Türk Ticaret Kanunu 137. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 137- (1) Sermaye şirketleri;
a) Sermaye şirketleriyle,
b) Kooperatiflerle ve
c) Devralan şirket olmaları şartıyla, kollektif ve komandit şirketlerle,
birleşebilirler.
(2) Şahıs şirketleri;
a) Şahıs şirketleriyle,
b) Devrolunan şirket olmaları şartıyla, sermaye şirketleriyle,
c) Devrolunan şirket olmaları şartıyla, kooperatiflerle,
birleşebilirler.
(3) Kooperatifler;
a) Kooperatiflerle,
b) Sermaye şirketleriyle ve
c) Devralan şirket olmaları şartıyla, şahıs şirketleriyle,
birleşebilirler.
c) Tasfiye hâlindeki bir şirketin birleşmeye katılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
8 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2019/808 E., 2020/504 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48.
Hukuk Genel Kurulu 2019/808 E. , 2020/504 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki “alacak ve itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince verilen asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın reddine ilişkin karar, asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Asıl Davada Davacı İstemi:
4. Asıl davada davacı vekili 01.12.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi Dış Tic. A.Ş. arasında ticari kredi sözleşmesi imzalandığını ve sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını, ayrıca anılan davalının müvekkili ile dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. arasında imzalanan ticari kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, ancak hem davalının kendisinin kullandığı hem de davalının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu kredinin ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek davalıya ihtarname gönderildiğini, ihtarnamenin gönderilmesinden hemen sonra 25.01.2000 tarihinde diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.'nin kurulduğunu, müvekkili tarafından yasal takiplere başlanılmadan önce kurulan davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.'nin esasında alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kurulmuş olduğunu, zira davalıların ortaklık yapısının, ticaret unvanlarının ve adreslerinin aynı olduğunu, yönetim kurullarının aynı kişilerden oluştuğunu, davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.'nin kullandığı fabrikanın diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.'ye kiralandığını, ayrıca davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.'nin taşınmazlarının diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.'ye devredildiğini, bu durumun müvekkili tarafından açılan tasarrufun iptali davası ile sabit olduğunu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin kurulmadan önceki diğer davalıya ait yapılan iş ve eylemleri sahiplenmek suretiyle kendi portföyü ve geçmişi içinde gösterdiğini, davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. ile Tasarruf Sigorta ve Mevduat Fonu (TMSF) arasında imzalanan protokollere davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin müteselsil kefil olduğunu ve bu davalı tarafından ödemeler yapıldığını, bununla birlikte asıl borçlu davalının borcuna istinaden davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin yetkilisinin asıl borçlu davalının borcunun ödenmesi için müvekkili ile görüşmeler yaptığını ve Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. tarafından asıl borçlu davalının borcuna istinaden toplam 625.000,00 USD yatırıldığını, yatırılan bu miktar üzerine müvekkili tarafından asıl borçlunun borcuna istinaden bloke konulduğunu, tüm bu hususların Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kurulduğunun ve davalı şirketler arasında organik bağın bulunduğunun göstergesi olduğunu, tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması suretiyle davalıların müvekkilinin alacağından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.706.000,00TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek %120 temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl Davada Davalılar Cevabı:
5. Dava dilekçesi usulüne uygun olarak davalılara tebliğ edilmiştir.
5.1. Asıl davada davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili 24.01.2012 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı bankaya olan tüm borçları için davacı tarafından icra takipleri yapıldığını ve davalar açıldığını, davacının aynı alacak için bu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin diğer davalı ile organik bağının bulunmadığını ve diğer davalının müvekkili şirketin ortağı olmadığını, bu nedenle tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanamayacağını, davacının ileri sürdüğü hususların gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
5.2. Asıl davada davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. vekili 26.01.2012 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkili ile asıl borçlu diğer davalı şirket arasında organik bağ bulunmadığını, davalı şirketlerin her ikisinin de yönetim kurulunun çoğunluğunun aynı kişilerden oluşmasının sebebinin diğer davalının TMSF ile yaptığı protokoller gereğince TMSF tarafından yapılan atamalardan kaynaklandığını, davacının ileri sürdüğü hususların gerçeği yansıtmadığını, bu nedenle tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması için şartların gerçekleşmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen Davada Davacı İstemi:
6. Birleşen davada davacı vekili 10.04.2012 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı banka nezdindeki hesabına “Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.'nin protokol konusu borcuna istinaden” açıklaması ile 02.10.2006 ve 03.10.2006 tarihlerinde yatırdığı toplam 625.000,00 USD'nin 06.10.2011 tarihli talimata ve 01.11.2011 tarihli ihtara rağmen ödenmediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından asıl alacak ve işlemiş faiz üzerinden icra takibi başlatıldığını, ancak başlatılan icra takibine davalı bankanın haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve %40'tan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Davada Davalı Cevabı:
7. Birleşen davada davalı vekili 04.07.2012 tarihli cevap dilekçesinde; Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin müvekkiline borçlu olduğunu, davacının talebi doğrultusunda müvekkili tarafından Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin borcunun davacı tarafından nakden ve defaten ödenmesinin kabul edildiğini, bu nedenle davacı tarafından “Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.'nin protokol konusu borcuna istinaden” açıklaması ile 02.10.2006 ve 03.10.2006 tarihlerinde toplam 625.000,00 USD yatırıldığını, ancak davacı şirketin organsız kalması nedeniyle protokol imzalanamadığını, davacı ile Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. arasında organik bağ bulunduğunu ve davacı şirketin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kurulduğunu, bu nedenle müvekkili tarafından davacının hesabındaki miktar üzerine bloke konulduğunu, geçen süre zarfında blokenin kaldırılmasının talep edilmediğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini ve davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
8. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.10.2016 tarihli ve 2014/756 E., 2016/651 K. sayılı kararı ile; davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş.'nin takip dışı kalmış herhangi bir borcunun bulunmadığı, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. tarafından diğer davalının davacıya olan borçlarının ödenmesi girişiminde bulunulduğu ve 625.000 USD ödeme yapıldığı, ancak bu ödemenin yürürlüğe konulmamış protokol nedeniyle davalıya başlı başına borçlu sıfatı vermediği gibi aksine davalının tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma yahut alacağın tahsilini imkânsız hâle getirme yönünde eylemlerde bulunmadığı, ayrıca mevcut ipoteklerin varlığının da alacağın tahsili bakımından alacaklıyı güvence altına aldığı, önemli olan hususun davalıların tüzel kişilik yapısının korunması olduğu ve tüzel kişilik perdesinin aralanmasının istisnai hâllerde mümkün olduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının oluşmadığı, bununla birlikte yatırılan paranın iyi niyetli olarak yapılmış bir işlem olduğu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. tarafından ödenen miktarın kendisine iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
9. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli ve 2017/46 E., 2017/67 K. sayılı kararı ile; davalı şirketlerin geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında aynı adreste ve aynı sektörde faaliyet gösterdikleri, davalıların ayırt edilemeyecek kadar benzer olan ticaret unvanı kullandıkları, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin asıl borçlu davalı şirkete hesap kat ihbarnamesinin gönderilmesinden hemen sonra kurulduğu ve asıl borçlu davalı şirketin kullandığı fabrikanın davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’ye kiralandığı, ayrıca asıl borçlu davalı şirketin taşınmazlarının davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’ye devredildiği, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin diğer davalı şirketin geçmişine ait ticari ve teknik bilgileri sahiplendiği, bu sebeple asıl borçlu şirketin atıl ve borçlarını ödeyemez hâle getirildiği, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin davacı ile anlaşarak diğer davalının borcuna istinaden açıklaması ile 625.000,00 USD yatırdığı, ayrıca anılan davalı şirketin TMSF ile diğer davalı şirketin yaptığı protokollere müteselsil kefil olduğu ve ödemelerin davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. tarafından yapıldığı, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/633 E. sayılı tasarrufun iptali davasında davalı şirketlerin ilişkili şirketler olduğunun tespit edildiği, yine İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/374-375-376-377 E. sayılı istihkak davalarında davalılar arasında organik bağın bulunduğunun tespit edildiği, bu mahkeme kararlarının kuvvetli delil niteliğinde olduğu, tüm bu hususlar gözetildiğinde tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının oluştuğu ve her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğu, bu nedenle davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.'nin diğer davalının davacı bankadan gerek asaleten gerekse kefaleten almış olduğu kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu, davacının davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.'den olan tüm alacakların farklı takiplere konu edildiği ve bu davalıdan alacak talep etmesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl ve birleşen dosya yönünden istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, asıl davada davalı kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 4.706.000,00TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek %80 oranında akdi faizi ve faizin %5'i oranında gider vergisi ile birlikte bu davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
11. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
12. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2019 tarihli ve 2017/2384 E., 2019/2653 K. sayılı kararı ile; “…Somut uyuşmazlık bakımından asıl davada davacı ...Ş. vekili, dava konusu genel Kredi Sözleşmelerinden birinin tarafı ve dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. ile imzalanan kredi sözleşmesinin kefili olan Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş. ile diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş arasında organik bağ bulunduğunu, şirket ortakları ve yöneticilerin aynı şahıslar olduğunu, bankanın alacağının tahsil edilmesini engellemek üzere Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim Tic. A.Ş'nin kurulduğunu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili bankanın kredi borçlusu olan firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, müvekkili banka tarafından açılan tasarrufun iptali davasında da taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, şirket adreslerinin aynı olduğu, Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin borçlu Madencilik firmasının borçlarının yapılandırılması ve tasfiyesi için kefil olmayı taahhüt ettiğini ileri sürerek, perdeyi kaldırma teorisi uyarınca Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin müşterek borçluluğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de yukarıda ifade edildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu davacı bankanın işbu davada davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin ortaklarına karşı böyle bir talepte bulunmadığı, adres ayniyetlerinin organik bağın varlığı için yeterli olmayacağı, şirketlerin unvan benzerliği ve ortaklık yapısının doğrudan doğruya perdenin aralanması teorisinin uygulanmasını sağlamayacağı, kaldı ki davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve yönetim kurulu yapısının kuruluş aşamasında farklı olduğu, yönetim kurulundaki benzerliklerin şirketin yönetim kurulu üyelerinden Ali Avni Balkaner’in hakim ortak olduğu dava dışı banka ve dava dışı şirketlerin TMSF’ye devrinden sonra ve 2006 yılında TMSF ile davalılar arasında yapılan protokol çerçevesinde oluştuğu, davalının tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hâle getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia edilmiş ise de ortada asıl borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. yanında yeni kurulan Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin de borcun tasfiyesine yönelik iradesini ortaya koyup kefil olmayı kabul ettiği, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı hâlinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve davacı bankanın da zaten bazı taşınmazlar için tasarrufun iptali davası açtığı, yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
13. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 19.09.2019 tarihli ve 2019/1533 E., 2019/1217 K. sayılı kararı ile; davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’nin asıl borçlu diğer davalı şirketin ticari faaliyeti için zorunlu olan tüm aktif değerlerini çeşitli sözleşmeler ile kısmen veya tamamen devraldığı ve faaliyetine asıl borçlu şirket ile aynı sektörde devam ettiği, bu sebeple borçlu şirketin borçlarını ödeyemez hâle getirildiği, yeni kurulan davalı şirket ile borçlu davalı şirket arasında organik bağın ötesinde gerek yönetimsel, gerekse mal varlığı açısından iktisadi bütünlük olup birbirinin devamı mahiyetinde oldukları, yeni kurulan davalı şirketin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla ve kötü niyetle hareket ettiği, tasarrufları nedeni ile davacı alacağının tahsilinin kısmen veya tamamen imkânsız hâle geldiği, bu nedenle tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
14. Direnme kararı süresi içinde asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre yeni kurulan Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş.’nin asıl borçlu diğer davalı şirketin borcundan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Asıl dava, davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması suretiyle alacağın tahsili; birleşen dava ise itirazın iptali istemlerine ilişkindir.
