6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 326

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 326. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.[39][40] (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

291 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2021/5624 E., 2023/834 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326/2. maddesinde;
1. Hukuk Dairesi         2021/5624 E.  ,  2023/834 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki tespit harici bırakılan taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince karar bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacılar vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Kocasinan ilçesi, Kızık köyü çalışma alanında bulunan ve 1964 yılında yapılan kadastro çalışmalarında taşlık vasfı ile tespit harici bırakılan taşınmazın bir bölümü hakkında imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davacı adına tapuya tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili, davanın reddi ile davaya konu taşınmazın MK'nın 713/6 maddesi gereğince Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili ve ... vekili cevap dilekçelerinde ayrı ayrı davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 2009/518 E., 2015/671 K. sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, 29.08.2014 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 1.929,91 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazın yeni bir parsel numarası ile davacı adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 13.03.2019 tarihli ve 2016/5070 Esas, 2019/1715 Karar sayılı kararıyla; “Fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü hakkında; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekilinin sair temyiz itirazları yerinde olmadığı ancak, kadastro sırasında tespit harici bırakılan dava konusu taşınmaz hakkında açılan tescil davasında, hükmü temyiz eden Hazine ve ..., 4721 sayılı TMK’nın 713/3. maddesi gereğince yasal hasım konumunda olmaları nedeniyle aleyhlerine harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gibi, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi gereğince Hazine'nin harçtan muaf olduğunun göz ardı edilmesinin doğru olmadığı, aynı raporda (B) ve (C) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümleri hakkında ise, davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olmadığı ancak, yargılama sırasında davalı Hazine tarafından 4721 sayılı TMK’nın 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tescil talebinde bulunulduğu halde, Mahkemece Hazine’nin talebi yönünden değerlendirme yapılmamış ve hüküm kurulmamış olmasının isabetsiz olduğu" belirtilerek hüküm bozulmuştur. C. Bozma Sonrası Mahkeme Kararı Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.07.2020 tarihli ve 2019/668 E., 2020/249 K. sayılı kararıyla, Yargıtay bozma kararı doğrultusunda Hazine vekilinin, taşınmazın krokide B ve C harfiyle gösterilen kısımları yönünden TMK'nın 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tescil talebinin değerlendirilmesinde, çekişmeli taşınmazın 1964 ila 1967 yılları arasında yapılan kadastro çalışmaları sırasında taşlık olarak tespit harici bırakıldığı, kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşlık olan taşınmazların ancak emek ve masraf sarfı suretiyle imar-ihya işlemleri tamamlanarak tarıma kazandırılmasına müteakip imar ve ihya edenler veya halefleri adına aksi takdirde Hazine adına tespitinin yapılabileceği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca imar-ihyaya dayanılarak hak talep edilebilmesi için taşınmazın tarım arazisine dönüştürülmesinin şart olduğu, bilirkişi raporlarından çekişmeli taşınmazın B ve C harfiyle gösterilen kısımlarının halen taşlık ve kayalık vasfını yitirmeyerek ekonomik tarıma müsait arazi niteliği taşımadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 29.08.2014 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 1.929,91 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazın yeni bir parsel numarası ile davacı adına tapuya tesciline, aynı raporda B ve C harfi ile gösterilen kısımlar yönünden davacının ve davalı Hazinenin tescil talebinin reddine karar verilmiştir. D. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. E. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemenin kısmen ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme gerekçesinde fen bilirkişi raporunda B ve C harfi ile gösterilen kısımda davacı tarafından 7-8 yıldır tarımsal faaliyette bulunulduğu belirtilmiş ise de; tanıkların tamamı bu kısımların 1984 yılından itibaren davacı tarafından kullanıldığını beyan ettiğini, 1975 ve 1982 tarihli ... fotoğraflarının incelendiğini, 1980'li yıllara ait ... fotoğrafının bulunamaması nedeniyle incelenmediğini belirterek ve resen tespit edilecek nedenlerle ret kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taşınmazların zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığını, taşlık kayalık vasfında olması nedeni ile tespit harici bırakıldıklarını, yasanın aradığı kazanım şartlarının oluşmadığını, bilirkişi raporlarının davacı taraf aleyhine olduğunu, Hazine lehine tescil talep edildiği halde B ve C harf ile gösterilen kısım hakkında şartların oluşmuş olmasına rağmen usul ve yasaya aykırı olarak ret edildiğini, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen lehlerine vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek ve resen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava konusu yerin 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 5. ve 79 maddesi gereği belediye adına tescili gerektiren yerlerden olmadığını ispat etmesi gerektiğini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesine göre de zilyetlikle kazanılabilmesi için imar planı kapsamında olmaması gerektiği halde bu hususun yeterince araştırılmadığını, kısmen ret kararı verilmiş olmasına rağmen mahkemece vekil eden lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek ve resen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir. F. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüz ölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde; “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesinde; "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28/1. maddesinde "Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326/2. maddesinde; "Davada iki taraftan biri haklı çıkarsa mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır" hükümleri yer almaktadır. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanun ile bozma kararına uygun olup davacı ve davalı tarafın temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Ancak, Mahkemece davanın kısmen reddine karar verildiğine göre, HMK'nın 326. maddesi gözetilerek davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği halde bu konuda olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi, yine davacı yargılama sırasında öldüğü ve ölü kişi hakkında hüküm kurulamayacağı gözetilmeksizin hüküm kısmında mirasçıları yerine davacı adına tescil kararı verilmesi isabetsiz ise de, bu hususlar yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1- Davacılar vekilinin, davalı Hazine vekilinin ve davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2- Davacılar vekilinin, davalılar Hazine vekili ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile hükmün 1. bendinde yer alan “davacı adına” kelimelerinin çıkarılarak yerine “... mirasçıları adlarına veraset ilamındaki miras payları oranında” kelimelerinin yazılmasına, hüküm kısmına 8. bent olarak "Davalılar Hazine ve ... kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak adı geçen davalılara ödenmesine" cümlesinin eklenmesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi gereğince hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatıran tarafa iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/02/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) - MUHALEFET ŞERHİ- Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi gereğince açılmış zilyetliğe dayalı tescil davasıdır. Mahkemece kısmen davacı lehine hüküm kurulmuş, yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmış, yine yargılama giderlerinden olan harcın ise, davacıdan alınmasına karar verilmiştir. Yargılama giderlerinden olan harç temyize getirilmemiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; temyize getirilmeyen ve resen nazara alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, buradan hareketle davacı tarafından peşin yatırılan harcın iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle çözümlenmesi gereken husus, temyiz konusu yapılmayan karar ve ilam harcının davalıdan alınıp alınamayacağı, yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağı hususudur. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında mülkiyet ve miras hakları güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceğine vurgu yapılmıştır. Anayasa’nın 36. maddesinde de “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile ... yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim ... anayasal koruma altına alınmıştır. Anayasa’nın 13. maddesinin birinci cümlesinde ise “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” denilmiştir. Buna göre diğer şartlar bulunsa bile temel hak ve hürriyetlere ancak kanunla sınırlama getirilebilir. Bir başka ifadeyle kanun dışındaki bir norm veya yargı içtihadıyla temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirilmesi mümkün değildir. Öte yandan yargı harçları 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş ve kamu düzeninden olması nedeniyle harca ilişkin hükümlerin resen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle harca ilişkin hususların resen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağı hususu ise -yargılama giderleri, yargılama usulüne ilişkin bir konu olduğundan- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 323. maddesinde harçlar yargılama giderlerinden sayılırken, 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça “Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” denilmek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde hüküm altına alınmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi ise şöyledir: “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” Buna göre Kanun’da hâkimin hukukun kaynaklarını belirlerken hangi sıralamayı izleyeceği açıkça kurala bağlanmış olup Kanun’un sözüyle ve özüyle değindiği herhangi bir konuda Kanun’un emrettiği hüküm dışında bir uygulama yapılması mümkün değildir. Hâkim ancak Kanun’da uygulanabilir bir hüküm yoksa anılan maddede belirtilen diğer kaynaklara başvurabilir. Somut olay anılan anayasal ve yasal kurallar çerçevesinde ele alındığında, zilyetliğe dayalı tescil davasında, davacı birey, davalı ise Hazine ve Köy tüzel kişiliğidir. Davalının Hazine veya kamu kurumu olması, kanunda açık bir hüküm bulunmadıkça yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınması kuralına istisna teşkil etmeyecektir. Bilindiği üzere Hazine, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulmuştur. Davalı Köy Tüzel Kişiliği ise harçlardan muaf değildir. Böyle bir durumda, yani davalının harçtan muaf olması ve davanın da davacı lehine sonuçlanması halinde karar ve ilam harcının mutlak bir şekilde alınması gerekip gerekmeyeceği ve alınacaksa kimden alınacağı sorularının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yasa koyucu, tereddüde yer vermeyecek şekilde yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağını düzenlemiştir. Yine yasa koyucu genel ilke gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamaz. Bu çerçevede Hazineye karşı açılan davada davacının haklı çıkması durumunda bakiye karar ve ilam harcı davalıdan hiç alınmamalıdır. Ancak davasında haklı çıkan davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcı kendisine iade edilmelidir. Nitekim Hazinenin davalı olduğu tapu iptal – tescil davalarında yerleşik uygulama bu şekildedir. Hazine aleyhine açılan tapu iptal – tescil davasında Hazinenin harçtan muaf olması gerekçesiyle karar ve ilam harcı hiç alınmazken tescil davasında haklı çıkan davacının harçtan sorumlu tutulmasının hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu dileseydi 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A maddesinde olduğu gibi, bu hususta da genel uygulamadan ayrılan bir düzenlemeye yer verebilirdi. Sayın çoğunluğun görüşünün dayanağını yerleşmiş Yargıtay içtihatları oluşturmaktadır. Yargıtay uzun yıllara sari içtihadında tescil davalarında yargılama giderlerini davasında haklı çıkmasına rağmen davacı üzerinde bırakmış, bu çerçevede yargı harçlarını da davacıya yüklemiştir. Ne var ki, hiçbir Yargıtay kararında yasal bir dayanak gösterilememiş, davalının “yasal hasım” olması gerekçe yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere bir Kanun’un sözüyle değindiği herhangi bir konuda Kanun’un emrettiği hüküm dışında bir uygulama yapılması mümkün değildir. Hâkim ancak Kanun’da uygulanabilir bir hüküm yoksa 4721 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belirtilen diğer kaynaklara başvurabilir. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da açıkça “ Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” denildiğine ve bu hususta Kanun’da bir boşluk veya tescil davaları yönünden bir istisnaya yer verilmediğine göre bu hususta yargı içtihadıyla Kanun’un açık hükmüne aykırı bir uygulama yapılması mümkün değildir. 1 Öte yandan yukarıda da belirtildiği üzere temel hak ve özgürlüklere ancak kanunla sınırlama getirilebilir. Davasından haklı çıkan kişiden yargı harcı alınmasının gerek mülkiyet gerek ise mahkemeye erişim hakkına getirilen bir sınırlama niteliği taşıdığı açıktır. Sayın çoğunluğun görüşü kabul edildiğinde anılan haklara kanunla değil yargı içtihadıyla sınırlama getirilmiş olmaktadır. Bu ise Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olarak mülkiyet ve mahkemeye erişim haklarına sınırlama getirilmesine neden olmaktadır. Tartışılması gereken bir başka husus da “yasal hasım” meselesidir. Özellikle yasal hasımın ne olduğu ve yasal hasım olunmasının davalıya bir üstünlük sağlayıp sağlamadığının ele alınması gerekir. Bilindiği üzere, bazen gerçekte hasım olmamasına rağmen özellikle mahkemelerin kararlarının denetime açılabilmesi, davanın kanun yoluna taşınabilmesi için Hazinenin taraf gösterilmesi veya temsilcisi bulunmayan mal varlığına kayyım atanması ve davanın kayyım huzurunda görülerek bu mahsurların ortadan kaldırılması yoluna gidilebilmektedir. Ne var ki böyle de olsa bir davada Hazine veya diğer kamu kurum ve kuruluşları davalı olarak yer almışsa, sıfatı ne olursa olsun artık davalıdır. Hukuk devleti ilkesi gereğince kural olarak davanın tarafları arasında haklı bir neden olmaksızın bir ayrıcalık yaratılamaz. Sayın çoğunluk davacının davasının kabulü halinde, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiğini değerlendirirken, davanın reddi halinde davalı yasal hasım lehine vekalet ücreti başta olmak üzere yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedirler. Anayasal bağlamda meşru bir amaca dayalı kanuni bir hüküm olmaksızın taraflara farklı muamelede bulunulması düşünülemez. Somut uyuşmazlıkta davacının talebinin bir kısmı kabul edilirken, bir kısmı ise reddedilmesine rağmen, davalı lehine vekâlet ücreti takdir edilmiş, davacı lehine ise vekâlet ücreti verilmemiştir. Dolayısıyla aynı dava dosyasında makul bir yasal dayanak bulunmaksızın tarafların farklı muameleye tabi kılınması söz konusu olmuştur ki bunun kabul edilmesi mümkün değildir. (Ne var ki davacı taraf bu hususu temyiz sebebi yapmamıştır. Bu nedenle söz konusu yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir.)1 4721 sayılı Kanun’un 713/3. maddesinde tescil davasının Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapu maliki gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılacağı belirtilmiştir. Yargıtay uygulamalarında taşınmaz tapusuz ise dava, tescil davası, tapulu ise tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilmektedir. Tapu iptal- tescil davalarında yargılama giderleri yasaya uygun olarak haksız çıkan taraftan alınırken tescil davasında davacı üzerinde bırakılmaktadır. Aynı yasa maddesinin aynı fıkrasında düzenlenen davalılar arasında yargılama giderleri açısından ayrı uygulama yapılması da doğru değildir. Davalının kim olacağının yasada gösterilmiş olması, bu davalının yargılama giderlerinden muaf olacağı şeklinde yorumlanamaz. Yine sayın çoğunluğun adeta “tescil davalarında davacı zaten karşılıksız olarak taşınmaz edinmekte, hiç olmazsa yargılama giderlerini ödesinler” tarzında bir yaklaşımla gerekçe oluşturduğu anlaşılmaktadır ki bu görüşe katılmak mümkün değildir. Eğer mahkeme davacının davasını kazanma yönündeki hukuki koşulların oluşmadığını düşünüyorsa hiç şüphesiz davayı reddetmelidir. Hem davayı kabul edip, hem de yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmak Kanun’un açık hükmüyle çelişmektedir. 1 Tescil davasını kaybeden Hazineden Kanuni hasım olması nedeniyle yargılama giderlerinin alınmaması hukuka aykırı olduğuna ilişkin aynı yöndeki görüş için bkz. Kuru, baki (2001) Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt 5, 6. Baskı Ankara, s. 5339. Öte yandan sayın çoğunluk davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve bunlardan olan harcın ilk derece mahkemesince davacıdan alınmasının doğru olduğunu düşündüğüne göre, bunun tutarlı bir sonucu olarak davalı hazine tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf talebi reddedildiğinde de davacıdan istinaf ret harcının, bunun devamında da yine Hazinenin temyiz başvurusu reddedilerek kararın onanması halinde de davacıdan onama harcının alınması gerektiğini kabul etmeleri gerekir. Zira davalı Hazine yasal hasımdır ve davalı harçtan muaftır, o halde davalıdan alınamayan yargı harçları davacıdan alınmalıdır. Böyle bir uygulamayı kabul etmek hukuken mümkün görünmemektedir. Yargılama giderleri bir bütündür. Yargılama giderlerinden sorumluluk bakımından aksine bir düzenleme bulunmadıkça bir dava ilk derece mahkemesinde hangi hükümlere tabiyse kanun yollarında da aynı hükümlere tabidir. İlk derece mahkemesinde alınmayan yargılama gideri aynı gerekçeyle istinaf ve temyiz kanun yollarında da alınmamalıdır. Açıklanan nedenlerle davanın kabul edilmiş olduğu gözetilerek, tarafların temyiz sebepleri de nazara alınmak suretiyle davalı Hazinenin harçlardan muaf olması, davalı Belediyenin harçlardan muaf olmaması nedeniyle bu hususun da düzeltilmesi gerekmekle sayın çoğunluğun diğer görüşlerine katılmakla birlikte bu yöndeki görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2020/1616 E., 2022/1003 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
HMK 326/1 maddesinde de "kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği" düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2020/1616 E.  ,  2022/1003 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 29.01.2020 tarih ve 2019/2719 E. - 2020/65 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacılar Polar Finance Yatırım Danşımanlığı A.Ş. ve ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 08.02.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılardan ... ile Polar A.Ş. vekili Av. ... ile davalı Yemekhane Ltd. Şti. vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalı Yemekhane... Ltd. Şti. arasında 03.09.2012 tarihinde hisse devir anlaşması imzalandığını, bu anlaşma kapsamında müvekkillerinin, diğer davalı İstanbul Lezzet ve Sunum Akademisi Eğitim Turizm ve Dan. San. ve Dış Tic. A.Ş. (USLA)'de sahip oldukları hisselerinin tamamını davalı Yemekhane... Ltd. Şti.'ne devrettiğini, 13.09.2012 tarihinde USLA tarafından genel kurul toplantısı yapıldığını, toplantı tutanağının 3. maddesi ile müvekkillerinin sadece 2011 yılı çalışmalarından dolayı mali ve hukuki açıdan ibralarının yapıldığını, söz konusu genel kurul işlemleri anlaşmanın 5.2. maddesi uyarınca belirlenen sürede yapılmasına rağmen madde içeriğine uygun olarak müvekkillerinin ibra edilmediğini, davalıların sözleşme kapsamında belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle anlaşmanın 5.2. maddesi uyarınca 1.000.000.- TL cezai şartın muaccel hale geldiğini, söz konusu cezai şartın ödenmesi konusunda davalıların ihtar edildiğini, ihtarnamenin 30.10.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, davalıların gönderdikleri cevabi ihtarnamede cezai şart talebinin hukuka aykırı olduğunu, cezai şartın koşullarının oluşmadığını, hangi tarihe kadar ibranın yapılması gerektiğinin sözleşmede açık olmadığını, hesap dönemi kapanmadığı için 2012 yılının tümü için ibra yapılmasının teknik olarak mümkün olmadığını, 12 Ekim 2012 tarihinde yapılan genel kurulda sözleşme kapsamında gerekli ibraların yapıldığı gerekçesiyle ödeme talebine olumsuz cevap verdiklerini, anlaşmada belirtilen süre geçtikten sonra yapılan genel kurul ile eksikliklerin tamamlanmaya çalışılmasının davalıları hukuki sorumluluktan kurtarmayacağını iddia ederek 1.000.000.- TL tutarındaki cezai şartın, 06.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı İstanbul Lezzet ve Sunum ... A.Ş. vekili, müvekkili şirketin yedi ortaklı olup işbu ortaklardan iki tanesinin sermaye şirketi, diğer beş tanesinin ise gerçek kişi olduğunu, şirket ana sözleşmesine göre şirket hisselerinin tamamının nama yazılı olup şirket hisselerinin A, B, C ve D grubu olmak üzere düzenlendiğini, şirketin A grubu hissedarlarının Korkut Anıç ve Cedide Müjen Ağaoğlu Anıç, B grubu hissedarlarının ise davacılar olduğunu, davacı gerçek kişilerin aynı zamanda davacı şirketin de ortakları olduğunu, şirketin C grubu hissedarlarının ise diğer davalı Yemekhane... Ltd. Şti. ile Mevlüde Aygün Ugan olduğunu, kuruluş aşamasında şirkette D grubu hissesi ile hissedar olan kişinin hissesini devrederek şirketten ayrıldığını, davalı USLA'nın faaliyetlerine başlayabilmesi için özellikle yemek pişirme eğitiminin verileceği binanın gerekli makine ve aletlerle donatılıp hazırlanabilmesi için ciddi bir yatırıma ihtiyaç duyduğunu, A ve B grubu hissesine sahip büyük ortaklar arasında anlaşmazlıklar çıktığını, şirketin temsilde çoğunluk hisseye sahip A ve B grubu hissedarları arasında çıkan anlaşmazlıklar sebebiyle karar alamaz duruma geldiğini, bunun üzerine şirketin günlük işleyişini sürdürebilmesi ve yapılan yatırımların boşa gitmemesi amacıyla şirket sermayesinin artırılması konusunda ortakların mutabakata vardıklarını, B grubu hissedarları olan davacıların uzlaşmaz tutumunu devam ettirmesi, sermaye artışının bir türlü yapılamaması nedeniyle A grubu hissedarları şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için gereken parayı temin amacıyla gerekli girişimlerde bulunduklarını ve şahsi olarak şirket adına harcama yaptıklarını, bu sebeple davalı USLA ve diğer davalı Yemekhane Ltd. Şti.'ndeki davacılara ait hisselerin satın alınmak suretiyle davacıların bu şirketten ayrılmaları konusunda tarafların anlaşmaya vardığını, ağır şartları içeren hisse devir sözleşmesini kabul ettiklerini, müvekkillerinin davacıları ibra taahhüdünü yerine getirdiğini, hisse devir sözleşmesi tarihinden 10 gün sonra 13 Eylül 2012 tarihli olağanüstü genel kurul ile davacıların ibrasının usulüne uygun gerçekleştirildiğini, 12 Ekim 2012 tarihli genel kurulda da yine davacıların ibrası yönünde karar alındığını, yönetim kurulu üyelerinin belirli bir yıldaki faaliyetlerinin ibrasının ancak o yılın tamamlanmasını müteakip hazırlanacak bilanço ve yıllık faaliyet raporlarının tamamlanması ile mümkün olabileceğini, davacıların cezai şart istemesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacıların geç ibrası sebebiyle zarara uğramadıklarını, zarar tehlikesi altında da bulunmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Yemekhane... Ltd. Şti. vekili, müvekkilinin catering ve ziyafet hizmeti veren bir şirket olduğunu, 2011 yılında aralarında davacıların da bulunduğu diğer ortaklarla birlikte davalı şirkete kurucu ortak olarak katıldığını, şirketin kuruluş aşamasında C grubu hissedar olarak şirkete katılan müvekkilinin hissesinin diğer hissedarlara göre daha az olup USLA'nın çoğunluk hisselerinin A ve B grubu hissedarlara ait olduğunu, USLA'nın kuruluş aşamasında faaliyetlerine başlayabilmesi için ciddi bir miktarda yatırım yapma gereğinin hasıl olduğunu, A ve B grubu hissedarlar arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle USLA şirketinin kirasını ödeyemez duruma düştüğünü, icra tehdidi ile karşı karşıya kaldığını, USLA'nın içine sürüklendiği mali problemlerin müvekkili şirketin kredibilitesine zarar verir hale gelmesi nedeniyle B grubu hissedarlarının hisse satışı için talep ettiği ücreti kabul etmek zorunda kaldığını, buna ilaveden B grubu hissedarlarının USLA'nın işleyişini engellemesi, kiralanan binadan tahliye riski olmak üzere diğer alacaklıların da USLA aleyhine takipler başlatması nedeniyle müvekkili şirketin ve diğer davalı USLA'nın davacıların hisselerini devralarak şirketten çıkmalarını temin için ağır hisse devri sözleşmesi koşullarını kabul etmek zorunda kaldıklarını, müvekkilinin davacıları ibra etme taahhüdünü yerine getirdiğini, ara bilançoya dayanan bir ibra kararının gerçek bir ibra sayılamayacağını, hisse devir sözleşmesi tarihinden 10 gün sonra 13 Eylül 2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davacıların ibrasının usulüne uygun gerçekleştirildiğini, 12 Ekim 2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında da yeni bir ibra kararı alındığını, bir hesap yılı tamamlanmadan gerçek bir ibradan söz edilemeyeceğini, davacıların gerek 2011 yılı ve gerekse 2012 yılı için ibra edilmiş olmalarına rağmen huzurdaki davayı haksız olarak ikame ettiklerini, davacıların kötü niyetli olup cezai şart talep etmelerinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, davacıların herhangi bir zararı bulunmadığı gibi zarar tehlikesi altında da olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. Davacılardan ... vekili, 15.05.2015 havale tarihli dilekçesiyle davasından feragat etmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nce, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 5.2. maddesine göre, hisse devir tarihinden itibaren 30 gün içerisinde toplanacak genel kurul toplantısında, hisse devir tarihi öncesinde görev yapmış yönetim kurulu üyeleri ve şirket müdürlerinin mali ve idari işlemler nedeniyle ibraları konusunda karar alacakları, belirtilen süre içerisinde genel kurul yapılıp ibra işlemleri tamamlanmadığı taktirde 1.000.000,00 TL tutarında cezai şartın ödeneceğinin kabul ve taahhüt edildiği, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin yapıldığı 03.09.2012 tarihinden sonra 13.09.2012 tarihinde davalı USLA şirketinin genel kurul toplantısı yaptığı, davacıların 2011 yılı faaliyetlerinden dolayı ibrasına dair karar alındığı, 12.10.2012 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında da davacıların 03.09.2012 tarihine kadar olan mali ve idari işlemleri nedeniyle ibra edildikleri, yine 22.03.2013 tarihinde düzenlenen olağan genel kurul toplantısında da davacıların şirketin kuruluşundan, hisselerini devrettikleri tarihe kadar yürüttükleri yönetim kurulu üyelikleri sebebiyle ibralarına karar verildiği, TTK'nın 558/2. maddesine göre, genel kurulda ibraya ilişkin olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek pay iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava haklarının ortadan kalktığı, ibranın hukuki niteliği itibariyle ibra kararının alınabilmesi için her hesap dönemi için bilançoların ve faaliyet raporlarının çıkartılması, bunların genel kurulda okunması, tartışılması ve görüşülmesinin zorunlu olduğu, her ne kadar özel ibra kararı alınmasına yasal bir engel yok ise de fiili uygulamanın bu şekilde gerçekleştiği ve ibranın mali yıl tamamlandığında bir sonraki yıl hesap döneminin ilk üç ayında yapıldığı, bu kapsamda ibranın 2011 yılı çalışmalarından dolayı bir aylık süre içesinde yapıldığı, 01.01.2012-03.09.2012 tarihleri arasında mali ve idari işlemlerdeki ibra yönünden 2012 yılı bilançosu onaylanmadan ve tamamlanmadan faaliyet raporu ve bilançolar tamamlanıp genel kurulda müzakereye açılarak oylanmadan ibra kararının verilmesine hukuken imkan bulunmadığı, TTK'nın 644 ve 420. maddelerinin ibra kararını düzenlediği ve toplantının bir ay sonraya bırakılabileceği hususunun yerleşmiş bir uygulama olduğu, bu sebeple hesap dönemi sona ermeden 03.09.2012 tarihine kadar olan işlemler nedeniyle davacıların ibra edilmelerine dayalı sözleşmeye konulan cezai şartın geçersiz olduğu, TTK'nın 559. maddesine göre kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin şirketin kuruluşundan ve sermaye artımından doğan sorumluluklarının, şirketin tescil tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamayacağı, bu düzenlemenin kesin nitelikte olup buna aykırı olan kararların yoklukla malul olduğu, USLA'nın 2011 yılında kurulduğu, davacıların da bu şirketin kurucu ortak ve kurucu yönetim kurulu üyeleri olduğu, devir sözleşmesinde öngörülen ibra edilmeme halinde cezai şart ödeneceğine ilişkin düzenlemenin aynı zamanda kurucu ortak ve kurucu yönetim kurulu üyeleri olan davacıların kuruluştan kaynaklı ibralarını da kapsadığı, sözleşmenin bu hükmünün TTK'nın 559. maddesindeki emredici düzenlemeye aykırılık teşkil ettiği, kanunun açık emredici hükmüne aykırı olan cezai şart düzenlemesinin bu sebeple geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... vekilince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacılardan ... 15.05.2015 tarihinde davasından feragat etmesine rağmen bu davacı yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken diğer davacılar ile birlikte esastan reddine karar verilmesinin usule uygun olmadığı, bu konudaki istinaf nedeni haklı olup ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının bu yönden düzeltilmesi gerektiği, davacılar ile davalı alıcı Yemekhane Yiyecek ve İçecek ... Ltd. Şti. ve diğer davalı İstanbul Lezzet ... A.Ş. arasında 03.09.2012 tarihinde, davalı İstanbul Lezzet... A.Ş.'deki hisselerin davalı Yemekhane Yiyecek ... Ltd. Şti.'ne devri konusunda hisse devir sözleşmesi yapıldığı, sözleşmenin 5.2. maddesinde, ''Hisse devir tarihinde ayrıca İstanbul Lezzet ... A.Ş. (USLA) yönetim kurulu toplanarak olağanüstü genel kurul yapılmasına ilişkin yönetim kurulu kararı alacak ve hisse devir tarihinden itibaren en geç 30 gün içerisinde toplanacak bu genel kurul toplantısında, hisse devir tarihi öncesinde görev yapmış olan yönetim kurulu üyeleri ve şirket müdürlerinin mali ve idari işlemleri nedeniyle ibra edilmesini sağlayacaklardır. Belirtilen süre içerisinde genel kurul yapılıp ibra işlemleri tamamlanmadığı taktirde, satıcılar lehine USLA'da devir tarihi öncesinde görev yapmış olan yönetim kurulu üyeleri ve şirket müdürlerinin doğabilecek zararlarını tazmin hakkı saklı kalmak kaydıyla, USLA ve alıcılar müştereken ve müteselsilen, kendilerine gönderilecek ilk yazılı bildirimi müteakip en geç 5 gün içerisinde 1.000.000,00 TL tutarındaki cezai şartı nakden ve defaten satıcılara ödemeyi kabul, beyan ve taahhüt eder. '' hükmünün düzenlendiği, davalı İstanbul Lezzet ... A.Ş.'nin 12.09.2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 3 nolu gündem maddesinde, ''Şirketin 2011 yılı çalışmalarından dolayı yönetim kurulu ibrasına geçildi. Yönetim kurulu üyelerinin her biri mali ve hukuki açıdan kendi ibralarında sahip oldukları paylardan doğan oy haklarını kullanmayarak toplantıya katılan diğer ortakların oy birliği ile ayrı ayrı ibra edildiler'' şeklinde davacıların 2011 yılı için ibralarına karar verildiği, davalı İstanbul Lezzet ... A.Ş.'nin 12.10.2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 3 nolu gündem maddesinde, ''Şirketin 2011 yılı çalışmalarından ve 03.09.2012 tarihli hisse devir sözleşmesi ile taraflar arasındaki hisse devir tarihine kadar yapılan çalışmalardan dolayı yönetim kurulu ve şirket müdürlerinin ibrasına geçildi. Yönetim kurulu üyelerinin her biri ve şirket müdürlerinin mali ve idari işlemler nedeniyle kendi ibralarında sahip oldukları paylardan doğan oy haklarını kullanmayarak toplantıya katılan diğer ortakların oy birliği ile 2011 takvim yılı ve 03.09.2012 tarihine kadar mali ve idari işlemler nedeniyle ayrı ayrı ibra edildiler'' şeklinde karar alınarak davacıların bakiye dönem için de ibralarına karar verildiği, böylece davacıların tüm görev dönemleri için ibra edilmiş oldukları, davalı İstanbul Lezzet... A.Ş.'nin 22.03.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısının 5 nolu gündem maddesi ile yine davacıların 2011 ve 2012 yıllarında yürüttüğü faaliyet ve hesapları ile ilgili oy birliği ile mali ve hukuki açıdan tekrar ibra edildikleri, davacıların Beyoğlu 15. Noterliği’nce tanzim edilen 23.10.2012 tarihli ve 18896 yevmiye nolu ihtarname ile taraflar arasındaki anlaşmanın 5.2. maddesi uyarınca 30 gün içerisinde hisse devir tarihinden önce görev yapmış olan yönetim kurulu üyeleri ve şirket müdürlerinin mali ve idari işlemleri nedeniyle ibra edilmediğinden aynı maddede belirtilen 1.000.000,00 TL cezai şartın taraflarına ödenmesini talep ettikleri, hisse devir sözleşmesinin yapıldığı 03.09.2012 tarihinden sonra 12.09.2012 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında davacıların, 2011 yılında yaptıkları mali ve idari işlemlerden dolayı ibra edildikleri, hisse devir tarihi olan 03.09.2012 tarihi ile 01.01.2012 tarihleri arasındaki mali ve idari işlemlerden dolayı ise sözleşme metninde yer alan 30 günlük süre dokuz gün aşıldıktan sonra ibra kararı alındığı, davacıların ibra kararının sözleşmenin 5.2. maddesinde belirlenen 30 günlük süre geçtikten sonra alındığı ve davalıların sözleşmeye riayet etmedikleri gerekçesiyle bu maddede belirlenen cezai şartı talep ettikleri, TTK'nın 559. maddesinin, ''Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin, şirketin kuruluşundan ve sermaye artımından doğan sorumlulukları, şirketin tescili tarihinden itibaren 4 yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamaz'' hükmünü içerdiği, somut olayda, yönetim kurulu üyelerinin ve şirket müdürlerinin mali ve idari işlemler nedeniyle ve sözleşmede öngörülen faaliyet dönemleri için ibralarının şart koşulduğu, genel kurulda alınan kararlar ile de davacıların faaliyet dönemleriyle ilgili mali ve idari işlemleri nedeniyle ibraları yönünde karar alındığı, ibra kararlarının şirketin kuruluşundan sonraki işlemleri ilgilendirdiği, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmenin 5.2. maddesinin TTK'nın 559. maddesindeki kanunun emredici hükmüne aykırılık teşkil etmediğinden ilk derece mahkemesinin bu gerekçesinin yerinde olmadığı, ibra kararlarının, her hesap dönemi için sonraki hesap döneminin ilk üç ayında toplanan olağan genel kurul toplantısında alınabileceği gibi zamansal süreç bakımından daha kısıtlı bir süre veya belirli işlemler için de alınabileceği, ibranın şahıs, konu ve zaman bakımından sınırlandırılmasının mümkün olduğu, İlk Derece Mahkemesi’nin, ibranın sonraki hesap döneminin ilk üç ayında toplanan olağan genel kurul toplantısında alınabileceği, bunun dışında ibra kararı alınmasının mümkün olmadığı, bu sebeple sözleşmede belirlenen 30 günlük sürenin geçersiz olduğu yönündeki gerekçesinin de yerinde olmadığı, taraflar arasında 03.09.2012 tarihinde sözleşme akdedildiği, 10 gün sonra toplanan olağanüstü genel kurulun, yönetim kurulu üyelerini ve müdürleri 2011 yılı içerisinde yaptıkları mali ve idari işlemlerden, 12.10.2012 tarihinde toplanan olağanüstü genel kurulun ise yönetim kurulu üyeleri ve müdürleri 2011 yılı da dahil olmak üzere hisse devir tarihine kadar ibra ettikleri, anlaşıldığı üzere 2011 yılına ait ibranın, sözleşmenin 5.2. maddesinde belirlenen 30 günlük süre içerisinde alındığı, 01.01.2012-03.09.2012 tarihleri arasındaki mali ve idari işlemlerden dolayı yapılan ibranın ise 30 günlük sürenin tamamlanmasından dokuz (9) gün sonra davacılar tarafından herhangi bir ihtara gerek kalmadan alındığı, sözleşmenin 5.2. maddesinde hisse devir tarihinden itibaren en geç 30 gün içerisinde toplanacak genel kurul toplantısında hisse devir tarihi öncesinde görev yapmış yönetim kurulu üyeleri ve müdürlerinin ibrasının öngörüldüğü, bu kapsamda 2011 yılı için ibra kararının alındığı, 01.01.2012 tarihinden hisse devir tarihi olan 03.09.2012 tarihine kadarki işlemlerden dolayı da aynı sürede ibra kararı alınacağına dair davalıları sınırlayan net bir taahhüdün sözleşmede yer almadığı, bu durumda davalı tarafın süresinde ibra kararını aldığının kabulü gerektiği, kaldı ki davalı tarafın, sözleşmede açık bir yükümlülük bulunmamasına rağmen 2012 yılı için dönem sonunu beklemeden olağanüstü toplanarak 2012 yılı için de ibra kararı aldığı, kurul olarak ibranın, dönem sonunda toplanacak genel kurulda yapılacağı, davalı tarafın olağan genel kurulunda davacıları ilgili dönem için süresinde ibra ettiği, olağanüstü genel kurul yaparak ara dönem için ibra kararı almak konusunda sözleşmede açık bir taahhüdü bulunmadığı, davanın bu gerekçelerle reddine karar verilmesi gerektiği, diğer taraftan TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uymakla mükellef olduğu, davalı tarafın, sözleşmedeki taahhüdü gereğince 2011 yılı için ibrayı süresinde yaptığı, 2012 yılı faaliyet döneminde kalan dönem faaliyeti için dönem sonunu beklemeden, kısa bir süre içinde ikinci ibra kararını da aldığı, bu durumda hiç bir şekilde zarara uğrama ihtimali bulunmayan davacıların sözleşmedeki ibra süresinin dokuz gün geçirildiği gerekçesiyle ceza koşulu talep etmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, davacılar vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, uyulan bozma ilamı uyarınca ve yukarıdaki hukuki açıklamalar çerçevesinde İlk Derece Mahkemesi’nin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı ... tarafından açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davacılar ... ve Polar Finance Yatırım Danışmanlığı A.Ş. tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... vekilince temyiz edilmiştir. (1) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. (2) İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce yeniden esas hakkında hüküm kurulduğu ve duruşma açıldığı anlaşılmış olup davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... lehine istinaf duruşma vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmamış olması doğru değil ise de tek başına bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bent uyarınca davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının “8” nolu fıkrasının (c) bendine “İstinaf yargılaması duruşmalı yapılmış olup hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca belirlenen 1.700,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ...’a verilmesine,” rakam ve yazı dizisinin eklenmesi suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ...'a verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacılar Polar Finansce Yatırım Danışmanlığı A.Ş. ve ...'a iadesine, 10/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 6100 sayılı HMK 323/1-ğ maddesinde "vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti" yargılama giderleri kapsamında sayılmış, HMK 326/1 maddesinde de "kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği" düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacıların istinaf kanun yolu başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yeniden hüküm kurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının gerekçesinin genişletilmesi" suretiyle davanın reddine ve davalı lehine istinaf duruşma vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince icra edilen duruşma sonunda davanın reddi nedeniyle davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinde HMK 326 maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Sayın çoğunluk görüşü, duruşma sonunda davası reddedilen davacı lehine vekalet ücreti verilmesine yönelik olup çoğunluk görüşü HMK 326 maddesine açıkça aykırıdır. Açıklanan nedenle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı vekalet ücreti yönünden usul ve yasaya uygun bulunduğundan onanması yerine yazılı gerekçe ile düzeltilerek onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyım.
1. Hukuk Dairesi, 2024/81 E., 2025/165 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sına rağmen davalılar lehine aynı miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, her bir davalı adına kayıtlı taşınmazlar farklı olduğundan, her bir davalıya karşı ayrı ayrı dava açılması mümkün iken birlikte dava açılmış olup 6100 sayılı HMK'nın 326. maddesi uyarınca, davada aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalıların adlarına kayıtlı taşınmazların ayrı ayrı belirlenen v
1. Hukuk Dairesi         2024/81 E.  ,  2025/165 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1910 E., 2023/1365 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/507 E., 2022/241 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar; mirasbırakanları ...'un maliki olduğu 108 ada 53, 101 ada 4, 108 ada 51, 5485 ada 10, 105 ada 2, 118 ada 5, 101 ada 42, 109 ada 6 ve 106 ada 67 parsel sayılı taşınmazlardaki hisselerini satış göstermek suretiyle yeğeni olan davalılar ..., ..., ..., ... ve bu davalıların annesi olan müteveffa Dilber Ova'ya 2005 yılında devrettiğini, daha sonra taşınmazların davalıların kendi aralarında da devre konu olduğunu, dava konusu 106 ada 67 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'in dünürü olan davalı ...'a devredildiğini, yapılan tüm işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, yörenin örf ve adeti gereği kız çocuklarına miras bırakmamak amacıyla yapıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini; aşamada sundukları 15.10.2019 tarihli ıslah dilekçesinde dava konusu davalı ... adına kayıtlı 106 ada 67 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil talepleri kabul edilmediği takdirde bedele hükmedilmesini istemişlerdir. II. CEVAP Davalı ...; adına kayıtlı dava konusu taşınmazı iyiniyetli olarak bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, dava dilekçesinde belirtilen durumun aksine kendisinin Ova ailesi içinde yaşanan olaylardan haberdar olmadığını, taşınmazı 2011 yılında 215.000,00 TL bedelle satın aldığını, ...'ya bu bedelin bir kısmını elden verdiğini, bir kısmını da banka hesabına yatırmak suretiyle ödediğini, taşınmazı edinme gücünün bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...; dava konusu taşınmazlardan 108 ada 53 parsel ve 101 ada 4 parsel yönünden husumet itirazında bulunduklarını, söz konusu taşınmazların adlarına kayıtlı olmadığını, geri kalan dava konusu taşınmazlar yönünden ise dava konusu taşınmazlar ile dava konusu olmayan 123 ada 76 parsel sayılı taşınmazın babadan kalma yerler olduğunu, kadastro çalışmalarından önce rızai taksim yapıldığını, ancak kadastro çalışmaları esnasında yanlış beyanlar neticesinde rızai taksimde belirlenenin dışında tesciller yapıldığından kardeşlerin aralarında taşınmazların satış gösterilmek suretiyle devredildiğini, dava konusu taşınmazların devredildiği tarihte devretmiş olduğu miras hakları karşılığında en değerli taşınmaz olan 2.000.000,00 TL bedelli taşınmazın davacıların murisi ...'a verildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2020 tarihli ve 2017/1013 Esas, 2020/77 Karar sayılı kararıyla; 108 ada 53 ve 101 ada 4 parsel sayılı taşınmazlar için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının husumet yokluğundan reddine, 108 ada 51, 5485 ada 10, 105 ada 2, 118 ada 5, 101 ada 42, 109 ada 6 ve 106 ada 67 parsel sayılı taşınmazlar için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiş, söz konusu kararın davacılar vekili ile bir kısım davalılar vekili (davalı ... hariç) tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/441 Esas, 2020/456 Karar sayılı kararıyla; davacıların ilk dava dilekçesinde muris muvazaası hukuki nedenine dayanarak tapu iptali ve tescil isteminde bulundukları, ancak aşamada 15.12.2019 tarihli dilekçeleri ile dava konusu 106 ada 67 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil talepleri kabul edilmediği takdirde bedel isteminde bulundukları, davalarını tam ıslah ettiklerini bildirdikleri, bu taleplerinin göz önünde bulundurulması gerektiği, ayrıca Harçlar Kanunu'nun 16, 27/3, 30 ve 32. maddeleri gereğince eksik nispi harcın tamamlatılması gerektiği, öte yandan bir kısım davalılar vekili rızai taksim / miras taksim sözleşmesi uyarınca davacılar murisine 123 ada 76 parsel (yeni 123 ada 120 ve 121 parseller) verildiğini belirttiğine göre, belirtilen bu taşınmazın savunma olarak ileri sürülen rızai taksim / miras taksim sözleşmesi tarihindeki ve dava tarihindeki değerlerinin keşfen tespit edilmesi gerektiği, ayrıca davaya konu 393 ve 394 parsel sayılı hakkında da dava açıldığı, bir kısım davalılar vekili tarafından cevap dilekçesinde savunma olarak bu parsellerin 1976 yılındaki kadastro tespiti sırasında müvekkillerinin murisi Haydar Ova adına tespit gördüğünün belirtildiği, Mahkemece bu taşınmazların ve davaya konu diğer taşınmazların kadastro tutanaklarının dosya arasına celp edilmediği ve incelenmediği, kabule göre de davaya konu 108 ada 53 parsel ve 101 ada 4 parsel sayılı taşınmazlar bakımından pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ise de davaya konu bu parseller dışındaki 118 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 4/32 hissesinin dava dışı Haydaroğlu ... adına kayıtlı olduğu, yine 109 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 1/12 hissesinin dava dışı üçüncü kişi ..., 1/12 hissesinin dava dışı ... adına kayıtlı olması nedeniyle bu parseller / hisseler bakımından pasif husumet ehliyetinin değerlendirilmemiş olmasının da doğru olmadığı, davaya konu 101 ada 42 parsel sayılı taşınmazın davalılardan ... adına kayıtlı olduğu, geldisinin 494 parsel sayılı taşınmaz olup muris Haydar Ova'dan intikal etmesi nedeniyle bu taşınmaz yönünden de ayrıca bir değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca dava reddolunmasına rağmen Mahkemece maktu ret harcı alınması gerekirken nispi nitelikte karar ve ilam harcının alınması da doğru olmadığı gibi, bundan ayrı olarak Mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesinde yazılı müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek; ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağına ilişkin düzenleme uyarınca davaya konu bir takım taşınmazlar yönünden davanın reddi sebebinin farklı olduğunun anlaşıldığı gerekçeleri ile davacılar ile bir kısım davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, kaldırma kararı uyarınca yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla ; dosyada bulunan satış akit tabloları, devirlerin aynı tarihte yapılmış olması, tanık ...'nın olayın oluşuna uygun olduğu değerlendirilen beyanları ve bilirkişi raporunda hesaplanan devir tarihindeki taşınmazların bedelleri, tarafların sosyal ekonomik durum araştırmaları uyarınca davacıların murisi ...'un babası Mehmet Ova'dan kendisine intikal eden miras paylarını davacıların iddia ettiği gibi bedelsiz olarak devretmediği, taraflar arasında sözlü olarak düzenlenen miras paylaşım sözleşmesine istinaden devretmiş olduğu hisseler karşılığında Sivas ili İşhan köyü 264 parsel sayılı taşınmazı lehine devir yapmış olduğu kardeşlerinin çocukları olan Ali Rıza Aras, Hatun Asan, ... ve davalıların dava dışı kardeşlerinden devir aldığı, başka bir anlatımla muris ...'un davacıları miras paylarından mahrum bırakarak mal kaçırmak saikiyle hareket etmediği, ayrı ayrı taşınmazlardaki hisselerini devrederek dava dışı kardeşlerinin çocuklarından tek bir taşınmaz devralarak ortaklığı bu şekilde gidermeyi amaçladığı, davacıların muvazaa iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle Sivas Merkez İşhan köyü 108 ada 53 parsel, 101 ada 4 parsel, 123 ada 75 parsel, 123 ada 120 parsel, 106 ada 66 parsel sayılı taşınmazların tamamı; 118 ada 5 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 4/32 payı, 109 ada 6 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının husumet yokluğundan reddine, Sivas Merkez İşhan köyü 123 ada 76 parsel, 123 ada 121 parsel, 108 ada 51 parsel, 105 ada 2 parsel, 118 ada 5 parsel (dava dışı ...'nın 4/32 payı hariç), 101 ada 42 parsel, 109 ada 6 parsel (dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları hariç), 106 ada 67 parsel; Kardeşler Mahallesi 5485 ada 10 parsel sayılı taşınmazlar için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki bilgi ve belgeler ile dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında temlikin muvazaalı yapıldığına dair somut olguların ortaya konulamadığı, bir başka ifadeyle, mirasçılardan mal kaçırma kastıyla temlikin yapıldığı iddiasının ispat edilemediği, buna göre davanın reddine karar verilmesinde bir hatanın mevcut olmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvuruları yönünden yapılan incelemede ise pay oranında açılan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda davacılar ve davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayıp ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan, dava değerinin davayı açan mirasçı veya mirasçıların her birinin payına isabet eden değer olacağı, harç ve vekalet ücretinin bu değer üzerinden hüküm altına alınması gerektiği, somut olayda dava değeri her bir davacı açısından farklı olmasına rağmen davalılar lehine aynı miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, her bir davalı adına kayıtlı taşınmazlar farklı olduğundan, her bir davalıya karşı ayrı ayrı dava açılması mümkün iken birlikte dava açılmış olup 6100 sayılı HMK'nın 326. maddesi uyarınca, davada aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalıların adlarına kayıtlı taşınmazların ayrı ayrı belirlenen ve davalıların miras payına isabet eden dava değeri üzerinden hesaplanan vekalet ücretinden dava reddedildiğine göre davacı tarafın her bir davalı açısından ayrı ayrı sorumlu tutulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin belirtilen yönlerden istinaf başvurularının kabulü ile Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle Sivas Merkez İşhan köyü 108 ada 53 parsel, 101 ada 4 parsel, 123 ada 75 parsel, 123 ada 120 parsel, 106 ada 66 parsel sayılı taşınmazların tamamı; 118 ada 5 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 4/32 payı, 109 ada 6 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının husumet yokluğundan; Sivas Merkez İşhan köyü 108 ada 51 parsel, 105 ada 2 parsel, 118 ada 5 parsel (dava dışı ...'nın 4/32 payı hariç), 101 ada 42 parsel, 109 ada 6 parsel (dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları hariç), 106 ada 67 parsel; Kardeşler Mahallesi 5485 ada 10 parsel sayılı taşınmazlar için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesi ile; istinaf taleplerinin hukuka aykırı olarak reddedildiğini, murise ait dava konusu taşınmazlardaki hisselerin bedelleri ödenmeksizin davalılara devredildiği hususunun tartışmasız olduğunu, dosyadaki uyuşmazlığın Hatun Asan, Ali Rıza Aras, ...'nın İşhan köyü eski 264 parseldeki 35/120'şer hisselerini muris ...'a 13.12.2005 tarih ve 8755 yevmiyeli tapu işlemi ile devretmiş olmalarının muris ile davalılar arasındaki rızai taksim bulunduğunun kabulüne yeterli bir delil olup olmadığı noktasında toplandığını, murise devredilen bu taşınmazın, devir tarihinden sadece 3 ay sonra tarafların yakını olan Hüsnü Eken'e (10.03.2006 tarih ve 1715 yevmiyeli işlemle) tapuda devredildiğini, bu taşınmazın satış bedelinin murisin terekesinde bulunmadığını, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacının olmadığının tanık beyanları ile ispat edildiğini, rızai taksimin varlığına delil olarak gösterilen bu taşınmazda Hatun Asan, Ali Rıza Aras, ...'nın hisselerini murise devretmelerinden sadece 3 ay sonra murisin bu taşınmazı yakınları olan Hüsnü Eken'e devretmiş olması ve bu taşınmazın bedelinin terekede yer almaması karşısında söz konusu tapu işlemlerinin muvazaa nedeniyle tapunun iptal edilmesinden kurtulmak amacıyla yapıldığının anlaşıldığını, muris ...'un 1932 doğumlu olduğunu, 264 parseli tapuda devrettiğinde 74 yaşında olduğunu, tüm tanıkların ittifakla murisin taşınmaz satmasını gerektirir bir durum olmadığını izah ettiklerini, murisin terekesinde bu taşınmazın bedelinin de yer almadığını, 74 yaşındaki murisin rızai taksim ile elde ettiği iddia edilen taşınmazını 3 ay içinde satması ve bu şekilde mirasından davacılara hiçbir mal varlığının kalmaması karşısında muris muvazaasının bulunmadığına dair mahkeme kabulünün adaletle bağdaşmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Bir kısım davalılar vekili( davalı ... hariç) temyiz dilekçesi ile; Bölge Adliye Mahkemesi kararının vekalet ücretinin hesaplandığı bölümünde; "Diğer davalıların istinaf talebinin incelenmesinde; 856 (yeni 108 ada 51 parsel) parsel sayılı taşınmaz yönünden, dava esastan reddedildiğine göre bu parsel yönünden kendisini vekille temsil ettiren davalı Alaetdin Ova lehine nispi vekalet ücreti hükmedilmesi gerekmektedir. Bu davalı yönünden (108 ada 51 parsel sayılı taşınmazın harçlandırışmış dava değeri olan 18.585,27 TL üzerinden) Dairemizce hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak bu davalıya verilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması hatalı olmuştur." tespitinde bulunulduğunu, ancak gerekçeli kararda bu yönde hüküm kurulmadığını, gerekçeli kararın sonuç kısmının 1 numaralı bölümünde ise; "Sivas Merkez İşhan köyü 108 ada 53 parsel, 101 ada 4 parsel, 123 ada 75 parsel, 123 ada 120 parsel, 106 ada 66 parsel sayılı taşınmazların tamamı; 118 ada 5 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 4/32 payı, 109 ada 6 parsel sayılı taşınmazın dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları için davacının açmış olduğu muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının husumet yokluğundan reddine," karar verildiğini, ancak husumet yokluğundan davanın reddedildiği taşınmazlar için lehlerine vekalet ücretine hükmedilmediğini, yine gerekçeli kararın sonuç kısmının 5 numaralı bölümünde ise; "5-Davaya konu Sivas Merkez İşhan köyü 123 ada 76 parsel, 123 ada 121 parsel, 108 ada 51 parsel, 105 ada 2 parsel, 118 ada 5 parsel (dava dışı ...'nın 4/32 payı hariç), 101 ada 42 parsel, 109 ada 6 parsel (dava dışı ...'nın 1/12 ve dava dışı ...'in 1/12 payları hariç), 106 ada 67 parsel; kardeşler mahallesi 5485 ada 10 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın esastan reddine karar verildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine," karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden karar verilmesine rağmen taraflarına hatalı olarak karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre vekalet ücretine hükmedildiğini, ayrıca hangi davalılar lehine hükmedildiğinin de belirtilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. 2. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1932 doğumlu mirasbırakan ...'ın 10.07.2016 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı çocukları Sultan, Kaya, Songül ile davacı torunu Hüseyin ve dava dışı çocukları ... ve ... ile dava dışı torunları Yeliz ve Burcu'nun kaldıkları, 13.12.2005 tarih 8758 yevmiye nolu resmi satış senedine göre ; 856 parsel (yeni 108 ada 51 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini diğer hissedar davalı ...'ya sattığı, tapunun son haline göre Haydar oğlu ... adına kayıtlı olduğu, 849 parsel (yeni 108 ada 53 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini davalı ...'ya sattığı, ...'nın da bu taşınmazdaki hissesini 11.06.2015 tarihinde ...'ya sattığı, tapunun son haline göre ... oğlu ... adına kayıtlı olduğu, 1098 parsel (yeni 109 ada 6 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini bir kısım davalıların annesi olan müteveffa Dilber Ova'ya sattığı, tapunun son haline göre 1/6'şar pay oranında ..., ..., ..., ..., ... ve ... adlarına kayıtlı olduğu, 466 parsel (yeni 5485 ada 10 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini davalı ...'ya sattığı, tapunun son haline göre ... adına kayıtlı olduğu, 298 parsel (yeni 106 ada 67 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini ...'ya sattığı, ...'nın da bu taşınmazdaki hissesini ...'a sattığı, tapunun son haline göre ... adına kayıtlı olduğu, 630 parsel (yeni 105 ada 2 parsel) sayılı taşınmazın 1/4 hissesi muris ... adına kayıtlı iken bu hissesini 4/32'şer hisse olarak Alaattin ve ...'ya sattığı, Selahattin'in 31.12.2014 tarihli 26072 yevmiye nolu resmi satış senedi ile 1/2 hissesini davalı ...'ya, ...'in ise 29.12.2014 tarihli satış işlemi ile 1/2 hissesini davalı ...'ya devrettiği, tapunun son haline göre 1/2 hisse oranında ..., 1/2 hisse oranında ... adına kayıtlı olduğu, 19.01.2006 tarihli 270 yevmiye nolu resmi satış senedine göre ; 362 parsel (yeni 118 ada 5 parsel) sayılı taşınmazın 1/2 hissesi muris ... adına kayıtlı iken 4/32 hissesini ...'ya, 4/32 hissesini ...'ya, 4/32 hissesini ...'ya, 4/32 hissesini ...'ya sattığı, tapunun son haline göre aynı kişiler adına kayıtlı olduğu, 493 parsel (yeni 101 ada 4 parsel) ve 494 parsel (101 ada 42 parsel sayılı taşınmazların ise 1976 tarihinde tapulama işlemi ile bir kısım davalıların murisi Haydar Ova adına tescil edildiği, mirasbırakan Nazire'nin herhangi bir ilgisinin olmadığı, 101 ada 4 parselin tapuda son haline göre dava dışı şahıslar adlarına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. 3. Hemen belirtmek gerekir ki; temyizen incelenen kararın tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olduğu, mirasbırakan tarafından yapılan temliki işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı gözetilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar verilmek gerekmiştir. 4. Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince ; Bilindiği üzere; muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı davalarda dava değeri, taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçı ya da mirasçıların miras payına isabet eden değer olup davalılar adlarına farklı dava konusu taşınmazlar kayıtlı olduğundan ve her bir davalıya karşı ayrı ayrı dava açılması mümkün iken birlikte dava açılmış olup 6100 sayılı HMK'nın 326. maddesi uyarınca aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalılar için (davanın esastan reddine karar verilen taşınmazlar yönünden) adlarına kayıtlı taşınmazların ayrı ayrı belirlenen ve davacıların miras payına isabet eden dava değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi ve hangi davalıya ne kadar vekalet ücreti verileceğinin açıkça belirtilmemesi doğru görülmemiştir. Öte yandan; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7. maddesinin ikinci fıkrasında "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur." düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda; husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilen 108 ada 53, 101 ada 4 parsel sayılı taşınmazlar ile 118 ada 5 parsel sayılı taşınmazda dava dışı ... adına kayıtlı 4/32 hisse, yine 109 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki dava dışı ... adına kayıtlı 1/12 hisse ile yine dava dışı ... adına kayıtlı 1/12 hisse yönünden kendisini vekille temsil ettiren davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da doğru değildir. Diğer taraftan; 6100 sayılı HMK’nın 297/2. maddesinde “...hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi yer almaktadır. Kamu düzeninden olan doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince hakimin infazı kabil karar verme yükümlülüğü vardır. Yasa maddesinin bu açık hükmüne göre, mahkemelerce kurulan hükümler infaz sırasında tereddüt ve şüphe yaratmayacak nitelikte olmalıdır. Ne var ki; İstinaf Mahkemesince kurulan hükümde (A-2-6-A bendinde) davalı ... adına kayıtlı dava konusu taşınmaz 106 ada 67 parsel olmasına rağmen 108 ada 51 parsel olarak yazılması, yine hükümde (A-2-1 bendinde) husumet yokluğundan davanın reddine karar verilen taşınmazlar arasında dava konusu olmayan 123 ada 75 ve 120 ile 106 ada 66 parsel sayılı taşınmazlar yönünden de hüküm kurulmuş olması doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Davalılar vekilinin (davalı ... hariç) değinilen yönler itibariyle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan harçların istek hâlinde temyiz eden taraflara iadesine,Dosyanın kararı veren Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/1833 E., 2024/2147 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun`un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 6100 sayılı Kanun`un 326 ncı maddesi, 323 üncü maddesinin birinci fıkrasının ğ bendi, 330 uncu maddesi
2. Hukuk Dairesi         2024/1833 E.  ,  2024/2147 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2023/471 E., 2023/937 K. DAVA TARİHİ : 04.06.2018 KARAR : Karar verilmesine yer olmadığı kararı Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi esastan ret kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının boşanma talebinin reddi yönünden bozulmasına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin onanmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; boşanma hususunda karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde; davalı erkeğin son derece öfkeli bir kişiliğe sahip ve sürekli tartışma halinde olduğunu, hakarette bulunduğunu, evin yiyecek ihtiyaçlarını dahi karşılamadığını, "size zehir olsun, yaptığım iyilikler gözünüze dizinize dursun" gibi evlilik birliği için yıpratıcı ifadeler kullandığını, bozulan telefonu için kiminle konuşuyorsan o yaptırsın dediğini, tartışmalar esnasında sizi öldürürüm bıçaklarım dediğini, fiziki ve manevî şiddet uyguladığını, tehdit ettiğini, defalarca evden kovduğunu, davalı erkeğin cevap dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini ve gerçek olmadığını belirterek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin müvekkiline verilmesine, müvekkili ve ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 750,00 TL tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakasına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davacı vekili, ön inceleme duruşmasında 40.000,00 TL maddî, 40.000,00 TL manevî tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili davaya cevap ve cevanba cevap dilekçesinde; davacının iddialarını kabul etmediklerini, sorunların davacı eşin, müvekkilini işinden dolayı küçük görmesinden kaynaklandığını, müvekkilinin, davacı eşinin aşağılayıcı ve küçük düşürücü hal ve hareketlerine çocukların ne olursa olsun bir arada bir aile ortamında büyümesini istemesinden dolayı katlandığını, davacı eşin evi terk ettiğini, oğlu ...'ın anlattığına göre ikizi ...'nin kafasını sinir krizi anında annesinin kapının camına çarptığını, çocuklara şiddet uyguladığını, taraflar arasındaki anlaşmazlığın esas nedeninin davacının lüks hayat yaşama isteği olduğunu belirterek dava sonucu doğacak diğer haklarını talep etme hakları saklı kalmak kaydıyla davanın boşanma yönünden kısmen kabulüne, diğer talepler yönünden ise reddine, tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetin babaya verilmesine, müşterek çocuklar için ayrı ayrı aylık 500,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı Mahkemenin 17.02.2020 tarih ve 2018/399 Esas, 2020/99 Karar sayılı kararı ile; davalı erkeğin eşine kötü davrandığı ve hakaret ettiği, eşini evden kovduğu, davacı kadının da eşini sevmediği, istemediği, eşinin işinden utandığını söylediği, bu nedenlerle taraflar arasında yaşanan olumsuz olaylar nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, ortak hayatın çekilmez hale geldiği, bu aşamadan sonra da tarafların bir araya gelerek evlilik birliğini sürdürmelerinin imkansız olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, ortak çocuklardan ...'ın velâyetinin babaya, ... ve ...'nin velâyetlerinin anneye verilmesine, davacı kadın için aylık 300,00 TL tedbir, 400,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuklar ... ve ... için ayrı ayrı aylık 200,00 TL tedbir, 300,00 TL iştirak nafakasına, davacı kadının tazminat taleplerinin reddine, davacı kendisini vekil ile temsil ettiğinden 3.400,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. B.Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili; yoksulluk nafakası, velâyetler, iştirak nafakaları, velâyeti kendisine verilen ortak çocuk ... için iştirak nafakası hükmedilmemesi, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Bölge Adliye Mahkemesinin 30.06.2021 tarih 2020/1253 Esas, 2021/1751 Karar sayılı kararı ile: istinaf başvurusunun kabulüne, 4721 sayılı Kanun'ın 405 inci maddesine göre, tarafların vesayet altına alınmalarının gerekip gerekmediğinin araştırılması gerektiği gerekçesi ile kararın esası ve diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin; Kahramanmaraş 2.Aile Mahkemesi'nin 17.02.2020 tarih, 2018/399 Esas 2020/99 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın Mahkemesine iadesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 28.02.2022 tarihli 2021/547 Esas 2022/121 Karar sayılı kararı ile; davacı kadın tanıklarının beyanlarında davalı erkeğin, kadını aşağıladığı ve hakaret ettiğine dair beyanları var ise de somut örnek verilmediği, tarih bilgisinin de bulunmadığı, davalı erkeğin, davacı kadının aldıklarını başına kalktığı beyan edilmiş ise de bundan sonra tarafların bir araya geldiği, davacı kadın ses kaydı deliline dayanmış ise de, bu ses kaydının alınmasında davalı erkeğin haberi olmaksızın, rızası dışında alındığı, davalı erkeğin ses kaydını kabul etmediği, kaldı ki hukuka aykırı delil olduğu ayrıca davacı kadının ve tanık beyanına göre de bu alınan ses kaydından sonra tarafların bir araya geldikleri, davalı erkeğin kusuru varsa bile davacı kadının bu kusurları affetmiş sayılacağı, bu nedenle davalı erkeğe kusur izafe edilemeyeceği, ayrıca davacı kadının sürekli davalı eşinin işinden utandığını, çocukları evlendiğinde de dünürlerine mahçup olacağını beyan ettiği, eşini küçümsediği, evden kendisinin ayrıldığı, davacı kadının kendisinin kusurlu olduğu ve kendi kusuru ile boşanmaya karar verilemeyeceği gerekçesi ile davacı kadının davasının reddine, halen anne yanında kalan ortak çocuklar 2008 d.lu ... ve 2006 d.lu ... ile davalı baba arasında kişisel münasebetlerinin tesis ve devamına, halen baba yanında kalan ortak çocuk 2006 d.lu ... ile davacı anne ile kişisel münasebetlerinin tesis ve devamına, davacı kadın yararına 04.06.2018 dava tarihinden aylık 300,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi olan 28.02.2022 tarihi itibari ile aylık 200,00 TL artırılarak 500,00 TL ye yükseltilmesine, ortak çocuklar ... ve ... yararına ayrı ayrı takdir edilen 200,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi olan 28.02.2022 tarihi itibari ile aylık 100,00 TL artırılarak 300,00 TL ye yükseltilmesine, davalı erkekten alınarak davacı kadına karar kesinleşinceye kadar ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, halen baba yanında kalan ortak çocuk 2006 d.lu ... yararına dava tarihi olan 04.06.2018 den itibaren aylık takdiren 100,00 TL tedbir nafakasının davacı kadından alınarak ortak çocuk yararına kullanılmak üzere davalı babaya verilmesine, karar kesinleşinceye kadar devamına, davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden 5.100,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili; davanın reddi, boşanma, kusur belirlemesi, iştirak ve yoksullluk nafakası, miktarları ile maddî ve manevî tazminat yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2022 tarihli ve 2022/1830 Esas, 2022/2190 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin delil değerlendirmesi ve özellikle tanık Yılmaz Torun'un beyanı dikkate alındığında, davacı kadının davasını ispat edemediği, Mahkeme gerekçesinin doğru olduğu, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili aynı yönlerden temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 18.01.2023 tarihli 2022/9690 Esas 2023/307 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile verilen boşanma hükmünün taraflarca istinaf edilmemesi üzerine kesinleştiği, Mahkemece gönderme kararı üzerine yapılan yargılamada, yukarıda açıklanan husus dikkate alınarak, Mahkemenin ilk kararı ile verilen boşanma hükmü taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden, davacı kadın yararına usuli kazanılmış hak oluşmuş olup boşanma talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, kadının davasının tümüyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının boşanma talebinin reddi yönünden ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının boşanma talebinin reddi yönünden bozulmasına, davacı vekilinin bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin onanmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ilk karar ile verilen boşanma hükmünün taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği bu haliyle davacı kadın yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesi ile boşanma hususunda karar verilmesine yer olmadığına, ortak çocuklar ...`ın velâyetinin babaya, ... ve ...`nin velayetinin anneye verilmesine, çapraz kişisel ilişki kurulmasına, boşanma davası açmakla ayrı yaşama hakkı elde eden davacı kadın yararına 04.06.2018 den takdir edilen 300,00 TL tedbir nafakasının aynen devamına, yoksulluk nafakası şartlarının davacı kadın şahsında oluşmadığı gerekçesi ile yoksulluk nafakası talebinin reddine, dava tarihi olan 04.06.2018 den takdir edilen anne yanında kalan müşterek çocuklar ... ve ... için aylık 200 er TL tedbir nafakasının aynen devamına, karar kesinleştikten sonra aylık 300 er TL iştirak nafakasının babadan alınarak ortak çocuklar yararına kullanılmak üzere anneye verilmesine, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin davanın genişletilmesi yasağına tabi olduğu da gözetilerek karar verilmesine yer olmadığına, davalı baba yanında kalann ... yararına dava tarihi olan 04.06.2018 itibaren aylık 100 TL tedbir nafakasının aynen devamına, karar kesinleşince iştirak nafakası olarak aynen devamına, fazlaya dair istemin reddine, davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 17.900,00 TL vekâlet ücretinin de davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı erkek vekili; İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile verilen boşanma hükmünün kesinleştiğini, bu karar ile davacı yararına 3.400,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, son kararda tekrar davacı lehine 17.900,00 TL vekâlet ücreti hükmedildiğini, ikinci defa verilen bu vekalet ücretinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın vekalet ücreti yönünden kararın düzeltilerek onanmasını veya bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı yararına tekrar vekalet ücreti hükmedilmesinin doğru olup olmadığı, usuli kazanılmış hakka aykırılık olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun`un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 6100 sayılı Kanun`un 326 ncı maddesi, 323 üncü maddesinin birinci fıkrasının ğ bendi, 330 uncu maddesi 3. Değerlendirme 6100 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinde belirtildiği üzere kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Yargılama giderlerine mahkemece resen hükmedilir. Vekâlet ücreti de yargılama giderlerindendir. İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda boşanma hükmü taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden son kararda tekrar davacı kadın yararına 17.900,00 TL vekâlet ücreti hükmedilmesi hatalı olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple vekâlet ücreti yönünden BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/3108 E., 2024/6562 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 326 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2024/3108 E.  ,  2024/6562 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı ... Bakanlığına bağlı işyerinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında alt işveren Şirketler nezdinde çalışmakta iken 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) hükümlerine göre 02.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçirildiğini, davalı Bakanlık ile davacı arasında sürekli işçi kadrosuna geçirilirken imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde asgari ücretin belirli bir oran fazlasının davacının ücreti olarak öngörüldüğünü, sözleşme hükmüne göre ücretin her yıl asgari ücretin belirli bir oran fazlası olarak belirlenmesi gerekirken 01.01.2019 tarihinden itibaren davalı Bakanlık tarafından ücretin sözleşmeye aykırı şekilde belirlendiğini ve eksik ödeme yapıldığını iddia ederek 2019 yılı 12 aylık dönem için fark ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunmuş, sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin ücreti ile diğer mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde, işçilerin kadroya geçirilirken imzalanan bireysel iş sözleşmelerinin yanı sıra alt işveren işçilerini kapsayan Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığını, tereddütleri gidermek üzere Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğünün görüşü doğrultusunda 01.01.2019 tarihindeki günlük brüt ücretlerin 85,28 TL'nin altında kalması hâlinde ücretlerin asgari ücret seviyesine yükseltilerek üzerine %4 oranında zam yapıldığını, 85,28 TL'nin altında kalmadığının tespitinde ise mevcut ücret üzerine %4 oranında zam yapıldığını, davacı taleplerinin toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğunu, davacının alacaklarının eksiksiz ödendiğini, davacı tarafça istenen faiz oranına ve faiz başlangıç tarihine de itiraz ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı İdare arasında imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinde davacının ücretinin her ay asgari ücretin belirli bir oran fazlası olacağına dair açık düzenleme olduğu, buna karşın 01.01.2019 tarihinden itibaren davacının ücretinin bireysel ve toplu iş sözleşmelerine uygun şekilde ödenmediği ,belirsiz süreli iş sözleşmesinin ve Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan toplu iş sözleşmesinin ilgili hükümleri uyarınca, bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalara göre davacının fark ücret alacağına ilişkin talebinin kabulüne kesin olarak karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; İlk Derece Mahkemesinin davada salt bir alacağın ödenmesine yönelik hüküm vermeyip aynı zamanda çalışması devam eden davacı işçinin ücreti bakımından ileriye etkili biçimde tespitte bulunmuş olması nedeniyle kesin olarak karar vermesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin ücreti ile diğer malî ve sosyal haklarının belirlenmesinde, işçilerin kadroya geçirilmeden önceki bireysel iş sözleşmelerinin yanı sıra alt işveren işçilerini kapsayan Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesi hükümlerinin dikkate alındığını, İdare tarafından bu düzenlemelere uygun bir şekilde ücretin belirlendiğini ve yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını, hizmet alım sözleşmelerinde yüklenici tarafından istihdam edilen işçilerin ücretlerinin asgari ücretin belirli bir oran fazlası şeklinde belirlenmesinin hizmet alım sözleşmesinin devam ettiği döneme ilişkin bir uygulama olduğu, davacının ücretinin düşürülmesi gibi bir uygulama söz konusu olmadığından dava konusu alacaklara hak kazanamayacağını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kadroya geçirildiği sırada yapılan bireysel iş sözleşmesinde ücretin, asgari ücretin belli oranda fazlası olacağına dair düzenlemenin mevcut olduğu,sözü edilen kuralın her asgari ücret artış dönemi için işvereni bağlayacağı, ücret bordroları dikkate alındığında tahakkuk ve ödemelerde aylık ücretin eksik belirlendiğinin ve ücret farkı alacağının bulunduğunun anlaşıldığı, öte yandan davacı işçinin dava tarihi itibarıyla davalıya ait işyerinde çalışmaya devam ettiği, verilen kararın geleceğe yönelik etkisi bulunduğu, bu tür uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin kararların istinaf incelemelerinde miktar itibarıyla kesinlik sınırının gözetilmemesi gerektiği, dosya istinaf incelemesi için gönderildiğinden bu hususun maddi hata olarak değerlendirildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 696 sayılı KHK kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen davacı işçinin, kadroya geçişte düzenlenen belirsiz süreli iş sözleşmesi hükümlerine göre ücretinin tespiti ile talep edilen fark ücret alacağının bulunup bulunmadığı ve arabuluculuk gideri hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 326 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22, 32 ve 34 üncü maddeleri. 3. 696 sayılı KHK ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 23 üncü madde 4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesinin on dördüncü fıkrası şu şekildedir: "Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır." 5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin on bir ila on dördüncü fıkraları. 6. 696 sayılı KHK kapsamında kadroya geçen işçilerin geçiş aşamasındaki ücretlerinin tespiti ile bireysel iş sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün ileriye etkisine ilişkin ilke ve esaslar, Dairemizin 03.05.2023 tarihli ve 2023/3001 Esas, 2023/6593 Karar sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır: "... 2. 696 sayılı KHK'nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23 üncü madde çerçevesinde sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler ile işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin ücrete ilişkin hükümlerinin doğru değerlendirilmesi son derece önemlidir. Dairemiz uygulamasına göre kadroya geçiş sırasında düzenlenen iş sözleşmesinde ücretin sadece asgari ücretin belli bir oranda fazlası yahut geçiş öncesindeki hizmet alım sözleşmesinde öngörülen ücret veya bu ücretin katları olarak belirlenmesi hâlinde, bu ücretin işçinin kadroya geçiş aşamasındaki ilk (temel) ücreti olduğu, taraflar arasında sonraki dönemler yönünden işvereni ücret artışı yapmakla yükümlü kılan bir düzenleme olmadığı kabul edilmektedir. Diğer taraftan iş sözleşmesinde ücretin her ay için asgari ücretin belli bir oranda fazlası şeklinde ödeneceğine yönelik hükümler ileriye etkili hükümler olarak değerlendirilmeli, bu hükümlerin sonraki dönemlere ilişkin ücret artışları yönünden işvereni bağlayacağı kabul edilmelidir. ..." 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesi kararında, dava şartı olan arabuluculuk gideri bakımından hatalı şekilde hüküm kurulduğu saptanmıştır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda harçtan muaf olan davalının arabuluculuk giderinden de sorumlu olmadığına karar verilmiş ise de ilâmın İlgili Hukuk kısmının (3) ve (4) numaralı paragraflarında yer verilen Kanun hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama gideridir. 6100 sayılı Kanun’un "Yargılama giderlerinden sorumluluk" kenar başlıklı 326 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa Mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Yapılan açıklamalar doğrultusunda kısmen kabul kararı verilen eldeki davada, arabuluculuk giderinin tarafların haklılık durumuna göre paylaştırılmaması hatalı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı tarafın temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının arabuluculuk giderine ilişkin ; "Suç üstü ödeneğinden karşılanan 680,00 TL arabuluculuk giderinin davalı kurum harçtan muaf olduğundan alınmasına yer olmadığına" bendi hükümden çıkartılarak, yerine “7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesinin on dördüncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 680,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Davada iki taraf da kısmen haklı çıkarsa yargılama giderleri nasıl paylaştırılır?

A) Tamamı davalıya yükletilir.
B) Tamamı davacıya yükletilir.
C) Tarafların haklılık oranına göre paylaştırılır.
D) Masrafları Devlet üstlenir.
E) Davayı açan taraf tüm giderlere katlanır.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol