6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 371

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 371. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 371- (1) Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar: a) Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması. b) Dava şartlarına aykırılık bulunması. c) Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi. ç) Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması. Yargıtay kararlarının tebliği

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4.155 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/280 E., 2022/409 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
imsenen istinaf kanun yolu incelemesi sonrasında artık Yargıtayın tamamen bir hukukî denetim ve içtihat mercii olduğu, temyiz incelemesinde maddi vakıa ve delil değerlendirilmesine girilemeyeceği, sadece hukukî denetim yapılması gerektiği, HMK’nın 371. maddesi ile temyiz incelemesi kapsamının belirlendiği, bozma sebebi nispi nitelikte ise tespit edilen bozma sebebinin hükmü etkilemesi gerektiği, n
Hukuk Genel Kurulu         2022/280 E.  ,  2022/409 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı-birleşen davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Birleşen Davalı İstemi: 4. Davacı-birleşen davalı vekili dava dilekçesinde; tarafların 31.12.1999 tarihinde evlendiklerini, eşlerin evlenme tarihinde yaklaşık 60 yaşında oldukları, bu evlilikten ortak çocuklarının bulunmadığı, erkek eşin yüksek tansiyon ve vertigo hastalıklarının bulunduğunu, davalı kadının eşinin hastalıkları ile ilgilenmediğini, gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediğini, güven sarsıcı davranışlar sergilediğini, eşine hakaret ve beddua ettiğini, kocasını bir banka gibi gördüğünü ileri sürerek tarafların boşanmalarına, erkek eş yararına 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı vekili dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, dava dilekçesinde belirtildiğinin aksine davacının ağır bir hastalığının bulunmadığını, müvekkilinin davacının hastalığı süresince hep yanında olduğunu, güven sarsıcı davranış olarak anlatılan olayın erkeğin gereksiz kıskançlığından kaynaklandığını, buna karşılık erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacının eski sevgilisi Rengin Ekmekçioğlu ile görüştüğünü, davanın asıl açılma sebebinin erkeğin ilk evliliğinden olan kızı ...'un olduğunu, erkeğin eşini herkesin içerisinde küçük düşürdüğünü, onuru ile oynadığını, psikolojik şiddet uyguladığını ileri sürerek asıl davanın reddine, birleşen boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına tedbir ve yoksulluk nafakası (miktar belirtilmeksizin) ile 1.500.000USD maddi, 1.000.000USD manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesinin 16.01.2018 tarihli ve 2014/13 E., 2018/61 K. sayılı kararı ile; tarafların 31.12.1999 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, her iki tarafında ikinci evlilikleri olduğu, kadının sorumluluklarını yerine getirmediği, erkeğin hastalığında onunla ilgilenmediği, evlilik birliği içerisindeki maddi beklentileri nedeniyle eşler arasındaki geçimsizliğin arttığı, her iki tarafın da birden fazla mal varlığının bulunduğu, 2010 yılında erkeğin ilk evliliğinden olan kızı Zeynep’in önerisi üzerine eşler arasında mal paylaşımı yapılması yönünde görüşmeler yapıldığı, kadın eşin bu görüşmelerde daha fazla mal istediği, Zeynep'in kadın eşe “sen hâlâ bu evden gitmedin mi, sen ne yüzsüz kadınsın, terbiyesiz kadın, annen sana hiç terbiye vermemiş, seni hiç yetiştirmemiş” şeklinde hakaret ettiği, erkeğin bu olaya bizzat şahit olmasına rağmen kızının bu sözlerine müdahalede bulunmadığı, her iki tarafın da evliliği maddiyattan ve mal ortaklığından ibaret gördükleri, birbirlerine karşı sevgi ve saygılarının kalmadığı, geçimsizliğin asıl sebebinin “mal varlıklarını paylaşamamaktan” kaynaklandığı, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, eşit kusur nedeniyle tazminat taleplerinin reddine, kadının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyeceği anlaşıldığından tedbir ve yoksulluk nafaka taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı-birleşen davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. 8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 30.06.2020 tarihli ve 2018/1540 E., 2020/710 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince her ne kadar erkeğin eşini aldatmadığı kanaatine varılmışsa da, gerek kadın tarafından dosyaya sunulan mesajlar gerekse tanık beyanlarından erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden davranışlarının bulunduğu, hâl böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu, az kusurlu bulunan kadın yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 174/1 ve 2. maddesi uyarınca tazminat koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle kadın eş yararına 350.000TL maddi ve 150.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.03.2021 tarihli ve 2020/5361 E. ve 2021/1784 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının tüm, davacı-davalı erkeğin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 10.06.2021 tarihli ve 2021/495 E., 2021/998 K. sayılı kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile benimsenen istinaf kanun yolu incelemesi sonrasında artık Yargıtayın tamamen bir hukukî denetim ve içtihat mercii olduğu, temyiz incelemesinde maddi vakıa ve delil değerlendirilmesine girilemeyeceği, sadece hukukî denetim yapılması gerektiği, HMK’nın 371. maddesi ile temyiz incelemesi kapsamının belirlendiği, bozma sebebi nispi nitelikte ise tespit edilen bozma sebebinin hükmü etkilemesi gerektiği, nitekim karara etki eden yargılama hatası veya eksikliklerin mevcut olması hâlinde bunların bozma sebebi sayılabilmesi için ayrıca hüküm sonucunu etkilemiş olmaları gerektiği, buna karşılık dava şartlarının bulunmaması veya taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin yasal bir sebep olmadan kabul edilmemesi hâllerinin ise mutlak bozma sebebi olduğu, somut olaya gelindiğinde ise Yargıtayca temyiz incelemesi sonucunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 174. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile düzenleme altına alınan maddi-manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin hukukî denetimin yapıldığı, buna göre davalının kusurlu eylemeleri nedeniyle davacı yararına maddi-manevi tazminat ödenmesine karar verilmesinin doğru olduğunun Yargıtayın hukukî denetiminden geçerek kesinleştiği, bunun ötesinde tarafların belirlenen ekonomik ve sosyal durumları, tazminata esas fiillerin ağırlığı da değerlendirilerek TMK’nın 4. maddesi uyarınca takdir edilen tazminatların miktarlarına yönelik bozma yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bölge adliye mahkemelerince takdir edilen maddi-manevi tazminat miktarlarına ilişkin temyiz talepleri hakkında, Yargıtayca yapılacak incelemenin; niteliği ve tazminat miktarları yönünden Yargıtayın temyiz olunan kararı bozup bozamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 15. Bilindiği üzere ülkemizde iki dereceli yargı sistemi uygulanmakta iken, 2004 yılında kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ve HMK ile istinaf kanun yolu hükümlerinin düzenlenmesi, bu düzenlemeye uygun olarak 20.07.2016 tarihinde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başlaması ile üç dereceli yargı sistemine geçilmiş bulunmaktadır. 16. Kural olarak, HMK’nın 361. maddesinde de kabul edildiği üzere; bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurabilir. Aynı Kanun’un 362. maddesinde temyiz yoluna başvurulması mümkün olmayan kararlar düzenlenmiştir. Öncelikle eldeki davanın temyizi kabil kararlar kapsamında olduğu açıktır. 17. Yargıtayın bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin ve ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu temyizi kabil kararların temyiz inceleme kapsamı HMK’nın 369. maddesinin 1. fıkrasında; “Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre Yargıtay, bölge adliye mahkemesi gibi istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı bir inceleme yetkisinden ziyade tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü hususları inceleyebilir. 18. “Bozma sebepleri” HMK’nın 371. maddesinde; “(1) Yargıtay, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar, a) Hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması. b) Dava şartlarına aykırılık bulunması. c) Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi. ç) Karara etki eden yargılama hatası veya eksikliklerin bulunması” şeklinde düzenlenmiştir. Bu sebeplerin bulunması durumunda Yargıtay bölge adliye mahkemesinin kararlarını gerekçesini göstererek bozabilecektir.” şeklindeki hüküm ile düzenleme altına alınmıştır. 19. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesinde “Hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması” bozma sebebi olarak gösterilmiştir. Temyiz yolunda, istinaf mahkemesi kararı hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Temyiz, istinaf mahkemesi kararının hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. Bu hâliyle hukukumuzda en önemli temyiz sebebi bir maddi veya usul hukuk kuralının olaya hiç uygulanmaması veya yanlış uygulanmış olmasıdır (HMK m. 371/a). Zira hâkim Türk Hukukunu re'sen uygular (HMK m. 33). Hukuk deyimi Anayasayı, kanunları, kanunlara aykırı olmayan yönetmelik ve bunlara aykırı olmayan tüzükleri, örf ve adet hukukunu hatta olaya uygulanması gerekli bulunan yabancı mahkeme kararlarını da kapsamaktadır (Kuru, Baki; İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, s. 706, 707, 708 vd). 20. Davanın temelini vakıalar oluşturur. Vakıa tarafların iddia ve savunmasını dayandırdığı olaylardır. HMK’nın 194, 119/e, f ve 129/d, e maddelerine göre taraflar dava ve cevap dilekçelerinde dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Ayrıca tarafların dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. HMK’nın 25. maddesine göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Ayrıca kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. HMK’nın 187. maddesine göre, ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Aynı Kanun’un 189/4 maddesine göre ise bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. Yargıtay bu usul kurallarına aykırılık olması durumunda HMK’nın 371/c maddesinde düzenlenen “Taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi” sebebine göre bölge adliye mahkemesinin kararını bozabilecektir. 21. İlk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri derece mahkemesi olup, Yargıtay ise denetim mahkemesidir ve derece mahkemelerince verilen ve temyizen önüne gelen kararların hukuka uygunluğunu denetlemekle görevlidir. Yargıtay hukukî denetim ve içtihat mercii olup, yasal süresi içerisinde ileri sürülmeyen yeni vakıalar ve deliller Yargıtay tarafından inceleme konusu yapılamaz, delil toplanamaz, temyizen gelen dosya ve içerisinde bulunan bilgi ve belgelerle karar verir. Bununla birlikte mahkemenin vakıayı tespit ederken kanuna aykırı davranmış olması, örneğin taraflarca ileri sürülmeyen bir vakıanın re'sen dikkate alınarak hüküm verilmesi, vakıa tespitinin dosyada ki delillerle çelişik bulunması, dosyada bulunan bir delilin gözden kaçırılarak karar verilmiş olması, maddi vakıa tespitinin akla aykırı bir konuya ilişkin bulunması, hâkimin mantık kurallarına aykırı bir maddi vakıa tespiti yapması ve bunun sonucunda da yanlış bir hukukî sonuca varması hâlinde pek tabi Yargıtay bu hatalı tespit ile bağlı olmayacak ve hatalı kararı denetleyecektir. Bunların yanı sıra Yargıtay maddi vakıalara bağlanan sonuçları da denetleyecektir. Bu kapsamda Yargıtay taraflar lehine veya aleyhine hükmedilen tazminatların miktarlarını da hukukun uygulanmasında hata olduğundan denetlemekte HMK’nın 371 maddesi birinci fıkranın a bendi gereği kanundan kaynaklanan nedenle yükümlüdür. 22. Yargıtayın asıl görevi, hukukun ülke içinde içtihat birlikteliğini temin edecek şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Yargıtayın kuruluş ve vücut sebebi olan bu önemli görevi dolayısıyla bütün mahkeme hükümlerini hukukun uygulanması bakımından kontrol edebileceğini ve bu kontrol yetkisinin mutlak olduğunu kabul zarureti vardır. 23. Hâkim önüne gelen bir uyuşmazlıkla ilgili maddi vakıaları tespit ettikten sonra hukuk alanındaki faaliyetine geçer. Bu faaliyet dört aşamadan oluşur ve her aşama hukukî niteliği haiz olduğundan Yargıtayın mutlak denetimine tabidir. Hâkim ilk önce usul hükümlerine uygun olarak tespit ettiği somut olaya ilişkin vakıalara uygulanacak hukuk kuralını tespit eder. Hâkim, tespit ettiği vakıalara uygulayacağı hukuk kuralının belirlemesinde yanılmışsa, buna dayanarak vereceği hükmün de yanlış olması kaçınılmazdır. İkinci aşamada hâkim, tespit ettiği hukuk kuralının gerçek ve doğru anlamını açıklar. Hâkim hukuk kuralının açıklanmasında (tefsirinde) hataya düşerse yapacağı hukuk uygulaması da yanlış olacaktır. Üçüncü aşamada hâkim bulduğu ve açıklayarak elle tutulur hâle getirdiği hukuk kuralında yer alan soyut vakıa ile davada tespit ettiği somut vakıayı karşılaştırarak vakıanın hukukî nitelendirmesini yapar (tavsif). Burada hâkimin yaptığı nitelendirme hukukun uygulanmasına ilişkindir. Hâkim, hukukun uygulanması alanında ilk üç aşamayı doğru olarak yürüttüğü takdirde nihayet mantıken varılan hukukî sonuç ortaya çıkar. Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus; hâkimin “hukuki sonuca yönelik olarak kullandığı takdir hakkının bir hukuk meselesi” olduğu hususudur. Hâkim somut olaydaki hukuksal faaliyetin ilk üç aşamasını doğru olarak tamamladıktan sonra dördüncü aşamada vardığı hukukî sonucun “takdir hakkının” kullanılmış olduğu gerekçesiyle Yargıtay denetimine tabi olmadığı sonucuna varılamaz. Zira Yargıtayın maddi hukukun doğru olarak uygulanıp uygulanmadığı yönünden mutlak denetim yetkisi vardır. Takdir hak ve yetkisinin denetlenmesi de bir hukukîlik denetimi olup Yargıtayın yetki alanında bulunduğu da muhakkaktır. 24. Yukarıda anlatılanlarla birlikte somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; eldeki davada, ilk derece mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile kadın eşin tazminat taleplerinin reddine karar verildiği, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada ise erkeğin ağır kusurlu olduğu dolayısıyla kadın yararına maddi-manevi tazminat şartlarının oluştuğu gerekçesiyle kadın yararına 350.000TL maddi ve 150.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, Özel Dairece tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat, TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alındığında davalı-birleşen davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının çok olduğu gerekçesi ile kararın bozulduğu anlaşılmıştır. Bölge adliye mahkemesi ise, Yargıtayın temyiz incelemesinde sadece hukukî denetim yapacağı, maddi vakıa ve delil değerlendirmesi yapma yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle direnmiştir. 25. Boşanma nedeni ile oluşan maddi ve manevi tazminat TMK’nın 174. maddesinde “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu, boşanmaya sebebiyet veren olayların aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte bulunduğu, kadın yararına TMK’nın 174/1 ve 174/2. maddelerinin koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Hâkim, TMK’nın 4. maddesi, TBK’nın 50 ve 51. maddeleri gereği gerçekleşen kusurun ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ve hakkaniyet ilkesi gereği uygun bir maddi ve manevi tazminat hükmetme yetkisine sahiptir. Burada hâkime tanınan takdir hakkının maddi hukuktan kaynaklanan ve hukukî sonuca yönelik olarak kullanılan bir hukuka uygunluk sorunu olduğu tartışmasızdır. 26. Belirtilen bu nedenlerle bölge adliye mahkemesi maddi vakıa ve delilleri doğru belirlemesine rağmen bunlarla varılacak hukukî sonucu yanlış değerlendirmiş bir başka ifade ile hata yapmıştır. Özel Dairenin bu hususa değinen bozma kararı ise Yargıtayın denetimi kapsamında ve yerinde bir sonuçtur. 27. O hâlde, Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2020/2754 E., 2023/330 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3, 6 ve 7 nci maddeleri, 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesi.
8. Hukuk Dairesi         2020/2754 E.  ,  2023/330 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/214 E., 2020/532 K. KARAR : Davalı VGM vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, Diğer davalı vekilinin İstinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 22. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın, her iki davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 254 ada, 99 parselde kayıtlı 2 metrekarelik dava konusu dükkanın Sultan Mahmut Sani Vakfı adına olan 1/3 oranındaki hissesinin iptali ile bu kısmın davacının galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğu Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... (TKGM) vekili; açılan davada pasif husumet ehliyetlerinin olmadığını, davanın reddini savunmuştur. 2.Davalı ... (VGM) vekili ise davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek usulden ve esastan davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...taşınmaz malın mülk ve gedik kayıtlan incelendiğinde mülk kaydının Mimar Sinan Ağa Vakfına ait olduğunun gedik kaydının da Sultan Mahmut Han Vakfına alt olduğunun tespit edildiği, mülk kaydı ile gedik kaydı birleştikten sonra T.C. döneminde mülklerin (taviz bedeli) bedele dönüştürülmüş olduğu, mutasarrıfının taviz bedelini ödeyerek Vakıfla İlişiği kesilme hakkını kazanmış olduğu, gedik malın taşınmaz malın müteemmim cüzü durumunda olduğu ve gedik sahibinin taşınmaz malda sükna (oturma) hakkını kazandığı, dava konusu taşınmaz malın 48/96 hissesi ... Vakıflar Baş Müdürlüğü tarafından Mimar Sinanettin Yusuf Ağa adına (Mimar Sinanettin Yusuf Ağa Vakfı) tapu kütüğüne tescilini yaptırdığı, kayıtlarda sadece Mimar Sinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı'nın isminin geçtiği, gedik sahibi olan Suttan Mahmut Han Vakfının isminin geçmediği, oysaki dava konusu taşınmaz malın kalpakçı gediği olduğunun kayıtlarda belirtildiği, gedik sahibinin demirbaşların sahibi olduğu, demirbaşların istenildiğinde her zaman sökülüp bir başka yere nakledilebildiği, ancak taşınmaz malın bir başka yare taşınmasının mümkün olmadığı, gedik değerinin mülk değerinden fazla olmasının mümkün olmadığı, bu nedenle idari yoldan yapılan tescilinin hatalı olduğu, taşınmaz maldaki hissenin bu nedenle davacının vakıf evladı olduğu Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı adına tescilinin gerektiği" gerekçesi ile davanın kabulüne ve "... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 254 ada, 99 parselde kayıtlı 2 m2'lik dava konusu dükkanın Sultan Mahmut Sani Vakfı adına olan 1/3 oranındaki hissesinin iptali ile bu kısmın Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı adına tapuya tesciline" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı TKGM vekili ile davalı VGM vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı TKGM vekili istinaf başvuru dilekçesinde; görev itirazlarının değerlendirilmeden eksik incelemeye dayalı karar verildiğini, davalı kurumun yasal hasım olması nedeni ile aleyhine vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu ileri sürülerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı VGM vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı'nın mazbut vakıf olduğunu, davanın aktif husumet ehliyetinin bulunmadığından davanın esasa girilmeksizin husumetten reddi gerektiğini, davanın esası yönünden ise dava konusu taşınmazın 8,25 para (32/96) hissesinin asıl maliki olan Sultan Mahmut Sani Vakfı adına tescilinin usul ve yasaya uygun olduğunu ileri sürülerek eksik tetkik ve inceleme ürünü bilirkişi raporuna dayalı olarak verilen kararın kaldırılarak davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 1.Davalı VGM vekilinin istinaf başvurusu yönünden; davacının Mazbut Mimar Sinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı'nın galle fazlasına müstehak vakıf evladı olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edildiği, davacının evladı olduğu için dava açmakta hukuki yararı olduğu, öte yandan taşınmazın mülk kaydının "Mimar Sinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı"na ait olduğu, gedik kaydının da "Sultan Mahmut Sani Vakfı"na ait olduğu, hakkında yasalarda bir düzenleme bulunmamakla beraber gedikler sadece taşınmaz malın mütemmi cüzü olan alet ve edavatın mülkiyet hakkına sahip olup taşınmaz malın mülkiyetine sahip olmadıkları, bu nedenle Vakıflar idaresinin senevi icare-i müeccele (yıllık sonradan alınacak kira, yıllık kira geliri) miktarlarını dikkate alarak 32/96 hisseyi idari yoldan "Sultan Mahmut Sani Vakfı" adına tescil ettirmesi yolsuz tescil niteliğinde olduğu gerekçesi ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 2.Davalı TKGM vekilinin istinaf başvurusu yönünden; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 716 ıncı maddesine göre kural olarak tapu iptali ve tescil davalarında davanın kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise saptanacak mirasçılarına yöneltilerek açılacağı, aksi bir durumun kayıt malikinin taraf olmadığı bir davada kendisinin taşınmaz mülkiyetini yitirmesi sonucunu doğuracağı ve bunun hem Anayasanın 35. maddesinde teminat altında bulunan ve yine 4721 sayılı Kanun'un 683 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen mülkiyet hakkına aykırı düşeceği hem de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) temel ilkesi olan" davada karar altına alınacak hakkın ilgilisinin davacı ve davalı sıfatı ile yer alması" gereğinin zedelenmiş olacağı, zira 6100 sayılı Kanun'un 69/1 maddesi uyarınca hükmün davanın tarafları arasında kurulacağı, somut olayda davalı ... Sicil Müdürlüğünün dava konusu taşınmazda kayıt maliki olmadığı, hal böyle olunca davalı ... Sicil Müdürlüğü'nün tapu kayıt maliki olmadığı gözetilerek bu davalı yönünden pasif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle de davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d, 115/1 ve 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile davalı ... Sicil Müdürlüğünün bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/(1).b.2 maddesi gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın Tapu Sicil Müdürlüğü yönünden 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d, 115/1 ve 115/2 inci maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine; davanın ... yönünden kabulü ilei ... ili, Fatih ilçesi, Çarşı Mahallesi, 254 ada, 99 parselde kayıtlı 2 m2'lik dava konusu dükkanın Sultan Mahmut Sani Vakfı adına olan 1/3 oranındaki hissesinin iptali ile bu kısmın Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı VGM vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı VGM vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, mazbut vakıf olan Mimarisinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı'nın galle fazlasına müstehak vakıf evladı olan davacı tarafından Sultan Mahmut Sani adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile evladı olduğu vakfın adına tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3, 6 ve 7 nci maddeleri, 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1. 5737 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde, Mülhak Vakıf Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 6 ıncı ve 7 inci maddelerinde ise mazbut vakıfların ... tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanun'un (5737 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. 2. Davacının, "Mimar Sinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı"nın galleye müstehak vakıf evladı olduğunun tespitine ilişkin ... 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.12.2013 tarih ve 2013/70 E. - 2013/684 K. sayılı ilamının, Yargıtay 18.HD'nin 15.12.2014 tarih ve 2014/7174 E. - 2014/18273 K. sayılı ilamı ile onanarak ve Yargıtay 18. HD'nin 14.06.2016 tarih ve 2015/10795 E. - 2016/9556 K. sayılı ilamı ile tashihi karar incelemesi sonucunda derecattan geçmek suretiyle 14.06.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. 3. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; dava konusu vakfın mülga 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden Evahir-i Rebiülahir 869 H. (30 Aralık 1464 tarihli) vakfiyesi ile 873 H. (31 Ekim 1465 tarihli) zeyl vakfiyelerine istinaden kurulduğu ve vakfın 06.03.1963 tarihinde mazbut vakıflar arasına alındığı ve ... tarafından yönetilip temsil edildiği anlaşılmaktadır. 4...., mazbut vakıflarda 5737 sayılı Kanunun 6 ve 7 nci maddeleri gereği vakfı yönetmeye ve temsile yetkili olan kurum olup, aynı zamanda açılan davada davalı olması nedeni ile vakıf evladı tarafından Vakıf adına dava açıldığından Mazbut vakıf ile davalı VGM arasında menfaat çatışması bulunmaktadır. Mahkemece, davalı VGM'nin temsile yetkili olduğu mazbut Mimar Sinanettin Atik Yusuf Ağa Vakfı'na, Vakfın bu davada temsil edilmesi için 4721 sayılı Kanun'un 426/3 üncü maddesi kapsamında temsil kayyımı atanması konusunda dava açmak üzere davacı tarafa süre ve yetki verilmesi ve dava açılarak kayyım atanması halinde, eldeki davada vakfın temsili sağlanıp, kayyımın huzuru ile dava görülmeli, gösterdiği taktirde delilleri toplanarak bütün deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının yukarıdaki (V.C.3.1.2.3.4) bentlerde yazılı nedenlerle kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/13469 E., 2025/2359 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
n taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2023 tarihli kararı ile taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2024/13469 E.  ,  2025/2359 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1031 E., 2023/1282 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/34 E., 2018/256 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ...'un eşi ...'un 10.12.2005 tarihinde vefat ettiğini, ...'un eşinin meslek hastalığı dolayısıyla ölümü nedeniyle meslek hastalığı ölüm sigortasından gelir bağlanma talebinin reddedildiğini, Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2006/77 Esas sayılı dosyası ile eşin meslek hastalığı nedeni ile öldüğünün tespit edildiğini belirterek; davacılar murisi ...’a ölümün meslek hastalığından kaynaklandığının tespit edildiği 01.06.2016 tarihinden murisi ...'un ölüm tarihi olan 17.12.2016 tarihleri arasında maaş bağlanmasına ve maaşın miras payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili; Kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 21.06.2018 tarihli kararı ile davanın kabulüne, davacılar murisi ...'un eşi ...'un yakalanmış olduğu meslek hastalığı sonucu 10.12.2005 tarihinde ölmesi nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 20/1 maddesi gereğince 5510 sayılı Kanun'un 34. maddesi ve 54. maddesi dikkate alınarak 5510 sayılı Kanun'un 55/2 fıkrasındaki güncelleme işlemi yapılarak davacılar murisi ...'a 01.10.2008 tarihinden itibaren 17.12.2016 tarihine gelir bağlanması gerektiğinin tespitine, 01.10.2008 - 17.12.2016 tarihinde ödenmesi gereken ancak ödenmeyen gelirin davalıdan alınarak yasal miras payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2019 tarihli kararı ile davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.3 maddesi gereğince kabulüne, Zonguldak 1. İş Mahkemesinin 2018/34 E., 2018/256 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile Davacılar murisi ...'a, eşi ...'un yakalanmış olduğu meslek hastalığı sonucu 10.12.2005 tarihinde vefatı nedeniyle, 506 sayılı Kanun'un 23. maddesi uyarınca 01.01.2011 tarihinden itibaren ölüm geliri bağlanmasına, 01.01.2011 - 17.12.2016 tarihleri arasında ödenmesi gereken ancak ödenmeyen gelirin davalıdan alınarak yasal miras payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRA YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2019 tarihli kararının süresi içerisinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince, .. davacılar annesi olan muris Fehmiye, meslek hastalığı neticesinde 10.12.2005 tarihinden hayatını kaybeden eşi üzerinden Kuruma başvuruda bulunmuş, davalı ... tarafından 04.01.2006 tarihinde talebin reddine karar verilmiş olup 506 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca ölüm gelirinin 5 yıl içinde istenebileceği ve zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla ve yine 506 sayılı Kanun'un 92/2 maddesi gözetilerek, meslek hastalığı nedeniyle ölümün gerçekleştiği 10.12.2005 tarihini izleyen ay başından itibaren ölüm gelirine hak kazanıldığı anlaşılmakla, bu kapsamda karar verilmesi gerekirken, yazılı şeklide hüküm tesisi hatalı olmuştur, gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 01.07.2020 tarihli kararı ile davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Dairemizin 09.02.2021 tarihli kararı ile dosyanın esası hakkında yeniden karar verilmesi gerekirken esastan ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek karar bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyulmayarak direnme kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 16.06.2021 tarihli direnme kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2023 tarihli kararı ile taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı verilen kararı ile davanın kabulü ile davacılar murisi ...'a, eşi ...'un yakalanmış olduğu meslek hastalığı sonucu 10.12.2005 tarihinde vefatı nedeniyle, 506 sayılı Kanun'un 23. maddesi uyarınca 01.10.2008 tarihinden itibaren ölüm geliri bağlanmasına, 01.10.2008 - 17.12.2016 tarihleri arasında ödenmesi gereken ancak ödenmeyen gelirin davalıdan alınarak yasal miras payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili: a.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, b.Önceki bozma ilamı içeriğine göre karar verilmesi gerektiğini beyan emektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/15019 E., 2025/5286 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370, 371. maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53 üncü maddesi ile aynı Kanun'un Geçici 7.
10. Hukuk Dairesi         2024/15019 E.  ,  2025/5286 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/240 E., 2024/321 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen Kurum işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 15.01.1997 tarihinden bu yana ortağı olduğu Özel Meke Motorlu Taşıtlar Sürücü Kursu Eğitim ve Turizm İşletmeciliği Tic. Ltd. Şti. bünyesinde pratik sürüş ve trafik dersleri konusunda eğitimci olarak çalışmakta olduğunu, davalı Kurumca haksız biçimde 4/a kapsamındaki sigortalılığının 4/b kapsamına alınarak prim günlerinin silinmesi ile büyük mağduriyet yaşadığını, sağlık hizmeti alırken ücret ödemek zorunda kaldığını, bu nedenle müvekkil ...'nın 4/a kapsamındaki sigorta prim günlerinin iptali 4/b kapsamına alınması yönündeki davalı Kurum işleminden dönülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulüne, davacı ...'nın (16721523636) 4/a kapsamındaki sigorta prim günlerinin iptali ile 4/b kapsamına alınması yönündeki davalı Kurumun işleminin iptali ile davacının 02.08.1997 tarihinden dava tarihine kadar 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince sigortalılığının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesince; davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Daire kararında; dosyanın incelenmesinde, davacının 02.08.1997-24.05.1999 ve 26.11.2000-10.01.2021 tarihleri arasında, Özel Meke Mot. Taş. Sürücü Kursu Tic. Limited Şirketinin 1023108 sicil sayılı dosyada işlem gören iş yerinden 4/1-a bendi kapsamında bildirimlerin iptal edildiği, Özel Meke Mot. Taş. Sürücü Kursu Tic. Limited Şirketinde, 24.06.1997 tarihinden itibaren başlayan limited şirket ortaklığının mevcut olması karşısında, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri kapsamında irdeleme yapılmadan, davacının şirket ortaklığının başladığı 24.06.1997 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b bendi kapsamında sigortalı olması gerektiği dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma ilamı ile tüm dosya kapsamı beraberce değerlendirildiğinde, davacının 02.08.1997-24.05.1999 ve 26.11.2000-10.01.2021 tarihleri arasında, Özel Meke Mot. Taş. Sürücü Kursu Tic. Limited Şirketinin 1023108 sicil sayılı dosyada işlem gören iş yerinden 4/1-a bendi kapsamında bildirimlerin iptal edildiği, Özel Meke Mot. Taş. Sürücü Kursu Tic. Limited Şirketinde, 24.06.1997 tarihinden itibaren başlayan limited şirket ortaklığının mevcut olduğu, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri kapsamında davacının şirket ortaklığının başladığı 24.06.1997 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b bendi kapsamında sigortalı olması gerektiği bozma ilamıyla sabit olup tüm dosya kapsamı ve usul ve yasaya uygun bozma ilamı doğrultusunda davacının davasının reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın kabulünün gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının ortağı olduğu şirketten 4/1-a kapsamındaki sigortalılığının geçerliliği istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370, 371. maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53 üncü maddesi ile aynı Kanun'un Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanun'un 24/I-d maddesi hükümleri 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2024/495 E., 2025/866 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190, 369, 370, 371 ve 375. maddeleri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13.
7. Hukuk Dairesi         2024/495 E.  ,  2025/866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1895 E., 2023/2948 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/63 E., 2023/201 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davacı vekili Av. ... ile karşı taraftan davalı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; taraflar arasında akdedilen 25.05.2018 tarihli sözleşmede davalının Ankara Batı 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/83 Esas sayılı ortaklığın giderilmesi davasından ve 2018/1 satış dosyasından feragat etmesi karşılığında müvekkilinin de Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/234 Esas sayılı ön alım davasından feragat edeceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin üzerine düşeni yaparak ön alım davasından feragat ettiğini, davanın feragat nedeniyle reddedilerek kesinleştiğini ancak davalının ortaklığın giderilmesi davasından ve satış dosyasından feragat etmediğini, aksine satış dosyasında talebini yineleyerek satış işlemlerine devam ettiğini, böylece davalının hileli davranışıyla müvekkilini kandırarak ön alım davasından feragat ettirdiğini, davalının bu davranışının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375/1-h fıkrasında düzenlenen karara tesir eden hileli davranış niteliğinde olduğunu ileri sürerek Ankara Batı 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/234 Esas, 2018/253 Karar sayılı ön alım davasında yargılamanın iadesini, ön alım davasının kabulünü, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın 7/8 hissesinin müvekkili adına tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; taraflar arasındaki sözleşmede satışın durdurulacağının kararlaştırıldığını ve bu nedenle müvekkilinin satışı durdurduğunu, ayrıca sözleşmede davacının 1/8 hissesindeki haciz nedeniyle taşınmazın icra yoluyla satışa çıkartılacağının da kararlaştırıldığını ancak davacının 5 yıldır sözleşmedeki bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, dolayısıyla müvekkilinin daha fazla beklemek istemediğini ve kendisine ait taşınmazı değerlendirmek istediğini, bunun üzerine ortaklığın giderilebilmesi için 10 yıl içinde istenebilecek olan satışın taraflarınca talep edildiğini, asıl sözleşmeye uymayanın davacının kendisi olduğunu ve ayrıca yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının sözleşmeye uymadığını ileri sürerek yargılamanın iadesi talebinde bulunan davacının, sözleşmenin hile ile akdettirildiği veya davalının baştan beri satış işlemlerine devam etme amacıyla hareket ettiği yönünde herhangi bir iddia ve ispatının olmadığı, salt sözleşmeye aykırılığın hileyi kanıtlamayacağı ve böylece davacı tarafça yargılamanın iadesi nedeni olarak gösterilen sebebin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375. maddesinde sayılan sebeplere uymadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi talebinin reddine ve davacı aleyhine nispi vekalet ücretine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili, müvekkilinin kazanacağı kesin olan ön alım davasından davalının hilesi neticesinde feragat ettiğini, davalının sözleşmeye uymadığını ve müvekkilini kandırdığını, ayrıca verilen kararın usulden ret niteliğinde olduğu dikkate alınmak suretiyle aleyhlerine en fazla maktu vekâlet ücretine hükmedilebileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Davacı vekili, istinaf başvurusundaki gerekçeleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, yargılamanın iadesi istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190, 369, 370, 371 ve 375. maddeleri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesi. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.02.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Aşağıdakilerden hangisi bir Yargıtay bozma sebebi değildir?

A) Hukukun yanlış uygulanması.
B) Dava şartlarına aykırılık.
C) Delillerin kanuni sebep olmaksızın reddedilmesi.
D) Karara etki eden yargılama hatası.
E) Bölge Adliye Mahkemesi hakimlerinin yer değiştirmesi.