6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 358

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 358. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 358- (1) Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkartılan davetiyelerde, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkartılacak davetiyede, ayrıca, yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde avans olarak yatırması gerektiği açıkça belirtilir.[51] (2) Başvuran, kabul edilebilir bir mazerete dayanarak duruşmaya gelemediğini bildirdiği takdirde, yeni bir duruşma günü tayin edilerek taraflara bildirilir. (3) (Değişik:22/7/2020-7251/37 md.) Belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla, taraflar mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadıkları takdirde tahkikat yokluklarında yapılarak karar verilir. Belirlenen gider, süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir. Karar ve tebliği[52][53]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2021/4195 E., 2022/1871 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 358. maddesi şöyledir.
1. Hukuk Dairesi         2021/4195 E.  ,  2022/1871 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TESCİL Taraflar arasında görülen tescil davası sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 8. Hukuk Dairesince verilen, davalı Hazinenin istinaf başvurusunun reddine ilişkin olarak verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; dava dilekçesine ekli krokide (A) harfi ile gösterilen yerin müvekkili tarafından 30-35 yıl önce, yoğun çaba gösterilerek ve masraf yapılarak imar-ihya edildiğini ve kuru tarım faaliyeti yapılmak suretiyle kullanıldığını, yine taşınmaz içerisine müvekkili tarafından çeşitli ağaçlar dikildiğini ileri sürerek, taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın taşlık, çalılık ve kayalık olması nedeniyle tescil harici bırakıldığını, taşınmazda davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığını, Orman İşletme Müdürlüğünden, orman tahdit haritaları ve dayanakları getirtildikten sonra tekrar savunma yapacaklarını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddiaları ile ilgili olarak Mahkemece hava fotoğrafı incelemesi yapılması, taşınmazın öncesi taşlık-çalılık ise imar-ihya koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması, bundan sonra toplanan deliller uyarınca davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. ... vekili cevap dilekçesinde özetle; eldeki davada husumetin ilçe belediyesine düştüğünü, müvekkilinin davada husumetinin bulunmadığını, imar-ihya suretiyle taşınmaz kazanım koşullarının davacı yararına oluşmadığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05/12/2018 tarihli ve 2017/6 Esas, 2018/407 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 1982 yılında tescil harici bırakıldığı, davacı tarafından taşınmazın 30 yıl önce imar-ihya edilip kullanılmaya başlandığı, taşınmaz üzerinde bulunan yabani ağaçların 30-35 yıl önce aşılandığı, taşınmazda teraslama yapılarak eğiminin düşürüldüğü ve ekonomik amaca uygun bahçe tarımı yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, teknik bilirkişiler ... ... ve ... ... tarafından hazırlanan 09.03.2018 havale tarihli rapora ekli krokide (A) harfi ve sarı renk ile gösterilen 4.387,71 metrekare yüzölçümlü taşınmazın bahçe vasfı ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içerisinde davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2. İstinaf Nedenleri Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında taşlık, çalılık ve fundalık olması sebebiyle tescil harici bırakıldığını, bu tür yerlerin imar-ihya ve zilyetlikle iktisaba elverişli yerlerden olmadığını, dosyadaki raporların afaki olarak düzenlendiğini beyan ederek, re’sen göz önüne alınacak sair sebepler de göz önünde bulundurularak, istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. 3. Gerekçe ve Sonuç Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 27/11/2019 tarihli ve 2019/189 Esas, 2019/900 Karar sayılı kararıyla; Dairece davanın tescil davası olması ve dolayısıyla kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle HMK'nın 355/1. maddesi uyarınca da re’sen nazara alınacak hususlar gözetilerek istinaf başvurusunun duruşmalı yapılmasına karar verildiği, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için başvurucu davalı Hazineye HMK'nın 358/1. maddesindeki ihtaratı içerir davetiye tebliğ edildiği, Hazine tarafından ihtarlı davetiyede belirtilen gider avansının istinaf duruşma gününe kadar mahkeme veznesine depo edilmediği, ihtaratlı davetiyeyi tebliğ alan görevlinin tebligatı almaya yetkili bulunduğu, HMK 353/1-a-6. maddesi uyarınca tarafların davanın esası ile ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan ve gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması hali ile 353/1-a-1, 2, 3, 4 ve 5 maddelerindeki diğer sebeplerin bulunması halinde, kararın kaldırılarak İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi gerektiği, somut olayda kararın kaldırılarak İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine ilişkin şartların bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince tarafların davanın esası ile ilgili olarak gösterdikleri delillerin topladığı ancak zilyetlik şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine yönelik bir kısım araştırmanın yetersiz kaldığı, bunun giderilmesi için duruşma açılmış ise de başvurucu Hazine tarafından, istenen gider avansı depo edilmediği gibi mazerette bildirilmediğinden, dosyanın mevcut haline göre TMK'nın 713/1. maddesi ve 3402 sayılı Kanun'un 14., 17. ve 18. madde koşullarının davacı lehine oluştuğu anlaşıldığından, başvurucu davalı Hazinenin istinaf başvurusunun HMK'nın 358/3-son cümlesi uyarınca reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı süresi içerisinde, davalı Hazine vekili tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; gider avansının istinaf dilekçesi ile birlikte vezneye yatırıldığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından müvekkil idareye gönderilen tebligatın taraflarına istinaf duruşma tarihinden çok daha sonra tebliğ edildiğini, tebligatta kesin süre veya ihtarat içeren bir ibareye rastlanılmadığını, kaldı ki istinaf dilekçesinde duruşma veya keşif taleplerinin de bulunmadığını, müvekkil idarenin gerçek kişilerden farklı olarak gider avansı işlemlerini yapabilmesi için belli bir imza ve yetki silsilesini takip etmesi gerektiğini, yetkili imza sahibi kişilerin o tarihte izinde olması, tebligatın taraflarına geç tebliğ edilmesi, daimi muhakemat memurunun bulunmaması vs sebeplerle avans açma-kapama işlemlerinin en az 1 haftayı hatta zaman zaman 2 haftayı bulduğunu, zira Hazinenin 3.500,00 TL gibi bir meblağı ödemekten imtina ettiğinin düşünülemeyeceğini, öte yandan dava konusu taşınmazda davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığını, Mahkemece dava konusu taşınmazın ne sebeple tescil harici bırakıldığı dahi araştırılmadan, Orman İdaresi davaya dahil edilmeksizin, orman mühendisi bilirkişiden taşınmazın niteliği ile ilgili rapor aldırılmaksızın karar verildiğini beyan ederek, hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Manavgat ilçesi, Taşkesiği mahallesi çalışma alanında bulunan dava konusu taşınmaz, 1982 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakılmıştır. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1., 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 358. maddesi şöyledir. “Duruşmalı olarak incelenen işlerde taraflara çıkartılan davetiyelerde, duruşmada hazır bulunmadıkları takdirde tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği hususu ile başvuran tarafa çıkartılacak davetiyede, ayrıca, yapılacak tahkikatla ilgili olarak bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde avans olarak yatırması gerektiği açıkça belirtilir.(\*) Başvuran, kabul edilebilir bir mazerete dayanarak duruşmaya gelemediğini bildirdiği takdirde, yeni bir duruşma günü tayin edilerek taraflara bildirilir. Belirlenen giderin, verilen kesin süre içinde yatırılmış olması kaydıyla, taraflar mazeretsiz olarak duruşmaya katılmadıkları takdirde tahkikat yokluklarında yapılarak karar verilir. Belirlenen gider, süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir.(\*\*) (\*) 22/07/2020 Tarihli ve 7251 sayılı Yasanın 37. maddesi ile bu fıkrada yer alan “gideri duruşma gününe kadar” ibaresi “gider, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde” şeklinde değiştirilmiştir. (\*\*) 22/07/2020 Tarihli ve 7251 sayılı Yasanın 37. maddesi ile bu fıkrada değişiklik yapılmadan önce, fıkranın ilk hali; “Başvuran mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığı veya tahkikatla ilgili giderler süresi içinde yatırılmadığı takdirde, dosyanın mevcut durumuna göre karar verilir. Şu kadar ki, öngörülen tahkikat yapılmaksızın karar verilmesine olanak bulunmayan hâllerde başvuru reddedilir.” şeklindeydi. 3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi şöyledir. “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” 3.2.3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi şöyledir. “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 3.2.4. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi şöyledir. “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz.” 3.3. Değerlendirme 3.3.1. Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin 8. Hukuk Dairesince, HMK’nın 356. maddesi gereğince istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına karar verilmiş, 12/06/2019 günlü tensip zaptı ile birlikte “İstinaf yasa yoluna başvuran davalı Hazine vekiline, istinaf yargılama gideri olarak 3.500,00 TL (bilirkişi ücretleri, davetiye, araç gideri, keşif harcı, keşif yolluğu, vs.) gideri ayrı ayrı veya eşit olarak Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Veznesine duruşma gününe kadar depo etmeleri için meşruhatlı davetiye gönderilmesine” karar verilmiş, bu karar üzerine istinaf başvurusunda bulunan davalı Hazine’ye, “Kabul edilebilir bir mazerete dayanmaksızın duruşmada hazır bulunmadığınız takdirde tahkikatın yokluğunuzda yapılarak karar verileceği ile tahkikatla ilgili olarak belirlenen 3.500,00 TL gider avansını duruşma gününe kadar Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi veznesine yatırmanız, aksi takdirde mevcut duruma göre karar verileceği hususu ihtar olunur.” şeklinde ihtar içeren davetiye çıkarılmış, davetiye ilk celseden sonra 11/07/2019 gününde davalı Hazine’ye tebliğ edilmiştir. Dairece, istinaf başvurusunda bulunan davalı Hazine tarafından mahkeme veznesine depo edilmesine karar verilen gider avansının miktarının neye göre hesaplandığı (Hangi alanda uzman, kaç kişilik bilirkişi kurulunun yapılacak keşfe katılacağı, bilirkişiler için ödenmesi gereken ücret, mahkeme yasal yolluğu, vasıta ücreti ve yapılacak davetiyelerle ilgili giderler, yapılan ihtaratta kalem kalem belirtilmemiştir.) anlaşılamadığı gibi, tensip zaptı ile çıkarılmasına karar verilen ihtarlı davetiye, davalı Hazine’ye 1. celseden sonra tebliğ edilmiş olup, belirlenen gider avansının “hangi duruşma gününe kadar” ödenmesi gerektiği de belirsiz olduğundan, Dairece HMK’nın 358/3. maddesi uyarınca dosyanın mevcut durumuna göre karar verilmesi isabetsizdir. 3.3.2. Öte yandan, Mahkemece (III.) paragrafta açıklanan gerekçe uyarınca yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Mahkemece, dava konusu taşınmaz bölümünün kadastro sırasında ne sebeple tescil harici bırakıldığı araştırılmamış, ...’nın 19/11/2018 tarihli yazı cevabında taşınmazın 1/25.000 ölçekli nazım imar planı içerisinde kaldığı belirtildiği halde, taşınmazın ilk defa hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı ve imar planının hangi tarihte onaylandığı ilgili belediyelerden sorulmamış, davacı ile ilgili olarak yöntemince belgesiz araştırması yapılmamış, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve davacı tanıklarınca dava konusu taşınmazın öncesinin ormanlık, çalılık ve pürenlik olduğu belirtilmiş olmasına ve 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan aldırılan raporda, dava konusu taşınmazın %20-25 olan eğiminin teraslama yoluyla %8-10 seviyesine indirildiği bildirilmiş olmasına rağmen Mahkemece orman mühendisi bilirkişi kurulundan, taşınmazın 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumunun ne olduğu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı hususunda rapor alınmamıştır. Bu şekilde eksik ve yetersiz incelemeye dayalı olarak karar verilemez. Hal böyle olunca sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için mahkemece, dava konusu taşınmazın kadastro sırasında ne sebeple tescil harici bırakıldığı Kadastro Müdürlüğünden sorulmalı, dava konusu taşınmazın ilk defa hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı, imar planının ne zaman kesinleştiği hususları ... ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığından ayrı ayrı sorulup tespit edilmeli, taşınmaz imar planı kapsamında kalıyor ise imar planı ve taşınmazın imar durumuyla ilgili tüm belgeler getirtilip dosya arasına alınmalı, taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği ve (dosya arasında bulunanlar haricinde) varsa yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile amenajman planı yerlerden getirtilip dosya arasına konulmalıdır. Dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan, serbest orman mühendisleri arasından seçilecek 3 kişilik orman mühendisi bilirkişi kurulu, ziraat mühendisi bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ve teknik bilirkişi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte; memleket haritası ile bu haritaların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafları ve amenajman planı bilirkişiler yardımıyla dava konusu taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; taşınmazın 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; taşınmazın topoğrafik yapısı, taşınmaz eğimini belirleyen eğim ölçer (klizimetre) aleti ve memleket haritasındaki münhanilerden yararlanılarak kesin ve gerçek eğimi belirlenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli, teknik bilirkişi ve uzman orman mühendisi bilirkişiler eliyle, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita, komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, dava konusu taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalıdır. Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazın öncesinin imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak bilgi alınmalı; yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeye çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; teknik bilirkişiden, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; ayrıca 3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesi gereğince Tapu Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden belgesiz araştırması yapılmalıdır. Taşınmazın öncesinin orman veya 6831 sayılı Kanunun 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12'yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) funda, makilik, çalılık niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, taşınmazda orman kadastrosunun yapıldığı tarihten (imar planının onay tarihi dava tarihinden önce ise) imar planının onay tarihine, aksi halde dava tarihine kadar davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu itibarla, yukarıda açıklandığı şekilde araştırma ve inceleme yapılması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir. VI. SONUÇ Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 HMK'nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08/03/2022 tarihinde kesin olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -MUHALEFET ŞERHİ- Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi gereğince açılmış zilyetlikten tescil davasıdır. Mahkemece davacı lehine hüküm kurulmuş, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, karar ve ilam harcının da Hazine harçtan muaf olduğu için davacıdan alınmasına karar verilmiştir. Yargılama giderleri taraflarca temyize getirilmemiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda işin esası bakımından bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; temyize getirilmemekle birlikte, re'sen nazara alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, buradan hareketle davacı tarafından peşin yatırılan harcın iadesinin mümkün olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir. Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; temyiz konusu yapılmayan karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağı hususudur. Bilindiği üzere, yargı harçları Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş, kamu düzeninden olması nedeniyle re'sen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle harca ilişkin hükmün re'sen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağına gelince, yargılama giderleri, usulü bir konu olmakla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıntısıyla düzenlenmiştir. Aynı Yasa'nın 323. maddesi harçları yargılama giderlerinden sayarken 326/1. maddesi de açıkça “Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” demek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağını tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlemiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi ise “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” demek suretiyle, hakimin karar verirken hangi sıralamayı izleyeceği konusunda kural getirmiştir. Tarafların yargı önünde eşitliği ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi ise “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Somut olaya geldiğimizde, zilyetlikten tescil davasında, davacı vatandaş, davalı ise Hazine ve Belediyelerdir. Davalının Hazine veya kamu kurumu olması, Anayasa ile teminat altına alınan “yargı önünde eşitlik ilkesi’nin bozulmasını, Hazine veya kamu kurumu lehine davranılmasını haklı kılmayacaktır. Zira genel ilke yukarıda da belirtildiği üzere yargılama giderlerinin davayı kaybedenden alınmasıdır. Prof. Dr.Baki Kuru da (Hukuk Muhakemeleri Usulü 6 baskı 5.cilt 5339.sayfada açıkladığı üzere) bu görüştedir. Bilindiği üzere Hazine, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulmuştur. Davalı ... Tüzel Kişiliği ise yargı harçlarından muaf değildir. Böyle bir durumda, yani davalının haçtan muaf olması ve davanın da davacı lehine sonuçlanması halinde karar ve ilam harcı mutlaka alınacak mıdır? Alınacaksa kimden alınmalıdır? Yasa koyucu tereddüte yer vermeyecek şekilde yargılama giderlerinden kimin sorumlu olduğunu düzenlemiştir. Yine yasa koyucu genel ilke gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamaz. Ancak bakiye karar ve ilam harcının davalıdan hiç alınmayacağı gibi, davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcının da iade edileceği şeklinde yorumlanıp uygulanmalıdır. Nitekim yine Hazinenin davalı olduğu tapu iptal – tescil davalarında da uygulama bu şekildedir. Hazine aleyhine açılan tapu iptal – tescil davasında Hazinenin harçtan muaf olması gerekçesiyle karar ve ilam harcı alınmazken (doğrusu budur) yalnız tescil davasında harçtan davacının sorumlu tutulmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasa koyucu dileseydi Kadastro Kanunu'nun 36/A maddesinde olduğu gibi, bu hususta da genel uygulamadan ayrıldığını belirterek, bir düzenleme yapabilirdi. Sayın çoğunluğun görüşünün dayanağını yerleşmiş Yargıtay içtihatları oluşturmaktadır. Gerçekten de kabul etmek gerekir ki Yargıtay uzun yıllar tescil davalarında yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmış, bunlardan olan yargı harçlarını da davacıya yüklemiştir. Ne var ki, hiçbir Yargıtay kararında yasal bir dayanak gösterilmemiş, davalının “yasal hasım” olması gerekçe yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere bir olaya hukukun uygulanmasında yargı kararları en son sırada gelmektedir. Çözümlenmesi gereken bir başka husus ise “yasal hasım”ın ne olduğu ve yasal hasım olunmasının davalıya nasıl bir üstünlük sağladığı konularıdır. Yine bilindiği üzere, bazen gerçekte hasım olmamasına rağmen özellikle mahkemelerin kararlarının denetime açılabilmesi, birileri tarafından kanun yoluna getirilebilmesi için Hazinenin taraf gösterilmesi veya temsilcisi bulunmayan mal varlığına kayyım atanması ve davanın kayyım huzurunda görülerek bu mahsurların ortadan kaldırılması yoluna gidilmiştir. Ne var ki böyle de olsa davada, davalı olarak yer almışsa, sıfatı ne olursa olsun artık davalıdır. Hal böyle olunca da her açıdan yargı önünde eşitlik ilkesi gereğince davalının davacıdan, Hazinenin de vatandaştan bir üstünlüğü yoktur. Sayın çoğunluk gibi düşünen hukukçular, davacının davasının kabulü halinde, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakırken, davanın reddi halinde de davalı yasal hasım lehine vekalet ücreti başta olmak üzere yargılama giderlerine hükmederek açıkça “yargı önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmektedirler. Herhangi bir yasada davalının kim olacağının belirtilmesi bu davalının yargılama giderlerinden muaf olacağı anlamına gelmediği için TMK'nın 713/3. maddede davalının kim olacağının belertilmesi nedeniyle de, davalı yargılama giderlerinden muaf olmayacaktır. Yine sayın çoğunluk ve onlar gibi düşünen hukukçular “tescil davalarında davacı zaten karşılıksız olarak taşınmaz edinmekte, hiç olmazsa yargılama giderlerini ödesinler” tarzında bir yaklaşımla gerekçe oluşturmaktadırlar. Eğer mahkeme davacının taşınmazı hak etmediğini düşünüyorsa hiç şüphesiz davayı reddetmelidir. Hem davayı kabul edip, hem de yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmak apaçık bir çelişkidir ve yasaya açıkça aykırıdır. Sayın çoğunluğun kendi içinde düştüğü bir başka çelişki ise; sayın çoğunluk, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve bunlardan olan harcın İlk Derece Mahkemesince davacıdan alınmasının doğru olduğunu düşündüğüne göre, yargılama giderlerinin davanın açılmasından kesinleşmesine kadar bir bütün olması nedeniyle, davalı Hazine tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf talebi reddedildiğinde de davacıdan istinaf ret harcının, bunun devamında da yine Hazinenin temyiz başvurusu reddedilerek kararın onanması halinde de davacıdan onama harcının alınmasına karar vermelidir. Zira davalı Hazine yasal hasımdır ve davalı harçtan muaftır, o halde davalıdan alınamayan yargı harçları davacıdan alınmalıdır. Böyle bir uygulamayı ve düşünce tarzını kabul etmek mümkün değildir. Açıklanan bu nedenlerle, davanın kabul edilmiş olduğu gözetilerek, davalı Hazinenin harçlardan muaf olması, davalı Belediyelerin ise yargılama giderlerinden muaf olmaması, harcın ve diğer yargılama giderlerinin davacıdan alınması yönündeki hükmün doğru olmaması nedeniyle bu hususların da bozma sebebi yapılması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun (esasa ilişkin bozma sebeplerine katılmakla birlikte) bu görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2023/4774 E., 2024/766 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İstinaf kanun yolu incelemesinin nasıl yapılacağına ilişkin usül düzenlemesi HMK'nın 341 ila 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
12. Hukuk Dairesi         2023/4774 E.  ,  2024/766 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Asıl davada icra takiplerinin dayanağı olan ipoteğin teminat ipoteği olup muacceliyet şartlarını taşımadığı, tarafına ihtarname gönderilmediği ve faiz oranına itiraz edilerek icra emrinin ve takibin iptalinin talep edildiği, davacı borçluların ..., ... ve Rındek Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd.Şti. olduğu; birleşen davada ise ipotekli taşınmazlar üzerine konulan İİK 150/c şerhinin kaldırılmasının talep edildiği, davacı borçluların ..., ..., ... Uluslararası Nakliyat ve Gemi Acenteliği San. Tic. Ltd. Şti. ve ... İnternational Shipmanagement S.A. olduğu, her iki davanın Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019/589 Esas-2019-605 Karar sayılı kararı ile birleştirildiği; sonrasında Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019-525 Esas 2019-726 Karar sayılı kararı ile ''Esas dosya (2019/525 Esas) hakkında; davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından reddine, davanın diğer davacılar ... ve ... yönünden davanın esastan reddine, birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; davanın reddine'' karar verilmiş, Aynı mahkemece verilen 19.02.2020 tarihli ek karar ile ''birleşen dava davacılarından ... Uluslararası Nakliyat ve Gemi Acenteliği San. Tic. Ltd. Şti. ve ... İnternational Shipmanagement S.A.'ya ait vekaletnamenin 2 haftalık kesin sürede Av.... tarafından ibraz edilmemesi nedeniyle istinaf talebinin reddine'' karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine; ... Bölge Adliye Mahkemesi 10.01.2022 tarihli 2020/1586 Esas 2022/31 Karar sayılı kararı ile Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2019-525 Esas 2019-726 Karar sayılı kararı KALDIRILARAK yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderildiği, yeniden yapılan yargılama sonrasında Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesince 06.07.2022 tarihli 2022/86 esas 2022/518 karar sayılı kararı ile; ''Esas dava hakkında; davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından REDDİNE, Davanın diğer davacı ... yönünden REDDİNE, Davanın diğer davacı ... yönünden KISMEN KABULÜ ile Mersin 5. İcra Müdürlüğünün 2019/9315 Esas sayılı dosyasında icra emrinin davacı yönünden iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmakla yeniden bu davada karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verildiği; Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine karar vekalet ücreti yönünden değiştirilmek suretiyle ... Bölge Adliye Mahkemesi 25.01.2023 tarihli 2022/3260 Esas 2023/203 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak; ''Esas dava hakkında; Davanın davacı ... Madencilik Gıda Dış Ticaret Ltd. Şti. yönünden aktif husumeti bulunmadığından reddine, Davanın diğer davacı ... yönünden reddine, Davanın diğer davacı ... yönünden kısmen kabulü ile Mersin 5. İcra Müdürlüğünün 2019/9315 Esas sayılı dosyasında icra emrinin davacı yönünden iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmakla yeniden bu davada karar verilmesine yer olmadığına,'' karar verilerek davalı alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. İstinaf kanun yolu incelemesinin nasıl yapılacağına ilişkin usül düzenlemesi HMK'nın 341 ila 360. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesinin İlk Derece Mahkemesinin gerekçe hatasını nasıl gidereceği 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/2. maddesinde “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.” şeklinde düzenlenmiş, Ayrıca 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/2. maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmüne yer verilmiştir. HMK'nın 359/2. maddesinde amaçlanan, özellikle infaza esas alınacak hüküm sonucunun şüphe ve tereddüd uyandırmayacak şekilde oluşturulmasıdır. Bölge Adliye Mahkemeleri İlk Derece Mahkemesinin hatasını HMK'nın 359. maddesine uygun şekilde yeniden karar vererek düzeltmek zorundadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin HMK'nın 370/2, 3 ve 4. maddesinin Yargıtay'a tanıdığı düzelterek onama yetkisi yoktur. Bu emredici düzenlemeler karşısında, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesinin kararında ''Birleşen dosya (2019/589 Esas) hakkında; Mahkememiz 2019/525 Esas ve 2019/726 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, Mahkememiz 19.02.2020 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verildiği, kararın bu şekilde kesinleştiği'' şeklinde karar verilmekle önceki vermiş olduğu kaldırma kararında kaldırdığı esas ve karar numaralı mahkeme kararına dayalı olarak karar vermiş olmaktadır. Kaldırılan mahkeme kararına dayanılarak olmayan bir hükme dair hüküm kurulması isabetsiz olup; esasa ilişkin yeniden bir karar vermesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına karar verdiği karara yaptığı atıfla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. Ayrıca birleşen dava davacılarından ikisi hakkında istinaf isteminin reddine karar verilmiş, ancak diğer ikisi hakkında davada vekaleti bulunan vekilinin yapmış olduğu istinaf istemi göz ardı edilerek onlar hakkında birleşen dava yönünden karar verilmemesi hatalı olup yeniden verilecek bu usulü eksikliğin giderilmek suretiyle dosya yeniden esasen incelenerek karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10 Hukuk Dairesinin 25.01.2023 tarih ve 2022/3260 E.