6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 324

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 324. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır. Resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

45 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2024/5036 E., 2024/8361 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde;
4. Hukuk Dairesi         2024/5036 E.  ,  2024/8361 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/32 E., 2024/139 K. DAVA TARİHİ : 13.05.2010 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı dava dışı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu aracın yaptığı kazada ağır biçimde yaralandığını, tedaviye rağmen tam olarak iyileşemeyip yatağa bağımlı ... geldiğini, sigortalının tedavi sürecindeki tedavi ve bakım giderleri karşılığı olarak davacının toplam 100.673,62 TL ödeme yaptığını, kazayı yapan aracın işleten ve sürücüsüne karşı açılan rücu davasında, eldeki davanın davalısı tarafından 20.680,83 TL'lik fazladan faturalandırma ile tahsilat yapıldığının saptandığını, bu bedel için araç maliki ve sürücüsünün sorumsuzluğuna hükmedildiğini, davalının haksız ve mevzuata aykırı biçimde tahsil ettiği bu bedelin tahsili için başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek davalının takibe itirazının iptali ile % 40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dayanak yaptığı dava dosyasının tarafı olmadıklarını, kurumlarında çalışan uzman tarafından davacının sigortalısı ... Düzyatan'a 17 gün boyunca rehabilitasyon hizmeti verdiklerinden tahsil edilen bedelin uygun olduğunu, ayrıca hastadaki tedavi ihtiyacı yaratan rahatsızlıklar için tıbben gerekli tedavilerin uygulandığını, icra takibine itirazlarının haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararı ile; iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacının sigortalısına davalı tarafından uygulanan tedaviler nedeniyle faturalandırılıp tahsil edilen bedelin uygun ve tedavi süreci için gerekli olduğunun alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla saptandığı, davalı tarafından fazladan tahsil edilen bir bedel olmadığından davacının davalıya karşı rücu hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.05.2017 tarihli 2014/9106 E., 2017/5433 K. sayılı ilamıyla; "...Davalı tarafından fazladan faturalandırma yapılıp tahsil edilen bedel ve bu sebebe dayalı olarak davacının rücu alacağı bulunup bulunmadığı konularında alınan 14.06.2013 tarihli kök rapor ile 03.10.2013 tarihli ilk ek raporda, davalı tarafından yapılan fazladan tahsilat olduğu, miktarının da 20.679,69 TL. olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davalı tarafından haricen alınan ve dosyaya sunulan bilimsel görüş doğrultusunda alınan 03.12.2013 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda ise; davalının sunduğu bilimsel görüş, davacının sigortalısının babası tarafından verilen, davalının fatura ettiği hizmetlerin davalıdan alındığına dair yazı gereği, davalının rehabilitasyon ve kas güçlendirme egzersiz programının birlikte fatura edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, davalının haksız biçimde fatura edip tahsil ettiği bedel bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği; mahkeme tarafından da bu görüş doğrultusunda davacının rücu hakkının bulunmadığı yönünde karar verildiği görülmektedir. Davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu otobüsün kaza yapması sonucu yaralanıp tedavi gördüğü, tedavilerinin bir kısmının davalı tarafından yapıldığı, davacının, sigortalısının tedavisi için yapılan giderleri ödediği dosya kapsamı ile sabittir. Yine, davacı sigortalısının zarara uğramasına yol açan aracın maliki ve sürücüsüne karşı davacımız tarafından Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında açılan rücu davasında alınan bilirkişi heyeti raporunda, davalı tarafından tedaviye ilişkin olarak yapılan faturalandırmanın Türk Tabipler Birliği Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine aykırı olduğu, spinal kord rehabilitasyon hizmeti için fatura kesilen durumda rom egzersiz ve kas güçlendirme hizmet bedeli için fatura kesilemeyeceği, eldeki davanın davalısı tarafından anılan biçimde yapılan faturalandırmanın uygun olmadığı, fazladan fatura edilen bedelin 20.680,83 TL. olduğu yönündeki görüş doğrultusunda, davacımızın araç maliki ve sürücüsüne bu bedeli rücu hakkı bulunmadığına karar verilmiş; anılan mahkeme kararı, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek 27.03.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı tarafından açılan Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında dava konusunun, davacının sigortalısı için ödediği tedavi bedellerinin rücusu olduğu; davacının rücu edebileceği miktarın ve bu bedelden sorumlu olanların tespiti bakımından alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla, eldeki davanın davalısı tarafından fazladan faturalandırma yapıldığının saptandığı; anılan davada bilirkişi raporuna göre verilen kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği hususları hep birlikte gözetildiğinde; eldeki davanın davalısı, anılan dosyada taraf olmadığı için Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespiti ve verdiği kararın, davalı aleyhine kesin delil teşkil etmese de davacı lehine güçlü delil niteliği taşıdığı aşikardır. Bu itibarla, davacı lehine güçlü delil niteliği taşıyan önceki rücu davasındaki durumun gözetilmeyişi hatalı olduğu gibi; mahkemenin hükme esas aldığı ikinci ek rapordaki tespitler, kök rapor ve ilk ek rapordaki tespitlerle, ayrıca önceki rücu davasındaki bilirkişi heyeti raporuyla çelişmektedir. Anılan bu çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edilmesi doğru değildir. Bu durumda mahkemece; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden, içinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten, TTB Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konularında, önceki rücu davasında alınan bilirkişi raporuyla mahkemenin kendi aldığı raporlar arasındaki çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle ve konusunda uzman olmayan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora göre, yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesinin talep edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli 2017/4388 E., 2018/4597 K. sayılı ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararı ile; "01.09.2020 tarihli raporda özetle; Özel Kent Hastanesinde hasta ... Düzyatan'a uygulanan " spinal Kord yaralanması rehabilitasyon hizmetleri ile birlikte ROM egzersizlerini ve Kas Gülendirme egzersizlerinin birlikte fatura edemeyeceğini ve 18.290,29-TL faturalandırmanın fazla olduğu davacının bu kapsamda davalıdan 18.290,29-TL alacaklı olduğunu, hastanın Hiperbarik Oksijen tedavisi aldığı 17 gün boyunca Özel EMOT Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü dönemde özel Kent Hastanesi tarafından da " Hemşirelik Hizmetleri " faturası edilmesinin uygun olmadığını ve bu durumda 1.377,00-TL faturalandırmanın da fazla olduğu toplam tutarı 19.667,29 TL fazla faturalandırma olduğu ve davacının bu kapsamda davalıdan alacağı olduğu açıklanmıştır toplam 19.667,29 TL faturalandırmanın fazla olduğu, davalının 19.667,29 TL ye yaptığı itirazın iptali ile, iptal edilen miktar üzerinden alacak likit olduğundan % 20 tazminat verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının Beyoğlu 5. İcra Müdürlüğü'nün 2010/8601 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 19.667,29 TL asıl alacak bedeli üzerinden takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK'nın 67/2 maddesi gereğince hükmolunan alacak bedeli üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamıyla; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde; “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır. Somut olayda mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olduğu, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede, bozma ilamı doğrultusunda Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Aydın Tıp İhtisas Dairesi'ne gönderilerek içerisinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten TTB Asgari Ücret Tarifesi Hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konusunda dosya içerisinde bulunan tüm raporlar da değerlendirilerek rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, ancak verilen kesin sürede davacı tarafça delil avansının ikmal edilmediği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihli dilekçesinde; huzurdaki dosyanın 08/03/2019 tarihli duruşmasının tevkil yolu ile başkaca avukatlar tarafından takip edilmiş olduğu, kendilerine söz konusu avukatlar tarafından sehven delil avansının yatırılması gerektiği bilgisinin iletilmemiş olduğunu, bu nedenle gider avansının süresi içinde yatırılamadığını beyan ettiği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihinde verilen kesin süre geçtikten sonra 1.000 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırdığı, akabinde mahkemece 21/06/2019 tarihli celsede 08/03/2019 tarihli celsede verilen 1 nolu ara kararı uyarınca işlem yapılmasına karar verildiği, bu ara karar uyarınca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, SGK Hekimi ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten 01/09/2020 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, bu rapor hükme esas alınmak suretiyle de davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Şu durumda; mahkemece davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, mahkemenin ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği anlaşılmıştır. Şu durumda mahkemece; kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamına karşı süresi içinde davacı vekili kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. 4. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararı ile; mahkemece usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddine ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Dairenin 23.01.2023 tarihli 2022/14200 E., 2023/843 K. sayılı ilamı ile; Yargıtay kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunulduğuna göre, talebin miktar sınırları içinde olup olmadığını denetleme ve miktar sınırı kapsamında değilse bu hususta karar verme yetkisinin, karar düzeltme talebini inceleyecek Yargıtay’ın ilgili Dairesine ait olduğu, yerel mahkemenin bu konuda karar verme yetkisinin bulunmadığı, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi ile davanın reddine dair mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararının yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, anılan kararın kaldırılmasına karar verilerek davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi gerektiği gerekçesiyle Daire kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına karar verildiği, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği , bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtar edildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; delil avansının 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinde düzenlendiğini, 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre taraflardan birisinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde diğer tarafın bu avansı yatırabileceğini, delil ikame avansının dava şartı olmadığını, bu nedenle yatırılmaması halinde 6100 sayılı HMK'nın 115 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği davanın reddine karar verilemeyeceğini, gider avansının dava şartı olduğunu, ancak delil avansının dava şartı olmadığını, bu sebeple mahkemenin kararının hatalı olduğunu, ara kararda taraflarından delil avansının yatırılmasının istendiğini, ancak devamında gider avansı yatırılmamasına ilişkin sonuçların ihtar edilmediğini, kesin süreye ilişkin ara kararlarda alınması gereken avansın ne miktarda ve hangi işlere ilişkin olduğu, hangi iş için ne miktar avans yatırılacağının açıkça belirtilmemesi ve belirtilen sürede ara kararın gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının da açıklanması, kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için ara kararın usulünce ve eksiksiz olması gerektiğini, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasının bozma kararına uyulmasının gereği olduğunu, bu gereğin yerine getirilmesi gerektiğini, taraflarınca delil avansının süresi içerisinde yatırılmamış olmasının davayı uzatma amacı ile yapılmadığının açıkça ortada olduğunu, dosyaya taraflarınca kesin süreden sonra delil avansının yatırıldığını, akabinde dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bu durumda dosyaya sunulmuş olan bilirkişi raporuna dayanmamanın müvekkili bakımından ağır bir sonuç meydana getirdiğini, 6100 sayılı HMK’nın 114 üncü maddesinde, dava şartlarının sayıldığını, delil avansının dava şartı olmadığını, dava şartı olmayan delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmadığını, ancak daha sonra delil avansının yatırıldığını, delil avansının yerel mahkemece kabul edildiğini, dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda davalarının haklılığının tespit edildiğini, müvekkili lehine usuli müktesep hak doğduğunu, 6100 sayılı HMK’nın 324 üncü maddesine göre taraflarınca delil avansının yatırılmaması durumunda karşı tarafça da delil avansının yatırılabileceğini, böyle bir seçenek mevcutken karşı tarafın delil avansını yatırmamış olmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davalının da bilirkişi deliline dayandığını, davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; sağlık sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, sigortalının tedavisi için fazladan tahsilat yaptığı iddia olunan davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı HMK'nın 90, 94 ve 324 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2021/18274 E., 2022/1001 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde;
4. Hukuk Dairesi         2021/18274 E.  ,  2022/1001 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 15/05/2017 gün 2014/9106 Esas-2017/5433 Karar sayılı ilamında; “Davacı tarafından açılan Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında dava konusunun, davacının sigortalısı için ödediği tedavi bedellerinin rücusu olduğu; davacının rücu edebileceği miktarın ve bu bedelden sorumlu olanların tespiti bakımından alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla, eldeki davanın davalısı tarafından fazladan faturalandırma yapıldığının saptandığı; anılan davada bilirkişi raporuna göre verilen kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği hususları hep birlikte gözetildiğinde; eldeki davanın davalısı, anılan dosyada taraf olmadığı için Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespiti ve verdiği kararın, davalı aleyhine kesin delil teşkil etmese de davacı lehine güçlü delil niteliği taşıdığı aşikardır. Bu itibarla, davacı lehine güçlü delil niteliği taşıyan önceki rücu davasındaki durumun gözetilmeyişi hatalı olduğu gibi; mahkemenin hükme esas aldığı ikinci ek rapordaki tespitler, kök rapor ve ilk ek rapordaki tespitlerle, ayrıca önceki rücu davasındaki bilirkişi heyeti raporuyla çelişmektedir. Anılan bu çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edilmesi doğru değildir. Bu durumda mahkemece; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden, içinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten, TTB Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konularında, önceki rücu davasında alınan bilirkişi raporuyla mahkemenin kendi aldığı raporlar arasındaki çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle ve konusunda uzman olmayan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora göre, yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne, davalının Beyoğlu 5. İcra Müdürlüğü'nün 2010/8601 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 19.667,29 TL asıl alacak bedeli üzerinden takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK'nun 67/2 maddesi gereğince hükmolunan alacak bedeli üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, sağlık sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, sigortalının tedavisi için fazladan tahsilat yaptığı iddia olunan davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde; “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır. Somut olayda mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olduğu, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede, bozma ilamı doğrultusunda Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Aydın Tıp İhtisas Dairesi'ne gönderilerek içerisinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten TTB Asgari Ücret Tarifesi Hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konusunda dosya içerisinde bulunan tüm raporlar da değerlendirilerek rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, ancak verilen kesin sürede davacı tarafça delil avansının ikmal edilmediği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihli dilekçesinde; huzurdaki dosyanın 08/03/2019 tarihli duruşmasının tevkil yolu ile başkaca avukatlar tarafından takip edilmiş olduğu, kendilerine söz konusu avukatlar tarafından sehven delil avansının yatırılması gerektiği bilgisinin iletilmemiş olduğunu, bu nedenle gider avansının süresi içinde yatırılamadığını beyan ettiği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihinde verilen kesin süre geçtikten sonra 1.000 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırdığı, akabinde mahkemece 21/06/2019 tarihli celsede 08/03/2019 tarihli celsede verilen 1 nolu ara kararı uyarınca işlem yapılmasına karar verildiği, bu ara karar uyarınca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, SGK Hekimi ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten 01/09/2020 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, bu rapor hükme esas alınmak suretiyle de davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Şu durumda; mahkemece davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, mahkemenin ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği anlaşılmıştır. Şu durumda mahkemece; kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 27/01/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2017/4780 E., 2017/7502 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK'nın 324. maddesinde ise delil ikamesi avansı düzenlenmiştir.
20. Hukuk Dairesi         2017/4780 E.  ,  2017/7502 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi asli müdahil ... vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde, davacının davalı sitenin altında eczane işlettiğini, eczanenin önünde bulunan kaldırıma çıkılan bölümde yaya güvenliğini tehlikeye sokan bitkilerin çit görevini gördüğünü, eczaneye gelen kişilerin bu çitlerin üzerinden atlayarak geçmek zorunda kaldığını, eczaneye gelen yaşlı ve çocukların bunların üzerinden atlayamadığını, bu sebeple insanların aynı sitede yan tarafta bulunan önünde bitkiden çit olmayan diğer eczaneyi tercih ettiklerini bu durumun davacının ticari olarak zarara uğramasına sebep olduğunu, bunun .... Büyükşehir Belediyesi imar yönetmeliğine aykırılık teşkil ettiğini bu sebeple davanın kabulü ile eczanenin önünde bulunan bitki çitlerinin kaldırılmasına karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davacı kesin süre içerisinde gider avansını yatırmadığından HMK'nın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm asli müdahil ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava 6100 sayılı HMK'nın yürürlükte bulunduğu tarihte açılmıştır. 01/10/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 114/g maddesinde gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir. HMK'nın 120. maddesinde “davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. HMK'nın 324. maddesinde ise delil ikamesi avansı düzenlenmiştir. 03/04/2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45/1. maddesi “davacı, yargılama harçları ile her yıl bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.” düzenlemesini haizdir. Yönetmeliğin 45/3. maddesi uyarınca gider avansının verilen kesin süre içerisinde yatırılmaması halinde dava, dava şartı yokluğundan reddedilecektir. Yönetmeliğin 45/4. maddesine göre ise, delil avansının yatırılmaması halinde, o delilden vazgeçilmiş sayılacaktır. Yukarıda yazılı düzenlemeler uyarınca, dosya kapsamından, 31/03/2015 tarihli celsede davacıya bilirkişi ücreti ve keşif avansını yatırmak üzere iki haftalık süre verildiği ve dava şartı eksikliği giderilmediği anlaşıldığından 02/06/2015 tarihinde verilen kararla davanın usulden reddine hükmedildiği görülmüştür. HMK'nın 120, 324 ve 448. maddeleri ile yönetmeliğin 45. maddesi gözönünde bulundurulduğunda, bilirkişi incelemesi yapılmasına dair giderler HMK da belirtilen gider avansı mahiyetinde olmayıp, delil avansı niteliğindedir. Bu nedenle davacıya öncelikle delil avansını yatırması için kesin süre verilmeli, yatırılmaması halinde de HMK'nın 324. maddesi uygulanmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekmektedir. Mahkemece salt bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesi doğru görülmemiş; hükmün, bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 10/10/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4673 E., 2024/2959 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
yısı belirtilen kararıyla; bozma kararına uyulmakla davalı taraf lehine oluşan usul ve kazanılmış hak durumu da dikkate alınarak, bozma kararı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, 24.04.2023 tarihli duruşmada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 324 üncü maddesi gereğince, toplam 6.000,00 TL bilirkişi ücretinin delil avansı olarak karşılanmas
3. Hukuk Dairesi         2023/4673 E.  ,  2024/2959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/579 E., 2023/1718 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen kurum işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin sağlık hizmeti sunduğu davalı Kurum mensubu 91 hastanın beyanlarında, SUT hükümlerine göre 1 saat fizik tedavi hizmeti verilmesi gerekirken uygulanan tedavinin yaklaşık 45 dakika sürdüğünü bildirdikleri gerekçesiyle, sağlık hizmeti sunulmadığı halde Kuruma fatura edildiği, ayrıca reklam yasağına aykırı davranıldığı belirtilerek davalı tarafından 10.04.2019 tarihli işlemler hakkında uygulanan toplam 429.736,70 TL cezai şart uygulandığını ileri sürerek; cezai şartın öncelikle iptalini, aksi kanaatte olunması halinde 2017 Protokolü uygulanarak cezanın indirilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; uygulanan cezai işlemin yerinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.09.2020 tarihli ve 2019/552 E., 2020/584 K. sayılı kararıyla; hak sahiplerinin Kurum müfettişine vermiş oldukları ifadelere bakıldığında FTR işleminin yapılmadığı yönünde hiçbir beyan bulunmadığı, sadece 60 dakika olarak işlem yapılmadığının belirtildiği, dolayısıyla bu hastalara SUT’da FTR işlemi için belirtilen sürenin altında da olsa bir sağlık hizmeti sunulduğu, bu haliyle davalı Kurumca sadece hasta ifadesine bağlı olarak somut deliller olmaksızın 60 dakikalık sürenin altında uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon seanslarının sunulmayan sağlık hizmeti olarak kabul edilerek cezai işlem uygulanmasının uygun olmadığı, reklam yasağının ihlal edildiğinden bahisle 2018 Yılı Sözleşmesinin (8.5) ve (12.1.) maddeleri uyarınca uygulanan 1.000,00 TL ceza; davacı merkezde tedavi gören bazı Kurum sigortalılarının “tıp merkezi tarafından yürütülen reklam ve tanıtım faaliyetleri sonucunda ... Tıp Merkezine yönlendirilmiş olduklarını” ifade etmeleri nedeniyle uygun ise de, Kurumca işlem yapılmadan önce ilgili il sağlık müdürlüğüne bildirim yapılmadan ve görüş alınmadan cezai şart uygulanmasının olanaklı olmaması nedeniyle 1.000,00 TL cezai şart uygulanmasının da yerinde olmadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, uygulanan toplam 429.736,70 TL tutarındaki cezai şarta ilişkin davalı Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2022 tarihli ve 2021/379 E., 2022/1215 K. sayılı kararıyla; Sosyal Güvenlik Kurumunun harçtan muaf olması nedeniyle 44,40 TL başvuru harcından sorumlu tutulması isabetsiz olduğundan davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 10.11.2022 tarihli ve 2022/5520 E., 2022/8715 K. sayılı ilamıyla; davacı tıp merkezi hakkında Kurumca uygulanan kesinti işleminin yerinde olup olmadığının denetlenmesi amacıyla Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, heyette FTR uzmanı doktorun yer almadığı, hükme esas alınan raporda; davacının 2018 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin (8.5.2.) maddesinde yer alan “shs’ler, ilgili mevzuata aykırı reklam, kampanya, tarama ve tanıtım yapamaz” kuralını ihlal ettiği, ancak Kurumun aynı maddede yer alan “tespit edilen bu durumlar ilgili il sağlık müdürlüğüne yazılı olarak bildirilir ve gelen cevabi yazı göz önünde bulundurularak sözleşme ve kurum mevzuatı çerçevesinde gerekli işlemler yapılır” hükmünü yerine getirmediği, İl Sağlık Müdürlüğüne bildirimde bulunmadığını belirtmişse de, dosyada yer alan belgelerden Kurumun il sağlık müdürlüğüne davacının reklam yasağına aykırı davrandığına ilişkin 13.06.2018 tarihinde bildirim yazısı yazdığı ve il sağlık müdürlüğünün 29.06.2018 tarihli cevabi yazısında “davacının reklam yapmak için izin almadığını” bildirmiş olması nedeniyle bilirkişinin bildirim yapılmadığı gerekçesiyle cezai işlemin iptali gerektiğine yönelik görüşünün de hatalı olduğu, hal böyle olunca tarafların tüm delilleri, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazları da dikkate alınarak FTR uzmanı doktorların da yer aldığı üç kişilik bilirkişi heyetinden; taraflar arasındaki sözleşme maddeleri, SUT hükümleri ve ilgili diğer mevzuata göre hazırlanacak, her hasta bazında gerekçeleriyle birlikte değerlendirme yapılarak cezai işlemlerin yerinde olup olmadığına dair tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerektiğinden bahisle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma kararına uyulmakla davalı taraf lehine oluşan usul ve kazanılmış hak durumu da dikkate alınarak, bozma kararı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, 24.04.2023 tarihli duruşmada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 324 üncü maddesi gereğince, toplam 6.000,00 TL bilirkişi ücretinin delil avansı olarak karşılanması amacıyla davacı tarafa iki haftalık kesin süre verildiği, davacı tarafça ücreti karşılanmadığı için bilirkişi incelemesi yaptırılamadığı, 91 hastaya verilen fizik tedavi hizmetlerinin SUT'a ve sözleşmeye uygun verildiğinin ispatlandığından söz edilemeyeceği, davacının reklam yapmak için izin almadığını bildirmiş olması ve bir kısım kurum sigortalıları ..., ..., ..., ... ve ...'ın müfettişlerce alınan beyanları karşısında reklam yasağını ihlal ettiği ve 2018 yılı sözleşmesinin (12.1.) maddesi gereğince uygulanan 1.000,00 TL cezai şartın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkili aleyhine haksız borç çıkarıldığını, teftiş raporunda genelleme yapıldığını, bilirkişi ücreti yatırılmaması nedeniyle davanın reddedilemeyeceğini, söz konusu delil haricindeki diğer delillerle davanın devam etmesi gerektiğini, muhtıra ile davanın reddedileceğinin bildirilmediğini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmistir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından uygulanan cezai şartın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi, 2. 6100 sayılı Kanun'un 190 ve 324 üncü maddeleri 3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 59 uncu maddesinin ikinci fıkrası 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma ilamında gösterilen şekilde reklam yasağının ihlaline ilişkin belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verildiği, sağlık hizmeti sunulmadığı halde kuruma fatura edilmesi nedeniyle gerçekleşen cezai şart yönünden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu, verilen kesin süreye karşın davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, dolayısıyla davacı tarafın dosya kapsamındaki diğer deliller ile söz konusu tutanakların aksini ispatlayamadığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2023/4867 E., 2023/5348 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
tam metni aç
le verilen kesin süre ve ihtaratın davacı asile usulüne uygun tebliğine rağmen işlem yapılmadığı, tebligat zarfı üzerinde açıkça 15.06.2020 tarihli duruşma zaptı varlığının beyan edildiği, bunun aksinin ispat edilemediği, yapılan ihtaratın HMK 324 madde koşullarını karşılandığı, ancak davalı-alacaklı tarafından bilirkişi ücreti yatırılmadığı, tensip zaptı uyarınca ve HMK 324 madde gereği davacı bo
12. Hukuk Dairesi         2023/4867 E.  ,  2023/5348 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki imzaya ve borca itiraz nedeni ile yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince imza itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmiştir. Kararın davalı alaaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. İTİRAZ Borçlu itiraz dilekçesinde, takip dayanağı senedin eski tarihli olarak şirketin daha önceki yetkilisi ve davalının kayınpederi olan Ünal Akkoyun tarafından sahte olarak oluşturulduğunu, bu şekilde sahte bir borç ilişkisi yaratıldığını, şirket defterlerinde de bu borca ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını, bonolarda şirketin kefil ve eski sahibi Ünal Akkoyun'un keşideci olarak göründüğünü, senet üzerindeki imzaya itiraz ettiklerini, senedin düzenlenme tarihinin sahte olarak yazıldığını, senedin şirketin devrinden ve Ünal Akkoyun'un temsil yetkisinin bitmesinden sonra düzenlendiğini, bu nedenle geçersiz olduğunu, istenen faiz oranının fahiş olduğunu, borç miktarının likit olmadığını beyan ederek takibin durdurulmasına, ödeme emrinin ve takibin iptaline, davalının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı cevap dilekçesinde, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı alacaklıya ispat yükü kendisinde olduğundan bono altındaki imza incelemesine ilişkin delil avansını yatırması için 04.12.2018 tarihli tensip zaptı ile 2 haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmaması halinde imzaya itirazın kabul edilmiş sayılacağının ihtar edildiği, ihtarın davalıya 15.12.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı alacaklıya deliller toplanıp imza incelemesi yapılması için ara karar kurulan 15.06.2020 tarihli duruşmada da imza incelemesine ilişkin delil avansını yatırması için 2 haftalık kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmaması halinde imzaya itirazın kabul edilmiş sayılacağının ihtar edildiği, ihtarın davalıya 19.10.2020 tarihinde tebliğ edildiği, buna reğmen davalı alacaklının delil avansını yatırmadığı gerekçesi ile imza itirazının kabulüne ve takibin durdurulmasına, imzaya itiraza ilişkin inceleme yapılmadığından davalı alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı alacaklı vekilince, alacaklının duruşmalara katılmadığını, mahkemece verilen ara kararın HMK'nın 92. maddesine aykırı olduğunu, 15.06.2020 tarihli kesin süre verilmesine ilişkin duruşma zaptının tebligata eklendiğini ve tebligat üzerine duruşma zaptının tebliğ edildiğinin yazıldığını, oysa duruşma zaptındaki ihtaratın aynen tebliğ zarfının üzerine de meşruhat olarak yazılması gerektiğini, bu tebligatın usulüne uygun tebliğ edilmediğini, zira 15.06.2020 tarihli celseden önce davalıya yapılan son tebligatın 19.11.2019 tarihli duruşma tutanağının tebliği olduğunu, bu tebligatın müvekkilinin eşine yapıldığını, dolayısıyla 15.06.2020 tarihli duruşma tutanağının doğrudan T.K'nın 21/2 şerhli olarak çıkartılmasının usulsüz olduğunu, ara kararda kesin süre içerisinde ara karar gereğinin ifa edilmemesinin sonuçlarının ihtar edilmediğini, senet üzerindeki imzanın tanzim tarihinde şirket yetkilisi Ünal Akkoyun'a ait olduğu yönünde rapor bulunduğunu, sahtelik iddiasına dair İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/68 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, mürekkep yaşına dair İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/131727 sayılı soruşturma dosyasına sunulan 22.10.2018 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 15.06.2020 tarihli celsede ara kararın 5. maddesinde davada ispat yükü davalı-alacaklıda olduğu nazara alınarak imza incelemesi yapılmasını teminen 500,00 TL bilirkişi avansının mahkeme veznesine yatırmak üzere davalı-alacaklıya iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde imza itirazını kabul etmiş sayılacağının ihtarına karar verildiği, bu celsenin Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 30.04.2020 tarihli kararı gereğince tarafların yokluğunda yapıldığı, duruşma zaptının davalı-alacaklı ...'e 19.10.2020 tarihinde TK 21/2 madde uyarınca tebliğ edildiği, bilirkişi masraf avansının yatırılmadığı, bu aşamalardan sonra dosyaya davalı-alacaklı vekili tarafından 11.07.2021 tarihinde vekaletname sunulduğu, vekaletname ibrazından sonra 12.07.2021 tarihli celseye taraf vekillerinin mesleki mazeretleri sebebiyle katılmadığı, 06.09.2021 tarihli son celsede ise davalı vekilinin bilirkişi ücretini yatırdıklarını, eğer yatırmadılar ise bilirkişi ücretini yatırmaları için kendilerine süre verilmesini talep ettikleri, ancak İlk Derece Mahkemesi tarafından aynı celsede imza itirazının kabulüne, takibin durdurulmasına karar verildiği, bilirkişi ücretinin karar tarihinden sonra 17.09.2021 tarihinde davalı-alacaklı vekili tarafından depo edildiği, dava sırasında davacı asile verilen kesin süre ve ihtaratın davacı asile usulüne uygun tebliğine rağmen işlem yapılmadığı, tebligat zarfı üzerinde açıkça 15.06.2020 tarihli duruşma zaptı varlığının beyan edildiği, bunun aksinin ispat edilemediği, yapılan ihtaratın HMK 324 madde koşullarını karşılandığı, ancak davalı-alacaklı tarafından bilirkişi ücreti yatırılmadığı, tensip zaptı uyarınca ve HMK 324 madde gereği davacı borçlu tarafından da bilirkişi ücreti depo edilmediği gerekçesi ile davalı-alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı alacaklı vekilince, istinaf dilekçesi içeriğini beyanla kararın bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte imzaya ve borca itiraza ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2004 sayılı İİK' nın 169,170 ve devamı maddeleri ile 6100 sayılı HMK'nın 324 ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı alacaklı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanunun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken 269,85 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Taraflardan biri ikamesini talep ettiği delil için belirlenen avansı kesin süre içinde yatırmazsa ne olur?

A) Dava reddedilir.
B) Talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
C) Diğer tarafın yatırması beklenir, yatırmazsa dava açılmamış sayılır.
D) Mahkeme masrafı hazineden karşılar.
E) Davacıya disiplin para cezası verilir.