6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 51

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 51. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 51- (1) Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. Davada kanuni temsil

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

29 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2015/13761 E., 2016/426 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış

Bu kararın tam metni kütüphanemizde yok; şerhte künyesiyle anılıyor.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2014/15609 E., 2015/615 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç

Bu kararın tam metni kütüphanemizde yok; şerhte künyesiyle anılıyor.

Hukuk Genel Kurulu, 2019/452 E., 2022/540 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var(Kapatılan)Yargıtay 13. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mah. Sıfatıyla)
tam metni aç
(HMK m.51).
Hukuk Genel Kurulu         2019/452 E.  ,  2022/540 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : (Kapatılan)Yargıtay 13. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mah. Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, dava ehliyetine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. 2. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı dava dilekçesinde; dava dışı Helince isimli estetik güzellik firması tarafından kızı Aynur'a yapılan epilasyon işlemlerinden sonra kızının yüzünde daha fazla kıl çıkması üzerine ödediği parayı geri almak istediğini, epilasyon firmasının hormon bozukluğu paket işleminin bittiği gerekçesiyle para iadesini kabul etmediğini, savcılığa yapılan şikâyete takipsizlik kararı verildiğini ve karara yapılan itirazın reddedildiğini, bunun üzerine firmaya 50.000TL manevi tazminat talebiyle açılan davanın da reddedildiğini, bütün bu yargılamalarda hâkim ve savcıların görevlerini yerine getirmediklerini ileri sürerek uğradığı zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın doğrudan devlet aleyhine açılması gerektiğinden dava şartının ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesinde sayılan sınırlı sorumluluk nedenlerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı ... davaya cevap vermemiştir. Özel Daire Kararı: 7. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.12.2018 tarihli ve 2018/4 E., 2018/6 K. sayılı kararı ile; “YARGILAMA VE GEREKÇE : Dava; hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayanılarak HMK. 46. maddesi uyarınca açılan manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2018, 2018/61 E., 2018/54 K. sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilmiştir. Davacı Aynur Mengirkaon ve Annesi ...'a ait uyaptan alınan nüfus kayıt örnekleri, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2018, 2018/61 E., 2018/54K. sayılı karar örneği, İstanbul 11. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15/09/2015 tarih ve 2014/808 Esas sayılı dosyasında davacı Rıfat ve Sadiye kızı 09/09/1987 doğumlu Aynur Mengirkaon'a aynı yer ve hane BSN 73'te nüfusa kayıtlı Şeyhmuz ve Hatice kızı 10/07/1967 doğumlu annesi ...'un velayeti altında bırakılmasına ilişkin son duruşma zabıt örneği ve diğer belgeler dosyada mevcuttur. 6100 s. HMK m.46/(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması. (2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz. (3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder. 6100 s. HMK m.47/(1) (Değişik: 1/4/2015-6644/3 md.) Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz. (2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür. 6100 s. HMK m.48/(1) Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de eklenir. (2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder. 6100 s. HMK m.49/(1) Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir. Şeklinde düzenleme yapılmıştır. Açılan bu davada öncelikle dava şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir. Dava şartları 6100 s. HMK m.114'de düzenlenmiştir. Yapılan düzenleme uyarınca açılan davada davaya devam edilebilmesi için öncelikle mahkemeye ilişkin dava şartları bulunmalıdır. Bunlar; yargı hakkı, yargı yolu, görev, kamu düzenine ilişkin yetki halleridir. Taraflara ilişkin dava şartları: Davada iki taraf bulunması, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davaya vekalet ehliyeti ve geçerli vekaletname, davaya takip yetkisi olmalıdır. Dava konusuna ilişkin dava şartları: kesin hüküm bulunmaması, aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması (derdestlik) ve hukuki yarar (menfaat) bulunmasıdır. 