6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 19

Türk Ticaret Kanunu 19. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 19- (1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. (2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. 2. Ücret isteme hakkı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

36 karar eşleşti
20. Hukuk Dairesi, 2015/4180 E., 2015/9659 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBakırköy (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesince, “davacının tacir olduğu, TTK 19. maddesi uyarınca uyuşmazlığın ticari iş sayılacağı ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
20. Hukuk Dairesi         2015/4180 E.  ,  2015/9659 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bakırköy (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 10/09/2014 NUMARASI : 2014/205-2014/272 Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk ve Bakırköy 15. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, davalı ile dava dışı müteahhit arasında mevcut kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca arsa sahibi olan davalıdan 7 adet daire satın almak hususunda anlaştıklarını, 50.000.- TL kaparo verdiklerini ancak anlaşmanın yerine getirilmemesine rağmen ödediği kaporanın iade edilmediğini, bu amaçla başlattığı icra takibine de itiraz edildiğini belirterek itirazın iptalini talep etmiştir. Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, “davacının tacir olduğu, TTK 19. maddesi uyarınca uyuşmazlığın ticari iş sayılacağı ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Bakırköy 15. Asliye Ticaret Mahkemesi ise, “davalı tacir olmadığı için davanın nispi ticari dava sayılamayacağı, davanın mutlak ticari dava niteliğine de sahip bulunmadığı” gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, asliye ticaret mahkemesine aittir. Ticari davaların neler olduğu aynı Kanunun 4. maddesinde açıklanmıştır. Bu madde incelendiğinde davaların, nitelikleri bakımından, mutlak ticari davalar ve nispî ticari davalar olarak iki grupta toplandığı görülmektedir. Nispî ticari davalar, esas itibariyle genel hukuk yoluna tâbi olan davada, her iki tarafın da tacir olması ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunması nedeniyle “ticari dava” olarak kabul edilen davalar iken (TTK m.4/1- ilk cümle); mutlak nitelikteki ticari davalar, uyuşmazlığın taraflarının tacir sıfatı taşıyıp taşımamasına veya uyuşmazlığın ticari işletmeleri ile ilgisi bulunup bulunmamasına bakılmaksızın, kanun gereği ticari sayılan hukuk davalarıdır. Mutlak ticari davaların neler olduğu, TTK'nın 4. maddesinin 1/a ve devamı bentleri ile özel kanunlarda belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 19. maddesinde “Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır." şeklinde yasal düzenleme mevcut ise de bu maddenin yer aldığı TTK'nın Birinci Kitap Birinci Kısmının başlığı “Tacir” olup, Birinci Kısım (C) Bölümünün başlığı ise “Tacir Olmanın Hükümleri” şeklindedir. Bu nedenlerle, 19. maddenin uygulanabilmesi için her iki tarafın da tacir olması zorunludur. Somut olaya gelince, davacı ticaret şirketi olarak tacir sıfatına haiz ve uyuşmazlık ticari işletmesi ile ilgili ise de; davalı, arsa sahibi sahibi sıfatıyla dava dışı müteahhitle yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olup, ticari işletmeye sahip bulunmadığından tacir değildir. Davalı tacir olmadığına göre olayda TTK'nın 19. maddesinin davalı yönünden uygulama olanağı bulunmadığı gibi, her iki tarafı tacir olmayan uyuşmazlık, TTK 4/1. maddesinin ilk cümlesine uygun nispi ticari dava olmadığı gibi, mutlak nitelikte ticari davalar arasında da sayılmamıştır. O halde, ticari dava niteliğinde bulunmayan uyuşmazlığın genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesinde incelenip sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 19/10/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

15. Hukuk Dairesi, 2014/2787 E., 2014/5195 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 17. Asliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
ların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağının belirtildiği, somut olayda tarafların tacir oldukları, uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup davacı limited şirket yönünden ticari iş niteliğinde olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 19/2. maddesine göre taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf içi
