Hukuk Muhakemeleri Kanunu 93. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 93- (1) Resmî tatil günleri, süreye dâhildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.
Kesin süre
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2023/6607 E., 2024/3140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı 91 inci, 92 inci ,93 üncü, 95 inci ve 345 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2023/6607 E. , 2024/3140 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2663 E., 2023/786 K.
KARAR : Başvuru şartlarının gereğinin yerine getirilemediğinden ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 13. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/532 E., 2022/386 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı-davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi ve eski hale getirme talebinde bulunulması üzerine, İlk Derece Mahkemesince ek karar ile istinaf dilekçesinin reddine, eski hale getirme talebinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından değerlendirilmesine karar verilmiştir. Ek karara karşı davalı-davacı erkek vekilince istinaf talebinde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince eski hale getirme talebinin reddi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı- davalı kadın vekili dava, karşı davaya cevap ve cevaba cevap dilekçesinde; davalı- davacı erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle aile düzeninin bozulduğunu iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde; evlilik birliğinin kadının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu iddia ederek kadının davasının reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, 1.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesi’nin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesi'nin 09.02.2021 tarihli, 2020/428 Esas 2021/79 Karar sayılı kararı ile; tarafların duruşma sırasındaki talepleri üzerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına, tarafların birbirlerinden tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat, eşya alacağı ve boşanmanın ferilerinden olan her türlü alacak, masraf ve benzeri hiçbir hak ve alacak talepleri bulunmadığına ilişkin sulhün tasdikine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi’nin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesi'nin 09.02.2021 tarihli, 2020/428 Esas 2021/79 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı-davacı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme huzurunda yapılan sulh sözleşmesinin iradesinin fesada uğratılması sebebi ve hata nedeni ile imzaladığını, duruşma zaptının okunması ile durumu fark ettiğini, doğu kökenli olduğu için Türkçeyi iyi anlayamadığını, okuma yazmasının da iyi olmadığını, kadının kusurlu olduğunu belirterek, istinaf yoluna başvurmuştur.
3.Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2021/1179 Esas ve 2021/1347 Karar numaralı ve 07.07.2021 tarihli kararında; anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse boşanmanın ferileri hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmadığı, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" olarak görülmesi gerektiği bu nedenle, mahkemece tarafların usulüne uygun şekilde gösterilen delillerin toplanarak gerçekleşecek sonuç uyarınca karar verilmesi gerektiği diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin davalı karşı davacının istinaf talebinin bu sebeple kabulüne, İlk Derece Mahkemesince henüz deliller toplanıp değerlendirilmemiş bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) inci alt bendi gereğince İlk Derece Mahkemesi Kararının asıl ve karşı dava yönünden kaldırılmasına, açıklandığı şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
1.İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı-davalı erkeğin davacı-davalı kadına göre ağır kusurlu olduğu, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceği, gerekçesi ile; asıl davanın ve karşı davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanun 166 ncı maddesinin birinci/ikinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 500,00 TL yoksulluk nafakasına ve kadın yararına 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı-davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda ve eski hale getirme talebinde bulunulması üzerine, İlk Derece Mahkemesi'nin 09.06.2022 tarihli ve 2021/532 E., 2022/386 K. Sayılı ek kararı ile, istinaf başvurusunun yasal süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle, istinaf dilekçesinin reddine, davalı- davacı vekili Avukat ...'in eski hale getirme talebinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın davalı-davacı vekiline 12.09.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı-davacı vekilinin 24.09.2022 tarihinde dişinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle cerrahi operasyonla diş çekimi yapıldığı, sonrasında iş göremezlik belgesi aldığı, yaşadığı komplikasyonlar nedeniyle istinaf başvuru süresini mazeretli olarak kaçırdığı, 27.09.2022 tarihine eski hale getirme talebinde bulunduğunu belirterek eski hale getirme ve istinaf başvurusunun kabulünü, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı-davacı vekilinin eski hale getirme talebi istinaf yoluna başvuru hakkının düşmesine ilişkin olduğundan, eski hale getirme talebini, dolayısıyla istinaf başvurusunun süresinde olup olmadığını inceleme yetkisinin Bölge Adliye Mahkemesi'ne ait olduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 28.09.2022 tarihli ek karar ile istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmesinin usule aykırı olduğu bu nedenle davalı-davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, ek kararın kaldırılmasına karar verildiği, davalı-davacı vekili tarafından eski hale getirme talebi içeren dilekçesine eklediği belgelerden ... Ağız ve Diş Polikliniği tarafından düzenlenen 24.09.2022 tarihli belgenin hekim imzası içermediği, Menderes 1 nolu Aile Sağlığı Merkezince düzenlenen 27.09.2022 tarihli belgenin ise yasal istinaf süresinin dolmasından sonra düzenlendiğinin anlaşıldığı, sunulan belgelerin şekli ve içeriği vekilin muamele yapmaktan aciz bulunduğunu tespit eden mahiyette görülmediği, vekilin vekâletnamesinde tevkil yetkisinin bulunması da gözetildiğinde 6100 sayılı Kanun'un 97 inci ve 98 inci maddesi gereğince yasal şartları bulunmayan eski hale getirme isteminin reddine, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararının davalı-davacı erkek vekiline elektronik tebligat yoluyla 12.09.2022 tarihinde usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalı-davacı erkek vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru talep dilekçesini 27.09.2022 günü UYAP üzerinden İlk Derece Mahkemesi'ne ibraz etmiş olmakla, karara karşı en geç 26.09.2022 günü saat 24.00'e kadar istinaf kanun yoluna başvurması gerektiği halde bu süreden sonra talepte bulunduğundan istinaf kanun yoluna başvurma talebinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı-davacı erkeğin eski hale getirme talebinin reddi ile istinaf başvurusunun süreden reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı 91 inci, 92 inci ,93 üncü, 95 inci ve 345 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2023/595 E., 2023/1000 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 93. maddesinde, “ Resmi tatil günleri süreye dahildir.
1. Hukuk Dairesi 2023/595 E. , 2023/1000 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında kesinleşmiş kararın tavzihi talebinin reddine yönelik 25.02.2022 tarihli ek kararın temyizi üzerine, Mahkemece, 24.05.2022 tarihli ek karar ile bir önceki ek kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmiştir.
Ek karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı, 101 ada 1083 parseldeki L blok 1, 2 ve 3 no.lu bağımsız bölümler ile M blok 1 no.lu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile her birinin ortak yer olarak bağımsız bölüm kat malikleri adına bağımsız bölüm sayısı ve kat maliklerinin arsa payları göz önüne alınarak payları oranında tapuya tescili için daha önce Aydıncık Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/92 E., 2013/85 K. sayılı dosyası ile davalı aleyhine dava açtığını, 30.05.2013 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, kararın temyiz edilmeksizin 08.07.2013 tarihinde kesinleştiğini, ancak anılan kararda hatalı pay dağıtımı yapıldığı gerekçesiyle Tapu Müdürlüğü tarafından hükmün infaz edilemediğini ileri sürerek hükümdeki maddi hatanın düzeltilmesini ve tereddüt yaratan hususların açıklanmasını istemiştir.
Mahkemenin 25.02.2022 tarihli ek kararı ile, 30.05.2013 tarihinde verilip 08.07.2013 tarihinde kesinleşen kararın tapuda infaz edildiği, hükmün icrasından sonra tavzih edilemeyeceği, ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhekemeleri Kanunu'nun (HMK) 305/2. maddesine göre hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı ve genişletilemeyeceği, HMK'nın 304. maddesinde düzenlenen hükmün tashihinin ise yalnızca yapılan yazı ve hesap hataları için mümkün olduğu, tashih yapılırken hükmün değiştirilemeyeceği gerekçesiyle davacının talebinin reddine karar verilmiş; 24.05.2022 tarihli ek karar ile, davacının bir önceki ek kararı temyizinin süresinde olmadığı gerekçesiyle 25.02.2022 tarihli ek kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin 24.05.2022 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 93. maddesinde, “ Resmi tatil günleri süreye dahildir. Sürenin son gününün resmi tatile rastlaması halinde süre, tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Mahkemece 25.02.2022 tarihinde verilen tazvih talebinin reddine ilişkin ek kararın davacı vekiline 17.04.2022 tarihinde elektronik yolla tebliğ edildiği, temyiz süresinin son gününün ... Bayramına denk geldiği, davacı vekilinin tatilden sonraki ilk iş günü olan 05.05.2022 tarihinde ek kararı temyiz ettiği ve temyiz harçlarını yatırdığı, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle; davacı vekilinin 24.05.2022 tarihli ek karara yönelik yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA,
Davacı vekilinin 25.02.2022 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305. maddesinde belirtildiği üzere, hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyor ise, taraflarca hükmün icrasına kadar açıklanması veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesi istenebilir. Ancak tavzih yolu ile hükmün değiştirilmesi veya hükme ilâve yapılması olanaksızdır.
Mahkemenin, davanın kabulüne ilişkin 30.05.2013 tarihli kararının, taraflarca temyiz edilmeksizin 08.07.2013 tarihinde kesinleştiği ve tapuda infaz edildiği anlaşılmakla, hükmün HMK'nın 305. maddesi gereğince tavzih yoluyla değiştirilmesine olanak bulunmadığından Mahkemece, davacının tavzih talebinin reddine karar verilmesi doğrudur.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin 25.02.2022 tarihli ek karara yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile, ek kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
22.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2021/520 E., 2021/753 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de HMK 93. maddesi “Resmî tatil günleri, süreye dâhildir.
15. Hukuk Dairesi 2021/520 E. , 2021/753 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki şikayetçi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R -
Şikayetçi vekili, borçlu müvekkiline ait taşınmazın satıldığını, sıra cetvelinin ilk haciz uygulayan icra dairesince hazırlanmadığını, vergi dairesine sıra cetvelinde yer verilmediğini, 1. sırada yer verilen Ziraat Bankasının haczinin, SGK haczinden sonra olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir.İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, İİK 142.maddesinde açıkça "her alacaklı" denilmek suretiyle şikayet hakkı borçluya teşmil edilmeyecek şekilde ifade edilmiş olduğundan, borçlunun şikayet hakkı bulunmadığı gibi bir alacaklının sırasına itiraz etmekte borçlunun hukuki yararı, dolayısıyla da şikayetçi-borçlunun aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Karara karşı şikayetçi vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesince; ilk derece mahkemesi kararının şikayetçiye 11.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, 10 günlük sürenin 21.05.2017 günü tatil saatinde bittiği, şikayetçi tarafça istinaf başvuru dilekçesinin 10 günlük hak düşürücü sürenin bitiminden sonra 22.05.2017 tarihinde verildiği, istinaf başvurusunun HMK 346/1 ve 352/1 maddeleri uyarınca hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin şikayetin reddine ilişkin kararının istinaf yoluna başvuran şikayetçi vekiline 11.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve şikayetçi vekilince, istinaf yoluna başvurma dilekçesinin 22.05.2017 tarihinde verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de HMK 93. maddesi “Resmî tatil günleri, süreye dâhildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.” hükmünü içerir . İİK 19/3 “Bir müddetin sonuncu günü resmi bir tatil gününe rastlarsa, müddet tatili takibeden günde biter” hükmüne haizdir. Somut olayda hak düşürücü süreninin son günü olan 21.05.2017 tarihinin Pazar gününe rastladığı bu durumda 10 günlük hak düşürücü sürenin bitimi 22.05.2017 tarihi olacağından şikayetçi vekilinin istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulüyle ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin, istinaf isteminin hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin 06.06.2018 tarih ve 2018/1022 Esas, 2018/1050 Karar sayılı ilamın bozulmasına, istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin, istinaf isteminin hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin 06.06.2018 tarih ve 2018/1022 Esas, 2018/1050 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2019/1224 E., 2019/7569 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 93. maddesinde sürenin son gününün resmi tatil gününe rastlaması halinde, sürenin tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biteceği düzenlenmiştir.
14. Hukuk Dairesi 2019/1224 E. , 2019/7569 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.07.2014 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.07.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar tarafından temyizi üzerine temyiz isteminin reddine dair verilen 01.10.2015 tarihli ek karar bir kısım davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının maliki olduğu ... ili, ... ilçesi, 612 ve 613 parsel sayılı taşınmazların genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, 608 parsel sayılı taşınmazdan veya mahkemece uygun görülecek taşınmazlardan geçit hakkı kurulmasını talep etmiş, 07.07.2015 tarihli dilekçesi ile 613 parsel sayılı taşınmaz yönünden davadan vazgeçtiğini beyan etmiştir.
Bir kısım davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, 612 parsel sayılı taşınmaz lehine aynı yer 608 parsel sayılı taşınmazdan 19/06/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre C harfiyle 3.alternatif yol olarak gösterilen 103,20 metrekarelik yerden 2.780,00TL geçit bedeli karşılığı geçit hakkı tesisine ve tapuya tesciline, 613 parsel sayılı taşınmaza ilişkin talebin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan ..., ..., ... ve ... temyiz etmişlerdir.
Mahkemece, 01.10.2015 tarihli ek karar ile 15 günlük yasal temyiz süresinin geçtiği gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Ek kararı davalılardan ..., ... ve ... temyiz etmiştir.
Gerekçeli karar temyiz eden davalılara 10.09.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalılardan ..., ..., ... ve ... 28.09.2015 havale tarihli müşterek verdikleri dilekçe ile hükmü temyiz etmiştir. Temyiz süresinin son günü 2015 yılı Kurban Bayramının 2. günü olan 25.09.2015 cuma gününe denk gelmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 93. maddesinde sürenin son gününün resmi tatil gününe rastlaması halinde, sürenin tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biteceği düzenlenmiştir. Bu durumda temyiz süresinin son günü 28.09.2015 tarihi olduğundan 01.10.2015 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek temyiz incelemesine geçilmiştir.
Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine "mutlak geçit ihtiyacı" veya "geçit yoksunluğu", ikincisine de "nispi geçit ihtiyacı" ya da "geçit yetersizliği" denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Geçit tesisi davalarında başlangıçta davacı tarafından öngörülemediğinden dava dilekçesinde talep edilen yer dışındaki güzergahlardan da geçit kurulması gerekebilir. Bu güzergah üzerindeki taşınmazların maliklerine dava dilekçesi ile husumet yöneltilmemiş olması kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olmayan bu taraf değişikliği talebi kabul edilerek davacının bu kişilerin harçsız olarak davaya katılmalarını sağlamasına imkan verilmelidir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 ve 1012. maddesi ile yeni Tapu Sicil Tüzüğünün "İrtifak hakları ve taşınmaz yükünün tescili" başlıklı 30. maddesi gereğince kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tesciline karar verilmelidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya gelince; mahkemece yapılan keşif sonucu alınan 19.06.2015 tarihli fen bilirkişisi raporunda 3. alternatif olarak gösterilen yerden 612 parsel lehine 106 ada 608 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı tesisine karar verilmiş ise de dosyada mevcut paftada 612 parsel sayılı taşınmaz ile geçidin bağlandığı yol arasında "dere" bulunmaktadır. Dere yatakları kural olarak Türk Medeni Kanununun 715. maddesi kapsamına giren devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdendir. Bu özelliği itibariyle de kamu malıdır. Kamu malı niteliğinde olan bir yerin, kişinin özel istifadesine terki olanaklı değildir. Kısaca belirtmek gerekirse, dere yatağı üzerinden köprü kurularak dahi olsa geçit kurulamaz. Kaldı ki geçit davalarındaki amaç, yol ihtiyacı içinde bulunan bir taşınmazın, kesintisiz olarak genel yola ulaşımını sağlamaktır. Dere yatağı tapuya tescil edilmiş bir yer olmadığından bu şekilde kurulan geçitle kesintisizlik ilkesi de ihlal edilmiş olur.
Bu durumda mahkemece, mahallinde uzman bilirkişiler marifetiyle yeniden keşif yapılmak suretiyle kamu malı niteliğinde olan yerlerden geçit hakkı tesis edilemeyeceği ve geçit davalarında uygulanan kesintisizlik ilkesi göz önünde bulundurularak lehine geçit hakkı tesisi istenilen taşınmazın yola ulaşımın sağlanmasının mümkün olup olmadığı araştırılmalı, ilgili taşınmazların tapu kayıtları temin edilmeli, tapu kayıt maliklerinin davada usulüne uygun şekilde taraf olması sağlanmalı, davacının maliki olduğu taşınmazdan genel yola kadar kesintisiz bağlantı sağlanacak şekilde alternatifler oluşturularak en uygun alternatiften geçit hakkı kurulmalıdır.
Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.11.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/1687 E., 2014/889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4.Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
6110 sayılı Kanunun Geçici 2 maddesi uyarınca da, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 üncü maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında tıpkı 6100 sayılı HMK m. 47’dekine benzer görev düzenlemesi yapılmıştır. Öte yandan 6110 sayılı Kanun ile 2802 sayılı Kanuna eklenen 93/A maddesi ile Hâkim ve savcıları
Hukuk Genel Kurulu 2014/1687 E. , 2014/889 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Yargıtay 4.Hukuk Dairesi (İlk Derece)
TARİH :22.01.2013
NUMARASI :2012/23-2013/8
Taraflar arasındaki davadan dolayı; Yargıtay 4.Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen 22.01.2013 gün ve 2012/23 E.-2013/8 K. Sayılı kararın onanmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 05.03.2014 gün ve 2013/4-1896 E.-2014/195 K. sayılı ilamın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacı tarafından verilen dilekçe ile istenilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yargısal faaliyetten dolayı devlet aleyhine açılan tazminat istemine ilişkin olup, davacı Bodrum 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/368 esas sayılı dosyasında katılan sıfatı ile yer aldığı halde, dosyaya sunulan bilirkişi raporuna dayanarak, davada yer alan Cumhuriyet Savcısı ve Hakim’in dava dosyalarını karıştırmak suretiyle, Cumhuriyet Savcısı’nın esas hakkındaki mütalaasında,Hakim’in ise karar gerekçesinden kendisini sanık gibi gösterdiğini, müdahil olarak bulunduğu davada suçlu durumuna düşürüldüğünü belirterek, gerçeğe aykırı mütalaa veren Cumhuriyet Savcısı ve mütalaa yönünde karar veren Hakim’in eyleminden dolay 1’er TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4.Hukuk Dairesi; “yapılan işlemler yargısal sınırlar içerisinde olup, özel amaç ile davranıldığı yönünde bir delil de bulunmadığı, sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birisinin mevcut olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, davacı tarafın temyizi üzerine karar Hukuk Genel Kurulu’nca onanmıştır. Davacı, ilamın karar düzeltme yoluyla incelenmesini istemiştir.
Dava devam ederken, 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 Sayılı Kanunun 19.maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmış; 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 sayılı CMK 141.maddesine 3 ve 4.fıkralar ve aynı Kanun’un 86.maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a da Geçici Madde 8 eklenmiştir. Bu yeni düzenlemeler karşısında, yargısal faaliyetten dolayı devlet aleyhine açılan tazminat davalarında görev sorununun yeniden tartışılması zorunlu hale gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, 6545 sayılı Yasanın 70.Maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141.maddesine eklenen fıkralar ile aynı Yasanın 86.maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 8.maddenin Anayasa’ya aykırı olduğu, dolayısıyla Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğunca Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek bulunmadığına oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Hâkimlerin hukuki sorumluluklarına ilişkin konu dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK m. 573 ve devamında düzenlenmiş, HUMK’nun 573 ve devamı maddelerinin ceza hakimleri hakkında da uygulanacağı 25.03.1931 gün ve 19-35 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmişti. Bilindiği gibi dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK m. 47’de ile hakimlerin hukuki sorumluluklarından dolayı açılacak davalarda görevli mahkeme; ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesi, Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu olarak gösterilmiş; Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesinin ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmüştür.
Hakimlerin hukuki sorumluluklarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 46’da; “Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği kabul edilmiş ve madde gerekçesinde hakim kavramı ile yargı yetkisini kullanan tüm hakimlerin kastedildiği belirtilmiştir.
6110 sayılı Kanunun Geçici 2 maddesi uyarınca da, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 573 üncü maddesindeki sebeplere dayanılarak açılacak tazminat ve rücu davalarında tıpkı 6100 sayılı HMK m. 47’dekine benzer görev düzenlemesi yapılmıştır.
Öte yandan 6110 sayılı Kanun ile 2802 sayılı Kanuna eklenen 93/A maddesi ile Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle; ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği, kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamayacağı; bu madde hükümlerinin, Yüksek mahkemelerin başkanları, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle açılacak tazminat davaları hakkında da uygulanacağı kabul edilmiş bulunmaktaydı. İlk derece mahkemesi sıfatıyla 4. Hukuk Dairesince açıklanan bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, C.Savcısı ile Ceza Mahkemesi hakiminin yargısal faaliyetinden dolayı devlet aleyhine açılan tazminat davası görülüp sonuçlandırılmış, temyiz incelemesi ise Hukuk Genel Kurulunca yapılmıştır. Ne var ki, temyiz incelemesinden sonra hakim ve savcılar aleyhine açılacak tazminat davaları konusunu düzenleyen 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Karar düzeltme aşamasında, yapılan yeni düzenlemeler karşısında görev konusunun yeniden ele alınması gerekmiştir. Yukarıda söz edilen 5271 sayılı CMK m. 141’e eklenen 3.fıkrada; suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının ancak Devlet aleyhine açılabileceği öngörülürken; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 86. Maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen Geçici 8.madde ile de; kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderileceği, bu davaların ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanacağı öngörülmüştür. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen nazara alınmalıdır.
Bilindiği gibi bir davada olayları ileri sürme yanlara, hukuki nitelendirme ise Yargıca aittir(HMK. m. 33). Davada mahkemelerin görevi de bu hukuki nitelendirmeye göre belirlenir. Eldeki olayda ceza kovuşturması sırasında C.Savcısı ve Hakimin işlem ve alınan kararlar nedeniyle Devlet aleyhine tazminat davası açıldığının anlaşılmasına göre, 5320 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 8 uyarınca görevli mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Aynı madde uyarınca Yargıtay incelemesinde bulunan dosyaların esası incelenmeksizin yetkili ağır ceza mahkemesine gönderileceğinin kabul edilmiş bulunması karşısında; Hukuk Genel Kurulunun onama kararının kaldırılması ve ilk derece mahkmesi sıfatıyla 4. Hukuk Dairesince görev konusunda bu yeni duruma göre bir karar verilmek üzere hükmün bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı karar düzeltme isteminin kabulü ile; Hukuk Genel Kurulu’nun onamaya ilişkin 05.03.2014 gün, 2013/4-1896 esas ve2014/195 sayılı kararının KALDIRILMASINA; göreve ilişkin yeni duruma göre bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA, istek halinde karar düzeltme harcının yatırana geri verilmesine, 12.11.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, ceza mahkemesi hakimi ve Cumhuriyet savcısının hukuki sorumluluğu kapsamında devlet aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüge giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46.maddesine göre hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmektedir. Aynı Kanunun 47.maddesin göre ise bu davalar ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır. Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.
Kanunun gerekçesine göre; “hâkim” kavramı, genel anlamda kullanılmıştır. Buna, yargı yetkisini kullanan tüm hâkimler dahildir. Örneğin, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hakimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri, keza ceza mahkemesi hakimleri de buraya dahildir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 09.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12.maddesi ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93'üncü maddesinde yapılan değişiklikle “Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği” düzenlenmiştir.
21.02.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunun ve Ceza Muhakemesi Kanunun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 19.maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Bunun yerine 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 70.maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 141.maddesine iki yeni fıkra eklenmiştir. Buna göre “Birinci fıkrada yazan haller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.”
Aynı Kanunun 86.maddesi ile 5371 sayılı Kanuna eklenen Geçici 8.maddeye göre ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyalar mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyalar ise esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu davalar ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 142.maddesinin ikinci fıkrasına göre 141.maddeye göre açılacak tazminat istekleri “zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır”.
Bu düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. ve devamı maddelerine göre Devlet aleyhine açılacak tazminat davaları Yargıtay ilgili hukuk dairesinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle Devlet aleyhine açılacak tazminat davaları ise zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacaktır.
Sayın çoğunlukta bu görüşü kabul ederek; temyize konu kararı 6545 sayılı Türk Ceza Kanunun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 86. maddesi ile 5371 sayılı Kanuna eklenen Geçici 8.maddesine göre esası incelenmeksizin ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderilmek üzere bozulmasına karar verilmiştir.
Kanun koyucu bu düzenlemeler ile hukuk mahkemesi hakimleri ile ceza mahkemesi hakimleri ve Cumhuriyet savcılarının yargısal faaliyetleri sebebiyle devlet aleyhine açılacak davaların bakılacağı mahkemeler arasında önemli bir farklılık yaratmıştır. 6545 sayılı yasanın 70.maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 141.maddesine eklenen iki fıkra ile aynı Kanunun bu maddeye göre açılacak davalara bakacak görevli mahkemeyi düzenleyen 142.maddenin 2.fıkrası Anayasanın 2.maddesinde düzenlenen hukuk Devleti ve 10.maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırıdır.
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir ” (Anayasa mad.2)
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Anayasanın 2. ve 10'uncu maddelerinden anlaşıldığı üzere Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devleti olup kanun önünde herkes eşittir”. (Anayasa mad.10)
Anayasa'nın 10.maddesinde öngörülen “yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır.
Yasa koyucu, farklı hukuksal konumda olan kişileri farklı yaptırımlara tâbi tutabilir. Söz konusu hukuk mahkemesi hakimleri ile ceza mahkemesi hakimleri ve savcılarının farklı hukuksal konumda olduklarını söylemek mümkün değildir.
Hakim adayı olarak göreve başlayan hakim ve savcıların bir kısmı kura ile Cumhuriyet savcısı veya hakim olmaktadır. Hakim olarak göreve başlayanlar da bazan kendi tercihleri doğrultusunda olmakla birlikte bir çok zaman HSYK'nın tasarrufu ile hukuk mahkemesinde veya ceza mahkemesinde görev yapmakta, bazende aynı anda hem hukuk hemde ceza mahkemesinde görev yapabilmektedir. Bu sebeple yargısal faaliyetleri sebebiyle devlet aleyhine açılacak davaların farklı mahkemelerde görülmesi Anayasa'nın 2. ve 10.maddesinde vücut bulan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırıdır. Cumhuriyet savcılığı ile hukuk ve ceza mahkemesi hakimliklerinin kendine has özelliklerinden dolayı bu görevleri ifa edenlerin yargısal faaliyetleri sebebiyle açılacak davaların farklı mahkemelerde görülmesinin bir gerekçesi olamaz. Bu görevler arasında elbette farklılıklar vardır. Ama bu farklılıklar bu şahıslar aleyhine temel hak ve özgürlükler anlamında eşitsizlik yaratmak için kullanılmamalıdır.
Anayasanın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda hukuk devletinde yasa koyucu yalnız yasaların Anayasaya değil, Anayasanın da hukukun evrensel temel ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Yasa koyucu hukka ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken Anayasa'ya ve hukukun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi davanın hangi mahkemede görülmesi gerektiği gibi konularda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte söz konusu takdir hakkını kullanırken eşitlik ilkesine bağlı kalarak kullanmalıdır.
Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumunda, Anayasa'nın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. Eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmakta ise ya da kamu yararı amacı ile yürürlüğe konulmuş ise, bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez.
Ancak, “haklı neden” veya “kamu yararı”nın anlaşılabilir, amaçla ilgili, ölçülü ve adaletli olması gerekir. Getirilen düzenleme herhangi bir biçimde, birbirini tamamlayan, birbirini doğrulayan ve birbirini güçlendiren bu üç ölçütten birine uymuyor ise, eşitlik ilkesine aykırı bir yön vardır, denebilir. Çünkü eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmamakta ya da kamu yararı amacı ile yürürlüğe konulmamış olmaktadır.
Anayasa'nın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa'nın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Bütün bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde hukuksal statüleri aynı olan hukuk hakimlerinin yargılama faaliyetinden dolayı devlet aleyhine açılacak davalar ile, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle Devlet aleyhine açılacak davalarda görevli mahkemelerin farklı olması özellikle mahkemelerden birinin ilk derece mahkemesi diğerinin ise daha güvenceli olan Yüksek (Yargıtay) mahkeme olması doğru olmayıp hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Bu itibarla, 6545 sayılı yasanın 70.maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 141.maddesine eklenen fıkra ile aynı Kanunun 86.maddesi ile 5371 sayılı Kanuna eklenen Geçici 8.maddesinin Anayasanın 2.maddesinde düzenlenen hukuk Devleti ve 10.maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Anayasamızın, Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi başlıklı 152'nci maddesinde bir davaya bakmakta olan mahkemenin davada uygulanacak bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin hükümlerinin Anayasaya aykırılığının ileri sürülebileceğinin belirtilmesi karşısında, müsnet davada uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasa'nın 2. ve 10.maddelerine aykırılık oluşturması nedeniyle, bu maddelerin iptali istemiyle Anayasanın 152'nci maddesi gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulması ve Anayasa mahkemesi tarafından verilecek karara kadar hükmün esasına ilişkin temyiz incelemesinin bekletilmesi gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun temyiz incelemesinin yapılmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
İcra hukukunda sürelerin hesaplanması, başlangıcı ve bitişi ile bu sürelerin adli tatil karşısındaki durumu hakkında aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
A) Gün olarak tayin edilen sürelerde tebliğin yapıldığı gün hesaba katılmaz; süre bir sonraki gün başlar.
B) Ay olarak belirtilen bir sürenin son günü, sürenin başladığı ayın tarihine tekabül eden günde; o ayda böyle bir gün yoksa ayın son gününde biter.
C) İcra ve iflas dairelerinde adli tatil hükümleri uygulanmaz; dolayısıyla haciz ve tebligat gibi takip işlemleri adli tatil süresince de gerçekleştirilebilir.
D) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre, son günün mesai saati bitiminde (17:00) değil, günün sonunda yani saat 23:59’da sona erer.
E) Sürenin son günü resmi bir tatil gününe rastlarsa, süre o günün bitiminde sona ermiş kabul edilir; herhangi bir uzama söz konusu olmaz.