- 2023/203 K. sayılı kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, bozma nedenine göre alacaklının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/17149 E., 2024/797 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
rafından 6100 sayılı HMK'nın 184 üncü maddesi kapsamında son söz söyleme hakkı tanımaksızın davanın reddi yönünde karar oluşturduğunu, sağlık kurulu raporunun dikkate alınmaksızın ve sözlü yargılama usulü uygulanmaksızın karar verilmesinin 6100 sayılı HMK'nun 358 nci maddesinin 2 nci fıkrası ve 184 üncü maddelerine aykırı olduğunu, bununla birlikte davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı
4. Hukuk Dairesi         2021/17149 E.  ,  2024/797 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/264 E., 2021/377 K. DAVA TARİHİ : 03.03.2014 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi / Başvurunun Esastan Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/4 E., 2020/76 K. Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait ... Otomasyon ve Akaryakıt Sistemleri A.Ş.'nin Türkiye ve dünyada başarılarıyla tanınan, ihracat yapan köklü ve itibarlı bir firma olduğunu, davalının...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti.'ndeki hisselerinin tamamını davacıya ait ... Otomasyon ve Akaryakıt Sistemleri A.Ş.’ye 11.01.2013 tarihli sözleşme ile satıp devrettiğini, davalının ...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ticari veya organik herhangi bir bağı ve ilişkisi kalmadığını, davalının söz konusu şirketteki hisselerini sözleşme ile devretmesinden ve tüm devir işlemlerinin bitmesinden sonra müvekkilinden 1.000.000,00 TL daha fazladan para talep ettiğini, bu talebin müvekkili tarafından kabul edilmemesi üzerine davalının müvekkilinin davalının firmasını davalıyı kandırarak, aldatarak hile ile ve davalıyı dolandırılarak elinden aldığı yönünde çalıştıkları sektörde dedikodular yaydığını, bu şekilde davalının müvekkilinin kişilik haklarına saldıran söylemler ve eylemlerde bulunduğunu, davalının bu hususta müvekkili aleyhine davalar açtığını, bu davaların bahsi geçen dedikodulara dayanak oluşturmak ve müvekkilini rahatsız etmek maksadıyla açıldığını, davalının ayrıca müvekkilinin yurtdışındaki müşterilerine müvekkilinin kendisinin ortağı olduğunu söylediğini, davalının hisselerini devrettiği...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde devirden sonra da çalışan eski elemanlarını ayartarak, müvekkiline ait şirketlerin müşterileri ile kendisinin ticari sözleşmeler imzaladığını, müvekkiline ait ticari sırları çalışanlar vasıtası ile alarak piyasaya yaydığını, bu şekilde müvekkilinin sektörde oluşturduğu saygınlık ve güvenilirliği zedelediğini belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ortağı olduğu ...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti.'ndeki hisselerini davacının ana ortağı olduğu ... Otomasyan ve Akaryakıt Sistemleri A.Ş.’ye 11.01.2013 tarihinde sattığını, bu satıştan sonra davacının haksız kazançlar elde etmek amacı ile müvekkili aleyhine çeşitli girişimlerde bulunduğunu, bu girişimler ile müvekkilini itibarsızlaştırmaya çalıştığını, davacı aleyhine İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/695 Esas sayılı dosyası kapsamında 75.000,00 TL değerinde manevi tazminat davası açtıklarını, yine davacı aleyhine İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2013/573 Esas sayılı davayı açtıklarını, iş bu davada davacının hile yolu ile irade fesadı sonucunda şirket hisselerinin müvekkilinden ucuza satın alındığı iddiasına dayanılarak davacıdan 1.000.000,00 TL tazminat talep ettiklerini, müvekkilinin eylemlerinin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğini belirterek haksız ve yersiz manevi tazminat davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İLK KARARI İlk Derece Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli 2014/86 Esas, 2017/253 Karar sayılı ilk kararı ile; "Dava , davalının davacı aleyhine haksız dedikodular yaparak itibarını zedelediğini belirterek açtığı manevi tazminat davasıdır. Mahkememizce yapılan yargılamada tarafların delilleri toplanmış ve taraf tanıkları dinlenmiştir. Davacı tanığı Mehmet Erene beyanlarında özetle; Kıbrısta daha önce davalı ...'nin olan ama şimdi davacıya ait ... Otomasyon A.Ş'nin Kıbrıs'taki bayiliğini yapmakta olduğunu, iki tarafıda tanıdığını, birazda Kıbrıs'ta olduğu için duyumlara dayalı beyanda bulunacağını, duyduğu kadarıyla...beyin şikayetleri ve sızlanmalarının ...,...petrol ikmalleri şirketini.....'liden haksız ve ucuza satın aldığı ...li kendisinin kandırdığını, ... ile direk bir temasının olmadığını, bu anlamda ...'ya yapılan bir hakaret duymadığını, zarar ziyan da duymadığını ancak haksız ve gereğinden ucuz olarak şirketin alındığına ilişkin duyumları olduğunu ...li ile ... ile ortakmış gibi davrandığını söyle izah ederim, kurduğu şirketin M-M'in devamı gibiymiş davrandığını beyan etmiştir. Davacı tanığı ...beyanlarında özetle; davacı ...'nın ... şirketinde teknik danışman olarak çalıştığını, ... akaryakıt servisleri için otomasyon sistemleri üreten bir fabrikası olduğunu Türkiye çapında %50 pazar payı vardır, davalı ......lide akaryakıt poması üreten bir fabrikası olduğunu, o dönemdeki pazar payıda %30 civarında olduğunu , ... şirketini satmak isteyince ... şirketi satın aldığını, ... aklı başında üç lisans bilen bir insan olduğunu, 2013'ün ocak ayında kendi bağlı şirketi ...'ya devretme konusunda anlaştıklarını ve şirketini ...'ya sattığını, alışveriş bittikten sonra nedense iki seneye yayılan süreç içinde, yani 2015'lere kadar ,.....'linin kendisi bu alışverişte zararlı çıktığını adeta kandırıldığını ve şirketinin elinden ucuz olarak çıkarıldığı düşünçesine kapıldığını,.....'linin bu pişmanlığı içerisinde söylediği lafların arasında benim duyduğum ... için "dolandırıcı" sözünü kullandığıdır, bu lafı benim içinde kullanmıştır. Bildiğim sivri hakaret sayılan lafın bu olduğunu, ...'in, ... ile birlikte ...'nin şirketinin ...'nın şirketiyle ortakmış gibi yanılttıklarını bildiğini bu anlamda ... MM petrolde Dış ticaret müdürü iken şirketin müşterisini ... ile ... ortakmış gibi müşteriyi ...'nin şirketine kaydırdığını beyan etmiştir. Davalı tanığı ... beyanlarında özetle; Akaryakıt Mühendisliği yaptığını, geçmişte hem davalı hemde davacı ile çalıştığını, 02 Ocak 2013'te ...'nin yanında çalışırken oradan istifa ettiğini, Şirket satılmadan önce... yani ...'nin ortağı olan..., ...'nin haberi olmadan dışarıdan ... ile anlaştığını bana hitaben şirkete herhangi bir satış yapılmamasını ve yapılan satışlardan da tahsilatın yapılmamasını benden ve diğer satış müdür tuğrul Akseki'den istediğinş, 2 Ocak 2013'de şirketten ayrıldıktan sonra kısa bir süre ...'te yeniden işe başladığını , pozisyonu toparlamak amacıyla ... ...'nın şirketi olduğunu Mart-Nisan ayında fuar döneminde ... ve... fuar öncesi ...'ye dava açacaklarını benimde şahit olarak ifade vermemi istediler ancak kendi işimi yapacağımı ... ile ... arasındaki meseleye dahil olamayacağını belirterek daha sonra ...ten'de ayrıldığını ve ...'ya karşı madd-manevi tazminat davası açtığını, Kısaca davalı ...'nin ...'ya küçültücü bir laf yada hakaret ettiğini duymadığını, ... kibar bir adam olduğunu, kandırmayla şirketi zor duruma düşürerek şirket ...'ya satıldığını beyan etmiştir. Kişilerin şeref ve haysiyetleri MK'nun 24 ve BK'nun 49. maddeleri gereğince korunması gereken kişilik haklarındandır. Medeni Kanunun 24. Maddesine göre kişisel çıkarları haksız saldırıya uğrayan kişi ancak yasanın ön gördüğü durumlarda manevi tazminat isteyebilir. Kişisel haklarının konusu hukuk düzenince korunan kişisel değerlerin tamamıdır. Türk Medeni Kanununun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise; kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de; saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır. Somut olayda davacı ... bütün bu yukarıda sayılan olup bitenlerden dolayı kişilik haklarının zedelendiğini saygınlık ve güvenililirdiğinde aşınmalar meydana geldiğini söyleyerek manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da davacının gerek 30 asliye hukuk mahkemesinde, gereksede aleyhine 4.asliye ticaret mahkemesinde açılan davada ve yine gerekse davacı tarafından 7.asliye ticaret mahkemesinde açılan davalarda ister davacının fazla para istediğine ilişkin dedikodular yapılsın, isterse özbekistanda ki bazı müşterilere halen alıcı tarafla ortak olduğu söylensin bütün bunlar şikayet konusu olan ve ispata muhtaç olan iddialardır bu davalı ile davacı arasında geçen esasen aynı işte çalışmanın verdiği bir çekememezlik , kısmen rakabet, kısmende kıskanma olgularına dayandığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Ortada manevi tazminatın şartları gerçekleşmemiştir ve yine ortada davalının özellikle davacının şahsına karşı yürüttüğü bir kampanya veya küçük düşürme olayına da rastlanılmamıştır. Davacı tanıklarının ifadekerinde sözünü ettikleri alışverişlerin ve alım-satım işlemlerinden dolayı davacının zarara uğradığını zannetmesininde yada davalının davacı için "dolandırıcı" sözünü kullandığına ilişkin sadece duyduğunu söylüyor gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyor ve gözüyle görmüş değildir. Diğer bir kısım davacı tanıkları da esasen davalının davacı için sarf ettiği kötü herhangi bir söz duymadıklarını da söylemişlerdir. Doğrudan davacıyı hedef almayan ve somut bir hakaret içermeyen dedikodudan öteye geçmeyen bir takım konuşmalardan dolayı manevi tazminat istenemeyeceği, bunun sonucu olarak manevi tazminat istemenin şartlarının gerçekleşmediği..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 03.10.2017 tarihli 2014/86 Esas, 2017/253 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesinin red kararının kaldırılması gerektiğini, zira 03.10.2017 tarihli celsede mazeret dilekçesi ve ekinde sağlık kurulu raporu belgesi sunulmasına rağmen mahkemece mazeret dilekçesinin reddine karar verildiğini, ayrıca davacı vekili tarafından 6100 sayılı HMK'nın 184 üncü maddesi kapsamında son söz söyleme hakkı tanımaksızın davanın reddi yönünde karar oluşturduğunu, sağlık kurulu raporunun dikkate alınmaksızın ve sözlü yargılama usulü uygulanmaksızın karar verilmesinin 6100 sayılı HMK'nun 358 nci maddesinin 2 nci fıkrası ve 184 üncü maddelerine aykırı olduğunu, bununla birlikte davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, tanık beyanlarının dikkate alınmayarak karar verildiğini, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.12.2018 tarihli 2018/529 Esas, 2018/1638 Karar sayılı ilk kararı ile; "İlk derece mahkemesince karar celsesinde (03/10/2017) davacı vekilinin mazeretinin belgelenmediğinden reddine karar verildiği, dosya kapsamından mazeret dilekçesi ekinde davacı vekilinin kapalı patella kırığı olduğundan 10 gün raporlu olduğunun belgelendiği, bir önceki celse ise tahkikat aşaması bitmeden ve tanık dinlenmeden sözlü yargılama aşamasına geçildiğinin ihtar edildiği, ancak HMK.'nın 186 maddesi gereği mahkeme tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte taraflara hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla davet etmesi gerektiği, bu ihtarda hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceğinin açıkça bildirilmesi gerektiği, HMK 186/2 fıkrası gereği sözlü yargılamada taraflara son sözlerinin sorulacağı, HMK 184 de mahkeme tarafların tahkikatın tüm açıklamalarından sonra tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse tahkikatının bittiğini taraflara tefhim edeceği ve tarafların tüm toplanan delilleri incelendikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara esas hakkında açıklama yapabilmeleri için söz vermesi gerektiği, taraflardan birinin duruşmaya gelmemesi kabul edilebilir bir mazerete dayanılarak bildirildiği takdirde yeni bir duruşma gününün tayin edilerek taraflara bildirilmesi gerektiği, mahkemenin bu usuli hükümlerini yerine getirmediği anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle son söz söyleme hakkı verilmeden yargılamayı bitirdiği ve mazereti belgelenmesine rağmen reddettiği..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, Dairenin kararı doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir. V. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İKİNCİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Mahkememizce kaldırma ilamı doğrultusunda yargılama yapılmış, mahkememizce 04/05/2017 tarihli celsede ... adlı tanığın adresini bildirmesi için ihtaratlı süre verilmiş, kesin sürenin sonuçları hatırlatılmış, davacı vekili 16/05/2017 tarihli dilekçesiyle tanığın mernis adresine tebligat çıkarılmasını talep etmiş, ancak ne adres ne de mernis için gerekli bulunan TC kimlik numarasını bildirmediği görülmüştür. Bu nedenle tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiştir. Dinlenen diğer davacı tanıkları ve dosya kapsamı dikkate alınarak, somut olayda davacı ... davalının eylemlerinden dolayı kişilik haklarının zedelendiğini belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da, 30 asliye hukuk mahkemesinde, 4. asliye ticaret mahkemesinde ve 7. asliye ticaret mahkemesinde açılan davalarda ve tanık ifadelerinde; davalının özellikle davacının şahsına karşı yürüttüğü bir kampanya veya küçük düşürme olayının ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Doğrudan davacıyı hedef almayan ve somut bir hakaret içermeyen dedikodudan öteye geçmeyen bir takım konuşmalardan dolayı menavi tazminat istenemeyeceği, bunun sonucu olarak manevi tazminat istemenin şartlarının gerçekleşmediği..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. VI. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesini tekrar ederek, davaya konu edilen sözlerin müvekkilinin kişilik haklarını zedelediğini, bu nedenle maddi ve manevi zararın oluştuğunu, mahkemece toplanan delil ve tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Dava, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde ve hukukun uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemesine, dinlenen tanık beyanlarına ve haksız fiilin somut delillerle ispatlanamamasına göre İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkiline ait ... Otomasyon ve Akaryakıt Sistemleri A.Ş.'nin Türkiye ve dünyada başarılarıyla tanınan, ihracat yapan köklü ve itibarlı bir firma olduğunu, davalının...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti.'ndeki hisselerinin tamamını davacıya ait ... Otomasyon ve Akaryakıt Sistemleri A.Ş.’ye 11.01.2013 tarihli sözleşme ile satıp devrettiğini, davalının ...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ticari veya organik herhangi bir bağı ve ilişkisi kalmadığını, davalının söz konusu şirketteki hisselerini sözleşme ile devretmesinden ve tüm devir işlemlerinin bitmesinden sonra müvekkilinden 1.000.000,00 TL daha fazladan para talep ettiğini, bu talebin müvekkili tarafından kabul edilmemesi üzerine davalının müvekkilinin davalının firmasını davalıyı kandırarak, aldatarak hile ile ve davalıyı dolandırılarak elinden aldığı yönünde çalıştıkları sektörde dedikodular yaydığını, bu şekilde davalının müvekkilinin kişilik haklarına saldıran söylemler ve eylemlerde bulunduğunu, müvekkilinin kişilik hakkı olan “ad üzerindeki hakkı” dikkate alınmaksızın, eksik inceleme sonucu manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının müvekkilinin adını izinsiz ve asılsız şekilde kullandığını, müvekkilinin piyasadaki saygınlığını ve ticari itibarını zedelediğini, alenen kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, davalının ayrıca müvekkilinin yurtdışındaki müşterilerine müvekkilinin kendisinin ortağı olduğunu söylediğini, hisselerini devrettiği...Petrol Ekipmanları San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde devirden sonra da çalışan eski elemanlarını ayartarak, müvekkiline ait şirketlerin müşterileri ile kendisinin ticari sözleşmeler imzaladığını, haksız kazanç elde ettiğini, bu hususun tanık beyanları ile de sabit olduğunu, mahkemenin 4721 sayılı TMK’nun 26 ıncı maddesinden doğan “adın korunması” hakkını dikkate almadığını, mahkemenin gerekçeli kararında önemsiz bir dedikoduymuş gibi gösterilen bu eylemlerin hukukumuzda açıkça “haksız rekabet” ve “kişilik haklarına saldırı niteliğinde haksız fiil” olarak değerlendirildiğini, davalının müvekkili hakkında “dolandırıcı” sözünü kullandığı yönünde tanık beyanlarının bulunduğunu, tanık beyanları dikkate alınmadan karar verildiğini, mahkemece davacı tanığı ...'in taraflarınca adresi bildirilmediği gerekçesi ile tanığın dinlenmesine ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VIII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/4553 E., 2023/5635 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddeleri.
7. Hukuk Dairesi         2023/4553 E.  ,  2023/5635 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/382 E., 2022/541 K. ASIL VE BİRLEŞTİRİLEN DAVADA Taraflar arasındaki asıl davada taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil ile birleştirilen davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle alacak davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda ... ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 12.04.2023 ... ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi duruşma talepli olarak istenilmiş olmakla, karar düzeltme aşamasında yapılan duruşma talebinin reddine karar verildikten sonra dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı ... vekili asıl davada; davalı ...'nin adına kayıtlı Üsküdar Çengelköy 914 ada 29 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesinin 29.03.1985 tarihli düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesi ile ...'a satışının vaat ve taahhüt edildiğini, ... tarafından satış vaadine konu bu taşınmazın düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile 11.04.2002 tarihinde davacıya devrinin taahhüt edildiğini, kararlaştırılan satış bedelinin tamamının defaten ödendiğini; ancak tapuda tescil işlemi yapılamadığını ileri sürerek davalılar adına kayıtlı hissenin iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. 2. Davacı ... vekili birleştirilen davada; davalıların murisi Kalyopi'nin kendi adına asaleten kardeşi ... hissesi adına vekâleten 1985 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdettiğini, bu sözleşme uyarınca dava dışı ... ...'a devri taahhüt edilen hissenin ... ... tarafından davacı ...'e 11.04.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile temlik edildiğini, ...'in 2003 yılında ...'nin hissesi olan 1/8 payı adına tescil ettirdiğini; fakat daha sonra ... mirasçıları tarafından ... aleyhine tapu iptali ve tescil istemli dava ikâme edildiğini, davanın kabul edilerek hissenin tekrar ... mirasçıları adına tescil edildiğini, Kalyopi'nin erkek kardeşi ...'nin 23.04.1979 tarihinde vefat ettiğini gizlediğini, vekâlet görevini kötüye kullanması nedeniyle davacının zarara uğradığını belirterek öncelikle Kalyopi adına kayıtlı 1/8 hissenin iptali ile davacı adına tescili, ikinci kademede taşınmazın satış tarihindeki rayiç bedelinin güncelleme yapılmak suretiyle ve diğer oluşan zararların davalılardan tahsilini talep etmiştir. 