15. Hukuk Dairesi         2014/2787 E.  ,  2014/5195 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ankara 17. Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :30.12.2013 Numarası :2013/304-538 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Uyuşmazlık eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, davada sözleşmenin davalı yanca Ankara 25. Noterliği'nden gönderilen 20.02.2012 tarih 5249 sayılı ihtarname ile tek yanlı feshedildiği, Ankara 16. Noterliği'nden gönderilen 06.03.2012 tarih 5885 sayılı cevabi ihtarla feshe karşı çıkılıp kabul edilmediği iddia edilerek feshin geçersiz olduğunun tespiti istenmiştir. Davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 6102 sayılı TTK.'nın 124/1. maddesinde ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olarak sayıldığı, aynı Kanunun 16/1. maddesine göre ticaret şirketlerinin tacir sayıldıkları, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesinde de bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağının belirtildiği, somut olayda tarafların tacir oldukları, uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup davacı limited şirket yönünden ticari iş niteliğinde olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 19/2. maddesine göre taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılacağı, bu durumda görevli mahkemenin 6102 sayılı TTK'nın 4 ve 5. maddeleri gereğince Asliye Ticaret Mahkemesi olacağı belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra 04.03.2013 tarihinde açılmıştır. Uyuşmazlık, davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı ve belirlenecek niteliğine göre davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemelerinden hangisi olduğu konularında toplanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4 maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin esasının görülmesi gerekir. Buna karşılık, kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ticari olmayan bir davayı Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görmüş olması açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanan hukuk davalarının tarafların sıfatlarına bakılmaksızın ticari dava olduğu kabul edilmişse de, taraflar arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklandığından; genel olarak kooperatif ve ortakları arasındaki uyuşmazlıkların ifade edildiği Kooperatifler Kanunu'nun anılan hükmünün somut olayda uygulama yeri olmadığından, eldeki davanın Kooperatifler Kanunu gereği ticari dava olduğu sonucuna ulaşılması mümkün olmadığı gibi eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nce görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. Davacı şirketin uyuşmazlık konusu inşaat yapım işini ticari işletmesiyle ilgili olarak yaptığında tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık, yapı kooperatifi olan davalının tacir olarak kabulü mümkün değildir. Şöyle ki; 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde kooperatifler “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” olarak tarif edilmiştir. Maddede, kooperatifin ortaklık (şirket) olduğu belirtilmiş ise de, bu ortaklığın “ticari nitelikte bir ortaklık” olduğu yönünde bir açıklama ve belirleme yapılmamıştır. Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde gösterilen bu tanımdan açıkça anlaşılacağı üzere kooperatiflerde amaç, diğer ticaret şirketlerinden farklı olarak kazanç elde etmek ve bunu ortakları arasında paylaşmak olmayıp, ortakların ekonomik menfaatlerini, özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak ve gidermektir. Kooperatifler, kâr - zarar amacından ziyade sosyal yönü ağır basan ortaklıklardır. Bu tanım ve amaç 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 171. maddesinde "Devlet, milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır." şeklinde anlamını bulmuştur. Bu tanım ve düzenlemelere göre, yapı kooperatiflerini tacir kabul edip, tacir sıfatının sonuçlarıyla sorumlu tutmak mümkün değildir. Aksi bir kabul, kooperatiflerin ticari kazanç elde etme amacına yönelik hareket etmeleri sonucunu doğurur ki, bu durumun Anayasada dahi kendisine yer verilen kooperatifçiliğin amacına uygun düşmeyeceği açıktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 124/1. maddesinde “Kooperatifler” ticaret şirketleri arasında sayılmış ise de, aynı maddenin 2. bendinde kooperatifler “Şahıs şirketleri” ve “Sermaye şirketleri” arasında gösterilmemiştir. TTK'nın 124. maddesinin 1 ve 2. bentleri ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin “ticaret şirketi” olmadığı, sosyal niteliği ağır basan kendine özgü bir ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, bu düzenlemelere benzer hükümler, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nda da bulunmasına rağmen (md 18, 136), Yargıtay'ın istkrar kazanan uygulamasında yapı kooperatifleri tacir olarak kabul edilmemiştir. Esasen, yıllardır süregelen Yargıtay uygulamasını (Dairemizin 09.06.2008 tarih ve 2007/2726 esas- 2008/3798 karar ile yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.02.1996 tarih ve 1995/956 esas, 1996/45 karar sayılı kararları) ortadan kaldıracak bir yenilik de bulunmamaktadır. Dairemizin 11.02.2014 tarih 2014/483 esas, 2014/844 karar sayılı kararında da yapı kooperatiflerinin tacir olmadığı çoğunluk tarafından kabul edilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, davalı yapı kooperatifi olup tacir niteliği taşımadığından, dava konusu uyuşmazlık kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve Asliye Ticaret Mahkemesi'ni görevli kabul etmek mümkün değildir. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken davanın niteliğinde ve görevli mahkemenin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı iş sahibi kooperatif vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.09.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY YAZISI- Dava, inşaat sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda 1163 sayılı Yasa'nın 99, 6102 sayılı TTY'nin 4, 5 ve HMK'nın 1, 114/c, 115/2 ve 20. maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı yüklenici R...İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret Ltd.Şti. davalı iş sahibi SS A.. İ.. U.. Konut Yapı Koperatifi'ne ait Antalya ili A.. ilçesi M.. beldesinde bulunan tapunun ada no 8.. parsel no 1...'de kayıtlı taşınmaz arsaya inşaat yapım işini üstlenmiş, yanlar arasında 12.04.2009 tarihli inşaat yapım sözleşmesi düzenlenmiştir. Davalı iş sahibi kooperatif Ankara 25. Noterliği'nden davacı yüklenici şirkete gönderdiği 20.02.2012 tarihi 05249 sayılı ihtarnamesinde sözleşmenin feshedildiğini bildirmiştir. Uyuşmazlık davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Yasası'nın 3. maddesinde bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Türk Ticaret Yasası'nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalara bakmakla görevlidir. Türk Ticaret Yasası'nın 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Yine aynı Yasa'nın 19/11. maddesinde taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır düzenlemesine yer verilmiştir. Dava konusu somut olayda, davacı yüklenici şirket davalı iş sahibi kooperatife ait inşaat yapım işini üstlenmiş, taraflar arasında 12.04.2009 tarihli sözleşme düzenlenmiştir. Davacı bu sözleşme uyarınca işe başlamış edimini kısmen de ifa etmiştir. Ancak işin süresinde tamamlanamadığı gerekçesiyle davalı tarafından sözleşme feshedilmiştir. Eldeki davada sözleşmenin feshinin geçersizliğinin tespiti istenmiştir. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda tarafların tacir olup uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı davacı yüklenici yönünden ticari iş niteliği arzettiği 6102 sayılı TTY'nin 16/1. maddesi uyarınca, davacı için ticari iş niteliğinde olan davaya konu sözleşmenin 6102 sayılı TTY'nin 19/2. maddesi gereğince davalı taraf için de ticari iş özelliği taşıdığı bu durumda 6102 sayılı TTY'nin 4 ve 5'inci maddeleri uyarınca görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Karar usul, yasaya ve yönteme uygundur. Onanmasına karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaatindeyim. Bu nedenle kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. -KARŞI OY YAZISI- Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece, görevsizlik kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Sayın çoğunluk, asliye hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararının görev yönünden bozulması gerektiği düşüncesinde olup, davanın ticarî dava olup olmadığı ve buna göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu hususu tartışılıp değerlendirilmelidir. Ticarî davalar, asliye ticaret mahkemelerinde görülür. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 5. maddesinde asliye ticaret mahkemeleri hukuk mahkemeleri içinde sayılmıştır. Mahkemece dava ticarî dava olarak nitelendirilmiş, Dairemiz çoğunluğu tarafından eldeki dava ticarî dava niteliğinde olmadığından genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı işin esasının incelenmesi gerektiği yönünde bozulmuştur. O halde, önemli olan ve çözülmesi gereken husus; davanın ticarî dava olup olmadığıdır. Ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticarî dava olarak adlandırılmıştır. TTK’nın 4. maddesine göre; ticarî davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticarî işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticarî sayılan davalar (mutlak ticarî davalar) ile ticarî sayılması için en azından bir ticarî işletmeyi ilgilendirmesi gereken davalar ve her iki taraf için de ticarî sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticarî davalar) dır (Ticarî Dava, s.8-9 Dr.Levent Börü-İlker Koçyiğit, Ankara 2013). Mutlak Ticarî Dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticarî davadır. Örneğin; acentelikle ilgili davalar, deniz ticaretine ilişkin davalar, sigorta hukuku ile ilgili davalar, taşınır rehni karşılığında ödünç verme işlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, rekabet yasağından kaynaklanan davalar, yayım sözleşmesine ilişkin davalar, kredi mektubu ve kredi emrinden doğan davalar, alım satım komisyonuyla ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar, fikri mülkiyet hukukundan kaynaklanan davalar, borsa, sergi, pazarlar ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar ve nihayet bankalara ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar mutlak ticarî davalardır. Bundan başka; özel kanun hükümleri gereği ticarî sayılan davalar da bulunmaktadır. Örneğin; Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince bu kanundan kaynaklanan davalar, İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklanan iflâsa ilişkin tüm davalar da mutlak ticarî dava sayılmaktadır. Nisbî ticarî dava ise; tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbî ticarî dava olarak adlandırılmaktadır. Yeni TTK’nın gerekçesinde; ticarî davalar ile ticarî olmayan hukuk davalarını ayırmada kullanılan kıstasın “bir yandan her iki tarafın tacir sıfatı ve uyuşmazlığın konusunu teşkil eden işin bu sebepten dolayı ticarî sayılması keyfiyeti, diğer yandan tarafların sıfatına bakılmaksızın sadece işin ticarî mahiyeti” olduğu açıklanmıştır (Ticari Dava, s-24, Dr. Levent Börü, İlker Koçyiğit). Bu anlamda bir davanın nisbî ticarî dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur. Bu açıklamalardan hareketle kimler tacirdir? sorusu önem kazanmaktadır. Tacir, TTK’nın 12/1. maddesinde “Bir ticarî işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir” şeklinde tanımlanmıştır. Tacir, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişide olabilecektir. Tüzel kişi tacir, TTK’nın 16. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanımda ilk olarak ticaret şirketleri yer almaktadır. Ticaret şirketleri ise TTK’nın 124/1. maddesindeki “Ticaret şirketleri; kooperatifler, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibarettir” şeklinde sayılmıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında kooperatif şirketleri şahıs şirketi veya sermaye şirketi olarak tanımlanmıştır. Sayın çoğunluk; davacı kooperatifin ticaret şirketi olmadığı görüş ve düşüncesi ile davanın ticarî dava olmadığı bu nedenle genel mahkemede davaya bakılması gerektiği görüşündedir. Ne var ki, TTK’nın 124. maddesinin gerekçesi incelendiğinde kooperatiflerin hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın ticaret şirketi olduğu ve tacir sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Önemine binaen TTK’nın 124. maddesinin gerekçesini aynen buraya almakta fayda bulunmaktadır. “TTK’nın 124. madde gerekçesi; Maddenin birinci fıkrası 6762 sayılı Kanun’un 136. maddesinin tekrarından ibarettir. Hükümde yer alan “kooperatif şirket” ibaresi ile ilgili, tartışma, 2004 yılında çıkarılan 5146 sayılı Kanun’la (07.05.2004 tarihli RG ve 25455 sayılı), Kooperatif Kanunun’da yapılan değişiklikle son bulmuştur. Çünkü, anılan Kanun kooperatifin şirket olduğunu belirtmiştir (Koop K m.1). Gerçi anılan Kanun’un 1. maddesinde kooperatifin şirket olduğu ifade edilmekte, ticaret şirketi olup olmadığı hususu açık bırakılmaktadır. Bu boşluk dolayısıyla, bir tartışma başlatılabilir ve kooperatifin ticaret şirketi olmadığı teorik olarak ileri sürülebilir ve 124. maddenin kooperatifi ticaret şirketi kabul etmesi eleştirilebilir. Ancak, böyle bir tartışma kooperatif şirketin niteliği tartışmasını davet eder. Anılan şirket adî şirket olamayacağına göre Türk hukukunda üç kategori şirket ortaya çıkmış olur. Kooperatif şirkete uygulanacak hükümler sorunu da diğer sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Tasarı, tüm bu çözümün güç sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kooperatifin ticaret şirketi olduğunu hükme bağlamıştır” Sonuç olarak; TTK’nın 124/1. maddesinin gerekçesi ile ilmî içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin de tacir olduğu anlaşılmakla her iki tarafı tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan eldeki davanın nisbî ticarî dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi kararı doğru olup, hükmün görev yönünden bozulmaması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyorum.
20. Hukuk Dairesi, 2019/2552 E., 2019/4093 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
davalıya ve sözleşmede bahsi geçen şirkete vermiş olduğu vekaletname birlikte değerlendirildiğinde sözleşme içeriği ve vekaletnameye göre davacının sıfatı da gözetilerek taraflar arasındaki ilişkinin mutlak ticari ilişki olduğu görülmekle, TTK'nın 4-5 ve 19. maddeleri gereği bu tür davalara bakmakla görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
20. Hukuk Dairesi         2019/2552 E.  ,  2019/4093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki davada İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret ile İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesince "Davacı dava dilekçesinde her ne kadar taraflar arasında yapılan görüşmelere istinaden kendisine avans olarak verilen ödemelerin mesnetsiz kalması nedeniyle icra takibini başlattığını belirtmiş ise de, davalı yanın cevap dilekçesi ekinde sunduğu ve davacı yanca inkar edilmeyen davacı şirket ile dava dışı ... Danışmanlık A.Ş. arasında düzenlenen ortak çalışma sözleşmesi ve bu sözleşmeye bağlı davacı şirketin davalıya ve sözleşmede bahsi geçen şirkete vermiş olduğu vekaletname birlikte değerlendirildiğinde sözleşme içeriği ve vekaletnameye göre davacının sıfatı da gözetilerek taraflar arasındaki ilişkinin mutlak ticari ilişki olduğu görülmekle, TTK'nın 4-5 ve 19. maddeleri gereği bu tür davalara bakmakla görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesince ise İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/209 - 2016/2 E.K. sayılı kararının Yargıtay 13. Hukuk Dairesince incelenmesinde somut olayda Yargıtay 13. Hukuk Dairesince de görev konusuna hiç dokunulmaksızın mahkemenin yetki yönünden verdiği karar yönünden bozma kararı verilerek esasının incelenmesi gerektiğinin belirlendiği, kaldıki davalı da gerçek kişi olup, alınan bedellerin şahsı adına alınıp alınmadığı sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iadesi gerekip gerekmediğinin de genel mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/209 - 2016/2 E.K. sayılı kararı Yargıtay 13. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Dosya kapsamında davacı şirket ile dava dışı ... Danışmanlık A.Ş. arasında düzenlenen ortak çalışma sözleşmesi ve bu sözleşmeye bağlı davacı şirketin davalıya ve sözleşmede bahsi geçen şirkete vermiş olduğu vekaletname birlikte değerlendirildiğinde sözleşme içeriği ve vekaletnameye göre davacının sıfatı da gözetilerek taraflar arasındaki ilişkinin mutlak ticari ilişki olduğu anlaşılmakla uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kaldığı anlaşılmakla asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 17/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/301 E., 2015/2659 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 Sayılı TTY’nin 19/2. maddesi kapsamında davacı yönünden ticari iş niteliğinde olan bu sözleşme davalı taraf açısından da ticari iş sayılır.
Hukuk Genel Kurulu         2014/301 E.  ,  2015/2659 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 9. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın görev yönünden reddine dair verilen 07.11.2012 gün ve 2012/6 E., 2012/61 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 09.04.2013 gün ve 2013/1581 E., 2013/2461 K. sayılı ilamı ile; (...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda; 6100 Sayılı Yasa’nın 2, 6102 Sayılı Yasa’nın 4, 5411 Sayılı Yasa’nın 142. maddesi gereğince mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı yüklenici Uçar Mermer Mühendislik Elektrik İnşaat San. Tic.Ltd.Şti., davalılardan iş sahibi ...’na ait lahit mezar yapım işini üstlenmiştir. Yanlar arasında 02.05.2007 tarihli yapım işlerine ait tip sözleşme düzenlenmiş, işin bedeli 599.500,00 TL, işe başlama ve bitirme tarihi sözleşmenin imzalandığının idare tarafından yüklenicinin kendisine veya tebligat için gösterdiği adrese tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 10 gün içinde yapım işleri genel şartnamesi hükümlerine göre yer teslimi yapılarak işe başlanacağı ve yüklenicinin taahhüdün tümünü, işyeri teslim tarihinden itibaren 200 gün içinde tamamlayarak geçici kabule hazır hale getirmek zorunda olduğu kararlaştırılmıştır. Yanlar arasında uyuşmazlık çıkması üzerine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.10.2011 tarih 2009/666 Esas, 2011/464 Karar sayılı dava dosyasında yüklenici tarafından iş sahibi davalılar ... ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine dava açılmış, yapılan yargılama sonucunda davalı ... Belediye Başkanlığı yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, davanın davalı ... yönünden kabulü ile 373.069,62 TL alacağın bu davalıdan tahsiline, davacının talebi dikkate alınarak 1.000,00 TL için ticari faiz uygulanmasına fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm henüz kesinleşmemiştir. Eldeki davada; yine aynı sözleşmeden kaynaklanan alacakla ilgili 315.000,00 TL faiz alacağı istenmiştir. Uyuşmazlık davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 6102 Sayılı TTY’nin 3. maddesinde bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. TTY’nin 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Yine aynı Yasa’nın 19/2. maddesinde “taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri içinde ticari iş sayılır” düzenlemesine yer verilmiştir. Dava konusu somut olayda; davacı Uçar Mermer Mühendislik Elek.İnş.San.Tic.Ltd.Şti. olup sözleşme kapsamındaki lahit mezar yapım işi şirketin ticari işletmesiyle ilgili bulunmaktadır ve davacı yönünden ticari iş niteliği arz etmektedir. 6102 Sayılı TTY’nin 19/2. maddesi kapsamında davacı yönünden ticari iş niteliğinde olan bu sözleşme davalı taraf açısından da ticari iş sayılır. Buna rağmen yerel mahkemece davacı ile davalı ... arasında yapım işlerinden dolayı akdedilen sözleşme kapsamındaki işle ilgili davanın mutlak ticari davalardan olmadığı TTY’nin 16/2. maddesi gereğince belediye tacir sayılmadığından TTY’nin 4/1. maddesi gereğince davaya bakmaya görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle görevli mahkeme Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. İşin esasının incelenip sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme sonucu görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili yüklenici Uçar Mermer Mühendislik Elektrik İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. ile davalılardan iş sahibi ... arasında lahit mezar yapım işi konusunda sözleşme düzenlendiğini, davacının süresi içerisinde edimini yerine getirdiğini, ancak aralarında uyuşmazlık çıkması üzerine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.10.2011 gün ve 2009/666 Esas, 2011/464 Karar sayılı dava dosyasında yüklenici tarafından iş sahibi davalılar ... ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhlerine dava açıldığını, yapılan yargılama sonucunda davalı ... Belediye Başkanlığı yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, davanın davalı ... yönünden kabulü ile 373.069,62 TL alacağın bu davalıdan tahsiline, davacının talebi dikkate alınarak 1.000,00 TL için ticari faiz uygulanmasına fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verildiği, bunun üzerine eldeki davada; yine aynı sözleşmeden kaynaklanan alacakla ilgili olarak 315.000,00 TL faiz alacağına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili, sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle davanın husumetten reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, TTK’nun 16/2. maddesi gereğince belediyenin tacir sayılmadığı, bu nedenle TTK’nun 4/1. maddesi gereğince davayı bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı başlık bölümünde yazılı nedenlerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, direnme kararını davacı vekili temyiz etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu sözleşme ile imal edilmesi üstlenilen işin her iki taraf açısından ticari iş niteliğinde bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre uyuşmazlığın çözüm yerinin Asliye Ticaret Mahkemeleri mi, yoksa Asliye Hukuk Mahkemeleri mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Öncelikle ticari iş ve ticari dava kavramları üzerinde durulmasında fayda vardır: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (Gönen ERİŞ, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, C. 1, 1. Baskı, Ankara 2013, s. 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay tarafından re’sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.09.2015 gün ve 2014/15-1026 E. 2015/1765 K.; 16.09.2015 gün ve 2015/15-440 E., 2015/1769 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Somut olayda uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Uyuşmazlık konusu “lahit mezar yapımı” işinin, davacı şirketin ticari işletmesiyle ilgili olduğu konusunda hiç bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, davalı Belediyece uyuşmazlık konusu işin ihalesi, ticari işletmeleriyle ilgili olarak değil kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla gerçekleştirmiştir. Kaldı ki, TTK’nın 16/2. maddesi uyarınca devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılamayacağından Belediye Başkanlığının tacir olarak kabulü de mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, tacirin işlerinin ticari olması ilkesi de burada işlevsiz hale gelmiştir. Hal böyle olunca, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine ait olup mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle reddine karar verilmesi ve bu kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup; direnme kararının onanması gerekir. SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.11.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/1128 E., 2024/3903 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
2-Davalı yüklenici gerçek kişi tacir olup, 6102 sayılı TTK'nın 19/1. maddesinde bir tacirin borçlarının kural olarak ticari olacağı ve 2.
6. Hukuk Dairesi         2023/1128 E.  ,  2024/3903 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/318 E., 2022/169 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul-Kısmen Ret Mahkemesince, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıplı iş nedeniyle tazminat davasında sözleşmenin dava dilekçesinde davalı sıfatıyla yer alan ... Dekorasyon Müh. Ltd. Şti. ile akdedilmediği gerekçesiyle pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin (kapatılan 15. Hukuk Dairesi) 2015/2830 Esas, 2016/1733 Karar sayılı ilamıyla; dava dilekçesinde davalı olarak ... Dekorasyon Mühendislik İnşaat Ltd. Şti. (AHG İnşaat Yapı Malz. ve Bil. Taah. İşleri ...) olarak gösterilmiş olup, celp edilen ticaret sicil kayıtlarına göre her iki şirketin de ticaret siciline kayıtlı olduğu ve her iki şirket yetkilisinin de ... olduğu anlaşıldığından davanın her iki şirkete birlikte açıldığı kabul ve takdir edilerek gerektiğinde 6100 sayılı HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen "hakimin davayı aydınlatma ödevi" kapsamında taraflardan açıklama istenerek davalıların yasal konumunun belirlenmesi, yine gerektiğinde davacı tarafa aynı Kanun'un 124. maddesine göre imkan tanınıp, davalının durumunun netleştirilmesinin usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı gerekçesiyle söz konusu kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk genel Kurulunun 2017715-2929 Esas-2020/544 Karar sayılı kararı ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma üzerine idarenin işin giderimi olarak ödediği gerçek tutar olan 23.000,00 TL nispetinde eksik işler ve ayıbın giderim bedeli yönünden davalı yüklenici ... -AHG İnşaat Yapı Taah. İşlerinin sorumlu olduğu, davalı ... Dekorasyon...Ltd. Şti. ise sözleşmeye taraf olmadığı, davalı şirket yönünden husumet tevcihi mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... Şirketi yönünden davanın reddine, davalı ...-AHG İnşaat yapı Mal. Taah. İşleri yönünden davanın kısmen kabulüne dair verdiği karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davalı yüklenici gerçek kişi tacir olup, 6102 sayılı TTK'nın 19/1. maddesinde bir tacirin borçlarının kural olarak ticari olacağı ve 2. maddesi gereğince de taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksine hüküm yoksa, diğer taraf için de ticari iş sayılacağı düzenlemiştir. Ticari işin varlığı durumunda ve açıkça talep edilmesi halinde 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi gereğince alacağa ticari faiz hükmedilmesi gerekir. Davacı tarafça dava dilekçesinde alacağın avans faizi ile birlikte tahsili talep edildiğine göre, mahkemece kabul edilen alacağa avans faizi uygulanması gerekirken, yasal faiz uygulanması doğru olmamıştır. Kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiş ise de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın hüküm bölümünün “2” no.lu fıkrasında yer alan “yasal faizi” ibaresinin çıkartılarak yerine “avans faizi” kelimesinin yazılmak suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.11.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Haksız fiillerde adi-ticari iş ayrımı bakımından, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgiliyken diğerinin işletmesiyle ilgili olmayan (Örn: Tacirin aracıyla yayaya çarpması) bir haksız fiil durumunda genel kabul gören görüş nedir?

A) TTK m.19/2 kıyasen uygulanır ve iş ticari sayılır.
B) Zarar gören tarafın seçimine bırakılır.
C) Adi nitelikte bir durum olarak kabul edilmelidir.
D) Mutlak ticari dava sayılır.
E) Kusur oranına göre belirlenir.

Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol