6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 49

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 49. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 49- (1) Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Taraflar ve Davaya Katılan Üçüncü Kişiler BİRİNCİ AYIRIM Tarafların Ehliyetleri Taraf ehliyeti

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

63 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/175 E., 2023/339 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
B- HMK.nun 49. maddesi :
Hukuk Genel Kurulu         2023/175 E.  ,  2023/339 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 12. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1.214.795 Dolar bedelli bonodan doğan alacağının tahsili amacıyla dava dışı borçlular aleyhine ihtiyati haciz talep ettiğini, ihtiyati haciz talebinin kabulü üzerine Bakırköy 2. İcra Müdürlüğünün 2021/8810 (eski 2009/4766 ve 2018/16070) Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, belirtilen dosyada müvekkili şirketin talebi doğrultusunda, eski Pendik 2. İcra Müdürlüğüne yazılan talimat neticesinde bir adet BOİNG 757-200 model RA-73011 tescil nolu 25439 seri nolu uçağın ihtiyaten haczedildiğini, haciz sırasında havaalanı işletme yetkilisinin yukarıda özellikleri belirtilen uçakların borçlu firma adına uçuş yaptığını beyan ettiğini, üçüncü kişiler tarafından ihtiyati hacze itiraz edildiğini, icra müdürlüğünce haczin kaldırılması talebinin reddine karar verildiğini, bunun üzerine üçüncü kişiler tarafından Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/398 Esas sayılı dosyası ile “şikayet” adı altında ihtiyati haczin kaldırılmasının talep edildiğini, Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda uçak üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verildiğini, müvekkili şirketin temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince, uyuşmazlığın istihkak iddiasına ilişkin olduğu ve yargılamanın buna göre yapılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğunu, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada bir kısım üçüncü kişiler yönünden davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince kararın bozulduğunu, mahkemece, bozmaya uyularak yargılamaya devam olunmuş ise de dava konusu uçak yurtdışına çıktığından davacıların davayı takip etmediklerini, bunun üzerine mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, kararın 02.03.2020 tarihinde kesinleştiğini, Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi hâkiminin kararı nedeniyle müvekkilinin alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, dava konusu kararlar nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararların dayanağının bulunmadığını, kararların yasal mevzuata uygun olarak verildiğini, işlemlerde kusur, kast ve hatanın bulunmadığını, zararın ve tazminat talebinin yasal dayanağının olmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delilin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Özel Daire Kararı 6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2022/1 Esas, 2022/12 Karar sayılı kararı ile; “…DELİLLER: Bakırköy 3.İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/398 sayılı dosyası, Bakırköy 2.İcra Müdürlüğünün 2021/8810 E.sayılı dosyası, ... Anadolu 10 İcra Müdürlüğünün 2009/1719 Tal. sayılı dosyası, İLGİLİ KANUN MADDELERİ: A-HMK.nun 46. maddesi : (1) Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: (a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. (b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. (c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. (ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. (d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. (e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması. (2)Tazminat davasının açılması, hakime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz. (3)Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hakime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. B- HMK.nun 49. maddesi : Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca hakimin kararından dolayı Hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. 1086 sayılı Kanun'u, ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldıran 12.01.2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 01 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ve anılan Kanun'da; “Hâkimin Hukuki Sorumluluğu” başlığı altında yapılan düzenlemeyle (Kanunun 46 - 49. maddelerinde); sorumluluk sebeplerine, yargılamada görevli merciye, dava dilekçesine dair özel yöntem ve davanın reddi halinde verilecek cezaya dair özel hükümler getirilmiş, kısaca hâkimlerin hukukî sorumluluğuna ilişkin yeni bir sistem hayata geçirilmiştir. Buna göre, hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği, kişisel kusura, haksız fiile veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı kuralı benimsenmiştir. GÖREV: Görevli yargı merciine ilişkin olarak HMK’nun 47. maddesinde; “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde;…açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeye göre, karar temyiz edilse idi, temyiz incelemesi Yargıtay’ın hangi Hukuk Dairesinde yapılacak idiyse, dava o Hukuk Dairesinde açılacaktır. Somut olayda, davaya konu olan şikayete ilişkin İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi tarafından bu konuda verilen kararın temyiz mercii Dairemiz olduğundan, ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaya da Dairemiz görevli ve yetkili bulunmaktadır. SÜRE: Dava yasal süre içerisinde açılmıştır. İHBAR:6100 sayılı Kanunun 48. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; “Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder” emredici hükmü gereği, dava, kararı veren Hâkim ...'ya resen ihbar edilmiştir. HARÇ VE GİDER AVANSI: HMK’nun 120. maddesinin 1. fıkrasında; “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır” hükmüne yer verilmiş olup, davacı, HMK’nun 120. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; dava açarken gerekli harç ve gider avansını yatırmıştır. ÖN İNCELEME: Davacının HMK.nun 120. maddesi gereğince yatırması gereken gider avansını yatırdığı, davanın Hakim Nihal Kaya'ya re’sen ihbar edildiği, tensip tutanağının davacı vekiline, dava dilekçesi ve ekleri ile tensip tutanağının, davalı ile ihbar olunana tebliğ edildiği, davalı vekilinin cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin, davacı vekiline tebliğ edildiği, davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin davalı vekiline tebliğ edildiği, ihbar olunanın cevap dilekçesi sunduğu, dilekçenin davacı vekiline ve davalı vekiline tebliğ edildiği, HMK.nun 137 v.d. maddeleri uyarınca ön inceleme aşamasının tamamlanmış olduğu görüldüğünden ve tarafların sulh olmayacakları anlaşıldığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 41. maddesinin 2. fıkrası gereğince tahkikata geçilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46/1. maddesinde; Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği vurgulandıktan sonra, dava sebepleri; Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması, Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması, Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması, Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması, Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması, şeklinde tahdidi olarak gösterilmiştir. HMK’nun 46 ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 573 ve devamı maddelerine göre, hâkimin, bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptığı işlem, yürüttüğü faaliyet ve kararları nedeniyle ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek olup, kişisel kusura, haksız fiile veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa, hâkim aleyhine tazminat davası açılamayacağı her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır. T.C. Anayasasının 138/1-2. maddesi gereğince; “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Hâkimlerin Anayasa güvencesi altına alınan bağımsızlığı, ilke olarak yargı fonksiyonunun ifa edilmesi dolayısıyladır. Yargı yetkisinin özellikleri, hâkimlerin kişisel sorumluluğunda, özel bir sorumluluk düzeninin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Zira yargı görevinin bağımsızlık ve tarafsızlık içinde aksatılmadan yerine getirilmesi esastır. Gerçekten, hâkimlerin diğer devlet memurlarının tâbi bulundukları sorumluluk esaslarına bağlanmaları, yaptıkları her işlemin, aleyhlerine bir tazminat davasına yol açabileceğini düşünmelerine ve bunun sonucu olarak tereddüt içinde kalmalarına yol açabilir. Tabiidir ki; adaletin gerçekleşmesi, hâkim hakkında sorumsuzluk müessesesinin kabulünü gerektirmez. Ancak, hâkimin hukuki sorumluluk halleri benimsenirken, yargısal faaliyetten ibaret olan esas görevinin aksatılmamasına büyük özen gösterilmesi zorunludur. Gelişigüzel bir sorumluluk sisteminin benimsenmesi, hâkimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehlikeye düşürebilir. Hâkimlerin verdikleri kararlarından dolayı ilke olarak sorumlu tutulamayacakları esas olmakla beraber, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hâkimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacıyla, onun hukuki sorumluluğunu sınırlı olarak kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tâbi tutmuştur. Hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi için; HMK’nun 46. maddesinde tahdidi olarak yazılı bulunan sebeplerin bir ya da bir kaçının gerçekleşmesi, hâkimin görevini yaparken davacıya karşı düşmanlığı veya karşı tarafla dostluğu nedeniyle, davacı aleyhine, kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olması, kasten, adalete ve yasalara aykırı karar verdiğinin, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olması, davacının karardan dolayı zarar görmesi ve hâkimin davranışı ile zarar arasında illiyet bağının olması ve bu hususların davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Somut olayın incelenmesinde; İncelenen tüm dosya kapsamına göre; Davacı 3.kişi ... vekili, Bakırköy 2.İcra Müdürlüğünün 2009/4766 sayılı takip dosyasında fiilen haczedilen uçağın müvekkiline ait olup, müvekkili tarafından dava dışı borçluya finansal kiralama yoluyla kiraya verildiğini, finansal kiralama kanun hükümlerine göre bu tür kiralamaya tabi malların haczolunamayacağını ileri sürerek icra dosyasından verilen 20.3.2009 tarihli uçuştan men kararı ile 23.3.2009 tarihli fiili haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, dava şikayet olarak nitelendirilerek evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda şikayetin kabulü ile uçak üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı Tarhan Kule Hava Yolu A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir. Dilekçedeki açıklamalar dikkate alındığında uyuşmazlığın istihkak iddiasına ilişkin olduğu, uyuşmazlığın 3.kişinin istihkak davasına ilişkin olduğunun kabulü ile İİK.nun 97/11.maddesi hükmünce genel hükümler ve basit yargılama usulü uygulanarak başvurma harcı ve takip konusu alacak ile mahcuz malın değerinden hangisi az ise o değer üzerinden peşin nisbi ilam harcı alınarak duruşma açılması, tarafların delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden karar bozulmuş, bozma sonrası mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; dava konusu uçağın davacılardan Air Bashkortostan Şirketi'ne ait olduğu hususunda bir iddia bulunmadığı, bu hususun taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığı, icra dosyasında yapılan işlemler ve istihkak iddiasında bulunulması durumunda izlenecek prosedür dikkate alındığında, davanın süresinde açıldığının kabulü gerektiği, dosyaya ibraz edilen belgeler ve icra dosyası kapsamı ve ek bilirkişi raporuna göre dava konusu uçağın, davacılardan Wim Airlines Şirketi'ne ait olduğunun kabulü gerektiği, borçlu şirket ile davacı şirketler arasında organik bağ bulunmadığı gerekçesiyle davacılardan Air Bashkortostan Şirketi yönünden açılan davanın reddine, davacılardan Wim Airlines Şirketi yönünden açılan davanın kabulü ile dava konusu mahcuzun, davacı Wim Airlines Şirketi'ne ait olduğunun belirlenmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, ihtiyaç duyulması halinde dosyanın sivil havacılık konusunda uzman bir bilirkişiye veya bilirkişi heyetine tevdi edilerek, bilirkişi raporu alınması ve alınan rapor içeriği ile dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hüküm bozulmuş, mahkemece yeniden esasa girilen dava dosyası davacı ... davalı tarafından takip edilmediğinden işlemden kaldırılarak, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, tüm deliller değerlendirilerek, soyut kanun hükümlerinin somut olaya uygulanması sonucu, hak ve nesafet kuralları gözetilerek vicdani kanaat doğrultusunda karar verildiği görülmüştür. Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar hâkimlerin keyfî davranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemekle birlikte, somut olayda, HMK’nun 46. maddesinde sayılan sebeplerin mevcut olmadığı sonuç ve vicdani kanaatına varıldığından, işbu davanın reddine ve HMK.nun 49. maddesi hükmü uyarınca davacının 1000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre; 1-HMK'nun 46.maddesi uyarınca açılan davanın REDDİNE, 2-HMK’nun 49.maddesi uyarınca davacının takdiren 1000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince; alınması gereken 168,30-TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 3415,00-TL harçtan düşülerek arta kalan 3246,70-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafca yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde davacıya iadesine, 6-Davalı ... vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 17.800,00-TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Hazinesine verilmesine,…” karar verilmiştir. Kararın Temyizi 7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. ÖN SORUN 8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacı vekilinin duruşma talepli temyiz isteminde bulunduğu gözetildiğinde, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılıp yapılmayacağı hususu ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir. III. GEREKÇE Ön sorun yönünden; 9. Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir. 10. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır. 11. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6 ncı maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”. 12. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141 inci maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141 inci maddesinin birinci fıkrası : “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” şeklindedir. 13. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. “Duruşmalı yargılama hakkı” her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usül ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlâlini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, ... Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013, § 32). 14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkının tanınması, zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkını da içerir. Bununla birlikte AİHS’nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülük mutlak değildir (Anayasa Mahkemesi, Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016, § 44). Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin, açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin sürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek gösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen hukukî ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan Altın kararı, § 46). (Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Blom/İsveç, B. No:28338/95, 14.3.2000; Eksert Turizm Taşımacılık Tekstil Gıda San ve Tic. Ltd. Şti/Türkiye ve diğer 7 başvuru, B. No:40988/06, 2.7.2013). 15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12.11.2002, § 37, ... Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28.2.2012, § 30). (Adnan Altın, kararı, § 47). 16. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir. 17. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği, ... Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016; Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.09.2013 kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlâli niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. 18. Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlâli olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir. 19. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2017/12-2540 Esas, 2021/571 Karar; 17.09.2019 tarihli ve 2019/4-60 Esas, 2019/879 Karar; 22.11.2017 tarihli ve 2016/11-1239 Esas, 2017/1398 Karar ve 22.11.2017 tarihli ve 2017/8-2835 Esas, 2017/1399 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 20. Somut olayda dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir. 21. Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan HMK’nın 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir. 22. Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tâbi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir. 23. Bu nedenle davacının duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Esas yönünden: 24. Dava, HMK’nın 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46 ncı maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46 ncı maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır. 26. Somut olayda HMK'nın 46 ncı maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 27. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2022/1152 E., 2022/1703 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK'nın 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.Yasada gösterilen sorumluluk nedenleri, örnek niteliğinde olmayıp;
Hukuk Genel Kurulu         2022/1152 E.  ,  2022/1703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı, hâkim ...’ı davalı göstererek ... Sulh Hukuk Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde; davalı ...’ın aile mahkemesi hâkimi olup eşi ile kendisinin boşanma davasında hâkim olarak görev yaptığını, mahkemedeki tutum ve davranışlarından dolayı kendisini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikâyet ettiğini, konunun medyada haber olarak yer alması üzerine davalının kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, Cumhuriyet Savcılığınca takipsizlik kararı verildiğini, ayrıca davalının tekzip taleplerinin reddedildiğini, bunun üzerine davalının “Açıklama” adı altında basında ve internet medyasında duyuru yaptığını, davalının aile birliği içindeki en mahrem iddiaları kamuoyuna açıkladığını, özel hayatın gizliliğini ihlâl ederek suç işlediğini, açıklamanın hâlen internet sitelerinde yayında olduğunu belirterek yayında olan açıklama metninin internet sitelerinden silinmesine-kaldırılmasına ve 1,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 5. ... Sulh Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosya ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, ... Asliye Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davalı sıfatı ile Maliye Hazinesine dava dilekçesi tebliğ edilmiştir. Davalı Cevabı: 6. Davalı Maliye Hazinesi vekili; uğranıldığı iddia edilen zararın yasal dayanağının olmadığını, yapılan işlemlerde kusur, kast ve hatanın bulunmadığını, idareye atfedilecek bir kusurun da mevcut olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delilin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 7. Davalı hâkim ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı ile eşinin boşanma davasında hâkimlik görevini yürüttüğünü, yargılama devam ederken davacı tarafından müvekkili hakkında taraflı davrandığı, kasıtlı olarak davalı lehine karar verdiği, ihsas-ı rey niteliğinde eylemlerde bulunduğu ve tanık ifadelerini çarpıtarak zapta geçirdiği iddialarının ortaya atıldığını ve iddiaların ulusal basına da verildiğini, müvekkili tarafından tekzip davası açılarak haberlerin tekzip edildiğini, yayınlanan tekzip metni gerekçe gösterilerek davacı tarafından manevi tazminat davası açıldığını, huzurdaki uyuşmazlığın hâkimin yargılama faaliyetinden değil şahsi olarak yayınladığı tekzip metninden kaynaklandığını, bu nedenle dava konusu olayda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin görevsiz olduğunu, müvekkilinin boşanma davasında verilen kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesince onandığını, davacı tarafından sunulan şikâyet dilekçesinin HSYK tarafından işleme konulmadığını, tekzip metninin mahkeme kararı uyarınca yayınlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Özel Dairenin Birinci Kararı: 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.03.2015 tarihli ve 2014/21 E., 2015/17 K. sayılı kararı ile; “…DAVA: Dava dilekçesinde, davacının açtığı boşanma davasının ihbar olunan hakim tarafından karara bağlandığı; davacının, ihbar olunan hakkında HSYK nezdinde şikayette bulunduğu; bu durumun basına yansıdığı ve ihbar olunan hakimin şikayeti üzerine kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verildiği; tekzip isteminin de reddedildiği; ihbar olunan hakim tarafından boşanma davası hakkında internet üzerinden açıklama yapılarak özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği ileri sürülerek; 1,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi, talep ve dava olunmuştur. CEVAP: Cevap dilekçesinde, hak düşümü süresinin geçirildiği ve sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur. GEREKÇE: Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak manevi tazminat istemine ilişkindir. Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK'nın 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.Yasada gösterilen sorumluluk nedenleri, örnek niteliğinde olmayıp; sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir. Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgu; davacının tarafı olduğu boşanma davası ile ilgili olarak ihbar olunan tarafından yapılan açıklamalardır. Bu konuda, davacının basına beyanları olmuş ve dava konusu açıklamalar yapılmıştır. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birisi mevcut değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, para cezasında yeniden değerleme oranında yapılması gereken arttırım miktarı ile dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle; 1-HMK'nın 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın esastan reddine, 2-Takdiren 700,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline, 3-Alınması gereken 27,70.-TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 24,30.-TL'nin düşümü ile kalan 3,40.-TL'nin davacıdan tahsiline ve Hazine'ye gelir kaydına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir edilen 3.000,00.-TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun Birinci Bozma Kararı: 9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2017 tarihli ve 2015/4-3519 E., 2017/1442 K. sayılı kararı ile; “…Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce eldeki davanın, hâkimin yargılamaya ilişkin hizmet kusurundan mı, yoksa kişisel kusurundan mı kaynaklandığı, burada varılacak sonuca göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin mi yoksa ... Asliye Hukuk Mahkemesinin mi görevli olduğu hususu ön sorun olarak görüşülüp tartışılmış, uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılarak ön sorun oyçokluğuyla aşılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Bu noktada, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi gerekir. Bilindiği üzere, davacı, dava dilekçesinde tarafların kimler olduğunu belirtir ve dava, dava dilekçesinde gösterilen taraflar arasında devam eder. Ancak davanın açılmasından sonra dava dilekçesinde gösterilen taraflarda değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu değişiklik örneğin, taraflardan birinin dava sırasında ölmesinde veya dava yürürken dava konusunun devrinde olduğu gibi zorunlu (yasal) nedenlerle olabileceği gibi, davacının iradesine bağlı (iradi) değişiklik şeklinde de olabilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s.812). İradi taraf değişikliğinde; bu durum davayı değiştirme anlamına geldiğinden, zorunlu taraf değişikliğinden farklı bir rejime tabidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte, yerleşik Yargıtay uygulaması ile genel olarak, davada iradi taraf değişikliğine izin verilmemiştir. Bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi ile belirli hallerde iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirilmiştir . Anılan Yasaya göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (m.124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (m.124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hallere de yer vermiştir. Anılan iki fıkra çerçevesinde maddî bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m.124/3,4). İradî taraf değişikliğine ilişkin hükme istinaden gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Taş Korkmaz, H.: Medenî Usûl Hukukunda İradî Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s.169; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medenî Usûl Hukuku, 14.b., Ankara 2013, s.310; Saldırım, M.: Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2011, s.103). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir (Bkz. HGK, 19.09.2012 gün ve 2012/6-338 E., 2012/586 K.). Yapılan bu açıklamalar dikkate alındığında, somut olayda Özel Dairece, yukarıda belirtilen usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin “davaya dâhil edilmesi” yönünde karar verilmesi yerinde bulunmamıştır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; davalı Maliye Hazinesinin yasal hasım olduğu, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak dahil edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu yönünde görüş belirtilmiş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş kabul edilmemiştir. S O N U Ç: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA” karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Kararı: 11. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, 07.05.2019 tarihli ve 2018/80 E., 2019/58 K. sayılı kararı ile; “…DAVA: Davacı dava dilekçesinde özetle; açtığı boşanma davasında karar veren hakimi HSK nezdinde şikayet ettiğini, bunun basına yansıdığını, hakimin kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, ancak takipsizlik kararı verildiğini, yine tekzip talebinin de reddedildiğini, bunun üzerine hakimin internet medyası üzerinden özel hayatının gizliliğini ihlal edecek şekilde açıklamalarda bulunarak kişilik haklarını ihlal ettiğini belirtmiş, manevi zararının tazminini ve açıklamaların internet sitelerinden silinmesini istemiştir. CEVAP: Cevap dilekçesinde, zamanaşımı süresinin dolduğu ve HMK'nun 46. maddesindeki sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur. GEREKÇE: Dava kişilik hakların ihlaline dayalı manevi tazminat ve internet yayınının kaldırılması taleplerine ilişkindir. Dosya kapsamından; davanın ilk olarak 12/05/2013 tarihinde davalı olarak davacının boşanma davasına bakan hakim ... gösterilmek suretiyle ... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne açıldığı, 15/05/2013 tarihinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın 04/07/2013 tarihinde kesinleştiği, dosyanın gönderildiği ... Asliye Hukuk Mahkemesince 09/12/2013 tarihinde hakimlerin görevleri sırasında görevlerinden veya kişisel nedenlerden kaynaklanan iddialarla ilgili olarak haklarında açılacak tazminat davalarına bakma görevinin Dairemize ait olduğu şeklindeki gerekçeyle görevsizlik kararı verildiği, Dairemizce yargılamanın ilk derece sıfatıyla yapıldığı, davalı olarak Maliye Hazinesi'nin kabul edildiği, ilgili hakimin ise ihbar olunan sıfatını aldığı, Dairemizce 24/03/2015 tarihinde davanın esastan reddine karar verildiği, davacının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 29/11/2017 tarihinde usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin davaya dahil edilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle Dairemiz kararının bozulduğu, bilahare ihbar olunan sıfatını taşıyan hakim ...’ın karar düzeltme isteminin de reddedildiği anlaşılmıştır. Davacı, gerek dava dilekçesinde gerekse Dairemizce yapılan ön inceleme tutanağındaki beyanlarında açıkça hakimin kişisel sorumluluğuna dayanarak eldeki davayı açtığını belirtmiş, dava dilekçesinde de ilgili hakim davalı olarak gösterilmiştir. Şu durumda, HMK’nun 46. maddesinde belirtilen hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davası bulunmadığı, ilgili hakimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesi istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla dairemizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Dava dilekçesinin Dairemizin görevsiz olması sebebiyle HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine, ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna, 2-Karar kesinleştiğinde olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine,” oy çokluğu ile karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun İkinci Bozma Kararı: 12. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 13. Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2020 tarihli ve 2019/4-606 E., 2020/1003 K. sayılı kararı ile; “…20. Davacı dava dilekçesinde, Hâkim ...’ı davalı göstererek ... Sulh Hukuk Mahkemesinde eldeki davayı açmış, mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, ... Asliye Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davalı sıfatı ile Maliye Hazinesine dava dilekçesi tebliğ edilerek yargılamaya devam olunmuş ve davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yapılan temyiz incelemesinde, “Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce eldeki davanın, hâkimin yargılamaya ilişkin hizmet kusurundan mı, yoksa kişisel kusurundan mı kaynaklandığı, burada varılacak sonuca göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin mi yoksa ... Asliye Hukuk Mahkemesinin mi görevli olduğu hususu ön sorun olarak görüşülüp tartışılmış, uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılarak ön sorun oyçokluğuyla aşılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.” denilerek dava konusu uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerden kaynaklandığı gerekçesiyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin görevli olduğuna karar verilmiştir. 21. Hukuk Genel Kurulunca işin esasının incelenmesinde ise; HMK’nın 124/1. maddesine göre bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu, Özel Dairece, belirtilen usul hükmü gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin davaya dâhil edilmesi yönünde karar verilmesinin yerinde bulunulmadığı gerekçesiyle Özel Daire kararının bozulmasına karar verilmiştir. 22. Özel Dairece, 07.05.2019 tarihli duruşmada Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyulmasına dair ara karar kurulmuş sonrasında ise Dairenin görevsizliğine karar verilmiştir. 23. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; gerek 6100 sayılı HMK’nın 46. maddesine göre hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi, gerekse Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılması nedeniyle Özel Dairece, HMK’nın 46. maddesinde belirtilen hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, ilgili hâkimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesinin istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 24. Bu nedenle Özel Daire kararının bozulması gerekir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Özel Dairenin Üçüncü Kararı: 14. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, 02.11.2021 tarihli ve 2021/14 E., 2021/112 K. sayılı kararı ile; “…Dosya kapsamından davanın ilk olarak ... Sulh Hukuk Mahkemesine açıldığı, anılan mahkemece görevsizlik kararı verilerek ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, bu mahkemece de görevsizlik kararı verilerek dosyanın Dairemize gönderildiği ve ilk derece esasına kaydedildiği anlaşılmaktadır. Dairemizin 24/03/2015 gün ve 2014/21 E – 2015/17 K sayılı birinci kararı ile “Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgu, davacının tarafı olduğu boşanma davası ile ilgili olarak ihbar olunan tarafından yapılan açıklamalardır. Bu konuda davacının basına beyanları olmuş ve dava konusu açıklamalar yapılmıştır. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birisi mevcut değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir.” şeklindeki gerekçe ile davanın esastan reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine HGK’nun 29/11/2017 gün ve 2015/4-3519 E – 2017/1442 K sayılı ilamı ile ön sorun olarak görev hususu tartışılarak uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna oy çokluğu ile varılarak işin esası incelenmiş ve “ Bu noktada, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi gerekir. Bilindiği üzere, davacı, dava dilekçesinde tarafların kimler olduğunu belirtir ve dava, dava dilekçesinde gösterilen taraflar arasında devam eder. Ancak davanın açılmasından sonra dava dilekçesinde gösterilen taraflarda değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu değişiklik örneğin, taraflardan birinin dava sırasında ölmesinde veya dava yürürken dava konusunun devrinde olduğu gibi zorunlu (yasal) nedenlerle olabileceği gibi, davacının iradesine bağlı (iradi) değişiklik şeklinde de olabilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s.812). İradi taraf değişikliğinde; bu durum davayı değiştirme anlamına geldiğinden, zorunlu taraf değişikliğinden farklı bir rejime tabidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte, yerleşik Yargıtay uygulaması ile genel olarak, davada iradi taraf değişikliğine izin verilmemiştir. Bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi ile belirli hallerde iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirilmiştir . Anılan Yasaya göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (m.124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (m.124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hallere de yer vermiştir. Anılan iki fıkra çerçevesinde maddî bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m.124/3,4). İradî taraf değişikliğine ilişkin hükme istinaden gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Taş Korkmaz, H.: Medenî Usûl Hukukunda İradî Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s.169; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medenî Usûl Hukuku, 14.b., Ankara 2013, s.310; Saldırım, M.: Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2011, s.103). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir (Bkz. HGK, 19.09.2012 gün ve 2012/6-338 E., 2012/586 K.). Yapılan bu açıklamalar dikkate alındığında, somut olayda Özel Dairece, yukarıda belirtilen usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin “davaya dâhil edilmesi” yönünde karar verilmesi yerinde bulunmamıştır.” şeklindeki gerekçe ile Dairemizin ilk kararının bozulmasına karar verilmiştir. Davalının karar düzeltme istemi talepte bulunmaya hakkı olduğu kabul edilerek reddedilmiştir. Dairemizce bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda 07/05/2019 gün ve 2018/80 E – 2019/58 K sayılı ikinci kararı ile “Davacı, gerek dava dilekçesinde gerekse Dairemizce yapılan ön inceleme tutanağındaki beyanlarında açıkça hakimin kişisel sorumluluğuna dayanarak eldeki davayı açtığını belirtmiş, dava dilekçesinde de ilgili hakim davalı olarak gösterilmiştir. Şu durumda, HMK’nun 46. maddesinde belirtilen hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davası bulunmadığı, ilgili hakimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesi istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla Dairemizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesi ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Dairemizin bu ikinci kararının da temyizi üzerine HGK’nun 2019/4-606 E – 2019/58 K sayılı ilamı ile “6100 sayılı HMK’nın 46. maddesine göre hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi, gerekse Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılması nedeniyle Özel Dairece, HMK’nın 46. maddesinde belirtilen hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, ilgili hâkimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesinin istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur. Dairemizce usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmuştur. GEREKÇE: Dava HMK’nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesi sıfatıyla Dairemiz görevlidir. 6100 sayılı HMK’nun “Hakimin Hukuki Sorumluluğu” üst başlığı altında “Devletin sorumluğu ve rücu” alt başlıklı 46. maddesinde sorumluluk nedenleri tek tek belirtilerek hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat davasının Devlet aleyhine açılabileceği ve ödenen tazminatın sorumlu hakime rücu edileceği düzenlenmiştir Davacı vekili dava dilekçesinde davalı olarak hakimi göstermiş ve tüm aşamalarda hakimin baktığı dava nedeniyle yaptığı basın açıklaması sonucu yargısal faaliyet dışında kişisel kusuruna dayandıklarını işin esasının incelenerek karar verilmesini istemiştir. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve davacının dosyadaki dilekçe ve beyanları dikkate alındığında, davanın ilgili hakime rücu edilmek kaydıyla ancak Devlet aleyhine açılabileceği, davalıya husumet düşmeyeceği anlaşılmakla davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle; 1-Davanın husumet nedeniyle REDDİNE, 2-HMK'nun 49. maddesi gereğince dava usulden reddedildiğinden disiplin para cezası tayinine yer olmadığına, 3-Alınması gereken 59,30-TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 24,30-TL'den mahsubuna, kalan 35,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 5.940,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,” karar verilmiştir. Kararın Temyizi: 15. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. II. GEREKÇE 16. Yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. III. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/526 E., 2021/593 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK'nun 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2018/526 E.  ,  2021/593 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay 4. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın esastan reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğünde gümrük muhafaza bölge amiri iken 15.01.2014 tarihinde isteği üzerine emekli olduğunu, o zamanki unvanı ile Gümrük Müsteşarlığı tarafından boş bulunan yirmi adet Gümrük Muhafaza Müdür kadrosuna atama yapılmak üzere 22.04.2001 tarihinde yükselme sınavına aranan şartları taşıdığından müvekkilinin de katıldığını, sınavla ilgili olarak Resmî Gazete’de ilân edilen duyuruda atama yapılacak görev yerlerinin açık bir biçimde belirtildiğini, davacının bu sınavdan 73,750 puan alarak 26. olduğunu, ancak başarılı olan ilk yirmi kişiden bazılarının Resmî Gazete’de ilân edilen yerler dışında başka yerlere atandığını, yine çeşitli müdür kadroları boşaltılarak buralara sınavı kazananlar ile merkez şube müdürlerinin atandığını; davacının gümrük muhafaza müdürü olarak atama yapılmasına ilişkin talebinin idare tarafından reddedilmesi üzerine Ankara 9. İdare Mahkemesinde 12.06.2002 tarihinde 2002/859 E. sayılı dosyası ile iptal davası açıldığını, ancak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, kararı temyiz etmeleri üzerine Danıştay 5. Dairesinin 2003/6049 E., 2006/4226 K. sayılı kararıyla redde ilişkin kararın bozulduğunu, bozma üzerine yapılan yargılama sonunda ise davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiğini, davalı idarenin temyizi üzerine Danıştay 5. Dairesinin 10.11.2010 tarihli kararı ile temyiz isteminin reddedildiğini, karar düzeltme isteminin de 13.07.2011 tarihinde reddedilerek 23.09.2011 tarihinde kendilerine tebliğ edildiğini, bunun üzerine kesinleşen mahkeme kararı uyarınca işlem tesis edilmesi için 29.09.2011 tarihinde idareye başvurulduğunu, ancak idarenin başvuruya "Sınav ilanında belirtilmeyen yerlere atama yapılan muhafaza müdürlerinden bir kısmının emekli olduğu, bir kısmının ise daha üst görevlere atandığı bildirildiğinden, mahkeme kararının uygulanmasında fiilî imkânsızlık bulunduğu anlaşılmış olup, bu nedenle idarece bir işlem yapılmasına mahal bulunmadığı, .... söz konusu mahkeme kararının uygulama imkânı kalmadığı" şeklinde cevap verildiğini ve bu cevabın 14.10.2011 tarihinde müvekkiline tebliğ edildiğini, haksızlığın giderilmesi için AİHM’ye adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği gerekçesi ile başvurulduğunu, ancak AİHM’nin 27.04.2015 tarihli kararında 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile kurulmuş olan komisyona başvurulması gerektiğinin bildirildiğini, bu karar doğrultusunda Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurulduğunu, Komisyonun 07.03.2016 tarihli kararı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlâl edildiğine ve 6.000TL tazminat ödenmesine karar verildiğini, bu karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine yaptıkları itirazın reddedildiğini, makul sürede yargılanma hakkının ihlâl edildiği hususunun yetkili organlarca da kabul edildiğini, idari yargıda iptal davasının açılış tarihinin 12.06.2002, bozma kararının 25.09.2006, davanın bitiş tarihinin 13.07.2011 olduğunu, karmaşık bir dava olmadığı hâlde yargılama sürecinin çok uzun sürdüğünü, erken karar verilseydi davacının terfi edip müdür olarak göreve başlayabileceğini, emekli olduğu tarihe kadar bu nedenle maddi kaybının bulunduğunu, yine emeklilikte de zararının bulunduğunu ileri sürerek 91.200TL maddi, 10.000TL manevi tazminat olmak üzere toplam 101.200TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığı gibi ilgili kararın da mevzuata uygun olarak verildiğini, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince daha önce komisyonca manevi tazminata karar verildiğinden istemin reddi gerektiğini, zararın davacı tarafça ispatlanamadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesindeki sorumluluk şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Özel Daire Kararı: 6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince tensiben yapılan inceleme sonucunda 13.02.2018 tarihli ve 2017/2 E., 2018/7 K. sayılı karar ile; “…DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nda Gümrük Muhafaza Bölge Amiri iken 15/01/2014 tarihinde isteği üzerine emekli olduğunu, o zamanki adı ile Gümrük Müsteşarlığı tarafından boş bulunan 20 adet Gümrük Muhafaza Müdür kadrosuna atama yapılmak üzere 22/04/2001 tarihinde yükselme sınavı yapıldığını, sınavla ilgili olarak resmi gazetede ilan edilen duyuruda atama yapılacak görev yerlerinin açık bir biçimde belirtildiğini, davacının bu sınavdan 73,750 puan alarak 26. olduğunu, ancak başarılı olan ilk 20 kişiden bazılarının resmi gazetede ilan edilen yerler yerine başka yerlere atandığını, yine çeşitli müdür kadroları boşaltılarak buralara sınavda kazananlar ile merkez şube müdürlerinin atandığını, davacının, atama yapılmasına ilişkin talebinin idare tarafından reddedilmesi üzerine Ankara 9. İdare Mahkemesi'nin 2002/859 esas sayılı dosyasında iptal davası açıldığını, ancak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, temyiz etmeleri üzerine Danıştay 5. Dairesi'nin 2003/6049 esas 2006/4226 karar sayılı ilamı ile kararın bozulduğunu, bozma üzerine aynı Mahkemenin 2007/869 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiğini, davalı idarenin temyizi üzerine Danıştay 5. Dairesi'nin 10/11/2010 tarihli kararı ile temyiz isteminin reddedildiğini, karar düzeltme isteminin de 13/07/2011 tarihinde reddedilerek 23/09/2011 tarihinde kendilerine tebliğ edildiğini, bunun üzerine kesinleşen mahkeme kararı uyarınca işlem tesis edilmesi için 29/09/2011 tarihinde idareye başvurulduğunu, ancak başvuruya "Sınav ilanında belirtilmeyen yerlere atama yapılan muhafaza müdürlerinden bir kısmının emekli olduğu, bir kısmının ise daha üst görevlere atandığı bildirildiğinden, mahkeme kararının uygulanmasında fiili imkansızlık bulunduğu anlaşılmış olup, bu nedenle idarece bir işlem yapılmasına mahal bulunmadığı, ....söz konusu mahkeme kararının uygulama imkanı kalmadığı" şeklinde cevap verildiğini ve 14/10/2011 tarihinde tebliğ edildiğini, haksızlığın giderilmesi için AİHM'ne adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi gerekçesi ile başvurulduğunu, ancak 27/04/2015 tarih ve 6384 sayı ile AİHM'ne Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile kurulmuş olan komisyona başvurulması gerektiğinin bildirildiğini, bu Komisyonun 07/03/2016 tarihli kararı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve 6.000,00-TL tazminat ödenmesine karar verildiğini, bu karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne yaptıkları itirazın reddedildiğini, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği hususunun yetkili yargı organlarınca da kabul edildiğini, idari yargıda iptal davasının açılış tarihinin 11/06/2002 bozma kararının 25/09/2006, davanın bitiş tarihinin 13/07/2011 olduğunu, karmaşık bir dava değilken yargılama sürecinin çok uzun sürdüğünü, erken karar verilseydi davacının terfi edip müdür olarak göreve başlayacağını, emekli olduğu tarihe kadar bu nedenle maddi kaybının bulunduğunu, yine emeklilikte de zararının bulunduğunu belirterek maddi ve manevi zararlarının tazminini istemiştir. CEVAP : Cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımına uğradığı, kararın yasal mevzuata uygun olarak verildiği; manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince daha önce komisyonca manevi tazminata karar verildiğinden istemin reddi gerektiği, HMK'nun 46. maddesindeki sorumluluk şartlarının oluşmadığı savunulmuştur. GEREKÇE : Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK'nun 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Kanunda gösterilen sorumluluk nedenleri örnek niteliğinde olmayıp; sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir. Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgular; yargılamanın gereksiz yere ve kararın infaz edilemeyecek hale gelmesine neden olacak şekilde uzaması, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesidir. Ankara 9. İdare Mahkemesi dosyasının örnekleri getirtilerek incelenmiştir. Tazminat istemi, yasa yolları düzenlenmiş bulunan yargısal işlem ve kararlara ilişkindir. Davacının iddiası ve gelişim biçimi itibarıyla, hukuki süreç işlemiş; davacı tarafından da yargısal yollara başvurulmuştur. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiçbirisi mevcut değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle; 1-HMK.'nun 46. maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın esastan REDDİNE, 2-HMK.'nun 49. maddesine göre takdiren 500,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline ve hazineye gelir kaydedilmesine,…” karar verilmiştir. Kararın Temyizi: 7. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. II. ÖN SORUN 8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrasının “b” bendi gereğince Devlet aleyhine açılacak tazminat davasının dava konusu kararın dayanağı olan dava sonunda verilen hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceğinin düzenlendiği ve mahkeme kararının Danıştay’ın davalı idarenin karar düzeltme isteminin reddine ilişkin karar tarihi olan 13.07.2011’de kesinleşmiş olduğu eldeki davanın ise 23.12.2016 tarihinde açıldığı nazara alındığında dava açma süresine ilişkin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrasının “b” bendinin eldeki davaya uygulanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. III. GEREKÇE 9. Dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 10. Anılan maddede sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46. maddesine göre “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” 11. Her ne kadar 6.3.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 21.2.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 19/a maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmış ise de kararın kesinleştiği tarihte yürürlükte bulunduğundan eldeki davaya uygulanması gereken 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrası ile bu fıkranın b bendi; “…Devlet aleyhine açılacak tazminat davası ancak dava konusu işlem, faaliyet veya kararın dayanağı olan; … b) Dava sonunda verilen hükmün, kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabilir,…” hükmünü içermektedir. 12. Yukarıda belirtilen süre hak düşürücü nitelikte olup, davanın her aşamasında re’sen dikkate alınması gereken bir süredir. 13. Buna göre, Devlet aleyhine açılacak tazminat davasının dava konusu kararın dayanağı olan dava sonunda verilen hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceğinin düzenlendiği ve eldeki davaya ilişkinmahkeme kararının Danıştay’ın davalı idarenin karar düzeltme isteminin reddine ilişkin karar tarihi olan 13.07.2011’de kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. 14. İdarenin mahkeme kararını uygulama imkânının kalmadığına ilişkin 07.10.2011 tarihli cevabı üzerine davacı tarafın 08.03.2012 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğinden bahisle başvurduğu, AİHM tarafından davacıya gönderilen 27.04.2015 tarihli yazıda Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiği bildirildiği ve bunun üzerine davacının 6384 sayılı Kanun ile kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurarak yargılamanın iki dereceli olarak 9 yıl, 1 ay ve 1 gün sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanmanın tamamlanmadığı gerekçesiyle tazminat isteminde bulunulduğu, Komisyonun 6.000TL tazminat ödenmesine karar verildiği, bu karara karşı davacının Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz ettiği ve bu itirazın 05.05.2016 tarihinde reddedildikten sonra eldeki dava 23.12.2016 tarihinde açılmıştır. 15. Bilindiği üzere hukukumuzda bir kararın kesinleşmesi, o karara karşı olağan kanun yollarının tüketilmesi ile mümkün olduğundan ve olağanüstü hak arama yollarına başvurulmasının kararın kesinleşmesini geciktirici etkisi de bulunmadığı da nazara alındığında, davacı tarafın 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun mülga 93/A maddesinin 2. fıkrasının “b” bendi gereğince ilgili mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde eldeki davayı açmadığı anlaşılmaktadır. 16. Hâl böyle olunca, eldeki dava süresi içerisinde açılmamış olup, belirtilen bu değişik gerekçe ile sonucu itibariyle doğru olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın düzeltilerek onanması ve disiplin para cezasının kaldırılması gerekir. IV. SONUÇ Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13.02.2018 tarihli ve 2017/2 E., 2018/7 K. sayılı kararının belirtilen değişik gerekçe ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Davacı hakkında hükmedilen disiplin para cezasının kaldırılmasına, 20.05.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2016/2649 E., 2017/1995 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
maddelerinde ve yargılama aşamasında yürürlüğe giren HMK'nun 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2016/2649 E.  ,  2017/1995 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece) İHBAR OLUNAN : ... Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince; “DAVA: Dava dilekçesinde, İşçi Partisi Genel Başkanı olan davacının "Ergenekon" olarak nitelendirilen davada sanık sıfatı ila yargılandığı; ihbar olunan Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen ve kamuoyunda "Amirallere Suikast" olarak nitelendirilen davanın iddianamesinde, davacı ile ilgili olarak sanık, tanık ve diğer herhangi bir nitelemede bulunulmaksızın, kesinlik düzeyinde yaklaşım ile soruşturulanlar ile bağlantılı gösterildiği; bu durumun, kişilik haklarına saldırı oluşturduğu ve sorumluluk gerektirdiği ileri sürülürek; 50.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi ve karar örneğinin de yayımlanması, talep olunmuştur. CEVAP: Yargılama aşamasında davalı sıfatını kazanan Hazine vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde, görevsizlik savunmasında bulunulmuş; sorumluluk koşullarının oluşmadığı ve istemin de fahiş olduğu belirtilmiştir. GEREKÇE: Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak manevi tazminat istemine ilişkindir. Başlangıçta İstanbul Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nde ikame olunan davada görevsizlik kararı verilmiş; kesinleşme ve süresi içinde başvuru üzerine dosya dairemize gönderilmiştir. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19/a maddesi uyarınca, 2802 sayılı Yasa'nın 93/A maddesi hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Açıklanan yasal düzenleme gereğince, uyarınca uyuşmazlığın esası incelenmiş; asıl ceza davasının sonuçlanması koşulu aranmamıştır. Hakimlerin hukuki sorumluluğu olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nun 573-576. maddelerinde ve yargılama aşamasında yürürlüğe giren HMK'nun 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yasa'da gösterilen sorumluluk nedenleri, örnek niteliğinde olmayıp; sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir. İhbar olunan, yargılama aşamasında Yargıtay üyesi sıfatını kazanmış olup; görev konusunda yapılan değerlendirmede; dava konusu edilenin eylem tarihindeki sıfatının esas alınması gerektiği benimsenmiş ve dairemiz görevli kabul edilmiştir. Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgu; ceza soruşturması sırasında, iddianamede yer verilmemesi gerektiği ileri sürülen ifadelere ilişkindir. Soruşturma işlemleri sonucunda düzenlenecek iddianamenin şekli ve içeriği; mahkemeye sunulması üzerine yargılama makamlarının verebilecekleri kararlar ile bunlara karşı yasa yolları CMK'da düzenlenmiş bulunmaktadır. Dava konusu edilen husus, itiraz konusu yapılabilir. Şu durumda, hakimin hukuki sorumluluğuna ilişkin koşulların gerçekleştiğinden söz edilemez. Davanın, açıklanan bu nedenle reddine karar vermek gerekmiştir. Diğer yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, para cezasında yeniden değerleme oranında yapılması gereken arttırım miktarı ile dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nun 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın REDDİNE, 2-HMK'nun 49. maddesi uyarınca takdiren 650,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline, 3-Maktu 25,20-TL karar ve ilam harcının peşin alınan 742,50.-TL'den düşümü ile kalan 717,30.-TL'nin istek halinde davacıya iadesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir edilen 3.000,00-TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,” Dair oyçokluğu ile verilen 03.06.2014 gün ve 2013/111 E., 2014/60 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kâğıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili ihbar olunan ...’ı davalı göstererek İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne vermiş olduğu dava dilekçesinde, müvekkilinin “Ergenekon” olarak nitelendirilen davada sanık sıfatıyla tutuklu olarak yargılandığını, ihbar olunan Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen ve kamuoyunda “Amirallere Suikast” olarak nitelendirilen davanın iddianamesinde, müvekkili ile ilgili olarak sanık, tanık ve diğer herhangi bir nitelemede bulunulmaksızın müvekkilinin isminden söz edildiğini, yargılanan kişilerin ya doğrudan müvekkili ile bağlantısı olduğunun iddia edildiğini ya da ihbar olunanın tahayyülünde yarattığı bu bağlantıyı dolaylı olarak sağladığının ileri sürüldüğünü, müvekkilinin yazdığı kitapların ve yazıların, yayınların ve özgeçmişine ilişkin bilgilerin CMK hükümlerine aykırı olarak delil niteliğinde olduğunun ileri sürüldüğünü ve iddianameye konu edildiğini, gerek “Ergenekon” gerekse “Karargâh Evleri” olarak nitelendirilen soruşturmalarda nihai hükme ulaşılmamışken ihbar olunanın yürüttüğü soruşturmada, müvekkili hakkında kesinlik düzeyinde bir yaklaşımla soruşturulanlarla müvekkili arasında fiili bağların var olduğunu ileri sürmesinin müvekkilinin kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunu belirterek 50.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Maliye Hazinesi vekili mahkemenin görevsiz olduğunu, dava konusu soruşturmanın ve ceza davasının sonuçlanmadığını, bu anlamda dava şartının bulunmadığını, ele geçirilen belgelerde hakkında soruşturma yapılan şahıslarla birlikte davacının adının geçtiğini, bu nedenle iddianamede davacının adının geçmesinin zorunlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. İhbar olunan Cumhuriyet Savcısı yargılamaya katılmamış ve beyanda bulunmamıştır. İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davalı sıfatı ile Maliye Hazinesine duruşma günü tebliğ edilmiş ve görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Özel Dairece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, Özel Dairenin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği karar usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Özel Dairenin kararının gerekçesinde belirtilen ve “görev konusunda yapılan değerlendirmede; dava konusu edilenin eylem tarihindeki sıfatının esas alınması gerektiği” şeklindeki ifadenin maddi hataya dayalı olduğu kabul edilmiş, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden karardaki bu ifadenin “görev konusunda yapılan değerlendirmede; ihbar olunan hâkimin yargılama sırasındaki sıfatının esas alınması gerektiği” şeklinde düzeltilmek suretiyle kararın düzeltilmiş bu hâli ile onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın düzeltilerek ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.12.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları (HUMK'nun573-576) HMK'nun 46-49 maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         2013/19-454 E.  ,  2013/729 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 19. Hukuk Dairesi (İlk Derece) TARİHİ : 18/12/2012 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 19. Hukuk Dairesince; “Davacı S.C.kendi adına asaleten .. İnş. AŞ. adına temsilen verdiği dava dilekçesinde Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008-782 Esas sayılı dosyasında menfi tespit ve senet iptali davası açtıklarını tedbir istemlerinin mahkemece reddedildiğini bu yüzden davanın karşı yanıyla protokol yapmak zorunda kaldıklarını ve ikinci kez tedbir isteminde bulunduklarını, tedbir istemi acele işlerden olmasına rağmen tedbir talepleriyle ilgili kararın çıkması için on beş gün beklediklerini, kararı aldıklarında ise tarihinin eski olduğunu gördüklerini, bu kararın da eksik olduğunu yeniden karşı yanla anlaşma yapmak zorunda kaldığını, beş adet senetten üçü için tedbir kararı verilip ikisi için verilmediğini, icraya konulan senetler nedeniyle ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, mahkeme başkanına durumu bildirdiğinde diğer senetlerden birinin tedbir talebinden vazgeçmesi halinde tedbirin icraya konulan senede kaydırılabileceği aksi halde yeni senet için teminatlı tedbir kararı verileceğinin söylendiğini, kendisinin mecburen senetlerden birinin tedbir talebinden vazgeçip tedbiri diğerine kaydırmak zorunda kaldığını, yargılama sırasında duruşmadan önce avukatı istifa ettiği halde kendisine istifa kararı bildirilmeden yasal hakları elinden aldırılarak ara kararları oluşturulup dosyanın tamamlandığı gerekçesiyle heyete gönderildiğini, avukatının, mahkeme hakiminin taraflı davrandığını hissettiğini kendisini dinlemediğini ve kötü davrandığını taraflı mahkemede davaya devam etmek istemediği için istifa ettiğini söylediğini, menfi tespit davasının davalısı hakkında kanun yararına bozma ile ilgili adalet bakanlığı yazısını dosyaya sunmak için öğle saatinde adliyeye gittiğini, kalemde bir memur olduğunu, mahkeme başkanından havale aldığını, belge örneğini dosyaya bıraktığını ancak iki saat kadar sonra menfi tespit davası davalısının ağlayarak kendisini aradığını nasıl haberdar olduğunu sorduğunda mahkemede adamı olduğunu söylediğini ve yine başkalarının yanında bu davayı kazandım onların hiçbir talepleri kabul edilmeyecek mahkeme benim elimde şeklinde mahkemeye inancı sarsacak cümleler söylediğini, mahkeme başkanının kendisine anlaşamadın mı geri kalanı taksite bağlatıp ödemiyor musun şeklinde ihsası rey olduğu anlaşılan beyanlarda bulunduğunu, neticede tedbir istemlerinin sürüncemede bırakılmasının karşı tarafla sömürülmesine yol açan anlaşma yapmak zorunda kalmasına yol açtığını, tefecilik şikayeti ile ilgili kanun yararına bozma talebinin neticesinin beklenmemesi sonucu karşı yana haksız olarak 1.500.0000 TL ödeme yapmasına yol açtığını mahkeme hakimi Resmiye Sürmelinin taraflı ve kasıtlı davranışları ve haksız işlemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 3000 Tl maddi 5000 Tl manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde 6110 sayılı yasayla 2802 sayılı yasaya ilave edilen 93/a maddesine göre hakimlerin yargılama faaliyetlerinde dolayı devlet aleyhine açılacak tazminat davalarının ancak, davaya konu dava sonucunda verilecek hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceğini, öncelikle dava şartının araştırılması gerektiğini, HMK'nun 46. maddesinde sınırlı ve sayılı durumların ifade edildiğini, maddede belirtilen koşullar oluşmadığından ayrıca HMK 48. maddeye uygun şekilde sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delil sunulmadığından mesnetsiz davanın reddi gerektiğini bildirmiştir. Müdahil Resmiye Sürmeli vekili şirket adına vekaleten dava açan kişinin avukat olmadığı için dava açma yetkisinin bulunmadığını dava dilekçesinde davacıların hangisi için ne miktar tazminat istendiğinin açıklanmadığını müvekkili hakim için ileri sürülen iddiaların asılsız ve dayanaksız olduğunu, HUMK'nun 573. maddede ön görülen koşulların oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava hakimin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın açılış tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK hükümleri uyarınca dava İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinde doğrudan görevli hakim davalı gösterilmek suretiyle açılmış ancak yargılama sırasında meydana gelen yasal değişiklikler neticesinde mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiş, Yüksek 4. Hukuk Dairesince de görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyası Dairemiz esasına alınmıştır. Dairemizce 6110 sayılı yasayla yapılan değişiklik ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gereği yasal hasım Devlet olacağından dava dileçesi yasal hasıma oluşturulan tensip tutağı ile birlikte tebliğ edilmiştir. Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları (HUMK'nun573-576) HMK'nun 46-49 maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yasada gösterilen sorumluluk nedenleri örnek niteliğinde olmayıp sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir. Somut olayda ihtiyati tedbir talebi üzerine verilen kararlar nedeniyle tazminat isteminde bulunulmuştur, HMK'nun 48.maddesine göre tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığının ve delillerin açıkça belirtilip varsa belgelerin dava dilekçesine eklenmesi gerekir.Davacı Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/782 Esas sayılı dosyası içindeki belgelere dayanıp suretlerini dilekçesine eklediğinden anılan dosya getirtilip incelenmiştir. Bilirkişi incelemesini gerektirir bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyada hatalı olduğu ileri sürülen yargısal işlemlerde yanlı ve özel amaç ile davranıldığı yönünde bir delil bulunmamaktadır. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiçbirisi mevcut olmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 49. maddesi uyarınca davanın esasdan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Para cezasının belirlenmesinde dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1- Davanın reddine, 2- HMK'nun 49.maddesi gereğince takdiren 750TL disiplin para cezasının davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3- Davanın reddi nedeniyle alınması gereken 21,15 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 118,80 TL harçtan mahsubu ile kalan 97.65 TL.harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları gözetilerek hesaplanan 2800 TL vekalet ücretinin ve davalı tarafından yapılan iki adet tebligat giderinden ibaret 14 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile davalı hazineye ödenmesine. 5- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına…” Dair oybirliği ile verilen 18.12.2012 gün ve2011/1-2012/3 sayılı kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kâğıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü: HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacı S.C. kendi adına asaleten ... İnş. AŞ. adına temsilen verdiği dava dilekçesinde; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008-782 Esas sayılı dosyasında menfi tespit ve senet iptali davası açtıklarını ve tedbir talebinde bulunduklarını, tedbir istemlerinin mahkemece sürüncemede bırakıldığını; mahkeme hakimi Resmiye Sürmeli’nin taraflı ve kasıtlı davranışları, haksız işlemleri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 3000 Tl maddi 5000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde 6110 sayılı yasayla 2802 sayılı yasaya ilave edilen 93/a maddesine göre hâkimlerin yargılama faaliyetlerinde dolayı devlet aleyhine açılacak tazminat davalarının ancak, davaya konu dava sonucunda verilecek hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılabileceğini, öncelikle dava şartının araştırılması gerektiğini, HMK'nın 46. maddesinde sınırlı ve sayılı durumların ifade edildiğini, maddede belirtilen koşullar oluşmadığından ayrıca HMK 48. maddeye uygun şekilde sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delil sunulmadığından mesnetsiz davanın reddi gerektiğini bildirmiştir. Mahkemece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile 19. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. Maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na eklenen 93/A-5 fıkrası ve 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 22.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.