6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 310

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 310. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 310- (1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. Feragat ve kabulün sonuçları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

146 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/6810 E., 2023/2802 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Feragatin, mahkemece nihai karar verilmesi üzerine yapılması hâlinde ne gibi işlem yapılacağı konusuna ilişkin 7251 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesine eklenen ikinci fıkrasına göre feragatin, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden önce yapılması hâlinde hükmü veren mahkemece dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeksizin feragat hususunda ek karar ver
4. Hukuk Dairesi         2022/6810 E.  ,  2023/2802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/451 E., 2020/520 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasındaki trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalıların sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu, emniyet hizmetlerinde kullanılan motosikletin, davacı yayaya çarparak ağır şekilde yaralanmasına neden olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere tedavi ve ulaşım giderleri nedeniyle 400,00 TL, geçici iş göremezlik nedeniyle 400,00 TL, sürekli iş göremezlik ve iktisadi geleceğin sarsılması nedeniyle 100,00 TL ve geçici bakıcı gideri nedeniyle 100,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'dan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 21.01.2019 tarihli dilekçesiyle bakıcı ve tedavi gideri talebini 3.585,38 TL'ye, geçici iş göremezlik talebini 4.064,37 TL'ye, sürekli iş göremezlik talebini 218.742,34 TL'ye, ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle talebini 21.874,23 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP 1. Davalı Zurich Sigorta A.Ş vekili cevap dilekçesinde; davalı ... şirketinin poliçe limiti ile sınırlı sorumluluğunun bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının polis memuru olduğunu olay günü ve kaza saatinde görevi başında olduğunu, emniyetin aracı (motosikleti) ile dava konusu kazanın meydana geldiğini ve olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI İstanbul Anadolu (Kapatılan) 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli, 2013/106 esas ve 2014/102 sayılı kararı ile; davalılardan ...'nın emniyet görevlisi polis memuru olduğu, olay günü ve kaza saatinde görevli olduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğüne kayıtlı motosiklet ile kazanın meydana geldiği, aracın diğer davalı ... şirketine ZMSS ile sigortalı olduğu, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan ... tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydı ile ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabileceği, kamu görevlisi hakkında adli yargı yerinde dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 21.12.2015 tarihli, 2015/13004 esas ve 2015/14725 karar sayılı ilamı ile ''...Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan ... tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalı sürücünün salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması olayda KTK hükümlerinin uygulanması gerekliliği karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Mahkemece, bu husus göz önünde bulundurulmayarak davalı ...'ya husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; ''...Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 09.04.2018 tarihli raporda davacının % 62 oranında iş gücü kaybına uğradığının belirlendiği, bilirkişi heyetinden alınan ve tarafların itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan kusur raporunda dava konusu kazanın oluşumunda, davalı sürücü ...'nın % 75 oranında, davacı yaya ...'in ise % 25 oranında kusurlu olduğunun mütalaa edildiği, davacının belirlenen maluliyeti ve davacının % 25 kusur oranı esas alınarak hazırlanan aktüer bilirkişi raporunda, davacının geçici iş göremezlik zararının 4.064,37 TL, sürekli iş göremezlik zararının 218.742,34 TL olmak üzere toplam tazminat tutarının 222.806,71 TL olarak hesaplandığı, davacının tedavi giderlerinin hesaplanması yönünden doktor bilirkişiden alınan raporda; davacının hastalığı sırasında yapmış olduğu tıbbi tedavi, bakım ve ulaşım giderleri zararının 1.789,71 TL olarak belirlendiği, söz konusu bilirkişi raporunun, dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve yeterli bulunmakla hükme esas alındığı, davacının bakıcı ve tedavi giderleri sigorta poliçesinde ayrıca teminat altına alındığından ve karar verilen kısmın tamamı teminat kapsamında olduğundan, 1.789,71 TL bakıcı ve tedavi giderlerinin her iki davacıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiği, ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle tazminat talep edebilmek için davacının; artist, sanatçı, spiker gibi fiziki güzelliği ve düzgünlüğünü kullanarak para kazanan biri olması gerektiği ve dosya kapsamından ev hanımı olduğu anlaşılan davacının ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle tazminat talebinin yerinde olmadığı'' gerekçesiyle davalılar ... ve Zurich Sigorta A.Ş.'ye karşı açılan bakım ve tedavi masraflarına ilişkin maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 1.789,71 TL maddi tazminatın 06.01.2010 tarihinden tahsil tarihine kadar işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davalılar ... ve Zurich Sigorta A.Ş.'ye karşı açılan iş gücü kaybına ilişkin maddi tazminat davasının kabulü ile; 222.806,71 TL maddi tazminatın, davalı Zurich Sigorta A.Ş. yönünden 150.000,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla 14.11.2012 tarihinden, diğer davalı ... yönünden tamamından sorumlu olmak kaydıyla 06.01.2010 tarihinden tahsil tarihine kadar işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davalılar aleyhine açılan ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin 21.874,23 TL'lik maddi tazminat isteminin reddine, davalı ...'ya karşı açılan manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 50.000,00 TL manevi tazminatın 06.01.2010 tarihinden tahsil tarihine kadar işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kaza anında ve sonrasında olayın acı ve elemi içinde yapılan her harcamanın belgelendirilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu kaza nedeni ile birden çok kez ameliyat olduğunu, tedavi giderinin sadece yol parası olmayıp, özel yatak alındığını, aylarca bez kullanıldığını, pansuman ve her türlü tedavi malzemesi alındığını, bu nedenle mahkemece bakıcı ve tedavi giderleri yönünden kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle talep edilen tazminat talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının evlere temizliğe giderek geçimini sağladığını, nitekim 11 yıldan beri bir gün dahi işe gidemediğini, davacının yaralanma derecesi nazara alındığında takdir edilen manevi tazminat miktarının çok az olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Anayasının 129 uncu maddesinin 5 inci fıkrası ve Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararları gereğince, davanın görevli memur olarak davalıya değil, bağlı olduğu kurum (idare) İçişleri Bakanlığı'na aleyhine açılması gerektiğini, davalı aleyhine açılan davanın bu nedenle husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, hükmedilen, maddi ve manevi tazminat miktarı çok yüksek olup, davalının sosyal ve ekonomik durumu ile mütenasip olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 06.01.2010 tarihinde davalı ... tarafından trafik sigortalı ve diğer davalının sürücüsü olduğu aracın, davacı yayaya çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci, 46 ıncı ve 47 nci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu, 54 üncü ve 56 ncı maddesi). 3. Değerlendirme 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harçlarının temyiz eden davacı ve davalı ...'ya yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2023 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık; 06.01.2010 tarihinde davalıların sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın, davacı yayaya çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece bozmadan sonra verilen kararda; davacının bakım ve tedavi masraflarına ilişkin talebinin kısmen kabulü ile 1.789,71 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacının iş gücü kaybına ilişkin talebinin kabulü ile 222.806,71 TL'nin davalı ... yönünden 150.000,00 TL ile sınırlı olmak ve davalı sürücünün tamamından sorumlu olması kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacının ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin maddi tazminat isteminin reddine 21.10.2020 tarihinde karar verilmiş; hüküm davacı ile davalı sürücü tarafından temyiz edilmiş; davacı vekili karar tarihinden sonra UYAP üzerinden gönderdiği mahkemeye hitaben 16.12.2020 tarihinde gönderdiği dilekçesi ile davalı ... şirketine karşı açtıkları davadan feragat ettiklerini, davalı sürücü yönünden ise davaya devam ettiklerini bildirmiştir. Kaza tarihinde sakatlanma ve ölüm halinde kişi başına poliçe limiti ise 150.000,00 TL'dir. Davaya son veren taraf işlemlerinden olan feragat, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307 nci maddesinde, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 311 inci maddede ise feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı açıklanmıştır. 310 uncu madde uyarınca, hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Feragatin, mahkemece nihai karar verilmesi üzerine yapılması hâlinde ne gibi işlem yapılacağı konusuna ilişkin 7251 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesine eklenen ikinci fıkrasına göre feragatin, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden önce yapılması hâlinde hükmü veren mahkemece dosya kanun yolu incelemesine gönderilmeksizin feragat hususunda ek karar verilir. Feragatin, mahkemece nihai karar verilmesi üzerine dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmış olması hâlinde ne gibi işlem yapılacağı konusuna ilişkin 7251 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesine eklenen üçüncü fıkrasına göre ise Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. Davadan feragat öncelikle bir usul işlemidir. Davaya konu olayda davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan davacı tarafın davalılardan birisi hakkındaki feragati usul hukuku bakımından diğer davalı aleyhine bir sonuç doğurmaz ise de davacı hakkından (hakkın esasından) vazgeçerek uyuşmazlığın maddi hukuk bakımından sona ermesi sonucuna yol açmakta olup davadan feragat aynı zamanda bir maddi hukuk işlemi olduğundan, davalı ... hakkındaki feragatin, diğer davalıyı etkileyip etkilemediğinin üzerinde de durulması gerekir. Bir trafik kazasında ortaya çıkan zararı kısmen veya tamamen karşılayan sürücü, işleten veya zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, kendi aralarında yaptığı ödeme nedeniyle bazı sorumlulara rücu edebilirken bazılarına rücu edememektedir. Örneğin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, teminat limiti kapsamında zarar görene yaptığı ödemeyi sorumluluğunu üstlendiği işletene ve o işletene ait araç sürücüsüne rücu ... bulunmamaktadır. Zira trafik sigortacısı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91 inci maddesi gereği teminat limiti kadar bu zararı karşılamak zorundadır. Bu nedenle, rücu edemez. Kaza tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 145 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, sorumlulardan birinin zararı ödemesi halinde diğerleri bu oranda borçtan kurtulur. Ancak, müteselsilen borçluların borçtan tamamen veya kısmen kurtulabilmeleri için alacaklının bilfiil tatmin edilmiş olması gerekir. Bunun aksinin kabul edilebilmesi için alacaklının açıkça davadan feragat etmiş olması veya böyle bir feragatin durumdan kesin olarak anlaşılması gerekir. Yine 818 sayılı Kanun'un 147 nci maddesine göre rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her biri ödediği miktar oranında alacaklının haklarına halef olacağına ve alacaklının diğerleri zararına müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirdiği takdirde bu fiilin neticelerini şahsen tahammül edeceğine dair hükmüne havidir. Böyle bir durumda davacının feragati ile davalı ... tüm borçtan kurtulmuş olmakla, diğer davalı sürücünün de teminat limiti kadar borçtan kurtulduğunun kabulü gerekir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.166,1, 168/2; 818 sayılı Borçlar Kanunu m.145/1, 147/2) Bir başka deyişle, davacının sigortacı yönünden davadan feragat etmesi, sürücünün sigortacıya rücu ... bulunmadığından, sürücünün durumunu ağırlaştırmayacaktır. Bunun sonucu olarak sürücü, ancak yapılan ödeme kadar tazminat borcundan kurtulacak ve zarar gören, bakiye zararının giderilmesi için sürücüye başvurabilecektir. Somut olayda, her ne kadar davalı ... yönünden davacının maddi tazminat taleplerinin poliçe limiti dahilinde diğer davalı sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili yönünden hüküm kurulmuş ise de, mahkemece karar verilmesinden sonra davacının davalı ... hakkındaki feragati ile davalı ... şirketinin tüm borçtan kurtulduğu anlaşılmakla, hükümden sonra ve temyiz aşamasında ortaya çıkan ve temyiz incelemesine usulen engel oluşturan bu durumun ve diğer davalıya etkisinin mahkemece değerlendirilip karara bağlanması gerekli olup feragat dilekçesinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre 6100 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bir ek karar verilmek üzere dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan; Sayın Çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2021/668 E., 2023/191 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310 ve 311 inci maddeleri şöyledir:
Hukuk Genel Kurulu         2021/668 E.  ,  2023/191 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin tüm kadının sair istinaf itirazlarının reddine, yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-karşı davalı vekili 09.06.2017 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 16.01.2001 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının eşine sözlü ve fiziksel şiddet uyguladığını, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkiline hitaben “sen karım değilsin, ölene kadar yatmayacağım senle” şeklinde söylemlerde bulunduğunu, eşler arasında son bir yıldır özel hayatın yaşanmadığını, davalının son olarak 25.02.2017 tarihinde sabaha karşı eve geldiğini, müvekkilinin karnının aç olup olmadığını sorması karşısında “sana ne lan, git başımdan, defol yatağına” boynundaki morluğu soran eşine hayatında başka bir kadın olduğunu söylediğini, bu olaydan sonra ortak eve gelmediğini, evliliğin devamı sırasında davalının ihtiyaç nedeniyle davacıdan ziynet eşyalarını aldığını, bir daha geri vermediğini, müvekkilinin ev hanımı davalının ise ekonomik durumunun iyi olduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 750,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 70.000,00 TL maddi, 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine ve ayrıca belirtilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP VE KARŞI DAVA Davalı-karşı davacı vekili 06.07.2017 tarihli dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin eşi ve özellikle çocuklarına bağlı olduğunu, onları tatillere götürdüğünü, tüm görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini, buna karşılık kadının eşine evliğin ilk gününden itibaren soğuk ve duyarsız davrandığını, duygusal anlamda eşini tatmin etmediğini, birlik görevlerini ihmal ettiğini, kahvaltı dahi hazırlamadığını, aşırı kıskanç tavırlar sergilediğini, sürekli aldatma ile suçladığını, müvekkilinin yoğun iş temposu nedeni ile yaşamış olduğu stresi hafifletmeye çalışmadığını belirterek boşanmayı kabul ettiklerini ve velayetlerin müvekkiline verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2017/350 Esas, 2019/214 Karar sayılı kararı ile boşanmaya sebep olan olaylar değerlendirildiğinde; erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve eşine ait kredi kartını kullanmak suretiyle kadını borca soktuğu, hâl böyle olunca evliliğin bu duruma gelmesinde erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00 TL tedbir-700,00 TL iştirak, kadın yararına 400,00 TL tedbir-600,00 TL yoksulluk nafakası ile 30.000TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ziynet alacağı davasına yönelik yapılan yargılamada ise talep edilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.11.2019 tarihli ve 2019/725 Esas, 2019/871 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince yoksulluk nafakası koşulları oluştuğundan kadın eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin doğru olduğu ne var ki nafakanın niteliği, tarafların belirlenen ekonomik ve sosyal durumları, tarafların yaşları, evliliğin süresi ve kusur derecelerine göre hüküm altına alınan nafaka miktarının az olduğu gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas., 2020/982 Karar sayılı kararı ile "...1-Davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca "Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar "58.800,00 TL" olarak belirlenmiştir. Somut olayda 31.636,00 TL ziynet alacağının ödenmesine karar verilmiş olup, bölge adliye mahkemesince ziynet alacağı davasına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 3- Davacı-karşı davalı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının (TMK m.166/1) yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulü ile tarafların sair istinaf itirazların ise esastan reddine karar verilmiş, istinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05/02/2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'ilerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini, ziynet alacağı davasının devam etmesini ayrıca tarafların halen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğini görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İlk derece mahkemesince verilen ilk hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince, davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakasına yönelik istinaf talebi kabul edilmiş, tarafların sair istinaf talepleri ise esastan reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının taraflarca temyizi üzerine, Dairemizin 11.02.2020 tarihli ilamıyla; dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekilinin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan ettiği, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleştiği, bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağı ancak davadan feragat, davanın ferilerini de kapsadığından bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazları ise reddedilmiştir. Ancak, bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. . D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı-karşı davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada bozmaya uyulduğu hâlde bozma gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bölge adliye mahkemesince verilen kararın Özel Daire tarafından bozulması üzerine, bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozma ilâmına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 nci maddesi şöyledir: " Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. 2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310 ve 311 inci maddeleri şöyledir: "Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir." " (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle feragat kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. 2. Bilindiği gibi özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. 3. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 307 inci maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. 4. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır. 5. Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür. 6. Eldeki davada; ilk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine dair verilen 07.03.2019 tarihli karar; davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise her iki dava ve fer'îleri yönünden istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada erkeğin tüm kadının ise yoksulluk nafakası dışından kalan istinaf itirazlarının reddi ile kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin 01.11.2019 tarihli bu kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın vekili 21.04.2019 tarihli istinaf dilekçesinde "Sayın Mahkemece TMK 166/1 maddesi uyarınca verilen boşanma kararına" ilişkin bir itirazımız bulunmamaktadır dediği, buna karşılık davalı-karşı davacı erkek vekilinin de 27.11.2019 tarihli temyiz dilekçesinde "kararı boşanma yönünden temyiz etmiyoruz, boşanmanın kesinleştirilmesini talep ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. Erkek eş vekilinin iş bu temyiz dilekçesi kadın eş vekiline elektronik tebligat yolu ile 02.12.2019 tarihinde tebliğ edildikten sonra ilk derece mahkemesince boşanma yönünden 28.11.2019 tarihinde kesinleştiğine karar verildiği ve bu tarihten sonra davacı-karşı davalı vekilinin dosya Yargıtay'da temyiz aşamasında iken 05.02.2020 tarihli dilekçe ile boşanma talebinden feragat ettiği anlaşılmıştır. 7. Özel Daire tarafından gerçekleştirilen 11.02.2020 tarihli incelemede; erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik verilen hükmün miktar itibariyle kesin olduğu belirtilerek bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine, bunun dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; kadın eşin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiği, her ne kadar boşanma hükmü temyiz kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş ise de davadan feragatin davanın fer'ilerini de kapsayacağı, hal böyle olunca bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulmasına karar verilmiştir. 8. Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin yukarıda belirtilen bozma ilâmının taraflara tebliğ edildiği, 25.06.2020 tarihli duruşmada taraf vekillerinin hazır bulunduğu, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2019/982 Karar sayılı bozma ilâmının okunduğu, taraf vekillerinden bozma ilâmına karşı diyeceklerinin sorulduğu, kadın vekilinin bozma ilamına uyulmamasına buna karşılık erkek vekilin bozma ilamına uyulmasına karar verilmesini talep ettiği, sonrasında mahkemece "usul ve yasaya uygun olan bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek tefhimle açık yargılamaya devam olunduğu" anlaşılmaktadır. 9. Bilindiği gibi davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz. 10. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (HMK. md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. 11. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun’un 30 ila 39 uncu maddeleri arasında “Yanılma, Aldatma ve Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli olmayıp, 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde de açıkça belirtildiği gibi iptal hakkıdır. 12. Davadan feragatin; hata, hile ve ikrah nedenleriyle iptali ayrı bir dava açılarak ileri sürülebileceği gibi irade bozukluğu nedenleriyle feragatin geçersiz olduğu aynı dava içinde de ileri sürülebilir. Bu durumda mahkemece iddiaya ilişkin deliller toplanarak, feragat beyanının hukuki bir sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, böyle bir inceleme yapılıp karar verilebilmesi için öncelikle feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu konuda mahkemece kendiliğinden inceleme yapılması olanaklı değildir. 13. Bozma sonrası davacı-karşı davalı kadın vekiline bozma ilâmının usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde ve ayrıca hazır bulduğu duruşmada, bozma ilâmının yüzüne okunmasına karşın, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan 25.06.2020 tarihli duruşmada vekilin 05.02.2020 tarihli feragat dilekçesi hakkında irade bozukluğu nedenlerinden herhangi biri nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesi gereğince iptalinin talep edilmediği görülmektedir. Dolayısıyla Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada, feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmemiş olduğu eldeki davada, bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada feragat beyanının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında kendiliğinden inceleme yapılıp, sonuç olarak feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğuna yönelik karar verilmesi mümkün değildir. 14. Öte yandan eldeki davada usuli kazanılmış hak kavramın da açıklanmasında yarar vardır. 15. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 16. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki; gerek 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK), gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 17. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnası olup, bu husus 04.02.1959 gün ve 1957/13 Esas-1959/5 Karar sayılı YİBK'da “...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,...” şeklinde ifade edilmiştir. 18. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulî, C.V, ..., 2001, s. 4738 vd). 19. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.07.2020 tarihli ve 2017/20-1548 Esas, 2020/572 Karar; 09.07.2020 tarihli ve 2020/4-334 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 20. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Aynı şekilde mahkemece verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi hâlinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). 21. Diğer yandan bir mahkeme kararını temyiz etmeyen taraf hakkında “kararı bu haliyle benimsemiş olduğu” sonucuna ulaşılır. Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir. Bu katlanma yükümlülüğünün bir görünümü de yerel mahkemenin direnme suretiyle verdiği karara karşı da temyiz yoluna gidilemeyecek olmasıdır. Zira hüküm ve sonuçları itibariyle direnme kararı, ilgilisi bakımından, temyiz edilmeyerek benimsenmiş önceki kararın aynısıdır. 22. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya gelindiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas., 2020/469 Karar sayılı kararı ile Özel Dairenin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2020/982 Karar sayılı onama ve bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada davacı-karşı davalı kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verildiği, hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile hükmün sadece kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası yönünden bozulması karşısında eldeki uyuşmazlığın yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu anlaşılan uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma kararına uyulması ile erkek yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gözetilmeksizin kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, fer'îlerin asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin fer'îleri de kapsayacağı hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl dava olan boşanma bakımından hüküm ve sonuç doğurmayacağı açık olan feragat iradesinin fer'îler için geçerli olduğunu söylemenin ciddi bir adalet sorgulamasına sebebiyet vereceği, bu nedenle direnme gerekçesinin isabetli olduğu, ne var ki davalı-karşı davacı vekilinin miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı-karşı davacı vekillinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulüne, tarafların sair istinaf itirazlarının ise esastan reddine karar verilmiştir. İstinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kaldığından Dairece bu hükmün kesinleştiği kabul edilmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanının boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağına hükmedilmiştir. Ancak Dairece davadan feragatin, davanın fer'îlerini de kapsadığı belirtilerek bu hususun gözetilip bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafaka yönünden bozulmasına karar verilmiştir. BAM tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini,ziynet alacağı davasının devam etmesini, ayrıca tarafların hâlen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğinin görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin, boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatinin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, “bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. BAM tarafından önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, kesinleştiği için feragat edilmesi mümkün olmayan ve Dairece de geçerlilik tanınmayan feragat iradesinin davanın fer'îleri olan nakafa ve tazminat için geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın çoğunluk daire görüşüne uygun olarak boşanma davasından feragat edilmiş ise bu feragat, davanın aslı olan boşanma yönünden hukuki sonuç doğurmasa bile bunun, davanın fer'îleri bakımından hukuki sonuç doğruacağına karar vermiştir. Bu ise boşandığı hâlde davacı kadının hak ettiği nafaka ve tazminatın kendisine verilmemesi anlamına gelmektedir. Sayın çoğunluğun bu görüşüne aşağıda belirteceğimiz nedenlerle katılmamaktayız. BAM kararında da belirtildiği üzere fer'îlerin, asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin bunun fer'îlerini de kapsayacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira fer'î talepler, aslın ortaya çıkaracağı maddi ve hukuki sonuçların adeta zorunlu bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu çerçevede feragat nedeniyle boşanmanın gerçekleşmemesi durumunda evlilik birliği devam ettiği için eşe nafaka veya tazminat ödenmesi akla ve mantığa uygun olmayacaktır. Dolayısıyla boşanmanın feragat nedeniyle gerçekleşmediği mutat durumlarda feragatin fer'îleri de kapsaması son derece makul ve adil bir sonuca tekabül etmektedir. Ancak boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl için hüküm ve sonuç doğurmayacağı kabul edilen feragat iradesinin, fer'îler için geçerli olduğunu söylemek ciddi bir makuliyet ve adalet sorgulamasına sebebiyet verecektir. Madem ki feragat iradesi sadece boşanma talebine hasredildiği hâlde sırf “feri asıla tabidir” kuralı gereği fer'înin de bundan etkilenmesi gerektiği kabul edilmektedir, bir başka ifadeyle fer'î bağımsız bir talep konusu olmayıp sadece asıla tabi olduğu için aslın kaderine bağlı olduğu veri olarak alınmaktadır, o hâlde asıl için geçersiz kabul edilen bir irade açıklamasının da aynı mantık gereği fer'î için de geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle buradaki sorunun “feri asıla tabidir” ilkesinin standart/kurallı olarak (aynı koşullarda aynı sonucu doğurma prensibine uygun) uygulanmamasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu çerçevede madem ki geçerli bir feragat hâlinde asıl talep olan boşanmadan vazgeçmek, fer'îler olan tedbir ve tazminattan da vazgeçmek sonucunu doğuruyor ise asıl talep için geçersiz sayılan bir feragatin fer'îler için da geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekir. Öte yandan buradaki sorunun bir başka şekilde çözüme kavuşturulması da düşünülebilir: Bu çerçevede bir bütün olduğu için aynı kurala tabi tutulan asıl ve fer'înin, parçalanması hâlinde aynı kurala tâbi olmayacağı benimsenebilir. Buna göre boşanma olan asıl ile nafaka ve tazminat olan fer'îlerin bütünlüğünün bozulmadığı durumlarda kural olarak “feri asıla tabidir” ilkesinin uygulanması son derece doğal ve makuldür. Eş deyişle, boşanma asılından feragat edildiğinden hem boşanma ve hem fer'îlerinden vazgeçildiğinin kabul edilmesi gerekir. Ancak herhangi bir hukuki veya maddi nedenle bu bütünlüğün bozulduğu istisnai durumlarda, yani boşanma gerçekleşmesine rağmen nafaka ve tazminatın ödenmemesinin söz konusu olduğu durumlarda fer'înin asıla tabi olduğunu söylemek (“feri asıla tabidir” kuralının kendisi bütünlük fikrinden kaynaklandığı için) makul ve hukuka uygun değildir. Somut olaya baktığımızda temyiz aşamasındaki davada taraflar boşanmayı temyiz konusu etmediği için boşanma kararı kesinleşmiştir. Ancak Dairenin önündeki davada nafaka ve tazminata ilişkin davalar devam etmektedir. Kesinleşmeyle birlikte asıl olan boşanmayla fer'î olan tazminat ve nafaka arasındaki bütünlük bozulmuştur. Bu durumda “feri asıla tabidir” kuralı geçerli olmayacak, tarafların fer'îlerden vazgeçmesi için sadece asıldan vazgeçmesi yeterli kabul edilmeyecektir. Fer'î ile asıl arasındaki bütünlük koptuğu için fer'îden vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için fer'îden vazgeçildiği yönünde ayrıca ve açıkça bir irade açılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Nitekim direnen BAM’ın kabulü de bu yöndedir. Aksi durum, somut olayda da görüldüğü üzere kocasının ağır kusuru nedeniyle boşanmak zorunda kalan ev hanımı bir kadının, boşanmanın adeta zorunlu sonucu olan ve hakettiği açık olan nafaka ve tazminat miktarından mahrum kalması gibi hukuk mantığına, adalete ve vicdana sığmayan sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecektir. Belirtmek gerekir ki çoğu zaman hukuk kuralları soyut olup bunların somut olayın özelliği dikkate alınarak yorum yolu ile somutlaştırılması gerekir. Bu somutlaştırma yapılırken normun konuluş amacına uygun olarak somut olayda adalet nasıl gerçekleşecek ise soyut kural ona göre anlamlandırılmalıdır. Aksi takdirde hukuk ile adalet arasındaki ilişkinin kurulması mümkün olmaz. Bu nedenle de olabildiğince toptancı, genel değerlendirmelerden kaçınarak her hukuki olayın kendine has (unique) ve istisnai özelliklerini dikkate alarak bir sonuca ulaşmak gerekir (bkz. Yelken, Hamit (2016) “Anayasa Mahkemesinin Hukuk Yapımı), içinde Hukuk Politikası, Ali Şafak Balı (Ed.), Ankara, Astana Yayınları s:258 vd). Özellikle bir kuralın adalete uygun olan ve olmayan iki yorumunun yapılması mümkün ise adalete uygun olanın kabul edilmesi, Anayasa’nın 138 inci maddesinde ifadesini bulan hukuka uygun hüküm verme kuralının bir gereği olarak görülmelidir. Bu çerçevede “feri asıla tabidir” kuralının da somut olayın istisnai özellikleri dikkate alındığında bu uyuşmazlıkta yukarıdaki gibi yorumlanması gerektiği açıktır. Son olarak sayın çoğunluk, BAM’ın Dairenin ilk bozma kararından sonra bozmaya uyduğuna karar vermekle artık davalı yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gerekçesine de dayanmıştır. Kanaatimizce söz konusu kararında bu şekilde yorumlanması yerinde değildir. Zira Daire şu gerekçe ile kararı bozmuştur: “Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'îlerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir...” Görüldüğü üzere Daire feragatin kural olarak fer'îlerini de kapsayacağını kararında belirtmekle birlikte buna dayanarak “kadın davacının feri taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir” şeklinde kesin bir ifade kullanmamış, davadan feragatin gözetilerek bir karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir. BAM da kararında bu hususu gözetmekle kalmamış, kuralı ayrıntılı bir şekilde irdelemiş ve kural olarak asıldan feragatin fer'îlerini de kapsayacağının tereddütsüz olacağını belirtmiştir. Ancak somut olayda boşanma artık kesinleştiği için sırf boşanma bakımından yapılan bir irade açıklamasının artık bu somut olaya uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Bu çerçevede BAM’ın bozma kararına uygun hareket etmediği de söylenemez. Öte yandan görüşmeler sırasında bazı üyelerce bozma kararı verilmesi ve BAM’ın da buna uymasından sonra artık Dairece önceki bozma kararından farklı bir karar verilemeyeceği, bu hususta usuli bir kazanılmış hak doğduğu ifade edilmiş ise de bu görüşlere de katılmak mümkün değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373 üncü maddesinin (6) numaralı fıkrasında “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre bu hüküm uyarınca önceki bozmanın aksi yönde yeni bir bozma yapılabilecek, ne var ki bu son bozmadan sonra verilen kararın denetimi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Buradan hareketle ilk bozmaya uymanın usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı sonucuna varılabilir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu 2017/2620 Esas, 2021/445 Karar sayılı ilamında HMK 373/6 ncı maddesinin usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğunu kabul etmiştir. Açıklanan nedenlerle; BAM’ın direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
12. Hukuk Dairesi, 2022/3856 E., 2022/10497 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 Sayılı HMK. nın 310. Maddesi aynen;
12. Hukuk Dairesi         2022/3856 E.  ,  2022/10497 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkikinin davalı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Dava dosyası incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesinin davayı kabul kararının davalı/alacaklı tarafından istinaf edildiği, davalı/alacaklının istinaf talebinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 16.04.2021 gün ve 2020/1246 E. 2021/887 K. Sayılı ilamı ile esastan reddedildiği, Davacılar vekilinin 02.06.2021 tarihli dilekçesi ile İlk Derece Mahkemesine başvurarak davadan feragat ettiklerini bildirdiği, İlk Derece Mahkemesi’nce talebin 07.12.2021 tarihli ek karar ile “….istinaf talebinin esastan reddi kararından sonra verildiği…” gerekçesi ile reddedildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı ile İlk Derece Mahkemesinin ek kararının davalı/alacaklı vekili tarafından süresinde ayrı ayrı temyiz edildiği görülmüştür. İlk Derece Mahkemesinin 07.12.2021 tarihli ek kararına yönelik temyiz incelemesinde; Kabul ve feragat 6100 Sayılı HMK. nın 310 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, 6100 Sayılı HMK. nın 310. Maddesi aynen; “ MADDE 310- (1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. “ hükmü yer almaktadır. Feragat Bölge Adliye Mahkemesi’ nin esastan ret kararından sonra, dosya temyize gönderilmeden yapılmıştır. Bu nedenle feragatin değerlendirilmesi İlk Derece Mahkemesi’ ne ait olup, İlk Derece Mahkemesinin ek kararının bozulması ve dosyanın feragat beyanı değerlendirilmek üzere İlk Deerece Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : 1-İlk Derece Mahkemesi’ nin 07.12.2021 tarihli ek kararının BOZULMASINA, 2-Dava dosyasının davacılar vekilinin 02.06.2021 tarihli feragat talebinin değerlendirilerek ek karar verilmek üzere 6100 sayılı HMK'nun 310/3. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18/10/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/6884 E., 2022/4076 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK’nın davadan feragat ve davayı kabulün zamanını düzenleyen 310. maddesinde feragat ve kabulün hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra yapılması halinde taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosyanın kanun yolu incelemesine gönderilmeyeceği ve i
10. Hukuk Dairesi         2020/6884 E.  ,  2022/4076 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İlk Derece Mahkemesi : ... 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Dava, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 6100 sayılı HMK’nın davadan feragat ve davayı kabulün zamanını düzenleyen 310. maddesinde feragat ve kabulün hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra yapılması halinde taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosyanın kanun yolu incelemesine gönderilmeyeceği ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verileceği, feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması halinde ise Yargıtay'ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndereceği düzenlenmiştir. Somut olayda, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemiz’e gelmesinden sonra vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi de bulunan davacı vekilinin 11/08/2021 tarihli dilekçesi ile “ Davacı Müvekkilimin mevcut durumdaki %20,2 meslek hastalığı maluliyet oranı nedeniyle görülmekte olan maddi ve manevi tazminat davamızdan; ileride %20,2 meslek hastalığı maluliyet oranının artması durumunda maddi - manevi tazminat ve her türlü dava açma hakkımız saklı kalmak üzere müvekkilimin %20,2 Meslek Hastalığı Maluliyet Oranına dair maddi ve manevi tazminat ödemesi yapılması nedeniyle müvekkilimin %20,2 meslek hastalığı maluliyet oranı nedeniyle görülmekte olan davamızdan feragat ediyoruz.” şeklinde davadan feragat beyanında bulunduğu anlaşılmakla dosyanın 6100 sayılı HMK’nın 310/3. maddesi gereğince değerlendirme yapılmak üzere ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’ne İADESİNE, 22/03/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5275 E., 2022/9055 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Davalı şirket, davayı kabul ettiklerine dair 19.05.2022 tarihli beyan dilekçesi sunmuş olup, HMK’nın 310/3. maddesi uyarınca dosyanın temyiz incelemesi yapılmaksızın kabule ilişkin karar verilmek üzere mahkemesine tetkiksiz iade edilmesi gerekmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2021/5275 E.  ,  2022/9055 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.03.2019 tarih ve 2018/459 E. - 2019/222 K. sayılı kararın davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 24.03.2021 tarih ve 2019/880 E. - 2021/430 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkette % 22 paya sahip hissedar olduğunu, davalı şirket tarafından 29/05/2018 tarihinde yapılan olağan genel kuruluna pay sahibi müvekkilini temsilen Mali Müşavir ... 'in iştirak ettiğini, yapılan genel kurulda genel kurul tutanağının tamamının kanuna aykırı tutulduğunu ve genel kurul tutanağının 7.maddesindeki huzur hakkı ücretinin butlanla malul olup hukuka ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia ederek, öncelikle üçüncü kişilerin haklarının korunması amacıyla 6102 sayılı TTK 'nın 449.maddesi ve HMK 'nın 389 maddesi uyarınca telafisi güç zararların meydana gelmemesi amacıyla alınan huzur hakkı kararının ihtiyati tedbir konularak yürütülmesinin geri bırakılmasına, davanın terditli olması hasebiyle de 29/05/2018 tarihli genel kurul tutanağının kanuna aykırı tutulması ve pay sahiplerinin haklarının zedelenmesi nedeniyle mutlak butlan ile batıl olan genel kurul kararlarının tamamının tespit edilip iptaline karar verilmesine, genel kurul kararlarının tamamının iptal edilmemesi halinde kanuna aykırı, fahiş miktardaki huzur hakkı ücretini içeren ve mutlak butlan ile malul 7.maddenin tespit edilip iptal edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ..., ... ve ... vekili; davanın müvekkilleri yönünden husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Fimaj İnş Turizm A.Ş. vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...; anonim şirketlerin yönetimi, kâr dağılımı, temettü dağılımı huzur hakkı gibi teknik konularda bilgi sahibi olmadığını, genel kurul toplantısının usulüne uygun yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davanın genel kurul kararlarının butlanı ve iptaline ilişkin olması nedeniyle talebin niteliğine göre davanın şirket tüzel kişiliğine karşı yöneltilmiş olmasının gerekli ve yeterli olduğu, davalı şirketin ortaklarının bu davada davalı olarak gösterilip husumetin onlara da yöneltilmiş olması yasaya uygun olmadığı, davalı şirket dışındaki diğer davalıların bu dava yönünden davalı sıfatları yani pasif husumet ehliyetleri bulunmadığı; dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararlar yönünden toplantı ve karar nisabının sağlandığı, genel kurul toplantısında alınan 2,4,5,6 ve 8. maddelerinin oy birliği ile kabul edildiği, bu kararlar yönünden ana sözleşmeye ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve butlan ya da iptal koşullarının oluşmadığı; davacı tarafından terditli olarak dava konusu edilen oy çokluğu ile alınmış iptali istenen 7. madde yönünden yapılan incelemeye göre, söz konusu kararın şeklen ana sözleşmeye ve yasaya aykırı olmaması nedeniyle butlan koşullarının oluşmadığı, ancak dosyaya celbedilen davalı şirketin vergi ve mali kayıtları, bilançosu, gelir-gider tabloları incelendiğinde 2016 yılı karının 54.726,18 TL , 2017 yılı karının 125.696,53 TL (genel kurul toplantı yılı itibariyle) olduğu, oysa iptali istenen genel kurulun 7. maddesinde karar altına alınan huzur hakkı ücreti toplam 10.000 TL +8.500 TL + 5.000 TL +5.000 TL = 28.500TL olduğu, bu toplam ücretin aylık olduğu kabul edildiğinde 12x28.500=342.000 TL 1 (bir) yıllık huzur hakkı ücreti hesaplandığı, davalı şirketin 2017 yılı kârının 125.696,53 TL olduğu bildirildiğinden belirlenen yıllık huzur hakkı ücreti toplamının davalı şirketin 2017 yılı kârının neredeyse 2,7 katı bir bedel olduğu, dolayısıyla söz konusu miktar davalı şirketin bildirdiği kâr miktarına göre kıyaslandığında oldukça fahiş bir bedel olduğu kanaatine varıldığı, ayrıca gündemin 7. maddesinde karar altına alınan huzur hakkı ücretinin aylık mı? yoksa yıllık mı? olduğunun da kararın içeriğinde net ve anlaşılır bir şekilde belirlenmediği, bu haliyle söz konusu kararın muğlak, belirsiz ve infazda tereddüt içeren bir karar niteliğinde olduğu bu nedenlerle gündemin 7. maddesindeki işbu kararın içeriği itibariyle yasaya ve özellikle objektif iyi niyet ve dürüstlük kurallarına uygun olmadığı gerekçeleriyle davalılar ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine; davalı şirket hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile dava konusu edilen 29/05/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısının tamamının ve alınan kararlarının tümünün mutlak butlanla batıl olduğuna dair tespitine ilişkin talebinin reddine, terditli istemi olan iptal talebinin kabulü ile 29/05/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınmış gündemin 7. maddesindeki huzur hakkı ile ilgili kararın ise iptaline karar verilmiştir. Karara karşı, davalı şirket vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi gereğince toplantıya katılan ortağın karara red oyu kullanarak söz konusu karara muhalif kalması ve bu hususun ayrıca zapta geçirilmesi gerektiği, oylama öncesi peşin muhalefetin olması söz konusu olamayacağından iptal davası açan ortağın oylama sonrası red oyu ve ayrıca toplantı tutanağına muhalefet şerhini de yazdırması gerektiği, bu durumda, genel kurul kararının iptali için açılan bu davada 29/05/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısının 7. gündem maddesinde alınan kararın 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesindeki ön şart (özel dava şartı) gerçekleşmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan red kararı verilmesi doğru görülmediği gerekçesi ile, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak, davacının davalılar ..., ..., ... ve ... hakkında açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirket hakkında 29/05/2018 tarihli olağan genel kurulun 7. gündem maddesine yönelik açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/(2) ve 115. maddeleri gereğince usulden reddine, davalı şirket hakkında 29/05/2018 tarihli olağan genel kurulda alınan diğer kararlara yönelik açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Dava, davalı şirketin 29.05.2018 tarihli genel kurul tutanağının kanuna aykırı tutulması ve pay sahiplerinin haklarının zedelenmesi nedeniyle mutlak butlan ile batıl olan genel kurul kararlarının tamamının tespiti ve iptali, genel kurul kararlarının tamamının iptal edilmemesi halinde kanuna aykırı fahiş miktardaki huzur hakkı ücretini içeren ve mutlak butlan ile malul 7. maddenin iptali istemine ilişkindir. Davalı şirket, davayı kabul ettiklerine dair 19.05.2022 tarihli beyan dilekçesi sunmuş olup, HMK’nın 310/3. maddesi uyarınca dosyanın temyiz incelemesi yapılmaksızın kabule ilişkin karar verilmek üzere mahkemesine tetkiksiz iade edilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava dosyasının davanın davalı şirket tarafından kabulü nedeniyle ek karar verilmek üzere HMK’nın 310/3.maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’ne TETKİKSİZ İADESİNE, 14.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Medeni usul hukukunda davayı sona erdiren taraf işlemleri olan "Feragat" ve "Kabul"ün yapılma zamanı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Feragat ve kabul, sadece ön inceleme duruşmasının sonuna kadar yapılabilir.
B) Bu işlemler, hüküm verilinceye kadar yapılabilir; hüküm verildikten sonra feragat mümkün değildir.
C) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında yapılabilir.
D) Kabul beyanı, ancak davalının cevap dilekçesi ile birlikte sunulması halinde geçerli olur.
E) İstinaf aşamasında feragat edilebilmesi için karşı tarafın açık rızası şarttır.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol