6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 365

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 365. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 365- (1) Temyiz dilekçesi, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya Yargıtayın bozması üzerine hüküm veren ilk derece mahkemesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilir. (2) Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmişse temyiz defterine kaydolunur ve durum derhâl kararı temyiz edilen mahkemeye bildirilir. (3) Temyiz edene ücretsiz bir alındı belgesi verilir. Kıyas yoluyla uygulanacak hükümler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

67 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2023/8559 E., 2024/4281 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
İİK’nın 365/1 maddesi icra mahkemesinin istinaf yolu başvurunun HMK’nun ilgili hükümleri gereğince reddedileceği düzenlendiğinden İİK 365/son maddesi konuluş amacı da olmasa dahi istinaf mahkemesi, istinaf başvurusunu geri çevirmeyip karar bağlamakla görevlidir.
12. Hukuk Dairesi         2023/8559 E.  ,  2024/4281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 02.03.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 365/1. maddesinde; “İstinaf yoluna başvurma, yasal süre geçtikten sonra yapılır veya istinaf yoluna başvurulmasına olanak bulunmayan bir karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz veya şikâyetin reddine yahut süresi geçmiş bir şikâyete ilişkin olursa, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri gereğince istem icra mahkemesince reddedilir” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Bölge adliye mahkemesi, birinci fıkra kapsamına girdiği hâlde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar” düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, temyizen incelenmesi istenen karar, usulsüz tebligat şikayetinin süreden reddine ilişkin olup, anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Buna göre, Dairemizce incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, İİK’nun 365/1-son maddesinde belirtildiği üzere KESİN nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK'nun 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 366.maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352.maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin (REDDİNE), 02.05.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı: Bölge Adliye Mahkemelerinin şikayetin süreden reddi kararının İİK’nın 2.3.2005 tarih 5311 sayılı kanunun 26.maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK’nın 365/1-son maddesi gereğince kesin nitelikte olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından temyiz başvuru isteminin reddine karar verilmiştir. Bu karar aşağıda yazdığım gerekçelerle katılamayacağım. İstinaf (Bölge Adliye) Mahkemelerinin kurulmasını takiben 02.03.2005 tarih 5311 sayılı kanun ile İİK’nın 363-366 maddeleri değiştirilerek kanun yolları yeniden düzenlenmiş ve değiştirilen bu yeni hükümler, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği “20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. İstinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce verilen icra mahkemesi kararları hakkında 5311 sayılı kanunun geçici 7. maddesi uyarınca bunlar kesinleşinceye kadar İİK’nın 5311 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerin uygulanmasına devam edilir.” hükmü düzenlenmiştir. İİK’nın 365.maddesinin İİK’nın 18.02.1968 tarihli ve 538 sayılı kanunun 141. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hali: “Temyiz kanuni müddet geçtikten sonra yapılan ve temyizi kabil olmayan bir karara taalluk ederse tetkik mercii temyiz takibinin reddine karar verir” şeklinde iken 538 sayılı 18.02.1965 tarihli değişiklik sonucunda; “Temyiz, kanuni müddet geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara veya vazgeçme sebebiyle itiraz ve şikayetin reddine veyahut müddeti geçmiş bir şikayete taalluk eder ise tetkik mercii temyiz talebinin reddine karar verir” şeklinde düzenlenmiştir. İİK’nın 365/2. maddesine göre temyiz eden ret kararın kabul etmez ise temyiz dilekçesi diğer tarafa tebliğ edildikten sonra karar sureti ve verilmişse Cevap layihası ile birlikte Yargıtay’a gönderilir. Şu kadar ki, bu halde satış dahil hiçbir icra muamelesi …….” 06.06.1985 tarih 3222 sayılı kanun 46. maddesi ile İİK’nın 365. maddesine son fıkra olarak eklenen fıkra “Yargıtay, birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyip doğrudan karar bağlar.” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır. Bu hükmün konulma sebebi Yargıtay 01.02.1984 gün ve 1983/9 esas sayılı İçtihadı Birleştirme Kanunu HUMK 432/4. maddenin yorumlanması şeklinden kaynaklanmaktadır. Bu karara göre yasal süresi geçtikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan mahkeme kararlarında yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. İİK 368/son fıkra ile ilgili hükümet gerekçesinde bu durumun işlerin lüzumsuz uzamasına neden olduğu, 365. maddeye bir fıkra eklenerek Yargıtayın bu gibi dosyalar hakkında karar verebilmesinin sağlandığı vurgulanmıştır. Yine 3222 sayılı Kanun’a ilişkin İİK’nun 365/son fıkrası “ Bölge Adliye Mahkemesi, birinci fıkrası kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. İİK’nın 365/1 maddesi icra mahkemesinin istinaf yolu başvurunun HMK’nun ilgili hükümleri gereğince reddedileceği düzenlendiğinden İİK 365/son maddesi konuluş amacı da olmasa dahi istinaf mahkemesi, istinaf başvurusunu geri çevirmeyip karar bağlamakla görevlidir. Bu hükme göre icra mahkemesinin istinaf isteminin reddi konusunda HMK’nun ilgili hükümlerinin uygulanması zorunludur. Bu ilgili hüküm HMK ‘nun 346/1 fıkrası olup İcra mahkeme kararı için de uygulanması gereken HMK’nun ‘istinaf dilekçesinin reddi’ başlıklı 346. maddesinin birinci fıkrasına göre “ İstinaf dilekçesi kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkemece istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak sureti ile ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder. İstinaf mahkemesi İİK 363. maddesinde sayılan istinafı kabil olmayan bir karar söz konusu ise veya istinaf istemi süreden değil istinaf isteminin reddine karar verir. İİK’nın 365/2 fıkrası da istinaf isteminin icra mahkemesince reddi kararının istinaf edilmesi halinde bu karanın hukuka uygunluğunun istinaf mahkemesince yapılacağını düzenlemektedir. İcra mahkemesi istinaf dilekçesinin reddine karar vermeden dosyayı istinaf mahkemesine gönderir. HMK’nun 352. maddesi ön inceleme başlıklı olup kararın kesin olması veya başvuru süresi içinde yapılması halinde istinaf mahkemesi gerekli kararı (şikayetin reddi) verir. İcra ve İflas Kanunu 365.maddesinde bu konuda istinaf mahkemesince verilen kararın temyiz yolunun kapalı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi HMK’nun 362.maddesinin göndermesi ile 352 maddesinde de bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. İcra mahkemesi İİK’nın 365/1 fıkrasına girdiği halde istinaf isteminin reddine karar vermeden İstinaf başvurusunun Bölge Adliye (istinaf) Mahkemesine gönderir ise istinaf mahkemesince verilecek karara karşı temyiz yolu açıktır. İİK’nun 365/son fıkrasında “Bölge Adliye Mahkemesi birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan ‘kesin ‘ karar bağlar.” fıkrasının lafzi yorumundan hareketle bu yöndeki istinaf mahkeme kararının kesin olduğu, temyiz yolunun kapalı olduğu sonucuna varılamaz. Aksi halde aynı konuda İcra Mahkemesi istinaf isteminin reddine karar vermiş ise bu kararın istinaf istemine karşı istinaf mahkeme kararı kesin olur iken, istinaf başvurusunun doğrudan istinaf mahkemesince gönderilmesi halinde istinaf mahkeme karanının temyiz yolunun açık olması gibi çelişkili ve adalete erişim hakkının özünü etkileyen bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Oysa İİK’nın 365/son hükmü, 5311 sayılı kanun değişikliği öncesinde mevcut “ İcra mahkemesinin temyiz talebini reddetmesi” başlıklı eski İİK 365/son fıkrası hükmünün tekrarından ibaret olup önceki düzenlemede anılan fıkra “… reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyi doğrudan karar bağlar” şeklinde iken yeni düzenlemede “ reddine karar verilmemiş başvuruyu (istinaf) geri çevirmeyip doğrudan ‘kesin‘ karar bağlar” ifadesine yer verilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi 01.02.1984 gün ve 1983/9 esas sayılı içtihadı birleştirme karanının aksine yasal süresi geçirildikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan kararlara karşı temyiz isteminin reddine karar verilmeden Yargıtay’a gönderilmesi durumunda işin süratle sonuçlanması için dosyanın Yargıtay’ca mahkemesine geri çevrilme imkanı kaldırarak ve bu konuda Yargtay’ca doğrudan karar verilmesini sağlamak amacı ile bu hüküm ihdas edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete geçtikten sonra İİK 365/son fıkrasında yazılı halde istinaf mahkemesi karanının kesin olduğu söylenemez. İstinaf mahkemesi, süresi geçtikten sonra istinaf isteminde bulunulduğunu veya istemin konu itibariyle kesin olduğunu tespit eder ise istinaf isteminin reddine karar verir. Ancak icra mahkeme kararı istinafı edilebilen bir karar olup da şikayetin süre yönünden reddine ilişkin ise, istinaf mahkemesi bu karar karşı istinaf istemini esastan inceleyip sonucuna öre bir karar verir yönünde verilen kararlar İİK 364 madde hükmü uyarınca temyiz edilir ise Yargıtayın Özel Dairesi temyiz incelemesi sonucunda bu kararları onayabilir, kararları doğru bulmaz ise işin esasının incelenmesi için usul yönünden bozma kararı