6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 140

Türk Ticaret Kanunu 140. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 140- (1) Devrolunan şirketin ortaklarının, mevcut ortaklık paylarını ve haklarını karşılayacak değerde, devralan şirketin payları ve hakları üzerinde istemde bulunma hakları vardır. Bu istem hakkı, birleşmeye katılan şirketlerin malvarlıklarının değeri, oy haklarının dağılımı ve önem taşıyan diğer hususlar dikkate alınarak hesaplanır. (2) Ortaklık paylarının değişim oranları belirlenirken, devrolunan şirketin ortaklarına tahsis olunan ortaklık paylarının gerçek değerlerinin onda birini aşmaması şartıyla, bir denkleştirme ödenmesi öngörülebilir. (3) Devrolunan şirketin oydan yoksun paylarına sahip ortaklarına aynı değerde, oydan yoksun veya oy hakkını haiz paylar verilir. (4) Devrolunan şirkette mevcut bulunan paylara bağlı imtiyaz hakları karşılığında, devralan şirkette eş değerde haklar veya uygun bir karşılık verilir. (5) Devralan şirket, devrolunan şirketin intifa senedi sahiplerine, eş değerli haklar tanımak veya intifa senetlerini, birleşme sözleşmesinin yapıldığı tarihteki gerçek değeriyle satın almak zorundadır. b) Ayrılma akçesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

31 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/7803 E., 2024/4489 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
plakalı aracın ön motor kaputu orta kısmı üzerinde oluşan dikey hasarın, arkasına çarpmış olduğu aracın arka kısmında oluşan hasarla oluşamayacağı görüşünün bildirildiği, TTK'nın 1409 uncu maddesi gereği kural olarak ispat külfeti sigortacıda ise de davalı ...
4. Hukuk Dairesi         2022/7803 E.  ,  2024/4489 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/178 D.İş, 2022/178 K. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2022/İHK-6993 HÜKÜM/KARAR : Davanın reddi/ İtirazın reddi SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2021/177462 Taraflar arasındaki sigorta tahkim davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun reddine karar verilmiştir. Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, 21.03.2021 tarihinde meydana gelen çift taraflı trafik kazası sonucunda müvekkiline ait aracın hasarlandığını, müvekkiline çarpan aracın davalı nezdinde zorunlu trafik sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu belirterek şimdilik 5.424,50 TL tazminat talep etmiş, yargılama sırasında talebini 43.000,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın usulden reddi gerektiğini, hadisenin kurgu olduğuna dair kuvvetli şüphe olduğundan davanın esastan da reddi gerektiğini, aracın şirket eksperlerine gösterilmediğini, kusur raporu alınması gerektiğini, karşı tarafın ispat yükü olduğunu, talep edilen ekspertiz bedelinin makul giderlerden olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ispat külfetinin sigortacıda olduğu, sigorta şirketinin cevap dilekçesinde; dosyada mevcut fotoğrafların kaza sonrası çekildiği, yer zemininde her iki araca ait lastik izleri ve döküntülerinin görülmediği, özellikle müvekkiline sigortalı aracın üzerinde bazı aksamların bulunmadığı ve bu aksamların yer zemininde de görülmediği, aracın ön kısmındaki bazı hasarların beyan edilen kazada oluşmasının mümkün olmadığı, mağdur aracın ön camının görünümünden yağmurlu havada kullanılarak olay yerine gelmediğinin anlaşıldığı ve davanın reddinin talep edildiği, bilirkişi raporunda; araçların üzerinde oluşan tüm hasarların bu kazada oluşma ihtimalinin zayıf olduğu tespiti yapıldığı, davalının kaza hasar uyumsuzluğu itirazlarının kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz edilmiştir. B. İtiraz Sebepleri Davacı vekili itiraz dilekçesinde, olay yerine ve hasara ilişkin fotoğraflar incelendiğinde hasarın kaza tutanağında tarif edilen oluşla uyumlu olduğunu, müvekkilinin aracında büyük oranda hasar oluştuğunu, yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına itiraz etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından alınan 22.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda adli trafik bilirkişisince de; dosya içerisinde bulunan kaza sonrası çekilmiş fotoğraflarda kaza anında çarpmanın etkisi ile araçlardan kopan veya düşen parçaların yol üzerinde görünmediğini, ... plakalı aracın ön sol alt kısmında sis farının yerinde olmadığını, elektrik direğine çarpma açısı ve şeklinden bu kısmın hasarının bu kaza ile alakalı olamayacağını, aracın sol arka yan köşe stop lambası altında tampon üzerinde oluşan hasar ile sağ arka stop lambası köşesinin kırık olması ve ... plakalı aracın ön kısmında oluşan hasarlar da değerlendirildiğinde, bu iki kısımda oluşan hasarın aynı anda oluşmasının zor olduğunu, ... plakalı aracın ön motor kaputu orta kısmı üzerinde oluşan dikey hasarın, arkasına çarpmış olduğu aracın arka kısmında oluşan hasarla oluşamayacağı görüşünün bildirildiği, TTK'nın 1409 uncu maddesi gereği kural olarak ispat külfeti sigortacıda ise de davalı ... şirketinin dayandığı teknik rapor ve ekspertiz raporundaki değerlendirme ve tespitlerin hakem heyetince alınan bilirkişi raporu ile de doğrulandığı, kazanın 21.03.2021 tarihli kaza ile ilgili aynı tarihli kaza tespit tutanağı, araçların kaza sonrası fotoğrafların eklendiği tazmin talepli başvurunun 02.07.2021 tarihinde gerçekleştiği tümüyle değerlendirildiğinde TTK’nın 1446 ncı maddesi uyarınca "rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olacak şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içindeymiş gibi ihbar edildiği" halinin gerçekleştiği ve ispat külfetinin yer değiştirip, rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfetinin davacıya geçtiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına yapılan itirazların dikkate alınmadığını, kazanın kurgu olduğuna dair iddiaların davalı tarafından görevlendirilen araştırmacı raporuna dayandığını, tek taraflı raporun delil olarak kabul edilemeyeceği, bilirkişinin kusur incelemesi yapmak dışında, uzmanlık alanı dışına çıkarak otomotiv alanında bilgisi olmadığı halde görüş bildirdiğini, hasarın kaza ile uyumlu olduğunu, müvekkilinin aracının yabancı, karşı aracın yerli olduğunu, her iki araç arasında menşei farkı olduğundan yerli üretim araçlarda hasarın daha ağır olmasının sık karşılaşılan bir durum olduğunu, kaza tutanağında tarif edildiği şekilde diğer aracın tüm ön yüzeyi ile müvekkiline ait araca tüm arka yüzüne temas edecek şekilde çarptığını, her iki aracın da hem sol hem sağ far ve stop lambaları dahil olmak üzere tüm ön ve arka yüzeylerinde hasar oluşmasında olağanüstü bir durum olmadığını, somut olayda ispat yükünün sigortacıda olduğunu, müvekkilinin doğru beyanda bulunma mükellefiyetini kasten yerine getirmediğine dair somut delil ve belgeleri sunamadığını belirterek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu aracında hasar oluşan davacının hasar onarım bedeli tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 99 uncu maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409 ve 1429/1 inci maddesi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1429/1 inci maddesinde; “Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.” hükmü ve 1409 uncu maddesinde; "(1)Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur. (2) Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir." hükmü yer almaktadır. Somut olay bu hükümler çerçevesinde değerlendirilecek olduğunda; taraflar arasındaki anlaşmalı trafik kazası tespit tutanağında davalıya sigortalı aracın sürücüsünün hızlı olduğu ve göbeği son anda fark ederek davacı aracına çarptığı yönünde beyanı bulunduğu açıktır. Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından aldırılan 22.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda ise kazanın oluşma ihtimalinin mümkün olduğu ancak davacı aracındaki tüm hasarların bu kazada meydana gelmiş olması ihtimalinin zayıf olduğunun belirtilmiş olmasına, başka deyişle zararın gerçekleşmiş olmasına göre, yukarıda değinilen Yasa hükümleri uyarınca davalının 21.03.2021 tarihli kaza nedeni ile davacı aracında oluşan hasar bedelinden sorumlu olduğu açıktır. Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince, (aracın işbu kaza öncesinde de hasarlanmış olduğu da gözetilmek suretiyle) davacı aracında 21.03.2021 tarihli kaza nedeni ile oluşan hasar bedelinin ne olduğu hususunda farklı bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 09.05.2024 tarihinde üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Bilindiği üzere Trafik Kazası Tespit Tutanağı (KTT) aksi ispat edilinceye kadar geçerli belgelerdendir. Somut olayda, KTT trafik görevlisi gelmeden taraflar arasında düzenlenmiş olup, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile de doğruluğu konusunda tereddüt oluşmuş, tutanak içeriğinin aksi kanıtlanmıştır. Öte yandan davacının aracında mevcut olan hasar izleri tek tek belirlenmiş; kazaya karışan araçların marka, model ve teknik özellikleri (yükseklik, sağlamlık, sürtünme ve darbe vs.) ile kazanın meydana geldiği yer ve yolun özellikleri göz önüne alındığında bu hasarların KTT’deki oluşa uygun olmadığı açıkça belirlenmiştir. Kaza tarihi göz önüne alındığında, bu aşamadan sonra böyle bir tespitin yapılabilmesi de artık mümkün değildir. KTT’nin güvenilirliği ve ispat kuvveti bilirkişi raporuyla ortadan kaldırıldığına göre taraflar arasında tanzim olunan KTT’de anlatılan oluşa uygun olarak ve davacının aracında kazanın meydana geliş şekline göre ("kaza sonrası fotolarda kaza anında çarpma etkisi ile araçlardan kopan veya düşen parçaların yol üzerinde görülmediği, davacıya ait aracın sol alt ön kısmındaki sis farının yerinde olmadığı, elektrik direğine çarpma açısı ve şeklinden bu hasarın kaza ile ilgisi olmayacağı, aracın sol arka yan köşe stop lambası altında tampon üzerinde oluşan hasar ile sağ arka stop lambası köşesinin kırık olması sigortalı aracın ön motor kaputu orta kısmı üzerinde oluşan dikey hasarın arkasına çarpmış olduğu aracın arka kısmında hasarla oluşamayacağının anlaşıldığı") hasarın ve hasar bedelinin belirlenmesi de mümkün değildir. Sonuç olarak hasarın kazayla uyumlu olmadığı ve KTT’nin gerçeği yansıtmadığı dikkate alındığında hasarlı araca ait varsayıma dayalı bulgulardan yola çıkarak bir kazanın mevcut olduğunu ve hasara dayalı zararın belirlenmesini kabule olanak yoktur. Bu itibarla Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının hukuka ve oluşa uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncesindeyim.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2022/7898 E., 2024/3310 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
şirketinin tazminatın ödenmesi konusunda itirazının olduğu ancak bu itirazı ispatlama yönünde bir delil sunmadığı, itirazını tıbbi bir belge ile ispatlayamadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1409 uncu maddesi gereğince sigortacı sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olup, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarını
4. Hukuk Dairesi         2022/7898 E.  ,  2024/3310 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/340-2022/345 SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2022/İHK-14395 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun kabulü/ İtirazın reddi SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2021/162051 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların müteveffa sigortalı ...'ın yasal mirasçıları olduğunu, muris ...'ın dava dışı... Finansman A.Ş.’den 67.594,00 TL kredi aldığını, kredinin geri ödenmesini teminat altına almak için davalı şirket nezdinde hayat sigortası yaptırdığını, murisin 06.08.2020 tarihinde evinde geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu vefat ettiğini, murisin vefat etmeden önce kredi borcunun 11.697,82 TL’sini ödediğini, ölüm tarihi itibariyle ödenmeyen kredi bakiye borcunun 55.896,18 TL olduğunu, dava dışı... Finansman A.Ş.’ye olan kredi borcunun tamamının davacı tarafça ödendiğini, dain-i mürtehin sıfatı olan dava dışı... Finansman A.Ş.'nin 24.06.2021 tarihli belgeyle hayat sigortası kapsamındaki tazminatın davacılara ödenmesi konusunda muvafakat verdiğini, buna ilişkin yazının dosyaya sunulduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacılardan ... için 20.961,06 TL, ... için 20.961,06 TL ve ... için 13.974,06 TL olmak üzere toplam 55.896,18 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalının vefat nedeninin “tehlikeli hastalıklar teminatı” kapsamında sayılan hastalıklardan olmadığını, sigortalının kalp hastalığı nedeniyle vefat ettiğini, bunun da teminat kapsamında sayılan miyokard enfarktüsü/kalp krizine karşılık gelmediğini, mezkur teminat kapsamına alınan hastalıklar arasında sayılan miyokard enfarktüsü/kalp krizinin gerçekleştiğinin kabulü için hangi unsurların bulunması gerektiğinin poliçede belirtilmiş olduğunu, sigortalının kalp krizi geçirdiğini söylemenin kesin olarak mümkün olmadığını, bu konuda bir epikriz veya başkaca belgenin bulunmadığını, ölüm belgesinde “akut miyokard enfarktüsü” ibaresinin yer almasının, sigortalının vefatına neden olan kalp hastalığının anılan tanım içerisinde yer aldığının kabulünü gerektirmediğini, bunun yeterli delil olmadığını, bu hususta tıbbi bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, sigortalının rahatsızlığının tehlikeli hastalıklar teminatı kapsamında olmaması sebebiyle anılan teminatın ödenmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında iç hastalıkları uzmanı bilirkişiden alınan 05.12.2021 tarihli raporda muris sigortalı ......’ın ölüm belgesinde “akut miyokard enfarktüsü” ibaresinin yer aldığı, ölüm evde gerçekleştiğinden poliçe şartlarında sayılan kriterlerin yerine getirilmesine imkan bulunmadığı, evde gerçekleşen akut miyokard enfarktüsü vakasında kesin tanının ancak otopsi ile konabileceği, dosya muhteviyatında müteveffaya ait epikriz, ilaç dökümü, ilaç raporu ya da başkaca herhangi bir kişisel sağlık verisine rastlanamadığından kendisinde mevcut koroner kalp hastalığı olup olmadığının bilinemediği, dosyada mevcut tek tıbbi belge olan İzmir Narlıdere İlçe Sağlık Müdürlüğünden Dr. ...tarafından düzenlenmiş 06.08.2020 tarihli ölüm belgesinde doğrudan ölüm sebebi olarak kaydedilen “akut miyokard enfarktüsü” tanısına katılmamak için bir sebep bulunmadığı, bu durumda ölüm sebebinin poliçede tazminat sebebi olarak kaydedilmiş bulunan tehlikeli hastalıklar kapsamında tanımlanan Miyokard enfarktüsü/Kalp krizi olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, söz konusu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı ... şirketinin tazminatın ödenmesi konusunda itirazının olduğu ancak bu itirazı ispatlama yönünde bir delil sunmadığı, itirazını tıbbi bir belge ile ispatlayamadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1409 uncu maddesi gereğince sigortacı sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olup, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükünün sigortacıya ait olduğu, davalı ... şirketinin de ölümün akut miyokard enfarktüsünden başka bir sebeple gerçekleştiğini ispat edemediği, uyuşmazlık konusu olgunun, dosyada mevcut tek tıbbi belge olan İzmir Narlıdere İlçe Sağlık Müdürlüğünden Dr. ...tarafından düzenlenmiş 06.08.2020 tarihli ölüm belgesinde doğrudan ölüm sebebi olarak kaydedilen “Akut miyokard enfarktüsü” sebebiyle gerçekleştiğine dair hekim bilirkişi görüşünün esas alınmasına karar verildiği, bu itibarla, mütevaffa-sigortalının ölümünün ölüm belgesinde de yazdığı üzere ve aksi de ispat edilemediği üzere akut miyokard enfarktüsü sebebiyle gerçekleştiğine ve bu sigorta kapsamındaki tehlikeli hastalıklardan birisi olması nedeniyle sigorta tazminatının ödenmesinin uygun olacağı gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 55.896,00 TL tazminatın temerrüt tarihi (davalının davacıların talebini reddine ilişkin ret yazısının tarihi) olan 23.09.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile miras hisseleri oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; sigortalı murisin ölüm sebebinin sigorta sözleşmesinde belirtilen “Tehlikeli hastalıklar” kapsamında olmadığını, ölüm sebebinin kalp krizi olduğu hususunun sabit olmadığını, davacı tarafın bunu ispatlayan belge sunmadığını, ispat yükünün davalıda olmadığını belirterek, Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sigortalı müteveffanın ölümünün 06.08.2020 tarihli ölüm belgesinde yazdığı üzere akut miyokard enfarktüsü sebebiyle gerçekleştiği, akut miyokard enfarktüsü rizikosunun, taraflar arasındaki sigorta sözleşmesinde belirtilen “Tehlikeli hastalıklar” kapsamında bir risk olup, davalı sigortacı tarafça bu riskin sigorta teminatı kapsamı dışında kaldığına dair herhangi bir belge sunulamadığı göz önünde bulundurularak, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı yaptığı itiraz başvurusuna konu ettiği nedenlerle, İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı TTK’nın 1409 uncu maddesi, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 15.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/446 E., 2023/802 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Sigorta sözleşmesi; davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 1401/1 inci maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu         2022/446 E.  ,  2023/802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/288 E., 2021/817 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2019/5299 Esas, 2021/1399 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar öncelikle onanmış, davacılar vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili, 18.10.2013 tarihinde meydana gelen trafik kazasında vefat eden müvekkillerinin oğlu ... ... için, işvereni dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. nin davalıya 20.09.2013-20.09.2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yaptırdığını, müvekkillerine davaya konu poliçe için ödeme yapılmadığını ileri sürerek poliçe kapsamında 25.000,00 TL ölüm teminatının müteveffanın ölüm tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; ilk sigorta prim peşinatı kaza tarihinden sonra yatırıldığından sigorta poliçesinin hukuksal koruma kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli ve 2014/1161 Esas, 2016/180 Karar sayılı kararı ile; sigorta yaptıran dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. tarafından riskin gerçekleşmesinden önce 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken sigorta priminin ödenmediği, kaza tarihi itibarıyla sigortacının sorumluluğunun başlamadığı, dolayısıyla davacıların sigorta teminatını talep edemeyecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuş; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 20.05.2019 tarihli ve 2016/15178 Esas, 2019/6390 Karar sayılı ilk kararı ile; hükmün onanmasına karar verilmiştir. 8. Davacılar vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2019/5299 Esas, 2021/1399 Karar sayılı kararı ile; “... Dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonucunda; Dava kazadan kaynaklı ölüm nedeni ile vefat tazminatı talebine ilişkindir. Sigorta ettirenin borcu sigorta primini ödemek, sigortacının borcu da rizikonun gerçekleşmesi halinde tazminat ödemektir. 6102 sayılı TTK'nın 1424 ve devamı maddeleri birlikte incelendiğinde, sigorta şirketinin kendileri tarafından imzalanmış bulunan poliçenin bir örneğini sigortalıya ulaştırmak ve özellikle primi veya ilk taksidi de poliçenin teslimi karşılığı tahsil etmekle yükümlüdür. TTK'nın 1424. maddesinde yer alan düzenlemeye göre ise; "sigortacı, sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat içinde poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür". Davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1430.maddesinde sigortalının prim ödeme borcu; 1431.maddesinde prim ödeme zamanı ve 1434.maddesinde prim ödemesinde temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TTK'nun 1434/1.maddesinde "ilk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur" düzenlemesi yapılmıştır. Prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hallerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hallerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması halinde, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu Dairemiz uygulamalarındandır. Somut olayda; taraflar arasındaki poliçe için tek peşin prim 61,81 TL kararlaştırılmış ve ödeme tarihi olarak da poliçe tanzim tarihi 20.09.2013 olarak belirlenmiştir.Davaya konu edilen rizikonun 18.10.2013 tarihinde gerçekleştiği ve 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken primin kazadan sonra 31.10.2013 tarihinde davalı ... Şirketinin hesaplarına ödendiği görülmektedir. Dosya kapsamına göre süresinden sonra ödenen primin Sigorta Şirketince iade edildiğine dair davalı Sigortanın savunması olmadığı gibi bilgi belge de yoktur. Sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmeyerek sözleşmeyi ayakta tutması iradesi karşısında, dava açıldıktan sonra prim peşinatının ödenmeyişi savunmasını yapan davalı sigortacının sözleşmeden caydığının kabulü mümkün değildir. Zira; ... ve iyiniyet temelinde akdolunan sigorta sözleşmelerinde, tarafların tüm haklarının kullanımında (sözleşmenin kurulmasında olduğu kadar, sona erdirilmesinde de) bu ilkelere bağlı biçimde hareket etmesi gereklidir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davalı sigortacı bakımından geçerli bir sözleşmeden cayma durumu bulunmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.10.2021 tarihli ve 2021/288 Esas, 2021/817 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) ilgili maddeleri ile Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları'nın 16 ncı maddesine değinmek suretiyle süresinden sonra ödenen primi iade etmemiş olmasına ve kazanın sözleşme süresi içinde olmasına rağmen sorumluluk süresi içinde olmaması nedeniyle davalı ... şirketinin rizikoyu taşıma yükümlülüğünün de başlamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu ferdi kaza sigorta sözleşmesinde prim peşinatının rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödendiğinin, sigorta şirketi tarafından primin tahsil edilerek iade edilmediğinin ve sözleşmenin feshedilmediğinin çekişmesiz olduğu somut olayda; sigorta şirketinin belirlenen ölüm teminatından sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümüne geçmeden önce konu ile ilgili kavram ve yasal mevzuata genel olarak değinmekte yarar vardır. 13. Sigorta sözleşmesi; davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 1401/1 inci maddesinde; “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım çerçevesinde, sigorta sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu, sigortacının asli ediminin rizikoyu taşıma (himaye sağlama) borcu iken sigorta ettirenin asli edimini ise prim ödeme borcu oluşturduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 14. Sigorta sözleşmelerinin kuruluşuna ve şekline ilişkin 6102 sayılı TTK’da herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Buna göre, diğer borçlar hukuku sözleşmelerinde olduğu gibi, sigorta sözleşmeleri de iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile meydana gelir; ayrıca kanunda aksi öngörülmediği için hiçbir şekle de tabi değildir. 15. Sigorta sözleşmesinin kurulmasına ilişkin Kanunda herhangi bir şekil şartının öngörülmemesi, öneri ve kabulün de herhangi bir şekle tâbi olmayacağı anlamına gelmektedir. Sigorta sözleşmesi sigorta ettirenin yaptığı önerinin sigortacı tarafından (örneğin sigorta poliçesinin sigorta ettirene ulaştırılması yoluyla örtülü olarak) kabul edilmesiyle veya sigortacının (örneğin sigorta poliçesinin taslağının sigorta ettirene ulaştırılmasıyla) yaptığı önerinin sigorta ettiren tarafından (mesela ilk primin ödenmesiyle örtülü olarak) kabul edilmesiyle kurulmuş olabilir (Samim Ünan: Türk Ticaret Kanunu Şerhi C. I, İstanbul, 2016, s. 61). 16. Menfaat ilişkisi sigorta sözleşmesinin objektif esaslı noktasıdır. Dolayısıyla esaslı noktası olmayan sözleşme yok hükmünde olacağından, bir menfaat olmaksızın yapılan sigorta sözleşmesi geçersiz olacağı gibi sonradan menfaatin ortadan kalkması hâlinde de geçersiz olacaktır (6102 sayılı TTK md. 1408/1). Her sigorta sözleşmesi sigorta genel şartlarına uygun olarak hangi menfaat ya da menfaatlerin sigortalandığının tespit edilmesine imkân verecek bir tarzda düzenlenmelidir. 17. Sigorta poliçesi, sigortacının, sigorta sözleşmesinin kurulmasından sonra Kanunda öngörülen süre içerisinde düzenlemekle yükümlü olduğu; sözleşmenin yapıldığını ispat eden bir belgedir. Sigorta sözleşmelerinde sigortacının sigorta poliçesi düzenleme ve teslim etme yükümlülüğü asli yükümlülük olmayıp yan yükümlülüktür. Bu itibarla sigorta poliçesinin düzenlemesinin ve tesliminin sözleşmenin kurulması veya geçerliliği üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 1424 üncü maddesi; "Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden ... zarardan sorumludur” hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, sigorta poliçesi düzenleme ve teslim yükümlülüğü sigortacıya aittir. Bununla birlikte sigorta sözleşmesi akdetme ve poliçe düzenleme ile prim tahsil etme yetkisi kural olarak sigorta şirketlerine ait olmakla birlikte, bu yetki acentelik vekâletnamesinde belirtilmek kaydıyla, sigorta acentelerine devredilebilmektedir. 18. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2020 tarihli ve 2017/11-1301 Esas, 2020/878 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. 19. Eldeki dava, ferdi kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğundan gelinen aşamada ferdi kaza sigortalarına da kısaca değinmek faydalı olacaktır. 20. Ferdi kaza sigortaları 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ... sigortalarının bir bölümünü oluşturan kaza sigortaları içinde sayılmaktadır ve belirli bir kişinin kaza rizikosuna karşı sigorta himayesi altına alınmasına hizmet eden sigorta sözleşmesi türüdür. 21. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1507 nci maddesinde; "Kaza sigortası, belli bir prim karşılığında, sigortalının uğrayacağı kaza sonucu ölüm, geçici veya sürekli engellilik ya da işgöremezlik hâlleri için sigorta teminatı sağlar. Ölüm, ani olarak veya kaza tarihinden itibaren en çok bir yıl içinde gerçekleşmiş ise sigorta bedeli sigorta ettirene yahut onun tarafından belirlenmiş kişiye; geçici ve sürekli engellilik veya işgöremezlik hâllerinde ise sigortalıya ödenir" hükmü düzenlenmiştir. 22. Anılan hükümden de yola çıkılarak kapsamlı bir tanım yapılacak olursa kaza sigortası sözleşmesi; sigorta ettirenin prim ödemesi karşılığında, sigortacının riziko şahsının kaza sonucunda ölümüne yahut sağlığında meydana gelecek zedelenmeler ile bunların doğurabileceği tedavi giderlerine karşı sigorta himayesi sağladığı sigorta sözleşmesi türüdür. Riziko şahsı ise "rizikonun üzerinde gerçekleştiği kişi" olarak tanımlanır ve sigorta ettirenden farklı bir kişidir (Evrim ..., Ferdi Kaza Sigortası Sözleşmesi, İstanbul, 2017, s. 12). 23. 6102 sayılı TTK'nın 1430. maddesinde sigorta ettirenin prim ödeme borcu; "Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenir", 1431. maddesinde prim ödeme zamanı; "Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksidin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi, poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödenir", 1434 üncü maddesinde prim ödemesinde temerrütün sonuçları; "(1) 1431 inci maddeye uygun olarak istenilen sigorta primini ödemeyen sigorta ettiren mütemerrit olur. (2) İlk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur" şeklinde düzenlenmiştir. 24. Sigorta sözleşmesi iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile kurulacak ise de; 6102 sayılı TTK’nın 1421 inci maddesi gereğince sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü primin veya ilk taksitinin ödenmesi ile başlayacaktır. Bununla birlikte 6102 sayılı TTK’nın 1431 inci maddesi gereğince sigorta ettirenin prim ödeme borcu ise poliçenin teslim edilmesi anında muaccel hâle gelecektir. Görüldüğü üzere sigorta poliçesinin verilmesinin sigorta sözleşmesinin kurulması üzerinde bir etkisi bulunmamakta, sadece sigorta ettirenin prim ödeme borcunun muaccel olmasını sağlamaktadır. Sigorta ettiren tarafından primin veya ilk taksitinin ödenmesi ile de sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü başlamaktadır. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. nin davacıların oğlu ... ... için 20.09.2013-20.09.2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yaptırdığı, 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken sigorta priminin ödenmediği ve 18.10.2013 tarihinde gerçekleşen kazada ... ...'ın vefat etmesiyle riziko gerçekleştikten sonra 31.10.2013 tarihinde sigorta ettiren şirketin çalışanları adına ... ...'ı da kapsayacak şekilde toplu prim ödemesi yaptığı anlaşılmaktadır. 26. Yukarıda bahsedildiği üzere, sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü, bir diğer ifade ile rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sorumlu olabilmesi, sigorta ettirenin sözleşmenin akdinden sonra ödediği ilk prim ile başlamaktadır. Yani sigorta ettiren hiç ödeme yapmamış ise bunun en önemli sonucu sigorta himayesinin başlamaması olacaktır. Somut olayda, kazadan önce prim ödemesinin yapılmadığı hususu çekişmesizdir. Bu durumda Mahkemece de benimsendiği üzere sigorta himayesi başlamadan kaza gerçekleştiğinden sigortacının sorumluluğunun bulunmadığı düşünülebilirse de, kazadan sonra prim ödemesinin yapıldığı, yapılan ödemenin iade edilmediği gözden kaçırılmamalıdır. 27. Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, Yargıtayın yerleşik uygulamasında sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesine önem verilmektedir. Bu durumda, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hâllerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hâlinde sözleşmeyi ayakta tuttuğu değerlendirilmektedir. Bu şekilde sözleşmeyi ayakta tutup rizikoyu bilmesine rağmen prim tahsilatını gerçekleştiren sigortacının daha sonra sözleşmeyle bağlı olmadığını iddia etmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde düzenlenen "dürüstlük ilkesi" ile bağdaşmaz. 28. Ne var ki, somut olayda, davalı sigortacının prim peşinatını tahsil etmeden rizikoyu öğrendiğine ilişkin bilgi, belge dosyada bulunmamaktadır. Davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin tespiti, sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı yönünden önem arz etmektedir. Anılan eksiklikler giderilmeden ve davalının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı tespit edilmeden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda, davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin ve davalı sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığının detaylı şekilde yapılacak araştırma sonucunda tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekir. 29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 6102 sayılı TTK'nın 1487/2 nci maddesinde düzenlenen hayatı sigorta edilen kimsenin, ilk primin ödenmesinden önce ölmesi hâlinde sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağı hükmü ve bu maddeyi koruma altına alan 1520 nci madde gereğince taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu, direnme kararının değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 30. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 13.09.2013 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Dava, ferdi kaza sigortasında teminat altına alınan ölüm teminatının tahsiline ilişkindir. TTK’nın 1510/2 nci maddesi gereğince hayat sigortalarına ilişkin diğer hükümler kaza sigortası hakkında da kıyas yoluyla uygulanır. Aynı yasanın 1487/2 nci maddesi gereğince ise hayatı sigorta edilen kimse ilk pirimin ödenmesinden önce ölmüşse sigorta sözleşmesi geçersizdir ve 1520/1 inci madde gereğince bu hükme aykırı sözleşmeler geçersizdir. Somut olayda, sözleşme süresi 20.09.2013–20.09.2014; ölüm tarihi 18.10.2013 pirim ödeme tarihi ise 31.10.2013’tür. Bu durumda, TTK’nın 1487/2 nci maddesine göre sözleşme geçersiz olup zimnen dahi bu hükmün aksi kararlaştırılamayacağından sigorta şirketine rizikodan sonra ihtarın yapılıp yapılmadığının bir önemi bulunmayıp varılacak sonucu değiştirmeyecektir. Geçersiz sözleşme nedeniyle herkesin aldığını geri vermesi gerekir. Kararın bu sebeple değişik gerekçeyle onanması görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz. "K A R Ş I O Y" Dava dışı ... ... için işvereni ... Temizlik Ltd. Şti. tarafından 20.09.2013-2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yapılmış, yolcu olarak bulunan davacıların oğlu ... ...'ın 18.10.2013 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefatı kaza sigorta poliçesi nedeniyle ödeme yapılmadığını, poliçe kapsamında ölüm teminatının ödenmesi talep edilmiştir. Genel Kurul çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, ferdi kaza sigortasında sigortacının sorumluluğunun başlama tarihi ve sözleşmenin yürürlükte olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1430 uncu maddesinde sigortalının prim ödeme borcu; 1431 inci maddesinde prim ödeme zamanı ve 1434 üncü maddesinde prim ödemesinde temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TTK 1434/1 ve ikinci fıkralarında, "1431 inci maddeye uygun olarak istenilen sigorta primini ödemeyen sigorta ettiren mütemerrit olur. İlk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur.” düzenlemesi yapılmıştır. Çoğunluk tarafından prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hâllerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hâllerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması hâlinde, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu savunulmuş ise bu yorum TTK 1421 inci maddeye aykırılık teşkil etmektedir. TTK 1421/1 inci maddesine göre, “Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur.” Görüldüğü üzere, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için kararlaştırma biçimine göre primin tamamının veya ilk taksidinin ödenmiş olması zorunludur. Kanunun bu maddesi emredici niteliktedir. Prim ödenmediği müddetçe sigorta sözleşmesi askıdadır. Sigortacı dilerse bu sözleşmeyi feshedebilir. Sözleşmenin askıda olması ile sigortacının sorumluluğunun başlaması ayrı şeylerdir. Yürürlükte bulunan bir sigorta sözleşmesi çerçevesinde, rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödenen prim sigortacının geriye etkili olarak sorumluluğunu doğurmaz ve sigortacı, riziko anında ilk prim henüz ödenmiş olmadığı için edim yükümlülüğü altında girmemiş idiyse, sonradan primi kabul etmiş olması yüzünden sorumlu olmaz. Riziko anında sigortadan yararlanma hakkına sahip bulunmayan bir sigorta ettirenin, bu durumu bilerek daha sonra gerçekleştireceği bir prim ödemesi ile sigorta parasına hak kazanmış hâle gelmesi TTK 1421 inci maddeye göre kanaatimizce mümkün değildir. Riziko anında ve primin sonradan ödendiği anda sigorta sözleşmesi yürürlükte ise, sigortacı yapılan ödemeyi geri vermekle yükümlü olmaz. Bu olasılıkta, ödenen prim sözleşmeden doğmuş olan ve varlığını aynen sürdüren prim borcuna sayılacaktır. Sigortacının tahsil ettiği primi geri vermemiş olmasına gerçekleşen riziko için sorumlu olmayı kabul ettiği gibi bir sonuç bağlamak, bu açıdan da yerinde görünmemektedir (Samim İnan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku İstanbul 2020, s. 178). Aksi hâlde sigorta ettirenler rizikonun gerçekleşmesine kadar prim ödemez, riziko gerçekleştiğinde prim ödeyerek sigorta sözleşmesinden yararlanmaya çalışırlar. Hatta bir sözleşme döneminde hiç prim ödemesi yapmadan sözleşmenin koruduğu amaca ulaşmış olurlar. Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması düşüncesinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
11. Hukuk Dairesi, 2022/300 E., 2023/560 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
arların sayıldığı ancak fırtına ve kuvvetli rüzgar hasarının açıkça iki başlık altında yer almadığı davacının, teminata dahil olan ve olmayan hasarlar konusunda sigortacı tarafından yeterince aydınlatılmadığını da ileri sürdüğü, Mahkemece, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1409 uncu, 1423 üncü ve 1425 inci madde hükümleri de dikkate alınarak poliçe kapsamı ile birlikte fırtın
11. Hukuk Dairesi         2022/300 E.  ,  2023/560 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi HÜKÜM : Ret Taraflar arasındaki sigorta poliçesine dayalı alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait seraların davalı nezdinde sigorta örtüsü altına alındığını, 12.12.2013 tarihinde meydana gelen hava olayları nedeniyle hasar görmesine rağmen eksper raporunda fırtına hasarı olduğu ve teminat kapsamı dışında kaldığının belirtilmesi nedeniyle ödeme yapılmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL'nin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 29.04.2019 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebini 840.480,25 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçede hangi teminatların verildiğinin açıkça yazılı olduğunu, davacı tarafın hortum hasarı olduğu iddiasıyla hasar ihbarında bulunduğunu ancak yapılan ekspertiz çalışmaları sonucu hortum hasarına ilişkin bulgulara rastlanılmadığını, hasarın teminat kapsamında yer almayan fırtınadan kaynaklandığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemenin 17.02.2016 tarih, 2014/743 E. ve 2016/104 K. sayılı kararı ile dava konusu serada meydana gelen hasarın kuvvetli rüzgar nedeniyle oluştuğu ve sigorta poliçesinde kuvvetli rüzgar teminatı bulunmadığından hasarın teminat dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir. B. Birinci Bozma Kararı Dairemizin 20.12.2017 tarihli, 2016/5230 E. ve 2017/7423 K. sayılı kararı ile davacı hortum hasarından söz ederken, davalının fırtınanın sebep olduğu hasarın teminat dışı olduğunu savunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise hasara kuvvetli rüzgarın sebep olduğunun ifade edildiği, sigorta poliçesi incelendiğinde, hortumun teminat kapsamına dahil olduğu ayrıca poliçenin son sayfasında fırtına ve hortum hasarına ilişkin kloz bulunduğunun anlaşıldığı, buna göre yağmur, kar, dolu ile beraber olsun olmasın münhasıran fırtına veya fırtına sırasında rüzgarın sürüklediği ve attığı şeylerin çarpması ve hortum etkisiyle sigortalı serada ve içindeki üründe doğrudan meydana gelecek zararların teminat kapsamına alındığı, meteoroloji verilerine göre ise 12.12.2013 tarihinde bölgede ölçülen maximum rüzgar hızının 12.7 m/s olduğu, saniyedeki hızı 10.8-17.1 mt arasındaki rüzgarların kuvvetli rüzgar, 17,2mt ve daha fazla olan rüzgarların fırtına olarak değerlendirildiği, Mahkemece, poliçede yer alan fırtına ve hortum klozunun incelenmediği, bu klozun meteoroloji verileri ile birlikte değerlendirilerek hasara sebep olan rüzgarın kuvvetli rüzgar mı fırtına mı olduğunun tespitinin gerektiği, poliçede ve genel şartlarda teminata dahil hasarlar ve teminat dışı hasarların sayıldığı ancak fırtına ve kuvvetli rüzgar hasarının açıkça iki başlık altında yer almadığı davacının, teminata dahil olan ve olmayan hasarlar konusunda sigortacı tarafından yeterince aydınlatılmadığını da ileri sürdüğü, Mahkemece, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1409 uncu, 1423 üncü ve 1425 inci madde hükümleri de dikkate alınarak poliçe kapsamı ile birlikte fırtına ve hortum klozunun değerlendirilmesi ayrıca poliçenin kapsamına alınmayan teminat dışı hallerin tek tek, açıkça ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde genel ya da özel şartlar altında sayılmasının gerekli olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması ve 6102 sayılı Kanun'un 1409 uncu maddesi uyarınca ispat yükünün davalı sigortacıda olduğunun gözetilmesi gerekirken, poliçe hükümleri, ilgili kloz ve genel şartlar yeterince değerlendirilmeksizin eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddi yönünde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 15.10.2019 tarih, 2018/112 E. ve 2019/696 K. sayılı kararı ile 22.03.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre 12.12.2013 tarihinde meteorolojik verilere göre fırtına ve kuvvetli fırtına meydana geldiği, fırtına riskinin sigorta teminatı kapsamında kaldığı, poliçede yer alan klozlarda fırtına ve hortum hasarına yer verilmesi karşısında fırtına riskinin de teminat kapsamında olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. D. İkinci Bozma Kararı Dairemizin 05.11.2020 tarihli, 2020/2 E. ve 2020/4799 K. Sayılı kararı ile davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, gerekirse mahallinde keşif yapılarak Aksu Boztepe Tigem Otomatik Meteoroloji İstasyonu ve Antalya Havalimanı Meteoroloji Gözlem İstasyonundan hangisinin riziko tarihinde sigortalı seraların bulunduğu mahallin atmosfer koşulları bakımından esas alınması gerektiği, hasarın değerlendirilmesi bakımından hangi istasyonun verilerinin cari olduğu tespit edilerek, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. E. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 24.03.2021 tarihli heyet raporuna göre hasarın olay tarihinde meydana gelen rüzgarın kuvvetinin 8 bofor fırtına (17,2-20.7 m/sn veya 62-74 km/saat) kuvvetinde olması nedeniyle poliçedeki dolu, hortum, yangın, heyelan, deprem, taşıt çarpması, kar ve dolu ağırlığı, sel ve su baskını kapsamında olmayan fırtına nedeniyle poliçe teminatı kapsamında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; uyulan bozma ilamlarının davacı açısından usuli kazanılmış hak oluşturduğunu, aydınatma yükümlülüğünün davalı tarafından yerine getirildiğinin ispatlanamadığını, bozma sonrası alınan raporun yetersiz olduğunu, raporda belirtilen rüzgar hızının sigorta poliçe kapsamında olduğunu, bilirkişi raporunda zarar tespiti yapılmamasının bozmaya aykırı olduğunu, davalının hasarın poliçe kapsamı dışında kaldığını ispatlayamadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalının meydana gelen hasardan sorumlu olup olmadığı, hasarın miktarı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 1425 inci maddesi 3. Değerlendirme Dava, Sera Sigorta Poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmış ve fırtınanın poliçe kapsamında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Dairemizin ilk bozma ilamı ile dosyada mevcut sigorta poliçesi incelendiğinde, hortumun teminat kapsamına dahil olduğu ayrıca poliçenin son sayfasında fırtına ve hortum hasarına ilişkin kloz bulunduğunun anlaşıldığı, buna göre yağmur, kar, dolu ile beraber olsun olmasın münhasıran fırtına (10 mt. yükseklikte 62 km/saatten daha yüksek hızla esen rüzgarlar) veya fırtına sırasında rüzgarın sürüklediği ve attığı şeylerin çarpması ve hortum etkisiyle sigortalı serada ve içindeki üründe doğrudan meydana gelecek zararların teminat kapsamına alındığı belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda olay yerinde meydana gelen meteorolojik hadisenin rüzgar kuvvetinin 8 bofor fırtına (17,2-20.7 m/sn veya 62-74 km/saat) kuvvetinde olduğu tespit edilmesine karşın poliçe kapsamında olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Bozma ilamında açıkça belirtildiği gibi poliçenin son sayfasında fırtına ve hortum hasarına ilişkin klozun bulunduğu ve 10 mt. yükseklikte 62 km/saatten daha yüksek hızla esen rüzgarların etkisiyle sigortalı serada ve içindeki üründe doğrudan meydana gelecek zararların teminat kapsamında olduğu dikkate alındığında davaya konu zararın poliçede belirtilen şiddetteki fırtına nedeniyle oluştuğu ve poliçe kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda tazminat yönünden inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 26.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2018/1055 E., 2019/2463 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasında akdedilmiş bir sigorta poliçesi bulunmadığını, davaya konu poliçe sigortacısının dava dışı Ak Sigorta A.Ş olduğunu, müvekkilinin sigortacı şirketin reasürörü olduğunu, TTK’nın 1403/2 maddesi uyarınca sigorta ettirenin reasüröre doğrudan başvuru hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
11. Hukuk Dairesi         2018/1055 E.  ,  2019/2463 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14/02/2017 tarih ve 2015/741 Esas - 2017/114 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince verilen 14/12/2017 tarih ve 2017/530-2017/876 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, taraflar arasında ticari alacak sigorta poliçesi akdedildiğini, davalının bu poliçeyle müvekkilinin ödenmeyen alacaklarını garanti altına aldığını, poliçeye konu riziko gerçekleşmesine rağmen davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL alacağın temerrüt tarihi olan 17.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasında akdedilmiş bir sigorta poliçesi bulunmadığını, davaya konu poliçe sigortacısının dava dışı Ak Sigorta A.Ş olduğunu, müvekkilinin sigortacı şirketin reasürörü olduğunu, TTK’nın 1403/2 maddesi uyarınca sigorta ettirenin reasüröre doğrudan başvuru hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davaya konu sigorta poliçesinde sigortacı şirket olarak dava dışı Ak Sigorta A.Ş.’nin gözüktüğü, davacı yanca, taraflar arasında akdedilen ve davalının davacının alacaklarını garanti altına aldığını gösteren bir sözleşme ve sair evrak sunulmadığı, davalı şirketin ise, kendisi ile davacı arasında sözleşme bulunmadığını, kendisinin asıl sigortacının sigortacısı olduğunu beyan ettiği, 6102 sayılı Yasanın 1403. maddesi gereğince, davacının reasürür olan davalı şirkete doğrudan başvuru hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, davalının sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı, sigortacının dava dışı Ak Sigorta A.Ş. olduğu, davacının reasüröre doğrudan başvuru hakkı bulunmadığı, bu durumda davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiği, davacı yanın istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, ancak, ilk derece mahkemesinin, pasif dava ehliyetini dava şartı gibi değerlendirerek, davayı usulden reddetmesi kanuna aykırı olduğu, bu hususun HMK’nın 355. maddesi uyarınca re'sen değerlendirilmesi gerektiğinden, HMK 353/1.b.2. maddesi uyarınca, istinafa konu ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, HMK 355 ve 353/1.b.2.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilerek esas hakkında yeniden karar verilmesi suretiyle, davalının pasif dava ehliyeti (davalı sıfatı) bulunmadığından, davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 01/04/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Limited şirketlerin birleşmesinde, devrolunan şirketin ortaklarına tahsis edilen payların gerçek değerinin onda birini aşmamak şartıyla ne ödenebilir?

A) Kar payı
B) Hazırlık dönemi faizi
C) Denkleştirme akçesi
D) Huzur hakkı
E) Kıdem tazminatı