nin ve %10'nu ... S.'nin oluşturduğunu, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığını, çoğunluk pay sahiplerinin, çıkarlarını şirket çıkarları üzerinde tuttuğunu, müvekkillerinin hiçbir karar alma sürecine dahil edilmediğini, azlık müvekkillerinin bilgi alma ve inceleme hakları ile mali haklarının engellendiğini belirterek davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların grup şirketlerine karşı haksız ve kötü niyetle çok sayıda dava açtıklarını, iddialarının soyut olup gerçek dışı olduğunu, bilgi alma taleplerinin karşılanmadığı iddiasının doğru olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacıların ileri sürdükleri iddiaların feshi gerektirecek haklı sebepler olmadığını, davacıların davalı şirketin feshini istemesinde hiçbir hukuki yararı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin mahkemeye verdiği 10.07.2023 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiklerini beyan ettiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde davadan feragate yetkisinin bulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 307-311 inci maddeleri gereğince feragatın her aşamada ileri sürülebileceği, davayı da sonuçlandıran bir işlem olduğu ve kesin sonuç doğurduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gereği anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olduğu, davacılar vekilinin yargılama devam ederken davasından feragat ettiği, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabildiği, feragat beyanı üzerine davaya devam edilemeyeceği gibi davacıların iradesinin aksine şirketten çıkarılmaları mümkün olmadığından davanın feragat nedeniyle sonlandırılmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi uyarınca anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, davaya son veren taraf işlemlerinden olan davadan feragat ve davayı kabule ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Feragat veya kabul, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında yapılabilir ve bu beyanlar bölge adliye mahkemesi veya Yargıtayda da ileri sürülebilir.
B) Şarta bağlı olarak yapılan feragat ve kabul beyanları, usul hukukunun emredici nitelikteki düzenlemeleri gereğince geçersizdir.
C) Feragat veya kabul beyanı, yapıldığı anda maddi anlamda kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurduğundan, irade bozukluğu hâlleri dışında bu beyandan dönülemez.
D) Kısmi feragat veya kabulde, feragat veya kabul edilen kısmın dilekçede yahut duruşma tutanağına geçen beyanda açıkça gösterilmesi bir geçerlilik şartıdır.
E) Feragat veya kabul beyanının hukuki sonuç doğurabilmesi için, karşı tarafın açık muvafakati aranmamakla birlikte, mahkemenin usule uygunluğu denetleyerek bu beyanı bir ara kararla tasdik etmesi zorunludur.

Bu maddeyle ilgili 15 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol