6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 64

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 64. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 64- (1) İhbar edilen davada verilen hükmün ihbar eden kişiye etkisi hakkında 69 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyasen uygulanır. Asli müdahale

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2021/2233 E., 2021/5652 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
HMK’nın 61-64.maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz.
3. Hukuk Dairesi         2021/2233 E.  ,  2021/5652 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında birleştirilerek görülen tazminat davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl dava ile birleşen 2015/439 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, birleşen 2015/93 Esas sayılı davada karar verilmesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... asıl davada feri müdahil, birleşen 2015/439 Esas sayılı davada ihbar olunan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; oğlu ...'ın 05.05.2007 tarihinde, ... Köyündeki evlerinin terasında gezmekte iken, evin üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle elektrik akımına kapılarak, kolu ve iki ayağının yandığını, yanıklar sebebiyle iki ayağının kesildiğini, oğlunun yaralanmasına bina üzerinden hatalı olarak nakil hattı geçiren davalı şirketin sebep olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere, 30.000 TL maddi tazminat ile 200.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 218.883,18 TL'ye yükseltmiştir. Birleşen davada davacı; asıl davaya ek olarak 40.179,03 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı; kazanın meydana geldiği evin iki katlı olup, ikinci katın sonradan yapıldığını, ikinci kat yapılmadan önce geçirilen nakil hattının yönetmeliğe uygun yükseklikte olduğunu, ikinci katın yapıldığının yazılı ya da sözlü olarak bildirilmediğini, davaya konu olayda kusuru bulunmadığını, davacının iki ayağının değil iki parmağının kesildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne 218.883,18 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın kabulü ile 40.179,03 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine Dairece verilen 03.07.2017 tarihli ve 2016/849 Esas 2017/10883 Karar sayılı kararla; meydana gelen zarardan birden fazla kişinin değişik sebeplerle mesul tutulmasının gerekmesi halinde, bu kişilerin müteselsil sorumlulukları cihetine gidilmesi gerektiği, kaza tarihinde yedi yaşında olan davacıya atfedilecek kusur bulunmaması ancak zararın meydana gelmesinde ve artmasında kazazedenin yaşadığı evdeki hane halkının kusuru oranında takdir edilen maddi tazminat miktarından indirim yapılması, davacı ailesinin kusur oranı da gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olmayacak miktarda fazla olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece; asıl davanın kısmen kabulü ile 175.106,55 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalıdan tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulü ile 32.119,23 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine Dairece verilen 10.03.2020 tarihli ve 2020/290 Esas 2020/2183 Karar sayılı kararla; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedildikten sonra, olay tarihi itibariyle 7 yaşında olan davacıya atfedilebilecek müterafik kusur bulunmadığı gibi, çocuk yaşta olay nedeniyle kol ve bacaklarının yandığı, ayak parmaklarının kesildiği, %45 oranında sürekli çalışma gücünü kaybettiği, bozma ilamında dikkate alınması gerektiği belirtilen % 20 oranındaki hane halkının kusuru da dikkate alındığında, bozma öncesinde hükmedilen manevi tazminat miktarında yapılan indirim oranı fazla olduğu, davacı için daha yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrası birleşen 2015/439 Esas sayılı davada; davacı anne, olaydan dolayı yaşadığı üzüntü nedeniyle 100.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir. Bozmaya uyan mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kısmen kabulü ile davacının maddi tazminat istemine ilişkin kararın kesinleşmiş olması nedeniyle bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacının manevi tazminat isteminin kabulü ile 120.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davada; verilen kararın kesinleşmiş olması nedeniyle bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen 2015/439 Esas sayılı davanın kısmen kabulü ile 60.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı ... asıl dosyada feri müdahil, birleşen mahkemenin 2015/439 Esas sayılı dosyada ihbar olunan ... tarafından temyiz edilmiştir. 1- İhbar olunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün birleşen 2015/439 Esas sayılı davaya ilişkin temyizi yönünden; HMK’nın 61-64.maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı, davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) mahkemece verilen kararı temyiz etme hakkı yoktur. Somut olayda; ihbar olunan ... (fer'i veya asli) müdahil olmadığından ve aleyhine verilmiş bir hüküm de bulunmadığından, hükmü temyiz eden Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün temyiz isteminin reddi gerekir. 2- Davalı ... feri müdahil Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün asıl davaya ilişkin olarak temyizi yönünden yapılan incelemede; A-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, feri müdahil Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. B-Davalının vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde; Somut olayda; mahkemece verilen 18.07.2019 tarihli kararda; asıl dava yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 175.106,55 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, davacı lehine 16.456,39 TL, davalı lehine 5.165,43 TL nispi vekalet ücretine, birleşen (Mahkemenin 2015/93 Esas) dava yönünden maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 32.119,23 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, davacı lehine 3.854,31 TL nispi vekalet ücretine, davalı lehine 2.725 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Mahkemenin temyize konu 05.11.2020 tarihli kararı ile asıl davaya ilişkin olarak davacının maddi tazminat talebi yönünden 18/07/2019 tarihli kararı kesinleştiğinden bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek davacı lehine 20.585,12 TL, davalı lehine 6.490,96 TL nispi vekalet ücretine hükmedildiği, birleşen 2015/93 Esas davada 18/07/2019 tarihli kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacı lehine 4.817,88 TL, davalı lehine 3.400,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Yukarıda anlatıldığı üzere; asıl ve birleşen 2015/93 Esas sayılı davalarda davacının maddi tazminat talepleri kesinleştiği halde usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı bir şekilde davalı aleyhine yeniden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nın 438/7 maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunanın temyiz dilekçesinin reddine; ikinci bendin (A) fıkrasında açıklanan nedenlerle ihbar olunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendin (B) fıkrasında açıklanan nedenlerle, hüküm fıkrasının; (A) bendinin (5) ve (7) numaralı alt bentleri ile (B) bendinin (2) ve (3) numaralı bentlerinin çıkartılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/05/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/675 E., 2020/390 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece davacıya verilen sürenin HMK’nın 64. maddesi anlamında sonuç doğurmaya elverişli olduğu kabul edilemez.
Hukuk Genel Kurulu         2017/675 E.  ,  2020/390 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili, Kurum sigortalılarının bakmakla yükümlü olduğu engelli çocuklarının aldıkları özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti bedellerinin 3359 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince Kurum tarafından ödendiğini, davalının da bu konuda hizmet verdiğini ancak 01.01.2005 tarihinden itibaren bünyesinde psikolog ya da rehber öğretmen bulundurması gerekirken bu yükümlülüğünü 2005 yılı Kasım ayına kadar yerine getiremediğini, buna rağmen bahsi geçen döneme ait hizmet bedellerini Kuruma fatura ettiklerini, başlangıçta ödeme yapılmak istenmemiş ise de idare mahkemesince şekli anlamda alacağın kesinleştiği ve ödeme yapılması gerektiği yönünde karar verilmesi üzerine 153.779,38TL ödeme yapmak durumunda kalındığını ileri sürerek haksız ödenen bu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili, eksik personelle hizmet verildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, böyle bir durum olsaydı İl Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerince yapılan denetimlerde tespit edilmesi gerekeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2011 tarihli ve 2009/310 E., 2011/334 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 21.03.2012 tarihli, 2011/15141 E., 2012/7327 K. sayılı kararı ile hüküm “Davalı sadece bulundurmadığı psikolog ya da rehber öğretmenden kaynaklanan ödemeleri alamaz. O hâlde mahkemece, davaya konu dönemde hangi alanlarda ne hizmetin verildiği, verilen bu hizmet karşılığında kesilen faturalar karşılığı yapılan ödemeler içinde psikolog ya da rehber öğretmen ücreti ve onun tarafından verilmesi zorunlu eğitim giderinin bulunup bulunulmadığı yönünde önce varsa taraf delilleri toplanarak alanında uzman bilirkişi veya bilirkişi heyetinden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir” şeklindeki gerekçeyle eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuştur. 7. Mahkemece bu bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda 03.09.2013 tarihli, 2012/357 E., 2013/571 K. sayılı karar ile “SGK tarafından 3359 sayılı Kanun 8. madde gereğince sigortalılıkların bakmakla mükellef oldukları özürlü çocuklarının özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti alabilmeleri ve topluma kazandırılmaları amacı ile özürlü çocukların eğitim giderleri ödenmektedir bu konuda davalının ruhsatı vardır ancak, özel eğitim kursları yönetmeliğinin 7/d,e,f fıkraları gereğince psikolog veya rehber öğretmen bulundurması zorunludur bu husus yerine getirilmediği taktirde davalı tarafça sözleşmede belirtilen hükümlülük yerine getirilmemiş sayılacaktır. Bu hususlar dikkate alınarak mahkememiz davalı eğitim kurumuna ödenen bedelin tamamının davalıdan tahsili yoluna gitmiştir. Ne var ki mahkememizin kararı yüksek Yargıtayca bozmaya konu edilmiştir. Bozma kararına uyulmuş ve gereği yerine getirilmiştir. Bozma kararı uyarınca yeniden bilirkişi kurulundan ek rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinin raporunda da belirtildiği gibi dosyadaki mevcut belgelerden rehber öğretmen veya psikolog bulundurmadan ne kadar süre eğitim parası alındığı bu sürelerin hangi zaman dilimine rastladığı mevcut deliller ile belirlenememiştir. Mahkememiz bu konuda bilirkişi raporu alınmadan önce 27.09.2012 tarihinde davacı tarafına önel vermiş ancak bu konuda belgenin yetersiz olduğu bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Bu kez 04.06.2013 tarihli celsede kesin süre verilmiş, ancak kesin süre de de belge ibraz edilememiştir. Bu durumda davacı mevcut delillere göre davasını kanıtlayamamış olarak kabul edileceğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” şeklindeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 04.11.2014 tarihli ve 2013/31687 E.,2014/34114 K. sayılı kararı ile; “Tarafların bazı usulî işlemleri belli bir süre içinde yapmaları için hâkimin bir tarafa kesin mehil verebileceği HMK'nun 94 ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kesin mehil, davanın en az masrafla ve sürüncemede bırakılmadan bir an evvel sonuçlanmasını temin için hâkime tanınan yasal takdir yetkisidir. Ancak kesin mehil verilen işlemin yapılmaması, bir hakkın ortadan kalkması sonucunu doğurduğundan bu konudaki kararın yasaya uygun olması zorunludur. Bu nedenle HMK'da taraflara verilecek kesin süreye ilişkin ara kararlarda, yapılması gereken işlerin neler olduğunun açıklıkla belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, verilen kesin sürenin sonuçlarının da duruşma zaptına açıkça yazılması gerekir (Bkz. HGK 21.9.1983 T. 14/3447-825 sayılı kararı). Aksi takdirde kesin mehle uymama, hukuki sonuç doğurmayacaktır. Yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun olmayan kesin süreye dayanılarak mevcut delillerle iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddi yönünde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Mahkemece19.02.2015 tarihli ve 2015/38 E., 2015/115 K. sayılı kararıyla ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek ve verilen kesin sürenin usule uygun olduğu belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece “…Yargıtay bozma ilamında belirtilen konuda tüm belgeleri ibraz etmesi…” şeklinde açıklamayla davacı tarafa bir sonraki celseye kadar kesin süre verilmesine ilişkin ara kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kesin süreye ilişkin 94. maddesinde öngörülen sonuçları doğurmaya elverişli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Bilindiği üzere, usul kanunlarında yer alan sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. 14. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece resen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin süre niteliği taşımaz. Bu durumun iki istisnası mevcuttur: Kesinliğin sözkonusu olduğu ilk istisnai hâl, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olmasıdır [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.94/2-3.c.]. Bu, kesinliğin kanundan kaynaklanması olup ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi, sonuç değişmez. İkinci hâl ise, hâkimin kendi tayin ettiği sürenin, kesin olduğuna karar vermesi durumudur (m. 94/2-1.c.). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir. 15. Önemle vurgulanmalıdır ki, mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur. 16. Bu nedenle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesi ile HMK’nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararda; yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için ne miktar ücret yatırılacağının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, özellikle tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedilebileceğinin yine açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerekir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 19.11.2014 tarihli, 2013/22-1319 E., 2014/927 K., 28.04.2010 tarihli, 2010/2-221 E., 2010/241 K., 08.06.2011 tarihli, 2011/7-353 E., 2011/387 K. sayılı kararlarında da bu hususlar aynen açıklanmıştır. 17. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece davacıya verilen sürenin HMK’nın 64. maddesi anlamında sonuç doğurmaya elverişli olduğu kabul edilemez. Zira kesin süreye ilişkin ara kararda, uyulan bozma kararı doğrultusunda, ispat yükü davacı tarafa düşen ve taraflar arasındaki ihtilâfın çözümlenebilmesi için dosyaya sunulması gerekli olan delillerin neler olduğu açıkça belirtilmeden “Davacı vekiline bir celse kesin süre verilmesine ve Yargıtay bozma ilamında belirtilen konuda tüm belgeleri ibraz etmesine kesin sürenin sonuçlarının ihzarına (ihtar edildi)” şeklinde bir ara karar kurulması ve devamında salt verilen sürede delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi hatalıdır. 18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
19. Hukuk Dairesi, 2018/2651 E., 2019/4815 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
aleyhine davada verilen hüküm ve yapılan tespitler, 6100 sayılı HMK’nın 64. maddesi yollamasıyla 69.
19. Hukuk Dairesi         2018/2651 E.  ,  2019/4815 K. "İçtihat Metni" Davacı .... Şti. vekili Av. ... ile davalı ... San. Ltd. Şti. vekili Av. ... arasında görülen dava hakkında Serik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 2014/148 esas ve 2015/236 karar sayılı ve 27.02.2015 tarihli hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 2016/10015 esas ve 2018/833 karar sayılı ve 21.02.2018 tarihli ilamına karşı davacı vekilince süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davacının davalı şirkete 50.000 adet aşılı karpuz fidesi sipariş ettiğini, sipariş edilen bitki türlerinin üretici firma olan davalı şirket tarafından doğrudan çiftçi ...'a muhtelif tarihlerde teslim edildiğini, davalı tarafından söz verilen fidelerin zamanda teslim edilmediğinden fidelerin dikiminden kısa bir süre sonra ürünlerde kuruma olduğunu, ürünlerin ayıplı olduğunu, davacı ile ... arasında görülen davada, davacının ...'a 201.000,00 TL ödemek durumunda kaldığını, davalının bu bedelden sorumlu olduğunu, alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı ile ... arasında görülen davada aldırılan bilirkişi raporlarında davalıya kusur yüklenemeyeceğinin açıkça ifade edildiğini, davacının ...'a ödediği miktarı rücuen davalıdan talep etme hakkı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, Kadirli 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yapılan yargılamada fidelerin ayıplı olduğunun tespit edildiği, davacının sözleşmeye uygun olarak gerekli ihtarı yaptığı, ayıplı fideler nedeniyle mahkeme kararına istinaden davacının ödemek durumunda kaldığı zarardan davalının sorumlu olduğu, mahkeme kararının icraya konularak tahsilinde davalının kusuru olmadığı, davacının bu masrafları talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, alacak likit olduğundan kabul edilen kısmın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, Dairemizin 2016/10015 esas ve 2018/833 karar sayılı ve 21.02.2018 tarihli ilamı ile; “1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Uyuşmazlık 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu'nun 11. maddesinden kaynaklanmaktadır. Davacının davalıya rücu hakkı bulunmakta ise de zararın davalı tohum üreticisinin ürettiği tohumlardan kaynaklandığının ispat edilmesi gerekir. Dava dışı üretici ... ile davacı arasında görülen zarar davasında alınan bilirkişi raporları bu zararı tespit etmeye yeterli olmadığı gibi görülen Kadirli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/34 esas, 2012/90 karar sayılı dava dosyasında verilen karar Yargıtay denetiminden de geçmemiştir. Bu nedenle güçlü delil olarak kabul edilemez. Mahkemece konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılarak denetime elverişli rapor alınıp uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına bozulmasına,” karar verilmiş, iş bu karara karşı davacı vekilince karar düzeltme yoluna başvurulmuştur. 1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava dışı üretici ... tarafından ...Tarım Ltd. Şti. aleyhine açılan davada verilen ilk hükmü, davalı ...Tarım Ltd. Şti. ve ...... San. ve Tic. A.Ş. temyiz etmiş, Dairemizce hüküm ...Tarım Ltd. Şti. bakımından faiz başlangıç tarihi yönünden bozulmuş, dahili davalı müessesi olmadığından anılan davada ...... San. ve Tic. A.Ş.’nin sorumluluğuna hükmolunamayacağına karar verilmiş, mahkemece bozmaya uyulmuş ve ...Tarım Ltd. Şti. aleyhine hüküm kurulmuş, kurulan bu hüküm ise Yargıtay incelemesinden geçmeksizin 07.01.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan davada mahkemece bozmadan önce verilen ilk hüküm Yargıtay incelemesinden geçmiş olup, bu hükümde dava konusu tohumlarda anaç-doku uyuşmazlığı bulunduğu tespitine yer verilmiş ve Dairemizce bu yöne ilişkin bir bozma yapılmamıştır. Dava dışı üretici ... tarafından ...Tarım Ltd. Şti. aleyhine açılan dava, ...... San. ve Tic. A.Ş.’ne ihbar edilmiş olup, dava dışı üretici ... tarafından ...Tarım Ltd. Şti. aleyhine davada verilen hüküm ve yapılan tespitler, 6100 sayılı HMK’nın 64. maddesi yollamasıyla 69. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca eldeki davanın davalısı ...... San. ve Tic. A.Ş.’ni de bağlayacaktır. Bu açıklamalar ışığında mahkemece verilen 2014/148 esas ve 2015/236 karar sayılı ve 27.02.2015 tarihli hükmün onanması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile bozulmasına karar verildiği anlaşılmış olduğundan, davacı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 2016/10015 esas ve 2018/833 karar sayılı ve 21.02.2018 tarihli bozma ilamının kaldırılarak, mahkeme hükmünün onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıdaki (1) nolu bend uyarınca davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine, (2) nolu bendde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 2016/10015 esas ve 2018/833 karar sayılı ve 21.02.2018 tarihli bozma ilamının kaldırılarak, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle mahkeme hükmünün ONANMASINA, alınması gereken aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden taraflardan alınmasına, karar düzeltme ret harcının istek halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 17/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2016/4286 E., 2018/725 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK'nın 64. maddesi yollamasıyla 69.
4. Hukuk Dairesi         2016/4286 E.  ,  2018/725 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar ... ve ... vekilleri Avukat ... tarafından, davalılar ...İnşaat Turizm Enerji ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti. ve ... aleyhine 20/06/2013 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ... açısından yargı yolu nedeni ile görevsizlik kararı verilmek üzere tefriki, ... İnşaat Turizm Enerji ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti. açısından kısmen kabulüne dair verilen 24/11/2015 günlü kararın, Yargıtay’ca incelenmesi davalılar ... vekili ve ... İnşaat Turizm Enerji ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz olunmuştur.Davacılar vekili, müvekkillerine ait ... - ... Mah. 796 ada 1 ve 2 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazların yakınında, ana yol üzerinde heyelan nedeniyle toprak göçüğü meydana geldiğini, yolun bu kısmı için Belediye tarafından diğer davalı şirkete istinat duvarı yapma işi verildiğini, bu işin yapımı sırasında çıkan hafriyatın müvekkillerine ait taşınmazlara döküldüğünü, sözü edilen hafriyatın kaldırılması için gerekli masrafın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebinde bulunmuştur.Davalı ...; davaya konu işin diğer davalıya ihale edildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Davalı ... İnşaat Turizm Enerji ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti. öncelikle davanın ... Anonim Türk Şirketine ihbar edilmesi isteminde bulunmuş, ayrıca talep konusunun idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zarara ilişkin olması nedeniyle yargı yolu nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, davalı ... Başkanlığına ilişkin olarak, idarenin hizmet kusuruna dayalı tazminat istemlerinin idari yargı yerine yapılması gerektiğinden bahisle, anılan davalı yönünden yargı yolu bakamından görevsizlik kararı verilmek üzere evrakın tefrikine karar verildiği belirtildikten sonra ihbar olunan ... Anonim Türk Şirketi de dahil olmak üzere tüm davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile hesaplanan tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. 1-Dosya kapsamından; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyip hakkında usulüne uygun dava açılmayan ve yargılama sırasında, ihbar olunan sıfatı bulunan ... hakkında hüküm kurulduğu ve aleyhine tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. HMK'nın 64. maddesi yollamasıyla 69. (HUMK 49) maddesi uyarınca kendisine dava ihbar edilen kişi davada taraf sıfatını kazanmaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 14/12/2005 2005/17-736 esas, 2005/722 kararı) İhbar olunan, davanın tarafı sıfatını kazanmayacağından hakkında hüküm kurulması da mümkün değildir. Mahkemece, ihbar olunanın, davalı olarak gösterilmesi ve tazminatla sorumlu tutulması doğru bulunmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Kararın gerekçe bölümünde, davalılardan ... açısından görevsizlik kararı verilmek üzere tefrik kararı verilerek ayrı bir esasa alındığı belirtilmiş olmasına karşın, anılan davalının, karar başlığında davalı olarak gösterilmiş olması ve diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuş olması doğru görülmemiştir. Yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı ...İnşaat Turizm Enerji ve Hayvancılık Sanayi Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalı ... Başkanlığından peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/9166 E., 2015/1335 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bir an için bu eksikliğin, davanın ihbarı yoluyla giderilmesi düşünülebilirse de, mahkemece taraflar, taraf işlemi olan ihbar yoluna zorlanamayacağından ve ihbar olunan kişi, HMK'nın 64 ve 69. madde hükümleri uyarınca davanın tarafı haline gelmeyeceğinden, dava dışı arsa sahibinin davanın tarafı olması sağlanmalıdır.
23. Hukuk Dairesi         2014/9166 E.  ,  2015/1335 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı arsa sahibi... arasında imzalanan 11.02.2009 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca müvekkiline ait olan 2 nolu bağımsız bölümün müvekkili yanında sigortalı olarak çalışan ... tarafından düzenlenen sahte belge ile satışı yoluna gidildiğini, arsa sahibi olarak... tarafından ferağ verilerek ...’a devredildiğinin öğrenildiğini, anılan kişilere ihtar keşide edildiğini, ancak bağımsız bölümün üçüncü kişi olan davalı adına tapuda tescilinin ... tarafından düzenlenen 10.07.2009 tarihli inşaat halinde daire satış sözleşmesi ve 24.07.2009 tarihli ödeme makbuzu ile yapıldığını, sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini, olmadığı takdirde 30.000,00 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, iddianın mahiyetine göre davanın ayrıca...ve ...'a da yöneltilmesi gerektiğini, esas yönünden imzası inkâr edilmeyen ödeme belgesinde yer alan bedelin alınmadığına dair bir iddia bulunmadığını, bedeli alıp sözleşmeyi inkâr etmenin samimiyetten uzak olduğunu, ödemeyi yapanın arsa sahibi olduğunu, ödeme yapılmasını gerektiren başkaca bir neden bulunmadığını, davacının tapuyu çıkartıp müvekkilinin oğluna teslim ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının kendisi adına imza atılmasını kabul etmekle resmi işlemlerin yapılmasını kabul ettiği, rapor ve tanık ...'ın beyanı ile davacının ...’ın kendisi adına imza atmasına ve işleri yürütmesine rıza gösterdiği, sözleşme davacı adına imzalandığına göre sözleşme konusu işlerle ilgili davacının çalışanı olarak dava dışı ...’ın ticari mümessil gibi davrandığı, davacının sözleşmeyi kabul etmemekle birlikte ödeme makbuzundaki çekleri aldığını kabul ettiği, ticari mümessil gibi davranan... tarafından imzalanan harici sözleşme nedeniyle yükleniciye tapu devri yapılmayarak... tarafından ...’a tapuda devir yapıldığı, harici sözleşme taşınmaz satışı için geçerli olmasa da yapılan sözleşme ivaz karşılığı alacağın temliki niteliğinde olduğundan geçerli olup sözleşmeyi davacı imzalamamış ise de davacı adına hareket ettiği anlaşılan ... tarafından imzalanmakla davacıyı da bağlayacağı, kaldı ki bu sözleşme gereğince verildiği belirtilen çekler davacı tarafından kullanılmış olup davacının da sözleşmeyi benimsediğinin kabul edildiği, davacının bu çeklerin yapılan fazla işlerin karşılığı .../... olduğuna ilişkin yazılı bir belge sunmadığı, çeklerin...’ın imzaladığı sözleşme ile verildiği, aksinin ispatlanmadığı, davalı ile arsa sahibi akraba olduklarından davacının taşınmazı devreden arsa sahibine karşı ileri sürülebileceği hususları davalıya karşı da ileri sürülebileceği, ancak arsa sahibi tarafından taşınmaza ilişkin bedel ödenmiş olup bu nedenle davalıya yaptığı devir de geçerli bir nedene dayandığından davacının davalıdan tapu iptali talebinde bulunması mümkün olmayıp, tazminat talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle, sabit olmayan tapu iptali, tescil ve tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, davacı yüklenici ile dava dışı arsa sahibi arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamına göre, dava konusu 2 nolu bağımsız bölüm, dava dışı arsa sahibi ... adına kayıtlı olup, dava tarihinden önce 09.03.2010 tarihinde davalıya devredilmiştir. Davacı tarafça dava dışı... davaya dahil edilmek istenmiş ise de mahkemece bu istemin reddi, zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından, doğru ise de, davacı yüklenici tarafından, dava dışı arsa sahibi... ile arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca hakettiğini iddia ettiği bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile tescil istendiğinden ve arsa sahibi sözleşmeden kaynaklanan haklarını davalıya temlik etmiş olmadığından, tapuda dava tarihi itibariyle pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın, sözleşmenin tarafı olan arsa sahibi ...'ın davada taraf olarak yer alması sağlanmalıdır. Yüklenici, sözleşmeden kaynaklanan tüm edimlerini arsa sahibine karşı yerine getirmeden bu dairenin tapusunu hak edemeyeceğinden arsa sahibinin HMK'nın 27. maddesi uyarınca savunma yapma ve delil ibraz etme hakkı bulunmaktadır. Bir an için bu eksikliğin, davanın ihbarı yoluyla giderilmesi düşünülebilirse de, mahkemece taraflar, taraf işlemi olan ihbar yoluna zorlanamayacağından ve ihbar olunan kişi, HMK'nın 64 ve 69. madde hükümleri uyarınca davanın tarafı haline gelmeyeceğinden, dava dışı arsa sahibinin davanın tarafı olması sağlanmalıdır. Anılan arsa sahibinin taraf olmadığı bir davada verilen kararın ona karşı infaz edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Davada taraf olmayanın durumu tartışılarak onun leh veya aleyhinde bir karar verilemez. Bu durumda mahkemece, sözleşmenin tarafı olan arsa sahibi...'a karşı dava açması için davacıya süre verilmesi, dava açılması halinde işbu dava ile birleştirilmesinin sağlanması, bu kişinin varsa savunma ve delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, dava dışı...'ın yokluğunda,... tarafından imzalanan adi yazılı sözleşme ve bu sözleşme uyarınca verildiği savunulan çekler tartışılarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.