Hukuk Muhakemeleri Kanunu 342. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 342- (1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.
(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.
b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.
ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.
d) Kararın özeti.
e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.
f) Talep sonucu.
g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.
(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır.
İstinaf dilekçesinin verilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/4394 E., 2024/5688 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
ihinde usulüne uygun olarak tebliğinden sonra davalı vekilinin 8 günlük istinaf süresinde istinaf sebeplerini belirtir dilekçe ibraz etmediği, gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 355 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
9. Hukuk Dairesi 2024/4394 E. , 2024/5688 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2017/2478 E., 2017/2228 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Serik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2016/2250 E., 2017/112 K.
Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2019/2609 Başvuru numaralı ve 16.11.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı doğrultusunda Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait Xanadu Resort Otelde 2001 yılı Temmuz ayından, 03.10.2016 tarihine kadar eğlence müdürü olarak çalıştığını, davalı Şirkete ait otelin 2015 yılı sezon başında genel müdürünün değiştiğini, genel müdür değiştikten sonra birçok personelin işine son verildiğini, müvekkiline de psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, 30.09.2016 tarihinde müvekkiline bir animasyon şirketinde genel müdür olarak çalıştığı ve bilgi sahibi olduğu iddiası ile savunma talepli tutanak tebliğ edildiğini, aynı gün içinde müvekkilinin savunmasını verdiğini ve iddiaların doğru olmadığını belirttiğini, 03.10.2016 tarihinde müvekkilinden aynı iddialar ile tekrar savunma istenildiğini, müvekkilinin yine savunmasında iddiaların doğru olmadığını belirttiğini, savunma dilekçesinin akabinde müvekkilinin istifaya zorlandığını, müvekkilinin davalı Şirketten başka bir şirket için çalışmadığını, genel müdürlük görevi yapmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine, 4 aylık boşta geçen süre ile işe başlatmama hâlinde müvekkilinin çalıştığı süre ve tecrübesi değerlendirildiğinde 8 aylık ücret tutarında tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirketin oteli 01.04.2014 tarihinde devraldığını, davacının da yeni bir iş sözleşmesi ile bu tarihten itibaren çalışmaya başladığını, davacının eğlence müdürü olarak çalıştığı otelde animasyon olarak çalışan İryna Msyhchenko ile evli olduğunu, davacının genel müdür olarak yer aldığı web sitesinde, eşinin de Mira takma adı ile genel müdür yardımcısı olarak yer aldığını, müvekkili Şirketin üst düzey bir yetkilisinin duyum üzerine http://viva-show.com/ adlı Ukrayna uzantılı internet sitesine baktığında Viva Show Production isimli bir yapıda davacının genel müdür, eşi İryna (Mira) Msyhchenkonun genel müdür asistanı olarak yer aldığını gördüğünü, davacıya 30.09.2016 tarihinde yazılı olarak bu konu hakkında savunmasının sorulduğunu, davacının böyle bir şeyin var olmadığını iddia ettiğini, davacının bilmediğini iddia ettiği hususun Antalya 3. Noterliğinden 30.09.2016 tarihinde 16991 ve16992 yevmiye numaraları ile tespit ettirildiğini, bu tespitten bir gün sonra internet sitesini kontrol ettiklerinde sitedeki diğer tüm görüntü ve yazıların aynı kaldığı hâlde eşine ait fotoğraf ve isim ile kendisinin isminin siteden silindiğini gördüklerini, davacının müvekkili Şirket ile yaptığı iş sözleşmesine aykırı hareket ettiğini, 03.10.2016 tarihinde fesih sebebi de belirtilmek suretiyle yapılan yazılı bildirimi imzadan imtina etmesi üzerine tutanak düzenlendiğini ve iadeli mektupla fesih bildiriminin gönderildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işveren tarafından işçinin feshe dayanak eylemlerinin 30.09.2016 tarihinde öğrenildiği iddia edilmekte ise de Antalya 3. Noterliğinin 30.09.2016 tarihli ve 16691 ve 16692 yevmiye numaralı tespit tutanakları dikkatli bir şekilde incelendiğinde, web sayfası kayıtlarının tespit altına alınması talebinin 26.09.2016 tarihinde yapıldığının görüldüğü, bu durumda anılan olayların her halükarda ve en geç tespit başvuru tarihi olan bu tarihte işveren tarafından öğrenildiğinin kabulünün gerektiği, feshin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 26 ncı maddesindeki öğrenme tarihinden itibaren 6 iş günü içerisinde yapılmamasının feshi usulsüz hâle getirdiği, feshin usulsüzlüğü anlaşılmış olmakla artık işverenin feshin haklılığına ilişkin savunmaları ile ilgili araştırma cihetine gidilmeyerek feshin geçersizliğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile davalıya ait işletmedeki işine iadesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili süresinden sonra verdiği gerekçeli istinaf dilekçesinde; davalı müvekkili yanında çalışması sırasında davacının Ukrayna uzantılı internet sitesinde başka bir yapıda kendisini genel müdür olarak tanıttığını, bu hususun Noterler Birliği bilişim sistemi kullanılarak söz konusu web sayfasının e-tespitinin yapıldığını, davacının iş sözleşmesine aykırı davrandığını, sır saklama ve rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, İlk Derece Mahkemesinin 6 iş günü hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin 24.05.2017 tarihinde süre tutum dilekçesi ibraz ettiği, gerekçeli kararın 19.06.2017 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğinden sonra davalı vekilinin 8 günlük istinaf süresinde istinaf sebeplerini belirtir dilekçe ibraz etmediği, gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 355 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Yargıtay Kararı
Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararı ile; davalı işverenin 26.09.2016 tarihinde öğrendiği olay sonrasında 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, yapılan son tahkikat işleminin savunma alma işlemi olduğundan 6 iş günlük hak düşürücü sürenin savunmanın alındığı 30.09.2016 tarihinde başlayacağı, buna göre 03.10.2016 tarihinde yapılan feshin süresinde olduğu, bir an için hak düşürücü sürenin Mahkemenin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son gününün 02.10.2016 gününe yani iş günü olmayan Pazar'a denk geldiği, buna göre 6 iş gününün son gününün 03.10.2016 olduğu, fesih bu tarihte yapıldığından feshin yine süresinde olduğu, ayrıca Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesinin haklılığı ortadan kaldırıp geçerliliğe etki etmeyeceği, Mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olduğu, dolayısıyla davalının feshinin haklı nedene dayandığı ve feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.
D. Bireysel Başvuru
Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
E. Anayasa Mahkemesi Kararı
1. Anayasa Mahkemesinin 16.11.2023 tarihli ve 2019/2609 Başvuru numaralı kararında; Yargıtay kararında, Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, oysa İstinaf Mahkemesince; gerekçeli istinaf dilekçesi süresinde olmadığından verilen istinaf başvurusunun reddi kararının, uyuşmazlığın çözümünde önemli olup bu kararın hukuka uygun olup olmadığının Yargıtayca öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği, zira Yargıtay tarafınan istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğu tespit edilirse uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağından bu durumun başvurucu lehine sonuç doğuracağını, dolayısıyla başvurucunun gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olduğu iddiasıyla ilgili olarak Yargıtay kararında açık bir gerekçeye yer verilmediği gerekçesiyle, davacı işçinin adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
2. Anayasa Mahkemesince, davacının Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
F. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı ile buna göre davacının işe iadesine karar verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un "İstinaf dilekçesi" kenar başlıklı 342 nci maddesi şu şekildedir:
"(1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir.
(2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri.
b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri.
c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı.
ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih.
d) Kararın özeti.
e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi.
f) Talep sonucu.
g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası.
(3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır."
3. 6100 sayılı Kanun'un "İncelemenin kapsamı" kenar başlıklı 355 inci maddesi şu şekildedir:
"(1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir."
4. 4857 sayılı Kanun'un 18, 19, 21 ve 25 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 25.10.2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5521 İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesine göre, İlk Derece Mahkemesinin istinaf edilebilen kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir.
2. 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesi gereğince istinaf dilekçesinde istinaf başvuru sebepleri ve gerekçesi bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun’un 355 inci maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
3. Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında; Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, Yargıtay tarafından istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğunun tespit edilmesi durumunda uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağı belirtilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde istinaf edildiği, sadece ayrıntılı istinaf sebeplerinin belirtildiği istinaf dilekçesinin süresinde ibraz edilmediği, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve aynı Kanun'un 355 inci maddesi uyarınca istinaf talebinin reddine karar verildiği, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde ise istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının; ancak bölge adliye mahkemesince kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu durumun resen gözetileceğinin belirtildiği, bu madde kapsamında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemenin esas bakımından olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Dairemizce, Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu kararın esas bakımından incelenmesi gerekir.
4. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde öngörülen 6 iş günlük ve 1 yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkını öğrenmeden itibaren 6 iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü süreyi niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır.
5. Ayrıca 4857 sayılı Kanun'un 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesine göre; işe iade davasının ivedilikle sonuçlandırılması gerekmekte olup Mahkemece verilen karar hakkında temyiz yoluna başvurulması hâlinde, Yargıtayın kesin olarak karar verme yetkisi bulunmaktadır.
6. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılan temyiz incelemesi neticesinde; davacının 30.09.2016 tarihinde savunmasını alarak 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde sonlandıran işverenin, 6 iş günlük hak düşürücü sürede fesih hakkını kullanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair kararın üç yönden yerinde olmadığı anlaşılmıştır:
Öncelikle davalı işveren, 26.09.2016 tarihinde feshe konu edilen olayı öğrenmiş olup hak düşürücü süre işlerken 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını almıştır. Yapılan son tahkikat işlemi olan savunma alma işlemi ile hak düşürücü süre kesilmiş olup aynı tarihte yeniden başlayacağından, 03.10.2016 tarihinde yapılan fesih süresindedir.
Kaldı ki bir an için hak düşürücü sürenin başlangıcının İlk Derece Mahkemesinin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son günü Pazar gününe denk geldiğinden, sürenin sona erdiği tarih 03.10.2016 tarihidir. Fesih, bu tarihte yapıldığından yine süresindedir.
Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesi, haklılığı ortadan kaldırsa da geçerliliğe etki etmeyeceğinden varılan sonuç bu yönüyle de hatalıdır.
7. Feshin haklı veya geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı konusunda yapılan incelemede; davalı işyerinde eğlence müdürü olarak görev yapan davacının, internet üzerinden iş yapan Viva-Show Production'da kendisini genel müdür, eşini de genel müdür asistanı olarak tanıttığı, yine internet sitesinde davalı Şirkete ait görsellerin kullanıldığı, bir başka ifade ile davacının davalıya ait otelde kendi sorumluluğunda gerçekleşen eğlence aktivitelerini davalının izni ve bilgisi olmaksızın internet üzerinden faaliyet gösteren Viva-Show Production'da kullandığı ve bu yolla ilave iş aldığı, işvereni ile haksız rekabet olarak nitelendirilebilecek davranışlarda bulunduğu, davalı işverenin; bu durumu notere müracaat ile belgelendirdiği ve 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, savunma sonrasında işveren ile işçi arasında imzalanmış olan bireysel iş sözleşmesinin 5 inci maddesinin (3) üncü bendinde yer alan “Personel akit süresince ödeme süresi de dahil olmak üzere rekabet yasağı, iş yeri kurallarına uyma ve sır saklama borçlarını yükümlenmiş olur. Personel işverenin işi dışında ücretli ya da ücretsiz olarak başka gerçek ve tüzel kişilerin işinde veya kendi nam veya hesabına çalışamaz.” şeklindeki hüküm gereği 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde feshettiği anlaşılmıştır.
8. Şu hâlde feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı ve haklı nedene dayandığı anlaşılmakla davanın reddi yerine kabulü hatalı olup 4857 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesiyle yapılan değişiklik öncesi düzenlemesi uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı ilâmının ORTADAN KALDIRILMASINA,
B. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 2027/2748 Esas, 2017/2228 Karar sayılı kararı ile Serik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 24.05.2017 tarihli ve 2016/2250 Esas ve 2017/112 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
C. Davanın REDDİNE,
1. Alınması gerekli 35,90 TL harçtan peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 6,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
2. Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapıldığı anlaşılan 400,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
3. Davalının yatırdığı 85,70 TL istinaf başvurma harcı ve 31,40 TL istinaf karar harcı olmak üzere toplam 117,10 TL harcın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 2.180,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5. Taraflarca yatırılan gider avanslarının varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
5. Hukuk Dairesi, 2024/8146 E., 2025/2606 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ;
5. Hukuk Dairesi 2024/8146 E. , 2025/2606 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/3952 Esas, 2024/1311 Karar
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın 751 parsel yönünden feragat nedeniyle reddine, 1205 parsel yönünden ise kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Şanlıurfa ili, ........... ilçesi, ...köyü 751 ve 1205 parsel sayılı taşınmazların müşterek maliki iken taşınmazlarda yapılan satış üzerine önalım hakkını kullanmak için 28.03.2008 tarihinde Şufa davası açıldığını ve taşınmazın satış bedelinin 13.000,00 TL olduğu için dava değerinin 13000,00 TL olarak belirtildiğini ve harcının yatırıldığını, taşınmazların devri ve temliklerinin önlenmesi amacıyla tedbir taleplerinin mahkemece kabul gördüğünü, taşınmazlar üzerine tedbir konulduğunu, sonraki tarihlerde haricen aldıkları duyumlar üzerine yapmış oldukları araştırmada tedbir konulan taşınmazların el değiştirdiği bilgisi üzerine Savcılığa vermiş oldukları dilekçe ile işlem yapan memurlardan şikayetçi olduklarını, devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla tedbir konulan dava konusu taşınmazların tapu memur işlemi nedeni ile mahkemeden habersiz bir şekilde tedbirin kaldırıldığı ve satışının yapıldığı ve ilgililer hakkında savcılığa şikayetçi olduklarını ve bu nedenle taşınmazı en son devri alan kişiler hakkında da dava açacaklarından taşınmazlara yeniden tedbir konulması talepleri üzerine bir daha tedbir konulduğunu, yapmış oldukları şikayet üzerine ilgili sanıklar hakkında yargılama yapıldığını, işlemi yapan 2 sanık (tapu sicil memuru) hakkında Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/94 Esas, 2012/867 Karar sayılı kararı ilamı ile görevi kötüye kullanmaktan dolayı mahkumiyet hükmü verildiğini ve cezanın kesinleştiğini, taşınmazların 3. Kişilere tekrar satılması üzerine taraflarından bu şahıslara karşı şufa davası açıldığını, taşınmaz satış değerinin 400.000,00 TL gösterildiği için bunun üzerinden harç yatırıldığını, Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 'nin 2013/304 Esas, 2014/239 karar sayılı Kararı ile irtibat bulunan ve taraflarınca açılan Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiğini, müvekkilinin ilk olarak açmış olduğu 28.03.2008 tarihindeki şufa değerinin 13.000,00 TL iken tedbirin memurlar tarafından kaldırılması sonucunda yapılan satışa karşı açılan Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/304 Esas, sayılı şufa davasının değerinin 400.000,00 TL oldğunu, müvekkilinin en son bu bedeli mahkemenin belirttiği bankaya yatırmak sureti ile davanın sonuçlandığını, beyan ederek tüm bu nedenlerle müvekkilinin uğradığı zararların tazmini açısından şimdilik 20.000,00 TL'nin mahkemeye şufa bedelinin Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, sayılı dosyasında bloke edildiği tarih olan 16.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte olmadığı takdirde dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir .
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava ile ilgili kusuru bulunan tüm kişileri de davaya dahil etmesi gerektiğini, 4721 sayılı Kanun'a göre tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğunu, devletin zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edeceği hükmünün yer aldığını, davacının yolsuz tescilini önleyebilecek imkanının olup olmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğini beyan ederek davanın müvekkili idare yönünden reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.04.2018 tarihli ve 2017/644 Esas, 2018/422 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/199 Esas, 2019/260 Karar sayılı kararıyla istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ; “İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır” düzenlemesine; aynı Kanun'un 355 inci maddesinde ise; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir.” düzenlemesine yer verilmiş ve 352/1 inci maddesinde de başvuru şartlarının yerine getirilmemesi ya da başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi halinde gerekli kararın verileceği belirtildiği, davalı idare vekilinin istinaf dilekçesi incelendiğinde; önceki beyanlarını tekrar ederek cevap dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle davanın reddini talep ettiği ve istinaf nedenlerini de bu dilekçeye dayandırdığı anlaşılmakla işin esasına girilerek inceleme yapılıp değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle istinaf dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi doğru görülmeyerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2022/568 Esas, 2022/674 Karar sayılı kararıyla davalı Hazinenin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; davacının dava konusu ...köyü 751 ve 1205 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, 2015/178 Karar sayılı dosyasında önalım davası açtığı, bu dosyada iptali talep edilen sözleşmedeki satış değerinin toplam 13.000 TL olduğu ve mahkemece yargılama devam ederken dava konusu taşınmaz hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesi üzerine Tapu Sicil Müdürlüğünce taşınmazın tapu kaydı üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulduğu; davanın davacı lehine kabul edilip taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline ve ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına karar verildiğinin anlaşıldığı, yargılama safahatinde; Tapu Sicil Müdürlüğünde çalışan memurlarca ihtiyati tedbir kararına rağmen taşınmazın satışının yapıldığı; bu hususta Tapu Sicil Memurları hakkında kapatılan Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/394 Esas sayılı dosyası ile haklarında görevini kötüye kullanma suçlarından mahkumiyet kararı verildiği, yapılan yeni satış sözleşmesinde taşınmazların değerinin 400.000 TL olarak gösterildiği ve davacı tarafın bu kez Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/304 Esas, 2014/309 Karar sayılı dosyası ile önalım davası açtığı anlaşıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden; davaya konu 751 parsel sayılı taşınmaz hakkında önalım davası açıldıktan sonra yapılmış bir satış olmadığından oluşmuş bir zarardan bahsedilemeyeceğinden davanın bu parsel yönünden reddine; 1205 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise önalım konusu olan davacıya ait 93/128 pay yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 751 parsel yönünden feragat nedeniyle reddine, 1205 parsel yönünde ise kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinin şartlarının oluşmadığını, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.”
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Davacının dava konusu ...Köyü 1205 parsel sayılı taşınmazla ilgili Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/269 Esas, 2015/178 Karar sayılı dosyasında önalım davası açtığı, bu dosyada iptali talep edilen sözleşmedeki satış değerinin 1205 parselin 1/2 payının satışı yönünden ön alım bedelinin toplam 7500 TL olduğu, yapılan yeni satış sözleşmesinde 1205 parselin satışı yönünden 1/2 payın bedelinin 261.505,38 TL'ye yükseldiği gözetilerek verilen karar yerindedir.
3. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakta olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Davalı Hazine vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile usul ve kanuna uygun olan Mahkeme kararının ONANMASINA,
Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
26.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2023/4774 E., 2024/766 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İstinaf kanun yolu incelemesinin nasıl yapılacağına ilişkin usül düzenlemesi HMK'nın 341 ila 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
12. Hukuk Dairesi 2023/4774 E. , 2024/766 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Asıl davada icra takiplerinin dayanağı olan ipoteğin teminat ipoteği olup muacceliyet şartlarını taşımadığı, tarafına ihtarname gönderilmediği ve faiz oranına itiraz edilerek icra emrinin ve takibin iptalinin talep edildiği, davacı borçluların ..., ... ve Rındek Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd.Şti. olduğu; birleşen davada ise ipotekli taşınmazlar üzerine konulan İİK 150/c şerhinin kaldırılmasının talep edildiği, davacı borçluların ..., ..., ... Uluslararası Nakliyat ve Gemi Acenteliği San. Tic. Ltd. Şti. ve ... İnternational Shipmanagement S.A. olduğu, her iki davanın Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019/589 Esas-2019-605 Karar sayılı kararı ile birleştirildiği; sonrasında Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019-525 Esas 2019-726 Karar sayılı kararı ile
''Esas dosya (2019/525 Esas) hakkında; davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından reddine, davanın diğer davacılar ... ve ... yönünden davanın esastan reddine, birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; davanın reddine'' karar verilmiş,
Aynı mahkemece verilen 19.02.2020 tarihli ek karar ile ''birleşen dava davacılarından ... Uluslararası Nakliyat ve Gemi Acenteliği San. Tic. Ltd. Şti. ve ... İnternational Shipmanagement S.A.'ya ait vekaletnamenin 2 haftalık kesin sürede Av.... tarafından ibraz edilmemesi nedeniyle istinaf talebinin reddine'' karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine; ... Bölge Adliye Mahkemesi 10.01.2022 tarihli 2020/1586 Esas 2022/31 Karar sayılı kararı ile Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019-525 Esas 2019-726 Karar sayılı kararı KALDIRILARAK yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderildiği, yeniden yapılan yargılama sonrasında Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesince 06.07.2022 tarihli 2022/86 esas 2022/518 karar sayılı kararı ile;
''Esas dava hakkında; davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından REDDİNE,
Davanın diğer davacı ... yönünden REDDİNE,
Davanın diğer davacı ... yönünden KISMEN KABULÜ ile Mersin 5. İcra Müdürlüğünün 2019/9315 Esas sayılı dosyasında icra emrinin davacı yönünden iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine,
Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmakla yeniden bu davada karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verildiği;
Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine karar vekalet ücreti yönünden değiştirilmek suretiyle ... Bölge Adliye Mahkemesi 25.01.2023 tarihli 2022/3260 Esas 2023/203 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak;
''Esas dava hakkında;
Davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından reddine,
Davanın diğer davacı ... yönünden reddine,
Davanın diğer davacı ... yönünden kısmen kabulü ile Mersin 5. İcra Müdürlüğünün 2019/9315 Esas sayılı dosyasında icra emrinin davacı yönünden iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine,
Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmakla yeniden bu davada karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verilerek davalı alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
İstinaf kanun yolu incelemesinin nasıl yapılacağına ilişkin usül düzenlemesi HMK'nın 341 ila 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesinin İlk Derece Mahkemesinin gerekçe hatasını nasıl gidereceği 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/2. maddesinde
“Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.” şeklinde düzenlenmiş,
Ayrıca 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/2. maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmüne yer verilmiştir.
HMK'nın 359/2. maddesinde amaçlanan, özellikle infaza esas alınacak hüküm sonucunun şüphe ve tereddüd uyandırmayacak şekilde oluşturulmasıdır.
Bölge Adliye Mahkemeleri İlk Derece Mahkemesinin hatasını HMK'nın 359. maddesine uygun şekilde yeniden karar vererek düzeltmek zorundadır.
Bölge Adliye Mahkemelerinin HMK'nın 370/2, 3 ve 4. maddesinin Yargıtay'a tanıdığı düzelterek onama yetkisi yoktur.
Bu emredici düzenlemeler karşısında, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesinin kararında ''Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği'' şeklinde karar verilmekle önceki vermiş olduğu kaldırma kararında kaldırdığı esas ve karar numaralı mahkeme kararına dayalı olarak karar vermiş olmaktadır. Kaldırılan mahkeme kararına dayanılarak olmayan bir hükme dair hüküm kurulması isabetsiz olup; esasa ilişkin yeniden bir karar vermesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına karar verdiği karara yaptığı atıfla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
Ayrıca birleşen dava davacılarından ikisi hakkında istinaf isteminin reddine karar verilmiş, ancak diğer ikisi hakkında davada vekaleti bulunan vekilinin yapmış olduğu istinaf istemi göz ardı edilerek onlar hakkında birleşen dava yönünden karar verilmemesi hatalı olup yeniden verilecek bu usulü eksikliğin giderilmek suretiyle dosya yeniden esasen incelenerek karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ:
Yukarıda yazılı nedenlerle, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10 Hukuk Dairesinin 25.01.2023 tarih ve 2022/3260 E.- 2023/203 K. sayılı kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, bozma nedenine göre alacaklının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/4553 E., 2023/5635 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddeleri.
7. Hukuk Dairesi 2023/4553 E. , 2023/5635 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/382 E., 2022/541 K.
ASIL VE BİRLEŞTİRİLEN DAVADA
Taraflar arasındaki asıl davada taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil ile birleştirilen davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle alacak davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda ... ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 12.04.2023 ... ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi duruşma talepli olarak istenilmiş olmakla, karar düzeltme aşamasında yapılan duruşma talebinin reddine karar verildikten sonra dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı ... vekili asıl davada; davalı ...'nin adına kayıtlı Üsküdar Çengelköy 914 ada 29 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin 29.03.1985 tarihli düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesi ile ...'a satışının vaat ve taahhüt edildiğini, ... tarafından satış vaadine konu bu taşınmazın düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile 11.04.2002 tarihinde davacıya devrinin taahhüt edildiğini, kararlaştırılan satış bedelinin tamamının defaten ödendiğini; ancak tapuda tescil işlemi yapılamadığını ileri sürerek davalılar adına kayıtlı hissenin iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
2. Davacı ... vekili birleştirilen davada; davalıların murisi Kalyopi'nin kendi adına asaleten kardeşi ... hissesi adına vekâleten 1985 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdettiğini, bu sözleşme uyarınca dava dışı ... ...'a devri taahhüt edilen hissenin ... ... tarafından davacı ...'e 11.04.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile temlik edildiğini, ...'in 2003 yılında ...'nin hissesi olan 1/8 payı adına tescil ettirdiğini; fakat daha sonra ... mirasçıları tarafından ... aleyhine tapu iptali ve tescil istemli dava ikâme edildiğini, davanın kabul edilerek hissenin tekrar ... mirasçıları adına tescil edildiğini, Kalyopi'nin erkek kardeşi ...'nin 23.04.1979 tarihinde vefat ettiğini gizlediğini, vekâlet görevini kötüye kullanması nedeniyle davacının zarara uğradığını belirterek öncelikle Kalyopi adına kayıtlı 1/8 hissenin iptali ile davacı adına tescili, ikinci kademede taşınmazın satış tarihindeki rayiç bedelinin güncelleme yapılmak suretiyle ve diğer oluşan zararların davalılardan tahsilini talep etmiştir.
3. Davacı ... yargılama sırasında 04.12.2020 tarihli sözleşme ile dava sonucunda elde edilecek hak ve alacaklarını ...'a; 04.08.2022 tarihli sözleşme ile ...'e temlik etmiş, bahsi geçen kişiler davaya davacı olarak dahil edilmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar vekili asıl davada sunduğu cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının kötü niyetli olduğunu, 2002 yılında yapılan sözleşmede bedelin 50.000,00 TL olarak gösterilmesinin sözleşmenin muvazaalı yapıldığına karine teşkil ettiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Birleştirilen davada ise davalılar vekili; asıl davada yapılan Adli Tıp Kurumu incelemesinde ödeme belgesindeki imzanın murislerine ait olduğunun tespit edilemediğini, dava dilekçesinde hem sebepsiz zenginleşme hem haksız fiile dayanıldığını, her ikisi yönünden de 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece 28.09.2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
IV- BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 28.09.2017 tarihli kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 09.07.2018 tarih ve 2017/6091 Esas, 2018/5193 Karar sayılı ilâmı ile, "Somut olaya gelince; 29.03.1985 tarihi, 26042 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesiyle, vaad bedelinin 2.000.000 TL olduğu, bunun 1 milyonunun nakden ve tamamen ödendiği, kalan bir milyonluk kısmının da satıcılar adına hükmen tescili tarihinden itibaren bir yıl içinde ödeneceği belirtilmiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili temyiz dilekçesine eklediği 15.05.1985 tarihli fotokopi belge ile bakiye vaad bedelinin de ödendiğini ileri sürdüğünden bu belge de değerlendirilmeli, bedelin tamamının ödendiği kanaatine varılırsa davanın kabulüne karar verilmeli; aksi halde Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın satış vaadine konu kısmının dava tarihindeki rayiç değeri hesaplanarak satış vaadi sözleşmesinde ödendiği belirtilen 1.000.000 eski TL, taşınmazın değerine oranlanıp hesaplanmalı, satış vaadinde bulunan Kalyopi mirasçıları adına depo ettirilmesi için davacıya süre verildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir. "denilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararıyla; asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuş
Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmında; hükmün onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairemizin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili; bozma ilâmının gereklerinin yerine getirilmediğini, 15.05.1985 tarihli belgenin yeterince incelenmediğini, rayiç bedel ve oranlamanın hatalı yapıldığını, hesaplamada dava tarihinin hatalı alındığını, yapılan hesaplamanın oranlama yapılmadan emsallere aykırı yapıldığını, faiziyle dava tarihine kadar işlemiş miktarın dikkate alınması gerektiğini, depo edilen miktarın düşük olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, birleştirilen dava yönünden davacının iyi niyetli olmadığını ve tazminat talep edemeyeceğini, Devletin yolsuz tescilden sorumlu olduğunu, birleştirilen davada vekâlet ücreti hesaplamasının hatalı olduğunu, birleştirilen davanın istinaf yoluna tâbi olduğunu, birleştirmenin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil, terditli alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 ... maddesi, 438 ... maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanun'un temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin, yine aynı maddenin ikinci fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine istinaf yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 427 ile 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı, yani bu kararlara ilişkin dosyaların bölge adliye mahkemelerine gönderilemeyeceği belirtilmiştir. Bu durumda 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen kararlar, kanun yoluna başvurma tarihi ne olursa olsun, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci ve 444 üncü maddelerindeki temyize ilişkin hükümlere tâbi olup, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, 20 Temmuz 2016 tarihinde ve sonrasında verilen temyiz incelemesinden geçmeyen kararlara karşı yasa yoluna gidilmesi hâlinde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddesindeki istinafa ilişkin hükümlerinin uygulanması için bölge adliye mahkemesine gönderilmesi zorunludur.
2. Hemen belirtilmelidir ki, daha önce Yargıtay denetiminden geçen asıl davanın “İstinaf” kanun yoluna tâbi olmadığı açıktır. Ne var ki, birleştirilen İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/247 Esas sayılı dava yönünden ise karar tarihi 04.10.2022 olup, bu dava ile ilgili daha önce Yargıtayın bir denetimi de söz konusu olmadığından, anılan kararların ''İstinaf'' kanun yoluna tâbi olduğu anlaşılmaktadır.
3. Hâl böyle olunca, davaların birleşmekle bağımsız dava olma özelliğini kaybetmedikleri gözetilerek, ''İstinaf'' kanun yoluna tâbi olduğu anlaşılan birleştirilen dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi, sonucunda verilen kararın temyiz edilmesi hâlinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmesi (anılan dosyalar temyiz edilmese dahi temyize tâbi olan asıl davanın gönderilmesi) için dosyanın Yerel Mahkemesine iadesi gerekmektedir.
4. Hükmün temyiz incelemesi sonucunda Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmiş ise de; yazılı sebeple Mahkemesine iadesi gerekirken maddi hata nedeniyle onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, asıl ve birleştirilen davada davalılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama ilâmı kaldırılarak yukarıda belirtilen gerekçeler ile dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmının KALDIRILMASINA,
Peşin alınan düzeltme harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE,
22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5107 E., 2022/9289 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; HMK'nın 354/1 maddesine göre istinaf kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olduğu, bu sürenin ilamın taraflardan her birine tebliğ ile başlayacağı, HMK'nın 342/1 maddesine göre istinafa başvurunun dilekçeyle yapılacağı, istinaf yoluna başvuran davalı vekiline gerekçeli kararın 01/11/2020 tarihinde tebliğ edildiği, iki haftalık sürenin son gününün 16/11/2020 tarihi oldu
11. Hukuk Dairesi 2021/5107 E. , 2022/9289 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13.10.2020 tarih ve 2017/214 E. -2020/755 K. sayılı kararın davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 09.03.2021 tarih ve 2021/316 E. - 2021/394 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; keşidecisi Binbesi Hayvancılık Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti., lehtarının Birr Gıda San. Tic. Ltd. Şti. olan 70.000,00 TL, 65.650,00 TL ve 55.000,00 TL çeklerin keşideci kısmındaki yazıların ve imzaların müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, çeklerin bu haliyle davalılardan Birr Gıda San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanılan kredinin teminatı olarak diğer davalı bankaya verildiğinin öğrenildiğini, senet metninden anlaşılan def'iler ve mutlak def'iler olup herkese karşı ileri sürülebileceğini, borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metnindeki sahtekarlık iddiasının mutlak def'i olduğunu ileri sürerek dava konusu çeklerden dolayı müvekkilinin davalılara borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekili, müvekkili bankanın iyi niyetli üçüncü kişi olup çekin meşru hamili olduğunu, çeklerin müvekkili bankanın müşterisi ve çeklerin yetkili hamili olan diğer davalı ... San. Tic. Ltd. Şti.'den karşılığı çıktığında kredi borçlarından mahsup edilmek üzere ciro edilerek müvekkili bankaya verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya konu çekler üzerindeki keşideci adına atılı olan imzaların keşideci şirketin temsilcisi olan ...'ın eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekili istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; HMK'nın 354/1 maddesine göre istinaf kanun yoluna başvuru süresinin 2 hafta olduğu, bu sürenin ilamın taraflardan her birine tebliğ ile başlayacağı, HMK'nın 342/1 maddesine göre istinafa başvurunun dilekçeyle yapılacağı, istinaf yoluna başvuran davalı vekiline gerekçeli kararın 01/11/2020 tarihinde tebliğ edildiği, iki haftalık sürenin son gününün 16/11/2020 tarihi olduğu, nispi harç yatırılmaksızın başvuru harcının 30/10/2020 tarihinde yatırıldığı, davalı vekilinin istinaf dilekçesini yasal süresinden sonra 04/12/2020 tarihinde vermiş olduğu gerekçesiyle davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekilinin süresinden sonra verilen istinaf dilekçesinin HMK'nın 346/1. ve 352. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı gerektirici sebepler ile HMK'nın 352/1. maddesi uyarınca istinaf isteminin süresinde yapılmadığı yönündeki tespitin usul ve yasaya uygun olmasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş.'den alınmasına, 21.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, istinaf dilekçesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) İstinaf yoluna başvurma dilekçeyle yapılır.
B) İstinaf dilekçesinde başvuranın kimliği ve imzası ile başvurulan karar yeteri kadar belliyse, diğer unsurlar eksik olsa bile reddolunmaz.
C) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir yer mahkemesine verilemez.
D) Dosya, kararı veren mahkemece ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilir.
E) İstinaf dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderler ödenir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.