3. Davacı ... yargılama sırasında 04.12.2020 tarihli sözleşme ile dava sonucunda elde edilecek hak ve alacaklarını ...'a; 04.08.2022 tarihli sözleşme ile ...'e temlik etmiş, bahsi geçen kişiler davaya davacı olarak dahil edilmiştir. II. CEVAP 1. Davalılar vekili asıl davada sunduğu cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının kötü niyetli olduğunu, 2002 yılında yapılan sözleşmede bedelin 50.000,00 TL olarak gösterilmesinin sözleşmenin muvazaalı yapıldığına karine teşkil ettiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Birleştirilen davada ise davalılar vekili; asıl davada yapılan Adli Tıp Kurumu incelemesinde ödeme belgesindeki imzanın murislerine ait olduğunun tespit edilemediğini, dava dilekçesinde hem sebepsiz zenginleşme hem haksız fiile dayanıldığını, her ikisi yönünden de 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemece 28.09.2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. IV- BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin 28.09.2017 tarihli kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 09.07.2018 tarih ve 2017/6091 Esas, 2018/5193 Karar sayılı ilâmı ile, "Somut olaya gelince; 29.03.1985 tarihi, 26042 yevmiyeli satış vaadi sözleşmesiyle, vaad bedelinin 2.000.000 TL olduğu, bunun 1 milyonunun nakden ve tamamen ödendiği, kalan bir milyonluk kısmının da satıcılar adına hükmen tescili tarihinden itibaren bir yıl içinde ödeneceği belirtilmiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili temyiz dilekçesine eklediği 15.05.1985 tarihli fotokopi belge ile bakiye vaad bedelinin de ödendiğini ileri sürdüğünden bu belge de değerlendirilmeli, bedelin tamamının ödendiği kanaatine varılırsa davanın kabulüne karar verilmeli; aksi halde Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın satış vaadine konu kısmının dava tarihindeki rayiç değeri hesaplanarak satış vaadi sözleşmesinde ödendiği belirtilen 1.000.000 eski TL, taşınmazın değerine oranlanıp hesaplanmalı, satış vaadinde bulunan Kalyopi mirasçıları adına depo ettirilmesi için davacıya süre verildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir. "denilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararıyla; asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuş Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmında; hükmün onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR DÜZELTME A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran Dairemizin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. B. Karar Düzeltme Sebepleri Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili; bozma ilâmının gereklerinin yerine getirilmediğini, 15.05.1985 tarihli belgenin yeterince incelenmediğini, rayiç bedel ve oranlamanın hatalı yapıldığını, hesaplamada dava tarihinin hatalı alındığını, yapılan hesaplamanın oranlama yapılmadan emsallere aykırı yapıldığını, faiziyle dava tarihine kadar işlemiş miktarın dikkate alınması gerektiğini, depo edilen miktarın düşük olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, birleştirilen dava yönünden davacının iyi niyetli olmadığını ve tazminat talep edemeyeceğini, Devletin yolsuz tescilden sorumlu olduğunu, birleştirilen davada vekâlet ücreti hesaplamasının hatalı olduğunu, birleştirilen davanın istinaf yoluna tâbi olduğunu, birleştirmenin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada vekâlet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil, terditli alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 ... maddesi, 438 ... maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanun'un temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin, yine aynı maddenin ikinci fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine istinaf yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 427 ile 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı, yani bu kararlara ilişkin dosyaların bölge adliye mahkemelerine gönderilemeyeceği belirtilmiştir. Bu durumda 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen kararlar, kanun yoluna başvurma tarihi ne olursa olsun, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 nci ve 444 üncü maddelerindeki temyize ilişkin hükümlere tâbi olup, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, 20 Temmuz 2016 tarihinde ve sonrasında verilen temyiz incelemesinden geçmeyen kararlara karşı yasa yoluna gidilmesi hâlinde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-360 ncı maddesindeki istinafa ilişkin hükümlerinin uygulanması için bölge adliye mahkemesine gönderilmesi zorunludur. 2. Hemen belirtilmelidir ki, daha önce Yargıtay denetiminden geçen asıl davanın “İstinaf” kanun yoluna tâbi olmadığı açıktır. Ne var ki, birleştirilen İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/247 Esas sayılı dava yönünden ise karar tarihi 04.10.2022 olup, bu dava ile ilgili daha önce Yargıtayın bir denetimi de söz konusu olmadığından, anılan kararların ''İstinaf'' kanun yoluna tâbi olduğu anlaşılmaktadır. 3. Hâl böyle olunca, davaların birleşmekle bağımsız dava olma özelliğini kaybetmedikleri gözetilerek, ''İstinaf'' kanun yoluna tâbi olduğu anlaşılan birleştirilen dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi, sonucunda verilen kararın temyiz edilmesi hâlinde dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmesi (anılan dosyalar temyiz edilmese dahi temyize tâbi olan asıl davanın gönderilmesi) için dosyanın Yerel Mahkemesine iadesi gerekmektedir. 4. Hükmün temyiz incelemesi sonucunda Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmiş ise de; yazılı sebeple Mahkemesine iadesi gerekirken maddi hata nedeniyle onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, asıl ve birleştirilen davada davalılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama ilâmı kaldırılarak yukarıda belirtilen gerekçeler ile dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 12.04.2023 tarih ve 2023/125 Esas, 2023/2154 Karar sayılı ilâmının KALDIRILMASINA, Peşin alınan düzeltme harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE, 22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2013/16386 E., 2015/3174 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HUMK nun 434/3 (HMK 352-366) maddesi gereği ek kararın usulen ilgililere tebliğinden ve ek kararın temyiz süresi beklendikten sonra diğer tarafların talebi yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE 23.02.2015 tarihinde
17. Hukuk Dairesi         2013/16386 E.  ,  2015/3174 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Hükmü temyiz eden davalı ... vekilinin muhtıraya rağmen temyiz harç ve masraflarını ödememiş olduğundan bahisle mahkemece 19.07.2013 tarihli ek karar ile bu davalının temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiş, ancak ek karar adı geçen davalıya tebliğ edilmemiştir. HUMK nun 434/3 (HMK 352-366) maddesi gereği ek kararın usulen ilgililere tebliğinden ve ek kararın temyiz süresi beklendikten sonra diğer tarafların talebi yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE 23.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

(Olay) İstinaf duruşmasına davacı (A) mazeretsiz olarak katılmamıştır. Ancak mahkemece belirlenen giderleri süresi içinde yatırmıştır. Bu durumda BAM nasıl hareket eder?

A) Dosya işlemden kaldırılır.
B) Dava açılmamış sayılır.
C) Tahkikat yokluğunda yapılarak karar verilir.
D) Yeni bir duruşma günü verilir.
E) Başvuru reddedilir.