Hukuk Muhakemeleri Kanunu 82. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 82- (1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.
(2) Vekilin istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.
(3) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir.
Vekilin azli
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/4460 E., 2024/54 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
Vekilin istifası halinde uygulanacak HMK.'nın 82/3. maddesi uyarınca vekilin ...
6. Hukuk Dairesi 2023/4460 E. , 2024/54 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali (hizmet sözleşmesinden kaynaklanan) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 20.01.2020 tarihli Kazık ve İksa İşlemleri Yapım İşi sözleşmesi gereğince müvekkilinin taşeron olarak çalıştığını, müvekkilinin alacağının tahsili için girişilen icra takibine itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptaline %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 07.02.2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin azil belgesini sunduğu, azil sebebiyle davacı asilin davadan ve duruşmadan haberdar olduğu, buna rağmen duruşmaya katılım sağlanmadığı, duruşma saatinin 09:45 olduğu, saatin ise 09:55 olduğu, salon dışında yapılan 3 defa yüksek sesle çağrılara rağmen davacı tarafın hazır olmadığı, mazeret dilekçesi sunan davalı vekilinin açıkça davacının davayı takip etmemesi halinde davayı takip edeceğine dair dilekçesinde ibare bulunmadığı, davacı tarafın gelmediği ve taraflarca dosya takip edilmediğinden dosyanın işlemden kaldırıldığı, aradan üç aydan fazla zaman geçtiği halde yenilenmediği anlaşıldığından HMK 150/1. madde hükmü gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın HMK'nın 320/4 maddesi uyarınca 07/05/2022 tarihi itibariyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; duruşma gününün müvekkiline tebliğ edilmeden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, azil belgesinin sunulmasından sonra dosyada herhangi bir vekil kaydının da yapılmadığını, 07/02/2023 tarihli duruşma öncesinde müvekkilinin duruşmadan haberdar olduğuna dair bir belgenin bulunmadığını, dosyanın işlemden kaldırma kararının müvekkiline tebliğ edilmeden dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davalı vekilinin mazeret dilekçesinde dosyayı takip etmeyeceğine yönelik bir ifade bulunmadığını, 20/10/2022 tarihli tensip zaptında yer alan ön inceleme duruşmasının usulüne uygun yapılmadığını belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı asıl azil sonrasında davayı takip etme yükümlülüğü bulunmasına rağmen davayı takip etmediği gibi, iki hafta içerisinde bir başka vekil de görevlendirmediği, bu durumda, HMK'nın 83. maddesi gereğince tarafın yokluğu halinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapması gerektiğinden, mahkemece, HMK'nın 150 ve 320/4. maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali hususundadır.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri, HMK'nın 83, 150 ve 320/4.maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Davacının vekilini azlettiğinin mahkemeye ilk kez, azledilen vekili Avukat ... tarafından 30.01.2023 tarihli dilekçe ile bildirildiği, dilekçe ekinde azilnamenin sunulduğu anlaşılmıştır. Vekilin istifası halinde uygulanacak HMK.'nın 82/3. maddesi uyarınca vekilin ... halinde, bu azlinin asile bildirilmesini gerektiren bir hükmün bulunmadığı, yine "Vekilin ..." başlıklı HMK.'nın 83. maddesi uyarınca "Vekil ile takip edilen davada, vekilin ... hâlinde vekâlet veren, davayı takip etmez ve iki hafta içinde bir başka vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır." hükmü uyarınca vekilini azleden asilin davasını bizzat veya tayin edeceği bir vekil aracılığıyla takip etmesinin, kendisine ait bir yükümlülük olup verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2022/1532 E., 2023/1165 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... . Asliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
nın aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314 üncü) maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davası olduğu, öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 204 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun (1512 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca noterlikçe onaylanan imzanın, sahteliğ
11. Hukuk Dairesi 2022/1532 E. , 2023/1165 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :
... . Asliye Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM
:Asıl ve birleşen davanın kabulü
Taraflar arasındaki tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, asıl dosya davalısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan Onur Ltd. Şti.'ye hissedar olmasına sebep ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesinin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları bulunmamasından dolayı yok hükmünde olduğunu, söz konusu sözleşmenin müvekkilinin hükümsüz, çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak müvekkili yerine sahte imza atılmak suretiyle tanzim edildiğini, müvekkilinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, iradesine aykırı şekilde ortak edildiğini, şirketin vergi ve sigorta prim borçlarından dolayı devlet kurumlarına karşı borçlu duruma düştüğünü, bu borçlardan dolayı taşınmazına haciz konulduğunu, müvekkilinin bankadan kredi kullanamadığını, ticari itibarının zedelendiğini ileri sürerek ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı limited şirket hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespitine, müvekilinin hissedarlığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı limited şirket hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespitine, müvekilinin hissedarlığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin hissedarı olduğu şirketteki 5.000,00 TL’lik hissesinin 14.12.2007 tarihinde ...'a satıldığını, bu satış sözleşmesinin noter onayından geçtiğini, müvekkilinin ... adı ve nüfus cüzdanı ile işlem yapan kişi ile ilgili olarak gerekli araştırmayı yaptığını, davacının kimliği çalınmış olsa bile müvekkilinin bu durumu bilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalılar cevap vermemiştir.
3.Birleşen dosya davalısı davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 21.04.2016 tarih, 2014/704 E. ve 2016/265 K. sayılı kararı ile hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/137587 soruşturma dosyasında düzenlenen bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davaya konu şirket hissesinin devrine dair sözleşmedeki imzanın davacıya ait olmadığı, üçüncü kişi tarafından davacının çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak sözleşmenin imzalandığı, sözleşmenin davacı bakımından hüküm ifade etmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 09.05.2018 tarih, 2016/11147 E. ve 2013/3388 K. sayılı kararı ile hisse devrinin dayanağı olan noter sözleşmesinde yer alan imzanın inkârı nedeniyle açılan davanın aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314 üncü) maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davası olduğu, öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 204 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun (1512 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca noterlikçe onaylanan imzanın, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olduğu, böyle bir imzanın sahteliği iddiasının ise sözleşmenin diğer tarafına olduğu kadar sözleşmedeki imzayı onaylayan notere karşı da ileri sürülmüş bir iddia olup sabit görülmesi halinde noterin 1512 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi uyarınca hukuki sorumluluğuna da yol açabileceği gibi noterin savunması bu davanın sonucunu da etkileyebileceği, onaylı imzanın sahteliği iddiasının bu imzayı onaylayan noterin taraf olmadığı bir davada incelenip hükme bağlanmasının usul hukuku ilkelerine uygun düşmediği, 6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince resmi bir senetteki yazı veya imzayı inkar eden tarafın bu iddiasının ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabileceği, bu durumda Mahkemece ilgili noter hakkında, bu davayla birleştirme istemli olarak ayrı bir dava açmak üzere davacıya mehil verilmesi ve dava açıldığı takdirde bu dava ile birleştirilerek görülmesi gerekirken noterin yokluğunda noter sözleşmesinin sahteliği hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/104 E. sayılı dosyasının Mahkeme dosyası ile birleştirildiği, asıl ve birleşen davanın ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, dava konusu hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/137587 soruşturma dosyasında düzenlenen 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği, sözleşmenin tarafı olan ... ve ... hakkında İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinde resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davada alınan raporda devir alan ...'a izafe edilen imzanın, müşteki ... eli mahsulü olmadığı tespitine yer verildiği, sonuç olarak davaya konu şirket hissesinin devrine dair sözleşmedeki imzanın davacıya ait olmadığı, üçüncü kişi tarafından davacının çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak sözleşmenin imzalandığı, sözleşmenin davacı bakımından hüküm ifade etmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu hisse devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine, davacının dava konusu şirkete hissedar olmadığının tespitine, bu hususun ticaret sicile kayıt ve tesciline, davalı ...'in iyi niyet iddiası yaşamın olağan oluşuna aykırı bulunduğundan yargılama giderinin davalıların üzerinde bırakılmasına, birleşen davada davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl dava davalısı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamına konu noter davaya dahil edildiği hâlde gerekçeli kararda ilgili noterin kusuru veya sorumluluğu hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, gerekçeli kararda adının dahi geçmediğini, müvekkilinin hem karşı tarafın hem de noterin varlığına güvenerek işlem yaptığını, noterin hatalı kimlik tespiti sebebi ile iş bu davanın açıldığını, asıl sorumluluğun noterde olduğunu, noterin kusur ve sorumluluğu değerlendirilmeden müvekkili aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, Mahkemenin müvekkilinin iyi niyetli olmadığı yönündeki gerekçesini açıklamadığını, davanın açılmasına müvekkilinin sebep olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, noterde düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesinin sahteliği sebebiyle hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespiti ile şirket hissedarlığın iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 297 nci maddesi.
2.1512 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin ikinci fıkrası, 162 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl dosya davalısı ... vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl dosya davalısı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2018/1029 E., 2020/931 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İspat sınırının altında kalan ücretler, yine işçinin imzası bulunan belgelere dayanıyorsa yine aksinin yazılı delillerle ispatlanması gerekecektir (HMK m. 201). 5510 sayılı Kanun 82. maddede (506 sK.
10. Hukuk Dairesi 2018/1029 E. , 2020/931 K.
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
Dava, hizmet tespiti ile sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın temyizen incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili; davacının 10.04.2015-29.09.2015 tarihleri arasında davalı işyerinde sorumlu müdür ve psikolog olarak kesintisiz ve aralıksız aylık 1.800,00 TL ücretle çalıştığını, sigorta girişinin geç yapıldığını, primlerinin gerçek ücreti üzerinden Kuruma bildirilmediğini belirterek davalı işyerinde 10.04.2015-29.09.2015 tarihleri arasında Kuruma bildirilmeyen günlerinin tespitine ve aylık 1.800,00 TL ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP:
Davalı vekili; davacı ile davalı arasında 10.04.2015 tarihinde iş sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre davalıya ait okulun ruhsat aldığı 26.06.2015 tarihinde işe başlamayı taahhüt ettiğini, bu tarih itibariyle sorumlu müdür tayin edildiğini, bu tarihten önceki süreler için bir hakkının olamayacağını, davacı her ne kadar Mart 2015 döneminde müvekkiline ait iş yerinin kuruluş aşamasındaki faaliyetlerine katıldığını iddia etmişse de SGK dökümlerinden de görüleceği üzere 09.04.2015 kadar Irmak Rehabilitasyonda çalışıyor gözüktüğünü, davacının çalışma saatleri içerisinde genel ahlak kurallarına uymayan davranışlarda bulunması, uygunsuz kıyafetle işe gelmesi, eğitim gören çocukları kötü etkileyerek çok sık ceza vermesi, velileri yanlış yönlendirmesi ve öğretmenlerle paylaşımda Ram merkezine yönlendirmesi sebebiyle 4857 sayılı Yasanın 25/2 maddesinde yer alan nedene dayanarak 26. maddesi uyarınca derhal fesih hakkını kullanarak durumu davacıya ilettiğini, davacı, çıkış ihbarnamesine imza atmaktan imtina ettiğinden iş yerinde tutanak düzenlendiğini beyanla; davanın reddini talep etmiştir.
Feri Müdahil vekili; hak düşürücü sürenin geçirildiğini, davacının iddia ettiği tarihlerde çalışması olsa idi Kuruma bildirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI:
Mahkemece,
''1-Davanın kabulü ile,
Davacının 10.04.2015-29.09.2015 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde sorumlu müdür ve psikolog olarak hizmet akdiyle sigortalı ve 1.800,00-TL net ücret ile fiilen çalıştığının, 73 günlük çalışmasının SGK'ya bildirildiğinin, 97 günlük çalışmasının SGK'ya bildirilmediğinin, SGK'ya bildirilen çalışma sürelerinin eksik ücret üzerinden bildirildiğinin ve eksik bildirilen çalışma sürelerinin 1.800,00 TL net ücret üzerinden tamamlatılması gerektiğinin tespitine,'' dair karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Feri müdahil Kurum vekili; dinlenen tanıkların kayıtlı tanık olması gerektiğini, Kurum kayıtlarının aksinin ispatlanması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:
Dava, hizmet tespiti ile sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
Hizmet tespitine yönelik davalarda, 5510 sayılı Kanun 86. maddede (506 s. K m. 79), mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamlarının dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bu nedenle sigortalının ücretinin ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu’na (Devredilen SSK) davalı işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas kazancın tespitinde, gerçek ücretin esas alınması koşuldur.
Davanın niteliği gereği çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli serbestlik söz konusu değildir. Ücretin ispatında Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/409-413, 2010/480-523, 2011/608-649 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 200. (1086 sayılı HUMK m. 288) maddesinde yazılı sınırları aşan, ücret alma iddialarının, yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı maddelerde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, usulüne uygun tutulan ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür.
Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar için veya bu miktar üzerinde olsa bile varlığı iddia edilen çalışma süresine ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması halinde tanık dinletilmesi mümkündür (1086 sayılı HUMK m. 292; HMK m. 202). İspat sınırının altında kalan ücretler, yine işçinin imzası bulunan belgelere dayanıyorsa yine aksinin yazılı delillerle ispatlanması gerekecektir (HMK m. 201).
5510 sayılı Kanun 82. maddede (506 sK. M. 78) prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırlarının ne olacağı gösterilmiştir. Günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden, günlük kazançları üst sınırdan fazla olan sigortalıların günlük kazançları da üst sınır üzerinden hesaplanır.
Somut olayda, davacının, sigortalı hizmet cetvelinde, eksik gün neden kodu ile bildirilen kısmi bildirimlerinin dayanağını oluşturan tüm belge ve evrakların Kurum’dan celbedilmemesi, sigorta primine esas kazancın tespiti bakımından yazılı delil bulunmamasına rağmen emsal ücret araştırmalarının dikkate alınması, davalı tarafından davacı adına verilen 01.07.2015 tarihli işe giriş bildirgesi ile Milli Eğitim Bakanlığı'na sunulan sözleşme birlikte değerlendirildiği zaman 01.07.2015 tarihinden önceki dönem yönünden talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 10.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2018/3367 E., 2020/7597 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ayrıca 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HMK.nun 73, 81, 82 ve 83. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.
17. Hukuk Dairesi 2018/3367 E. , 2020/7597 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, davalı ...’den alacaklı olduğunu, davalı aleyhine Konya 3. İcra Müdürlüğü’nün 2005/1680 sayılı dosya ile icra takibi başlattığını, davalı borçlunun haczi kabil bir malının bulunmadığını, borçlu adına kayıtlı gayrımenkullerini dava konusu borcun doğumundan sonra muvazaalı olarak davalı ...’a devrettiğini beyan ederek davalılar arasındaki tasarrufun iptali, davacıya icra dosyasındaki alacak ve ferileri kapsar şekilde cebri icra yetkisi verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu 9 nolu ve 35 nolu bağımsız bölümün davalı ...’e , ... tarafından 9 nolu bağımsız bölümün 21.01.2002 de davalı ... ve ...’a, 35 nolu bağımsız bölümün ise 22.07.2002 de davalı ... e a devredildiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dahili davalı ... vekili, ...ve ... vekili, ve davalı ... vekili davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yazılı yargılama usulünde 5 aşamaya yer vermiştir. Bunlar; davanın açılması ve dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşamalarıdır. Tahkikatın sonlandırılması ve sözlü yargılama aşamasına geçiş ise 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir.
Somut olayda, davacı vekili 21.02.2018 tarihli duruşmada mazaret dilekçesi vermiş, mahkemece davacı vekilinin mazeretinin kabulü ile duruşma gün ve saatini Uyap sistemi üzerinden öğrenmesine, davacı vekiline davalı ...'in veraset ilamını ibraz etmek ve mirasçılarını dahil etmek üzere bir ay kesin süre verilmesine aksi takdirde davanın usulden reddedileceğinin ihtarına , karar verilmiş, muhtıra davacı vekiline tebliğ edilmemiştir. Davacı vekili 02.05.2018 günlü duruşmada vekillikten çekilme dilekçesi vermiş olduğu, dahili davalıların davacı asile ihtar çıkarılmasının tebliğ edilmesinin talep edildiği, mahkemece "davalılardan ...'in vefat etmesi nedeniyle davacı tarafa davalının mirasçılarını davaya dahil etmek üzere süre verildiği, verilen sürede ara karar gereği yerine getirilmediğinden 1 ay kesin süre verildiği, kesin süre içerisinde de taraf teşkilinin sağlanmadığı, davacı vekilinin duruşma tarihi itibariyle davadan çekilmesinin sonuca etkili olmayacağı zira verilen kesin süre içerisinde taraf teşkili sağlanmadığından davacı asilin davayı takip etmesi halinde de aynı kararı ittihaz edilmesi gerektiği kanaati ile davanın usulden reddine" karar verilmiştir.
Savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, 6100 sayılı HMK.nun 27. maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, taraflara dosya içerisindeki bilgi ve belgelere karşı savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. Aksi halde savunma hakkı kısıtlanmış olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir.
Ayrıca 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HMK.nun 73, 81, 82 ve 83. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.
Somut olayda; davacı vekilinin hazır bulunmadığı ve mahkemece de mazeretli kabul edildiği bir duruşmada(21.02.2018) kesin süre verilmesine dair ara karar kurularak ara kararın muhtıra ile davacı vekiline tebliğ edilmemesi, davacı vekili tarafından 02.05.2018 gününde istifa ettiği beyan edilmişse de davacı asile tebligat çıkartılmadan, HMK hükümlerine riayet edilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya geri verilmesine, 25.11.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2019/4603 E., 2019/8846 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde ''Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.'', HMK'nin 82/1. maddesinde de '' İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.'' hükümleri düzenlenmiştir.
8. Hukuk Dairesi 2019/4603 E. , 2019/8846 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, davalının temyiz talebinin süresinde olmadığına dair ek kararın davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı adına edinilen mallara ilişkin olarak mal rejiminin tasfiyesi ile malların 1/2 hissesinin davacı adına tesciline, mümkün olmaması halinde 50.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar veirlmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle, toplam 41.162,38 TL alacağın tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine; 15.10.2018 tarihli ek kararla gerekçeli kararda "20.11.2017" olarak yazılı olan dava tarihinin sehven yazıldığından '06.01.2010' olarak düzeltilmesine karar verilmiştir. Hüküm ve 15.10.2018 tarihli ek karar, davalı tarafından temyiz edilmiş olup, Mahkemece, 14.06.2019 tarihli ek kararla temyiz başvurusunun süresinde yapılmadığından reddine karar verilmiştir. 14.06.2019 tarihli ek kararda davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce davalı ...‘un kendi namına yapmış olduğu temyiz yönünden verilen 14.06.2019 tarihli ek karar incelendiğinde; davalıya dosya kapsamında gerekçeli karar, 15.10.2018 tarihli ek karar ve vekilinin istifa dilekçesinin aynı tebligatla tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinde ''Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.'', Avukatlık Kanunu'nun 41/1. maddesinde ''Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.'', HMK'nin 82/1. maddesinde de '' İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.'' hükümleri düzenlenmiştir. Buna göre, davalı vekilinin vekillikten çekilme dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta süreyle vekillik görevi devam ettiğinden, gerekçeli karar ve 15.10.2018 tarihli ek kararın davalı asile tebliği usulsüzdür. Bu nedenle davalının asıl kararın ve 15.10.2018 tarihli ek kararın temyizine ilişkin talebini süresinde yapmış olduğunun kabulü gerekmekle 14.06.2019 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine; açık maddi hata niteliğindeki dava tarihinin düzeltilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ve 15.10.2018 tarihli ek kararın ONANMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Avukat Pelin, müvekkili Metin'in sürmekte olan boşanma davasında vekillik görevini üstlenmiştir. Ancak yargılama devam ederken Pelin, müvekkili ile yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle vekillik görevinden çekilmeye (istifa etmeye) karar vermiştir. Pelin, bu durumu müvekkili Metin'e 10 Mart 2026 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ etmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümleri uyarınca, Avukat Pelin'in vekalet görevi ve sorumluluğu hangi tarihe kadar devam eder?
A) Tebliğ tarihinden itibaren 7 gün (17 Mart 2026)
B) Tebliğ tarihinden itibaren 10 gün (20 Mart 2026)
C) Tebliğ tarihinden itibaren 15 gün (25 Mart 2026)
D) Tebliğ tarihinden itibaren 30 gün (9 Nisan 2026)
E) Tebliğ edildiği an itibarıyla sona erer; sorumluluk Metin'e geçer.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.