17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi” hakkında açıklama yapılması faydalı olacaktır.
18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).
19. Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.
20. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.
21. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır (Sağlam, İpek: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir Bakış, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir (Battal, Ahmet: Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, C. 24, Ekim 1998, s. 659.).
22. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.).
23. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.).
24. Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nin 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğretide; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 205 vd.;Akıncı, s. 662.).
25. Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.).
26. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s. 209.).
27. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210.). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
28. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
29. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır (Öztek/Memiş, s. 210.).
30. Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
31. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı banka ile davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş. arasında 27.06.1997 tarihli kredi sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmede Ali Avni Balkaner ile Derby Lastik Fabrikası A.Ş.’nin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak yer aldığı, yine davacı banka ile dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. arasında 11.08.1997 tarihinde kredi sözleşmesi düzenlendiği ve bu sözleşmede davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş. ile Ali Avni Balkaner’in müşterek ve müteselsil kefil olarak yer aldığı, sözleşmeler gereğince kullanılan kredilerin geri ödenmemesi üzerine hesapların kat edildiği ve davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş.’ye kefalet borcu nedeniyle 14.01.2000 tarihinde, asıl borç nedeniyle 02.06.2000 tarihinde ihtarname gönderildiği anlaşılmaktadır.
32. Davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş.’nin kefalet ile ilgili borçlarından dolayı İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2000/6500 E. sayılı dosyasında icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2002/1134 E. sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığı ve davada bu kefalet ile ilgili hususun incelenerek davanın kabulüne karar verildiği ve kararın kesinleştiği, yine davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış. Tic. A.Ş.’nin kullandığı kredi nedeniyle oluşan alacağın tahsiline ilişkin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla iki ayrı takip yapıldığı ve bu takiplerde istenilen miktarlar düşüldükten sonra geriye kalan kısım için İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2007/5487 E. sayılı dosyasında icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/391 E. sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığı ve davalı şirketin itirazını geri alması nedeniyle davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek kararın kesinleştiği, böylece dava tarihi itibarıyla davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic A.Ş.’nin takip dışı kalmış herhangi bir borcunun bulunmadığı görülmektedir.
33. Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporuna göre; davacı bankanın davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’den dava tarihi itibarıyla asıl alacak nedeniyle 38.415.248,04TL, kefalet nedeniyle 57.603.090,72TL olmak üzere toplam 96.018.338,76TL alacaklı bulunduğu ancak işbu davada 4.706.000,00TL talep ettiği belirlenmiştir.
34. Davalı Tekmar Mermer Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik ve Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’ye 14.01.2000 tarihinde kat ihtarnamesi gönderilmesinden hemen sonra 25.01.2000 tarihinde Mıgırdıç Yeşilçimen, Silvan Yeşilçimen, Sıvrat Çiçekçi, Fuat Necdet Tüzmen ve Naime Zeynep Tüzman tarafından kurulduğu, merkez adresinin “Maslak Büyükdere Cad. Balkaner Plaza No: 31 Kat. 13 Şişli” olduğu ve bu tarihte asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik ve Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin adresinin de “Maslak Büyükdere Cad. Balkaner Plaza No: 31 Kat. 14 Şişli” olduğu anlaşılmaktadır.
35. Davalı Tekmar Mermer Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin kuruluşundan hemen sonra asıl borçlu davalı şirkete ait olan ve bu davalı tarafından işletilen Bilecik ilinde bulunan mermer-granit fabrikası içindeki tüm menkuller ile birlikte borcun doğumundan sonra ve fakat takip işlemlerine başlanılmadan çok kısa bir süre önce 13.03.2000 tarihli “Hasılat Kirası Sözleşmesi” ile davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’ye kiralanmış ve bu mermer-granit fabrikası bu davalı tarafından işletilmeye başlanmıştır.
36. Davalı Tekmar Mermer Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş. ticaret unvanının asıl unsuru olarak asıl borçlu davalı şirket tarafından da kullanılan “Tekmar” ibaresini kullanmıştır. Ayrıca 20.07.2001 tarihinde “Tekmar” ve “Tekmar Cream” ibareli markaları Tekmar Grubu şirketlerinden devralarak “Tekmar” ibaresini hem ticaret unvanında hem de marka olarak aynı sektörde kullanmaya başlamıştır. Ayrıca davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.'nin, sonradan kurulmasına rağmen internet sitesinde diğer davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.'nin geçmişine ait ticari ve teknik bilgileri sahiplenerek köklü bir şirket olduğu izlenimini verdiği görülmektedir.
37. Davalı Tekmar Mermer Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin kurulmasından hemen sonra 13.04.2000 tarihinde asıl borçlu davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. adına Muğla, Kavaklıdere, Çayboyu köyü 599 ve 1433 sayılı parsel ile Kavaklıdere, Derebağ Köyü 428 sayılı parselde kayıtlı toplam üç adet taşınmaz, davalı Tekmar Mermer Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’ye satış yoluyla devredilmiştir. Davacı banka tarafından İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2000/6500 E. sayılı dosyası kapsamında devredilen taşınmazlar için davalı şirketler aleyhine İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/633 E. sayılı dosyası ile tasarrufun iptali davası açılmış, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2006 tarihli ve 2004/633 E., 2006/325 K. sayılı kararı ile davalı şirketlerin takip borçlularının kontrolünde ilişkili şirketler olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, taraflarca temyiz edilmemesi üzerine karar kesinleşmiştir.
38. Davacı banka tarafından asıl borçlu davalı şirket aleyhine başlatılan İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2000/6500 E. sayılı dosyası kapsamında yapılan hacizler sonucunda davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin istihkak iddiası üzerine İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/374-375-376-377 E. sayılı dosyaları ile istihkak davası açıldığı, yargılama sonucunda mahkemece, davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. ile yeni kurulan davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. arasında organik bağın bulunduğu gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiştir. Kararların temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından anılan kararların onandığı anlaşılmaktadır.
39. 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 14. maddesi gereğince Yurtbank A.Ş.’nin yönetimi ve denetimi 21.12.1999 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (Fon) devredilmiştir. Yurtbank A.Ş.’nin Fon’a devrinden sonra Fon İdare Meclisinin 14.02.2000 tarihli kararı gereğince, Yurtbank A.Ş.’nin yönetim ve denetimini doğrudan ve dolaylı olarak elinde bulunduran ortaklarından Ali Avni Balkaner, Muzaffer Hakan Balkaner, Fatma Pelin Balkaner, Derby Lastik Fabrikası A.Ş. hesaplarına blokeler konulmuş ve takibe alınmıştır. Bu kapsamda davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin ve bazı Tekmar Grubu şirketlerinin %50 hissesinin Ali Avni Balkaner, Fatma Pelin Balkaner, Muzaffer Balkaner adına kayıtlı olması ve Tekmar Grubu şirketlerinin kullandığı krediler nedeniyle Fon tarafından Tekmar Grubu şirketlerinin Yurtbank A.Ş.’nin kaynaklarının Balkaner Grubu şirketlerine aktarılmasına aracılık ettiği kabul edilmiş ve 30.06.2005 tarihinde Tekmar Grubu şirketlerinin yönetim ve denetim kurullarına üyeler atanmıştır. Davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin ortakları arasında Balkaner Grubunun bulunmamasına rağmen Fon tarafından bu şirkete de yönetim ve denetim kurulu üyeleri atanmış, bu atamalar sonrasında davalı şirketlerin yönetim kurulları aynı kişilerden oluşmuş ve Yetkin Berberoğlu her iki şirketi de temsile yetkilendirilmiştir.
40. Fon Kurulunun 15.12.2005 tarihli kararına istinaden aralarında asıl borçlu davalı şirketin de bulunduğu Tekmar Grubu şirketleri ile 30.12.2005 tarihli protokol ve 29.12.2009, 30.06.2011 tarihli ek protokoller imzalanmış, bu protokoller davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. tarafından müşterek borçlu müteselsil sıfatıyla imzalanmıştır.
41. Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda davalı şirketlerin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeler sonucunda; Fon ile yapılan protokoller sonucunda ödemelerin davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. tarafından yapıldığı ve bu ödemelerin davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş. hesabına borç olarak kaydedildiği, ayrıca asıl borçlu şirketin gayri faal olduğu ve sadece kira gelirinin bulunduğu tespit edilmiştir.
42. Asıl borçlu davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin temsilcisi Yetkin Berberoğlu tarafından davacı bankaya gönderilen 17.04.2006 tarihli yazı ile; şirketin asıl borcu ile kefaletten kaynaklanan borcunun yapılandırılması talep edilmiş, yapılacak protokolün davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. tarafından kefil sıfatıyla imzalanacağı ve ödemelerin de bu şirket tarafından yapılacağı belirtilmiştir. Bunun üzerine davacı banka tarafından asıl borçlu şirkete borcun yapılandırılmasına yönelik ödeme tablosu örneği gönderilmiş, Yetkin Berberoğlu tarafından davacı bankaya gönderilen 25.09.2006 tarihli yazı ile ödeme tablosunda revize yapılması hâlinde 625.000 USD peşin ödeme yapılacağı belirtilmiştir. 02.10.2006 ve 03.10.2006 tarihlerinde toplam 625.000 USD davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. tarafından “Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin protokol konusu borca istinaden” açıklaması ile yatırılmıştır. Ancak geçen süre zarfında davacı banka ile asıl borçlu şirket arasında borcun yapılandırılmasına ilişkin bir protokol imzalanmadığı anlaşılmaktadır.
43. Sonuç itibariyle yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında; sonradan kurulan davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin asıl borçlu davalı şirketin aktif değerleri ile aynı sektörde faaliyetine devam ettiği, asıl borçlu şirketin ise gayri faal ve borçlarını ödeyemez durumda olduğu, bu itibarla yeni kurulan davalı şirket ile asıl borçlu şirket arasında organik bağın ötesinde gerek yönetimsel, gerekse mal varlığı açısından iktisadi bütünlük olup birbirinin devamı mahiyetinde oldukları gözetildiğinde, sonradan kurulan davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin asıl borçlu davalı şirketin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla ve kötü niyetle kurulduğunun kabulünü gerektirmektedir.
44. O hâlde somut olay bakımından kesinleşen kararlar ve yukarıda açıklanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması koşullarının oluştuğu, artık hukuki bakımdan mevcut olan duruma göre değil de fiili duruma göre karar verilmesi gerektiği, davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, bu itibarla asıl borçlu davalı Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin davacı bankaya olan borcundan dolayı diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin de sorumlu olduğunu tartışmasız hâle getirmiştir. Bununla birlikte birleşen dava yönünden de Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin bankaya olan borcundan dolayı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin sorumluluğuna hükmedilmesi sonucunda artık banka tarafından bloke konulan 625.000 USD’nin geri istenemeyeceği açıktır.
45. Bu itibarla mahkemenin asıl ve birleşen dava yönünden direnme kararı usul ve kanuna uygundur. Ne var ki, Özel Dairece asıl ve birleşen davaya yönelik miktar ve yargılama giderleri yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun olup, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş. vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik miktar ve yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 01.07.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/11 E., 2019/1071 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
TTK 1377. maddesine göre ise "Sigorta ettiren veya sigortadan haberi olmak şartiyle, sigortalı bir kazayı öğrenir öğrenmez bunu sigortacıya bildirmekle mükelleftir.." buna göre, deniz sigortalarında sigorta tazminatını ödeme borcu sigorta ettiren veya sigorta
Hukuk Genel Kurulu 2017/11 E. , 2019/1071 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.03.2012 tarihli ve 2010/434 E., 2012/340 K. sayılı karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.10.2013 tarihli ve 2012/14795 E. 2013/18096 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, şirketine ait Dayı Dede isimli yatın davalı ... şirketi tarafından sigortalandığını, sigorta bedelinin 300.000 Euro olduğunu, yatın 2009 yılında imal edildiğini ve olay tarihinden iki ay önce denize indirildiğini, söz konusu yatın 28.09.2009 tarihinde sabah 05.30 sularında...'nda kayalıklara çarpmak suretiyle kaza geçirdiğini, kaza sonucu yatın tüm kompartımanlarına su dolduğunu, olay yerinden geçen G-Harun isimli yat tarafından Ağa Limanı'na çekildiğini ve burada battığını, daha sonra yat... marinasına çekçek alanına çekilerek karaya alındığını, gerekli tüm koruma tedbirlerinin alındığını, kaza neticesinde sigortalanmış olan yatın tam ziya halinin gerçekleştiğini, ancak bu hususta davalı ... şirketi ile anlaşma sağlanamadığını, davalı ... şirketince oluşan zarara karşılık 152.000 Euro gönderildiğini, yatırılan tutarın 15.12.2009 tarihinde çekildiğini, aynı tarihte ihtar ile 148.000 Euro bedelin ödenmesinin talep edildiğini ileri sürerek şimdilik 15.000 Euro ve kara park bedeli olarak ödediği 7.939.58 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.02.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 74.244 Euro daha arttırmıştır.
Davalı vekili, Tekne Yat Sigorta Poliçesi ile 03.07.2009/2010 tarihleri arasında sigortalanmış bulunan Dayı Dede isimli teknenin 28.09.2009 tarihinde seyri esnasında kayalıklara çarparak hasarlandığını, yapılan tespit ve ekspertiz sonucu hasar tutarının 163.711 Euro olduğunun tespit edildiğini ve tutarın ödendiğini, davacının koruma yükümlülüklerini yerine getirmeyerek hasarın artmasına neden olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca taraflar arasındaki temel uyuşmazlığın teknenin tam ziya olup olmadığı noktasında toplandığı, sigorta tekniği yönünden yatın hükmi tam ziya olduğu, sigortacının gerçek zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, tam ziya için rizikonun gerçekleşme anındaki (Tekne) değerinin esas alınması gerekeceği, tam ziya tazminatın hesaplanmasında teknenin hasar tarihindeki değerinin değil, onarılmış değerinin esas alınması gerektiği, sigorta ettirenin kendisine verilmesi istenmedikçe sigortacı tarafından hurda bedelinin tazminattan düşürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve hasar fark tazminatı olarak 89.244 Euro alacağın 15.000 Euro'luk kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek, 74.244 Euro'nun ise ıslah tarihi olan 28.02.2012 tarihinden itibaren TCMB tarafından Euro cinsi mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, TTK 1441. maddesi "Rizikonun gerçekleşmesi sebebiyle sigortacının sigorta akdinden doğan borçları, 1377 nci madde hükmünce rizikoyu ihbar mükellefiyetinin doğduğu tarihte muaccel olur." hükmünü haizdir. TTK 1377. maddesine göre ise "Sigorta ettiren veya sigortadan haberi olmak şartiyle, sigortalı bir kazayı öğrenir öğrenmez bunu sigortacıya bildirmekle mükelleftir.." buna göre, deniz sigortalarında sigorta tazminatını ödeme borcu sigorta ettiren veya sigortalının rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya bildirdiği anda değil, öğrendiği anda muaccel olur. Aynı Kanun'un 1268. maddesine göre de sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana uğrar. Somut olayda davalı ... şirketine ihtarın 16.10.2009 tarihinde yapıldığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı 02.06.2010 tarihinde açtığı dava ile, iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 15.000,00 Euro talep etmiştir. Açılan dava ile şimdilik istenmeyen sigorta bedeline ilişkin işleyen zamanaşımı süresi kesintiye uğramayıp devam etmektedir. O halde, davacının 28.02.2012 havale tarihli dilekçe ile talebini ıslah ettiği kısım bakımından TTK 1268. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi gerçekleşmiş olup, bu kısım bakımından davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bununla birlikte, mahkemece alınan bilirkişi kök raporu ve ek raporlarında bakiye 78.542,65 Euro tazminatın davalıdan tahsili yönünde görüş bildirilmiş ve mahkemece kararın gerekçesinde bilirkişi raporunun benimsendiği açıklanmış ise de, kurtarma ücreti, çekek ücreti ve ilk tersane ücreti olarak 10.701 Euro'nun hesaplanan tazminata dahil edilerek toplam 89.244 Euro alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Oysa düzenlenen bilirkişi raporunda söz konusu kalem zararların hesaplamaya dahil edildiği anlaşılmakla, mahkemece yeniden ilavesi doğru olmamış davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir…”
gerekçesi ile hüküm bozulmuş, daha sonra davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Özel Dairenin 15.04.2014 tarihli ve 2014/4045 E., 2014/7427 K. sayılı kararı ile; bozma ilamının (3) numaralı bendinin tamamının bozma ilamından çıkarılması suretiyle dosya kendisine gönderilen İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, “Tekne Yat Sigorta Sözleşmesi”nden kaynaklanan bakiye sigorta tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkili şirkete ait “Dayı Dede” isimli yatın davalı ... şirketi tarafından “Tekne Yat Sigorta Sözleşmesi” ile sigortalandığını, sigorta bedelinin ise 300.000,00 Euro olduğunu, sigorta sözleşmesine konu yatın 2009 yılında imal edildiğini ve olay tarihinden iki ay önce denize indirildiğini, söz konusu yatın 28.09.2009 tarihinde sabah 05.30 sularında...'nda kayalıklara çarpmak suretiyle kaza geçirdiğini, kaza sonucu yatın tüm kompartımanlarına su dolduğunu, olay yerinden geçen başka birine ait yat tarafından Ağa Limanı'na çekildiğini ve burada battığını, daha sonra söz konusu yatın... Marinası çekçek alanına çekilerek karaya alındığını, müvekkili tarafından gerekli tüm koruma tedbirlerinin alındığını, kaza neticesinde sigorta sözleşmesinin konusu olan yatın tam ziya hâlinin gerçekleştiğini, ancak bu hususta davalı ... şirketi ile anlaşma sağlanamadığını, davalı ... şirketi tarafından oluşan zarara karşılık 152.000,00 Euro ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin eksik olması nedeniyle müvekkili tarafından 15.12.2009 tarihinde çekilen ihtarname ile 148.000,00 Euro talep edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bakiye hasar bedeli olan 148.000,00 Euro’dan şimdilik 15.000,00 Euro ile kara park bedeli olarak ödenen 7.939,58TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28.02.2012 tarihli dilekçesi ile talebini 89.244,00 Euro olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili ile davacı arasındaki sözleşmeye konu yatın 28.09.2009 tarihinde seyri esnasında kayalıklara çarparak hasarlandığını, yapılan tespit ve ekspertiz sonucunda yatın tam zayi olmadığının ve hasar tutarının 163.711,00 Euro olduğunun tespit edildiğini, bu tutarın da davacıya ödendiğini savunarak davanın reddini istemiş, ayrıca ıslah ile artırılan miktarın da zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Yerel Mahkemece; sigorta tekniği yönünden sigorta sözleşmesine konu yatın hükmi tam ziya olduğu, sigortacının gerçek zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşme gereğince tam ziya için rizikonun gerçekleşme anındaki değerinin esas alınması gerekeceği, poliçede belirtildiği üzere uyuşmazlığa “enstitü yat klozları”nın uygulanacağı ve buna göre tam ziya tazminatının hesaplanmasında teknenin hasar tarihindeki değerinin değil, onarılmış değerinin esas alınması gerektiği, ayrıca sigorta ettirenin kendisine verilmesi istenmedikçe sigortacı tarafından hurda bedelinin tazminattan düşürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile hasar fark tazminatı olarak 89.244,00 Euro alacağın 15.000,00 Euro'luk kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek, 74.244,00 Euro'nun ise ıslah tarihi olan 28.02.2012 tarihinden itibaren Euro cinsi mevduata uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki gerekçelere ek olarak; her ne kadar dava tarihi 02.06.2010 olsa da davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu ve dava değerinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı tutulması nedeniyle dava değeri belirlendikten sonra davanın ıslah edilmesinin davacı lehine yorumlanması gerektiği, gerçek alacak miktarı bilirkişi raporuyla belirlendiğine göre ıslah ile arttırılan miktarın zamanaşımına tabi olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) döneminde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılan eldeki davada, ıslah ile artırılan miktarın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile getirilen belirsiz alacak davasının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “ıslah” ve “zamanaşımının kesilmesi” kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.
Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3965). Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf işlemi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itiraza imkân vermeksizin yapılabilmektedir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul, 1992, s. 534).
Islaha ilişkin temel düzenleme 6100 sayılı HMK’nın 176’ncı vd. (1086 sayılı HUMK’un 83’üncü vd.) maddelerinde yer almakla birlikte, ıslah 6100 sayılı HMK’nın 141/2’nci maddesinde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olarak belirtilmektedir.
Islahın düzenlendiği bu maddeler dikkate alındığında; ıslahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleridir. Bu bakımdan ancak tarafların yapmış olduğu usul işlemleri ıslah edilebilir. Tarafların yapmış olduğu usul işlemleri, yargılamanın ilerlemesi için yapılan, şartları ve etkileri usul hukuku tarafından düzenlenmiş olan işlemlerdir. Bir taraf ancak kendi yapmış olduğu usul işlemlerini ıslah edebilir; karşı tarafın veya mahkemenin yapmış olduğu usul işlemleri ıslah edilemez (Kuru, s. 4020). Gerek öğretide gerekse uygulamada ıslah yoluyla davanın değiştirilebileceği ve genişletilebileceği, aynı şekilde savunmanın genişletilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusunu teşkil etmektedir.
Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır (Özekes, Hakan: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017, s. 1517). Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir.
Davanın tamamen ıslahı, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir. Gerek öğretide gerekse uygulamada, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır (Kuru, s. 3998 vd; Özekes, s. 1537).
Bu aşamada açıklanması gereken diğer bir husus “zamanaşımının kesilmesi” kavramıdır.
Somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 133/2’nci [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 154/2’nci] maddesi gereğince; alacaklı dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa zamanaşımı kesilir. Ancak, 818 sayılı BK’nın 135/1’inci (6098 sayılı TBK’nın 156/1’inci) maddesi gereğince; zamanaşımının kesilmesiyle kesilme tarihinden başlayarak yeni bir süre işlemeye başlar. Dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, davanın devamı süresinde taraflardan birinin yargılamaya ilişkin her bir işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlayacaktır [818 sayılı BK, m. 136/1 (6098 sayılı TBK, m. 157/1)].
Öğreti ve uygulamada kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir (Kuru, s.1541 vd.; Pekcanıtez, s. 1008). Başka deyişle kısmi dava açılması hâlinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilecek, ancak talep konusu yapılmayan geri kalan kısım bakımından ise zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Kısmi dava ile talep edilmeyen alacağın geri kalan kısmı için zamanaşımı 818 sayılı BK’nın 133’üncü (6098 sayılı TBK’nın 154’üncü) maddesindeki diğer kesilme nedenleri dışında ancak aynı yargılamada karşı tarafın rızası veya ıslah talebinde bulunma tarihinde yahut geri kalan kısım için ikinci dava açılacaksa ikinci davanın açıldığı tarihte kesilmiş olur. Davacının geri kalan kısım için ıslaha başvurması veya ikinci dava açması durumunda davalının zamanaşımı definde bulunabileceğinden tereddüt etmemek gerekir (Pekcanıtez, s. 1008).
Somut olayda taraflar arasında denizcilik rizikolarına karşı sigorta sözleşmesi bulunmakta olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 s. TTK) 1441’inci maddesi; “Rizikonun gerçekleşmesi sebebiyle sigortacının sigorta akdinden doğan borçları, 1377’nci madde hükmünce rizikoyu ihbar mükellefiyetinin doğduğu tarihte muaccel olur.” hükmünü haizdir. 6762 sayılı TTK’nın 1377’nci maddesi ise “Sigorta ettiren veya sigortadan haberi olmak şartiyle, sigortalı bir kazayı öğrenir öğrenmez bunu sigortacıya bildirmekle mükelleftir” şeklinde düzenlenmiştir. Kara sigortaları bakımından da kural olarak aynı esaslar caridir. Buna göre, 6762 sayılı TTK döneminde hem kara sigortalarında hem de denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda sigortacının sigorta tazminatını ödeme borcu, rizikonun gerçekleştiğinin öğrenildiği anda muaccel olur (Can, Mertol: Türk Özel Sigorta Hukuku, Ankara, 2007, s. 299; Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. III, İstanbul, 2004, s. 3231).
Sigorta sözleşmeleri için zamanaşımı süresinin düzenlendiği 6762 sayılı TTK’nın 1268’inci maddesi ise; “Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda müruruzamana uğrar.” hükmünü haizdir. Buradan varılacak sonuç; sigorta tazminatının ödenmesinde iki yıllık zamanaşımı süresinin sigorta ettirenin veya sigortalının rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihte işlemeye başlayacağıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında “Tekne Yat Sigorta Sözleşmesi” bulunduğu, 28.09.2009 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde sigorta sözleşmesine konu yatın hasarlandığı, hasar sonrası yapılan ekspertiz çalışmaları neticesinde davalı ... şirketi tarafından sözleşmeye konu yatın tam zayi olmadığından bahisle davacı sigortalıya bir kısım ödemeler yapıldığı, davacının ise eldeki davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bakiye hasar bedeli olan 148.000,00 Euro’dan şimdilik 15.000,00 Euro ile kara park bedeli olarak ödenen 7.939,58TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep ettiği, yargılama sırasında 28.02.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 89.244,00 Euro’ya yükselttiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davalı vekili tarafından ıslah ile artırılan miktar yönünden zamanaşımı definde bulunulduğu görülmektedir.
Somut olayda sigorta tazminatının ödenmesinde iki yıllık zamanaşımı süresinin davacının rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği 28.09.2009 tarihinde işlemeye başlayacağı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Eldeki dava ise 02.06.2010 tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olup, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 15.000,00 Euro sigorta tazminatı ile 7.939,58TL kara park bedeli talep edilmiştir. Açılan eldeki dava ile sadece talep edilen miktar yönünden zamanaşımı kesilmiş, şimdilik denilerek istenmeyen geri kalan sigorta tazminatına ilişkin işleyen zamanaşımı süresi ise kesintiye uğramamıştır. Bu durumda ıslah tarihi olan 28.02.2012 tarihi itibari ile yukarıdaki açıklamalar ışığında ıslahla artırılan miktar yönünden davalının usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü zamanaşımı defi karşısında 6762 sayılı TTK’nın 1268’inci maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü gerekmektedir.
Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin diğer bir dayanağı ise davanın belirsiz alacak davası gibi nitelendirilmesi gerektiği yönündeki kanaattir.
Hemen belirtilmelidir ki; usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Başka bir deyişle medeni usul hukukunda, kural olarak kanun değişikliklerinde “derhal uygulanırlık ilkesi” geçerlidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise, bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.
Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır.
Dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez; aksini düşünmek gereksiz yere bu işlemin tekrarlanması nedeniyle emek ve zaman kaybına neden olacaktır. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü usule ilişkin kanunlar tersine bir kural benimsenmediği takdirde genel olarak hemen etkili olup uygulanırlar (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C: I-II, İstanbul, 1992, s. 78; Pekcanıtez, Hakan: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017, s. 48).
Yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1. maddesi de “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir. Bu madde hükmüne göre, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır.
Belirsiz alacak davası ise hukukumuza ilk kez 6100 sayılı HMK ile girmiştir. Bu Kanun’un 107/1’inci maddesinde; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” düzenlemesi mevcuttur. Ancak yukarıdaki açıklamalar ışığında eldeki davada, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile dava açma işlemi tamamlanmış olduğundan 6100 sayılı HMK ile getirilen belirsiz alacak davasına ilişkin hükümler uygulanamayacaktır. Başka bir deyişle 1086 sayılı HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava şeklinde açılan eldeki davanın, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesiyle kendiliğinden belirsiz alacak davasına dönüşeceği kabul edilemez. Ayrıca 1086 sayılı HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde açılan davalar 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra kısmi ıslahla belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceği gibi tam ıslahla dahi belirsiz alacak davası hâline gelmez. Zira davanın tamamen ıslahında, tamamen ıslah edilen dava, ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, ilk dava tarihinde açılmış kabul edilecek ve ilk dava tarihinde yürürlükte olan usul hükümleri uygulanacaktır.
Ne var ki davacının açıkça ıslah kurumunu işlettiği eldeki dava, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olmakla birlikte 6100 sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına ilişkin düzenlemenin somut uyuşmazlıkta uygulanabilirliği bulunmamaktadır.
Şu hâlde; yerel mahkemece, davacı tarafın ıslahla artırdığı miktar yönünden 6762 sayılı TTK’nın 1268’inci maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle bu kısma ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken, kabul kararı verilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; eldeki davanın 1086 sayılı HUMK döneminde açılmış olması nedeniyle belirsiz alacak davası olarak değerlendirilemeyeceği, yerel mahkemenin bu gerekçesinin yerinde olmadığı, ancak direnme kararından sonra verilen Yargıtay’ın 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı içtihatlı birleştirme kararının temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinin bulunmadığı ve sadece dava dilekçesinde belirtilen miktarın düzeltilmesi niteliğinde olduğu sonucuna dayandığı, içtihadı birleştirme kararlarının usulü kazanılmış hak ilkesinin istisnası olarak henüz kesinleşmemiş tüm davalara tatbikinin gerekli olduğu, içtihadı birleştirme kararlarının sonuçlarının bağlayıcı ve gerekçelerinin ise yol gösterici olduğu, bu nedenle miktar artırımına ilişkin ıslahın artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerektiği, o hâlde ıslahla artırılan miktar yönünden de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılacağı, bu itibarla zamanaşımının dolmadığı yönünden sonucu itibariyle doğru hale gelen direnme kararının uygun olduğu ve bu gerekçeyle direnme kararının onanması ile miktar incelemesi için Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.10.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Belirsiz alacak davası hukukumuza 6100 sayılı HMK 'da yer alan düzenlemeler ile girmiş olup eldeki dava bu Kanunun yürürlüğünden önce HUMK döneminde açılmış olduğundan açılan davanın belirsiz alacak davası olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Dava; açıldığı tarih itibarıyla kısmi dava niteliğinde olup dava açılmakla tamamlanmış işlem meydana geleceğinden HMK 448. maddedeki zaman bakımından uygulanma kuralına göre bu davanın kısmi dava olarak açıldığı kesinleşmiş olup, bu davanın artık belirsiz alacak davası olarak açıldığı sonucuna varılamayacaktır. Islah tarihinde HMK'nın yürürlüğe girmiş olması da bu davanın belirsiz alacak davası olarak nitelenebilmesine imkan vermez. Mahkemenin bu gerekçeye dayalı olarak direnmiş olması isabetli olmamıştır.
TBK 154. maddede dava yoluyla mahkemeye başvurulmuş ise yani dava açılmışsa zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir. Bu maddenin de yorumunun sonucu olarak, Özel Dairenin bozma kararını verdiği tarih ile mahkemenin direnme kararını verdiği tarihteki yerleşik yargılamasal uygulamalarda dava açılmakla ancak dava dilekçesindeki miktar için zamanaşımının kesileceği ve sadece dava açılan miktar için dava tarihinde temerrüt olgusunun gerçekleşeceği kabul edilmekte olup bozma kararı bu yargısal uygulamalara da uygundur.
Direnme kararından sonra 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararı çıkmış olup bu kararın somut uyuşmazlığa bir etkisi bulunup bulunmadığı da incelenmelidir. Çünkü 09.05.1960 günlü 1960/21 esas, 1960/9 karar sayılı içtihadı birleştirme kararında; sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının temyiz mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usuli kazanılmış hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya temyiz mahkemesinde bulunan bütün işlere tatbikinin gerekli olduğuna, karar verilmiştir.
Sözünü ettiğimiz 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında "kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceği belirtilmiştir.
Bu karar zamanaşımı ile ilgili değilse de İçtihadı Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesinde de geçerli olacaktır. Yol göstericilik konusunda kararın tüm gerekçeleri değil; ana sonuçla bağlantılı ve bu sonuca hangi hukuksal nedenlerle varıldığını gösteren temel gerekçeler esas alınmak suretiyle bir sınırlama getirilmesi de içtihadı birleştirme kararlarının mahiyetine uygun bir sonuç olacaktır.
24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi olduğudur.
Bu temel gerekçenin varlığı; kararda yer verilen "...Ek dava ile kısmi dava arasında paralellik mevcut ise de ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi kapsamında sonuçlandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan süregelen davanın devamıdır ki yeni bir dava ve ek dava olarak kabul edilemez. Artırılan tutar için harç yatırılması bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz..." biçimindeki açıklamalarda ve "...bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istem ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir. Hâl böyle olunca ıslahla artırılan tutar, yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır..." şeklinde yapılan açıklamalarda açıkça görülmektedir. Bu ifadeler kararın; sonuç kısmıyla da uyumlu ana ve en temel gerekçeleridir
Bu karar temel gerekçesinden soyutlanarak yorumlanıp uygulanamayacağına göre, ıslahla miktarın artırılması hâlinde, bu miktar değişikliğinin, zamanaşımının kesilmesine neden olup olmadığı, zamanaşımını kesecek bir işlem ise hangi tarihte zamanaşımının kesileceği konusunda da kararın bu ana gerekçesinden yararlanılmalıdır.
Bu karar ile ıslahla miktar artırımı ek dava olarak görülmemiş ve sadece dava dilekçesinde yazan miktarın değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle bu miktarın düzeltilmesi olarak görülmüştür. Bu kararın sonucu olarak miktar artırımına ilişkin yapılan ıslahın da artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Düzeltilen dava dilekçesi olduğuna göre davacı tarafından ıslahın teşmil edildiği tarih de ilk dava tarihi olacaktır.
Dava tarihine teşmil edilecek şekilde bir ıslah gerçekleştiğine göre, ıslahla artırılan miktar için de dava tarihinin artık ilk dava tarihi kabul edilmesi ve dava açılmakla zamanaşımının kesileceğine dair TBK 154/1-bent 2 hükmünün ıslah edilen miktar için de ilk dava tarihi esas alınarak uygulanması gerekir.
TBK 154/1-bent 2. maddede dava açılmakla zamanaşımının kesileceği düzenlenmiş ancak ıslah dilekçesi verilmekle zamanaşımının kesileceği düzenlenmemiştir. Islahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmadığı bu kararın gerekçesinde açıkça belirtildiğine göre bu madde; artık ek dava hükümlerine göre zamanaşımını kesebilecek bir hüküm olarak yorumlanabilmekten çıkmıştır.
Islah yeni bir dava veya ek dava sayılmadığına göre ıslahın TBK 154/1-bent 2. maddeye dayalı olarak zamanaşımını kestiği kabul edilemez. Islah bir dava sayılıp zamanaşımın kesmiyorsa artık TBK 157. maddede yer alan "Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar." düzenlemesine dayalı olarak da ıslah edilen miktar için her yargılama işleminde zamanaşımı kesilmeyecektir. Bunun sonucu olarak da yargılama sırasında dahi ıslahla artırılan miktarın zamanaşımına uğraması tehlikesi ortaya çıkacağından, bu durum ıslahla miktar artırımlarını yok denebilecek seviyeye getirebilecek ve ıslahla kolaylaştırılmak istenen hak arama hürriyetinin bir başka yönüyle bu kez sınırlanmasına yol açmış olacaktır.
Islahla miktar artırımı dava veya ek dava sayılmadığı için TBK 154/1-bent 2. madde gereğince zamanaşımı kesilmez ise de yukarıda da belirttiğimiz üzere bu ıslah dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi ve düzeltilmesi olduğundan ıslahla artırılan yeni istem için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; dava zamanaşımı süresi içinde kısmi dava olarak açılmış ve sonrasında ıslah yoluyla dava dilekçesindeki miktar da düzeltilmek suretiyle fazla miktar istenmiş olduğundan ıslahla artırılan miktar için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesildiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.
Direnme kararı uygulanması gereken sonraki tarihli içtihadı birleştirme kararına göre değerlendirildiğinde, zamanaşımının dolmadığı yönünden sonucu itibarıyla doğru hale geldiğinden direnme uygun daireye denilerek kararın onanması ancak miktar incelemesi yapılmak üzere daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, ıslahla artan kısmın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle bozma şeklinde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2013/15541 E., 2014/17625 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBURDUR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
TTK’nın 137. maddesi hükmü gereğince ticaret ortaklıkları tüzel kişiliği haiz olduklarından anasözleşmelerinde yazılı “işletme konusu” çerçevesi içinde kalmak şartı ile tüm hakları edinebilir ve bütün borçları da yükümlenebilirler.
11. Hukuk Dairesi 2013/15541 E. , 2014/17625 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BURDUR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/07/2013
NUMARASI : 2011/383-2013/372
Taraflar arasında görülen davada Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/07/2013 tarih ve 2011/383-2013/372 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.11.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. R.. G.. ile davalı vekili Av. D.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 2008 yılında kullandığı kredinin kapatılmasından sonra kredinin teminatı olarak sahip olduğu taşınmaz üzerine konulan ipoteğin fekki talep edilmesi üzerine davalı bankanın 15/09/2009 tarihli yazısı ile müvekkil şirketin dava dışı İ. T..'nün kullandığı krediye kefil olduğu gerekçesiyle ipoteğin fekki talebini reddettiğini, müvekkili şirketin maddi bakımdan ihtiyacı olması nedeniyle söz konusu taşınmazı sattığını, satış bedelinin 239,975,78 TL’sine davalı bankanın dava dışı İ. T..’nün kredi borcu nedeniyle bloke koyduğunu, ancak dava konusu ipotek işleminin baştan itibaren geçersiz olduğunu, ipotek verme işleminin dava dışı şirket müdürü C. K.. tarafından yapıldığını, C.K..’nın üçüncü kişilerin borcu için ipotek verme yetkisi bulunmadığını, müvekkili şirketin sahip olduğu tek taşınmazın ancak ortaklar kurul kararı ile ipotek verilebileceğini, müvekkili şirketin bu ipotek sözleşmesiyle hiç kimsenin borcuna kefil olmadığını, İ. T..’nün kullandığı krediye bağlı olarak davalı bankaca başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ve itirazın iptali davasının derdest olduğunu ileri sürerek, 239.975,78 TL'nin ve 100.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin şahsi kredileri yanında kefil olduğu krediler bulunduğunu, taraflar arasındaki kredi sözleşmesinin 22/f. maddesinde, davacının verdiği ipoteğin hem kendi kullandığı kredilerin hem de başka firmalara olan kefalet borcunun teminatı olduğunun düzenlendiğini, yine ipotek resmi senedinin 2. sayfası şartlar başlığının 1. maddesinde de “söz konusu ipoteğin davacının kefalet borçlarını da kapsadığının açıkça yazıldığını, davacı şirketin dava dışı İbrahim Tütüncü’nün borcuna kefaletinin geçerli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu ipotek senedinin davacı şirket yetkilisi C. K.. tarafından imzalandığı, davacı şirketin anasözleşmesi, ortaklar kurulu kararı ve Burdur Ticaret Sicil Memurluğu’nca düzenlenen hükmi şahsiyet belgelerinin hiç birinde davacı şirket müdürü C. K..nın davacı şirket adına kefalet altına girme yetkisine yer verilmediği, şirket müdürü Cengiz Kaya'nın davacı şirket adına dava dışı 3. kişi İ. T..'nün borcu nedeni ile davalı bankaya karşı kefalet sorumluluğu altına girmesi mutlak butlanla yok hükmünde olup, mutlak butlanla batıl olan bir işlemin 3. kişilere karşı da ileri sürülmesinin mümkün olduğu, davalı bankanın ipotek senedini düzenlerken davacı şirket müdürünün yetki kapsamını belirleyen yetki belgesini gördüğü, basiretli bir tacir olarak ortaklar kurulu kararını da istemesi gerektiği, davacı şirket adına imza atan ve kefalet sorumluluğu altına giren müdür C. K..'nın işleminin geçersiz olduğu, söz konusu işleme onay da verilmediği, şirketin maksat ve konusu dışına çıkan bir iş veya işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesinin TTK’nın 443/2 maddesi uyarınca genel kurulca verilecek özel yetkiyle mümkün olduğu, davalı bankaya ipotek verilen taşınmazın davacı şirketin üzerinde mobilya imalatı yapılan fabrikasının da bulunduğu tek taşınmazı olduğu, şirket müdürünün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı şirketin iştigal konuları ve şirketin kendi borcu dışında dava dışı 3. kişinin borcuna karşılık kefalete dayalı ipotek olarak vermesi TTK’nın 542 maddesi yollamasıyla aynı yasanın 321. maddesi ve TTK’nın 443/2 maddesine aykırılık oluşturduğundan şirket müdürü C. K.. tarafından 3. kişi İbrahim Tütüncü'nün borcuna kefil olunması ve dava konusu taşınmazın ipotek verilmesi işleminin geçersiz olduğu, manevi tazminat davasının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle maddi tazminat davasının kabulüne, manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince mahkemece, yazılı gerekçe ile maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir. Limited şirket müdürlerinin yetkisi, 6762 sayılı TTK’nın 542'nci maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 321 nci maddesinde belirlenmiştir. Bu hüküm uyarınca müdürler şirketin maksat ve işletme konusu içine giren her çeşit işlemi ortaklık adına yapmak hakkını haizdir. Davacı şirketin anasözleşmesinin 9. maddesi ile dava dışı C. K.. herhangi bir sınırlama hükmü konulmadan münferit imza yetkisine sahip müdür olarak atanmıştır. 10.09.2007 tarih 18 nolu ortaklar kurul kararı ile de yine aynı kişi 30 yıl süre ile münferit imza yetkisine sahip müdür olarak seçilmiştir. Anılan ortaklar kurul kararıyla şirket müdürüne her türlü resmi kurum ve bankalarda şirketi temsil, her türlü borçlandırıcı taahhütname, muvafakatname, sözleşme, biliumum bankalarda hesap açma, bilimum taşınır/taşınmazlarla ilgili alım, satım, kiraya verme, sözleşmeleri imzalama vs. yetkisi tanınmıştır. Dava dışı İ. T..’ye ait genel kredi sözleşmesi incelendiğinde C. K..’nın sözleşmeyi hem kendi adına hem de davacı şirket adına müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı görülmektedir. Yine davacı şirkete ait taşınmazla ilgili ipotek senedi incelendiğinde de 2. sayfanın şartlar başlığının 1. maddesinde söz konusu ipoteğin davacı şirketin kefalet borçlarını da kapsadığı anlaşılmaktadır.
TTK’nın 137. maddesi hükmü gereğince ticaret ortaklıkları tüzel kişiliği haiz olduklarından anasözleşmelerinde yazılı “işletme konusu” çerçevesi içinde kalmak şartı ile tüm hakları edinebilir ve bütün borçları da yükümlenebilirler. Bir ticari işletmenin anasözleşmesinde belirtilen işletme mevzuuna doğrudan doğruya girmemekle birlikte o işletmenin ticari faaliyetlerini kolaylaştıran ticari iş ve sözleşmelerin de o işletmenin mevzuu içinde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 23.03.1982 tarih 851/1225 E.K. sayılı ilamı) ticari amaç güden işletmelerin kredi temini konusunda bankalara karşı müştereken sorumluluk yüklenmek suretiyle birbirine destek olması ve kefil olması işletme mevzuu içinde kalan muamele olarak kabul edilmektedir. Bu itibarla mahkemece, somut olayın yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ayrıca mahkeme gerekçesinde bahsedilen ortaklar kurul kararı arayan Dairemiz yerleşik içtihatlarının şirketin tek malvarlığı olan taşınmazının satışı ile ilgili olup somut olayda kefalete dayalı olarak ipotek verilen taşınmazın davacı şirketin tek malvarlığı olup olmadığı konusunda da gerekli araştırma yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 4.073,05 TL harcın temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 14.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/5898 E., 2014/11483 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Şti adına oluştuğu, dava konusu taşınmaza ilişkin kooperatif üyeliğinin davalı şirket yetkilisi ...'a ve taşınmaz üzerindeki diğer malvarlığının davalı şirkete devrine ilişkin işlemlerin ticaret şirketlerinin işlem ehliyetini düzenleyen TTK 137 maddesine aykırı olduğu ve işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle bu devirlerin geçersiz olduğu, işlem ehliyeti yokluğuna dayanan bu geçersizliğin davalı şirkete
11. Hukuk Dairesi 2014/5898 E. , 2014/11483 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14/12/2011 gün ve 2008/759-2011/898 sayılı kararı bozan Daire’nin 26.12.2013 gün ve 2012/7111 - 2013/23517 sayılı kararı aleyhinde davalı şirket dışındaki davalılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ve davalıların ...Dericilik A.Ş’nin ortağı olduklarını, şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...'nın tek imza ile şirketi temsile yetkili olduğunu, bu şahsın şirketi keyfi olarak yöneterek yaptığı işlemlerden ortaklarına bilgi vermediğini, şirketin ticari faaliyetini sürdürebilmesi için hayati öneme haiz olan ve şirketin tek mal varlığı olan fabrikanın (arsası, üzerindeki binası, tesisat ve makineleriyle birlikte) bir bütün halinde davalı ... Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ne 15/03/2005 tarihinde satıldığının tespit edildiğini, tarafların ortak olduğu ...A.Ş'nin kooperatife üye yapılamaması nedeniyle ortak ...'nın kooperatife üye yapıldığını, vefatı sonrasında mirasçıları ... - Melis Dalva - ...'nın kooperatifteki üyelik hakkının 01/05/2002 tarihinde davalı ...'ya devrettiklerini, bu şahsın da üyelik hakkını 04/04/2003 tarihinde ...'a devrettiğini, sonrasında ...'ın üyelik hakkını ortağı ve yöneticisi olduğu davalı ... Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ye 15/03/2005 tarihinde devrettiğini, 06/04/2006 tarihinde kooperatif tarafından yapılan ferdileşme işlemi sonrasında fabrikanın tapu kaydının ... Deri Ltd. Şti. adına oluştuğunu, şirketin tek mal varlığı olan fabrikanın arsasının 04/04/2003'de kooperatif üyeliği devredilmek suretiyle, daha sonra 28/04/2003 tarihinde düzenlenen faturayla fabrikanın bina-tesisat-makinelerinin satıldığını, genel kurulundan izin ve yetki almadığından tüm bu işlemlerin geçersiz olduğunu, kooperatif üyeliğine ilişkin aidatların ...A.Ş. tarafından ödendiğini, bu yöndeki ödemelerin şirket defterinde kayıtlı olduğunu, kooperatif arsası üzerine yapılan binanın ve içerisindeki tesisat ile makinelerin bedelinin yine ...A.Ş. tarafından ödendiğini davalı şirket temsilcisi ...'ın kooperatif hissesinin gerçekte ...A.Ş'ye ait olduğunu bildiğini, 25 yıldan fazla bir süredir ... Deri Serbest Bölgesinde faaliyet gösteren tüm şirket sahiplerinin birbirlerini tanıdığını, tacir ve şirket yöneticisi olan ...'ın yönetim kurulu ve genel kurul kararı olmaksızın bir fabrikanın satın alınamayacağını bildiğini, satış işleminin yok hükmünde olduğunu, ...A.Ş’nin ... Bankasına olan borcunun şirket ortaklarından ... tarafından ödenmesi hususunda 19/04/2002 tarihli protokolün düzenlendiğini, bunun karşılığında davacının teminat olarak .... Mah. 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 hissesini tapuda ...'ya devrettiğini, bu kapsamda ...'nın
bankaya sadece 490.000 USD ödediğini ve bu borcun sadece 1/3'ünün davacıya ait olduğunu, oysa davacı dışındaki tüm şirket ortaklarının birlikte hareket ederek yaklaşık 4.000.000 USD değerindeki fabrikayı davalı ... Deri Ltd. Şti'ye sattıklarını, şirket ortağı olan davalıların şirketi zarara uğrattıklarını, davacının şirketin SSK borçlarından payına düşen kısmı ödediğini, şirketin bankaya olan borcu kapandığına göre protokol kapsamında davacının teminat olarak verdiği 1/2 oranındaki payın kendisine iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek kooperatif ortaklık aidatlarının ...A.Ş tarafından ödendiğinin ve üyelik devir işleminin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine, taşınmazın tapu kaydının iptaline ve ...A.Ş adına tapuya tesciline, bu talep kabul edilmediği taktirde taşınmazın 04/04/2003 tarihindeki gerçek değerinin davalılar ...-Rozet-Melis-...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve ...A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, kooperatif arsası üzerindeki fabrikanın ve içerisindeki tesisat ile makinelerin ...A.Ş'nin parasıyla alındığının tespitine, 28/04/2003 tarihli faturayla yapılan satış işleminin geçersiz olduğunun tespitine, fabrika binasının, tesisat ve makinelerin ... Deri Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye teslimine, bu talep kabul edilmediği taktirde 28/04/2003 tarihindeki gerçek değerin tespit edilerek ...'dan tahsiline ve ...A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 28/04/2003 tarihinden itibaren şirketin kira kaybı olarak şimdilik 10.000 TL’nin davalılar ...-...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak ...A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, .... Mah. 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazda ...'ya ait 1/3 hissenin ve ...'ya ait 2/3 hissenin iptaline ve taşınmazın 1/2 hissesinin davacı adına tapuya tesciline, bu talep kabul edilmediği taktirde taşınmasın 1/2 bedelinin davalılar Alber - ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ...A.Ş'ye veya davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, şirkete ait taşınmazın tescili isteminden vazgeçtiklerini, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 145.000 TL'nin tahsilini talep ettiklerini, bu talebi arttırarak 765.474,65 TL'nin tahsilini istediklerini, bu miktara 28/04/2003 tarihinden itibaren ticari reeskont (avans) faizi işletilmesini, ayrıca 28/04/2003-20/07/2011 tarihleri arasında işlemiş ticari reeskont (avans) faizi olan 1.937.404,21 TL faiz alacağının bulunduğunu belirterek, sonuç olarak toplam 2.702.878,86 TL'nin tahsilini istemiştir.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, davacı ile davalı gerçek kişilerin ...Dericilik Ürünleri San. ve Tic. A.Ş'de ortak oldukları, bu şirket adına (davalılar Rozet - Melis - Medi'nin müşterek murisi) ...'nın S.S...Deri İmalatçıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifine üye olduğu, bu nedenle ... Deri Serbest Bölgesinde bulunan ..., Kesikköy, 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın ...'ya tahsis edildiği, bu taşınmaz üzerine şirketin parasıyla fabrika binası yapıldığı, fabrikanın faaliyeti açısından gerekli olan makine ve tesislerin alınıp kurulduğu, ...'nın ölümünden sonra mirasçıları Rozet - Melis - Medi'nin üyelik hakkını davalı ...'e devrettikleri, daha sonra davalı ...'in üyelik hakkını ...'a devrettiği, fabrikanın içerisinde bulunan tüm makine ve tesisleriyle birlikte davalı ... Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ye devredildiği, ferdileşme işlemi sonucunda ..., .... 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının davalı ... Deri San. ve Tic. Ltd. Şti adına oluştuğu, dava konusu taşınmaza ilişkin kooperatif üyeliğinin davalı şirket yetkilisi ...'a ve taşınmaz üzerindeki diğer malvarlığının davalı şirkete devrine ilişkin işlemlerin ticaret şirketlerinin işlem ehliyetini düzenleyen TTK 137 maddesine aykırı olduğu ve işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle bu devirlerin geçersiz olduğu, işlem ehliyeti yokluğuna dayanan bu geçersizliğin davalı şirkete karşı ileri sürülebileceği, dava konusu taşınmaz - üzerindeki fabrika - makine ve tesisler - devrin yapıldığı tarihte fabrikada bulunan derilerin değerleri (arsa değeri ve bina değeri 1.799.532,75 TL + makine
ve tesislerin değeri 876.585,00 TL + derilerin değeri 655.773,00 TL olmak üzere) toplamının dava tarihi itibariyle 3.331.890,75 TL olduğu, bu değerin ortaklık payına göre 1/3'nin davacıya ait bulunduğu, davacıya ait olan değerden bir kısım davalıların SGK'ya ve TEB'e yaptıkları ödemelerden davacıya düşen kısmın mahsubu gerektiği, şirketin malvarlığından davacıya ait olan kısmın dava tarihi itibariyle değerinin 1.110.630,75 TL olduğu ve bir kısım davalıların yaptığı ödeme nedeniyle davacı açısından mahsup edilmesi gereken miktarın 405.013,70 TL olduğu, sonuç olarak davacının talep edebileceği miktarın 705.616,55 TL olduğu, bu miktarın tüm davalılardan tahsiline karar verilmesi gerektiği, dava konusu fabrika binasının devirden önce kiraya verilmesinin tasarlandığı hususunda herhangi bir delil olmadığı, devirden önce bu fabrikanın ...A.Ş'nin ticari faaliyetlerine tahsis edildiği, davacının kira kaybı adı altında bir maddi zararının bulunmadığı, faiz alacağının ayrı bir dava konusu yapılabileceği, karar aşamasına gelmiş dosyada faize ilişkin talep yönünden delil toplanmasının ve inceleme yapılmasının yargılamayı uzatacağı, 19/04/2002 tarihli protokole dayanarak...ili, Konak ilçesi, İsmetkaptan Mah., 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve bu taşınmazın 1/2 payının adına tesciline karar verilmesi istenmiş ise de taşınmazın yargı mahkemenin yargı çevresinin dışında bulunduğu, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK'nun 13. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nun 12. maddesi gereğince taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu fabrika binasının bulunduğu taşınmaz - taşınmaz üzerindeki yapılar - fabrika binası içindeki makineler ve derilerin dava tarihi itibariyle toplam değerinin 3.331.890,75 TL olduğunun tespitine, bilirkişi heyetinin 30/05/2011 tarihli raporu doğrultusunda bu değerden davacının hakettiği 705.616,55 TL'nin ıslah harcının yatırıldığı 19/07/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının kira kaybına ilişkin talebinin reddine, dava konusu...ili, Konak ilçesi, İsmetkaptan Cd. 1125 ada 20 parsel sayılı taşınmazın yargı mahkemenin yargı çevresinin dışında bulunduğu dikkate alınarak, bu taşınmaz açısından mahkemenin yetkisizliğine, talep halinde dosyanın yetkili...Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine dair tesis edilen karar,davacı vekili ile bir kısım davalılar vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce ilamda belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Davalı şirket dışındaki davalılar vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı şirket dışındaki davalılar vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı şirket dışındaki davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalı şirket dışındaki davalılardan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 16.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2012/7111 E., 2013/23517 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Şti adına oluştuğu, dava konusu taşınmaza ilişkin kooperatif üyeliğinin davalı şirket yetkilisi ...'a ve taşınmaz üzerindeki diğer malvarlığının davalı şirkete devrine ilişkin işlemlerin ticaret şirketlerinin işlem ehliyetini düzenleyen TTK 137 maddesine aykırı olduğu ve işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle bu devirlerin geçersiz olduğu, işlem ehliyeti yokluğuna dayanan bu geçersizliğin davalı şirkete
11. Hukuk Dairesi 2012/7111 E. , 2013/23517 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Menemen 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14.12.2011 tarih ve 2008/759-2011/898 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili, davalılar ..., ... ve ... vekili, davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17.12.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ve temlik alan vekili Av. ... ve davalılardan ..., ..., ..., ... ve ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ve davalıların Alfa Dericilik A.Ş’nin ortağı olduklarını, şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...'nın tek imza ile şirketi temsile yetkili olduğunu, bu şahsın şirketi keyfi olarak yöneterek yaptığı işlemlerden ortaklarına bilgi vermediğini, şirketin ticari faaliyetini sürdürebilmesi için hayati öneme haiz olan ve şirketin tek mal varlığı olan fabrikanın (arsası, üzerindeki binası, tesisat ve makineleriyle birlikte) satıldığını, bu durumun müvekkili tarafından öğrenilmesinden sonra 2007 yılı Haziran ayında karşı tarafla görüşüldüğünü ve 28/04/2003 tarihli - 495 USD bedelli faturanın gösterildiğini, yapılan araştırma sonucunda fabrikanın bir bütün halinde davalı Alkan Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ne 15/03/2005 tarihinde satıldığının tespit edildiğini, 1983 yılında S.S İzmir Deri İmalatçıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi'ne üye olunmak suretiyle fabrika arsasının alındığını, Kooperatifler Kanunu'nun 9. maddesi gereğince o tarihte şirketlerin kooperatiflere üye olması imkanı olmadığından Alfa A.Ş. adına Benjamin Dalva'nın kooperatife üye yapıldığını, yapılan parselasyon sonucunda 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın Benjamin Dalva adına tahsis edildiğini, Benjamin Dalva'nın vefatı sonrasında mirasçıları ... - ... - ...'nın kooperatifteki üyelik hakkını 01/05/2002 tarihinde ...'ya devrettiklerini, bu şahsın da üyelik hakkını 04/04/2003 tarihinde ...'a devrettiğini, sonrasında ...'ın üyelik hakkını ortağı ve yöneticisi olduğu Alkan Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ye 15/03/2005 tarihinde devrettiğini, 06/04/2006 tarihinde kooperatif tarafından yapılan ferdileşme işlemi sonrasında fabrikanın tapu kaydının Alkan Deri Ltd. Şti. adına oluştuğunu, şirketin tek mal varlığı olan fabrikanın arsasının 04/04/2003'de kooperatif üyeliği devredilmek suretiyle satıldığını, daha sonra 28/04/2003 tarihinde düzenlenen faturayla fabrikanın bina-tesisat-makinelerinin satıldığını, genel kurulundan izin ve yetki almadığından tüm bu işlemlerin geçersiz olduğunu, kooperatif üyeliğine ilişkin aidatların Alfa A.Ş. tarafından ödendiğini, bu yöndeki ödemelerin şirket defterinde kayıtlı olduğunu, kooperatif arsası üzerine yapılan binanın ve içerisindeki tesisat ile makinelerin bedelinin yine Alfa A.Ş. tarafından ödendiğini, buna ilişkin kayıtların da mevcut olduğunu, Alkan Deri Ltd. Şti'nin sadece fabrika üzerindeki makineleri satın almasının ticari hayata ve mantığa aykırı olduğunu, bu şirketin temsilcisi ...'ın kooperatif hissesinin gerçekte Alfa A.Ş'ye ait olduğunu bildiğini, 25 yıldan fazla bir süredir Menemen Deri Serbest Bölgesinde faaliyet gösteren tüm şirket sahiplerinin birbirlerini tanıdığını, tacir ve şirket yöneticisi olan ...'ın yönetim kurulu ve genel kurul kararı olmaksızın bir fabrikanın satın alınamayacağını bildiğini, tescil işleminin dayanağını oluşturan sözleşmenin geçersizliği halinde tescilin de geçersiz olduğunu, yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunu, fabrika arsası ve üzerindeki tesisat ile makinelerin gerçek değerinin çok altında bir değere devredilmesi nedeniyle davacının zarara uğratıldığını, satış bedelinin Dalva ailesine aktarıldığının açık olduğunu, 28/04/2003 tarihli satış faturasının Vergi Usul Yasa'sına aykırı olarak düzenlendiğini, her bir makinenin tek tek belirtilmediğini, bu faturanın Alfa A.Ş’nin defter ve kayıtlarında bulunmadığını, faturada gösterilmeyen malların 31/12/2001 tarihli sigorta poliçesinde bulunduğunu, fabrikanın yönetim kurulundan ve genel kurulundan karar alınmadan ...'nın tek başına yaptığı satış işleminin yok hükmünde olduğunu, Alfa A.Ş’nin Türk Ekonomi Bankasına olan borcunun şirket ortaklarından ... tarafından ödenmesi hususunda 19/04/2002 tarihli protokolün düzenlendiğini, bunun karşılığında davacının teminat olarak İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah. 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 hissesini tapuda ...'ya devrettiğini, bu kapsamda ...'nın bankaya sadece 490.000 USD ödediğini ve bu borcun sadece 1/3'ünün davacıya ait olduğunu, oysa davacı dışındaki tüm şirket ortaklarının birlikte hareket ederek yaklaşık 4.000.000 USD değerindeki fabrikayı davalı Alkan Deri Ltd. Şti'ye sattıklarını, şirket ortağı olan davalıların şirketi zarara uğrattıklarını, davacının şirketin SSK borçlarından payına düşen kısmı ödediğini, şirketin bankaya olan borcu kapandığına göre protokol kapsamında davacının teminat olarak verdiği 1/2 oranındaki payın kendisine iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek kooperatif ortaklık aidatlarının Alfa A.Ş tarafından ödendiğinin ve üyelik devir işleminin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine, fabrikanın bulunduğu Menemen, Kesik köyü, 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve Alfa A.Ş adına tapuya tesciline, bu talep kabul edilmediği taktirde taşınmazın 04/04/2003 tarihindeki gerçek değerinin davalılar...-Violet-Rozet-Melis-...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve Alfa A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, kooperatif arsası üzerindeki fabrikanın ve içerisindeki tesisat ile makinelerin Alfa A.Ş'nin parasıyla alındığının tespitine, 28/04/2003 tarihli faturayla yapılan satış işleminin geçersiz olduğunun tespitine, fabrika binasının, tesisat ve makinelerin Alkan Deri Ltd. Şti'den alınarak Alfa A.Ş'ye
.../...
-3-
teslimine, bu talep kabul edilmediği taktirde 28/04/2003 tarihindeki gerçek değerin tespit edilerek ...'dan tahsiline ve Alfa A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 28/04/2003 tarihinden itibaren şirketin kira kaybı olarak şimdilik 10.000 TL’nin davalılar...-Violet-...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak Alfa A.Ş'ye veya payı oranında davacıya ödenmesine, İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah. 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazda ...'ya ait 1/3 hissenin ve ...'ya ait 2/3 hissenin iptaline ve taşınmazın 1/2 hissesinin davacı adına tapuya tesciline, bu talep kabul edilmediği taktirde taşınmasın 1/2 bedelinin davalılar... - ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, Alfa A.Ş'ye veya davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 27/01/2011 tarihli dilekçesiyle, dava dilekçesinde sehven ve maddi hata sonucunda talebin sadece ...'ya yöneltildiğini, dava dilekçesi içeriğinde gerçekte taleplerin tüm davalılara yöneltildiğinin vurgulandığını, bu maddi hatayı düzeltmek istediklerini, HUMK.80. madde uyarınca dava dilekçesinin başlıklı 2 nolu bendinin maddi hata nedeniyle kooperatif arsası üzerine şirket parasıyla fabrika binası yapıldığının ve tesisat ile makineler alındığının tespitine, 28/04/2003 tarihli faturayla yapılan satış işleminin hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğunun tespitine, fabrika binası ve tesisatı ile makinelerin davalı şirketten alınarak Alfa A.Ş'ye teslimine, bu kabul edilmediği taktirde belirtilen tüm değerlerin 28/04/2003 tarihindeki bedelinin davalılar... - Violet - Rozet - Melis - ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili 16/06/2011 tarihli dilekçesiyle, Menemen, ..., 167 ada 7 parsel sayılı parsel için tescil talebinden vazgeçtiklerini, bu taşınmaz ile makinelerin rayiç değerlerinin tahsilini talep ettiklerini, İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah., 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmaz açısından tapu kaydının iptali ve tescil talebinin aynen geçerli olduğunu bildirmiştir.
Davacı vekili 21/06/2011 havale tarihli dilekçesiyle, dava konusu değeri ıslah etmiş; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 145.000 TL'nin tahsilini talep ettiklerini, bu talebi arttırarak 765.474,65 TL'nin tahsilini istediklerini, bu miktara 28/04/2003 tarihinden itibaren ticari reeskont (avans) faizi işletilmesini istediklerini, ayrıca 28/04/2003-20/07/2011 tarihleri arasında işlemiş ticari reeskont (avans) faizi olan 1.937.404,21 TL faiz alacağının bulunduğunu belirterek, sonuç olarak toplam 2.702.878,86 TL'nin tahsilini istemiştir.
Davalı Alkan Deri San. ve Tic. Ltd. Şti vekili, tapu kaydının iptali istenilen Menemen, Kesik köyü, 167 ada 7 parsel sayılı taşınmaz açısından taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkemenin yetkili olduğunu, dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu arazinin daha önce Sınırlı Sorumlu İzmir Deri İmalatçıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi tarafından satın alındığını, kooperatif tarafından taşınmazın parsellere ayrıldığını ve bu parsellerin kooperatif üyelerine tahsis edildiğini, o dönemde şirket tüzel kişiliklerinin işyeri yapı kooperatiflerine üye olamaması nedeniyle gerçek şahıs olan üyelere tahsis edilen parsellerin üzerine şirketler tarafından binalar yaptırıldığını, müvekkili şirketin ortaklarından ...'ın İzmir 8. Noterliği'nin 04/04/2003 tarihli devir ve temlik sözleşmesiyle 167 ada 7 parselin tahsisli olduğu ...'dan kooperatif üyeliğini devraldığını, bu taşınmaz üzerindeki binanın Alfa Dericilik A.Ş’ne ait olması ve menkul hükmünde bulunması nedeniyle bina ve .../...
-4-
içindeki bir kısım makinenin müvekkili şirket tarafından 28/04/2003 tarihli faturayla satın alındığını, kooperatif üyeliğinin davalı ...'ya ait olması nedeniyle üyeliğin devri sırasında Alfa A.Ş'den izin alınmasına gerek olmadığını, yine menkul mal hükmünde olan üst
yapının Alfa A.Ş. genel kurulundan izin alınmaksızın satılabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. .
Davalı ... - ... vekili, davacı ile müvekkillerinin 1982 yılından beri ortak olduklarını, şirketin mali sıkıntıya girmesi üzerine tüm ortakların bir araya gelerek borçların ödenebilmesi için malvarlıklarının satışına karar verdiklerini, bu borçlara şahsi borçların da dahil olduğunu, şirket adına yapılan tüm işlemlerden davacının haberdar olduğunu, 2005 yılına kadar davacının çalışma yeri ile Alfa Dericilik A.Ş'nin şirket merkezinin aynı yerde bulunduğunu, şirketin mallarının satışından gelen tüm bedellerin müvekkilleri tarafından şirketin borçlarının tasfiyesinde kullandığını, yapılan satışlardan elde edilen paraların şirketin TEB, SSK, maliye ve piyasaya olan borçlarının ödendiğini, ödemelerin toplamının 1.600.000 TL tutarında olduğunu, davacının habersiz ve kötü niyetli olduğunu iddia ettiği satışların bedelinin ise 700.000 TL civarında bulunduğunu, şirketin özvarlıklarının satışının şirket borçlarını karşılamaması nedeniyle davacı dahil tüm tarafların şahsi mal varlıklarını satmak zorunda kaldıklarını, esasen anılan makine parkının satışından elde edilen bedelle SSK ve Maliye borçlarının ödendiğini, ..., ... Mah., 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazda davacıya ait payı ...'ya sattığını, sözleşme gereğince şirket adına ...'ya ödenen bedelin iade edilmemesi nedeniyle davacının bu taşınmaza ilişkin talebinin yerinde olmadığını, müvekkili ...'nın davaya konu kooperatif hissesini Benjamin Dalva mirasçılarından satın aldığını, kooperatif hissesinin yasalara uygun şekilde devredilmesi nedeniyle müvekkili Violet'e husumet yöneltemeyeceğini, aradan geçen 5 yıl sonrasında dava açılmış olmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılar ..., ... ve ...'nin İzmir Ticaret Sicil Memurluğu'ndan bildirilen adreslerine TK 35 maddesi gereğince tebligat yapılmıştır.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı gerçek kişilerin Alfa Dericilik Ürünleri San. ve Tic. A.Ş'de ortak oldukları, bu şirket adına (davalılar Rozet - Melis - Medi'nin müşterek murisi) Benjamin Dalva'nın S.S İzmir Deri İmalatçıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifine üye olduğu, bu nedenle Menemen Deri Serbest Bölgesinde bulunan Menemen, ..., 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın Benjamin Dalva'ya tahsis edildiği, bu taşınmaz üzerine şirketin parasıyla fabrika binası yapıldığı, fabrikanın faaliyeti açısından gerekli olan makine ve tesislerin alınıp kurulduğu, Benjamin Dalva'nın ölümünden sonra mirasçıları Rozet - Melis - Medi'nin üyelik hakkını davalı ...'e devrettikleri, daha sonra davalı ...'in üyelik hakkını ...'a devrettiği, fabrikanın içerisinde bulunan tüm makine ve tesisleriyle birlikte davalı Alkan Deri San. ve Tic. Ltd. Şti'ye devredildiği, ferdileşme işlemi sonucunda Menemen, ..., 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının davalı Alkan Deri San. ve Tic. Ltd. Şti adına oluştuğu, dava konusu taşınmaza ilişkin kooperatif üyeliğinin davalı şirket yetkilisi ...'a ve taşınmaz üzerindeki diğer malvarlığının davalı şirkete devrine ilişkin işlemlerin ticaret şirketlerinin işlem ehliyetini düzenleyen TTK 137 maddesine aykırı olduğu ve işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle bu devirlerin geçersiz olduğu, işlem ehliyeti yokluğuna dayanan bu geçersizliğin davalı şirkete karşı ileri sürülebileceği, dava konusu taşınmaz - üzerindeki fabrika - makine ve tesisler - devrin yapıldığı tarihte fabrikada bulunan derilerin değerleri (arsa değeri ve bina değeri 1.799.532,75 TL + makine ve tesislerin değeri 876.585,00 TL + derilerin değeri 655.773,00 TL olmak üzere) toplamının dava tarihi itibariyle 3.331.890,75 TL olduğu, bu değerin ortaklık payına göre 1/3'nin davacıya ait bulunduğu, davacıya ait olan değerden bir kısım davalıların SGK'ya ve TEB'e yaptıkları ödemelerden davacıya düşen kısmın mahsubu gerektiği, şirketin malvarlığından davacıya ait olan kısmın dava tarihi itibariyle değerinin 1.110.630,75 TL olduğu ve bir kısım davalıların yaptığı ödeme nedeniyle davacı açsından mahsup edilmesi gereken miktarın 405.013,70 TL olduğu, sonuç olarak davacının talep edebileceği miktarın 705.616,55 TL olduğu, bu miktarın tüm davalılardan tahsiline karar verilmesi gerektiği, dava konusu fabrika binasının devirden önce kiraya verilmesinin tasarlandığı hususunda herhangi bir delil olmadığı, devirden önce bu fabrikanın Alfa A.Ş'nin ticari faaliyetlerine tahsis edildiği, davacının kira kaybı adı altında bir maddi zararının bulunmadığı, faiz alacağının ayrı bir dava konusu yapılabileceği, karar aşamasına gelmiş dosyada faize ilişkin talep yönünden delil toplanmasının ve inceleme yapılmasının yargılamayı uzatacağı, 19/04/2002 tarihli protokole dayanarak İzmir ili, ... ilçesi, ... Mah., 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve bu taşınmazın 1/2 payının adına tesciline karar verilmesi istenmiş ise de taşınmazın yargı mahkemenin yargı çevresinin dışında bulunduğu, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK'nun 13. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nun 12. maddesi gereğince taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu fabrika binasının bulunduğu taşınmaz - taşınmaz üzerindeki yapılar - fabrika binası içindeki makineler ve derilerin dava tarihi itibariyle toplam değerinin 3.331.890,75 TL olduğunun tespitine, bilirkişi heyetinin 30/05/2011 tarihli raporu doğrultusunda bu değerden davacının hakettiği 705.616,55 TL'nin ıslah harcının yatırıldığı 19/07/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının kira kaybına ilişkin talebinin reddine, dava konusu İzmir ili, ... ilçesi, ... Cd. 1125 ada 20 parsel sayılı taşınmazın yargı mahkemenin yargı çevresinin dışında bulunduğu dikkate alınarak, bu taşınmaz açısından mahkemenin yetkisizliğine, talep halinde dosyanın yetkili İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, davalılar ..., ... ve ... vekili, davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı, Menemen, ... 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın, üzerindeki fabrikanın, fabrika içerisindeki makine ve tesislerin şirketin parasıyla edinildiğini, şirketin bu mal varlığının şirkete temsile yetkili ortaklar tarafından yasaya aykırı olarak davalı şirkete devredildiğini, bilgisi dışında yapılan devirler nedeniyle şirketin ve kendisinin zarara uğratıldığını ileri sürerek, yapılan işlemlerin iptaline, taşınmazın ortağı olduğu Alfa A.Ş. adına tesciline ve devredilen makineler ile tesislerin Alfa A.Ş'ye teslimine, bu talebi kabul edilmediği taktirde belirttiği malvarlığından payına düşen değerin ve kira kaybının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, daha sonraki aşamalarda tapu kaydının iptali ve Alfa A.Ş. adına tescili talebinden vazgeçmiştir. Yine birleşen davada davacı, dava dilekçesi ekinde ibraz ettiği 19/04/2002 tarihli protokole dayanarak ''... ili, ... ilçesi,... Mah.,
1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve bu taşınmazın 1/2 payının adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu asıl davanın kısmen kabulü ile dava konusu fabrika binasının bulunduğu taşınmaz - taşınmaz üzerindeki yapılar - fabrika binası içindeki makineler ve derilerin dava tarihi itibariyle toplam değerinin 3.331.890,75 TL olduğunun tespitine, bilirkişi heyetinin 30/05/2011 tarihli raporu doğrultusunda bu değerden davacının hakettiği 705.616,55 TL nin ıslah harcının yatırıldığı 19/07/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine,davacının kira kaybına ilişkin talebinin reddine, dava konusu İzmir ili, ... ilçesi, ... Cd. 1125 ada 20 parsel sayılı taşınmazın yargı çevremizin dışında bulunduğu dikkate alınarak, bu taşınmaz açısından mahkememizin yetkisizliğine, talep halinde dosyanın yetkili İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Mülga 6762 sayılı TTK. 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri doğrudan zarara yol açmışsa, yani bu eylemler sonunda yöneticiler, ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan azalmaya yol açmışsa, bu zararı veren yöneticilere karşı, zarar gören adına tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma şeklinde oluşmuşsa, TTK’nun 340. maddesi yollamasıyla, aynı yasanın 309. maddesi uyarınca, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi ve hükmedilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile davaya konu taşınmaz, fabrika, makine ve tesislerin değerinin öncelikle davalı şirkete verilmesi talep edildiğine göre, dava TTK’nın 309. maddesi gereğince açılmış bir dava olup, şirket ortağı olan davacının bu davayı açmasında anılan maddeler gereğince bir engel bulunmamaktadır. Bu durumda, mahkemece, davacının şirket ortağı olarak TTK’nın 309. maddesi hükmü uyarınca dava açma hakkı, yani aktif dava ehliyeti olduğunun kabulü ile işin esasına girilmesi ile davaya konu Menemen, ... 167 ada 7 parsel sayılı taşınmazın, üzerindeki fabrikanın, fabrika içerisindeki makine ve tesislerin yöneticiler tarafından satılması nedeniyle dava dışı Alfa A.Ş’nin zarara uğrayıp uğramadığının tesbiti için, satışın şirketin devamı için zorunlu olup olmadığı, rayiç değere uygun olup olmadığı, şatış bedelinin Alfa A.Ş. kasasına girip girmediği, şirketin borçlarının bu para ile ödenip ödenmediği, şatışa dair bilgilerin şirket defterlerinde yer alıp almadığının ayrıca dava dışı Alfa A.Ş'ne ait taşınmaz ve fabrika, makine ve tesislerin devri sırasında şirkete ait deriler de bulunuyor ise ispat edilmesi koşulu ile bu zararın da hüküm altına alınması gerektiği de göz önüne alınmak ve gerektiğinde uzman bilirkişi heyetinden de rapor alınmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hükmedilen tazminatın davacıya hissesi oranında verilmesi şeklinde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı ile davalılar..., ...ve ... yararına bozulması gerekmiştir.
2- Yukarıda açıklandığı üzere dava, TTK’nun 309. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylem ve işlemlerinden zarar gören davacı ortak tarafından yöneticiler aleyhine açılan sorumluluk davasıdır. Dava dışı Alfa A.Ş’nin yönetim kurulu üyeleri davacı ile davalılar ... ve ... olup, davalılar Medi ve ... şirketin ortağıdır. Bu davalılar hakkında murisleri Benjamin Dalva’nın mirasçıları olarak dava açılmış ise de davadan önce davaya konu Menemen, ... 167 ada 7 parsel sayılı taşınmaz nedeniyle sahip oldukları kooperatif ortaklığını Alfa A.Ş. ortağı ve yönetim kurulu üyesi ...’ya devir etmeleri nedeniyle ve sadece şirket ortağı olduklarından haklarında TTK’nun 309.maddesi uyarınca dava açılamayacağından haklarında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davalılar Medi ve ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre davalılar Medi ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
4- Kabule göre ise, davacının ıslah dilekçesinin davalılara tebliğ edilip davalılara cevap hakkı tanınmaması, işleyen faiz yönünden mahkemece inceleme yapılarak sonucuna göre işbu davada karar verilmesi gerekirken, faiz alacağının ayrı bir dava konusu yapılabileceği, karar aşamasına gelmiş dosyada faize ilişkin talep yönünden delil toplanmasının ve inceleme yapılmasının yargılamayı uzatacağı gerekçesiyle bu husutaki işlemin reddine karar verilmesi, yine dava şirket yöneticilerinin haksız eylemlerinden kaynaklanan sorumluluk davası olduğuna göre haksız fiil tarihinden faiz talebi mümkün olduğu halde mahkemece ıslah tarihinden faize karar verilmesi hususları da doğru görülmemiş kararın bu nedenlerle de davacı ve davalılar..., ...ve ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
5- Davacı vekilinin birleşen dava yönünden yaptığı temyiz itirazlarına gelince, davacı birleşen dava ile 19/04/2002 tarihli ve davacı ile davalılar ... ve ... arasında tarafların ortağı olduğu Alfa A.Ş.’nin borcunun ... tarafından ödenmesine ilişkin olarak yapılan protokole dayanarak '...ili, ... ilçesi, ... Mah., 1155 ada 20 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve bu taşınmazın 1/2 payının adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. HUMK. 13/son maddesi uyarınca birden fazla taşınmaza ilişkin davaların bu taşınmazların birisinin bulunduğu mahal mahkemesinde açılması mümkündür. Bu itibarla mahkemece bu taşınmaz yönünden açılan davanın esasına girilerek tarafların delillerinin toplanılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi de doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
6- Bozma sebep ve şekline göre davacı ve davalılar ..., ...ve ... vekilinin zararın miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı ile davalılar..., ...ve ... yararına, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar Medi ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar Medi ve ... yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre davalılar Medi ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalılar..., ...ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı ve davalılar..., ...ve ... yararına BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (6) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre davacı ve davalılar ..., ...ve ... vekilinin zararın miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak mümeyyiz davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 26.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre, aşağıdaki şirket türlerinden hangisi bir sermaye şirketi veya kooperatif ile birleşirken "devralan" taraf olamaz, yalnızca "devrolunan" (katılan/sona eren) taraf olmak zorundadır?
A) Anonim Şirket
B) Limited Şirket
C) Paylı Komandit Şirket
D) Kollektif Şirket
E) Kooperatif
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.