verir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin son 3-4 yıldır verdiği kararlarda şikayetin sürede reddine ilişkin istinaf mahkeme kararı doğru ise İİK 365/son fıkra hükmü uyarınca kesin nitelikte olduğu belirtilerek temyiz başvurusu talebinin reddine karar verilmekte, istinaf mahkeme kararı hukuku oylar ise bu kez temyizi kabil olduğu konusu ile bozma kararı verilmektedir. Somut olayda 103 davetiyesi tebliğ işleminin öğrenme tarihi itibariyle düzeltilmesi şikayetinin reddine ilişkin kararın istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince esastan red kararının verildiği bu karara karşı temyiz yoluna başvurulduğu görülmektedir. Yukarıda açıklanan ilke ve kuralar uyarınca bu karar temyizi kabil olduğundan işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi görüşünde olduğumdan, çoğunluğun “somut olayda temyizen incelenmesi istenen karar usulen tebliğ şikayetinin yasal süre aşımından reddine ilişkin olup anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır.” şeklindeki gerekçe ile kararın kesin nitelikte olduğundan bahisle temyiz başvuru talebinin reddi yönündeki çoğunluk kararına katılamıyorum. 02.05.2024

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2024/2898 E., 2024/6479 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK’nın 365/1 maddesi icra mahkemesinin istinaf yolu başvurunun HMK’nın ilgili hükümleri gereğince reddedileceği düzenlendiğinden İİK 365/son maddesi konuluş amacı da olmasa dahi istinaf mahkemesi, istinaf başvurusunu geri çevirmeyip karar bağlamakla görevlidir.
12. Hukuk Dairesi         2024/2898 E.  ,  2024/6479 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi DAVALILAR : ..., ... Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 02.03.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 365/1. maddesinde; “İstinaf yoluna başvurma, yasal süre geçtikten sonra yapılır veya istinaf yoluna başvurulmasına olanak bulunmayan bir karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz veya şikâyetin reddine yahut süresi geçmiş bir şikâyete ilişkin olursa, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri gereğince istem icra mahkemesince reddedilir” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Bölge adliye mahkemesi, birinci fıkra kapsamına girdiği hâlde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar.” düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, temyizen incelenmesi istenen karar, ihalenin feshi şikayetinin yasal 7 günlük süre aşımından reddine ilişkin olup, anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Buna göre, Dairemizce incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, İİK’nın 365/1-son maddesinde belirtildiği üzere KESİN nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK'nın 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 366. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352. maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin (REDDİNE), 25.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Üye Dr. ...'in Karşı OyYazısı; Dairemizin çoğunluk kararı ile Bölge Adliye Mahkemelerinin şikayetin süreden reddi kararının İİK’nın 2.3.2005 tarih 5311 sayılı kanunun 26. maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK’nın 365/1-son maddesi gereğince kesin nitelikte olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından temyiz başvuru isteminin reddine karar verilmiştir. Bu karar aşağıda yazdığım gerekçelerle katılamayacağım. İstinaf (Bölge Adliye) Mahkemelerinin kurulmasını takiben 2.3.2005 tarih 5311 sayılı kanun ile İİK’nın 363-366 maddeleri değiştirilerek kanun yolları yeniden düzenlenmiş ve değiştirilen bu yeni hükümler, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği “20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. İstinaf mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.7.2016 tarihinden önce verilen icra mahkemesi kararları hakkında 5311 sayılı kanunun geçici 7. maddesi uyarınca bunlar kesinleşinceye kadar İİK’nın 5311 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerin uygulanmasına devam edilir.” hükmü düzenlenmiştir. İİK’nın 365. maddesinin İİK’nın 18.2.1968 tarihli ve 538 sayılı kanunun 141. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hali: “Temyiz kanuni müddet geçtikten sonra yapılan ve temyizi kabil olmayan bir karara taalluk ederse tetkik mercii temyiz takibinin reddine karar verir” şeklinde iken 538 sayılı 18.02.1965 tarihli değişiklik sonucunda; “Temyiz, kanuni müddet geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara veya vazgeçme sebebiyle itiraz ve şikayetin reddine veyahut müddeti geçmiş bir şikayete taalluk eder ise tetkik mercii temyiz talebinin reddine karar verir” şeklinde düzenlenmiştir. İİK’nın 365/2 maddesine göre temyiz eden ret kararın kabul etmez ise temyiz dilekçesi diğer tarafa tebliğ edildikten sonra karar sureti ve verilmişse Cevap layihası ile birlikte Yargıtay’a gönderilir. Şu kadar ki, bu halde satış dahil hiçbir icra muamelesi …….” 6.6.1985 tarih 3222 sayılı kanun 46. maddesi ile İİK’nın 365. maddesine son fıkra olarak eklenen fıkra “Yargıtay, birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyip doğrudan karar bağlar.” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır. Bu hükmün konulma sebebi Yargıtay 1.2.1984 gün ve 1983/9 Esas sayılı İçtihadı Birleştirme Kanunu HUMK 432/4. maddenin yorumlanması şeklinden kaynaklanmaktadır. Bu karara göre yasal süresi geçtikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan mahkeme kararlarında yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, Yargıtay’ca inceleme yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. İİK 368/son fıkra ile ilgili hüküm gerekçesinde bu durumun işlerin lüzumsuz uzamasına neden olduğu, 365. maddeye bir fıkra eklenerek Yargıtayın bu gibi dosyalar hakkında karar verebilmesinin sağlandığı vurgulanmıştır. Yine 3222 sayılı Kanun’a ilişkin İİK’nın 365/son fıkrası “ Bölge Adliye Mahkemesi, birinci fıkrası kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. İİK’nın 365/1 maddesi icra mahkemesinin istinaf yolu başvurunun HMK’nın ilgili hükümleri gereğince reddedileceği düzenlendiğinden İİK 365/son maddesi konuluş amacı da olmasa dahi istinaf mahkemesi, istinaf başvurusunu geri çevirmeyip karar bağlamakla görevlidir. Bu hükme göre icra mahkemesinin istinaf isteminin reddi konusunda HMK’nın ilgili hükümlerinin uygulanması zorunludur. Bu ilgili hüküm HMK‘nın 346/1 fıkrası olup İcra mahkeme kararı için de uygulanması gereken HMK’nın ‘istinaf dilekçesinin reddi’ başlıklı 346. maddesinin birinci fıkrasına göre “ İstinaf dilekçesi kanuni süre geçtikten sonra verilir ESAS NO : 2024/2898 veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkemece istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak sureti ile ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder. İstinaf mahkemesi İİK 363. maddesinde sayılan istinafı kabil olmayan bir karar söz konusu ise veya istinaf istemi süreden değil istinaf isteminin reddine karar verir. İİK’nın 365/2 fıkrası da istinaf isteminin icra mahkemesince reddi kararının istinaf edilmesi halinde bu karanın hukuka uygunluğunun istinaf mahkemesince yapılacağını düzenlemektedir. İcra mahkemesi istinaf dilekçesinin reddine karar vermeden dosyayı istinaf mahkemesine gönderir. HMK’nın 352. maddesi ön inceleme başlıklı olup kararın kesin olması veya başvuru süresi içinde yapılması halinde istinaf mahkemesi gerekli kararı (şikayetin reddi) verir. İcra ve İflas Kanunu 365. maddesinde bu konuda istinaf mahkemesince verilen kararın temyiz yolunun kapalı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi HMK’nın 362. maddesinin göndermesi ile 352 maddesinde de bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır. İcra mahkemesi İİK’nın 365/1 fıkrasına girdiği halde istinaf isteminin reddine karar vermeden İstinaf başvurusunun Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesine gönderir ise istinaf mahkemesince verilecek karara karşı temyiz yolu açıktır. İİK’nın 365/son fıkrasında “Bölge Adliye Mahkemesi birinci fıkra kapsamına girdiği halde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan ‘kesin ‘ karar bağlar.” fıkrasının lafzi yorumundan hareketle bu yöndeki istinaf mahkeme kararının kesin olduğu, temyiz yolunun kapalı olduğu sonucuna varılamaz. Aksi halde aynı konuda İcra Mahkemesi istinaf isteminin reddine karar vermiş ise bu kararın istinaf istemine karşı istinaf mahkeme kararı kesin olur iken, istinaf başvurusunun doğrudan istinaf mahkemesince gönderilmesi halinde istinaf mahkeme karanının temyiz yolunun açık olması gibi çelişkili ve adalete erişim hakkının özünü etkileyen bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Oysa İİK’nın 365/son hükmü, 5311 sayılı kanun değişikliği öncesinde mevcut “İcra mahkemesinin temyiz talebini reddetmesi” başlıklı eski İİK 365/son fıkrası hükmünün tekrarından ibaret olup önceki düzenlemede anılan fıkra “… reddine karar verilmemiş temyiz talebini geri çevirmeyi doğrudan karar bağlar” şeklinde iken yeni düzenlemede “ reddine karar verilmemiş başvuruyu (istinaf) geri çevirmeyip doğrudan ‘kesin‘ karar bağlar” ifadesine yer verilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi 1.2.1984 gün ve 1983/9 Esas sayılı içtihadı birleştirme karanının aksine yasal süresi geçirildikten sonra temyiz edilen veya temyiz kabiliyeti bulunmayan kararlara karşı temyiz isteminin reddine karar verilmeden Yargıtay’a gönderilmesi durumunda işin süratle sonuçlanması için dosyanın Yargıtay’ca mahkemesine geri çevrilme imkanı kaldırarak ve bu konuda Yargtay’ca doğrudan karar verilmesini sağlamak amacı ile bu hüküm ihdas edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete geçtikten sonra İİK 365/son fıkrasında yazılı halde istinaf mahkemesi karanının kesin olduğu söylenemez. İstinaf mahkemesi, süresi geçtikten sonra istinaf isteminde bulunulduğunu veya istemin konu itibariyle kesin olduğunu tespit eder ise istinaf isteminin reddine karar verir. Ancak icra mahkeme kararı istinafı edilebilen bir karar olup da şikayetin süre yönünden reddine ilişkin ise, istinaf mahkemesi bu karar karşı istinaf istemini esastan inceleyip sonucuna öre bir karar verir yönünde verilen kararlar İİK 364 madde hükmü uyarınca temyiz edilir ise Yargıtayın Özel Dairesi temyiz incelemesi sonucunda bu kararları onayabilir, kararları doğru bulmaz ise işin esasının incelenmesi için usul yönünden bozma kararı verir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin son 3-4 yıldır verdiği kararlarda şikayetin sürede reddine ilişkin istinaf mahkeme kararı doğru ise İİK 365/son fıkra hükmü uyarınca kesin nitelikte olduğu belirtilerek temyiz başvurusu talebinin reddine karar verilmekte, istinaf ESAS NO : 2024/2898 mahkeme kararı hukuku oylar ise bu kez temyizi kabil olduğu konusu ile bozma kararı verilmektedir. Somut olayda ihalenin feshi şikayetinin icra mahkemesince reddine ilişkin icra mahkemesi kararına karşı istinaf istemi üzerine istinaf mahkemesince, icra mahkeme kararını kaldırarak şikayetin süre yönünden reddine karar verdiği bu karara karşı temyiz yoluna başvurulduğu görülmektedir. Yukarıda açıklanan ilke ve kuralar uyarınca bu karar temyizi kabil olduğundan işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi görüşünde olduğumdan, çoğunluğun “somut olayda temyizen incelenmesi istenen karar usulen tebliğ şikayetinin yasal süre aşımından reddine ilişkin olup anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır.” şeklindeki İİK’nın 365/son fıkrası dayanak yapılarak karar kesin nitelikte olduğundan bahisle temyiz başvuru talebinin reddi kararına katılamıyorum. 25.06.2024
9. Hukuk Dairesi, 2021/7456 E., 2021/12373 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun temyiz dilekçesinin verilmesi usulünü düzenleyen 365. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2021/7456 E.  ,  2021/12373 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 7. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 12. İş Mahkemesi 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 1. maddesinin dördüncü bendine göre ilk derece mahkemeleri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden önce verilen kararlar, karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tabidir. 25.10.2017 tarihinden sonra verilen kararlar ise 7036 ayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine tabidir. İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibari ile yürürlükte olan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7/3. maddesi uyarınca; 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361/1.maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi tarafından verilen temyize kabil kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 92/2. maddesine göre; süre hafta olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun temyiz dilekçesinin verilmesi usulünü düzenleyen 365. maddesine göre; “(1) Temyiz dilekçesi, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya Yargıtayın bozması üzerine hüküm veren ilk derece mahkemesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilir. (2) Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmişse temyiz defterine kaydolunur ve durum derhâl kararı temyiz edilen mahkemeye bildirilir. (3) Temyiz edene ücretsiz bir alındı belgesi verilir. “ Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kıyas yoluyla uygulanabilecek hükümleri düzenleyen 366. maddesinde, bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352 nci maddeleri hükümlerinin, temyizde de kıyas yoluyla uygulanacağı düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun temyiz yolunda kıyasen uygulanabilecek hükümlerden olan 343. maddesinde ise ; “(1) İstinaf dilekçesi, kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. İstinaf dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse, o mahkemece bölge adliye mahkemesi başvuru defterine kaydolunur ve başvurana ücretsiz bir alındı belgesi verilir. (2) Kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmiş olan istinaf dilekçesi, bu mahkemece yukarıdaki fıkraya göre işlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir. Bu durum derhâl mahkemesine bildirilir. (3) İstinaf yoluna başvurma tarihi konusunda 118 inci madde hükmü uygulanır. (4)Dosya, kararı veren mahkemece, istinaf dilekçesinde gösterilen daire ile bağlı kalınmaksızın, ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilir.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 343. maddesinin 3. fıkrasında atıfta bulunulan 118. maddesine göre ise; “(1) Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır. Dava dilekçesine davalı sayısı kadar örnek eklenir. (2) Dava dilekçesinin kaydına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.” 06.08.2015 tarihli ve 29437 sayılı Bölge Adliye Ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelikte de benzer düzenlemeler bulunmakta olup, Yönetmeliğin kanun yolu başvuru işlemlerini düzenleyen 208. maddesinde de; “(1) Kanun yoluna başvuru dilekçesi, ön büro veya yazı işlerinde görevli personele teslim edilir. (2) Kanun yoluna başvuru dilekçesi harca tabi değilse hemen, harca tabi ise harç ödendikten sonra kaydedilir ve başvuru sahibine ücretsiz alındı belgesi verilir. (3) Alındı belgesi, kanun yolu dilekçesinin sisteme kaydedilmesi üzerine verilen belgedir. Alındı belgesi, mahkemenin adını, dosyanın esas ve karar numarasını, karar tarihini, tarafların ve varsa müdahillerin ad ve soyadlarını, davanın konusunu, başvurulan kanun yolu merciini, başvuru tarih ve saatini içerir. (4) Kanun yolu başvurusu, kanun yolu dilekçesinin kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. (5) Başka yer mahkemesine verilen kanun yoluna başvuru dilekçelerinde de yukarıdaki hükümler uygulanır. Başka yer yazı işleri müdürü veya görevli personel teslim aldığı dilekçe ve eklerini elektronik ortama aktarır, fizikî evrakı da gecikmeksizin ilgili mahkemeye gönderir. (6) Herhangi bir nedenle elektronik ortamda işlem yapılamaması hâlinde durum bir tutanakla tespit edilir ve işlem fizikî ortamda yapılır. Elektronik sistem açıldığında fizikî ortamda yapılan işlemler gecikmeksizin elektronik ortama aktarılır. Bu durumda kanun yolu başvuru dilekçesi tutanağın düzenlendiği tarihte verilmiş sayılır. (7) Fiziksel ortamda kanun yolu başvurusu mesai saatleri içinde yapılır. (8) Gerçek kişilerin UYAP Vatandaş Bilgi Sistemi üzerinden, tüzel kişi temsilcilerinin UYAP Kurum Bilgi Sistemi üzerinden kanun yolu başvuru dilekçeleri gönderebilmeleri için güvenli elektronik imza sahibi olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişiler elektronik ortamda yapacakları kanun yolu başvurusunun harcını elektronik ortamda mahkeme veznesinin bağlı olduğu banka hesabına aktarırlar. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sisteme kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibinin elektronik ortamda erişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur. (9) Taraf vekillerince UYAP üzerinden güvenli elektronik imza ile kanun yolu başvuru dilekçesi gönderilebilir. Bu işler için ayrıca elle atılmış imzalı belge istenmez. Avukatların UYAP Avukat Bilgi Sistemi üzerinden kanun yolu başvuru dilekçesi gönderebilmeleri için güvenli elektronik imza sahibi olmaları gerekir. Kanun yolu harçları avukat tarafından elektronik ortamda mahkeme veznesi hesabına aktarılır. Ayrıca bu işlemlerin Barokart veya kredi kartı gibi ödeme araçlarıyla yapılması sağlanabilir. Kanun yolu başvurusu, dilekçenin sisteme kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır. İşlem sonucunda başvuru sahibinin elektronik ortamda erişebileceği bir alındı belgesi oluşturulur. (10) Elektronik ortamda kanun yolu başvurusu saat 00:00’a kadar yapılabilir. (11) Kanun yoluna başvurulan dava veya işler, görevli daire doğru bir şekilde belirlendikten sonra kanun yolu formu ve dizi pusulası UYAP üzenden hazırlanarak ilgili mercie gönderilir.” hükmü bulunmaktadır. Dosya kapsamında bulunan tebliğ mazbatasına göre ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin gerekçeli kararı davacı vekiline 25.05.2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı taraf temyiz harçlarını 03.06.2021 tarihinde yatırmış, ancak temyiz dilekçesini 09.06.2021 tarihinde oluşturmuştur. Yukarıda açıklanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili hükümleri ile Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar temyiz kanun yoluna başvuran davacı taraf temyiz harçlarını 03.06.2021 tarihinde dosyaya yatırmışsa da temyizin yapıldığı tarih, temyiz dilekçesinin kaydedildiği tarihdir. Davacının UYAP sistemi Uyap sistemi Evrak İşlem Kütüğü kayıtlarına göre temyiz dilekçesini oluşturduğu tarihin 09.06.2021 (saat 10:50:52) tarihi olduğu, dilekçenin kayıt tarihinin de 09.06.2021 tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde temyiz dilekçesi iki haftalık temyiz süresi geçtikten sonra sunulmuş olup, davacı tarafın yasal süreden sonra sunduğu temyiz dilekçesi dikkate alınamayacağından, süre aşımı nedeniyle temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/09/2021 gününde oybirliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/4504 E., 2015/12980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır.
11. Hukuk Dairesi         2015/4504 E.  ,  2015/12980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :...... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/02/2015 NUMARASI : 2012/450-2015/96 Taraflar arasında görülen davada ..... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.02.2015 tarih ve 2012/450-2015/96 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. İ.. B.., davacı S.. Ü.. ve asli müdahil S.. B.. vekilleri Av. T.. Ü.. ile Av. S.. Ç.., davalı vekili Av. A.. K... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili S.. Ü..'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şirketin 5 adet otel ve 1 gece kulübü bulunduğunu, yüksek kazanç elde ettiği halde sembolik miktarda kar payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kar payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 2008 yılı sonunda geçmiş yıl karlarının 22.950.495,09TL olduğunun tespit edildiğini, yıllar itibari ile dağıtılmayan kar miktarının çok yüksek olduğunu, genel kurul öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ve mali durumu hakkında müvekkilimiz bilgilendirilmediğinden 2010 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ve özel denetçi atanması talebiyle Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadı ve karın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama aşamasında 24/10/2012 havale tarihli dilekçesi ile şirket ortaklarından S.. B.. vekili asli müdahale talebinde bulunmuş ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edildiğini, davacının davasına katıldıklarını, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaları davacının kendisinin yarattığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının TTK hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, müdahil S.. B.. yönünden de haklı sebepler bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 5 kişilik bir aile şirketi olduğu, davacı Sevgi'nin 5790/38600, S.. B..'ın 5790/38600 hissesinin bulunduğu, dava tarihi 12/07/2012 olup davanın 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olduğu, 6103 Sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, taraflar arasında 6762 sayılı TTK döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkanlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve müdahil davacının bu imkanlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/10 D.iş sayılı dosyasında da bu hususun belgelendiği, davacı ve müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, 5 ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların MK 2. maddesine aykırı olup TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı neden oluşturduğu, davacı, asli müdahil ve davalı şirketin diğer ortakları arasında ailevi ve kişisel ilişkilerin son derece bozuk olduğunun Manavgat Adliyesi'nde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, tarafların birbirlerine karşı sürekli davalar açtığı, davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalmasının şirket ortakları açısından çekilmez bir hal aldığı, bu durumun şirketi de yıpratacağı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas - 2013/251 Karar sayılı ilamı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra marifeti ile yerine getirildiği, tüm bu nedenlerle işbu davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de hukuki mütalalar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında belirtildiği üzere tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, davalı şirketin özvarlığının ve davacıların hisselerinin değerinin tespiti için bilirkişi raporları alındığı, bilirkişiler tarafından ibraz edilen raporlarda belirtilen Side Beldesi 666 ada 2, 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazların üst hakkı olduğu, 666 ada 1 ve 9 parsel sayılı taşınmazların ise mülkiyet sahibi bulunduğu, bu taşınmazların değerinin bir olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece resen 2 ve 3 nolu parsellerin 1 ve 9 nolu parselden %50,10 numaralı parselin ise %40 daha değersiz olduğu, bu farkın 10 nolu parsellin denize sıfır olmasından kaynaklanması sebebiyle hesaplama yapılarak bu eksikliğin giderildiği, 2 ve 3 numaralı parselin m² birim fiyatı 1.850,00 TL, 10 numaralı parselin m² birim fiyatı 2.220,00 TL olarak tespit edilmiş olup 3 numaralı parsel için üst hakkı kurulan 2370 m² için hesaplama yapıldığı, buna göre davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerinin karşılığının 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiği, Yargıtay kararlarında ve hukuki görüşlerde şirketin tasfiye edilmeden daha uygun çözüm yolları bulunması işaret edildiğinden 18/12/2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanı “nakdi olarak davacı ve asli müdahil davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığını” belirttiğinden en uygun çözüm yolunun davacı ve asli müdahil davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptali gerektiği kanaatiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacının iddiaları subuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden; davacı S.. Ü.. için hissesine karşılık; Antalya Manavgat Çolaklı Mahallesi 723 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Defne Dream otel işletmesi ve müştemilatının, Side Selimiye Mahallesi 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 110 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 211 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. Parsel üzerindeki 1 ila 15 numaralı bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2,6,7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı S.. Ü..'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, müdahil davacı S.. B..'a Antalya Manavgat Kısalar Köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Kumul Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side Selimiye Mahallesi 157 ada 13,14,15,16,17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 2227 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile müdahil davacı adına tesciline, müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D... D... ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir. Davacı S.. Ü.. vekili 02.03.2015 tarihli tavzih dilekçesi ile hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir. Mahkemece, 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile "ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D... ve Kumul Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir. Kararı ve 24.03.2015 tarihli tavzih kararını, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir. Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı S.. Ü.. vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı S.. Ü.., çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı S.. Ü..'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşıdığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı S.. Ü..'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır. Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyiniyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı S.. Ü..'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/ 5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur. Yine davacı S.. Ü..'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/ 415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı S.. Ü..'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur. Davacı S.. Ü.. bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır. Davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı S.. Ü.. olmayıp Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir. Davalı şirket davacı S.. Ü.., S.. B.., M... Ş.., H.. S.. Ş.. ve A.. Ş.. kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde müdahil davacı S.. B.. vekili de davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı S.. B..'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların redle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D... ve Kumul Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olmasıda nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 4- Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı S.. Ü.. vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizralarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 5- Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, (4) numaralı bette açıklanan nedenlerle davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davalı şirket yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair karara yönelik temyiz itirazlarının reddine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacı ve asli müdahilden alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 03.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa'nın 01/07/2012 tarihinde girmesinden sonra 12/07/2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa'nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir. 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirelecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK'da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK'da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa'sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa'nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirelecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa'nın 2. maddesi engeldir. Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası'nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmadığından yasanın yürürlüğe girmesinden 10 gün sonra açılan işbu davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum. KARŞIOY 1- Dava, 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca açılan haklı sebeple anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 2- Dairemiz çoğunluk görüşünde de ifade olunduğu üzere, “haklı sebeple anonim ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep etme” hakkı 6762 S. TTK’da öngörülmeyen ve 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca sermayenin enaz %10’u, HAAO da ise enaz %5’ine sahip azlık hisse sahiplerine tanınan yeni bir hak türüdür. 3- Somut olayda, davalı şirketin 5 kardeş arasında müşterek hisseli bir aile şirketi vasfında anonim ortaklık olduğu, kardeşler arasında yüksek montanlı bir çok davanın bulunduğu, tek amacı kâr etmek olar şirketin kâr paylarının dağıtılmaması sebebiyle ortaklar arasında sorunlar çıktığı, keza şirkete ve şirket hissedarına kayyım tayini, şirket tesislerinin ortak kullanımı, bilgi alma hakkının kullandırılmaması, şirketin bazı varlığının diğer ortaklardan gizlenmesi vs. sebeplerle de sorunlar çıktığı, birbirlerine çok ağır suçlamalar yönelttikleri, söz konusu sorunların davacıya atfi kabil bir kusurdan meydana geldiğinin de kanıtlanamadığı, anılan nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesi sebebinin gerçekleştiği, ancak mahkemece fesih yerine başka önlemler (şirketin bölünmesi, hisse bedelinin ödenerek dava açan ortağın çıkarılması vs.) de alınabileceği, böylesi bir çözüm tarzının tüm hissedarların yararına olduğu, yerel mahkemenin şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi koşullarının gerçekleştiğinin tespitine ilişkin kararı bu yönü itibariyle doğru olduğu halde, Dairemiz çoğunluğunca anılan sebeplerin fesih için haklı sebep teşkil etmediğine yönelik (2) no’lu bentteki değerlendirmesine katılmıyorum.
17. Hukuk Dairesi, 2013/16386 E., 2015/3174 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HUMK nun 434/3 (HMK 352-366) maddesi gereği ek kararın usulen ilgililere tebliğinden ve ek kararın temyiz süresi beklendikten sonra diğer tarafların talebi yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE 23.02.2015 tarihinde
17. Hukuk Dairesi         2013/16386 E.  ,  2015/3174 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Hükmü temyiz eden davalı ... vekilinin muhtıraya rağmen temyiz harç ve masraflarını ödememiş olduğundan bahisle mahkemece 19.07.2013 tarihli ek karar ile bu davalının temyiz etmemiş sayılmasına karar verilmiş, ancak ek karar adı geçen davalıya tebliğ edilmemiştir. HUMK nun 434/3 (HMK 352-366) maddesi gereği ek kararın usulen ilgililere tebliğinden ve ek kararın temyiz süresi beklendikten sonra diğer tarafların talebi yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE 23.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilmişse ne yapılır?

A) Dilekçe reddedilir.
B) Temyiz defterine kaydedilir ve durum kararı temyiz edilen mahkemeye bildirilir.
C) Dilekçe sahibine iade edilir.
D) Doğrudan Yargıtay'a gönderilir.
E) Posta yoluyla gönderilmesi istenir.