Türk Ticaret Kanunu 15. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 15- (1) İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır.
II - Tüzel kişiler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2015/6390 E., 2016/3589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır.
23. Hukuk Dairesi 2015/6390 E. , 2016/3589 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Vek. Av. ...
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, temyiz inceleme görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'ne aittir. Ne var ki dosya, Yargıtay Hukuk İş Bölümü İnceleme Kurulu'nun 14.07.2015 tarih ve .... sayılı kararıyla Dairemize gönderilmiştir. 6644 sayılı Kanun ile değişik, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 60/3. maddesi uyarınca, kurul tarafından verilen karar kesin olduğundan dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.01.2014 tarihinde .... imzalandığını, bu sözleşme ile davalı tarafın, müvekkili şirketin katılacağı ve tanıtılacağı 30.01.2014-02.02.2014 tarihleri arasında düzenlenecek olan ....ı'nda müvekkilince kullanılacak standın imalatı, kurulumu, malzeme temini, montajı ile sökümü işlerini yapmayı üstlendiğini, bu sözleşmenin, davalı tarafın müvekkiline gönderdiği 26.12.2013 tarih ve 2013.12.65 sayılı teklife dayanılarak imzalandığını, bu teklif ve sözleşme uyarınca, davalının, malzemeleri fuar süresince müvekkiline kullandırmak, ayrıca logolar ve görselleri projeye uygun olarak uyarlamakla sorumlu olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmenin 10.1. maddesi uyarınca ödemeyi davalıya banka aracılığı ile yaptığını, ancak davalı tarafın, müvekkilince gönderilen logo ve görselleri dijital ortamda müvekkilinin onayını aldıktan sonra baskıya vermesi gerekirken bunu yapmadan baskıya verdiğini, baskıdan çıkan logo ve görsellerin hatalı, yamuk ve üçüncü sınıf kalitede olduğunu, fuara bir gün kala bu durumun yaşanması üzerine, müvekkilinin logo ve görselleri ......'a bastırmak ve fuar alanına uygulatmak zorunda kaldığını, bu nedenle Yazmat Mabaacılık'a 4.248,00 TL ek ödeme yapıldığını ve bu şekilde fuara yetiştirildiğini, ayrıca, davalı tarafın sözleşme gereğince tedarik etmesi gereken bar sandalyelerinin kırık ve eksik olduğunu, televizyon ünitesinin DVD'sinin bozuk olduğunu, stand kurulumunda kullanılan malzemelerin üzerinde de çatlaklar, ayak izleri, boya aşınmaları mevcut olduğunu, bu malzemelerin başkaları tarafından daha önce kullanılmış olduğunu, bu malzemelerin de fuara bir gün kala müvekkili çalışanlarınca çalışılarak düzeltildiğini ve fuara yetiştirildiğini, müvekkilinin fuarda bu eksiklikler nedeniyle itibar kaybına uğradığını, davalı tarafın sözleşmeye aykırı olarak ayıplı mal ve hizmet verdiğini, bu nedenle müvekkilince noter kanalıyla gönderilen ihtarname ile .../...
S.2
sözleşmenin feshedilerek, sözleşme uyarınca ödenen 4.130,00 TL ile ....a ödenen 4.248,00 TL'nin ödenmesinin talep edildiğini, ihtarnamenin 10.02.2014 tarihinde tebliğ olduğunu, davalı tarafça verilen cevabi ihtarname ile kalan ödemenin fatura ile talep edildiğini, müvekkili şirket tarafından bu faturanın iade edildiğini, davalının sözleşmeye aykırı olarak ayıplı ve eksik ifada bulunduğunu, bu nedenle sözleşme gereğince müvekkilince ödenen bedeli iade ile yükümlü olduğunu, ayrıca ayıplı ifa nedeniyle üçücü kişi durumunda olan .... ödemek zorunda kalınan miktarı da müvekkiline ödemesi gerektiğini, TMK'nın 950. maddesi uyarınca, davalı tarafın müvekkiline teslim ettiği malzemeler üzerinde müvekkilinin hapis hakkı sahibi olduğunu ve bunların müvekkiline ait otelde tutulduğunu ileri sürerek, 5.000,00 TL manevi tazminatın ve 4.310,00 TL ile 4.248,00 TL'nin 10.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilince yapılması üstlenilen işlerin yapımı için iç mimar ....'