6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 333

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 333. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 333- (1) Hükmün kesinleşmesinden sonra mahkeme kendiliğinden, yatırılan avansın kullanılmayan kısmının iadesine karar verir. Bu kararın tebliğ gideri iade edilecek avanstan karşılanır. İKİNCİ BÖLÜM Adli Yardım Adli yardımdan yararlanacak kişiler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/175 E., 2023/339 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde davacıya iadesine,
Hukuk Genel Kurulu         2023/175 E.  ,  2023/339 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 12. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1.214.795 Dolar bedelli bonodan doğan alacağının tahsili amacıyla dava dışı borçlular aleyhine ihtiyati haciz talep ettiğini, ihtiyati haciz talebinin kabulü üzerine Bakırköy 2. İcra Müdürlüğünün 2021/8810 (eski 2009/4766 ve 2018/16070) Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, belirtilen dosyada müvekkili şirketin talebi doğrultusunda, eski Pendik 2. İcra Müdürlüğüne yazılan talimat neticesinde bir adet BOİNG 757-200 model RA-73011 tescil nolu 25439 seri nolu uçağın ihtiyaten haczedildiğini, haciz sırasında havaalanı işletme yetkilisinin yukarıda özellikleri belirtilen uçakların borçlu firma adına uçuş yaptığını beyan ettiğini, üçüncü kişiler tarafından ihtiyati hacze itiraz edildiğini, icra müdürlüğünce haczin kaldırılması talebinin reddine karar verildiğini, bunun üzerine üçüncü kişiler tarafından Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/398 Esas sayılı dosyası ile “şikayet” adı altında ihtiyati haczin kaldırılmasının talep edildiğini, Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda uçak üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verildiğini, müvekkili şirketin temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince, uyuşmazlığın istihkak iddiasına ilişkin olduğu ve yargılamanın buna göre yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğunu, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada bir kısım üçüncü kişiler yönünden davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince kararın bozulduğunu, mahkemece, bozmaya uyularak yargılamaya devam olunmuş ise de dava konusu uçak yurtdışına çıktığından davacıların davayı takip etmediklerini, bunun üzerine mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, kararın 02.03.2020 tarihinde kesinleştiğini, Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi hâkiminin kararı nedeniyle müvekkilinin alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, dava konusu kararlar nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararların dayanağının bulunmadığını, kararların yasal mevzuata uygun olarak verildiğini, işlemlerde kusur, kast ve hatanın bulunmadığını, zararın ve tazminat talebinin yasal dayanağının olmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delilin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Özel Daire Kararı 6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2022/1 Esas, 2022/12 Karar sayılı kararı ile; “…DELİLLER: Bakırköy 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/398 sayılı dosyası, Bakırköy 2.İcra Müdürlüğünün 2021/8810 E.sayılı dosyası, ... Anadolu 10 İcra Müdürlüğünün 2009/1719 Tal. sayılı dosyası, İLGİLİ KANUN MADDELERİ: A-HMK.nun 46. maddesi : (1) Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: (a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. (b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. (c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. (ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. (d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. (e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması. (2)Tazminat davasının açılması, hakime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz. (3)Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hakime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. B- HMK.nun 49. maddesi : Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca hakimin kararından dolayı Hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. 1086 sayılı Kanun'u, ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldıran 12.01.2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 01 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ve anılan Kanun'da; “Hâkimin Hukuki Sorumluluğu” başlığı altında yapılan düzenlemeyle (Kanunun 46 - 49. maddelerinde); sorumluluk sebeplerine, yargılamada görevli merciye, dava dilekçesine dair özel yöntem ve davanın reddi halinde verilecek cezaya dair özel hükümler getirilmiş, kısaca hâkimlerin hukukî sorumluluğuna ilişkin yeni bir sistem hayata geçirilmiştir. Buna göre, hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği, kişisel kusura, haksız fiile veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı kuralı benimsenmiştir. GÖREV: Görevli yargı merciine ilişkin olarak HMK’nun 47. maddesinde; “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde;…açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeye göre, karar temyiz edilse idi, temyiz incelemesi Yargıtay’ın hangi Hukuk Dairesinde yapılacak idiyse, dava o Hukuk Dairesinde açılacaktır. Somut olayda, davaya konu olan şikayete ilişkin İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi tarafından bu konuda verilen kararın temyiz mercii Dairemiz olduğundan, ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaya da Dairemiz görevli ve yetkili bulunmaktadır. SÜRE: Dava yasal süre içerisinde açılmıştır. İHBAR:6100 sayılı Kanunun 48. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; “Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder” emredici hükmü gereği, dava, kararı veren Hâkim ...'ya resen ihbar edilmiştir. HARÇ VE GİDER AVANSI: HMK’nun 120. maddesinin 1. fıkrasında; “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır” hükmüne yer verilmiş olup, davacı, HMK’nun 120. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; dava açarken gerekli harç ve gider avansını yatırmıştır. ÖN İNCELEME: Davacının HMK.nun 120. maddesi gereğince yatırması gereken gider avansını yatırdığı, davanın Hakim Nihal Kaya'ya re’sen ihbar edildiği, tensip tutanağının davacı vekiline, dava dilekçesi ve ekleri ile tensip tutanağının, davalı ile ihbar olunana tebliğ edildiği, davalı vekilinin cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin, davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin davalı vekiline tebliğ edildiği, ihbar olunanın cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin davacı vekiline ve davalı vekiline tebliğ edildiği, HMK.nun 137 v.d. maddeleri uyarınca ön inceleme aşamasının tamamlanmış olduğu görüldüğünden ve tarafların sulh olmayacakları anlaşıldığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 41. maddesinin 2. fıkrası gereğince tahkikata geçilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46/1. maddesinde; Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği vurgulandıktan sonra, dava sebepleri; Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması, Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması, Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması, Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması, şeklinde tahdidi olarak gösterilmiştir. HMK’nun 46 ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ve devamı maddelerine göre, hâkimin, bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptığı işlem, yürüttüğü faaliyet ve kararları nedeniyle ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek olup, kişisel kusura, haksız fiile veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa, hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır. T.C. Anayasasının 138/1-2. maddesi gereğince; “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Hâkimlerin Anayasa güvencesi altına alınan bağımsızlığı, ilke olarak yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyladır. Yargı yetkisinin özellikleri, hâkimlerin kişisel sorumluluğunda, özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten, hâkimlerin diğer devlet memurlarının tâbi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları, yaptıkları her işlemin, aleyhlerine bir tazminat davasına yol açabileceğini düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Tabiidir ki; adaletin gerçekleşmesi, hâkim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Ancak, hâkimin hukuki sorumluluk halleri benimsenirken, yargısal faaliyetten ibaret olan esas görevinin aksatılmamasına büyük özen gösterilmesi zorunludur. Gelişigüzel bir sorumluluk sisteminin benimsenmesi, hâkimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehlikeye düşürebilir. Hâkimlerin verdikleri kararlarından dolayı ilke olarak sorumlu tutulamayacakları esas olmakla beraber, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hâkimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacıyla, onun hukuki sorumluluğunu sınırlı olarak kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tâbi tutmuştur. Hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi için; HMK’nun 46. maddesinde tahdidi olarak yazılı bulunan sebeplerin bir ya da bir kaçının gerçekleşmesi, hâkimin görevini yaparken davacıya karşı düşmanlığı veya karşı tarafla dostluğu nedeniyle, davacı aleyhine, kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olması, kasten, adalete ve yasalara aykırı karar verdiğinin, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olması, davacının karardan dolayı zarar görmesi ve hâkimin davranışı ile zarar arasında illiyet bağının olması ve bu hususların davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Somut olayın incelenmesinde; İncelenen tüm dosya kapsamına göre; Davacı 3.kişi ... vekili, Bakırköy 2.İcra Müdürlüğünün 2009/4766 sayılı takip dosyasında fiilen haczedilen uçağın müvekkiline ait olup, müvekkili tarafından dava dışı borçluya finansal kiralama yoluyla kiraya verildiğini, finansal kiralama kanun hükümlerine göre bu tür kiralamaya tabi malların haczolunamayacağını ileri sürerek icra dosyasından verilen 20.3.2009 tarihli uçuştan men kararı ile 23.3.2009 tarihli fiili haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, dava şikayet olarak nitelendirilerek evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda şikayetin kabulü ile uçak üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı Tarhan Kule Hava Yolu A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir. Dilekçedeki açıklamalar dikkate alındığında uyuşmazlığın istihkak iddiasına ilişkin olduğu, uyuşmazlığın 3.kişinin istihkak davasına ilişkin olduğunun kabulü ile İİK.nun 97/11.maddesi hükmünce genel hükümler ve basit yargılama usulü uygulanarak başvurma harcı ve takip konusu alacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden peşin nisbi ilam harcı alınarak duruşma açılması, tarafların delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden karar bozulmuş, bozma sonrası mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; dava konusu uçağın davacılardan Air Bashkortostan Şirketi'ne ait olduğu hususunda bir iddia bulunmadığı, bu hususun taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığı, icra dosyasında yapılan işlemler ve istihkak iddiasında bulunulması durumunda izlenecek prosedür dikkate alındığında, davanın süresinde açıldığının kabulü gerektiği, dosyaya ibraz edilen belgeler ve icra dosyası kapsamı ve ek bilirkişi raporuna göre dava konusu uçağın, davacılardan Wim Airlines Şirketi'ne ait olduğunun kabulü gerektiği, borçlu şirket ile davacı şirketler arasında organik bağ bulunmadığı gerekçesiyle davacılardan Air Bashkortostan Şirketi yönünden açılan davanın reddine, davacılardan Wim Airlines Şirketi yönünden açılan davanın kabulü ile dava konusu mahcuzun, davacı Wim Airlines Şirketi'ne ait olduğunun belirlenmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, ihtiyaç duyulması halinde dosyanın sivil havacılık konusunda uzman bir bilirkişiye veya bilirkişi heyetine tevdi edilerek, bilirkişi raporu alınması ve alınan rapor içeriği ile dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hüküm bozulmuş, mahkemece yeniden esasa girilen dava dosyası davacı ... davalı tarafından takip edilmediğinden işlemden kaldırılarak, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, tüm deliller değerlendirilerek, soyut kanun hükümlerinin somut olaya uygulanması sonucu, hak ve nesafet kuralları gözetilerek vicdani kanaat doğrultusunda karar verildiği görülmüştür. Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar hâkimlerin keyfî davranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemekle birlikte, somut olayda, HMK’nun 46. maddesinde sayılan sebeplerin mevcut olmadığı sonuç ve vicdani kanaatına varıldığından, işbu davanın reddine ve HMK.nun 49. maddesi hükmü uyarınca davacının 1000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre; 1-HMK'nun 46.maddesi uyarınca açılan davanın REDDİNE, 2-HMK’nun 49.maddesi uyarınca davacının takdiren 1000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince; alınması gereken 168,30-TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 3415,00-TL harçtan düşülerek arta kalan 3246,70-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafca yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde davacıya iadesine, 6-Davalı ... vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 17.800,00-TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Hazinesine verilmesine,…” karar verilmiştir. Kararın Temyizi 7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. ÖN SORUN 8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacı vekilinin duruşma talepli temyiz isteminde bulunduğu gözetildiğinde, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılıp yapılmayacağı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir. III. GEREKÇE Ön sorun yönünden; 9. Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir. 10. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır. 11. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6 ncı maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”. 12. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141 inci maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141 inci maddesinin birinci fıkrası : “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” şeklindedir. 13. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. “Duruşmalı yargılama hakkı” her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usül ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlâlini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, ... Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013, § 32). 14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkının tanınması, zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkını da içerir. Bununla birlikte AİHS’nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülük mutlak değildir (Anayasa Mahkemesi, Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016, § 44). Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin, açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin sürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek gösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen hukukî ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan Altın kararı, § 46). (Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Blom/İsveç, B. No:28338/95, 14.3.2000; Eksert Turizm Taşımacılık Tekstil Gıda San ve Tic. Ltd. Şti/Türkiye ve diğer 7 başvuru, B. No:40988/06, 2.7.2013). 15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12.11.2002, § 37, ... Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28.2.2012, § 30). (Adnan Altın, kararı, § 47). 16. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir. 17. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği, ... Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016; Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.09.2013 kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlâli niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. 18. Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlâli olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir. 19. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2017/12-2540 Esas, 2021/571 Karar; 17.09.2019 tarihli ve 2019/4-60 Esas, 2019/879 Karar; 22.11.2017 tarihli ve 2016/11-1239 Esas, 2017/1398 Karar ve 22.11.2017 tarihli ve 2017/8-2835 Esas, 2017/1399 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 20. Somut olayda dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir. 21. Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan HMK’nın 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir. 22. Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tâbi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir. 23. Bu nedenle davacının duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Esas yönünden: 24. Dava, HMK’nın 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46 ncı maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46 ncı maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır. 26. Somut olayda HMK'nın 46 ncı maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 27. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2022/10533 E., 2022/12984 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
VI-Taraflarca yatırılan gider avansından varsa kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi uyarınca ilgiliye iadesine,
10. Hukuk Dairesi         2022/10533 E.  ,  2022/12984 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi No : Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ek karar’la da davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının muris eşi ... ..., davalı partinin İl Başkanlığı nezdinde, 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. II-CEVAP Davalı Cumhuriyet Halk Partisi vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının çalıştırılması için siyasi partinin hiçbir onay, icazet ve muvafakatının bulunmadığını, aralarında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, 2820 sayılı Kanun'un 71. maddesi kapsamında davanın görülme şartlarının ortadan kalktığını belirterek, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, kaldırma kararın sonrası yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile; davacının murisi olan ... ..., davalı Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı bünyesinde 01/05/1995-30/12/1995 tarihleri arasında, asgari ücretle hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince verilen 24/10/2019 tarihli ilk kararın, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 18/02/2020 tarih ve 2020/237-2020/209 E.K. sayılı ilamı ile; 1-Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1'inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur. Mahkemece, davalı ...’nın tüzel kişiliğinin olup olmadığı sonuca göre davada pasif husumet ehliyeti bulunup bulumadığı öncelikle irdelenmelidir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 26/03/2013 tarih 16752 - 5650 sayılı ilamı). 2-Somut davayla ilgili ayrıca, Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur." Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunup bulunmadığının İl Başkanlığından sorulduğu; başkanlığın Genel Merkezden sorulması gerektiğini bildirmesine rağmen bu konuda herhangi bir araştırılma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş davacının çalışmalarıyla ilgili anılan kayıtların ve iznin varlığına dair araştırma yapılarak, şayet böyle bir izin veya onaylama işlemi bulunmamakta ise, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve girişilen yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliğinin hiçbir suretle sorumlu olmayacağı ve bu takdirde sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek husumetin doğru davalıya yöneltilmesi ve ilgili sorumlunun usulüne uygun bir biçimde davaya katılımının sağlanmasıdır. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16/09/2019 tarih 1426 - 6063 sayılı ilamı). 3-Davada davacı murisinin sigortalılığının tespiti talep edildiği halde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26'ncı maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak davacı yönünden hüküm kurulması isabetsizdir” şeklindeki gerekçeleriyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ikinci karar hakkında; Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Öncelikle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10/04/2013 gün ve 2012/9-1134 E. 2013/467 K.sayılı kararında ifade edildiği üzere, davacının görevini ifa ettiği davalı siyasi parti il ve merkez ilçe teşkilatındaki iş görme edimini, parti taşra teşkilatı ile birlikte parti genel merkezine karşı yerine getirdiği, tüzel kişi olan siyasi partilerin faaliyetlerini merkez organları ile il ve ilçe teşkilatları aracılığıyla yerine getirdikleri, davacının ifa ettiği iş görme edimini davalı parti genel başkanlığına karşı yerine getirdiğinin kabulü gerektiği, 2820 sayılı Kanun'un 71.maddesinin partilerin giderlerinin yapılmasındaki usul ve esaslar ile mali sorumluluk hallerini düzenleyen hükümler olması nedeniyle, dava konusu olayda uygulanabilirliğinin bulunmadığı ve böylece husumetin davalı siyasi parti genel başkanlığına yöneltilmesinin doğru olduğu kabul edilmiş ve dava genel başkanlık tarafından takip edilmiş olmasına mahkeme karar başlığında il başkanlığının gösterilmesi mahallinde her zaman düzeltilebilir maddi hataya dayalı olduğu kabul edildiğinden, Daire karar başlığında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı olarak gösterilmiştir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleridir. Dosya içindeki kayıt ve belgelerden, davacı adına davalı işyerinden 01/12/1993-30/04/1995 tarihleri arasında SHP İl Örgütü tarafından bildirim yapıldığı, 1995 yılında SHP ve CHP'nin birleştiği, nizalı dönemde başka işyerlerinden de bildirilen çalışmasının olmadığı, CHP Genel Merkezinin 30/04/2021 tarihli 2020/92 sayılı cevabi yazısı ile; davacının örgüt birimlerinde çalıştırılması yönünde 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 71 ve parti tüzüğünün 78. maddeleri uyarınca verilmiş bir yetki, onay ya da muvafakat olmadığı, davacının çalışmasına ilişkin olarak Genel Başkanlığın herhangi bir örgüt birimi tarafından bilgilendirilmediği, davacının partileri bünyesinde ve genel merkezin bilgisi dahilinde herhangi bir çalışmasının olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2019/1426 Esas - 2019/6063 Karar sayılı ilamı.) Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur." Bu kapsamda dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın pasif husumet ehliyeti (sıfat) yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Bu açıdan husumet; kamu düzeni ile ilgili olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK’nin) 116. maddesinde yer alan ilk itirazlardan değildir ve davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece ve gerekse kanun yolu aşamalarında kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı tespit edilmiş olup, genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmış olup, davanın pasif husumet yokluğundan reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. Tüm bu açıklamalar kapsamında, istinaf sebepleriyle bağlı kalınarak ve kamu düzenine aykırı bir yön bulunup bulunmadığı hususu ise resen gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.2 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir. Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; I-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüyle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, II-Davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, 1-Alınması gerekli 80,70 TL başvuru harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Suçüstü ödeneğinden karşılanan 195,30-TL tebligat gideri, 61,20-TL müzekkere gideri ve 300,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 556,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı işveren (CHP) tarafından yapılan 38,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine, 4-Davalı ... tarafından yapılan 150,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine, 5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara verilmesine, III-Davalı CHP tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, IV-Davalı ... harçtan muaf olduğundan, harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına, V-İstinaf incelemesi için duruşma açılmadığından, bu inceleme yönünden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, VI-Taraflarca yatırılan gider avansından varsa kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi uyarınca ilgiliye iadesine, IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ Davacı vekili, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME 1- İnceleme konusu eldeki davada, İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2022 günlü ve 2020/92-2022/47 E.K. sayılı davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı kararı ile istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği, söz konusu kararın davacı vekilince süresinde temyiz edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz yoluna başvuru harç ve giderlerinin 1 haftalık kesin süre içerisinde yatırılmasına ilişkin muhtıranın 06.06.2022 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, harç ve giderlerin süresinde yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2022 gününde verdiği ek karar’la 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 366. maddesi yollaması ile uygulanan aynı Kanunun 344. maddesi gereğince, davacı vekilinin temyiz kanun yoluna başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği, ek kararın davacı vekiline 04.08.2022 tarihinde tebliğ edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince 07.09.2022 günlü Tutanak başlıklı yazıyla, dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; Diyarbakır 2.İş Mahkemesinin 2013/315 Esas sayılı 28/03/2013 tarihli Tensip tutanağında davacı vekilinin Adli Yardım talebinin kabulüne karar verildiği anlaşılmış, davacının hak kaybına sebebiyet verilmemesi açısından dosyanın incelenmek üzere Yargıtaya gönderilmesine karar verildiği belirtilerek, dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır. Somut dosyada, her ne kadar Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesince, muhtıranın tebliğinden itibaren verilen 1 haftalık yasal süresi içerisinde temyiz harç ve giderlerinin yatırılmadığından bahisle 19.07.2022 tarihinde verilen ek karar’la, davacı vekilinin temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, 26.03.2013 tarihinde açılan eldeki davanın adli yardım talepli olduğu, Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 2013/315 Esasına kayden 28.03.2013 günlü tensip zaptının 7 nolu bendinde davacı vekilinin adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinin anlaşılması karşısında, giderek Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı davanın esasına yönelik kararının davacı vekilince süresinde temyiz edildiği nazara alındığında, temyiz harç ve giderlerinin yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin vermiş olduğu temyiz kanun yoluna yapılan başvurunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Ek kararının kaldırılması gerekmiştir. 2- Esas hükmün temyiz incelemesine gelince; Dava, davacının muris eşinin 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün davalı siyasi partiye bağlı Diyarbakır İl Başkanlığında çaycı olarak çalışmasına rağmen kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin olup, mahkemece, murisin çalışmasına ilişkin davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kayıt bulunmadığından genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Somut davayla ilgili Siyasal Partiler Kanunu’nun 71. maddesine göre; Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzel kişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzel kişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur. Eldeki davada, davacının murisinin çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı belirgin olup, mahkemece yapılacak iş; sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek, davanın kamu düzenine ilişkin niteliği gereği HMK. 124. maddesi dikkate alınmak suretiyle, adı geçen şahıs/şahıslara karşı husumet yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli, davaya dahil edilen şahıs/şahısların göstereceği tüm deliller toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/11224 E., 2021/6262 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var.... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi
tam metni aç
6-HMK 333. maddesi gereğince gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
10. Hukuk Dairesi         2020/11224 E.  ,  2021/6262 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : .... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi Dava, tespit ve istirdat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne, dair verilen karara karşı, davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, .... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesince istinaf isteminin esastan reddine, karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerekçelere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-İnceleme konusu davada; davacının talebinde askerlik borçlanmasına ilişkin ödemenin istirdadının da talep edildiği; Dairemiz geri çevirme kararı ile davacının askerlik borçlanması yapıp yapmadığı, askerlik borçlanması yapmış ise hangi tarihte askerlik borçlanması için müracaat ettiği, askerlik borçlanmasını hangi tarihte ödediği ve bağlanan yaşlılık aylığında dikkate alınıp alınmadığının Kurum’dan sorulması gerektiği belirtilmiş olup gelen cevabi yazıdan askerlik borçlanmasının yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, davanın kısmen kabulü yerine; yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki; bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ: HMK’nın 370. maddesi gereği, Ordu İş Mahkemesi kararının hükmü silinerek, yerine ; “1-Davanın kısmen kabulü ile; a) Davacının 03/05/2013 tarihini takip eden ay başından olan 01/06/2013 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine , b) Davacının askerlik borçlanması olarak fazladan ödediği miktarın davacıya iadesi talebinin; reddine , 2-Sgk harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davacının yatırdığı peşin harcın talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı yanın bu dava sebebiyle yapmış olduğu 1.701,00 TL yargılama giderinden kabul red oranına göre hesaplanan 850,5 TL’sinin, davalı taraftan alınarak davacı yana verilmesine, 4-Davacı yan kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.sine göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı yana verilmesine, 5- Davalı Kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.sine göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı yana verilmesine, 6-HMK 333. maddesi gereğince gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, Dair davalı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 7. maddesinde HMK'ya yapılan atıf nedeniyle HMK 345. maddesi gereğince tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemesi istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/04/2019” şeklinde yazılmasına, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.05.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/11452 E., 2021/16725 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi
tam metni aç
4- 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımlarının karar kesinleştiğinde kendilerine geri verilmesine,
10. Hukuk Dairesi         2020/11452 E.  ,  2021/16725 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi Dava, hizmet ve prime esas kazanç tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili ve fer’i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili, davacının 01.06.2010-26.08.2015 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde işletme müdürü olarak Kuruma bildirilen günler dışında çalıştığının ve sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.2010 olduğunun tespiti ile prime esas kazancının tespitini talep ve dava etmiştir. II-CEVAP Davalı şirket vekili, davalı şirketin %90 hissesinin davacının eşi dava dışı...’a ve %10 hissesinin davacının oğlu ...’a ait olduğunu, davacı ile davalı şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Fer’i müdahil Kurum vekili, çalışma iddiasının resmi belgelerle, prime esas aylık kazancının yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini, bu hususta tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini, belirterek davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, bordro tanıklarının ortak beyanlarından davacının, davalı şirketin sahip olduğu ... mevkiinde bulunan ... Otel henüz faaliyete geçmeden önce dahi işlerin başında bulunduğu ve 01.06.2010 tarihinden itibaren genel müdür olarak çalışmaya başladığı, 11.08.2015 tarihinde bu görevinden azledilerek çalışmasının sona erdiği, anılan tarihler arasında geçen çalışmasının hizmet akdine tabi bir çalışma olduğu ve bu çalışmanın Kuruma bildirilmesi gerektiği, davacının hizmet döküm cetvelinde davalı işyerinden 16.06.2010-27.10.2010 tarihleri arasında Kuruma bildirilen spek tutarının aylık 2.500,00.TL olduğu, 2010 yılı aylık brüt asgari ücretin de 760,50.TL olduğu nazara alındığında, davacının Kuruma bildirilen ücretinin asgari ücretin 3,29 katına isabet ettiği, davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile; 1- Davacı 11077284606 TC kimlik numaralı ...’ın, davalı ...Gıda Tur. İnş. Taah. İçecek Mad. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait “Otel İşletmesi” mahiyetli işyerinde 01.06.2010 tarihinde çalışmaya başladığı, 01.06.2010 ile 11.08.2015 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz olarak 1871 gün çalıştığı, 132 günlük çalışmasının kuruma bildirildiği, 1739 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine, 2- Davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun tespitine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Dava, hizmet süresi ile prime esas gerçek ücretin tespitine ilişkindir. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilciyi, Kanun “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir (TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. İş Yasası ve 5510 sayılı Yasa'da “hizmet akdinin” tanımı yapılmamış olup, Borçlar Kanunu'nda hizmet akdinin tanımı; “hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayrimuayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder.” şeklinde yapılmıştır. Bu tanıma göre hizmet akdinin unsurları, ücret, zaman ve bağımlılık koşuludur. Ancak 5510 s. kanun dikkate alındığında, “ücretin” sigortalı sayılmanın koşulu olmadığı, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarının sigortalılık için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Bağımlılık, sigortalının, kendisine verilen işi işverenin emir ve talimatı altında yapmasıdır. Sigortalı, işe başladığı andan itibaren işverenin buyruğu altına girer ve bu nedenle işyerinde konulan tüm kurallara ve önlemlere uymak zorundadır. Hizmet akdi ile istisna, vekalet, hatta taşıma akitleri uygulamada bazen karıştırılabilmektedir. Bu gibi durumlarda, olayın tüm özellikleri göz önünde tutularak, tarafların gerçek amaçlarını araştırmak ve hangi yoldan ne gibi maksadın gerçekleştirilmek istendiğini saptamak gerekir. (Yargıtay ... Hukuk Dairesi 2016/5390 Esas, 2017/6819 Karar sayılı ilamı) Davacının davalı limited şirkette ihtilaf konusu dönemde ortaklığı bulunmaksızın şirket müdürü olarak görev yaptığı, şirket tarafından işletilen otel işyerinde de aynı sıfatla işleri yürüttüğü anlaşılmakla, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında, dosyada toplanan deliller ve tanık beyanları gözetildiğinde şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğu, hizmet akdinin yasal unsurlarının somut olayda gerçekleştiğinin ispat edilemediği , davanın reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı belirgindir. 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde yer alan incelemenin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede, istinaf yoluna başvuran davalı şirket vekili ile fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin dilekçelerinde yer verdiği itirazların yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında yerinde olduğundan başvurunun kabulüne, yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte, değinilen konuda kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gereksinim duyulmadığı anlaşıldığından HMK 353/1-b.2. maddesi gereğince belirlenen aykırılık düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM : A-) 1- Davalı vekili ile fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin istinaf talebinin kabulüyle; ... İş Mahkemesi'nden verilen 23/01/2020 tarih, 2016/175 Esas ve 2020/67 Karar Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, 2- Davanın reddine, 3-Alınması gereken 54,40 TL harçtan peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 25,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4- Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, 5- Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6- 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, B-) 1- Davalı tarafından karşılanan, 203,00 TL istinaf harç gideri ile 60,50 TL istinaf kanun yolu yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3- Fer'i Müdahil SGK Başkanlığı tarafından karşılanan istinaf kanun yolu yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4- 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımlarının karar kesinleştiğinde kendilerine geri verilmesine, IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ Davacı vekili, davacının davalı işyerinde ortaklık sıfatı bulunmaksızın otel müdürü sıfatıyla fiilen çalıştığını, davacıya verilen yetkinin hizmet ilişkisinden kaynaklandığını belirterek, hatalı verilen kararın temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79. ve 80. maddeleridir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502. Maddesinde vekalet akdi, “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp, sözleşme veya teamül varsa, vekil ücrete hak kazanabilir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte hizmet sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanununun 393 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir. İnceleme konusu somut olayda, 21.06.2010 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının şirket ortakları tarafından 12.05.2010 tarihli toplantıda alınan kararla ortak dışı şirket müdürlüğüne getirildiği, münferit temsil ve ilzam yetkisi verildiği, yine 26.08.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının 11.08.2015 tarihli Genel Kurul’da azledildiği, tüm dosya kapsamından, davacının hizmetlerinin tespitini talep ettiği dönemde genel müdür sıfatıyla çalıştığı ihtilafsız olup, bu faaliyetini şirket emrinde sürdürdüğü, zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği, davalı şirket tarafından davacıya verilen bir vekaletname bulunmadığı, davacının yerine getirdiği işlerin görevi gereği olduğu, kaldı ki davalı şirket bakımından aradaki ilişki vekalet akdi ilişkisi olarak kabul edilse dahi söz konusu işlerin davacı bakımından yerine getirilmesi ve davacı yönünden hizmet akdi olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu, aradaki çalışma ilişkisinin vekalet akdi olduğu belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ayrıca davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları gibi delillerle sigortalının imzasını taşıyan ücret bordroları veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığı kanıtlanabilir. Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar için yine HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’nun 289. maddesi gereğince tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür. Eldeki dosyada, ücrete yönelik olarak bu ilkeler kapsamında araştırma yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi.... Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2018/1791 E., 2018/8861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
6-HMK.nun 333. maddesi uyarınca davacı tarafça yatırılan gider avansından dosyada kalan miktarın karar kesinleştikten sonra davacı tarafa iadesine, iade için gerekli giderin iade edilecek avanstan karşılanmasına,” cümlesinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZ
10. Hukuk Dairesi         2018/1791 E.  ,  2018/8861 K. "İçtihat Metni" ..... Dava.... rant sigortasına giriş tarihinin......sigortalılık başlangıcı olduğunun, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-)Önceki bozma ilamında sigorta başlangıcı yönünden verilen kararın isabetli olduğu belirtildiği halde yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 3-Yurtdışında çalışan Türk vatandaşlarının yurtdışında geçen hizmetlerinin borçlandırılarak, ülkemiz sosyal güvenlik mevzuatında malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’de geçmiş hizmet gibi değerlendirilmesini sağlamak amacıyla kabul edilen 3201 sayılı Yasa hükümleri uyarınca borçlandırılan sürelere dayalı olarak hangi şartlarda aylık bağlanacağı anılan Kanunun 6. maddesinde belirlenmiştir. Tahsis yapılabilmesi için aranan koşullardan birisi, yurda kesin dönülmüş olmasıdır. Kesin dönüşün, aylık tahsis talebinde bulunanların yurtdışındaki çalışmalarının sona ermesini, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği almamaları durumunu ifade ettiği; “sosyal sigorta ödeneği” deyiminden, çalışma yaşamı süresince karşılaşılan hastalık, iş kazası, meslek hastalığı veya işsizlik gibi riskler nedeniyle iş göremezlik veya işsizlik gibi adlar altında yapılan ödeneklerin amaçlandığı; “sosyal yardım ödeneği” ibaresinin ise bulunulan ülke mevzuatı kapsamında, geçimlerini sağlayacak hiçbir gelirleri olmayan veya mevcut gelirleriyle geçimlerini sağlamakta güçlük çeken kişilerin asgari geçim düzeyi ile sınırlı olmak üzere geçimlerinin sağlanması amacıyla kamu kurum ve kuruluşları tarafından muhtaçlık durumuna ve süresine göre ödenen, ikamet şartına bağlı nakdi yardımlar anlamını taşıdığı kabul olunmaktadır. Ne var ki, “kesin dönüş” ifadesi, mutlak anlamda, yurtdışında bulunduğu ülkeden Türkiye’ye döndükten sonra tekrar yurtdışına çıkış yapmama şeklinde değerlendirilemez. İkamet şartına bağlı olmayan nitelikte sosyal sigorta veya sosyal yardım ödeneği alanlara, anılan koşulun gerçekleştiğinin kabulü ile aylık bağlanabilecektir. Aksi yöndeki düşünce, Anayasamızın 23. maddesi ile güvence altına alınmış olan “Yerleşme ve seyahat hürriyeti”nin; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye........ ek 4 nolu Protokolün 2. maddesi ile tanınmış “Serbest dolaşım özgürlüğü”nün ihlali sonucunu doğuracaktır. 3201 sayılı Kanunun 6. maddesinin B bendi ile tekrar yurtdışına gitmek değil, yabancı ülke mevzuatına tabi olarak çalışmak ve ikamete dayalı sosyal sigorta veya sosyal yardım ödeneği almak, aylığın kesme nedeni olduğu belirtilmiş; 3201 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı bağlanıp altı aydan daha uzun süre yurtdışında bulunmuş olanların, yurtdışında çalışıp çalışmadıklarını ve ikamete dayalı bir sosyal sigorta veya sosyal yardım ödeneği alıp almadıklarını “3201 sayılı Kanuna göre aylık alanlara mahsus yoklama belgesi” vererek, aylıklarını almaya devam edebilecekleri, Yurtdışında Geçen Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin 14. maddesi ile hüküm altına alınmış olup, yurtdışında uzun süre kalmak, tek başına bir aylık kesme nedeni teşkil etmemektedir. Ayrıca, yurtdışında geçen çalışmalar sonucu o ülkenin sosyal güvenlik sisteminden hak kazanılan yaşlılık ya da malûllük aylığının bir sonucu olan ve ikamete dayalı bulunmayan sosyal sigorta veya sosyal yardım niteliğindeki edimlerden yararlanmak, yurtdışından kazanılmış olan sosyal güvenlik hakkının en doğal sonucu olup, bu haktan feragat anlamı çıkacak şekilde bir “kesin dönüş” tanımı yapılması, sosyal güvenlik hakkından feragat edilemeyeceği olgusunun göz ardı edilmesi sonucunu da doğuracaktır. Somut olayda; davacıya ait 11.09.2017 tarihli TR-4 belgesine göre, davacının tahsis talebinin 27.6.2013 tarihi olmasına rağmen, 01.10.2013-31.03.2015 tarihleri arası “işsizlik parası” olarak ikamete dayalı bir sosyal sigorta veya sosyal yardım ödeneği aldığı 01.04.2015 tarihinden itibaren aylık bağlandığı belirgin olup, 3201 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince, borçlanılan süreler gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, yurtdışındaki çalışma veya çalışmaya dayalı yardım ilişkisinin sona ermesi gerektiğinden; Mahkemece, yaşlılık aylığının 01.07.2013 tarihi itibariyle bağlanmasına, yurtdışındaki çalışma veya ikamete dayalı yardım ilişkisinin başladığı 01.10.2013 tarihinde kesilerek tekrar sona erdiği 01.04.2015 tarihi takip eden aybaşı olan 01.05.2015 tarihi itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerekirken, yazılı şekilde yaşlılık aylığına hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 3-Mahkemece, süresinde ödenmeyen yaşlılık aylıkları nedeniyle, Kurum'a tanınan 5510 sayılı Yasa'nın 42. maddesinde yazılı üç aylık işlem süresinin varlığı karşısında; Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren faiz alacağı ile sorumlu tutulması gerekir. Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır. S O N U Ç : Hükümün silinerek yerine “1-Davanın Kabulü ile davacının Alman rant sigortasına giriş tarihi olan 23.5.1987 tarihinin Türkiye’de sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğinin ve yaşlılık aylığının 01.07.2013 tarihi itibariyle bağlanmasına, yurtdışındaki çalışma veya ikamete dayalı yardım ilişkisinin başladığı 01.10.2013 tarihinde kesilerek tekrar sona erdiği 01.04.2015 tarihi takip eden aybaşı olan 01.05.2015 tarihi itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, bağlanacak aylıkların, 01.10.2013 tarihi başlangıç kabul edilerek, her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine 2-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 3-Karar kesinleştikten sonra peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, 4-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 1.980,00 TL. maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan toplam 45,00 TL. yargılama giderinin davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine, 6-HMK.nun 333. maddesi uyarınca davacı tarafça yatırılan gider avansından dosyada kalan miktarın karar kesinleştikten sonra davacı tarafa iadesine, iade için gerekli giderin iade edilecek avanstan karşılanmasına,” cümlesinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. ........

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.