Hukuk Muhakemeleri Kanunu 95. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 95- (1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.
(2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz.
Süre
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
17. Hukuk Dairesi, 2013/3165 E., 2013/6590 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü
17. Hukuk Dairesi 2013/3165 E. , 2013/6590 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı müvekkiline ait aracın trafik kazasında hasarlandığını, ihbara rağmen davalının hasarı ödemediğini belirterek şimdilik 7.000 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilince yapılan araştırma sonucuna göre davaya konu kazanın 8.8.2008 tarihinde meydana geldiğini, davacı ile müvekkili arasında 9.8.2008 tarihinde kasko poliçesi yapıldığını, kaza tarihinde poliçe olmadığından hasardan sorumlu olmadıklarını, davacının kaza tarihinden sonra yaptırdığı sigorta poliçesinden yararlanmak için karşı aracın sürücüsü ile aralarında düzenledikleri maddi hasarlı trafik kazası tesbit tutanağına kaza tarihini 13.8.2008 olarak yazdığını, doğru ihbar mükellefiyetine uyulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının davasını ikinci kez takipsiz bıraktığını anlaşıldığından HMK'nin 320/4 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; davacı vekili 19.6.2012 tarihli dilekçesi ile rahatsızlığı sebebiyle 14.6.2012 tarihli duruşmaya katılamadığını ve mazeret dilekçesi sunamadığını, ancak aynı mahkemenin 2009/1366 Esas sayılı dosyasına aynı gün için mazeret dilekçesi verdiğini, mahkemenin bu şekilde mazeretli olduğundan haberdar olduğunu
belirterek HMK'nin 95.maddesi uyarınca eski hale getirme talebinde bulunmuş; mahkemece davacı vekilinin eski hale getirme talebi HMK 95, 96/2, 100/2 maddelerinde belirtilen şartları taşımadığından reddine dair 29.9.2012 tarihli ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mülga 1086 Sayılı HUMK'nin yürürlükte olduğu 9.7.2009 tarihinde açılmıştır. 1086 Sayılı HUMK'nin 409/son bendi gereğince, birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hüküm uygulanır yani davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
Somut olayda, dava açılıp yargılama devam ederken davacı vekilinin mazeret bildirmeden duruşmaya katılmaması nedeniyle 7.12.2009 tarihinde (HUMK döneminde) dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş; davacı vekilinin 8.12.2009 tarihli yenileme dilekçesi üzerine davaya kaldığı yerden devam edilmiştir.
Bu defa davacı vekilinin 14.6.2012 tarihli duruşmaya mazeretsiz olarak katılmaması sebebiyle davacının davasını 2 kez takipsiz bıraktığı gerekçesiyle 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6100 Sayılı HMK'nin 320/4 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili 19.6.2012 tarihli dilekçesi ile 14.6.2012 tarihli duruşmaya hastalığı sebebiyle katılamadığını buna ilişkin doktor raporu bulunduğunu belirterek mahkemesinden eski hale getirme talebinde bulunmuş, mahkemece, 29.9.2012 tarihli ek karar ile HMK 95, 96/2 100/2 (son cümle) gereğince talebin eski hale getirme şartlarını taşımadığı, eski hale getirme talebinin yargılama devam ettiği sürece nihai karar verilinceye kadar kanunda veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde yapılmayan işlemler için geçerli olduğu davaya son veren usul hükümlerinin eski hale getirme talebi ile geri alınamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
HMK'nun 316.maddesinde Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevlerine giren dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Uyuşmazlık, basit yargılama usulünün uygulandığı davalarda 01.10.2011 tarihinden önce açılmış ve bir kez işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan davalarda 1086 sayılı HUMK. nun 409 maddesinin mi, yoksa 6100 sayılı HMK. nun 320/4 maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK. nun zaman bakımından uygulanma başlıklı 448 maddesi "Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır" hükmünü içermektedir. Sözü edilen yasa maddesinin 1086 sayılı yasada karşılığı 578. maddedir. Bu madde hükmüde " iş bu kanun muhtesep hakları ihlal etmemek şartıyla makabline şamildir."denmektedir. Buna göre somut olayda 1086 sayılı HUMK. nun yürürlükte olduğu dönemde yasanın 409/1 bendi bakımından tamamlanmış bir işlem de söz konusu olduğundan kazanılmış hakları ihlal etme yasağı karşısında 6100 sayılı Kanunun uygulanma olanağı bulunmadığı açıktır. Durum bu olunca anılan yasanın 320/4 bendinde belirtilen “işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olma koşulunun gerçekleştiğinin kabulü mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafın 14.06.2012 tarihli duruşmaya katılmamış olması nedeni ile dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken 6100 sayılı Kanunun 320/4 maddesi gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkemenin 29.9.2012 tarihli ek karırının kaldırılmasına ve 14.6.2012 tarihli hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 9.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Hukuk Dairesi, 2012/25526 E., 2013/1661 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK.nun 95. maddesine göre “Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.
12. Hukuk Dairesi 2012/25526 E. , 2013/1661 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 20/06/2012
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1-Borçlunun kıymet takdirine itirazına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İcra mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz olunabileceği özel hükümlerle ve genel olarak da İİK.nun 363. maddesinde birer birer açıklanıp gösterilmiştir. Bunların dışında kalan mahkeme kararları kesindir. Yargıtayca incelenmesi istenen karar bu maddelerle tespit edilen kararlar arasına girmeyip kesin nitelikte bulunduğundan temyiz dilekçesinin (REDDİNE),
2-Borçlunun haczedilemezlik şikayetine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İİK'nun 82/12. maddesi uyarınca borçlunun haline münasip evi haczedilemez. Mesken üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik istek, İİK'nun 16. maddesi uyarınca şikayet niteliğinde olup, aynı maddenin 1. fıkrası gereğince bu işlemin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine başvurulması gerekir.
Somut olayda borçluya ait taşınmaz üzerine haciz konulduğu, hacze ilişkin kıymet takdiri raporunun 18.04.2012 tarihinde tebliğ edilikten sonra borçlunun 07.05.2012 tarihinde icra mahkemesine yaptığı başvuruda 22.04.2012 ile 02.05.2012 tarihleri arasında mazeretli olduğuna ilişkin rapor sunmak suretiyle haczedilen taşınmazın haline uygun meskeni olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını istediği anlaşılmıştır.
HMK.nun 95. maddesine göre “Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.
Bu maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere, elde olmayan bir sebeple, yani kusur olmaksızın gerçekleşen bir nedenden dolayı, kanunda belirtilen veya hâkim tarafından belirlenen kesin süre içinde yapılması gereken işlem yapılamazsa, eski hâle getirme yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Maddede, 1086 Sayılı Kanunun 166. maddesinde olduğu gibi “bu kanun” şeklinde bir ifadeye yer verilmeyip, genel olarak “kanun” denildiği için, sadece Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda değil, medenî yargılamaya ilişkin diğer kanunlarda belirlenen kesin sürelerin kaçırılması hâlinde de, eski hâle getirme yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Örneğin, aile mahkemeleri veya tüketici mahkemelerine ilişkin özel hükümlerle getirilen sürelerin elde olmayan sebeplerle kaçırılmış olması halinde de bu hükümler uygulanacaktır.
HMK'nun 96/1. maddesine göre; Eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir. Buna göre, eski hâle getirme talebi, işlemin süresinde yapılamamasına engel olan sebebin ortadan kalkmasından itibaren onbeş gün içinde ileri sürülmelidir. Süresinde yapılamayan işlem, şüphesiz eski hâle getirme talebiyle birlikte yapılabilir, buna bir engel yoktur; ancak, bu işlemin eski hâle getirme dilekçesiyle birlikte yapılması zorunlu olmayıp, onbeş günlük süre içinde olmak kaydı ile daha sonra yapılması da mümkündür. Bu durumda, talepte bulunan, işlemi yapmak için onbeş günlük süreye sahip hâle gelmektedir. Böylece, bir taraftan, işlemin yapılması için ilgiliye onbeş günlük süre tanınırken, diğer taraftan, eski hâle getirme talebinin kabulünden sonra, işlemin yapılabilmesi için tekrar bir süre verme zorunluluğu kaldırılarak, yargılamada çabukluk ilkesi gerçekleştirilmek istenmiştir.
Her ne kadar İİK'nun 65. maddesinde gecikmiş itiraz müessesesi düzenlenmiş ise de, anılan maddenin şikayetler hakkında uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle İcra ve İflas Kanunu'nda yer alan şikayetler yönünden HMK'nun 95 ve 96. maddelerinde düzenlenen eski hale getirme kurumunun uygulanması gerekir. Aksi halde elde olmayan bir sebeple şikayet süresinin kaçırılması halinde telafisi imkansız sonuçların doğacağı muhtemeldir.
O halde mahkemece, HMK'nun 33. maddesinde yer alan hukuki tavsifin hakime ait olduğu kuralı uyarınca eski hale getirmeye ilişkin aynı kanunun 95 ve 96. maddeleri nazara alınarak, borçlunun mazereti tartışıldıktan sonra şikayetin süresinde olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile haczedilmezlik şikayetinin süre aşımı yönünden reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/01/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/14667 E., 2025/3355 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davanın, yasal dayanağı 6100 sayılı Kanunu'nun 25, 5510 sayılı Kanun'un 14, 19 ve 95. maddeleridir. 5510 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca "Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir".
10. Hukuk Dairesi 2024/14667 E. , 2025/3355 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki meslek hastalığının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı için daha önce iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan zararının giderimi istemiyle ... 2. İş Mahkemesinin 2020/443 Esas sayılı dosyası üzerinden dava açıldığını, açılan bu davada 23.09.2020 tarihli celsesinde meslek hastalığının tespiti davası açılması için taraflarına 1 aylık süre verildiğini, süresi içerisinde meslek hastalığının tespiti davasını açtıklarını, ...'da bulunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı nezdinde 8. Ana Bakım Merkezi Komutanlığında marangoz işçisi olarak 08.12.1987 tarihinde çalışmaya başladığını, davacının davalı Bakanlığa ait işyerinde işe başlamadan önce herhangi bir sağlık sorunu olmadığını, davacının işe girişi esnasında herhangi bir rahatsızlığının olmadığını da heyet raporu ile belgelendirmiş ve bu sayede işe başladığını, davacının bedeninde işe girdikten sonra ilk on yıllık süreç içerisinde vernik ve toza karşı alerji ve hassasiyet oluştuğunu, davacının marangozhanede çalıştığı esnada fenalaşarak askeriyenin revirine götürüldüğünü, davacıya yapılan muayenenin sonucunda ise vernik, tozlu ve benzeri ortamlarda çalışması uygun olmayacağına dair rapor verildiğini, bu raporun Afyon 2. İş Mahkemesinin 2020/443 Esas sayılı dosyasında yer aldığını, fakat davacı işverence yine aynı ortamda çalıştırımaya devam ettirilmiş olduğunu ve davacının rahatsızlığı giderek artmaya başladığını rahatsızlıkları artan davacının kendi imkanları ile ... Verem Savaş Dispanserine müayene için gittiğini, davacıya bir takım testler yapılarak, neticesinde davacının kokuya ve toza karşı astım bronşit rahatsızlığının olduğunun tespit edildiğini, bu tespitten sonra davacının kokulu ve tozlu ortamda çalışması uygun olmadığına dair rapor verildiğini, verilen bu rapor davacı davalı işverenine sunduğunu, işyerindeki bölümünün değiştirilmesi talebinde bulunduğunu, fakat buna rağmen davalı tarafça davacının tozlu ve vernik kokulu ortamda çalıştırılmaya devam edildiğini, davacının bakmakla yükümlü olduğu ailesi olması nedeniyle çalışmaya devam ettiği ve akabinde şikayetlerinin iyice arttığını, bir gün evde fenalaştığını, SSK hastanesinde tedavi gördüğünü ve buradan Maltepe ... Hastanesine sevk edildiğini, bu hastanenin meslek hastalıkları bölümünde 27.01.1999 - 05.02.1999 tarihleri arasında yatılı bir şekilde tedavisinin yapıldığını, buna ilişkin olarak SSK ... Meslek Hastalıkları Hastanesinin 05.02.1999 tarih ve 75 sayılı raporu düzenlendiğini, davacının bu raporu işverenine ibraz ettiğinde ise davalı işveren söz konusu raporu kabul etmemiş, bunun üzerine söz konusu rapora istinaden 09.02.1999 Sağlık Kurulu raporu tanzim edildiğini, 09.02.1999 tarihli Sağlık Kurulu raporu incelendiği takdirde görüleceği üzere SSK ... Meslek Hastalıkları Hastanesinin 05.02.1999 tarih ve 75 sayılı raporun tasdiki şeklinde olduğu ve davacıya Koah ve Asmatifer Bragil teşhislerinin konulduğunun görüldüğünü, bu raporun varlığına rağmen davalı işverenin davacıyı halen daha ağaç işleri kısmı marangoz haneye görevlendirmeye devam ettiğini, davalı işveren tarafından yasa ve usule aykırı bir şekilde çalıştırılmaya devam ettirildiği için davacının hastalığı nüksetmiş ve rahatsılığı iyice artınca bu sefer ... Göğüs Hastalıkları Hastanesine kaldırılmış ve burada yapılan tetkikler sonucunda da davacıya astım teşhisi konulduğunu ve bu Hastanece de davacının tozlu, dumanlı ive ortamda çalışmaması gerektiği hususunda rapor verildiğini, davacının bu sefer daha kötü bir çalışma ortamı olan kompozit bölümünde görevlendirildiğini, bu bölümde ağaç işlerinin yapıldığı bölümden daha fazla kimyasal madde ve koku bulunduğunu, davacı rahatsızlanarak revire gitmiş ve hakkında bir kez daha tozlu ve gazlı ortamda çalışamayacağına dair rapor düzenlendiğini, davacı en son aşama olarak zor şartlar altında prim gününü doldurmuş ve emekliye ayrıldığını, davacının davalı işveren bünyesinde raporlara rağmen zorla ve ısrarla çalıştırıldığı dönemde yakalanmış olduğu hastalığının meslek hastalığı olarak tespitini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hastalığının meslek hastalığı olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hastalığının meslek hastalığı olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ATK raporunda "Mevcut belgelere, Kurulumuzda yapılan muayenelere ve dosyada bulunan grafilerin değerlendirilmesine göre; Hüseyin oğlu 01.03.1962 doğumlu ...’te maluliyet oluşturacak düzeyde mesleki akciğer hastalığı olmadığı, Kişide opere lomber diskopati hastalığının tespit edildiği, 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 5. Bölüm 17. madde 1. fıkrasında, hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması halinde mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceğinin Meslek Hastalıkları Listesine (Ek-2) göre tespit ve tayin edildiği, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; kişinin çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grupları arasında yer almaması, işi gereği yaptığı eylemler ve mevcut tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilemediği, disk hernisinin oluşmasında ve gelişmesinde pek çok etkenin bir arada görüldüğü dikkate alındığında da çalışma ortamı koşulları nedeniyle doğal seyri değişebilen “işle ilgili hastalık” olarak değerlendirildiği bir başkasının sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde rapor düzenlendiği görülmüş olup, ATK raporu doğrultusunda davacının hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varıldığından sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; toplanan deliller karşısında davanın kabulünün gerektiğini belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; meslek hastalığının tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
Davanın, yasal dayanağı 6100 sayılı Kanunu'nun 25, 5510 sayılı Kanun'un 14, 19 ve 95. maddeleridir.
5510 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca "Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir".
Aynı Kanun'un 19. maddesinde de "İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve engellilik nedeniyle Kurumca yetkilendiren sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.
Sigortalının mesleğini icrası sırasında sürekli tekrarladığı faaliyetlerden dolayı ya da icra edilen işin niteliği veya işin şartları nedeniyle mesleği ile bağlantılı olarak meydana gelen hastalıklar da sosyal güvenlik sistemi içerisinde bir sosyal risk olarak kabul edilmekte ve bu hastalıklar meslek hastalığı olarak nitelendirilmektedir. İş kazası ani bir olay olmasına karşın meslek hastalığı, belirli bir zaman dilimi içerisinde tekrarlanan bir sebeple oluşmaktadır. Meslek hastalığı, işin nitelik ve yürütüm şartlarından dolayı ya da işyerinin durumu dolayısıyla yavaş yavaş ortaya çıkan bir sağlık sorunudur.
Meslek hastalığının tespiti için gerekirse söz konusu işyerleri faaliyetlerine devam ediyorsa mahallinde işyeri koşullarının değerlendirilmesi için keşif yapılmalıdır. Bu şekilde hastalığın işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları nedeniyle meydana gelip gelmediği belirlenmelidir. Yapılacak keşifte hastalığın niteliğine göre bir uzman doktor, sosyal güvenlik uzmanı ve işin niteliğine göre mühendis bilirkişi bulundurulmalı, daha sonra tüm tıbbi tedavi evrakları ile birlikte prosedür işletilerek rapor süreci tamamlanmalıdır. Burada bu hastalığın kategorik olarak meslek listesinde olup olmaması önemli olmayıp icra edilen işin niteliğinden veya mesleği icra ederken sürekli tekrarlanan faaliyetten dolayı hastalığın meydana gelip gelmediğinin açıkça ortaya konulması, bundan kaynaklanmıyor ise mesleki olmadığına karar verilen bu rahatsızlığın neden kaynaklandığı, yapılan işle illiyet bağının olmadığının da açıkça belirlenmesi gerekir.
Diğer taraftan sigortalının çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grubu içinde yer almaması meslek hastalığı olarak değerlendirilmesine engel değildir. Önemli olan mesleğini icrası sırasında sürekli tekrarladığı faaliyetlerden dolayı ya da icra edilen işin niteliği veya işin şartları nedeniyle mesleği ile bağlantılı olarak meydana gelen hastalık olmasıdır.
Sürekli iş göremezlik ve malullük halinin belirlenmesinde izlenecek yol; 5510 sayılı Kanun'un “Sağlık Raporlarının Usul ve Esasları”na dair 95. maddesinde (506 sayılı Kanun'un 109. maddesinde) hükme bağlanmıştır. Buna göre, Kurum sağlık tesisleri tarafından raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin S.S. Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur. Söz konusu kurulun raporlarının Kurumu bağlayacağı diğer ilgililer yönünden bağlayıcı olmayıp, Adli Tıp Başkanlığı veya tıp fakültelerinin ilgili ana bilim dalı konseylerinden Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılmasını isteyebilecekleri 28.06.1976 tarih ve 6/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının gereğidir. Öte yandan; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2010 gün ve 2010/21-60 Esas, 2010/90 Karar sayılı ilamı ile 06.10.2010 gün ve 2010/10-390 Esas, 2010/448 Karar sayılı ilamların da belirtildiği üzere Adli Tıp Kurumu Başkanlığının ilgili ihtisas kurulu ile üniversitelerin tıp fakülteleri ilgili bilim dalı başkanlıklarınca ya da S.S. Yüksek Sağlık Kurulunca düzenlenen raporlar arasında çelişkinin mevcut olması halinde, çelişkinin Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp Üst Kurulu tarafından giderilerek, sigortalının sürekli iş göremezlik oranı ve başlangıç tarihi kesin olarak karara bağlanması da zorunludur.
6100 sayılı HMK.’un 25/1 maddesine göre “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”. bu hükme göre davacının dava dilekçesinde belirttiği maddi vakıalar kendisini bağlayacağından hakim uyuşmazlıkta maddi vakıanın dışına çıkmamalıdır. Maddi vakıa ile bağlılık ilkesi olarak bilinen bu ilkenin istisnası ise maddi vakıanın ıslah sureti ile değiştirilmesidir.
İçeriği yönünden inandırıcı ve tatminkâr olmayan Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz (Y. Hukuk Genel Kurulunun 18.02.1998 gün ve 1997/10-881 E, 1998/113 K).
3.Değerlendirme;
Somut uyuşmazlıkta davacı sigortalı maddi vakıa olarak, davalıya ait marangozhane işyerinde 1987 yılından 1998 yılına kadar çalıştığını ve burada çalışırken toza maruz kaldığını, tiner ve vernik kokusu yüzünden nefes alamadığını, Göğüs Hastalıkları bölümünde tedavi olduğunu, astım, koah ve asmatifer Bragil hastalıkları teşhisi konulduğunu ve meslek hastalığı olduğunun belirlendiğini belirterek bu hastalığının meslek hastalığı olduğunun tespitini talep etmiştir. Görüldüğü davacı lomber diskopati hatalığını ileri sürmemiş, buna ilişkin bir talepte bulunmamıştır.
Oysa Mahkemece maddi vakıa ile bağlılık ilkesi dışına çıkılarak davacı sigortalının bu hastalığının mesleki hastalık olmadığı yönünde araştırma ve inceleme yaparak rapor alması gerekirken, davacının bu hastalıkları ile ilgili ayrıntı içermeyen ve bu hastalık konusunda yetersiz kalan 25.05.2022 tarihli ATK 3. İhtisas Kurulu raporuna itibar edilerek, davacının maluliyet oluşturacak düzeyde mesleki akciğer hastalığı olmadığı, kişide opere lomber diskopati hastalığının tespit edildiği, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; disk hernisinin oluşmasında ve gelişmesinde pek çok etkenin bir arada görüldüğü dikkate alındığında da çalışma ortamı koşulları nedeniyle doğal seyri değişebilen “işle ilgili hastalık” olarak değerlendirildiği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
Dosya içeriğine göre ...'da bulunan Kara Kuvvetleri Komutanlığına nezdinde 8. Ana Bakım Fabrikası Müdürlüğünde 08.12.1987-27.01.1999 tarihleri arasında çalışmış olan ve 2011 yılında emekliye ayrılan davacı, açıkça dava dilekçesinde çalışması boyunca toz ve verniğe maruz kaldığını ve şikayetlerinin öksürük, nefes darlığı, balgamlı tükürük vs gibi rahatsızlıkları sonucu teşhis konulan koah ve asmatifer Bragil hastalıklarının meslek hastalığı olduğunun tespitine karar verilmesinin talep etmiştir.
Dosya içeriğine göre de davacının Şubat 1998 de pnömoni tanısıyla ... SSK Göğüs Hastalıkları Hastanesinde non-spesifik tedavi gördüğü, 2 yıl önce boya ve vernikle temas eden hapşırma, nefes darlığı ve burun akıntısı başlamış olup takriben öksürük ve balgam çıkarmanın başladığı, mesleksel astım ön tanısıyla hastaneye yatırıldığının belirtildiği, 22.12.1998 - 27.01.1999 tarihleri ve 27.01.1999 - 05.02.1999 tarihleri arasında ... Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavisinin yapıldığı, astım bronşit teşhisi konulduğu anlaşılmaktadır.
Davacının şahsi sicil dosyası ve varsa Yüksek Sağlık Kurulu raporu dosya içerisine getirtilmek suretiyle, gerekirse işyerinde aralarında uzman doktor ve kimyager de bulunan bir heyet ile keşif yapılarak çalışma ortamı incelenerek bu konuda alınacak rapor ve tıbbi evraklar birlikte önce Sağlık Kurulu, sonra Yüksek Sağlık Kurulu ve daha sonra Adli Tıp süreci, kısaca prosedür işletilerek, 5510 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 1. fıkrası da gözetilerek yeniden bir raporlar alınmalı; raporlar arasında çelişki olması halinde ise 5510 sayılı Kanun'un “Sağlık Raporlarının Usul ve Esasları”na dair 95. maddesinde öngörülen prosedür işletilmek suretiyle yukarıda anlatılan tüm hususları içeren ve çelişkileri gideren bir rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm vermeye elverişli olmayan ATK raporu esas alınarak verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki Mahkemenin gerekçesine esas aldığı davacı da mevcut lomber disk hernisinin hastalığının da Adli Tıp Üst Kurulu raporunda açıkça "mevcut hastalığın çalışma ortamı koşullarında ortaya çıkması yani “işle ilgili hastalık” olarak değerlendirildiği" belirtilmiştir. Burada davacının hastalığının mesleğini icra ederken sürekli tekrarladığı faaliyetlerden meydana geldiği de tespit edilmiştir. Ancak davacı bu hastalığa açıkça dayanmadığından astım tanısı konulan hastalığı üzerinde araştırma ve inceleme yapılmalıdır.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.03.2025 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/6607 E., 2024/3140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı 91 inci, 92 inci ,93 üncü, 95 inci ve 345 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2023/6607 E. , 2024/3140 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2663 E., 2023/786 K.
KARAR : Başvuru şartlarının gereğinin yerine getirilemediğinden ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 13. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/532 E., 2022/386 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı-davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi ve eski hale getirme talebinde bulunulması üzerine, İlk Derece Mahkemesince ek karar ile istinaf dilekçesinin reddine, eski hale getirme talebinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından değerlendirilmesine karar verilmiştir. Ek karara karşı davalı-davacı erkek vekilince istinaf talebinde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince eski hale getirme talebinin reddi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı- davalı kadın vekili dava, karşı davaya cevap ve cevaba cevap dilekçesinde; davalı- davacı erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle aile düzeninin bozulduğunu iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde; evlilik birliğinin kadının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu iddia ederek kadının davasının reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, 1.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesi’nin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesi'nin 09.02.2021 tarihli, 2020/428 Esas 2021/79 Karar sayılı kararı ile; tarafların duruşma sırasındaki talepleri üzerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına, tarafların birbirlerinden tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat, eşya alacağı ve boşanmanın ferilerinden olan her türlü alacak, masraf ve benzeri hiçbir hak ve alacak talepleri bulunmadığına ilişkin sulhün tasdikine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi’nin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesi'nin 09.02.2021 tarihli, 2020/428 Esas 2021/79 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı-davacı erkek tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı-davacı tarafından sunulan istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme huzurunda yapılan sulh sözleşmesinin iradesinin fesada uğratılması sebebi ve hata nedeni ile imzaladığını, duruşma zaptının okunması ile durumu fark ettiğini, doğu kökenli olduğu için Türkçeyi iyi anlayamadığını, okuma yazmasının da iyi olmadığını, kadının kusurlu olduğunu belirterek, istinaf yoluna başvurmuştur.
3.Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2021/1179 Esas ve 2021/1347 Karar numaralı ve 07.07.2021 tarihli kararında; anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse boşanmanın ferileri hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmadığı, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" olarak görülmesi gerektiği bu nedenle, mahkemece tarafların usulüne uygun şekilde gösterilen delillerin toplanarak gerçekleşecek sonuç uyarınca karar verilmesi gerektiği diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin davalı karşı davacının istinaf talebinin bu sebeple kabulüne, İlk Derece Mahkemesince henüz deliller toplanıp değerlendirilmemiş bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) inci alt bendi gereğince İlk Derece Mahkemesi Kararının asıl ve karşı dava yönünden kaldırılmasına, açıklandığı şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
1.İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı-davalı erkeğin davacı-davalı kadına göre ağır kusurlu olduğu, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceği, gerekçesi ile; asıl davanın ve karşı davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Kanun 166 ncı maddesinin birinci/ikinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 500,00 TL yoksulluk nafakasına ve kadın yararına 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı-davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda ve eski hale getirme talebinde bulunulması üzerine, İlk Derece Mahkemesi'nin 09.06.2022 tarihli ve 2021/532 E., 2022/386 K. Sayılı ek kararı ile, istinaf başvurusunun yasal süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle, istinaf dilekçesinin reddine, davalı- davacı vekili Avukat ...'in eski hale getirme talebinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın davalı-davacı vekiline 12.09.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı-davacı vekilinin 24.09.2022 tarihinde dişinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle cerrahi operasyonla diş çekimi yapıldığı, sonrasında iş göremezlik belgesi aldığı, yaşadığı komplikasyonlar nedeniyle istinaf başvuru süresini mazeretli olarak kaçırdığı, 27.09.2022 tarihine eski hale getirme talebinde bulunduğunu belirterek eski hale getirme ve istinaf başvurusunun kabulünü, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı-davacı vekilinin eski hale getirme talebi istinaf yoluna başvuru hakkının düşmesine ilişkin olduğundan, eski hale getirme talebini, dolayısıyla istinaf başvurusunun süresinde olup olmadığını inceleme yetkisinin Bölge Adliye Mahkemesi'ne ait olduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 28.09.2022 tarihli ek karar ile istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmesinin usule aykırı olduğu bu nedenle davalı-davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, ek kararın kaldırılmasına karar verildiği, davalı-davacı vekili tarafından eski hale getirme talebi içeren dilekçesine eklediği belgelerden ... Ağız ve Diş Polikliniği tarafından düzenlenen 24.09.2022 tarihli belgenin hekim imzası içermediği, Menderes 1 nolu Aile Sağlığı Merkezince düzenlenen 27.09.2022 tarihli belgenin ise yasal istinaf süresinin dolmasından sonra düzenlendiğinin anlaşıldığı, sunulan belgelerin şekli ve içeriği vekilin muamele yapmaktan aciz bulunduğunu tespit eden mahiyette görülmediği, vekilin vekâletnamesinde tevkil yetkisinin bulunması da gözetildiğinde 6100 sayılı Kanun'un 97 inci ve 98 inci maddesi gereğince yasal şartları bulunmayan eski hale getirme isteminin reddine, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararının davalı-davacı erkek vekiline elektronik tebligat yoluyla 12.09.2022 tarihinde usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalı-davacı erkek vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru talep dilekçesini 27.09.2022 günü UYAP üzerinden İlk Derece Mahkemesi'ne ibraz etmiş olmakla, karara karşı en geç 26.09.2022 günü saat 24.00'e kadar istinaf kanun yoluna başvurması gerektiği halde bu süreden sonra talepte bulunduğundan istinaf kanun yoluna başvurma talebinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı-davacı erkeğin eski hale getirme talebinin reddi ile istinaf başvurusunun süreden reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 90 ıncı 91 inci, 92 inci ,93 üncü, 95 inci ve 345 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2020/1482 E., 2020/3594 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yine, aynı yasanın devamı maddelerinde de (6100 sayılı HMK'nun 95-100 maddeleri) eski hale getirilmeye yönelik usul ve esasları düzenlenmiştir.
13. Hukuk Dairesi 2020/1482 E. , 2020/3594 K.
"İçtihat Metni"
... İlaç San. ve Tic. A.Ş. vekili avukat ... ile ... vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinden verilen 26/12/2019 tarih ve 2018/891-2019/2307 sayılı hükmün davalı avukatınca duruşmalı temyiz edilmiş ise de, nisbi harç ve posta gideri yatırılmadığından bu isteğin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Dava, davacı şirket ile dava dışı eczane arasında eczanenin doğmuş doğacak borcunun teminatı olarak verilen ipotekten dolayı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı, taraflar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı davalı vekilinin maktu harç yatırmak suretiyle süresinde temyiz başvurusunda bulunması üzerine bölge adliye mahkemesince nispi temyiz harcı ve posta giderlerinin yatırılması için çıkartılan muhtıra davalı vekiline usulüne uygun tebliğ edilmiş; davalı vekili, verilen kesin süre geçtikten sonra eski hale getirme talebinde bulunmuştur.
6100 sayılı HMK'nun 98/2 maddesinde, eski hale getirme talebinin temyiz yoluna başvuru hakkının düşmesi halinde Yargıtay’dan talep edilebileceği düzenlendiğinden Dairemizce davalı vekilinin eski hale getirme talebinin incelenmesine geçilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 95. maddesindeki düzenlemeye istinaden, elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse eski hale getirme talebinde bulunabilir. Yine, aynı yasanın devamı maddelerinde de (6100 sayılı HMK'nun 95-100 maddeleri) eski hale getirilmeye yönelik usul ve esasları düzenlenmiştir.
Somut olayda, bölge adliye mahkemesi kararı davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla tebliğ edilmiş ve karar süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, ne varki temyiz harcını eksik yatırdığından ve temyiz giderlerini yatırmadığından tarafına çıkartılan muhtıra gereği verilen kesin sürede yerine getirilmeyerek eski hale getirme talebinde bulunulmuştur. Tebliğ evrakı incelendiğinde, ilgili muhtıranın elektronik tebligat yoluyla davalı vekiline tebliğ edildiği ve tebligatın elektronik posta adresine ulaştığı tarihte alıcısı tarafından açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı vekili tarafından hastalık özüne dayanılarak yasal süresi içerisinde muhtıra gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle eski hale getirme talebinde bulunulmuş ise de, salt doktor raporunun varlığı yeterli olmayıp, anılan yasa hükmü uyarınca belirtilen hastalığın kişiyi yapması gereken işlerden alıkoyacak derecede acze düşürmüş olması gerekir. Davalı vekilinde oluşan mevcut rahatsızlığın Bölge Adliye Mahkemesi kararından önce ortaya çıktığı ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinden sonra süresinde temyiz dilekçesi sunduğu ve maktu temyiz harcı yatırdığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı vekilinde oluşan mevcut hastalığın muhtıra gereğinin yerine getirilmesini engelleyici nitelikte olmadığı ve yasada öngörülen eski hale getirme koşullarının oluşmadığının kabulü gerekir.
Kaldı ki, 6100 sayılı HMK’nun 97/1. maddesi gereğince eski hale getirme talebinde bulunurken süresinde yapılamayan işlemin de eski hâle getirme talebinde bulunmak için öngörülen süre içinde yapılması zorunlu olup, davacı tarafından eski hale getirme talebinde bulunulurken nispi temyiz harcı ile temyiz giderlerini yatırmadığı anlaşılmaktadır. O halde davacının eski hale getirme talebinin reddi ile, verilen kesin süre içerisinde muhtıra gereği yerine getirilmediğinden kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin eski hale getirme talebinin REDDİNE, muhtıra gereği yerine getirilmediğinden kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 22/04/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmekte olan bir davada, mahkeme hakimi, davacı tarafa bilirkişi raporuna karşı beyanlarını sunması için iki haftalık bir süre tanımıştır. Hakim, bu sürenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca "kesin süre" olduğunu, süreye riayet edilmemesi halinde beyan hakkının ortadan kalkacağını ara kararında açıkça belirtmiş ve bu hususu tarafların yüzüne karşı tutanağa geçirmiştir. Davacı vekili, iş yoğunluğunu gerekçe göstererek beyan dilekçesini sürenin sona ermesinden bir gün sonra mahkemeye sunmuştur. Bu durumda, davacının süreyi kaçırmasının hukuki sonucuna ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
A) Verilen süre kesin olduğundan ve sonuçları usulüne uygun şekilde ihtar edildiğinden, davacının bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunma hakkı ortadan kalkmıştır.
B) Hakim tarafından tayin edilen ilk süre kesin olarak belirtilmemiş olsaydı istenebilecek ikinci süre hakkı, bu durumda da kıyasen uygulanmalı ve davacıya yeni bir süre verilmelidir.
C) Karşı tarafın gecikmeye zımnen muvafakat etmesi ve yargılamanın gecikmemesi şartıyla, hakim takdir hakkını kullanarak süresinde sunulmayan dilekçeyi kabul edebilir.
D) Davacı vekilinin süreyi kaçırması kusuruna dayanmayan bir elde olmayan neden teşkil ettiğinden, davacı taraf eski hâle getirme talebinde bulunarak beyan hakkını kullanabilir.
E) Tahkim yargılamasındaki sürenin uzatılmasına ilişkin kural gereğince, davacının talebi üzerine mahkemenin süreyi uzatması mümkündür.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.