ın görevlendirildiğini, ancak davacı şirketin görsellerle ilgili bir takım bilgileri müvekkiline geç ulaştırdığını, fuarın açılmasına saatler kala renk değişimi talebinde bulunduğunu, ayrıca stand içeriklerinde de değişiklikler istediğini, müvekkilinin müşterisini memnun etmek için fazladan malzeme harcayarak ve iş gücü sarfederek yeni rengi standa uyguladığını, davacı şirketin kendi iç ilişkilerindeki anlaşmazlıklar yüzünden devamlı stand yapımı ve diğer işlemler ile ilgili değişiklikler yapılmasını istediğini, bu talebin fuarın başlamasına 24 saatten az bir süre kala gelmesi nedeniyle yapılamayacağının davacı şirkete bildirildiğini, sözleşmenin 7.2. maddesinde, stand kurulumunda ortaya çıkan kusurlu ve noksan işlerin müvekkiline bildirilmesi ve verilecek makul sürede bu eksikliklerin düzeltileceğinin hüküm altına alındığını, ancak müvekkiline herhangi bir süre verilmediğini, davacı şirketin dava dilekçesinde belirttiği tüm eksikliklerin yapıldığını, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında muaccel olmuş herhangi bir borç bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile müvekkiline ait malzemelerin iadesini, müvekkilinin uğradığı zararların tespiti ile tazminini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; taraflar arasında fuar stand sözleşmesi yapıldığı,sözleşme uyarınca, davacının, davalının kusurundan dolayı uğradığını iddia ettiği zararların tahsilini istediği, somut olayın hukuki yönden değerlendirmesi sonucunda, talebin, TBK'da yer alan ücret karşılığı bir şeyin, karşı tarafın kullanımına tahsis edilmesi şeklinde gelişen kira ilişkisinden kaynaklandığı, kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 6100 sayılı HMK'nın 4/1-a. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu, görev hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, anılan yasa hükmü uyarınca mahkemenin davaya bakmakta görevli olmadığı gerekçesiyle, davanın, mahkemenin görevsizliği nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki 06.01.2014 tarihli .... Sözleşmesi'nin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
Fuar stand sözleşmesinin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 1.1. maddesi, "Sözleşme konusu iş, ....'ın inşa edeceği,.... firmasına ait fuar standı teklifi kapsamındaki
.../...
S.3
imalat, kurulum, malzeme temini ve yerine montaj ile sökümünün .... tarafından yapılması işidir. Adı geçen işlerin tümü işbu sözleşmenin konusu olup, bu işlerin tümü sözleşme kapsamı içerisinde ve ekteki iş programı çerçevesinde yapılacaktır." hükmünü içermekte olup, 26.12.2013 tarihli, davalı tarafça gönderilen teklif mektubunda bir kısım oturma grubu, desk, tabure gibi eşyaların da hazırlanan stand kapsamında yer alacağının teklif edildiği anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2010 tarih ve ..... sayılı ilamında açıklandığı üzere, 6098 sayılı TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi; "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." olarak tanımlanmıştır.Bu hükme göre; yüklenici, eser sözleşmesinin konusu olan şeyi imal etmeyi (meydana getirmeyi) taahhüt eden ve imal ettiği şeyi de (eseri) iş sahibine teslim etme yükümlülüğü altına giren kişi ya da kuruluştur. İş sahibi ise, sözleşmeye konu olan eseri bedeli karşılığında imal ettiren ve imal edilen eseri teslim almakta menfaati olan gerçek veya tüzel kişiler veya iş ortakları ya da gruplaşmış müesseselerdir (....).
Bu tanıma göre eser sözleşmesinin unsurlarını; eser imal etme, ücret, taraflar arasında anlaşma ve sözleşmenin şekli olarak belirlemek mümkündür. Eser sözleşmesi bir iş görme sözleşmesi olmakla birlikte, bu sözleşmede önemli olan çalışmanın kendisinden çok, bu çalışmadan ortaya çıkan ve objektif olarak gözlenmesi kabul olan sonuçtur. Bugün için artık söz konusu sonucun mutlaka maddi bir şeyde kendisini göstermesi gerekmediği görüşü gerek öğretide ve gerekse uygulamada baskın bulunmaktadır. İnsan emeği ürünü olmak ve maddi bir varlıkta devamlı olarak kendini göstermek kaydıyla, maddi olmayan şeylerin, örneğin fikri çalışma ürünlerinin dahi eser kavramı içine gireceği kabul edilmektedir. Bir yapı planı çizilmesi, bir kitap yazılması, bir tablo yapılması, yeni bir buluşun uygulanması suretiyle bir şey vücuda getirilmesi, bir film için senaryo hazırlanması gibi.
Giderek, insan emeği ürünü olup bir bütün görünüşünü arz eden ve iktisadi değeri bulunan her hukuki varlık, maddi nitelikte olsun veya olmasın, bir eser sayılmaktadır. Başka bir deyişle, objektif olarak tespiti mümkün olan belirli bir maddi veya maddi olmayan sonucun meydana getirilmesi, istisna akdinin konusunu oluşturabilir. Bu suretle İsviçre Mahkeme içtihatları şu hallerde bir istisna akdinin varlığını kabul etmektedirler. Bir gazeteye bir ilan konulması, radyo, televizyon reklâmları, ışıkla reklâm, bir reklâm kampanyasının bir müşavir tarafından planlanması, bir mağaza vitrinin düzenlenmesi, bir sanatçının radyoda bir tek konser vermesi, ücret karşılığı seyredilen havai fişek gösterisi, kızak yarışı, bisiklet yarışı düzenlenmesi, sinemada film gösterilmesi, şefiyle sözleşme yapılarak tutulan ve akitte kimlikleri belirtilmeyen diğer çalgıcılarının ücretleri şef tarafından verilen bir dans orkestrasının bir lokalde çalışması, bir yarış atının eğitilmesi, bütün bu hallerde maddi bir şey imalini veya böyle bir şeyin değiştirilmesini gerektirmeyen, fakat bir insan emeğinin tek bir bütün görüntüsünü taşıyan sonuçları karşısında bulunulmaktadır (....).
Öte yandan, davalı gerçek kişi olup, mahkemece tacir olup olmadığı hususunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
.../...
S.4
26.06.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi bulunduğu takdirde, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi içinde bulunan ve anılan yasanın 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ve özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı da hüküm altına alınmıştır. Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.09.2008 tarih ve .... sayılı ilamında da açıklandığı üzere;
TTK'nın 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnaf’ın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnaf’ın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez.
TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11.06.2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan.... Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 S.K. hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile
.../...
S.5
TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre;
1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,
2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
Bu durumda mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 11/2. maddesi uyarınca çıkarılan en son tarihli Bakanlar kurulu kararı araştırıldıktan sonra, davalının tacir sıfatının bulunmadığının tespiti durumunda, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hukuk davası (nispi ticari dava) niteliğinde bulunmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu ve davanın, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6562 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un yürürlük tarihinden önce açıldığı gözetilerek, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine, davalının tacir sıfatının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise davanın nispi ticari dava niteliğinde bulunduğu gözetilerek uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2024/2068 E., 2025/839 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ve ...'e şirket hisselerinin 3 yıl dolmadan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 492. ve şirket kuruluş sözleşmesinin 15. maddesine aykırı olarak devredildiği, daha sonra yapılan pay devri ve pay alımlarıyla ...'in şirketin 100.000 adet pay karşılığı 100.000,00 TL sermayenin tamamına sahip olduğu, 01.02.2016 tarihi itibariyle yapılan pay devrine ilişkin olarak genel ku
11. Hukuk Dairesi 2024/2068 E. , 2025/839 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2481 Esas, 2024/93 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/202 E., 2022/86 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle;temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılar ile beraber %52 hisse ile ... Eğitim Hizmetleri Tic. AŞ.'nin kurucu ortaklarından olduğunu, kurulan şirketin işlemleri ile ilgilenmesi için davalılardan ...'e vekâlet verildiğini, müvekkilinin kendisine ödenmeyen şirket paylarına ilişkin araştırma yaptığını, 01.02.2016 yılında yapılan ilk genel kurul toplantısına katılmadığı halde katılmış gibi gösterildiğini ve katılmadığı bir toplantıda kendisinin başkan olarak belirtildiğini farkettiğini, devamında 01.04.2016 yılında çağrısız olarak olağanüstü ve 30.10.2017 yılında 2016 yılına ait genel kurul toplantılarının yapıldığını, toplantıda müvekkiline ait hisse paylarının 25000 adet ..., 25000 adet ..., 25000 adet ..., 25000 ... olarak kaydedildiğini gördüğünü, müvekkilinin %52 hisse payının nerde ve kime nasıl devredildiğini bilmediğini, şirketin genel kurul toplantılarına bakıldığına müvekkilinin ortaklığının görünmediğini, %25 pay ile iki yeni ortak alınmış gibi gösterildiğini ileri sürerek müvekkilinin rızası dışında devri yapılan hisselerin iptaline, %52 oranında hissedar sayılarak yeniden tesciline, hisselerin usulsüz devir tarihinden itibaren başlamak üzere %52 kâr payından şimdilik 1.000,00 TL'sinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin 02.04.2018 tarihinde kendine ait ... Eğitim Hizmetleri Ticaret A.Ş.'de bulunan %52'lik hissesinin kendisinden habersiz ve usulsüz olarak devrinin iptaline ilişkin olarak şirket hissesinin %28'lik pay sahibi ... ve %20'lik pay sahibi olan ...'e karşı Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/202 E. sayılı dosya numarası ile dava açıldığını, davalılar ... ve ...'i ihbar olunan olarak bildirdiklerini, davalıların somut durumu ikrar ettiklerini, ancak hisse bedellerini ödediklerine ilişkin belge sunmadıklarını ileri sürerek hisse devirlerinin hukuka ve kanuna aykırılık sebebiyle iptaline, kuruluş ana sözleşmesindeki gibi %52 oranında müvekkilinin hissedar sayılarak yeniden tescil edilmesine, hisselerinin usulüne aykırı olarak devredildiği tarihten başlayarak %52 kâr payından şimdilik 1.000,00 TL ile beraber yasal faizinin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili asıl ve birleşen davada hisse devri taleplerinin konusuz kaldığını, devralınan hisse pay bedellerinin devir tarihindeki bedellerinin hesaplanmasıyla şimdilik bunun 500,00 TL'sinin tahsili ile kâr payı istemlerini tekrar etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Pelin için açılan davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının dava dışı M. Ö.'ye vekâlet verdiğini, esasen şirketteki hisse sahibinin o olduğunu, davacının sadece şirkette görünüşte hisse sahibi bulunduğunu, davacı adına tüm iş ve işlemlerin vekâletle ve vekâletsiz olarak bizzat şirketin hissedarı gibi M. Ö.'nün yaptığını, müvekkilin davacı ve şirkette esas hissedar olan M.Ö.'nün isteği ve onun da bulunduğu toplantıda görünüşte davacıya ait olan hisselerle ilgili olarak devir kararı aldığını ve bu kararı da karar defterine işlediğini, şirkete ait kararların ve kayıtların muhasebeci tarafından düzenlendiğini, akabinde müvekkili ve diğer hissedarların oraya giderek tutanağa imza attıklarını, davacı vekilinin bahsettiği 01.02.2016 tarihindeki genel kurulun da bu şekilde olduğunu, müvekkilinin davacının amcası ve şirkette hissenin esas sahibi olan M. Ö.'nün nişanlısı olması nedeniyle güvendiğini, muhasebeciye giderek alınan kararlara imza attığını, davacının istediği zaman şirketin defter ve belgeleri inceleme imkânı olduğu halde, uzun zaman sonra devirden haberdar olmamasının işin olağan akışına aykırılık taşıdığını, yapılan hisse devirlerinin parasının da ödendiğini, ancak bu ödemelerin resmi şekilde yapılmadığından kayıtlara geçmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiğini, davalı ... ile davacı taraf arasında müvekkillerinden önce meydana gelen olaylardan müvekkillerinin bilgisinin olamayacağını, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasının genel bir hukuk ilkesi olup müvekkillerinin davalılar sıfatı ile işbu davada hukuken bir sorumluluğunun bulunmadığını, tüm işlemlerin mali müşavir tarafından M. Ö.'nün nezaretinde gerçekleştirildiğini, müvekkiline devir işlemleri yapılır iken şirket defterleri ve belgelerinde davacının hissedar olarak gözükmediğini, davacının devir işlemlerinin kendi muhasebe kayıtlarını tutan mali müşavir zamanında değil de başka bir muhasebeci zamanında yapıldığı gibi bir izlenim uyandırmaya çalışıldığını, şirketteki tüm devir işlemlerinden muhasebecinin haberinin olmamasının imkânsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı ... Eğitim Hizmetleri Ticaret A.Ş.'nin davacı ve asıl davalılar tarafından 100.000,00 TL sermaye ile kurulduğu, yönetim kurulu başkanlığına ...'nin seçildiği, Abdülkadir başkanlığında yapılan 01.02.2016 tarihli genel kurul toplantısı ile şirketin yönetim kurulu üyeliklerine ... ve ...'in seçildikleri, şirketin yönetim kurulu Başkanı ... tek imzalı yönetim kurulu kararı ile şirketteki 52.000 pay ve 52.000,00 TL tutarındaki sermaye tutarının tamamının ...'e devredilmesine onay verildiği, bu devrin pay defterine işlendiği, ...'nin 01.02.2016 tarihi itibariyle ortaklıktan ayrıldığı, ...'in şirketteki sermaye payının 80.000,00 TL'ye ulaştığı, ...'in payının ise 20.000,00 TL olduğu, ... ve ...'e şirket hisselerinin 3 yıl dolmadan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 492. ve şirket kuruluş sözleşmesinin 15. maddesine aykırı olarak devredildiği, daha sonra yapılan pay devri ve pay alımlarıyla ...'in şirketin 100.000 adet pay karşılığı 100.000,00 TL sermayenin tamamına sahip olduğu, 01.02.2016 tarihi itibariyle yapılan pay devrine ilişkin olarak genel kurul altındaki imzanın ...'ye ait olup olmadığı hususunda alınan rapor ile imzaların davacıya ait olmadığının tespit edildiği, bu nedenle ... ile ... ... arasında yapılan pay devrinin geçersiz olduğu, şekli aykırılık iddiasının hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil etmeyeceği, zira davacının aleyhine bir devir yapıldığı, 01.02.2016 tarihinde yapılan çağrısız genel kurul kararları yok hükmünde sayıldığından bu tarihten sonra yapılan devir işlemlerinin de geçersiz olacağı, birleşen dosya yönünden de ... ve ...'e yapılan devir işlemlerinin iptaline karar verileceği, davacı tarafın davasını terditli talep ile hisse devirlerinin iptali yahut hisse devir bedellerinin tahsili için açtığı, yapılan yargılamada hisse devirleri iptal edilmeden hisse devir bedellerinin ödenmeyeceği, genel kurul kararının butlanına karar verilmesi talebinin kabul edilmesi nedeniyle terditli diğer talep yönünden karar verilmediği, TTK hükümlerine göre kâr payı ve diğer alacaklara ilişkin taleplerin ancak dava dışı şirketten tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, 01.02.2016 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olduğunun tespitine, %52 hissenin ..., %28 hissenin ... ve %20 hissenin ... adına ticaret sicilinde kayıt ve tesciline, kâr payına ilişkin davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davalılar vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, yapılan pay devri işleminin iptali ve kâr payının tahsili istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme
1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik asıl ve birleşen davada davalılar vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Somut dosyada her ne kadar 01.02.2016 tarihli genel kurulda davacı adına atılan imzanın sahte olduğu iddiası ile hisse devrinin iptaline ilişkin dava açılmış ise de anılan genel kurul kararındaki davacı imzasının davacı elinden çıkmadığı tespit edilmiş olmakla birlikte; aynı genel kurulda şirket ana sözleşmesindeki hisse devrini kısıtlayan 15. maddenin uygulamasını kısıtlayan bir karar alınmadığı anlaşılmıştır. Ne var ki aynı tarihli, 2016/2 K. numaralı yönetim kurulu kararında davacıya ait açık talimat ya da sözleşme bulunmaksızın paylarının asıl davada davalı ...' e devredildiği, bunun yine davacı adına imzalandığı görülmektedir. Bu durumda Mahkemece paylarının devri söz konusu olan Anonim Şirketin davalı sıfatı ile davaya dahil edilebilmesi için, davacı tarafa süre verilerek şirkete karşı dava açılmasının sağlanması ile yönetim kurulu kararına konu devrin hukuki dayanağının bulunup bulunmadığının tespit edilerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
3.Bozma sebebine göre birleşen davada davalılar vekillerinin yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada davalılar vekillerinin yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine,12.02.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4328 E., 2024/320 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görü
6. Hukuk Dairesi 2022/4328 E. , 2024/320 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Taraflar arasında açılan kooperatif genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kooperatifin 2017 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısının 27/01/2018 tarihinde ... ili, Merkez ... Düğün Salonunda yapıldığını, toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15 ve 16. maddelerinde alındığı iddia edilen kararların, ana sözleşmeye, Kooperatifler Kanununa ve özellikle de iyi niyet esaslarına aykırılık teşkil ettiğini, genel kurul kararlarının muhtevi tutanaklarla toplantıya katılanların listesinin temsilciler tarafından imzalanması gerektiği, temsilcinin genel kurulda kanun ve ana sözleşmeye aykırı olarak alınan kararlar hakkındaki görüşünü tutanakla belirtmeye mecbur olduğunu, önceki yönetim kurulu başkanı olan ... ve ekibinin genel kurul toplantısı başlamadan önce sayım sonuçlarını kendi lehlerine etkileyecek bir takım usulsüzlüklerde bulunduklarını, genel kurul giriş kartlarının kooperatif hazirun cetvelindeki ortakların isim ve ortaklık numaralarının toplantı öncesinde doldurulmuş şekilde ortağın kimlik belgesinin ibrazı halinde verilmesi gerekirken kimlik ibraz edilmeden veya vekaletname incelenmeden gelişi güzel kendi lehlerine oy kullanacak ortak olmayan kişilere gerek kurul toplantısından önce gerekse de genel kurul toplantısı anında düzenlenerek verildiğini, yapılan usulsüzlüklerin bakanlık temsilcileri tarafından da denetlenmediğini ve tüzüğün 5. maddesinin c, d ve e bentlerinin açık bir şekilde ihlal edildiğini, genel kurulun sevk ve idaresinden sorumlu divan başkanının yanlı ve taraflı biçimde hukuka, ana sözleşmeye aykırı olacak şekilde hareket ettiğini belirterek 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile bu kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların genel kurul kararının iptali için dava açma ehliyeti ve yetkilerinin olmadığını, davacıların genel kurul toplantı tutanağına geçirilen herhangi bir muhalefet ve itirazlarının olmadığını, davacıların yetkili olmayan kimselerin genel kurul kararına katıldığı yönündeki iddialarının soyut ve gerçek dışı olduğunu, giriş kartlarının stantlarda, gösterilen kimlik ve vekaletnamelere binaen imza karşılığı üyelere teslim edildiğini, vekaleten oy kullanan ortakların ilgili vekaletlerinin stantlardaki görevliler ve hükümet komiserleri tarafından ayrıntılı şekilde incelendiğini, davacıların genel kurul toplantı tutanağının usulsüz hazırlandığı yönündeki iddialarının da tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın süresi içinde ve anasözleşmenin 38. maddesinde belirtilen pay sahipleri tarafından açıldığı, bu nedenle dinlenebilir olduğu, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzalarıyla verilen gizli oyla seçim yapılması şeklindeki önergeyi oya sunmamış olması hususunun tarafsızlık ve anasözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ...'nin temsilci tüzüğünün 6. maddesinin n fıkrası gereğince yaptığı uyarıyı da dikkate almadığı, kamera kayıtları incelenerek bilirkişi tarafından tespiti yapıldığı üzere toplantı esnasında herhangi bir imza faslının görülmediği, divan başkanının salondan ayrıldığı, gündem gereğince 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olduğu, divan başkanının imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğüne verildiği anlaşıldığından Kooperatifler Kanunu madde 98 atfıyla Türk Ticaret Kanunu madde 422 ve Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Anasözleşmesi madde 39 uyarınca yapılan genel kurulun geçersiz olduğu anlaşıldığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların dava açma ehliyetinin olmadığını, seçimin gizli oyla yapılması kabul edilse bile esasa yönelik bir sakınca oluşturmayıp gerekçeli kararda delil olarak kullanılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, doğruluğu ve güvenilirliği hakkında uzman bilirkişilerce alınmış bir rapor olmayan kamera kayıtlarının karara esas teşkil etmesinin haksız ve usulsuz olduğunu, genel kurul toplantı tutanağının usul ve yasaya uygun olarak yapıldığına dair imza atan bakanlık temsilcisi ...'nin daha sonra tam aksine hazırladığı 30.01.2018 tarihili Bakanlık temsilci raporunun mahkemece delil sayılmasının yasaya aykırı olduğunu, 10. maddenin oylanması sonucunun genel kurul tutanağında oy çokluğu ile ifade edilmiş olması bu maddenin mahkemece iptali için tek başına hukuki gerekçe teşkil etmeyeceğini, tutanağın genel kuruldan hemen sonra imza altına alındığını, divan başkanının imzasını sonradan atmasının usulsüzlük amacı taşımadığını, 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin okunarak oylamaya sunulduğunu ve kabul edildiğini, tanıkların beyanlarının hükme esas alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedenleri ile hükmü istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzaları ile verilen gizli oyla seçim yapılması şeklinde önergeyi oya sunmamış olmasının tarafsızlık ve ana sözleşmeye aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ... temsilci tüzüğünün 6/n maddesi gereğince yaptığı uyarıyı da nazara almayarak demokratik olmayan bir tutum sergilemiş olduğunu temsilci raporunda açıkça belirtildiği, incelenen kamera kayıtlarında kamera saati ile 15:00 'da oylamaya geçildiği oyların sayılmadan iki dakika içinde göz kararı ile divan başkanı tarafından beyaz listenin kazandığı ilan edilerek ardından bir grup üyelerin alkışı arasında bir kişi ile birlikte salondan dışarı çıkıldığının görüldüğü salonun boşaldığı, saat 17:07 'de divan başkanının elindeki kağıtları bakanlık temsilcisi masasındaki bayana verildiğinin tespit edildiği, herhangi bir imza faslının görülmediği, saat 17:12 'de divan başkanının paltosunu alıp salondan ayrıldığının tespit olunduğunu, gündem gereğince 11-12-13-14-15-16 maddelerinin görüşülmediği, kamera kayıtlarında yapılan görüntülerin incelenmesinde genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka bir çeşit yazıcı cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, tüm bu tespitlere birlikte bakıldığında genel kurul mahallinde kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili maddeleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonu dışında 11-16 gündem maddelerinin görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olmasının geçerli olmadığı, esasen divan başkanını imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğü'ne verilmiş olmasının, bunları ispatlar mahiyette olduğunu bildirildiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, davacının ... bu davayı açmaya ehil olduğu ve davanın süresi içerisinde açıldığı, incelenen kamera kayıtları ve dosyadaki bilgilerden gündemin 10. maddesi olan yönetim kurulu üyelerinin seçiminin ana sözleşmeye aykırı olarak ve oyların sayılmadan yapılarak karar alındığı, gündemin 11-16 maddelerinin görüşülmediği anlaşıldığı, ilk derece mahkemesince 27.01.2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleri ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kooperatif genel kurul kararının iptali davasıdır.
2. İlgili Hukuk
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 98. maddesi, TTK 422. maddesi., Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13/12/2018 tarih, 2016/6131 Esas, 2018/5820 Karar sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 21/06/2016 tarih, 2015/5959 Esas, 2016/3806 Karar sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2024/170 E., 2024/5198 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf;
12. Hukuk Dairesi 2024/170 E. , 2024/5198 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, yetkiye, imzaya ve borca itiraz edildiği, İlk Derece Mahkemesince, borçlunun tacir kaydının bulunmadığı ve fiilen tacir olduğuna ilişkin savunma yapılmadığı gerekçesi ile yetki itirazının kabulüne, karar kesinleştikten talep halinde sonra takip dosyasının yetkili Torbalı İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
İİK'nın 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde, ancak 6102 sayılı TTK'nın 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, düzenlenme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun düzenlenme yerinde icra takibi yapılabilir.
Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Madde metninde tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması, gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir.
Aksi kararlaştırılmadıkça, dava yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede açılır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir.
Takip dayanağı bono incelendiğinde keşidecinin İlknur Eczanesi kaşesi ile Eczacı ... olduğu, bonoda düzenlenme yerinin bulunmadığı, keşidecinin adresinin Torbalı/İzmir’de olduğu, ancak yetki sözleşmesi ile İzmir Mahkemeleri’nin yetkili kılındığı görülmüştür.
Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”.
Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır.
Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir.
Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 31.05.2022 tarih ve 2022/666 E. - 2023/546 K. sayılı kararı)
O halde, eczacılar tacir olup bononun lehtarı da bir tacir olduğundan yetki sözleşmesi geçerlidir ve takibin başlatıldığı İzmir İcra Daireleri yetkilidir. İlk Derece Mahkemesince, yetki itirazının reddi ile borçlunun sair itirazları incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2023 tarih ve 2023/228 E. - 2023/2919 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), İzmir 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 02.11.2022 tarih ve 2022/390 E. - 2022/702 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.05.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/666 E., 2023/546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf;
Hukuk Genel Kurulu 2022/666 E. , 2023/546 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/145 E., 2021/226 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
1. Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı istemi
4. Davacı vekili, müvekkilinin Yağmur Eczanesinin sahibi olduğunu, eczaneyi ailesinin desteğiyle ve kredi kullanarak açtığını, bu ekonomik sıkıntıları yaşadığı süreçte dava dışı Erman Eczanesi ve çalışanları ile tanıştığını, Erman Eczanesinin sözleşmesinin SGK tarafından feshi nedeniyle karşılanamayan dört adet reçetesinin müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin mesleki tecrübesinin bulunmadığı gibi sözleşmeye aykırı davranışının olmadığını, reçetede yazılı ilaçların ilgililere teslim edildiğini, Kurum zararının doğmadığını ileri sürerek davalı Kurumun 25.11.2014 tarihli yazısında belirtilen 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince belirlenen 193.904,80 TL cezai şart ve ödenen ilaç bedelinin faiziyle birlikte toplamı 22.019,80 TL’nin ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, bu olmazsa tenziline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabı
5. Davalı vekili, Kurum işleminin protokole uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/619 Esas, 2016/116 Karar sayılı kararı ile; davaya konu reçetelerin ilgilisi tarafından teslim alınarak kullanılmış olması nedeniyle davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiği ayrıca belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.05.2019 tarihli ve 2016/16899 Esas, 2019/6996 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, eldeki dava ile 2012 yılı protokolünün 5.3.3 maddesine göre 193.904,80 TL cezai şart uygulanmasına ve anılan protokolün 4.3.6. maddesi gereği yapılan 19.390,48 TL yersiz ödemenin tahsiline ilişkin kurum işleminin iptalini talep etmiştir. 2012 yılı protokolü 5.3.3 maddesinde “Sözleşmesi feshedilen eczacıya ait reçetelerin kurum ile sözleşmeli eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi halinde, reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, sözleşme ile belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacağı, davacının ekonomik durumu, yargılamaya konu eylem nedeni ile davacının sağladığı menfaat göz önünde bulundurulduğunda cezai şarttan indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılarak, davacı hakkında cezai şartın 96.702,40 TL olarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; taraflar için bağlayıcı olan protokol ile açıkça yukarıda izah edilen şekilde cezai şart düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu ve imzalanan protokolun kendisi açısından bağlayıcı olduğu gözetilmeden mahkemece 6098 sayılı Borçlar Kanunu 182/3. maddesi hükmüne atıf yapılmak suretiyle, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılması hatalıdır. O halde, mahkemece bu hususlar gözetilmeden cezai şartın fahiş olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de; davalı SGK Başkanlığı'nın 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmüne göre harçtan muaf olmasına göre yasal düzenlemeye aykırı olarak peşin harç ile karar ve ilam harcının davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle oy birliğiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
9. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2021 tarihli ve 2021/145 Esas, 2021/226 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacının ekonomik faaliyetine devam edemediği, eczanenin kapandığı, cezanın davacının iktisaden mahvına yol açtığı, indirim yapılmasının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin işlemin iptalinin istenildiği somut olayda, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede
12. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
13. Davacı vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş ve bu suretle hakkında verilen karar kesinleşmiştir. Bu nedenle direnme kararının temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır.
14. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede
15. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce eczacıların hukuki statüsüne değinmek faydalı olacaktır.
16. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve tıbbi yardımın sağlanmasında eczacının önemli bir yeri vardır. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”.
17. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır.
18. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır.
19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir.
20. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir.
21. Bu noktada cezai şart kavramına da değinmek gerekir.
22. Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
23. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, ..., 1963, s.6 ).
24. Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir.
25. Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır.
26. Borçlar Kanunu’nun “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161 inci maddesinde ise;
“Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler.
Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez.
Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir.
27. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
28. Cezai şartla ilgili BK’nın 161 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 24 üncü maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır.
29. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24 üncü maddesi;
“Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir.
30. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir.
31. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 Esas, 2019/706 Karar; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 Esas, 2021/984 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
32. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı eczacılık bölümünden yeni mezun olarak "Yağmur Eczanesi" isimli iş yerini açmış ve davalı ile “2012 yılı SGK ile Eczacılar Arasında İmzalanacak Tip Sözleşme” yi imzalayarak davalı Kurum sigortalılarının ilaç teminine başlamıştır. Davalı Kurum 25.11.2014 tarihli işlemi ile SGK kapsamındaki kişilerin Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 protokolünün 5.3.3 üncü maddesi gereğince sözleşmesi feshedilmiş başka bir eczaneden toplam 19.390,48 TL tutarında dört adet reçeteyi kuruma fatura ettiği için davacı hakkında bu miktarın on katı olan 193.904,80 TL cezai işlem uygulamış ayrıca fatura edilen ve hastalara teslimi yapılan ilaç bedellerinin faiziyle birlikte iadesini istemiştir. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle davalı işleminin iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen cezai şartın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı değerlendirilerek % 50 oranında tenkisine karar verilmiştir.
33. Antalya Eczacı Odasının yazısından, davalı Kurumun cezai işleminin davacının ekonomik mahvına neden olduğu, cezai işlemin uygulanmasını müteakip eczanenin ekonomik olarak faaliyetine devam edemeyip 31.03.2015 tarihinde kapandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen ceza miktarının yüksekliği, davacının ekonomik olarak ticari hayatını devam ettirmesine mani olmuş, eczanenin mahvı somut olarak gerçekleşmiştir. Buna göre davacının faaliyeti davalının 25.11.2014 tarihli işleminden sonra yaklaşık dört ay kadar devam edebilmiştir. Bu durumda, cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebebiyet verdiğinin ve tenkis uygulamasının yerinde olduğunun kabulü gerekir.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu cezai işlemin eczane ile TEB arasında imzalanan protokol kapsamında uygulanması nedeniyle tenkise tâbi olamayacağı, bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
35. Hâl böyle olunca, cezai işlemin davacının ekonomik mahfına neden olduğunun kabulü ile tenkis uygulanmasına ilişkin direnme kararı yerindedir.
36. Ne var ki, davalının diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1) Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden, direnme uygun olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III-B),
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine,
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
31.05.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun tacir sıfatına ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde, aşağıdaki süjelerden hangisi tacir olarak nitelendirilemez?
A) Kâr amacı gütmeksizin, üyelerine uygun fiyatlı konaklama sağlamak için bir misafirhane işleten bir memur derneği
B) Kuruluş senedindeki amacını gerçekleştirmek üzere bir otopark işleten ve gelirinin tamamını bu amaca harcayan bir sağlık vakfı
C) Doğrudan doğruya şehir içi otobüs taşımacılığı hizmeti sunan bir il belediyesi
D) Esnaf faaliyeti sınırlarını aşan düzeyde bir pastane işleten gerçek kişi Suna
E) Bir anonim şirket
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.