6100 s. HMK m. 115'de yapılan düzenleme uyarınca; mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davayı usulden reddeder. HMK m.114/1, d bendinde tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetine (TMK m.8,48) sahip olan, davada taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK m.51). 6100 s. HMK 46/1' de; Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. Düzenlemesi yapılmıştır. Somut olayda davacı ...'a velayeten kızı 1987 doğumlu Aynur Mengirkaon adına velayeten HMK 46. Madde uyarınca hakimin hukuki sorumluluğuna dayanılarak karar veren hakimleri davalı göstererek manevi tazminat davası açmıştır. HMK m.46'da yapılan açık düzenleme sonucunda Hakimin hukuki sorumluluğu nedeni ile açılacak davanın doğrudan Devlet aleyhine açılması zorunludur. Bu husus dava şartıdır. Dosya içerisine toplanan deliller nüfus kayıt örnekleri, karar veren hakimlerin dosyaya sundukları cevap dilekçeleri, davacı Aynur Mengirkaon'un velayet alındığına ilişkin mahkeme kayıtları ve tüm dosya içeriğine göre hakimin hukuki sorumluluğu nedeni ile açılacak davaların doğrudan Devlet aleyhine açılması gerektiği bu hususun dava şartı olduğu, karar veren hakimlere husumet yöneltilerek dava açılamayacağı anlaşıldığından HMK'nun 114,115 maddeleri uyarınca açılan davanın dava şartı yokluğu (davalıların dava ehliyeti bulunmadığından) nedeni ile usulden reddine karar vermek gerekmiştir. Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; HÜKÜM : 1- DAVANIN DAVA ŞARTI YOKLUĞU (davalıların dava ehliyeti bulunmadığından) SEBEBİ İLE USULDEN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 3-Hüküm tarihi itibari ile hesaplanan 35,90 TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan tahsiline, hazineye irat kayıt edilmesine…” karar verilmiştir. Kararın Temyizi: 8. Özel Daire kararı süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmiştir. II. GEREKÇE 9. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. 10. Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde “(1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde sayılmıştır. 11. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 190). 12. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup, bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir. 13. Mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK m. 115/1). 14. Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilecek olup, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir (HMK m. 115/2). 15. Taraf sıfatı (husumet) dava şartlarından değildir. Kelime anlamı “bir şahıs veya şeyin hâli” olan sıfat (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 977), dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. 1, s. 1157). Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler, şeklen o davanın tarafları ise de mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verebilmesi için bu kişilerin gerçekten o davada davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine; davalı sıfatı ise, bir subjektif hakkın kendisinden davalı olarak istenebileceği, o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. 16. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kullanılmaktadır. Gerek davacı gerekse davalı sıfatı tamamen maddi hukuka göre belirlendiğinden sıfat konusu usul hukuku sorunu değildir ve bu sebepledir ki sıfat yokluğundan verilecek bir karar yine işin esasına yönelik bir karardır. 17. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Başka bir anlatımla, dava şartları işin esasının incelenmesine engel teşkil eder mahiyetteyken, bir davada taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, yine davanın esasına ilişkin bir karardır. Sıfat, ileri sürülme zamanı kanun ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de teşkil etmediğinden davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, s. 1157 vd.). 18. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 E., 2016/106 K.; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 E., 2021/1515 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 19. Taraf sıfatı, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi kavramları uygulamada zaman zaman birbiri yerine kullanılmak suretiyle karıştırılmaktadır. Oysa taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir. 20. Taraf ehliyeti; bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğidir. HMK’nın 50. maddesine göre “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir”. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyeti ile özdeştir. Bu nedenle, hak ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine sahiptir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s. 238 vd.). Bu hâlde, bir davada taraf olarak yer alabilecek kimseler, medeni hukukun çizdiği prensipler dâhilinde ya gerçek kişi ya da tüzel kişi olmalıdır (Belgesay, Mustafa Reşit: Dava Teorisi, İstanbul 1943, s. 78). 21. Taraf ehliyeti, tarafların taraf olabilme yeteneğinin tetkik ve tespiti ile davanın esası hakkında inceleme yapılıp yapılamayacağını belirler. Taraf ehliyeti eksikliği durumunda, davanın esasına girilmeyecek ve dava usulî bir kararla sonlanacaktır. Bu yönden taraf ehliyeti, yargılamanın başında dikkate alınması gereken bir dava şartıdır. 22. Dava ehliyeti; tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir (Karafakih, İsmail Hakkı: Hukuk Muhakemeleri Usulü Esasları, Ankara 1952, s. 117). HMK’nun 51. maddesinde “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir” denilmektedir. Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyetiyle beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için, dava ehliyetinin bulunması bir şarttır. Dava ehliyeti, medeni hukuktaki eylem ehliyetinin usul hukukundaki görünümüdür (Yenice, Kazım: Dava Yeterliliği, AD 1963, s. 1183; Umar, Bilge: Medeni Usul Hukukunda Davanın Dinlenme Şartı Olarak Ehliyet, İÜHFM 1963, s. 602). 23. Buna göre, ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlanmamış gerçek kişiler ile tüzel kişiliğe sahip ve organları teşekkül etmiş mal veya kişi topluluklarının dava ehliyeti vardır. Ayırt etme gücü olan küçük ile kısıtlının kural olarak dava ehliyetleri yoktur. Ancak bu kişiler, kişilik haklarıyla ilgili davalarda dava ehliyetine sahiptirler. Tam ehliyetsizlerin ise dava ehliyetleri bulunmamaktadır. 24. Dava ehliyeti de tıpkı taraf ehliyeti gibi bir dava şartıdır. Davacının veya davalının dava ehliyetinin olmadığı esasa girilmeden, dava şartları incelenirken anlaşılırsa dava hemen reddedilmez; davanın kanunî temsilciye bildirilmesi ve kanunî temsilcinin davaya icazet vermesi için süre verilir. Süre sonunda kanunî temsilci, dava ehliyeti olmayan taraf adına yargılamaya katılmazsa dava, dava ehliyeti eksikliğinden reddedilir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s. 299; Kuru, s. 1098). 25. Dava takip yetkisi ise; usul hukuku ilişkisinin süjesi olan tarafın, davaya konu olan hakkı veya hukukî ilişkiyi, kendi adına yürütebilme ve kendi adına esas hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanabilir. Davayı takip yetkisi, davayı kimin yürütebileceğine ilişkin olarak hüküm alabilme yetkisidir (Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, İstanbul 1995, s. 29/ Alagonya, Yavuz: Medeni Usul Hukukunda Dava Ortaklığı, İstanbul 1999, s. 98/ Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Hukukî Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 294). 26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 53. maddesinde “Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir” düzenlemesi yer almakla birlikte HMK’nın 114/1-e maddesinde dava şartlarından sayılmıştır. 27. Davayı takip yetkisini kazanabilmek için talep sonucunda sözü edilen hakkın sahibi veya hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek gerekmektedir. Hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek ile tarafın davayı takip yetkisi doğar. Davayı takip yetkisi, esasen maddi hukuktaki tasarruf yetkisi ile ilişkilendirilmektedir. Tasarruf yetkisi, bir kimsenin hukuk düzeninin kendisine tanıdığı bir hakka etki edebilme, o hak üzerinde tasarruf işlemleri yapabilme yetkisidir. Kural olarak hak sahibi, hakkın bir unsuru kabul edilmekte ve bu sebeple de tasarruf yetkisine de sahip olmaktadır. Kanun, bazı durumlar için kişiyi hak sahibi kabul etmiş fakat tasarruf yetkisine sınırlama getirmiştir. 28. Bu durumda hak sahibi olan ve tasarruf ehliyeti bulunan kişi, o hakkı üçüncü bir kişiye devredemeyecek yahut hakkından feragat edemeyecektir. Örneğin, İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 191. maddesine göre, iflasın açılması ile müflisin, iflas masasına dâhil mal ve haklar üzerinde tasarruf yetkisi ortadan kalkar. Müflis, masaya giren bir hakkı yok edemez, üçüncü kişiye devredemez. Hak sahibi olan bir kişinin tasarruf yetkisinin hukuk düzenince sınırlandırılmasının usul hukukundaki sonucu, tasarruf yetkisi kısıtlanan bu kişinin iflasın açılmasından önce açılmış derdest davalarda davayı takip yetkisinin sona ermesidir. Hatta, İİK’nun 194. maddesinde, bazı davalara iflasın açılmasına rağmen devam edileceği öngörülmüştür. İflas masasına dâhil olan haklara ilişkin bu davaları müflis, davayı takip yetkisinin sona ermesi karşısında acele hâllerde bile taraf olarak sürdüremez. Bu davaları iflas idaresi yürütecektir. İflas idaresi oluşturulmamışsa, davalara iflas dairesince devam edilmesi gerekir. Ayrıca müflis, iflas masasına giren hakların gerçekleşmesi için yeni bir dava da açamaz. Çünkü hakkın gerçekleşmesini talep etmek de hak üzerinde bir tasarruftur (Üstündağ, s. 301/ Belgesay, Mustafa Reşit: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, C. I, İstanbul 1939, s. 102). 29. Davayı takip yetkisi ile taraf ehliyeti arasındaki ilişkiye kısaca değinmek gerekirse, davayı takip yetkisi; yargılamanın yürütülmesine, taraf ehliyeti ise; kimlerin usul ilişkisinde yer alabileceğine ilişkindir. Tarafların davayı yürütebilmek hususundaki yetkileri, onların taraf ehliyetlerinin bulunması koşuluna bağlıdır. Bir başka deyişle, taraf ehliyeti, bir davanın taraflarının kimler olabileceğini, davayı takip yetkisi ise, taraf ehliyetine sahip tarafın davayı yürütüp yürütemeyeceğine yanıt aramaktadır (Erişir, Evrim: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s. 90). 30. Kavramların bu şekilde açıklanmasından sonra somut olay değerlendirildiğinde; dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Bu maddede sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. HMK’nın 46. maddesinde “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir: a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması. c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması. ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması. d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması. e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır. 31. Anılan maddeden de anlaşılacağı üzere hâkimlerin sorumluluğuna dayanılarak tazminat davası ancak devlet aleyhine açılabilecektir. Eldeki davada ise davacı, açmış olduğu tazminat davasını hukukî sorumlulukları bulunduğu iddiasıyla ilgili hâkimlere yöneltmiştir. O hâlde davalı olarak gösterilen hâkimlerin davalı sıfatı (pasif husumeti) bulunmamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, taraf sıfatı (husumet) dava şartlarından olmadığından, Mahkemece, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde değildir. Her ne kadar Mahkemece davalıların dava ehliyetinin bulunmadığı belirtilmişse de, yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, davalıların dava ehliyetlerinin bulunduğu ancak davada taraf sıfatlarının (husumet) bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 32. Hâl böyle olunca, davalıların taraf sıfatlarının bulunmaması nedeniyle davanın usulden değil esastan reddine karar verilmelidir. 33. Bu nedenle, işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 14.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2022/6918 E., 2023/8378 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 50, 51, 114, 115 ve 363 üncü maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi, Kasko Sigortası Genel Şartları.
4. Hukuk Dairesi         2022/6918 E.  ,  2023/8378 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/35 E., 2019/304 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü KANUN YARARINA Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde itirazın iptali şeklinde görülen rücuen tazminat davasında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket nezdinde kasko poliçesiyle sigortalı olan araç davalıya ait otoparkta park halinde iken 19.02.2015 tarihinde çatının çökmesi nedeniyle araçta oluşan 2.650,00 TL hasarın davacı tarafından dava dışı sigortalıya ödendiğini, hasarın oluşmasında güvenlik önlemlerini almayan davalının kusurlu olduğunu, ödenen meblağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Dava dilekçesi usulüne uygun olarak davalıya tebliğ edilmesine rağmen, davalı tarafından yasal süresi içerisinde cevap verilmemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; açılan davanın kısmen kabulü ile davalı borçlunun Kilis İcra Müdürlüğü'nün 2017/1595 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 1.855,00 TL asıl alacak, 383,75 TL işlemiş faiz yönünden iptali ile icra takibinin bu miktarlar üzerinden devam edilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak likit nitelikte bulunmadığından davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir. B. Temyiz Sebepleri Davacının, davalı olarak "Sağlık Bakanlığı" yerine Kilis Ağız ve Diş Sağlığı Merkezini göstererek temsilde hata yaptığı, bu durumda, mahkemece davanın gerçek hasma yöneltilmesi için davacıya mehil verilip taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasının incelemesine geçilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek kararın kanun yararına temyizen incelenerek bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemli icra takibine yapılan itirazın iptali davasında davalının taraf ehliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 50, 51, 114, 115 ve 363 üncü maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi, Kasko Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi uyarınca medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların davada taraf ehliyetine de sahip olacakları öngörülmüş, aynı Kanun'un 51 inci maddesinde de dava ehliyetinin, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği hükme bağlanmıştır. 2. 6100 sayılı Kanun'da gerçek ve tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların davada taraf ehliyetine de sahip olacakları anlaşılmaktadır. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunmayanların ancak yetkili temsilcileri vasıtasıyla davada taraf ehliyetine sahip olacakları açık olup tüzel kişiliği haiz bulunmadığı için davalı olarak taraf ehliyetine sahip olmayan Kilis Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinin hasım gösterilerek aleyhine dava açılması ve bu davanın yürütülerek sonuçlandırılması açık Kanun hükmüne aykırıdır. Zira dava şartları kamu düzenine ilişkindir. Taraf ehliyeti de dava şartlarından olup mahkemece talep üzerine veya re'sen gözetilmesi gereken hususlardandır. 3. 6100 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz. 4. Kilis İcra Müdürlüğünün 2017/1595 Esasına kayden görülen dosyanın incelenmesinde; alacaklının Ankara Anonim Türk Sigorta A.Ş, borçlunun Kilis Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi olduğu, toplam 3.198,22 TL alacağın tahsili için ilamsız icra takibine başlandığı, borçlu vekili tarafından süresinde yapılan itiraz ile takibin durduğu, duran takibin devamı için de somut davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İcra takibinde ve itirazın iptali davasında gerçek hasmın Sağlık Bakanlığı olması gerekirken tüzel kişiliği bulunmayan Kilis Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi gösterilerek temsilde hata yapılmış; mahkemece de 6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine aykırı olarak yargılama sonuçlandırılmıştır. 5. Bu durumda, mahkemece 6100 sayılı Kanun’un 115 inci maddesi uyarınca davanın gerçek hasma yöneltilmesi için davacıya süre verilip taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasının incelemesine geçilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, hükmün kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,22.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/12375 E., 2023/12682 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 51 inci maddesinde de “ (1) Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.” denilmiş olup;
10. Hukuk Dairesi         2023/12375 E.  ,  2023/12682 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/420 E., 2023/1638 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 16. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/346 E., 2021/285 K. Taraflar arasındaki davacının maluliyetinin ilk işe giriş tarihinde mevcut olmadığının tespiti ile maluliyet aylığı bağlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının maluliyet tarihinin işe giriş tarihinden sonra olduğunun tespitine, tüm şartlarını sağlayan davacıya hak ediş tarihini takip eden aybaşından geçerli olarak maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile , davanın, davacının maluliyet tarihinin işe giriş tarihinden sonra olup olmadığının ve buna bağlı olarak maluliyet aylığı koşullarının bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin olduğu, YSK raporu ile davacının malul olduğunun kabul edildiği ancak işyerine maluliyetini gerektiren hastalık ve arızası ile işe girdiğinden, maluliyet sigortası yardımlarından yararlanamayacağının belirtildiği, itiraz üzerine alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ve çelişki oluşması üzerine alınan Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporlarında ise davacının işe giriş tarihinde maluliyetini gerektirecek bir hastalığının mevcut olmadığı, halihazırda bulunan Bipolar Duygulanım Bozukluğu hastalığının remisyon halinde olduğu dikkate alındığında, malul sayılmayacağının belirtildiği, bu durumda bir birine uyumlu adli tıp raporları ile davacının işe giriş tarihinde maluliyeti gerektirir bir hastalığı bulunmadığının ispat edildiği kanaati ile bu talep yönünden davanın kabul edildiği, davacının maluliyet aylığı talebi de olup, YSK raporunda malul olduğu kabul edilmiş ise de bir biri ile uyumlu adli tıp raporlar ile malul sayılmayacağı anlaşıldığından bu talep yönünden davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacının işe giriş tarihinde maluliyeti gerektirir bir hastalığı bulunmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı Kurum vekili; Kurum işlemlerinin mevzuata uygun olduğunu ileri sürmüş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ilk defa 21.05.2021 tarihinde 4/1-a kapsamında çalışmaya başladığı, ... Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 03.01.2017 tarihli kararı ile davacının malül olmakla birlikte, maluliyeti gerekten arıza ile işe girdiğinden malüllük sigortasına ilişkin hükümlerden yararlanamayacağına karar verildiği,Yüksek Sağlık Kurulu'nun 16.05.2018 tarihli raporu ile; sigortalının, 506 sayılı Kanun'a tabi işyerine maluliyetini gerektiren hastalık ve arızası ile işe girdiğinden, aynı kanunun 53/b maddesi hükmünce maluliyet sigortası yardımlarından yararlanamayacağına dair karar verildiği, itiraz üzerine Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan raporlarında ise; davacıda mevcut bipolar duygulanım bozukluğu arızasının işe girmeden önce mevcut olmamakla birlikte, çalışma gücünü en az %60 oranında kaybetmemiş olduğunun bildirildiği, Adli Tıp 3. İhtisas ve 2. Üst Kurul raporlarının birbiri ile uyumlu ve çelişkiyi giderir mahiyetteki raporlarına itibar edilerek davanın kısmen kabulüne dair mahkemenin maddi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kurum vekili, Kurum işlemlerinde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, maluliyet tespiti ve malullük aylığı bağlanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 25 ve 26 ncı maddeleridir. 3. Değerlendirme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 14 üncü maddesinde “ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur” hükmü öngörülmüştür. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 38 inci maddesinde “davaya ehliyet Medeni Kanun ile belirlenmiştir” hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 51 inci maddesinde de “ (1) Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir.” denilmiş olup; kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyeti olarak tanımlanan dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Ayırt etme gücü bulunmayanlar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, Mahkemece kendiliğinden gözetilir. Somut olayda; dosyada mevcut raporlarda; davacının "şizofreni", "psikotik bozukluk", "bipolar bozukluk" hastalıkları bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup; mahkemece re’sen göz önünde tutulması gerektiğinden, davacının, dava tarihi ve sonrasında dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı, dolayısıyla davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği, vasi tayini gerekiyor ise, davaya vasi huzuru ile devam olunacağı ve Türk Medeni Kanunun 462/8 inci maddesi uyarınca dava açmaya (husumete izin) izin kararının alınması gerekeceği hususlarının tartışılıp gereği yapılmaksızın, sürdürülen yargılama ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının, sair yönler incelenmeksizin BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Ayırt etme gücüne sahip 16 yaşındaki lise öğrencisi (A), kendi birikimleriyle aldığı değerli bir koleksiyon pulunu, ailesinin haberi olmaksızın koleksiyoner (B)'ye satmıştır. Bir süre sonra bu satıştan pişmanlık duyan (A), satım sözleşmesinin kendi ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğunun tespiti ve pulun iadesi talebiyle bizzat asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır. Bu durum karşısında mahkemenin, (A)'nın dava ehliyeti yönünden yapması gereken değerlendirme Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ayırt etme gücüne sahip küçüğün, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarının kullanılmasına benzer nitelikteki kendi malvarlığı üzerindeki tasarruflara ilişkin davaları bizzat açabileceği kabul edilmeli ve davanın esasına girilmelidir.
B) Medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan her gerçek kişinin aynı zamanda dava ehliyetine de sahip olduğu kabul edildiğinden, (A)’nın dava açmasında usule aykırı bir yön bulunmamaktadır.
C) Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlendiğinden ve (A) tam ehliyetli olmadığından, davayı bizzat takip etme ehliyetine sahip değildir; davanın kanuni temsilcisi aracılığıyla yürütülmesi gerekir.
D) Mahkeme, dava ehliyeti yokluğunu re'sen tespit ederek, bu eksikliğin giderilmesi için kanuni temsilciye süre vermeksizin davayı derhal usulden reddetmelidir.
E) Onbeş yaşını doldurmuş olan (A)'nın, kendi isteğiyle mahkemeye başvurarak ergin kılınma potansiyeli taşıması nedeniyle dava ehliyetinin var olduğu kabul edilmelidir.

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol