6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 90

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 90. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 90- (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. (2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler. Sürelerin başlaması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

27 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2024/5036 E., 2024/8361 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir.
4. Hukuk Dairesi         2024/5036 E.  ,  2024/8361 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/32 E., 2024/139 K. DAVA TARİHİ : 13.05.2010 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı dava dışı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu aracın yaptığı kazada ağır biçimde yaralandığını, tedaviye rağmen tam olarak iyileşemeyip yatağa bağımlı ... geldiğini, sigortalının tedavi sürecindeki tedavi ve bakım giderleri karşılığı olarak davacının toplam 100.673,62 TL ödeme yaptığını, kazayı yapan aracın işleten ve sürücüsüne karşı açılan rücu davasında, eldeki davanın davalısı tarafından 20.680,83 TL'lik fazladan faturalandırma ile tahsilat yapıldığının saptandığını, bu bedel için araç maliki ve sürücüsünün sorumsuzluğuna hükmedildiğini, davalının haksız ve mevzuata aykırı biçimde tahsil ettiği bu bedelin tahsili için başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek davalının takibe itirazının iptali ile % 40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dayanak yaptığı dava dosyasının tarafı olmadıklarını, kurumlarında çalışan uzman tarafından davacının sigortalısı ... Düzyatan'a 17 gün boyunca rehabilitasyon hizmeti verdiklerinden tahsil edilen bedelin uygun olduğunu, ayrıca hastadaki tedavi ihtiyacı yaratan rahatsızlıklar için tıbben gerekli tedavilerin uygulandığını, icra takibine itirazlarının haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararı ile; iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacının sigortalısına davalı tarafından uygulanan tedaviler nedeniyle faturalandırılıp tahsil edilen bedelin uygun ve tedavi süreci için gerekli olduğunun alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla saptandığı, davalı tarafından fazladan tahsil edilen bir bedel olmadığından davacının davalıya karşı rücu hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 06.02.2014 tarihli 2010/290 E., 2014/28 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.05.2017 tarihli 2014/9106 E., 2017/5433 K. sayılı ilamıyla; "...Davalı tarafından fazladan faturalandırma yapılıp tahsil edilen bedel ve bu sebebe dayalı olarak davacının rücu alacağı bulunup bulunmadığı konularında alınan 14.06.2013 tarihli kök rapor ile 03.10.2013 tarihli ilk ek raporda, davalı tarafından yapılan fazladan tahsilat olduğu, miktarının da 20.679,69 TL. olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davalı tarafından haricen alınan ve dosyaya sunulan bilimsel görüş doğrultusunda alınan 03.12.2013 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda ise; davalının sunduğu bilimsel görüş, davacının sigortalısının babası tarafından verilen, davalının fatura ettiği hizmetlerin davalıdan alındığına dair yazı gereği, davalının rehabilitasyon ve kas güçlendirme egzersiz programının birlikte fatura edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, davalının haksız biçimde fatura edip tahsil ettiği bedel bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği; mahkeme tarafından da bu görüş doğrultusunda davacının rücu hakkının bulunmadığı yönünde karar verildiği görülmektedir. Davacının sağlık sigorta poliçesi ile sigortaladığı ... Düzyatan'ın yolcu olarak bulunduğu otobüsün kaza yapması sonucu yaralanıp tedavi gördüğü, tedavilerinin bir kısmının davalı tarafından yapıldığı, davacının, sigortalısının tedavisi için yapılan giderleri ödediği dosya kapsamı ile sabittir. Yine, davacı sigortalısının zarara uğramasına yol açan aracın maliki ve sürücüsüne karşı davacımız tarafından Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında açılan rücu davasında alınan bilirkişi heyeti raporunda, davalı tarafından tedaviye ilişkin olarak yapılan faturalandırmanın Türk Tabipler Birliği Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine aykırı olduğu, spinal kord rehabilitasyon hizmeti için fatura kesilen durumda rom egzersiz ve kas güçlendirme hizmet bedeli için fatura kesilemeyeceği, eldeki davanın davalısı tarafından anılan biçimde yapılan faturalandırmanın uygun olmadığı, fazladan fatura edilen bedelin 20.680,83 TL. olduğu yönündeki görüş doğrultusunda, davacımızın araç maliki ve sürücüsüne bu bedeli rücu hakkı bulunmadığına karar verilmiş; anılan mahkeme kararı, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek 27.03.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı tarafından açılan Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasında dava konusunun, davacının sigortalısı için ödediği tedavi bedellerinin rücusu olduğu; davacının rücu edebileceği miktarın ve bu bedelden sorumlu olanların tespiti bakımından alınan uzman bilirkişi heyeti raporuyla, eldeki davanın davalısı tarafından fazladan faturalandırma yapıldığının saptandığı; anılan davada bilirkişi raporuna göre verilen kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği hususları hep birlikte gözetildiğinde; eldeki davanın davalısı, anılan dosyada taraf olmadığı için Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespiti ve verdiği kararın, davalı aleyhine kesin delil teşkil etmese de davacı lehine güçlü delil niteliği taşıdığı aşikardır. Bu itibarla, davacı lehine güçlü delil niteliği taşıyan önceki rücu davasındaki durumun gözetilmeyişi hatalı olduğu gibi; mahkemenin hükme esas aldığı ikinci ek rapordaki tespitler, kök rapor ve ilk ek rapordaki tespitlerle, ayrıca önceki rücu davasındaki bilirkişi heyeti raporuyla çelişmektedir. Anılan bu çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edilmesi doğru değildir. Bu durumda mahkemece; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden, içinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten, TTB Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konularında, önceki rücu davasında alınan bilirkişi raporuyla mahkemenin kendi aldığı raporlar arasındaki çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle ve konusunda uzman olmayan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora göre, yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesinin talep edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli 2017/4388 E., 2018/4597 K. sayılı ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararı ile; "01.09.2020 tarihli raporda özetle; Özel Kent Hastanesinde hasta ... Düzyatan'a uygulanan " spinal Kord yaralanması rehabilitasyon hizmetleri ile birlikte ROM egzersizlerini ve Kas Gülendirme egzersizlerinin birlikte fatura edemeyeceğini ve 18.290,29-TL faturalandırmanın fazla olduğu davacının bu kapsamda davalıdan 18.290,29-TL alacaklı olduğunu, hastanın Hiperbarik Oksijen tedavisi aldığı 17 gün boyunca Özel EMOT Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü dönemde özel Kent Hastanesi tarafından da " Hemşirelik Hizmetleri " faturası edilmesinin uygun olmadığını ve bu durumda 1.377,00-TL faturalandırmanın da fazla olduğu toplam tutarı 19.667,29 TL fazla faturalandırma olduğu ve davacının bu kapsamda davalıdan alacağı olduğu açıklanmıştır toplam 19.667,29 TL faturalandırmanın fazla olduğu, davalının 19.667,29 TL ye yaptığı itirazın iptali ile, iptal edilen miktar üzerinden alacak likit olduğundan % 20 tazminat verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının Beyoğlu 5. İcra Müdürlüğü'nün 2010/8601 Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 19.667,29 TL asıl alacak bedeli üzerinden takip tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, İİK'nın 67/2 maddesi gereğince hükmolunan alacak bedeli üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 29.01.2021 tarihli 2018/342 E., 2021/38 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamıyla; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nun “Delil İkamesi İçin Avans” başlıklı 324. maddesinde; “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.” hükmü yer almaktadır. Somut olayda mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olduğu, davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede, bozma ilamı doğrultusunda Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/513 Esas sayılı dosyasındaki tespit ve kabuller de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Aydın Tıp İhtisas Dairesi'ne gönderilerek içerisinde fizyoterapi uzmanının da yer aldığı heyetten TTB Asgari Ücret Tarifesi Hükümlerine göre davalının fatura ettiği tedavi bedellerinin yerinde olup olmadığı, fazladan ve usulsüz faturalandırma olup olmadığı konusunda dosya içerisinde bulunan tüm raporlar da değerlendirilerek rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, ancak verilen kesin sürede davacı tarafça delil avansının ikmal edilmediği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihli dilekçesinde; huzurdaki dosyanın 08/03/2019 tarihli duruşmasının tevkil yolu ile başkaca avukatlar tarafından takip edilmiş olduğu, kendilerine söz konusu avukatlar tarafından sehven delil avansının yatırılması gerektiği bilgisinin iletilmemiş olduğunu, bu nedenle gider avansının süresi içinde yatırılamadığını beyan ettiği, davacı vekilinin 29/05/2019 tarihinde verilen kesin süre geçtikten sonra 1.000 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırdığı, akabinde mahkemece 21/06/2019 tarihli celsede 08/03/2019 tarihli celsede verilen 1 nolu ara kararı uyarınca işlem yapılmasına karar verildiği, bu ara karar uyarınca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, SGK Hekimi ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten 01/09/2020 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, bu rapor hükme esas alınmak suretiyle de davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Şu durumda; mahkemece davacı vekilinin de hazır bulunduğu 08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline; HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtarına karar verildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, mahkemenin ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği anlaşılmıştır. Şu durumda mahkemece; kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Dairenin 27.01.2022 tarihli 2021/18274 E., 2022/1001 K. sayılı ilamına karşı süresi içinde davacı vekili kararın düzeltilmesi isteminde bulunmuştur. 4. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararı ile; mahkemece usul ve yasaya uygun görülen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddine ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. 5. Mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Dairenin 23.01.2023 tarihli 2022/14200 E., 2023/843 K. sayılı ilamı ile; Yargıtay kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunulduğuna göre, talebin miktar sınırları içinde olup olmadığını denetleme ve miktar sınırı kapsamında değilse bu hususta karar verme yetkisinin, karar düzeltme talebini inceleyecek Yargıtay’ın ilgili Dairesine ait olduğu, yerel mahkemenin bu konuda karar verme yetkisinin bulunmadığı, davacı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi ile davanın reddine dair mahkemenin 09.09.2022 tarihli 2022/372 E., 2022/566 K. sayılı kararının yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, anılan kararın kaldırılmasına karar verilerek davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi gerektiği gerekçesiyle Daire kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "08/03/2019 tarihli celsede bozma ilamı doğrultusunda rapor alınmasına karar verildiği, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı vekiline HMK'nun 324. madde hükmü gereğince 1.000,00 TL delil avansını mahkeme veznesine yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği , bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde dosya kapsamı uyarınca karar verileceği hususunun davacı vekiline ihtar edildiği, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olduğu, davacının yatırması gereken ücretin belirli olduğu, ara kararının usulüne uygun olarak açıklandığı, buna rağmen davacı vekili tarafından süresinde belirtilen delil avansının ikmal edilmediği kesin süreye ilişkin ara kararın davacı tarafça yerine getirilmemesi sebebiyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bu işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığı, kesin süreye uymayan davacı tarafın artık bu delile dayanma olanağı kalmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; delil avansının 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinde düzenlendiğini, 6100 sayılı HMK'nın 324 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre taraflardan birisinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde diğer tarafın bu avansı yatırabileceğini, delil ikame avansının dava şartı olmadığını, bu nedenle yatırılmaması halinde 6100 sayılı HMK'nın 115 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği davanın reddine karar verilemeyeceğini, gider avansının dava şartı olduğunu, ancak delil avansının dava şartı olmadığını, bu sebeple mahkemenin kararının hatalı olduğunu, ara kararda taraflarından delil avansının yatırılmasının istendiğini, ancak devamında gider avansı yatırılmamasına ilişkin sonuçların ihtar edilmediğini, kesin süreye ilişkin ara kararlarda alınması gereken avansın ne miktarda ve hangi işlere ilişkin olduğu, hangi iş için ne miktar avans yatırılacağının açıkça belirtilmemesi ve belirtilen sürede ara kararın gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının da açıklanması, kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için ara kararın usulünce ve eksiksiz olması gerektiğini, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasının bozma kararına uyulmasının gereği olduğunu, bu gereğin yerine getirilmesi gerektiğini, taraflarınca delil avansının süresi içerisinde yatırılmamış olmasının davayı uzatma amacı ile yapılmadığının açıkça ortada olduğunu, dosyaya taraflarınca kesin süreden sonra delil avansının yatırıldığını, akabinde dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bu durumda dosyaya sunulmuş olan bilirkişi raporuna dayanmamanın müvekkili bakımından ağır bir sonuç meydana getirdiğini, 6100 sayılı HMK’nın 114 üncü maddesinde, dava şartlarının sayıldığını, delil avansının dava şartı olmadığını, dava şartı olmayan delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmadığını, ancak daha sonra delil avansının yatırıldığını, delil avansının yerel mahkemece kabul edildiğini, dosyanın bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda davalarının haklılığının tespit edildiğini, müvekkili lehine usuli müktesep hak doğduğunu, 6100 sayılı HMK’nın 324 üncü maddesine göre taraflarınca delil avansının yatırılmaması durumunda karşı tarafça da delil avansının yatırılabileceğini, böyle bir seçenek mevcutken karşı tarafın delil avansını yatırmamış olmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davalının da bilirkişi deliline dayandığını, davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; sağlık sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, sigortalının tedavisi için fazladan tahsilat yaptığı iddia olunan davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı HMK'nın 90, 94 ve 324 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2022/8677 E., 2023/11252 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 428 inci maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ve 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 90 ıncı ve 94 üncü maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 95 inci maddesi.
10. Hukuk Dairesi         2022/8677 E.  ,  2023/11252 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/228 E., 2022/114 K. KARAR : Ret Taraflar arasında görülen meslek hastalığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçelerinde özetle; müvekkilinin davalı işyerindeki çalışması nedeniyle belinde meslek hastalığı oluştuğu, iş yerinde geçirdiği düşme şeklindeki iş kazası nedeniyle meslek hastalığından kaynaklanan bel ağrılarında artış olduğunu belirterek 5.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının geçirmiş olduğu rahatsızlığın müvekkili hastanenin çalışma koşullarından kaynaklanmadığını, davacının çalışırken yaşadığı basit bir düşmeyi iş kazası olarak nitelendirdiğini, müvekkili hastanenin ülkenin sağlık alanında en yüksek standartta hizmet sunan sağlık kurumlarından biri olduğunu, davacının iddia ettiği efor kaybını resmi raporla tevsik edemediği gibi bu efor kaybının müvekkili hastanede çalışması sonucu olduğuna dair illiyet bağını belgeleyen bir rapor da sunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME KARARI Mahkemenin 22.02.2022 tarih ve 2021/228 Esas, 2022/114 Karar sayılı kararıyla; YSK kararında davacının hastalığının mesleki olmadığının belirtildiği, YSK kararının taraflara tebliğ edildiği, süresinde itiraz edilmediği, SGK kayıtları, YSK kararı, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının geçirmiş olduğu hastalığının mesleki hastalık olmadığı, bu haliyle davacının davasını ispatlayamadığından bahisle davacının maddi ve manevi tazminat talepli davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen 11.02.2016 tarih ve 2012/323 Esas, 2016/117 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemiz'in 29.06.2021 tarih ve 2020/4996 Esas, 2021/9144 Karar sayılı kararı ile mahkemenin davacının iş kazasından kaynaklı tazminat istemi bulunmadığı, talebin meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olduğu yönündeki kabulü isabetli ise de yukarıda yasada tanımlanmış meslek hastalığı tespit prosedürü işletilmeden ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nün 23.02.2015 tarihli Kurum Sağlık Kurulu kararında yer alan davacının intervertebral disk bozuklukları hastalığının meslek hastalığı olmadığına dair belirlemeye dayanarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğundan bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra verilen 22.02.2022 Tarih, 2021/228 Esas, 2022/114 Karar sayılı karar ile Yüksek Sağlık Kurulu kararında davacının hastalığının mesleki olmadığının belirtildiği, Yüksek Sağlık Kurulu kararının taraflara tebliğ edildiği süresinde itiraz edilmediği, SGK kayıtları, YSK kararı, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının geçirmiş olduğu hastalığının mesleki hastalık olmadığının anlaşıldığı, bu haliyle davanın ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, hükmün hakkaniyete aykırı olduğunu, bozulması gerektiğini, müvekkilinin 2004 yılında işe başladıktan sonra 2008 yılında ağrılarının baş gösterdiğini, 2010 yılında davalı şirkete ait hastanenin başhekimi ...'in yaptığı diskografi tetkikiyle L-4, L-5, V Yırtık tespit edildiğini, 21.03.2011 tarihinde ise davalı kurumda yatışına karar verildiğini, hastalığın seyrini göz önüne alarak daha yakın tarihli olan 11.10.2013 tarihli raporun değil de atıfta dahi bulunmadan daha uzak bir tarihli 05.03.2015 tarihli kurul raporunun esas alındığını, kaldı ki müvekkilinin meslek hastalığı dışında kurumda çalışırken iş kazası geçirdiğini, bu kaza nedeniyle iş görememezlik ödeneği dahi aldığını, bu nedenle de güç - efor kaybına uğradığının açık olduğunu, lakin hüküm kurulurken bu hususun değerlendirilmediğini, hükme dayanak yapılan meslek hastalığı sağlık kurulu raporunda da iş kazası hususu ele alınmadığını, dolayısı ile dayanak raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, eksik olduğunu, tanık ...'ın müvekkili ile cerrahi bölümünde sürekli ayakta çalıştıklarını belirttiğini, ayrıca liflerinin kopması nedeniyle işten ayrıldığını, raporunun mevcut olduğunu, müvekkilinin de bu bölümde işe devam ettiğini belirttiğini, tanık beyanının gösterdiği gibi müvekkilinin yoğun iş temposunda yıllarca çalışmış ve onun iş arkadaşının da aynı nedenlere dayanan farklı bir hastalığa yakalanarak işten ayrıldığını, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, müvekkilinde kalıcı bir hasar oluştuğunu, bir tazminat sorumluluğu meydana geldiğini, mahkemenin hakkaniyet çerçevesinde bu zararın giderimi için yaptığı incelemenin eksik olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meslek hastalığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 428 inci maddesinin 7, 8, 9 uncu fıkraları ve 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 90 ıncı ve 94 üncü maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 95 inci maddesi. 3. Değerlendirme Dosya kapsamından, davacının davalı işyerindeki çalışması nedeniyle belinde meslek hastalığı oluştuğu, iş yerinde geçirdiği düşme şeklindeki iş kazası nedeniyle meslek hastalığından kaynaklanan bel ağrılarında artış olduğu iddiası ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nün 23.02.2015 tarihli Kurum Sağlık Kurulu kararında yer alan davacının intervertebral disk bozuklukları hastalığının meslek hastalığı olmadığına karar verildiği, Dairemiz bozmasından sonra Yüksek Sağlık Kurulu'nun 20.12.2021 tarihli kararı ile sigortalıda mevcut intervertebral disk bozuklukları (lomber) hastalığının mesleki olmadığına karar verildiği, mahkemece tebliğ mazbatasının üzerine "YSK raporuna tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde itiraz etmediğiniz takdirde rapora itiraz etme hakkınızdan vazgeçmiş sayılacağınız ihtar ve tebliğ olunur.” şeklinde şerh düşülmek suretiyle raporun taraflara tebliğ edildiği, davacı vekiline tebliğ tarihinin 11.01.2022 tarihi olduğu, mahkemece ihtar edilen sürede rapora itiraz edilmediği, takip eden 22.02.2022 tarihli karar celsesinde davacı vekilinden sorulduğunda davacı vekilinin “Her ne kadar meslek hastalığı olmadığı belirtilmiş ise de müvekkilimde hasar vardır, biz bu konuda beyanda bulunmak ve ıslah yapmak için süre talep ederiz" şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemece aynı karar celsesinde “Raporun taraflara tebliğ edildiği herhangi bir itiraz da sunmadıklarından davacı vekilinin beyanda bulunmak için süre talebinin reddine” karar verildiği, sonuç olarak mahkemenin temyiz incelemesine konu kararı ile Yüksek Sağlık Kurulu raporunun süresinde itiraz edilmediği, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının geçirmiş olduğu hastalığının mesleki hastalık olmadığı, davacının davasını ispatlayamadığından bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Aynı kanunun 94 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ise hakim tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Somut olayda, davacı vekiline Yüksek Sağlık Kurulu raporunun tebliğ edildiği mazbatada yer alan ihtaratta verilen sürenin kesin olduğunun belirtilmediği, davacı vekilince takip eden celsede müvekkilinde meslek hastalığı bulunmadığına dair karara karşı beyanda bulunmak üzere süre talep edildiği dikkate alındığında mahkemece Yüksek Sağlık Kurulu kararına süresinde itiraz edilmediği de gerekçe kılınmak ve Yüksek Sağlık Kurulu kararının davacı tarafı bağılayıcı nitelikte olduğundan hareketle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş, davacı vekilinin Yüksek Sağlık Kurulu raporuna karşı beyanlarını almak, Dairemizin yukarıda açıklanan bozma kararında söz konusu Kurul raporlarının Kurumu bağlayacağı, ancak, diğer ilgilileri bağlamayacağı dikkate alınarak, itiraz halinde, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden alınacak rapora göre karar verilmesi; Yüksek Sağlık Kurulu Raporu ile Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi raporu arasında çelişki bulunması halinde ise, Adli Tıp 2. Üst Kurulu’ndan alınacak raporla, bu çelişki giderilip, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini gözeterek Yüksek Sağlık Kurulu raporuna karşı itiraz halinde açıklanan prosedürü işleterek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 14.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2016/16929 E., 2019/7138 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hakimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749). Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nin 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar vere
17. Hukuk Dairesi         2016/16929 E.  ,  2019/7138 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, 17.11.2012 tarihinde davacının yolcu olarak bulunduğu, dava dışı sürücü idaresindeki aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında, davacının yaralandığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının iş gücü kaybı ve oranının tespiti bakımından rapor için sevkine karar verilmesine rağmen kesin süre içerisinde müracaat edilmediği, kesin sürenin gereğinin yerine getirilmediği, bu halde iş gücü kaybı iddiasının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'de öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır: Mahkemeler için öngörülen sürelerin, taraflar için öngörülen sürelerden farkı; sürenin geçirilmiş olmasının, o sürede yapılması öngörülen işlemin yapılma olanağını ortadan kaldırmamasıdır. Eş söyleyişle hakim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur. Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler; kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır: Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749). Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nin 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.159). Yukarıda da belirtildiği üzere, ilke olarak, hakimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur: İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HUMK m.163, c.4, HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez. İkinci halde ise; yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK m.163/3 c.3, HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan, 6100 Sayılı HMK'nin 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere (YHGK'nin 12.12.2012 gün ve 2012/9-1170 E., 1172 K.; 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) Somut olayda; davacı, söz konusu kazada yaralanma nedeniyle, karşı aracın trafik sigortacısı davalıdan maddi tazminat talep etmektedir. Mahkemece davacı vekiline, 29.03.2016 tarihli duruşmada, “..davacının üniversite hastanesine sevkinin sağlanmasına, davacı vekiline müvekkilini celse arasında hazır etmesi için 10 günlük kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde müvekkilini celse arasında hazır etmediği takdirde adli tıp delilinden vazgeçmiş sayılacağının davacı vekiline ihtarına " şeklinde ihtaratta bulunulmuş, davacı vekilince ara karar gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Ara kararında davanın reddedileceği hususunun ihtar edilmemesine karşın yazılı olduğu şekilde red kararı verilmesi isabetli olmadığı gibi, yapılması istenen işler için verilen süre HMK'un 90. maddesine uygun olmayıp, davacıyı bağlayıcı özelliği yoktur. Bunun yanı sıra, davacı vekili tarafından 01.12.2015 tarihli duruşmada müvekkilinin Denizli'de ikamet ettiği ve Denizli Tıp Fakültesinden Adli Tıp Kurumunun istediği raporların aldırılmasını talep ettiği, Mahkemece, davacı vekilinin talimatla rapor aldırılmasına ilişkin talebinin gerekçe belirtilmeksizin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından, Adli Tıp Kurumu tarafından davacının maluliyetinin belirlenebilmesi amacıyla üniversite hastanesine sevki ile Göğüs Hastalıkları, Ortopedi ve Travmatoloji ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ABD.dan muayene sonuçlarının beklenildiği anlaşılmakla, bu halde davacı vekili talebi de gözetilerek (dosya kapsamında yer alan Denizli Devlet Hastanesi'nin 16.01.2014 tarihli engelli sağlık kurulu raporunda davacının klinik olarak sınır düzeyde mental kapasite nedeniyle %25 oranında maluliyeti belirtilmekle) davacının üniversite hastanesine sevkedilmesi, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı vekiline davacının muayeneye müracaatı için yeterli ve makul kesin süre verilerek, kesin süreye uyulmamasının sonuçları da açıkça ihtar edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 10/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1281 E., 2024/309 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2 nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir.
Hukuk Genel Kurulu         2022/1281 E.  ,  2024/309 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1790 E., 2022/1696 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27.04.2022 tarihli ve 2021/15084 Esas, 2022/7713 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, ancak ilk derece mahkemesince duvar bedelinin kamulaştırma bedeline eklenmesinin hatalı olduğu ve yasal faizin bitiş tarihinin belirlenmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın davacı idare vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı idare vekili dava dilekçesinde; dava konusu Mersin ili Aydıncık ilçesi Eskiyörük Mahallesi 101 ada 582 parselden ifraz olan 101 ada 1604 parsel sayılı taşınmazın 2.403,10 m2’lik kısmının kamulaştırma bedelinin tespiti ile yol olarak terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın gerçek değerinin tespitini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.03.2017 tarihli ve 2016/107 Esas, 2017/26 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile dava konusu 101 ada 1604 parsel sayılı taşınmazın tamamı olan 2.403,10 m2'nin kamulaştırılmasına, toplam kamulaştırma bedelinin 67.217,63 TL olduğunun tespitine, 101 ada 1604 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile ... adına tapuya yol olarak tescili ve terkinine, 11.12.2016 tarihinden itibaren tespit edilen bedele kanuni faiz işletilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2017 tarihli ve 2017/757 Esas, 2017/915 Karar sayılı kararıyla; sair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, ancak duvar bedelinin kamulaştırma bedeline eklenmesinin hatalı olduğu ve ilk derece mahkemesince yasal faizin bitiş tarihinin belirlenmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, 2403,10 m2 olan 101 ada 1604 parsel sayılı taşınmazın mülkiyet kamulaştırma bedelinin toplam 61.199,63 TL olduğunun tespitine, 14.10.2016 havale tarihli fen bilirkişi raporunda ve ekli krokide gösterilen 2403,10 m2'nin yol olarak terkinine, tespit edilen kamulaştırma bedeli olan toplam 61.199,63 TL bedelin davanın açılmasını takip eden dördüncü ayın sonu olan 11.12.2016 tarihinden itibaren karar tarihi olan 09.03.2017 tarihine kadar işleyecek olan yasal faizi ile beraber davalıya ödenmesine, davalı adına yatırılan bedelin hükmün kesinleşmesi beklenmeksizin derhal ödenmesi için karardan bir örneği bankaya gönderilerek müzekkere yazılmasına, davacı tarafça fazladan depo edilen 6.018,00 TL'nin, varsa bankaya bloke edildiği tarihten davalıya ödendiği tarihe kadar işlemiş olan mevduat faiziyle birlikte davacı idareye iadesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 07.10.2020 tarihli ve 2020/293 Esas, 2020/8347 Karar sayılı kararı ile; "…Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; arazi niteliğindeki Aydıncık İlçesi, Eskiyörük Mahallesi 101 ada 1604 parsel (ifraz öncesi 582 parsel) sayılı taşınmazın üzerindeki ağaçlara yaş, cins ve verim durumu dikkate alınarak, zeminine de aynı Kanunun 11/1-f maddesi uyarınca net geliri esas alınarak değer biçilmesi ve dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine ilişkin ilk derece mahkemesinden verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Aydıncık (Mersin) Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/107 E.-2017/26 K. sayılı kararının kaldırılarak, dava konusu taşınmazdaki duvar bedeli eklenmeden hesaplanan bedel üzerinden ve faiz bitiş tarihi açıkça gösterilmek suretiyle 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak; 1-4650 sayılı Yasayla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10.maddesi uyarınca açılan bedel tespit ve tescil davasında aynı Kanunun 15/son maddesine göre değerlendirmenin dava tarihi esas alınarak yapılması gerekir. Belirtilen nedenle; dava konusu taşınmaza dava tarihi olan 2016 yılı esas alınmak suretiyle İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre değer biçilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden 2015 yılı resmi verileri esas alınarak değer biçen bilirkişi kurulu raporuna göre hüküm kurulması, 2-Dosyadaki bilgi ve belgelere, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün parsel sorgu sisteminde yapılan gözleme göre Dairemiz denetiminden geçen aynı kamulaştırma kapsamındaki Eskiyörük Mahallesi 101 ada 645 parsel sayılı taşınmaza Aydıncık (Mersin) Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/71 Esas- 2017/137 Karar sayılı dosyasında 1. yıl buğday, 2. yıl nohut ve 3. yıl yeşil soğan münavebesi uygulanarak değer biçildiği halde, gerekçesi gösterilmeden dava konusu Eskiyörük Mahallesi 101 ada 582 parsel sayılı taşınmaza 1. yıl buğday, 2. yıl yeşil soğan münavebesi uygulanarak bedel tespiti, 3-Taşınmazın kuru tarım arazisi niteliği, konumu ve yüzölçümü dikkate alındığında değeri belirlenirken kapitalizasyon faiz oranının %5 uygulanması gerekirken, bu oranın %6 kabulü ile az bedel tespiti, Doğru olmadığı gibi; 4-7139 sayılı Kanunla değişik Kamulaştırma Kanununun 10/8 fıkrası gereğince, bozma sonrası bankaya hak sahibi adına yatırılacak bedelde artış olması halinde bu kısım için; 7139 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2021 tarihli ve 2020/1135 Esas, 2021/1105 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama ve tanzim edilen 08.03.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna göre kamulaştırma fark bedeli olarak tespit edilen 22.578,89 TL'nin depo edilmesi için davacı vekiline süre verildiği, verilen süreye rağmen bedelin depo edilmediği, 29.06.2021 tarihli duruşmada verilen kesin süre içerisinde de kamulaştırma fark bedelinin ödenmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine, daha önceki karar uyarınca yatırılan 67.217,63 TL kamulaştırma bedeli davalıya ödenmiş ise varsa faizleri ile birlikte davacı idareye iadesine, yine idare adına oluşturulan tapu kaydının da iptali ile davalı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre, Dairemiz bozma ilamı sonrası belirlenen fark kamulaştırma bedelinin bloke edilmesi için davacı idare vekiline verilen süreler içerisinde kamulaştırma bedeli depo edilmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı idare vekili tarafından sunulan banka dekontuna göre davacı idarenin karar tarihinden sonra 04.10.2021 tarihinde depo kararını yerine getirdiği anlaşıldığından, usul ekonomisi de gözetilerek işin esasına girilip dosyada mevcut bilirkişi kurulu raporları denetlenmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği,…” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair hususlar incelemeksizin karar bozulmuştur. D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; değerlendirme tarihi olan 11.08.2016 itibarıyla kamulaştırma bedeli belirlenerek davacı vekiline 2942 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinde yazılı olduğu üzere yeterli süre ve kesin sürenin verildiği, buna rağmen kamulaştırma fark bedelin depo edilmediği, son yıllarda gayrimenkul fiyatlarındaki artış gözetildiğinde 11.08.2016 tarihi itibarıyla belirlenen ve dava tarihinden dört ay sonrasından başlayarak yasal faiz oranı üzerinden işletilecek faizi ile birlikte taşınmaz malikine ödenecek olan kamulaştırma bedelinin, adil ve hakkaniyete uygun bedelden uzak olduğu, bu sonucun davacı idarenin verilen süreler içerisinde kamulaştırma fark bedelini depo etmemesinden kaynaklandığı, davacının kendi kusurundan kaynaklanan fark bedelin depo edilmemesi nedeni ile aradan geçen sürede gayrimenkul fiyatlarındaki artış sonucunda oluşan zarara davalının katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı idare vekili; yol yapım faaliyetleri ile iştigal eden idarenin işlemlerinin sekteye uğramaması ve kamu yararı açısından yargılamanın devamına karar verilmesi gerektiğini, fark kamulaştırma bedelinin depo edildiğini, mahkemece taşınmazın davalı adına yeniden tescile karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada; fark kamulaştırma bedelinin, bölge adliye mahkemesinin 21.09.2021 tarihli kararından sonra depo edilmesi durumunda işin esasının incelenip incelenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 94 üncü maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin kısaca açıklanmasında yarar vardır. 2. Bilindiği üzere Kamulaştırma Kanunu, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler (2942 sayılı Kanun md. 1). 3. 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin bir ve sekizinci fıkraları; "Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister. .... (Değişik sekizinci fıkra: 19/4/2018-7139/26 md.) Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktar peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya yatırılır. Tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. İstinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedeli, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki fark ilgilisinden talep edilir. İdare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmaz" şeklinde düzenlenmiştir. 4. Özetlemek gerekirse 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi tarafların anlaşamaması hâlinde kamulaştırma bedelinin mahkeme tarafından tespitine ilişkin usul ve esasları içermektedir. Anılan maddenin sekizinci fıkrasına kadar olan bölümde idarenin taşınmaz mal sahibine karşı asliye hukuk mahkemesinde açtığı dava, bu davada hâkim tarafından tarafların anlaşmaya davet edilmesi, anlaşma durumunda uygulanacak hükümler, anlaşma sağlanmaması durumunda taşınmaz malın değerinin tespiti için mahallinde yapılacak keşif ve bilirkişiler tarafından hazırlanan rapor ile ilgili süreç düzenlenmektedir. 5. Maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesi ise yapılan keşif ve bilirkişilerin raporlarını mahkemeye sunmalarından sonra tarafların bedelde anlaşamamaları üzerine gerektiğinde başka bir bilirkişi heyetinin oluşturulmasını, hâkimin tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit etmesini öngörmektedir. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde mahkemece tespit edilen bu bedelin, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedeli olduğu, üçüncü cümlesinde tarafların anlaşması hâlinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktarın peşin ve nakit olarak hak sahibi adına bankaya yatırılacağı, dördüncü cümlesinde tarafların anlaşamaması hâlinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verileceği, altıncı cümlesinde ise gereken hâllerde bu sürenin bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır. 6. Aynı Kanun'un 11 inci maddesinde ise; taşınmazın cins ve nevinin, yüzölçümünün, kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurların, her unsurun ayrı ayrı değerinin, kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin ve özellikle arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması hâlinde getireceği net gelirinin, ayrıca bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçülerin esas alınarak bedelin takdir edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 7. Somut olay ve dosya kapsamına göre; ilk derece mahkemesince kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen 67.217,63 TL'nin davalıya ödenmesine ilişkin davanın kabulüne yönelik kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, ancak duvar bedelinin kamulaştırma bedeline eklenmesinin hatalı olduğu ve yasal faizin bitiş tarihinin belirlenmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, kamulaştırma bedelinin toplam 61.199,63 TL olduğunun tespitine, davacı tarafça fazladan depo edilen 6.018,00 TL'nin, varsa bankaya bloke edildiği tarihten davalıya ödendiği tarihe kadar işlemiş olan mevduat faiziyle birlikte davacı idareye iadesine karar verilmiştir. 8. Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda ilçe tarım ve orman müdürlüğü verileri, münavebe deseni ve objektif değer artışı yönlerinden yeniden araştırma yapılması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 9. Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyulmasına karar verilmiş ve yapılan araştırma sonunda 25.05.2021 tarihli celsede; dava konusu taşınmazın toplam kamulaştırma bedeli 89.796,52 TL olarak tespit edilmekle; kamulaştırma fark bedeli olarak hesaplanan 22.578,89 TL'yi 15 gün içerisinde ilk derece mahkemesince belirlenen kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere davacı vekiline 15 gün süre verilmesine, duruşmanın 29.06.2021 tarihine bırakılmasına karar verilmiş, ara karara ilişkin duruşma tutanağı 30.05.2021 tarihinde davacı idare vekiline tebliğ edilmiştir. 10. Bölge adliye mahkemesinin 29.06.2021 tarihli celsesinde; davacı idarenin kamulaştırma fark bedeli depo etmediği tespitinde bulunarak 22.578,89 TL fark bedeli 15 gün içerisinde belirlenen hesaba depo etmek ve dekontu sunmak üzere davacı vekiline ikinci ve son kez 15 gün süre verilmesine, (Kanun gereği bu sürenin kesin olduğunun ve bu süre içerisinde ek bedel depo edilmediği takdirde davanın reddedileceği ihtarına), duruşma zaptının davacı vekiline dosyadaki gider avansından tebliğine, duruşmanın 21.09.2021 tarihine bırakılmasına karar verilmiş, ara karara ilişkin duruşma tutanağı 04.07.2021 tarihinde davacı idare vekiline tebliğ edilmiştir. 11. Bölge adliye mahkemesinin 21.09.2021 tarihli celsesinde ise, davacı idare vekilince kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar tarihinden sonra dosyaya sunulan dilekçe ekindeki 04.10.2021 tarihli banka dekontuna göre davacı idarenin kamulaştırma fark bedelini depo ettiği anlaşılmıştır. 12. Bu noktada somut uyuşmazlığın temelini oluşturan yasada öngörülen süreler ile bunların yargılamaya etkisine ilişkin düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir. 13. Süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının ve diğer dava ile işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve öngörülebilir bir sürede yürütülmesi suretiyle adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir. 14. 6100 sayılı Kanun’da öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır. 15. Mahkemeler için konulmuş olan süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Mahkemelerin süresinden sonra yapmış oldukları işlemler de (örneğin, mahkemenin vermiş oldukları kararlar da (HMK md. 294/4) geçerlidir (Baki Kuru/Burak Aydın; İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2020, s. 614). 16. Diğer bir anlatımla hâkim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur. 17. Sürelerin önemli bir kısmı ise taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur (Kuru/Aydın, s. 612). 18. 6100 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinde; "(1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar" şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 19. Bu itibarla taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır: 20. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir (Cevap süresi, temyiz süresi gibi). Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece resen gözetilir. Başka bir ifadeyle, kanunî süreler hak düşürücü niteliktedir (Kuru/Aydın, s. 613). 21. Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2 nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir [HMK md. 94/2; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) md.163]. 22. Yukarıda da belirtildiği üzere ilke olarak hâkimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki durumdan birinin varlığı zorunludur: İlk hâlde, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin kanundan kaynaklanmasıdır (HUMK md. 163, c. 4; HMK 94/2). Bu hâlde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez. İkinci hâlde ise, kanuna göre hâkimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK md. 163/3 c. 3; HMK md. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir. 23. Kısaca belirtmek gerekirse ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. 24. Yukarıda anlatılanlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölge adliye mahkemesince 25.05.2021 tarihli duruşmada davacı idare vekiline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamulaştırma fark bedeli olarak hesaplanan 22.578,89 TL'yi ilk derece mahkemesince belirlenen kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere süre verildiği, bedelin depo edilmemesi üzerine bu kez 29.06.2021 tarihli duruşmada kesin süre verildiği, ancak usulüne uygun tebligatlara rağmen belirlenen sürede kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla usulüne uygun olarak verilen kesin süreye rağmen kamulaştırma fark bedelinin süresinde depo edilmemesi nedeniyle davanın reddine ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında kamulaştırma fark bedelinin davacı idare tarafından bölge adliye mahkemesinin 21.09.2021 tarihli kararından sonra depo edildiği, davalı vekilinin dosyaya yansıyan beyanlarında açıkça davanın reddine karar verilmesine dair bir talebinin bulunmadığı, hukuki dinlenilme hakkı ve davalının esasa ilişkin beyanları dikkate alındığında direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince verilen direnme kararı onanmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Davacı idare vekili tarafından Mersin ili, Aydıncık ilçesi, Eskiyörük Mahallesinde yol yapımı kamulaştırması nedeniyle 11.08.2016 tarihinde açılan dava 4650 sayılı Kanun’la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayalı kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince 09.03.2017 tarihinde; davanın kabulü ile dava konusu 101 ada 1604 parsel sayılı taşınmazın tamamının kamulaştırılmasına, toplam kamulaştırma bedelinin 67.217,63 TL olduğunun tespitine, tespit edilen bedele 11.12.2016 tarihinden itibaren kanuni faiz işletilmesine karar verilmiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince 11.10.2017 tarihinde; İlk Derece Mahkemesince yasal faizin bitiş tarihinin belirlenmediği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci alt bendi maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına yeniden hüküm kurulmak suretiyle kamulaştırma bedelinin davalıya davanın açılmasını takip eden dördüncü ayın sonu olan 11.12.2016 tarihinden itibaren karar tarihi olan 09.03.2017 tarihine kadar işleyecek olan yasal faizi ile beraber ödenmesine, davalı adına yatırılan bedelin hükmün kesinleşmesinin beklenilmeksizin derhâl ödenmesine karar verilmiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; Özel Dairece özetle; ''değerlendirmenin dava tarihi itibarıyla yapılması, buna göre 2015 yılına ait veriler yerine 2016 yılına ait verilerin kullanılması ve farklı münavebe ürünleri alınması,  kapitalizasyon faizinin %6 yerine %5 alınması,” gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 21.09.2021 tarihli kararı ile bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra bozma doğrultusunda yapılan keşif sonucunda    toplam kamulaştırma bedeli 89.796,52 TL olarak belirlendiğinden davacı idare tarafından daha önce depo edilen 67.217,63 TL’nin mahsubu ile fark kamulaştırma bedeli   olan 22.578,89 TL’nin 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesi uyarınca davalı adına kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere davacı idareye süre verildiği hâlde kamulaştırma fark bedelin depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Özel Daire kararında özetle; “davacı idare vekili tarafından sunulan banka dekontuna göre davacı idarenin karar tarihinden sonra 04.10.2021 tarihinde depo kararını yerine getirdiği anlaşıldığından, usul ekonomisi de gözetilerek işin esasına girilip dosyada mevcut bilirkişi kurulu raporları denetlenmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiğinden” bahisle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince; ülkemizde son yıllarda gayrimenkul fiyatlarındaki artış gözetildiğinde 11.08.2016 tarihi itibarıyla belirlenen ve dava tarihinden 4 ay sonrasından başlayarak yasal faiz oranı üzerinden işletilecek faizi ile birlikte taşınmaz malikine ödenecek olan kamulaştırma bedelinin, adil ve hakkaniyete uygun olmadığı, davacının kendi kusurundan kaynaklanan fark bedelin depo edilmemesi nedeni ile aradan geçen sürede gayrimenkul fiyatlarındaki artış sonucunda oluşan zarara davalının katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince belirlenen kamulaştırma bedeli olan 67.217,63 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalı tarafa İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi olan 09.03.2017 tarihi itibarıyla ödenmesine karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi faiz başlangıcını düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurmuş, taraf temyizi üzerine kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesince    bozulması sonucunda bozmaya uyulmasına karar veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilâmı gereğince hesaplanan kamulaştırma bedeli 89.796,52 TL olduğundan davacı idare tarafından daha önce depo edilerek davalıya ödenen 67.217,63 TL’nin mahsubu ile fark kamulaştırma bedeli olan 22.578,89 TL’nin 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesi uyarınca kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere idareye iki defa 15 günlük süre verilmiş. 21.09.2021 tarihli duruşmada kesin olarak verilen ikinci 15 günlük süre içinde kamulaştırma bedeli depo edilmediğinden kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) sayın çoğunluğunun “Verilen kesin süreye rağmen fark kamulaştırma bedeli olan 22.578,89 TL yatırılmadığından davanın reddine ilişkin direnme kararının onanmasına” gerektiği yönündeki görüşüne katılamıyoruz. Zira temyiz incelemesine konu dava bedel tespit ve tescil istemine ilişkindir. Bedel tespit ve tescil davası 6100 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer alan tasarruf ve 26 ncı maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine tâbi tespit niteliğinde bir dava olduğu gibi bu tür davalarda taraf iradesine değer verilmemesini gerektiren özel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tür uyuşmazlıklarda da tarafların beyanları ile ortaya konulacak iradelerine değer verilmesi gerekmektedir. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinde hukuki dinlenilme hakkı başlığı altında; “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” şeklindeki düzenlenme gözetildiğinde hâkim her iki tarafı dinledikten veya iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için kanunî şekillere uygun olarak davet ettikten sonra hükmünü verecektir. Davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda üstelik Yargıtay bozma kararından sonra bozmaya karşı tarafların beyanları alınmak üzere hâkim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmalıdır. Bu husus Anayasanın 36 ncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasanın 36 ncı maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, Mahkemece taraflar dinlenilmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Somut olayda Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi kararından sonra fark bedel depo edilmiş, banka dekontu dosyaya sunulmuş. Temyiz aşamasında bedelin bloke edildiğini gören Dairemizce dava ile ilgisi olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi ve bu konudaki iradesini duruşmaya gelerek ya da gelmeyerek (suskun kalınması esasa girilmesini istediği şeklinde değerlendirilmeden) ortaya koyabilmesi için karar “...depo kararının yerine getirildiği anlaşıldığından, usul ekonomisi gözetilerek tarafların beyanları da alındıktan sonra işin esasına girilip karar verilmesi gerektiğinden” bahisle bozulmuştur.    Bozma sonrası usulüne uygun tebligat yapılarak, duruşma gün ve saatinin muhataplara bildirilmesi bundan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme hakkı da kısıtlanmış olmaktadır. Davacı idareye 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesinde öngörülen “15 günlük” kesin süre verildikten sonra kesin süre içinde kamulaştırma fark bedelinin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi direnme kararı yerinde değildir. Davalı tarafa 09.03.2017 tarihinde 67.217,63 TL kamulaştırma bedeli ödenmiş, yargılamanın geçirdiği aşama itibarıyla HGK’nın karar tarihi nazara alındığında yedi yıllık bir zaman dilimi itibarıyla bu bedel uhdesinde iken ve yaklaşık aynı süredir de kamu yararı amacı güdülerek açılan yol da kamunun kullanımında iken fark kamulaştırma bedeli olan 22.578,89 TL’nin kesin süreden sonra    yatırıldığı   gerekçesiyle bozmaya direnilmiştir. Anayasanın 13 üncü maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” ve 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklinde ifade edilen ölçütlere uygun olması koşuluyla mülkiyet hakkı kısıtlanabilir. Yine Anayasanın 46 ncı maddesindeki; “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir.” hükmü ve  yukarıda sözü edilen anayasal düzenlemelerden dayanağını alan 2942 sayılı Kanun ile usul ve esasları belirlenen kamulaştırma işlemlerini yapan ve kamusal amaçla hareket eden idarenin kullandığı sınırlama araçları ile temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma amaçları arasında ölçülülük diğer bir deyişle Anayasanın sözü ve ruhu ile demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk   ilkelerinin sonucu olarak, kamu ile şahıs menfaatleri arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekmektedir. Davalı taraf bozmadan öncesinde ve sonrasında ve temyiz aşaması da dâhil olmak üzere yargılama aşamalarında kesin süreden sonra bedelin yatırıldığını, kesin süreden sonra yatırılan kamulaştırma bedelini kabul etmediğini davanın reddi gerektiğini ileri sürmemiş, uyuşmazlığın esasına ilişkin itiraz sebeplerini sıralayarak bedelin az olduğundan bahsetmiştir. Bu sebeplerle davalı tarafın dosyaya yansıyan iradesine değer verilerek oluşturulan Daire kararımız yerinde olduğundan direnme kararının bozulması gerektiği kanaatiyle Yüksek HGK çoğunluğunun direnme kararının ONANMASINA ilişkin görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1023 E., 2024/308 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2 nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir.
Hukuk Genel Kurulu         2022/1023 E.  ,  2024/308 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/838 E., 2022/1045 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 15.02.2022 tarihli ve 2021/7684 Esas, 2022/2239 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Antalya Batı Çevre Yolu yol yapım ve emniyet sahası için ihtiyaç duyulan Antalya ili Konyaaltı ilçesi Hurma Mahallesi 9962 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tapuda kayıtlı olduğunu, taşınmazın kamulaştırılması için 08.07.2015 tarihli ve 2015/72 karar sayılı kamulaştırma işlemine başlama kararı alındığını ileri sürerek 9962 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 2.244,93 m2’lik kısmının kamulaştırma bedelinin tespiti ile yol olarak terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kamulaştırılan taşınmazın değerinin tam olarak hak sahibine ödenmesi gerektiğini, kamulaştırmadan geri kalan kısmın kullanılamaz durumda olduğunu, kamulaştırmadan arta kalan kısmın değer kaybının da kamulaştırma bedeline ilavesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2017 tarihli ve 2016/110 Esas, 2017/267 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne, dava konusu 9962 ada 1 parselin kamulaştırma bedeli olarak 6.142.943,99 TL'nin dava tarihi olan 17.03.2016 tarihinden 4 ay sonrasından yasal faizi ile birlikte davacı kurumdan alınarak davalıya verilmesine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2017/1498 Esas, 2018/595 Karar sayılı kararıyla; davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, 9962 ada 1 parselin (ifraz görmekle 8 ve 9 nolu parsel) kamulaştırma bedelinin 6.142.943,99 TL olarak tespitine, tespit edilen kamulaştırma bedeline dava tarihinden 4 ay sonrası olan 17.07.2016 tarihinden ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 19.07.2017 tarihine kadar yasal faize hükmedilmesine, dava konusu 9962 ada 8 parselin tapu kaydının iptali ile ... adına yol olarak terkinine, dava konusu Antalya ili Konyaaltı ilçesi Hurma Mahallesi 9962 ada 9 parselin tapu kaydının iptali ile ... adına tesciline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20.02.2020 tarihli ve 2018/13521 Esas, 2020/3015 Karar sayılı kararı ile; "…1-Dava konusu Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Hurma Mahallesi, 9962 ada 1 parsel sayılı taşınmaz arsa niteliğindedir. Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesine göre arsa niteliğindeki taşınmazlara değer biçilirken dava konusu taşınmaz ile emsalin zaruret olmadıkça yakın bölgelerde ve benzer yüzölçümlü olması ve değerlendirme tarihine yakın satışların emsal alınması gerekir. Yapılan incelemede; ilk derece mahkemesinde yapılan ilk keşif sonrası düzenlenen ve her ne kadar tek bilirkişi tarafından hazırlanan ilk rapor geçersiz ise de bu raporda değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmaza 4.500,00 TL/m2 değer biçildiği, ikinci keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda 2.650,00 TL/m2 değer biçildiği, üçüncü keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda 2.244,00 TL/m2 değer biçildiği, dörüdüncü ve hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda ise dava konusu taşınmaza 2.517,00 TL/m2 değer biçildiği anlaşılmış olup, dava konusu taşınmaza birbirinden bu kadar farklı değerler biçilmesi inandırıcı olmayıp, bu raporlara göre hüküm kurulması doğru olmadığı gibi; Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaz ile somut emsal olarak kabul edilen taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli, Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin karşılaştırılmasında; dava konusu taşınmaz daha değerli olduğu halde, emsal taşınmazın daha değerli olduğu kabul edilerek vergi değerlerine ters düşecek şekilde değer tespiti edildiğinden alınan rapor inandırıcı değildir. Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re'sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi, Doğru olmadığı gibi; 2-7139 sayılı Kanunla değişik Kamulaştırma Kanununun 10/8 fıkrası gereğince, bozma sonrası bankaya hak sahibi adına yatırılacak bedelde artış olması halinde bu kısım için; 7139 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli ve 2020/410 Esas, 2021/342 Karar sayılı kararı ile; bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra, bölge adliye mahkemesince dava konusu taşınmazın m2 bedelinin 2.900,00 TL olduğunun kabulü ile Hurma Mahallesi 9962 ada 8 ve 9962 ada 9 parsel (eski 9962 ada 1 parsel) sayılı toplam 2.440 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma bedelinin 7.076.000,00 TL olarak hesaplandığı ve 933.056,01 TL fark bedelin depo edilmesi gerektiği, davacı vekiline 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamulaştırma fark bedeli olarak hesaplanan 933.056,01 TL'yi ilk derece mahkemesince belirlenen kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere süre verildiği, kamulaştırma bedelinin depo edilmemesi üzerine bu kez 09.02.2021 tarihli duruşmada kesin süre verildiği, ancak belirlenen kamulaştırma fark bedelin depo edilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisine, davanın reddine, davacı tarafça yatırılan 6.142.943,99 TL kamulaştırma bedelinin ödenmesi hususunda ilk derece mahkemesince verilen hükümden sonra ilgili banka şubesine müzekkere yazıldığı anlaşılmakla kamulaştırma bedeli davalıya ödenmiş ise varsa ödenen faizleri ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı idareye iadesine, 9962 ada 8 parsel ve 9962 ada 9 parsel sayılı taşınmazın ilk kararla davacı idare adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile davalı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; ilk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusu sonucunda HMK’nın 356. maddesi uyarınca duruşma yapılarak, ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılıp, arsa niteliğindeki Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Hurma Mahallesi, 9962 ada, 1 parselden ifrazla 8 parsel sayılı taşınmaza yeniden yapılan hesaplama sonucu değer biçilerek, oluşan fark bedelin davacı idare tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10/8. maddesi uyarınca verilen sürelere rağmen depo edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyaya sunulan 17/05/2021 tarihli dilekçe ekindeki banka dekontuna göre davacı idarenin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin karar tarihinden sonra depo kararını yerine getirdiği anlaşıldığından, usul ekonomisi gözetilerek tarafların beyanları da alındıktan sonra işin esasına girilip karar verilmesi gerektiği,…” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair hususlar incelemeksizin karar bozulmuştur. D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; değerlendirme tarihi olan 17.03.2016 itibarıyla kamulaştırma bedeli belirlenerek davacı vekiline Kamulaştırma Kanunu’nun 10 uncu maddesinde yazılı olduğu üzere yeterli süre ve kesin sürenin verildiği, buna rağmen kamulaştırma fark bedelin depo edilmediği, son yıllarda gayrimenkul fiyatlarındaki artış ve özellikle Antalya ilindeki gayrimenkul fiyatları gözetildiğinde 17.03.2016 tarihi itibarıyla belirlenen ve dava tarihinden dört ay sonrasından başlayarak yasal faiz oranı üzerinden işletilecek faizi ile birlikte taşınmaz malikine ödenecek olan kamulaştırma bedelinin, adil ve hakkaniyete uygun bedelden uzak olduğu, bu sonucun davacı idarenin verilen süreler içerisinde kamulaştırma fark bedelini depo etmemesinden kaynaklandığı, davacının kendi kusurundan kaynaklanan fark bedelin depo edilmemesi nedeni ile aradan geçen sürede gayrimenkul fiyatlarındaki artış sonucunda oluşan zarara davalının katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı idare vekili; ödenek yokluğu nedeniyle ara kararın süresinde yerine getirilemediğini, mahkemece usulüne uygun ihtar yapılmadığını, usul ekonomisi ilkesi gereğince işin esasının incelenmesinin gerektiğini, depo bedelinin 05.05.2021 tarihinde yatırıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkin eldeki davada; fark kamulaştırma bedelinin bölge adliye mahkemesinin 23.03.2021 tarihli kararından sonra depo edilmesi durumunda işin esasının incelenip incelenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 94 üncü maddesi 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin kısaca açıklanmasında yarar vardır. 2. Bilindiği üzere Kamulaştırma Kanunu, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler (2942 sayılı Kanun md. 1). 3. 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin bir ve sekizinci fıkraları; "Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister. .... (Değişik sekizinci fıkra: 19/4/2018-7139/26 md.) Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktar peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya yatırılır. Tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. İstinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedeli, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki fark ilgilisinden talep edilir. İdare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmaz" şeklinde düzenlenmiştir. 4. Özetlemek gerekirse 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi tarafların anlaşamaması hâlinde kamulaştırma bedelinin mahkeme tarafından tespitine ilişkin usul ve esasları içermektedir. Anılan maddenin sekizinci fıkrasına kadar olan bölümde idarenin taşınmaz mal sahibine karşı asliye hukuk mahkemesinde açtığı dava, bu davada hâkim tarafından tarafların anlaşmaya davet edilmesi, anlaşma durumunda uygulanacak hükümler, anlaşma sağlanmaması durumunda taşınmaz malın değerinin tespiti için mahallinde yapılacak keşif ve bilirkişiler tarafından hazırlanan rapor ile ilgili süreç düzenlenmektedir. 5. Maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesi ise yapılan keşif ve bilirkişilerin raporlarını mahkemeye sunmalarından sonra tarafların bedelde anlaşamamaları üzerine gerektiğinde başka bir bilirkişi heyetinin oluşturulmasını, hâkimin tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit etmesini öngörmektedir. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde mahkemece tespit edilen bu bedelin, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedeli olduğu, üçüncü cümlesinde tarafların anlaşması hâlinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktarın peşin ve nakit olarak hak sahibi adına bankaya yatırılacağı, dördüncü cümlesinde tarafların anlaşamaması hâlinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verileceği, altıncı cümlesinde ise gereken hâllerde bu sürenin bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır. 6. Aynı Kanun'un 11 inci maddesinde ise; taşınmazın cins ve nevinin, yüzölçümünün, kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurların, her unsurun ayrı ayrı değerinin, resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerinin ve özellikle arsalarda, kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerinin esas alınarak bedelin takdir edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. 7. Somut olay ve dosya kapsamına göre; ilk derece mahkemesince kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen 6.142.943,99 TL'nin davalıya ödenmesine ilişkin davanın kabulüne yönelik kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı idare vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, vekâlet ücretine ilişkin bölüm düzeltilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, kamulaştırma bedelinin 6.142.943,99 TL olarak tespitine karar verilmiştir. 8. Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda arsa niteliğindeki taşınmaza usulüne uygun emsal araştırması yapılması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. 9. Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyulmasına karar verilmiş ve yapılan araştırma sonunda 22.12.2020 tarihli celsede; dava konusu taşınmazın m2 bedelinin 2.900,00 TL olduğunun kabulü ile Hurma Mahallesi 9962 ada 8 ve 9962 ada 9 parsel (eski 9962 ada 1 parsel) sayılı toplam 2.440 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma bedelinin 7.076.000,00 TL olduğu ve 933.056,01 TL fark bedeli depo etmek ve dekontunu sunmak üzere davacı idare vekiline 30 günlük süre verilmesine, duruşmanın 09.02.2021 tarihine bırakılmasına karar verilmiş, ara karara ilişkin duruşma tutanağı 27.12.2020 tarihinde davacı idare vekiline tebliğ edilmiştir. 10. Bölge adliye mahkemesinin 09.02.2021 tarihli celsesinde; davacı idarenin kamulaştırma fark bedeli depo etmediği tespitinde bulunarak 933.056,01 TL fark bedeli depo etmek ve dekontunu sunmak üzere davacı vekiline ikinci ve son kez 30 günlük süre verilmesine, (Kanun gereği bu sürenin kesin olduğunun ve bu süre içerisinde ek bedel depo edilmediği takdirde davanın reddedileceği ihtarına), duruşma tutanağının davacı idare vekiline dosyadaki gider avansından tebliğine, duruşmanın 23.03.2021 tarihine bırakılmasına karar verilmiş, ara karara ilişkin duruşma tutanağı 14.02.2021 tarihinde davacı idare vekiline tebliğ edilmiştir. 11. Bölge adliye mahkemesinin 23.03.2021 tarihli celsesinde ise, davacı idare vekilince kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar tarihinden sonra dosyaya sunulan dilekçe ekindeki 05.05.2021 tarihli banka dekontuna göre davacı idarenin kamulaştırma fark bedelini depo ettiği anlaşılmıştır. 12. Bu noktada somut uyuşmazlığın temelini oluşturan yasada öngörülen süreler ile bunların yargılamaya etkisine ilişkin düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir. 13. Süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının ve diğer dava ile işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve öngörülebilir bir sürede yürütülmesi suretiyle adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir. 14. 6100 sayılı Kanun’da öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için konulmuş süreler ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır. 15. Mahkemeler için konulmuş olan süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Mahkemelerin süresinden sonra yapmış oldukları işlemler de (örneğin, mahkemenin vermiş oldukları kararlar da (HMK md. 294/4) geçerlidir (Baki Kuru/Burak Aydın; İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2020, s. 614). 16. Diğer bir anlatımla hâkim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur. 17. Sürelerin önemli bir kısmı ise taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur (Kuru/Aydın, s. 612). 18. 6100 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesinde; "(1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar" şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 19. Bu itibarla taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır: 20. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir (Cevap süresi, temyiz süresi gibi). Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanunî süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece resen gözetilir. Başka bir ifadeyle, kanunî süreler hak düşürücü niteliktedir (Kuru/Aydın, s. 613). 21. Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2 nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir [HMK md. 94/2; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) md.163]. 22. Yukarıda da belirtildiği üzere ilke olarak hâkimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki durumdan birinin varlığı zorunludur: İlk hâlde, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin kanundan kaynaklanmasıdır (HUMK md. 163, c. 4; HMK 94/2). Bu hâlde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez. İkinci hâlde ise, kanuna göre hâkimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK md. 163/3 c. 3; HMK md. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir. 23. Kısaca belirtmek gerekirse ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. 24. Yukarıda anlatılanlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölge adliye mahkemesince 22.12.2010 tarihli duruşmada davacı idare vekiline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamulaştırma fark bedeli olarak hesaplanan 933.056,01TL'yi ilk derece mahkemesince belirlenen kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere süre verildiği, bedelin depo edilmemesi üzerine bu kez 09.02.2021 tarihli duruşmada kesin süre verildiği, ancak usulüne uygun tebligatlara rağmen belirlenen sürede kamulaştırma fark bedelin depo edilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla usulüne uygun olarak verilen kesin süreye rağmen kamulaştırma fark bedelinin süresinde depo edilmemesi nedeniyle davanın reddine ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında kamulaştırma fark bedelinin davacı idare tarafından bölge adliye mahkemesinin 23.03.2021 tarihli kararından sonra depo edildiği, davalı vekilinin dosyaya yansıyan beyan dilekçelerinde fark bedelin süresinde yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiği, başka bir anlatımla tasarruf ilkesi uygulanan işbu davada davalının mahkemece verilen süreden sonra depo edilen bedeli kabul etmediği hususu dikkate alındığında direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince verilen direnme kararı onanmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Davacı idare vekili tarafından Antalya Batı Çevre Yolu yol yapım ve emniyet sahası kamulaştırması nedeniyle 17.03.2016 tarihinde açılan dava, 4650 sayılı Kanun’la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayalı kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince 19.07.2017 tarihinde; davanın kabulü ile Antalya ili, Konyaaltı ilçesi, Hurma Mahallesi 9962 ada 1 parselin kamulaştırma bedeli olarak 6.142.943,99 TL’nin dava tarihi olan 17.03.2016 tarihinden 4 ay sonrasından yasal faizi ile birlikte davacı kurumdan alınarak davalıya verilmesine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile yol olarak terkinine karar verilmiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince 29.05.2018 tarihinde; davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, 9962 ada 1 parselin (ifraz görmekle 8 ve 9 nolu parsel) kamulaştırma bedelinin 6.142.943,99 TL olarak tespitine, tespit edilen kamulaştırma bedeline dava tarihinden 4 ay sonrası olan 17.07.2016 tarihinden İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi olan 19.07.2017 tarihine kadar yasal faiz işletilmesine, karar verilmiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizce özetle; “emsalin uygun olmadığı, bedele ilişkin bilirkişi raporları inandırıcı bulunmadığından yeniden keşif yapılarak alınacak bilirkişi rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinden” bahisle karar bozulmuştur. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince 23.03.2021 tarihinde; bozma kararına uyulmasına karar verildikten sonra, Dairece dava konusu taşınmazın m² bedelinin 2.900,00 TL olduğunun kabulü ile 2.440 m² yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma bedelinin 7.076.000,00 TL olarak hesaplandığı ve 933.056,01 TL fark bedelin depo edilmesi gerektiğinden davacı vekiline 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesi uyarınca kamulaştırma fark bedeli olarak hesaplanan 933.056,01 TL'yi İlk Derece Mahkemesince belirlenen kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere süre verildiği, kamulaştırma bedelinin depo edilmemesi üzerine bu kez 09.02.2021 tarihli duruşmada kesin süre verildiği, ancak belirlenen kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairenin ikinci bozmasında özetle; davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyaya sunulan 17.05.2021 tarihli dilekçe ekindeki banka dekontuna göre davacı idarenin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin karar tarihinden sonra depo kararını yerine getirdiği anlaşıldığından, usul ekonomisi gözetilerek tarafların beyanları da alındıktan sonra işin esasına girilip karar verilmesi gerektiğinden, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,...'' karar verilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince; son yıllarda gayrimenkul fiyatlarındaki artış ve özellikle Antalya ilindeki gayrimenkul fiyatları gözetildiğinde 17.03.2016 tarihi itibarıyla belirlenen ve dava tarihinden 4 ay sonrasından başlayarak yasal faiz oranı üzerinden işletilecek faizi ile birlikte taşınmaz malikine ödenecek olan kamulaştırma bedelinin, adil ve hakkaniyete uygun bedelden uzak olduğu, bu sonucun davacı idarenin verilen süreler içerisinde kamulaştırma fark bedelini depo etmemesinden kaynaklandığı, davacının kendi kusurundan kaynaklanan fark bedelin depo edilmemesi nedeni ile aradan geçen sürede gayrimenkul fiyatlarındaki artış sonucunda oluşan zarara davalının katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince belirlenen kamulaştırma bedeli olan 6.142.943,99 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalı tarafa ilk derecenin karar tarihi olan 19.07.2017 tarihi itibarıyla ödenmesine karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi faiz başlangıcını düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurmuş, taraf temyizi üzerine kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesince bozulması sonucunda bozmaya uyulmasına karar veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilâmı gereğince kamulaştırma bedelinin 7.076.000,00 TL olarak hesaplanmasından sonra davalı tarafa ödenen 6.142.943,99 TL kamulaştırma bedelinin mahsubu ile hesaplanan 933.056,01 TL fark kamulaştırma bedelini 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesi uyarınca davalıya ait kamulaştırma hesabına depo etmek ve dekontu sunmak üzere idareye iki defa 30 günlük süre verilmiş. 09.02.2021 tarihli duruşmada kesin olarak verilen ikinci 30 günlük süre içinde kamulaştırma bedelinin depo edilmemesi üzerine kamulaştırma fark bedelinin depo edilmediği gerekçesiyle yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) sayın çoğunluğunun “Verilen kesin süreye rağmen fark kamulaştırma bedeli olan 933.056,01 TL yatırılmadığından davanın reddine ilişkin direnme kararının onanmasına ” gerektiği yönündeki görüşüne katılamıyoruz. Zira temyiz incelemesine konu dava bedel tespit ve tescil istemine ilişkindir. Bedel tespit ve tescil davası 6100 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer alan tasarruf ve 26 ncı maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine tâbi tespit niteliğinde bir dava olduğu gibi bu tür davalarda taraf iradesine değer verilmemesini gerektiren özel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tür uyuşmazlıklarda da tarafların beyanları ile ortaya konulacak iradelerine değer verilmesi gerekmektedir. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinde hukuki dinlenilme hakkı başlığı altında “ (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” şeklindeki düzenleme gözetildiğinde hâkim her iki tarafı dinledikten veya iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere uygun olarak davet ettikten sonra hükmünü verecektir. Davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda üstelik Yargıtay bozma kararından sonra bozmaya karşı tarafların beyanları alınmak üzere hâkim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmalıdır. Bu husus Anayasanın 36 ncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan Anayasanın 36 ncı maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 27 nci maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, Mahkemece taraflar dinlenilmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Somut olayda Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi kararından sonra fark bedel depo edilmiş, banka dekontu dosyaya sunulmuş, temyiz aşamasında bedelin bloke edildiğini gören Dairemizce dava ile ilgisi olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi ve bu konudaki iradesini duruşmaya gelerek ya da gelmeyerek (suskun kalınması esasa girilmesini istediği şeklinde değerlendirilmeden) ortaya koyabilmesi için karar “... depo kararının yerine getirildiği anlaşıldığından, usul ekonomisi gözetilerek tarafların beyanları da alındıktan sonra işin esasına girilip karar verilmesi gerektiğinden” bahisle bozulmuştur. Bozma sonrası usulüne uygun tebligat yapılarak, duruşma gün ve saatinin muhatablara bildirilmesi bundan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme hakkı da kısıtlanmış olmaktadır. Davalı tarafa 19.07.2017 tarihinde 6.142.943,99 TL kamulaştırma bedeli ödenmiş, yargılamanın geçirdiği aşama itibariyla HGK’nın karar tarihi nazara alındığında yedi yıllık bir zaman dilimi itibarıyla bu bedel uhdesinde iken ve yaklaşık aynı süredir de kamu yararı amacı güdülerek açılan yol da kamunun kullanımında iken fark kamulaştırma bedeli olan 933.056,01 TL’nin verilen “30 günlük” kesin süreden sonra yatırıldığı gerekçesiyle bozmaya direnilmiştir. Anayasanın 13 üncü maddesi “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” ve 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle ifade edilen ölçütlere uygun olması koşuluyla mülkiyet hakkı kısıtlanabilir. Yine Anayasanın 46 ncı maddesinde yer alan; “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir” hükmü ve yukarıda sözü edilen anayasal düzenlemelerden dayanağını alan 2942 sayılı Kanun ile usul ve esasları belirlenen kamulaştırma işlemlerini yapan ve kamusal amaçla hareket eden idarenin kullandığı sınırlama araçları ile temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma amaçları arasında ölçülülük diğer bir deyişle Anayasanın sözü ve ruhu ile demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ilkelerinin sonucu olarak, kamu ile şahıs menfaatleri arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Dairemiz bozma kararına (büyük harfle yazılan) “...depo kararının yerine getirildiği anlaşıldığından, usul ekonomisi gözetilerek tarafların İŞİN ESASINA GİRİLEREK KARAR VERİLMESİNİ İSTEYİP İSTEMEDİĞİ YÖNÜNDE beyanları da alındıktan sonra BİR karar verilmesi gerektiğinden” ibareleri eklenmek suretiyle direnme kararının ilaveli onanması gerekmektedir. Kaldı ki davacı idareye 2942 sayılı Kanun’un 10/8 inci maddesinde öngörülen “15 günlük süre” verilmeyerek yasal dayanaktan yoksun şekilde “30 günlük” kesin süre verildikten sonra kesin süre içinde kamulaştırma fark bedelinin yatırılmaması nedeniyle davanın reddine dair verilen BAM direnme kararı isabetli değildir. Bu sebeplerle Yüksek HGK çoğunluğunun direnme kararının ONANMASINA ilişkin görüşüne katılamıyoruz.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Sürelerin belirlenmesi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Süreler kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir.
B) Kanunda belirtilen süreler kural olarak kesindir.
C) Hâkim, kanunda belirtilen süreleri, tarafların rızası olsa dahi artıramaz veya eksiltemez (istisnalar saklı kalmak kaydıyla).
D) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri haklı sebeplerle artırabilir.
E) Hâkimin verdiği ilk süre her zaman kesindir ve ikinci bir süre verilemez.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol