Türk Ticaret Kanunu 3. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 3- (1) Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.
IV – Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri[2]
1. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
183 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2021/10221 E., 2023/11986 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
ü teşkil eden sabit tesisat bu kloz kapsamında değerlendirilmeyecektir." şeklinde yazıldığı, tüm poliçe ve mevcut klozlar incelendiğinde dava konusu olan fabrika bahçesinde açıkta hırsızlık olayının teminat dışı bırakıldığının anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423/2. maddesi uyarınca bilgilendirme açıklamasının yapılmaması halinde sigortalının 14 gün içinde itir
4. Hukuk Dairesi 2021/10221 E. , 2023/11986 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1180 Esas, 2020/81 Karar
vekili Avukat ...
HÜKÜM/KARAR : Davanın reddine/ davacının istinaf başvurusunun esastan reddine
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 30.07.2017 tarihinde davacı şirketin elektrik kablosu üretimi yaptığı fabrikasında bulunan değerli eşyalar ve paralarla birlikte çeklerin de çalındığını, davalı ... şirketinin mevcut sigorta poliçesi kapsamında kasa hırsızlığının olmadığından bahisle zararın tanzim, etmediğini davacı şirket yetkilisi 'in hırsızlık olayının tekrar olması ihtimalinden doğabilecek zararların karşılanması amacıyla, davalı ... şirketi ile görüşerek, fabrika sınırları içinde yaşanabilecek hırsızlık olaylarında aynı sorunu yaşamamak şartıyla poliçenin yenilenmesi hususunda anlaşarak 03.08.2017 tarihli kapsamlı işyeri poliçesinin imzalandığını, bu sigorta poliçesi ile fabrika sınırları içerisinde gerçekleşebilecek hırsızlık olaylarının teminat altına alındığı düşüncesinin hakim olduğunu, poliçenin imzalanmasından yaklaşık iki ay sonra 11.10.2017 tarihinde, fabrikanın sevkiyat alanında bulunan kablo malzemelerinin giriş kapısının kilidi kırılarak çalındığını davalının oluşan zararı tazmin etmediğini, müvekkilinin poliçe ve kapsamı hususunda aydınlatılmadığını, davalı tarafın açık alan muhteviyatı klozunun kabulünün mümkün olmadığını belirterek hırsızlık olayı nedeniyle oluşan 377.391 TL zararın sigortacı şirket tarafından olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirket içinde yaşanan hırsızlık olayının, dava dilekçesinden anlaşıldığı kadarıyla 11.10.2017 tarihinde fabrikanın sevkiyat alanında bulunan kablo malzemelerinin giriş kapısının kilidi kırılarak çalınmasından kaynaklandığını, taraflar arasında imzalanan kapsamlı iş yeri sigorta poliçesi incelendiğinde bina sabit kıymet hırsızlık klozu ve 30.07.2017 tarihli hırsızlık olayı sonrasında kasa hırsızlık klozu dahil edilmiş bulunduğunu fabrika sevkiyat alanında bulunan malzemelerin hırsızlığına ilişkin talebin poliçe teminatı kapsamına alınmadığını, açıkta bulunan muhteviyat klozu kapsamında sigortalanan eşyalardan olmakla sigortalıya ait açıkta bulunan muhteviyatın (, makina, emtia ve 3. şahıs emtia) aksi belirtilmedikçe poliçedeki toplam muhteviyat bedelinin azami %5'i ile sınırlı olmak üzere yalnızca yangın, infilak, deprem ve terör saldırılarına karşı teminat altına alındığını, hırsızlığın açıkta bulunan muhteviyat klozuna dahil edilen bir teminat olarak bulunmadığını, hırsızlık klozunun sigortalı iş yerinin içini kapsadığını, davacı şirketin açıkta bulunan emtialar için hırsızlık klozu talep etmediğini, sadece kasa hırsızlığı nedeniyle daha önceki 30.07.2017 tarihli kaza hırsızlığı nedeniyle talep ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi mevcut iken davacının iş yerinde 30.07.2017 tarihinde kasa hırsızlığı meydana gelmesi üzerine 20.07.2017-20.07.2018 tarihleri arasını kapsayan poliçe düzenlenerek bina sabit kıymet hırsızlık klozu ve kasa hırsızlık klozunun Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesine dahil edildiği, davacının fabrika bahçesinde açıkta 11.10.2017 tarihinde hırsızlık olayı olduğu, taraflar arasındaki poliçe incelendiğinde "açıkta bulunan muhteviyat klozu" bulunduğu, bu klozda "sigortalanan işyerinin sınırları içerisinde olması kaydıyla sigortalıya ait açıkta bulunan muhteviyat (demirbaş, makina, emtia ve 3.şahıs emtia) aksi belirtilmedikçe poliçedeki toplam muhteviyat bedelinin (demirbaş, makine, emtia ve 3.şahıs emtia bedellerinin toplamı) azami %5’i ile sınırlı olmak üzere yalnızca yangın, infilak, deprem ve terör risklerine karşı teminat altına alındığı bina bedeli içinde yer alan ve binanın ayrılmaz bütününü teşkil eden sabit tesisat bu kloz kapsamında değerlendirilmeyecektir." şeklinde yazıldığı, tüm poliçe ve mevcut klozlar incelendiğinde dava konusu olan fabrika bahçesinde açıkta hırsızlık olayının teminat dışı bırakıldığının anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423/2. maddesi uyarınca bilgilendirme açıklamasının yapılmaması halinde sigortalının 14 gün içinde itiraz etmesi gerektiği, anılan sürede itiraz edilmemesi halinde poliçenin yazılı şartlarda geçerli olacağının benimsendiği, davaya konu hırsızlık olayının taraflar arasındaki poliçe ile verilen teminatın kapsamına girecek şekilde gerçekleşmediği sigortalının poliçe tanziminden sonraki 14 gün içinde itiraz ettiğine dair iddia ve delilin de dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacının sigorta poliçesi tazmin ettirmesindeki asıl amacın ve bu amacın tespiti açısından delillerin toplanması ve maddi vakıaların ispatı açısından tanıklarının dinlenmesi hususunda gerekli ara kararların oluşturulmadığını, dava dosyasında, mevcut belgelerde poliçenin davacı şirket yetkilisine teslim edildiğine dair bir kayıt bulunmadığını, davacı şirket yetkilisinin dosyada mübrez hiçbir belgede ıslak imzası bulunmadığını dolayısıyla davacının görmediği poliçede anlaşmaya aykırı şartların mevcudiyetini bilmesinin mümkün olmadığını yasa (14) günlük sürenin başlangıç zamanı ve itirazın şekli konusunda bir hüküm içermediği halde yerel mahkemenin sözleşmenin tazmininden itibaren bu süreyi başlatması, ispat külfetini de davacıya yüklemesinin usul ve yasaya uygun olmadığını belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında imzalanan Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi ve mevcut klozlarına göre dava konusu olan fabrika bahçesinde açıkta hırsızlık olayının teminat dışı bırakıldığı, riziko tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un Kanun'un 1423/2. maddesi uyarınca bilgilendirme açıklamasının yapılmaması halinde sigortalının 14 gün içinde itiraz etmesi gerektiği 14 günlük sürede itiraz edilmemesi halinde poliçenin yazılı şartlarda geçerli olacağının sigortalı tarafından benimsendiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacı/sigortalının poliçe tanziminden sonraki 14 gün içinde itiraz ettiğine dair bir iddia ve delil ileri sürmediği kaldı ki Bilgi Edinme Yönetmeliği’ne göre değil poliçeye dayanarak poliçe teminat tutarını tazminat olarak talep ettiği, davaya konu 11.10.2017 tarihinde meydana gelen fabrika bahçesinde açıktan hırsızlık olayının taraflar arasındaki poliçe teminatı kapsamında olmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, işyeri/hırsızlık sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 379 ve 371 inci maddeleri, Hırsızlık Sigortası Genel Şartları, 6102 sayılı Kanun'un 1409, 1423 ve 1453 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme:
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, 6102 sayılı Kanun'un 1423/2. maddesi gereği poliçede yer alan kloza 14 gün içinde itiraz etme hakkı bulunan davacının bu kayda herhangi bir itirazda bulunmamış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2024/197 E., 2025/168 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Kaldı ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1423. maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı y
Hukuk Genel Kurulu 2024/197 E. , 2025/168 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/152 E., 2020/616 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.12.2019 tarihli ve
2018/3531 Esas, 2019/12156 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin sürücü olan desteğinin 13.01.2016 günü meydana gelen çift taraflı trafik kazasında öldüğünü, kazada desteğin tam ve asli kusurlu olduğunu, müvekkillerinin destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ölenin kullandığı aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısı olan davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; destekten yoksun kalan hak sahibinin sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin teminat dışı olduğunu, somut olayda da sigortalı araç sürücüsünün kendi tam kusuru ile meydana gelen trafik kazası sebebiyle öldüğünden talebin teminat kapsamı dışında kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2017 tarihli ve 2016/404 Esas, 2017/125 Karar sayılı kararıyla; sigorta poliçesinin 01.12.2015 tarihinde düzenlendiği, kazanın 13.01.2016 tarihinde gerçekleştiği, davanın ise 30.03.2016 tarihinde açıldığı, sigorta poliçesinin tanzim tarihi, kaza tarihi ve dava tarihinin, destek şahsın kusuruna denk gelen tazminat taleplerinin teminat dışı bırakıldığı 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Trafik Sigorta Poliçesi Genel Şartlarından sonraya, 2918 sayılı Kanun'un 92. maddesinde değişiklikten ise önceye ilişkin olduğu, 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinde ise maddi tazminatın Borçlar Kanunu'nun haksız fiil hükümlerine göre belirleneceğinin hüküm altına alındığı, sigorta genel şartlarına atıf yapılmadığı, her ne kadar sigorta genel şartları poliçenin eki olarak kabul edilse de, kaza, dava ve poliçe tarihi itibariyle kanunda yer almayan bir konuda genel şartlarla sınırlama getirilmesinin ve sözleşmeye taraf olmayan hak sahibi üçüncü kişilerin haklarının kısıtlanmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile; davacı ... için 189.046,24 TL, davacı ... için 88.699,42 TL maddi tazminatın 16.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.03.2018 tarihli ve 2017/821 Esas, 2018/312 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar oy çokluğuyla karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davacının desteğinin, davalıya zorunlu mali sorumluluk sigortalı aracın sürücüsü iken gerçekleşen çift taraflı kazada kendi kusuru sonucunda öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1425. maddesine göre, sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Yeni Genel Şartları 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olup yeni Genel Şartların C.10. maddesi ile 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni Genel Şartların C.11. maddesine göre; yeni genel şartlar, genel şartların yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacaktır. Bunun doğal sonucu olarak artık eski genel şartların, yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 93. Ve sigortacılık Yasası 11. maddesi gereği Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. Böylece Hazine Müsteşarlığı, Kanundan aldığı yetki ile Zorunlu Sigorta Genel Şartlarını belirler. Bu nedenle Zorunlu Sigorta Genel Şartlarını Türk Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen genel işlem koşulu kapsamında değerlendirmek mümkün değildir.
Bir sözleşmenin genel işlem koşulu kapsamında olması için sözleşme yapılırken taraflardan birinin önceden tek taraflı olarak sözleşme şartlarını hazırlayarak diğer tarafa sunması gerekir. Oysa Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartları, sözleşmede taraf olmayan Hazine Müsteşarlığı tarafından kanundan alınan yetkiye dayalı olarak belirlenmektedir. Ayrıca Genel Şartları, Türk Borçlar Kanunu 20. maddesinin son fıkrasında “Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.” düzenlemesi kapsamında düşünmek de mümkün değildir. Çünkü kanunda açıkça belirtildiği üzere, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmeler yürütmekte oldukları bir hizmet ile ilgili olmalıdır. Oysa Hazine Müsteşarlığı, zorunlu mali sorumluluk sigortası hizmeti veren bir kuruluş olmadığı gibi hizmeti alan taraf ile bir sözleşme ilişkisi içinde de bulunmamaktadır.
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’nın uygulanmasının, Karayolları Trafik Kanunu’nun 95.maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Zira bu ilkenin uygulanabilmesi her iki tarafın özgür iradesi ile poliçe düzenlendikten sonra zarar görenin aleyhine tazminatın kaldırılması ya da azaltılmasını gerektirecek değişikliklerin yapılması durumunda geçerli olacaktır. Oysa 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları, yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen poliçelerde geçerli olacağından, poliçenin düzenlendiği tarih itibarı ile Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası’nın kapsamı tüm taraflarca bilinmektedir. Sigortacı, işletenin sorumluluğunu poliçe ve genel şartlar kapsamında üstlendiğine göre, sonradan bir değişiklikten bahsetmek de mümkün olmayacaktır.
Kaldı ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1423. maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına 14 gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası teminatının kapsamı, poliçe ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan Genel Şartlara göre belirlenir. Nitekim Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinde yapılan değişiklikle, zorunlu sigortacının kapsamındaki tazminatları belirlemede Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının göz önüne alınması esası getirilmiştir.
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın amacı A.1 maddesinde “Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.” şeklinde belirlenmiştir. Sigortanın kapsamı ise Genel Şartların A.3. maddesinde “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. Kapsama giren teminat türlerinin tanımlandığı A.5. maddesinin (ç) bendinde ise Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır.” Şeklinde ifade edilmiştir. Genel Şartlar A.6. maddesinin (c ) bendinde “İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri” ve (d) bendinde, “Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri” Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası teminatının dışında kalan hallerden sayılmıştır.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.1. maddesi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi, yine A.6. maddesinin (c) ve (d) bentleri birlikte değerlendirildiğinde bir motorlu aracın işletilmesi sırasında destekten yoksun kalınan zararın, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamında olması için şu şartların gerçekleşmesi gerektiği söylenebilir.
a) Talep edilen destek tazminatı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk ve sorumluluk riski çerçevesinde genel şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin olmalıdır. Sigortalının hukuki sorumluluğu olmayan veya sigortalının sorumluluk riski içinde bulunmayan tazminat taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmayacaktır.
b) Motorlu aracın işletilmesinden dolayı ölen kişinin üçüncü kişi olması gerekir. İşleten ve işletenin sorumlu olduğu şahısların dışında bir üçüncü kişinin ölüm neticesi, destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, poliçede taraf olan işleten(sigortalı) yada işletenin eylemlerinden sorumlu bulunduğu kişilerin ölmesi durumunda ölen kişi, üçüncü kişi sayılmayacağı için desteğinden yoksun kalanların zararından sigortacı sorumlu olmayacaktır.
c) Sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla desteğin kendi kusurundan kaynaklanan destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır.
Somut olayda, sürücü/desteğin sevk ve idaresindeki araç ile 13/01/2016 tarihinde kendi kusuru ile sebebiyet verdiği kazada öldüğü, poliçenin düzenlenme tarihinin de 02.12.2015 tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Davalının sorumluluğunun kapsamı 01.06.2015 yani davaya konu trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir.
Genel Şartların "Teminat Dışında Kalan Haller" başlıklı A.6. maddesi (d) bendinde; "destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri" teminat kapsamı dışında bırakılmış olup bu nedenle kendi ölümüne neden olan sürücünün (desteğin) tam kusuruna isabet eden destek tazminatı talebi ZMSS poliçe teminatı kapsamında değildir.
Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu’nunda sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber desteğin kusuruna denk gelen destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin sigorta teminat kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme olmadığına göre, davacının davalı zorunlu mali sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakkı bulunmadığından yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; dava konusu talepler poliçe teminatı kapsamı dışında kaldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 13.01.2016 tarihinde yaşanan çift taraflı trafik kazasına asli ve tam kusurlu sebep olan sürücünün eş ve çocuğu olan davacıların ölenin kullandığı aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısı olan davalıdan talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminatının trafik sigortası teminatı kapsamında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
2918 sayılı Kanun’un 85, 91 ve 92. maddeleri,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 53. maddesi,
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Destekten yoksun kalma zararı” ile “Destekten yoksun kalma tazminatı” kavramalarının incelenmesinde yarar vardır.
2. Trafik kazası, bir kişinin ölümü sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda, bazı kişiler onun ekonomik desteğinden, malî yardım ve bakımından yoksun kalabilirler. İşte; ölenin destek ve yardımından yoksun kalanların uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir.
3. Destekten yoksun kalma zararı 6098 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer almaktadır. Anılan madde aynen;
“Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” şeklinde düzenlenmiştir.
4. Görüldüğü gibi destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, tahminlere ve varsayımlara dayalıdır.
5. 6098 sayılı Kanun'un 53. maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir.
6. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse 6098 sayılı Kanun'un 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin mal varlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır.
7. Destek zararından bahsedebilmek için destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma şartı gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, davacının ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir.
8. “Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır, Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 E., 2018/6 K. sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/17-142 E., 2011/17-411 K.; 20.04.2011 tarihli ve 2011/17-34 E., 2011/216 K.; 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 E., 2019/294 K. sayılı kararları).
9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 Esas, 2005/691 Karar sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir.
10. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse 6098 sayılı Kanun'un 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Burada sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
11. O hâlde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç içerisinde bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1982 tarihli ve 1979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).
12. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için destekten yoksun kalma zararı yanında zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekir. Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, mahiyeti ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeye genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak artırmış bulunan zorunlu şartla söz konusu sonuç arasındaki bağa uygun illiyet bağı denir.
13. Hukuki sorumluluğu doğuran şartlar arasında illiyet bağı büyük bir önem taşır. İlliyet bağı, sorumluluğun aslî şartı, tazminat hukukunun temel ilkesi olarak görülür. Bu şart olmaksızın bir şahsın sorumluluğu düşünülemez. İnsan düşüncesinin bir kanunu olan illiyet kavramı, zararlı sonuçla sorumluluğu doğuran davranış veya olay arasında bir sebep-sonuç bağının bulunmasını gerektirir. Hukukta, gerçekleşen zararla sorumluluğu doğuran olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denir (Fikret, Eren: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 361, Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Sevinç Matbaası, Ankara-1975).
14. İlliyet bağı, hukuki sorumluluğun sadece kurucu bir şartı olmayıp, aynı zamanda tazminatın kapsamını tayininde de büyük bir rol oynar. İlliyet kavramı, hukuka özgü bir kavram olmayıp, bütün bilim dallarının yararlandığı ortak bir kavramdır. Sebeple zarar arasında uygunluğun yokluğu, sebeple zararlı sonuç arasında tabii illiyet bağı bulunmaktadır, ancak bu bağ, uygun illiyet bağının kabulü için gerekli kriterleri taşımadığından, hukuken nazara alınmamakta, sorumluluğu doğurmamaktadır. Başka bir deyimle, uygunluğun yokluğunda, söz konusu sebep, hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre gerçekleşen türden bir zararı meydana getirmeğe elverişli değildir. Sebeple zararlı sonuç arasındaki bu elverişsizlik başlangıçtan itibaren mevcuttur.
15. Sebeple zararlı sonuç arasındaki uygunsuzluğun (elverişsizliğin) ikinci şekli olan illiyet bağının kesilmesini, uygunluğun yokluğundan ayırmak gerekir. Uygunluğun yokluğunda, sebep, somut olayda gerçekleşen zararlı sonucu mahiyeti itibariyle doğurmaya elverişli değildir. Oysa illiyet bağının kesilmesinde, ilk sebep gerçekleşen türden bir sonucu doğurmağa mahiyeti itibariyle elverişli olmakla birlikte, ortaya çıkan yeni bir sebep, ilk sebebi arka plâna atmış, onu somut olayda elverişsiz hâle getirmiştir. Mesela intihar etmek kastıyla kendisini bir otomobilin altına atarak ölen şahsın durumunda her ne kadar otomobil kullanılmasıyla ölüm olayı arasında bir illiyet bağı bulunmaktaysa da, bu sebep intihar eden şahsın ağır kusurlu davranışıyla arka plâna itilmiş, şahsın kendi davranışı ölümün uygun sebebi hâline gelmiştir (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 581 vd).
16. İlliyet bağını kesen sebepler, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü şahsın kusuru olmak üzere üçe ayrılır. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, yalnız tehlike sorumluluğunda değil, alelade sebep sorumluluğu ile kusur sorumluluğunda da kabul edilmektedir (Eren, s. 581).
17. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için diğer bir şart, destekten yoksun kalma zararından bir sorumluluk doğmasıdır. Trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatında üç tür sorumluluk bulunmaktadır. Haksız fiil sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve sözleşmeden doğan sorumluluktur.
18. Haksız fiil sorumlusu olarak sürücünün sorumluluğu 6098 sayılı Kanun'un 49. maddesinde düzenlenen kusur sorumluluğudur. Madde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” belirlemesi ile kusur, haksız fiilin kurucu bir unsuru olarak düzenlemiştir.
19. Kusurlu davranış, kasti davranış ile olabileceği gibi, ihmâli (taksirli) davranış ile de olabilir. Kasti davranışta zarar veren zararlı sonuca bilerek, isteyerek sebep olmuştur. Başka bir deyişle failin iradesi, hukuka aykırı hareketle zararlı sonucun meydana gelmesine, gerçekleşmesine yönelmiştir. Taksirli (ihmâli) davranışta ise, zararlı sonuç istenmemekle birlikte, böyle bir sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı dikkat ve özen sarf edilmemiştir. Eş söyleyişle; burada zararlı sonuç öngörülmemekte ancak fail gerekli iradî çabayı sarf etmiş olsaydı, böyle bir sonucu öngörülebilirdi.
20. Kusurun subjektif ve objektif olmak üzere iki unsuru vardır. Kusurun subjektif unsuru, kusur ehliyeti için gerekli olan ayırt etme gücünü ifade ederken; objektif unsuru, soyut ve ortalama tipin örnek davranışından sapma anlamına gelmektedir.
21. Bir motorlu aracın işletilmesinden doğan sorumluluk ise tehlike sorumluluğudur. İşletenin sorumluluğu 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinde düzenlenmiştir. 85. maddeye dayalı sorumluluktan bahsedebilmesi için sorumlu olacak kişinin öncelikle 2918 sayılı Kanun'un 3. maddesinde tanımlanan “işleten” sıfatına haiz olması gerekmektedir.
22. 2918 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, "İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet ve rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."
23. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s. 449 vd.).
24. Motorlu bir aracı, kendi menfaat ve hesabına işleten, tehlike ve masraflarını üstlenen, araç ile aracın işletilmesi için gerekli personel üzerinde fiilen ve doğrudan doğruya emir ve tasarruf yetkisine (gücüne) sahip olan kimseye işleten denir (Tekinay, Selahattin Sulhi/ Akman, Sermet/ Burcuoğlu, Haluk/ Altop, Atilla:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 713).
25. Bir aracı kendi menfaatine, masraflarına katlanmak suretiyle işletmekten amaç, geçici, bir defaya mahsus özel bir kullanma menfaati değil, aracın tahsis amacına yönelik, sürekli, çok daha genel bir nitelikte bir kullanma menfaatidir. Keza, fiili hâkimiyetten de anlaşılması gereken, araçtan bir anlık, geçici bir yararlanma gücü olmayıp, aksine aracın hangi şartlarla ve özellikle hangi kişinin egemenliği altında hareket edebileceğine karar verme gücüdür. Özellikle aracın trafiğe sokulmasına, orada tutulmasına veya trafikten çekilmesine, donatılmasına, bakılmasına, muhafazasına, kim tarafından, nasıl ve hangi amaçla kullanılması gerektiğine karar verme yetkisi, fiili hâkimiyeti oluşturur. Bir aracın masraf ve tehlikelerini üstlenme ise, onun donatım, bakım ve işletme giderlerini, vergi ve sigorta primlerini ödemeyi ifade eder.
26. 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrası, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur." hükmü ile 2918 sayılı Kanun'un, zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, işletenin sorumlu olması için, zarara, aracın işletilmesinin sebep olması gerekir. Burada sorumluluğun temeli, işletme tehlikesi, türü ise, tehlike esasına dayalı işletme sorumluluğudur. İşletme tehlikesi gerçekleştiği anda, işletenin sorumluluğu doğar.
27. 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesine göre, işletenin, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararlardan doğan sorumluluğu, kusur sorumluluğu olmadığı gibi, objektif özen ödevinin ihlâline dayanan olağan sebep sorumluluğu da değildir. Bu itibarla, işleten hiç bir kusuru bulunmasa bile, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararları tazmin etmek zorundadır. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu kimseler, temyiz kudretine sahip olmasalar da işleten, doğan zarardan sorumludur (Eren, s. 631 vd.; Kılıçoğlu, Ahmet: Borçlar Hukuku, 10. Baskı, s. 264 vd.).
28. 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrası sorumluluğu, aracın işletilmesine dayanan tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, işleten kusurlu olsa bile, kusur ilkesine göre değil, tehlike ilkesine göre sorumlu olur. Bunun nedeni, böyle bir hâlde işletenin şahsında birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi veya başka bir deyişle, çeşitli sorumluluk normlarının çatışmasıdır. Sorumluluk normlarının çatışması veya aynı kişide birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi hâlinde, tehlike sorumluluğu ilkesi uygulanır.
29. 2918 sayılı Kanun'un 86. maddesinde, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma şartlarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hâkim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin takdirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir (Ünan, Samim: “Ergün Atilla Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180).
30. Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı Kanun'un 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85. maddesinin 1. fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukukî nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğunun ise, sözleşmeye dayalı bir sorumluluk olduğu tartışmasızdır.
31. Sorumluluk sigortasının konusu, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa sigortacının, sigorta sözleşmesinde öngörülen bir olayın gerçekleşmesi nedeniyle zarar görenlere karşı sigortalının sorumluluk riskinin üstlenilerek zarar gören üçüncü kişiye sigorta sözleşmesinde öngörülen miktarda tazminat ödenmesidir.
32. Sorumluluk sigortası bir yandan sigorta ettirenin üçüncü kişilere verebileceği zararlardan ötürü bu zararların giderilmesi için sigorta ettirenin mal varlığındaki azalmayı önlemeyi amaçlarken, diğer yandan da sigorta ettirenin eyleminden zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini hedeflediğinden sorumluluk sigortası, sigorta ettiren ile onun eylemlerinden zarar görenlerin menfaatlerini dengeleyen suigeneris bir sigorta türü olarak kabul edilmelidir (Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012 s. 764).
33. 2918 sayılı Kanun'un 91. maddesi “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.” ifadesi ile karayolları motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasından kaynaklanan sorumluluğunu poliçe teminatı kapsamında karşılamak amacıyla yapılması zorunludur.
34. 2918 sayılı Kanunun 85/1. maddesinde yer alan; "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur." hükmü ile 2918 sayılı Kanun'un; zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumluluğu motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen zararlar ile sınırlı tutulmuştur.
35. 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasında işletenin hukukî sorumluluğunu üstlenen ve sigorta sözleşmesi teminat kapsamında olan tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dâhilinde karşılamakla yükümlü olan sigortaya karayolu motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası denilmektedir.
36. Sigorta hukuku, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 6. kitabında 1401. maddesi ilâ 1520. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede sigorta hukukunun genel hükümleri, zarar sigortalarından mal sigortaları ve sorumluluk sigortaları ile can sigortaları düzenlenmiştir.
37. 6102 sayılı Kanun'un 1483. maddesi gereğince, sigortacılar, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamazlar.
38. 6102 sayılı Kanun'un 1425. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir.” ifadesiyle sigorta poliçesinin, mutlaka genel şartları, taraflar isterlerse özel şartları içereceği belirtilmiştir. Bu maddeye göre, her sigorta dalında sigorta poliçesinin temel şartlarını oluşturan genel şartların düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir.
39. Genel şartların nasıl belirleneceği ise Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir.” ifadesiyle, sigorta sözleşmesinin ana muhtevasını içeren genel şartlar Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenecektir. Ayrıca sigorta sözleşmeleri (poliçeleri) genel şartlara uygun olarak düzenlenecektir. Bir başka deyimle sigorta sözleşmesi (poliçesi) düzenlenecekse mutlaka o dalda Hazine Müsteşarlığı (SEDDK) tarafından belirlenen ve sözleşmenin ana ilkelerini içeren genel şartlar bulunması zorunludur.
40. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin 4. bendine göre; “Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır.” Bu maddeye göre genel şartlarda sigorta poliçesinin kapsam dahilinde olan rizikolar ile sigorta poliçesi kapsam dışı yani teminat dışı rizikolar açıkça belirtilmek zorundadır. Kapsam dışında sayılmayan rizikolar teminat kapsamında sayılmaktadır.
41. 2918 sayılı Kanun'un 93. maddesinin ilk cümlesine göre; “Zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazetede yayımlanır.”
42. 2918 sayılı Kanun'un 93. maddesi, gerek 6102 sayılı Kanun'un 1425. maddesine gerekse Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesine göre daha özel bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre, karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartlarının Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre genel şartlar sigorta teminat tutarları ile tarife ve talimatları içerir.
43. Sigorta genel şartları, sigorta poliçesine ekli olan ve her sigorta dalı için önceden hazırlanmış sözleşme şartlarıdır. Genel şartlar bir sigorta dalında yapılan tüm sigorta sözleşmelerinde yer alır. Sigorta genel şartlarında, sigorta teminatının kapsamı, sigorta ettirilen riziko ve tarafların hak ve borçlarına ilişkin usul ve esaslar ile rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesi ile ilgili konular yer almaktadır. Sigorta genel şartları sigorta sözleşmesinin hükümleridir.
44. Sigorta genel şartlarını diğer sözleşme şartlarından ayırt eden en önemli özellik, sözleşmenin her iki tarafının da bu şartlara uymak zorunda olmasıdır. Bu durum Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinde açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, istese de bu sözleşme şartlarının dışına çıkamamaktadır. Özellikle de sigorta şirketleri tarafından aynı şekilde uygulanması emredici bir hükme bağlanmıştır. Sigorta genel şartlarının emredici olduğu, birçok genel şartta da açıkça belirtilir. Aslında diğer bir yorumla, Hazine taraf menfaatlerini genel şartlarla dengelemekte, bu dengenin de özel şartlarla sigorta ettiren aleyhine bozulmasını istememektedir (Tekin, Memiş: Sigorta Sözleşmesi Şartlarının Yargısal Denetimi, İstanbul 2016, s. 34).
45. Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesine göre sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenmesi ve 2918 sayılı Kanun'un 93. maddesine göre, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanır olması karşısında genel şartları, genel işlem şartı olarak değerlendirmek mümkün görülmemektedir. Genel şartların mahiyetinin, genel işlem şartı olduğuna ilişkin bu yargının kabul edilmemesinin başkaca nedenleri de vardır. Genel şartların belirgin özelliği sadece Hazine tarafından onaylanması değildir. Genel şartları genel işlem şartı olmaktan çıkaran çok sayıda neden vardır. Bunlardan ilki, genel şartların sigorta sözleşmesinin her iki tarafı da bağlayan düzenlemeler olmasıdır. Bu yönüyle taraflar, genel şartlardaki hükümlere aykırı düzenlemeler yapamaz, sözleşme şartları kabul edemezler. Kanun, bir taraftan genel şartları, yorumlayıcı ve tamamlayıcı bir işlevle tanımlarken diğer taraftan sözleşmenin kurulması için temel bir ikincil düzenleme olarak kabul etmiştir. Bu nedenle genel şartlar, genel işlem koşulu değildir. Bu nedenle genel şartların, genel işlem şartlarının ötesinde bir mahiyetinin olduğu açıktır. Sonuç olarak sigorta genel şartları, mahiyeti itibarıyla genel işlem şartı sayılamazlar. Bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un genel işlem şartlarına ilişkin, düzenlemeler genel şartlara tatbik edilemezler. Kanun, genel şartları, tarafların iradesinden bağımsız olarak sözleşmeye dahil etmiştir ve bağlayıcılıkları konusunu da yine yasal düzenlemelerle teyit etmektedir (Memiş, s.34-39).
46. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının C.11. maddesi ile yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacak olması karşısında sigorta sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yeni genel şartları hükümlerinin taraflarca bilinmesi ve Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesi ile poliçenin bu yeni genel şart hükümlerine göre düzenlenme zorunluluğu düşünüldüğünde, yeni genel şartların 2918 sayılı Kanun'un 95. maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Kaldı ki 6102 sayılı Kanun'un 1423. maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme, poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur.
47. 01.06.2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile 12.08.2003 tarihli Genel Şartları yürürlükten kaldırılmış ve birçok yeni düzenleme getirilmiştir.
48. Genel Şartların A.1. maddesinde Genel Şartların amacı, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Kanun uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi olarak belirlenmiştir.
49. Genel Şartların “Tanımlar” başlıklı A.2. maddesinin (d) bendinde zarar; “Motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan bir trafik kazası sonucunda üçüncü şahısların ekonomik değeri olan mal varlığında doğrudan azalma olmasına veya vücut bütünlüğünde eksilmeye, sürekli sakatlığa veya ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle ilgililerin uğradıkları bu Genel Şartlar ile içeriği belirlenen maddi kayıpları” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumlu olduğu zarar, motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan trafik kazasında üçüncü bir şahsın ölmesi veya bedensel zarara uğraması yahut malına bir zarar gelmesi durumunda ortaya çıkan zarardır.
50. Sigortanın kapsamı ise A.3 maddesinin 1. fıkrasında “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukukî sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.” ifadesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının kapsamı, motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümüne veya yaralanmasına veya malına zarar gelmesi ile yöneltilecek tazminat talepleri ile sınırlıdır. Ayrıca bu maddeye göre zarar gören üçüncü şahıslar ancak sigortalının 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasındaki sorumluluk riski kapsamında, sigortacıdan tazminat talep edebileceklerdir. Bir başka deyimle zarar gören üçüncü şahıslar 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrası kapsamında sigortalıya başvurabileceği tazminatları sigortacıya karşı ileri sürebilecekler, sigortalıya karşı ileri süremeyecekleri tazminat taleplerini sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir.
51. Poliçenin geçerli olduğu dönemde yürürlükte bulunan zorunlu malî sorumluluk sigortasının “Kapsama Giren Teminat Türleri” başlıklı A.5. maddesinin (ç) bendinde “Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı” “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortası, üçüncü kişinin ölümü dolayısı ile destekten yoksun kalanların zararlarını teminat altına almaktadır.
52. Sonuç olarak; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.2 . maddesinin (d) bendi, A.3 maddesinin 1. fıkrası ve A.5 maddesinin (ç) bendi incelendiğinde karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümü veya yaralanması veya malının zarara uğraması durumunda teminat kapsamına almaktadır.
53. 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasına göre bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zarardan işleten sorumludur. Sigortacı ise bu sorumluluğu üstlenmektedir. Bu nedenle Genel Şartların A.2 maddesinin (d) bendi, A.3 maddesinin 1. fıkrası ve A.5 maddesinin (ç) bendinde yer alan “üçüncü kişi” işletene göre belirlenecektir. Bir başka deyişle sigortacı işletene göre üçüncü kişi olan kişilerin ölmesi veya yaralanması veya malına zarar gelmesi durumunda işletenin bu sorumluluğunu üstlenmektedir.
54. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminat kapsamı 2918 sayılı Kanun'un 91. maddesinde “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere…” ifadesi ile düzenlemiştir. Bu maddeye göre sigortacının sorumluluk kapsamı işletenin motorlu aracın işletilmesi ile üçüncü kişilere verdiği zarar ile sınırlıdır. Bir başka anlatımla sigortacının sorumluluğu işletenin sorumluluğu ile sınırlıdır. İşleteni 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasına göre bir zarardan sorumlu tutamıyorsak sigortacıyı o zarardan sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Keza işletenin sorumluluğunu ortadan kaldıran 2918 sayılı Kanun'un 86. maddesinde sayılan şartların bulunması durumunda işleten ile birlikte sigortacıda sorumluluktan kurtulacaktır.
55. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsamı dışındaki hâller hem 2918 sayılı Kanun'un 92. maddesinde hem de Genel Şartların A.6. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
56. 2918 sayılı Kanun'un 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un dördüncü maddesi ile getirilen değişiklikten önceki hâli ile “Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” başlıklı 92. maddesinde:
“Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar.
a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,
c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,
d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,
e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,
f) Manevi tazminata ilişkin talepler.” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır.
57. 2918 sayılı Kanun'un 91. maddesi yollaması ile 85/1, 86 ve 92. maddeleri incelendiğinde trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile ölümüne neden olan sürücü ve işletenin mirasçılarının zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talep edebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek sürücünün gerekse işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile ölümü durumunda mirasçıları işletenden nasıl tazminat talep edemeyeceklerse sigortacıdan da talep edemeyeceklerdir.
58. Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin 4. bendinde "Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." ifadesi ile sigorta teminat kapsamı dışında olan teminatların genel şartlarda düzenleneceği belirtilmiştir. Kanunun vermiş olduğu bu yetkiye dayalı (poliçenin geçerli olduğu dönemde yürülükte bulunan) Yeni Genel Şartlar’ın “Teminat Dışı Kalan Hâller” başlığı altında A.6. maddesinde sigorta teminatı dışında kalan hâller şu şekilde düzenlenmiştir:
Aşağıdaki hâller sigorta teminatı dışındadır:
a) İşletilme hâlinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar,
b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,
c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,
ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler,
d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri,
e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler,
f) Manevi tazminat talepleri,
g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler,
h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri,
ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar,
i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri,
j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler,
k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri,
l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler,
m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar
(Bu maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.),
n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları,
o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.
Sigortacının bu maddenin birinci paragrafının (d) bendi kapsamında olmasına rağmen ilgililere yaptığı tazminat ödemeleri için sigortalının terekesine ve tereke borçlusu olan mirasçılarına sigortalının kusuru oranında ve ilgili mevzuat dahilinde müracaat hakkı saklıdır.”
59. Trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan işleten ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların işletenin sigortalısı olduğu aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talebinde bulunup bulunamayacağını belirleme açısından özellikle Genel Şartların A.6. maddesinin (c) ve (d) bentlerinin de incelemesi gerekmektedir.
60. Poliçenin geçerli olduğu dönemde yürürlükte bulunan Genel Şartların A.6. maddesinin (c) bendine göre ilgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri teminat ile Genel Şartlar A.6. maddesinin (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışındadır. Bir başka deyişle sigortacının sorumluluk kapsamı sigortalısının sorumluluğu ile sınırlıdır. Motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen trafik kazası ile doğan bir zarar işleten sigortalının sorumluluk riski kapsamında değilse, zorunlu malî sorumluluk sigortasının da teminat kapsamı dışındadır. Ayrıca destek şahsın kusuruna denk gelen zararlarda sigortanın teminat kapsamı dışında tutulmuştur. Yüzde yüz kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü veya işletenin kusurun tamamı kendisine ait olması nedeniyle desteğinden yoksun kalanların tazminat talepleri de zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsımı dışındadır.
61. Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile; 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinin birinci cümlesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, 2. cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresi ve 92. maddesinin (i) bendinin iptaline, Kanun’un 90. maddesinin 1. cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...bu Kanun…” ve “…öngörülen usul ve esaslara tabidir.” ibareleri ile 92. maddenin (g) ve (h) bentleri, 93. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları,…” ibaresinin, 97. maddesinin 1. cümlesinin ve 99. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “...zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri,...” ibaresinin iptaline ilişkin itirazın da reddine karar vermiştir.
62. Uyuşmazlığın çözümü için Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz ret kararının Genel Şartlar açısından sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
63. Anayasa Mahkemesinin 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinde “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin iptalinin ne anlama geldiğini ortaya koymak açısından 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinin hangi alanı düzenlediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
64. Maddenin “Maddi ve manevi tazminat” olan yan başlığından da anlaşılacağı üzere bu madde sigortacının ödeyeceği tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Destekten yoksun kalma zararları 6098 sayılı Kanun'un 53. maddesinde bedensel zararlar ise aynı Kanun'un 54. maddesinde düzenlenmiştir. Keza haksız fiil sorumlusu açısından tazminatın belirlenmesinin usul ve esasları 55. maddede, tazminattan indirim nedenleri ise 51 ve 52. maddelerinde düzenlenmiştir.
65. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde “Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir.” tespitini yapmıştır.
66. Anayasa Mahkemesinin 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinde vermiş olduğu kısmi iptal kararı ile madde değişiklikten önceki hâline getirilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesinde 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişiklik yapılmadan önce 01.06.2015 tarihine kadar 12.08.2003 tarihli Genel Şartlar hükümleri uygulanmıştır. Zira Genel Şartların hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesi değildir.
67. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının dayanağı 6102 sayılı Kanun'un 1425. maddesi, Sigortacılık Kanunu’nun 11. ve 2918 sayılı Kanun'un 93. maddeleridir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, “Kanun’un 93. maddesinin birinci fıkrası, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının Bakanlıkça tespit edileceğini ve Resmî Gazete’de yayımlanacağını öngörmektedir. Bu itibarla kural ile yürütmeye düzenleyici nitelikte işlem yapma yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Öte yandan Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği öngörülen konularda da kanun koyucu temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakabilir. Yürütme organına böyle bir yetkinin tanınmış olmasının sebebinin ise zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin ana muhtevası niteliğindeki genel şartların Bakanlık tarafından belirlenmesini sağlamak suretiyle sözleşmenin güçlü tarafı olan sigorta şirketlerinin kendisi lehine olan sözleşme koşullarını dikte ettirmesinin önlenmesi olduğu görülmektedir” gerekçesi ile 2918 sayılı Kanun'un 93. maddesinde yapılan itiraz iptal istemini reddetmiştir.
68. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde şu ifadelere de yer vermiştir: “Kural uyarınca sigortalının sorumluluk riski kapsamında değerlendirilemeyecek risklerden doğan tazminat taleplerinden dolayı zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketinden talepte bulunulamayacaktır. Mali sorumluluk sigortasının sigortalının kanundan doğan hukukî sorumluluğunu teminat altına almak amacıyla zorunlu kılındığı dikkate alındığında, sigortalının hukukî sorumluluğu kapsamında olmayan tazminat taleplerinden dolayı sigorta şirketinin de sorumlu tutulamamasının işin niteliği gereği olduğu anlaşılmaktadır.
Sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigortası ile teminat altına aldığı riskler ile sınırlandırılması suretiyle ilgililerin, işletenin dahi sorumlu olmadığı tazminat taleplerini sigorta şirketine yöneltmelerinin önüne geçilmesinin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda esasen sigortalıdan talepte bulunması mümkün olmayan ilgililerin, sigorta şirketinden de talepte bulunamamasının Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiği söylenemez. Kuralın ilgililerin menfaatleri ile sigorta şirketinin menfaatleri arasında makul bir denge kurulmasını engelleyen bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.”
69. 2918 sayılı Kanun'un 91. maddesine göre sigortacı, işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85. maddesinin 1. fıkrasındaki motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bir başka deyişle sigortacının motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o zarardan işleten sigortalının sorumlu olması gerekir. İşleten sigortalının sorumlu olmadığı bir zarardan sigortacıyı sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Davacıların kendi desteklerinin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olduğu olayda destekten yoksun kalma zararlarını işleten sigortalıya karşı nasıl ileri süremeyeceklerse sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. Bu nedenle zorunlu malî sorumluluk sigortacısının, sigortalı işletenden daha fazla bir sorumluluk altına girmesi mümkün değildir.
70. Sigortacı, kendisinden sigorta tazminatı talep edenlere karşı işletenin yapabileceği tüm savunmaları ileri sürebilir. Yani sigortalı işleten hangi oranda sorumlu ise sigortacıda aynı oranda sorumludur (Ünan, S./ Yazıcıoğlu,E.: Sigorta Hukuku Sempozyumları, Ergüne, M.S.:Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, İstanbul 2018, s. 18 vd.).
71. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların A.2 (d) bendinde sigortalının sorumlu olduğu zarar tanımında, A.3. maddesinde sigortanın sorumluluk kapsamında ve A.5. (ç) maddesinde destekten yoksun kalma teminatı kapsamında sigortacının destekten yoksun kalma zararlarından sorumluluğunu motorlu araçların işletilmesi sonucu üçüncü kişinin ölümü ile sınırlandırılmış olması karşısında gerek işletenin kendisine karşı gerekse işleten adına hareket eden sürücünün işletene göre üçüncü kişi olmadığı göz önüne alındığında davacıların sigortacıdan destekten yoksun kalma zararlarını talep etmeleri mümkün görülmemektedir.
72. Ayrıca Genel Şartlar A.6. (d) maddesinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri teminat kapsamı dışında tutulmuş olması karşısında davacıların desteklerinin sorumluluk riski kapsamında olmayan desteğin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olmadan kaynaklanan destekten yoksun kalma zararlarından sigortacıda sorumlu değildir.
73. O hâlde mahkemece; sorumluluk hukukunun genel ilkeleri, karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortacısının Karayolları Trafik Kanunu’nda sınırları çizilen sorumluluk alanı ve 01.05.2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartların A.2. maddesinin (d) bendi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi ve A.6. maddesinin (d) bendi gereğince davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
74. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
75. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373. maddesi uyarınca kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2022/14013 E., 2024/3023 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ulama ve Araştırma Hastanesi'nden alınan 02.11.2018 tarihli raporda ise davacının %12 oranında maluliyeti olduğunun tespit edildiği, her iki raporda belirlenen oranın sigorta sözleşmesinde belirlenen %60 maluliyet oranının altında kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423 üncü maddesine göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılm
4. Hukuk Dairesi 2022/14013 E. , 2024/3023 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1449 E., 2022/1175 K.
DAVA TARİHİ : 22.12.2017
HÜKÜM/KARAR : Red/Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıf.)
SAYISI : 2017/984 E., 2019/122 K.
Taraflar arasındaki grup kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de işçi olarak çalışmakta iken işvereni ile davalı arasında müvekkili lehine grup kaza ve grup yıllık yaşam sigortası yaptırıldığını, sigorta kapsamında maluliyet, vefat, kaza sonucu maluliyet ve hastalık da dahil tedavi giderinin güvence altına alındığını, Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporu ile müvekkilinin %42 oranında engelli olduğunun tespit edildiğini, davalıya yapılan başvurunun talebin Poliçe Genel ve Özel Şartları kapsamı dışında kalması nedeniyle reddedildiğini, poliçenin yapılması sırasında veya sonrasında Özel ve Genel Şartlar kararlaştırılmışsa sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında lehtar olan müvekkiline bilgi verilmesi gerektiğini, müvekkilinde ...Giyim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Grup Yıllık Yaşam Sigortası ve Grup Kaza Sigortası Sertifikası dışında belge bulunmadığını, sertifikada da poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri ile teminatın kapsamı dışında bir bilgi bulunmadığını, poliçenin Özel ve Genel Şartları hakkında lehtar olan müvekkilinin bilgilendirilmediğini, müvekkilinin daimi maluliyet şartlarını taşıdığı halde tazminatın ödenmediğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi gereğince 1.000,00 TL'nin davalıya başvuru tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu maluliyet tazminatının meblağ sigortası olduğunu, teminat tutarının belli olup bölünebilir nitelikte olmadığını, bu nedenle kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının tespit edilen maluliyetinin %60'dan düşük olduğunu, Sigorta Özel Şartları gereğince sadece %60 ve üstü maluliyetler için teminat verildiğini, bu nedenle davacının talebinin teminat kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen 09.12.2016 tarihli sigorta sözleşmesinde hastalık sonucu tam ve kısmi iş göremezliğin sigorta teminatları arasında sayıldığı, sözleşmenin 4 üncü maddesinin (C) bendinde sigortalının, hastalık sonucu iş göremezlik teminatının tam ve sürekli iş göremezliğin gerçekleşmesine bağlandığı, tam ve sürekli iş göremezliğin ise 18.03.1998 gün ve 23290 sayılı Resmi Gazete yayımlanan “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” ekinde yer alan “Özür Durumuna Göre Çalışma Gücü Kaybı Oranları Cetveli”nde sayılan %60 ve üstü oranlara karşılık gelen haller olarak tanımlandığı, davacı tarafından sunulan Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporunda davacının %42 oranında sürekli maluliyeti olduğunun tespit edildiği, mahkemece ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden alınan 02.11.2018 tarihli raporda ise davacının %12 oranında maluliyeti olduğunun tespit edildiği, her iki raporda belirlenen oranın sigorta sözleşmesinde belirlenen %60 maluliyet oranının altında kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423 üncü maddesine göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmezse sözleşmenin poliçede yazılı şartlarda yapılmış sayılacağı, aynı Kanun'un 1424 üncü maddesine göre ise sigortacının poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, sigortacının bu yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının sözleşmede hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik nedeniyle sigorta tazminatına hak kazanabilmek için %60 ve üzerinde iş göremezlik oranı aranmasına ilişkin özel koşulun geçersizliği ya da hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik durumunun, kaza sonucu oluşan sürekli iş göremez durumunda olduğu gibi her hangi bir oran sınırlanması olmaksızın sigorta teminatı kapsamında olduğu sonucunu doğurmayacağı, sözleşmede verilen teminatın 6102 sayılı Kanun'un 1507 ila 1510 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan kaza sigortası kapsamında olmadığı, yine sağlık ve hastalık sigortalarının düzenlendiği 1511 inci ve izleyen maddelerde de hastalık sonucu oluşan iş göremezliğin teminat kapsamında sayılmadığı, dava konusu sigorta sözleşmesindeki hastalık sonucu oluşan iş göremezlik durumunun sigorta teminatı altına alınmasının, kanunda bulunmamasına karşın kaza sigortasında sigorta teminatını genişleten özel bir sözleşme hükmü olduğu, sigorta sözleşmesinde getirilen kanunda ve Sigorta Genel Şartlarında bulunmayan ve sözleşme özgürlüğü içinde yanların özgür istençleri ile kabul edilmiş bu ek teminat için getirilen özel koşulun yasaya ve Sigorta Genel Şartlarına aykırılık oluşturmadığı, hastalık sonucu oluşan kesin iş göremezliğin belirli bir oranının sigorta tazminatı dışında bırakılmasının 6100 sayılı Kanun'un 1452 nci maddesinde sayılan koruyucu hükümlere aykırılık da oluşturmadığı, 09.12.2016 tarihli ve bir yıl süreli Grup Kaza Sigortası sözleşmesinde teminat kapsamında bulunan hastalık nedeniyle sürekli iş göremezlik durumunun %60 ve üzerindeki sürekli iş göremezlik durumu ile sınırlandırılmış olmasının geçerli bir sözleşme koşulu olduğu, yanları bağladığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 1496 ncı maddesinde grup sigortasının düzenlendiğini, sigorta şirketinin grup üyesini gruba dahil olmadan önce bilgilendirmesi ve gruba dahil olduktan sonra 15 gün içinde poliçe verme yükümlülüğü altında olduğunu, davalının poliçe verdiğini ve bilgilendirme yaptığını ispatlayamadığını, poliçenin ancak dava sürecinde görülebildiğini, poliçe içeriği hakkında müvekkilinin bilgilendirilmediğini, davaya konu poliçe kapsamında lehtar olan müvekkilinin Poliçe Özel ve Genel Şartları konusunda bilgilendirilmemiş olması nedeniyle %60'ın altında kalan maluliyetin teminat dışı kaldığına ilişkin özel şartın geçersiz olduğunu, davalının kötü niyetli davranarak sözleşmenin yapılması sırasında ve sonrasında bilgi vermediği gibi ret sebebi hakkında da bilgi vermediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı sigorta şirketinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 28.10.2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerine aykırı şekilde "talebe rağmen" sigorta ettirene karşı bilgilendirme konusundaki yükümlülüklerini sigortadan faydalanacak kişilere karşı da yerine getirme zorunluluğuna aykırı davrandığına dair bir bilgi, belge ve iddia bulunmadığı, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile sözleşmenin açık hükümlerine göre; hastalığa dayalı maluliyetlerin teminat kapsamında sayılabilmesi için en az %60 oranında bir maluliyetin arandığı, davalı şirket ile dava konusu sigorta sözleşmesini imzalayanın davacının işvereni olan dava dışı şirket olup davacının ise lehtar konumunda olduğu, bu bakımdan davacının şartları bilse idi sözleşmeyi yapmayacak olduğu şeklinde bir konumunun da sözkonusu olmadığı, davacının maluliyete ilişkin alınan raporlarının sözleşmedeki şartı sağlamadığı, yeniden rapor alınmasına yönelik mahkeme ara kararına rağmen bu yönde bir taleplerinin olmadığını beyanla mahkemeye müracaatta da bulunulmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iş vereni ile davalı arasında düzenlenen Grup Kaza Sigorta Sözleşmesi ile teminat altına alınan hastalık sonucu tam veya kısmi daimi maluliyet nedeniyle sigorta teminatının ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423 ve 1515 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen sigorta sözleşmesi sonrasında davacıya sigorta sözleşmesine ilişkin sertifika verilmiş olmasına, davacı tarafından aydınlatma açıklaması verilmemesi nedeniyle yapılmış itiraz bulunmadığından 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince sözleşmenin poliçede yazılı şartlarla yapılmış olduğu kabulünün yerinde olmasına, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi gereğince bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin lehtar konumunda olan davacının kararına etkili olmasının söz konusu olamayacak olması ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1131 E., 2024/75 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 1423, 1425 ve1483 üncü maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/1131 E. , 2024/75 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/361 E., 2021/936 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 25.02.2021 tarihli ve 2020/2268 Esas, 2021/1958 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, müvekillerinin desteği ...’un 24.12.2015 tarihinde kullandığı araçta direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, kaza tarihinde aracın trafik sigortası bulunmaması nedeniyle davalının müvekillerine destekten yoksun kalma tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 500,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 06.02.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 290.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, kazaya karışan aracın ... tarafından sigorta ettirildiğinin ve söz konusu poliçenin satış nedeni ile iptal edildiğinin tespit edildiğini ancak anılan sigortacının sorumluluğunun devam ettiğini, kazada müteveffa sürücü alkollü olduğundan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, mirasçılarının sürücünün kusuruna dayanarak tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığını, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.09.2017 tarihli ve 2016/196 Esas, 2017/691 Karar sayılı kararıyla; kazaya karışan aracın 18.12.2015-04.11.2016 tarihlerini kapsar şekilde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile ... tarafından sigortalandığı ancak kaza tarihinden önce 03.12.2015 tarihinde aracın satılmasından dolayı poliçenin iptal edildiği ve kaza tarihi itibariyle sigortalı olmadığı, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya yeterli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak ve teminat limiti ile sınırlı olmak üzere davacılar ... için 188.326,00 TL, ... için 36.888,00 TL, Nazmi Eymen için 41.818,00 TL ve ... için 22.968,00 TL olmak üzere toplam 290.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2020 tarihli ve 2018/137 Esas, 2020/284 Karar sayılı kararıyla; 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'la 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda (2918 sayılı Kanun) yapılan değişikliklerin kaza tarihinde yürürlükte olmaması ve 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın da normlar hiyerarşisi gereği mevcut yasaya aykırı olamayacağı kuralı karşısında somut olaya uygulanamamaları nedeniyle davacı yanın talebinin teminat kapsamı dışında kaldığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;
“…1-6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK'ya eklenen EK-Madde 1'de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2018 yılı için 47.530,00 TL'dir.
Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1.6.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı durumunda olduğundan dolayı 47.530,00 TL'lik kesinlik sınırı her bir davacı yönünden ayrı ayrı gözetilmelidir. Bu sebeple davacılardan ... için 36.888,00 TL, ... için 41.818,00 TL ve ... için 22.968,00 TL maddi tazminata dair karar kesin niteliktedir. Bu davacılar yönünden davalı vekilinin temyiz isteminin miktar yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin diğer davacı ... yönünden verilen kararın temyiz incelemesine gelince; Dava, ölümlü tek taraflı trafik kazası nedeniyle ölenin yakınlarının, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 45/2. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3.) maddesi gereği, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacılar desteğinin trafik sigortasız aracın sürücüsü iken gerçekleşen tek taraflı kazada, asli ve tam kusurlu olarak kendi kusuru sonucunda öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği, aynı Kanunun 85. maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur.
Zorunlu mali sorumluluk sigortasının yaptırılmaması durumunda Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar.
a)İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
b)İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,
c)İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,
d)Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,
e)Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,
f)Manevi tazminata ilişkin talepler.
g)(Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,
h)(Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,
İ)(Ek:14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile)” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu'nun 1425. maddesine göre sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Yeni Genel Şartları 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Genel şartların C.10. maddesi ile 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni Genel Şartların C.11. maddesine göre; yeni genel şartlar, genel şartların yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacaktır. Bunun doğal sonucu olarak artık eski genel şartların, yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sigortacılık Kanunu 11. madde hükmüne göre ise, sigorta sözleşmesinin ana muhtevası müsteşarlıkca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir.
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın amacı A.1 maddesinde; "Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir." şeklinde belirlenmiştir. Sigortanın kapsamı ise Genel Şartlar A.3. maddesinde; "Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır." şeklinde düzenlenmiştir. Kapsama giren teminat türlerinin tanımlandığı A.5. maddesinin (ç) bendinde Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı; "Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır." şeklinde ifade edilmiştir. Genel Şartlar A.6. maddesinin (c) bendinde "İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri" ve (d) bendinde "Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri" zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatının dışında kalan hallerden sayılmıştır.
Somut olayda; desteğin sürücüsü olduğu trafik sigortasız araç ile seyri sırasında 24.12.2015 tarihinde meydana gelen tek taraflı kaza sonucu vefat ettiği görülmektedir. Davacı eş, anne ve çocuklar, kazada hayatını kaybeden ve tam kusurlu olan sürücünün kullandığı aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi olmaması nedeniyle Güvence Hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuşlardır.
Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence Hesabının sorumluluğunun kapsamı ise, 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.3. maddesine ve A.5. maddesinin (ç) bendine göre, ancak üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla oluşan destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacının destek zararlarından sorumlu olması için, motorlu aracın işletilmesi sırasında ölen kişinin mutlaka üçüncü bir kişi olması gerekir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre; somut olayda, işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ...’u üçüncü kişi olarak kabul etmek mümkün değildir.
Yine Genel Şartların A.6. maddesi (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber, destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin teminat kapsamı dışında tutulması nedeniyle, somut olayda tam kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü murisin destek tazminatı sigorta teminatı kapsamında değildir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu'nda sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber, destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin sigorta teminatı kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme de yoktur. Bu sebeplerle; desteğin davaya konu trafik kazasında tam kusurlu olduğu ve davacı tarafın desteğin idaresindeki trafik sigortasız araç nedeni ile Güvence Hesabından destek tazminatı talep etme hakkı bulunmadığından, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması, Bölge Adliye Mahkemesince de davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; Trafik Sigortası Genel Şartlarının yürürlüğe girdiği 01.06.2015 tarihinden sonra ve 2918 sayılı Kanun'daki değişikliğin yürürlüğe girdiği 26.04.2016 tarihinden önce meydana gelen sürücü zararının teminat kapsamı dışında olduğunu, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; desteğin, trafik sigortası bulunmayan aracı kullanırken tek taraflı trafik kazasında vefat ettiği somut olayda, davalının talep edilen destek tazminatından sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi.
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 45 inci maddesi.
3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 3, 85, 90, 91, 93 ve 95 inci maddeleri.
4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 1423, 1425 ve1483 üncü maddeleri.
5. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun (5684 sayılı Kanun) 11 inci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “destekten yoksun kalma zararı” ile “destekten yoksun kalma tazminatı” kavramalarının incelenmesinde yarar vardır.
2. Trafik kazası, bir kişinin ölümü sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda, bazı kişiler onun ekonomik desteğinden, malî yardım ve bakımından yoksun kalabilirler. İşte; ölenin destek ve yardımından yoksun kalanların uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir.
3. Destekten yoksun kalma zararı 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinde yer almaktadır. Anılan madde aynen;
“Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.”
şeklinde düzenlenmiştir.
4. Görüldüğü gibi destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi tahminlere ve varsayımlara dayalıdır.
5. Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü (818 sayılı Kanun'un 45/2) maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir.
6. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin malvarlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin malvarlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır.
7. Destek zararından bahsedebilmek için destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma şartı gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, davacının ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir.
8. “Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır, Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 Esas, 2018/6 Karar sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/17-142 Esas, 2011/17-411 Karar; 20.04.2011 tarihli ve 2011/17-34 Esas, 2011/216 Karar; 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 Esas, 2019/294 Karar sayılı kararları).
9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 Esas, 2005/691 Karar sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir.
10. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Burada sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
11. O hâlde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç içerisinde bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1982 tarihli ve 1979/4-1528 Esas, 1982/412 Karar sayılı kararı).
12. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için destekten yoksun kalma zararı yanında zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekir. Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, mahiyeti ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeye genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak artırmış bulunan zorunlu şartla söz konusu sonuç arasındaki bağa uygun illiyet bağı denir.
13. Hukuki sorumluluğu doğuran şartlar arasında illiyet bağı büyük bir önem taşır. İlliyet bağı, sorumluluğun aslî şartı, tazminat hukukunun temel ilkesi olarak görülür. Bu şart olmaksızın bir şahsın sorumluluğu düşünülemez. İnsan düşüncesinin bir kanunu olan illiyet kavramı, zararlı sonuçla sorumluluğu doğuran davranış veya olay arasında bir sebep-sonuç bağının bulunmasını gerektirir. Hukukta, gerçekleşen zararla sorumluluğu doğuran olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denir (Fikret Eren:Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 361, Ankara-1975).
14. İlliyet bağı, hukuki sorumluluğun sadece kurucu bir şartı olmayıp, aynı zamanda tazminatın kapsamını tâyininde de büyük bir rol oynar. İlliyet kavramı, hukuka özgü bir kavram olmayıp bütün bilim dallarının yararlandığı ortak bir kavramdır. Sebeple zarar arasında uygunluğun yokluğu, sebeple zararlı sonuç arasında tabii illiyet bağı bulunmaktadır. Ancak bu bağ, uygun illiyet bağının kabulü için gerekli kriterleri taşımadığından, hukuken nazara alınmamakta, sorumluluğu doğurmamaktadır. Başka bir deyimle, uygunluğun yokluğunda, söz konusu sebep, hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre gerçekleşen türden bir zararı meydana getirmeğe elverişli değildir. Sebeple zararlı sonuç arasındaki bu elverişsizlik başlangıçtan itibaren mevcuttur.
15. Sebeple zararlı sonuç arasındaki uygunsuzluğun (elverişsizliğin) ikinci şekli olan illiyet bağının kesilmesini, uygunluğun yokluğundan ayırmak gerekir. Uygunluğun yokluğunda, sebep, somut olayda gerçekleşen zararlı sonucu mahiyeti itibariyle doğurmaya elverişli değildir. Oysa illiyet bağının kesilmesinde, ilk sebep gerçekleşen türden bir sonucu doğurmağa mahiyeti itibariyle elverişli olmakla birlikte, ortaya çıkan yeni bir sebep, ilk sebebi arka plâna atmış, onu somut olayda elverişsiz hâle getirmiştir. Mesela intihar etmek kastıyla kendisini bir otomobilin altına atarak ölen şahsın durumunda her ne kadar otomobil kullanılmasıyla ölüm olayı arasında bir illiyet bağı bulunmaktaysa da, bu sebep intihar eden şahsın ağır kusurlu davranışıyla arka plâna itilmiş, şahsın kendi davranışı ölümün uygun sebebi hâline gelmiştir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 581 vd).
16. İlliyet bağını kesen sebepler, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü şahsın kusuru olmak üzere üçe ayrılır. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, yalnız tehlike sorumluluğunda değil, alelade sebep sorumluluğu ile kusur sorumluluğunda da kabul edilmektedir (Eren, s. 581).
17. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için diğer bir şart, destekten yoksun kalma zararından bir sorumluluk doğmasıdır. Trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatında üç tür sorumluluk bulunmaktadır. Haksız fiil sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve sözleşmeden doğan sorumluluktur.
18. Haksız fiil sorumlusu olarak sürücünün sorumluluğu 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesinde düzenlenen kusur sorumluluğudur. Madde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” belirlemesi ile kusur, haksız fiilin kurucu bir unsuru olarak düzenlemiştir.
19. Kusurlu davranış, kasti davranış ile olabileceği gibi, ihmali (taksirli) davranış ile de olabilir. Kasti davranışta zarar veren zararlı sonuca bilerek, isteyerek sebep olmuştur. Başka bir deyişle failin iradesi, hukuka aykırı hareketle zararlı sonucun meydana gelmesine, gerçekleşmesine yönelmiştir. Taksirli (ihmali) davranışta ise, zararlı sonuç istenmemekle birlikte, böyle bir sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı dikkat ve özen sarf edilmemiştir. Eş söyleyişle; burada zararlı sonuç öngörülmemekte ancak fail gerekli iradî çabayı sarf etmiş olsaydı, böyle bir sonucu öngörülebilirdi.
20. Kusurun sübjektif ve objektif olmak üzere iki unsuru vardır. Kusurun sübjektif unsuru, kusur ehliyeti için gerekli olan ayırt etme gücünü ifade ederken; objektif unsuru, soyut ve ortalama tipin örnek davranışından sapma anlamına gelmektedir.
21. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s. 449 vd.).
22. Bir motorlu aracın işletilmesinden doğan sorumluluk ise tehlike sorumluluğudur. İşletenin sorumluluğu 2918 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinde düzenlenmiştir. 85 inci maddeye dayalı sorumluluktan bahsedebilmesi için sorumlu olacak kişinin öncelikle 2918 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde tanımlanan “işleten” sıfatını haiz olması gerekmektedir.
23. Karayolları Trafik Kanunu’nun 3 üncü maddesine göre, "İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet ve rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."
24. Motorlu bir aracı, kendi menfaat ve hesabına işleten, tehlike ve masraflarını üstlenen, araç ile aracın işletilmesi için gerekli personel üzerinde fiilen ve doğrudan doğruya emir ve tasarruf yetkisine (gücüne) sahip olan kimseye işleten denir (Selahattin Sulhi, Tekinay /Sermet, Akman/ Haluk, Burcuoğlu/ Atilla, Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 713).
25. Bir aracı kendi menfaatine, masraflarına katlanmak suretiyle işletmekten amaç, geçici, bir defaya mahsus özel bir kullanma menfaati değil, aracın tahsis amacına yönelik, sürekli, çok daha genel bir nitelikte bir kullanma menfaatidir. Keza, fiilî hâkimiyetten de anlaşılması gereken, araçtan bir anlık, geçici bir yararlanma gücü olmayıp aksine aracın hangi şartlarla ve özellikle hangi kişinin egemenliği altında hareket edebileceğine karar verme gücüdür. Özellikle aracın trafiğe sokulmasına, orada tutulmasına veya trafikten çekilmesine, donatılmasına, bakılmasına, muhafazasına, kim tarafından, nasıl ve hangi amaçla kullanılması gerektiğine karar verme yetkisi, fiili hâkimiyeti oluşturur. Bir aracın masraf ve tehlikelerini üstlenme ise, onun donatım, bakım ve işletme giderlerini, vergi ve sigorta primlerini ödemeyi ifade eder.
26. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrası, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" hükmü ile Kanun, zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, işletenin sorumlu olması için, zarara, aracın işletilmesinin sebep olması gerekir. Burada sorumluluğun temeli, işletme tehlikesi, türü ise, tehlike esasına dayalı işletme sorumluluğudur. İşletme tehlikesi gerçekleştiği anda, işletenin sorumluluğu doğar.
27. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesine göre, işletenin, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararlardan doğan sorumluluğu, kusur sorumluluğu olmadığı gibi, objektif özen ödevinin ihlâline dayanan olağan sebep sorumluluğu da değildir. Bu itibarla, işleten hiç bir kusuru bulunmasa bile, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararları tazmin etmek zorundadır. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu kimseler, temyiz kudretine sahip olmasalar da işleten, doğan zarardan sorumludur (Eren, s. 631 vd.; Ahmet, Kılıçoğlu : Borçlar Hukuku, 10. Baskı, s. 264 vd.).
28. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrası sorumluluğu, aracın işletilmesine dayanan tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, işleten kusurlu olsa bile, kusur ilkesine göre değil, tehlike ilkesine göre sorumlu olur. Bunun nedeni, böyle bir hâlde işletenin şahsında birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi veya başka bir deyişle, çeşitli sorumluluk normlarının çatışmasıdır. Sorumluluk normlarının çatışması veya aynı kişide birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi hâlinde, tehlike sorumluluğu ilkesi uygulanır.
29. Karayolları Trafik Kanunu’nun 86 ncı maddesinde, bu Kanun’un 85 inci maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma şartlarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hâkim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin takdirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir (Samim, Ünan: “Ergün Atilla Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180).
30. Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı Kanun'un 91 inci maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir.
31. Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91 inci maddede düzenlenen sorumluluğunun ise, sözleşmeye dayalı bir sorumluluk olduğu tartışmasızdır.
32. Sorumluluk sigortasının konusu, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa sigortacının, sigorta sözleşmesinde öngörülen bir olayın gerçekleşmesi nedeniyle zarar görenlere karşı sigortalının sorumluluk riskinin üstlenilerek zarar gören üçüncü kişiye sigorta sözleşmesinde öngörülen miktarda tazminat ödenmesidir.
33. Sorumluluk sigortası bir yandan sigorta ettirenin üçüncü kişilere verebileceği zararlardan ötürü bu zararların giderilmesi için sigorta ettirenin malvarlığındaki azalmayı önlemeyi amaçlarken, diğer yandan da sigorta ettirenin eyleminden zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini hedeflediğinden sorumluluk sigortası, sigorta ettiren ile onun eylemlerinden zarar görenlerin menfaatlerini dengeleyen suigeneris bir sigorta türü olarak kabul edilmelidir (Işıl, Ulaş: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012 s. 764).
34. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91 inci maddesi “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur” ifadesi ile karayolları motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85/1 inci maddesinden kaynaklanan sorumluluğunu poliçe teminatı kapsamında karşılamak amacıyla yapılması zorunludur.
35. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" hükmü ile Kanun; zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumluluğu motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen zararlar ile sınırlı tutulmuştur.
36. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen ve sigorta sözleşmesi teminat kapsamında olan tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dâhilinde karşılamakla yükümlü olan sigortaya karayolu motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası denilmektedir.
37. Sigorta hukuku, 6102 sayılı Kanun'un altıncı kitabında 1401 ilâ 1520 nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede sigorta hukukunun genel hükümleri, zarar sigortalarından mal sigortaları ve sorumluluk sigortaları ile can sigortaları düzenlenmiştir.
38. Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 üncü maddesi gereği, sigortacılar, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamazlar.
39. Türk Ticaret Kanunu’nun 1425 inci maddesinin birinci fıkrasına göre; “Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir” ifadesiyle sigorta poliçesinin, mutlaka genel şartları, taraflar isterlerse özel şartları içereceği belirtilmiştir. Bu maddeye göre, her sigorta dalında sigorta poliçesinin temel şartlarını oluşturan genel şartların düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir.
40. Genel şartların nasıl belirleneceği ise 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir” ifadesiyle, sigorta sözleşmesinin ana muhtevasını içeren genel şartlar Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenecektir. Ayrıca sigorta sözleşmeleri (poliçeleri) genel şartlara uygun olarak düzenlenecektir. Bir başka deyimle sigorta sözleşmesi (poliçesi) düzenlenecekse mutlaka o dalda Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenen ve sözleşmenin ana ilkelerini içeren genel şartlar bulunması zorunludur.
41. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin dördüncü bendine göre; “Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır”. Bu maddeye göre genel şartlarda sigorta poliçesinin kapsam dahilinde olan rizikolar ile sigorta poliçesi kapsam dışı yani teminat dışı rizikolar açıkça belirtilmek zorundadır. Kapsam dışında sayılmayan rizikolar teminat kapsamında sayılmaktadır.
42. Karayolları Trafik Kanunu’nun 93 üncü maddesinin ilk cümlesine göre; “Zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazetede yayımlanır”.
43. Karayolları Trafik Kanunu’nun 93 üncü maddesi, gerek 6102 sayılı Kanun'un 1425 inci maddesi gerekse 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesine göre daha özel bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre, karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartlarının Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre genel şartlar sigorta teminat tutarları ile tarife ve talimatları içerir.
44. Sigorta genel şartları, sigorta poliçesine ekli olan ve her sigorta dalı için önceden hazırlanmış sözleşme şartlarıdır. Genel şartlar bir sigorta dalında yapılan tüm sigorta sözleşmelerinde yer alır. Sigorta genel şartlarında, sigorta teminatının kapsamı, sigorta ettirilen riziko ve tarafların hak ve borçlarına ilişkin usul ve esaslar ile rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesi ile ilgili konular yer almaktadır. Sigorta genel şartları sigorta sözleşmesinin hükümleridir.
45. Sigorta genel şartlarını diğer sözleşme şartlarından ayırt eden en önemli özellik, sözleşmenin her iki tarafının da bu şartlara uymak zorunda olmasıdır. Bu durum 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinde açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, istese de bu sözleşme şartlarının dışına çıkamamaktadır. Özellikle de sigorta şirketleri tarafından aynı şekilde uygulanması emredici bir hükme bağlanmıştır. Sigorta genel şartlarının emredici olduğu, birçok genel şartta da açıkça belirtilir. Aslında diğer bir yorumla, Hazine taraf menfaatlerini genel şartlarla dengelemekte, bu dengenin de özel şartlarla sigorta ettiren aleyhine bozulmasını istememektedir (Tekin, Memiş: Sigorta Sözleşmesi Şartlarının Yargısal Denetimi, İstanbul 2016, s. 34).
46. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesine göre sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenmesi ve 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesine göre, Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanır olması karşısında genel şartları, genel işlem şartı olarak değerlendirmek mümkün görülmemektedir. Genel şartların mahiyetinin, genel işlem şartı olduğuna ilişkin bu yargının kabul edilmemesinin başkaca nedenleri de vardır. Genel şartların belirgin özelliği sadece Hazine tarafından onaylanması değildir. Genel şartları genel işlem şartı olmaktan çıkaran çok sayıda neden vardır. Bunlardan ilki, genel şartların sigorta sözleşmesinin her iki tarafı da bağlayan düzenlemeler olmasıdır. Bu yönüyle taraflar, genel şartlardaki hükümlere aykırı düzenlemeler yapamaz, sözleşme şartları kabul edemezler. Kanun, bir taraftan genel şartları, yorumlayıcı ve tamamlayıcı bir işlevle tanımlarken diğer taraftan sözleşmenin kurulması için temel bir ikincil düzenleme olarak kabul etmiştir. Bu nedenle genel şartlar, genel işlem koşulu değildir. Bu nedenle genel şartların, genel işlem şartlarının ötesinde bir mahiyetinin olduğu açıktır. Sonuç olarak sigorta genel şartları, mahiyeti itibarıyla genel işlem şartı sayılamazlar. Bu nedenle 6098 sayılı Kanun'daki genel işlem şartlarına ilişkin düzenlemeler genel şartlara tatbik edilemezler. Kanun, genel şartları, tarafların iradesinden bağımsız olarak sözleşmeye dahil etmiştir ve bağlayıcılıkları konusunu da yine yasal düzenlemelerle teyit etmektedir (Memiş, s.34-39).
47. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının C.11 inci maddesi ile yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacak olması karşısında sigorta sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yeni genel şartları hükümlerinin taraflarca bilinmesi ve 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile poliçenin bu yeni genel şart hükümlerine göre düzenlenme zorunluluğu düşünüldüğünde, yeni genel şartların 2918 sayılı Kanun'un 95 inci maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Kaldı ki 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme, poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur.
48. 01.06.2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile 12.08.2003 tarihli Genel Şartları yürürlükten kaldırılmış ve birçok yeni düzenleme getirilmiştir.
49. Genel Şartların A.1. maddesinde Genel Şartların amacı, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Kanun uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi olarak belirlenmiştir.
50. Genel Şartların “Tanımlar” başlıklı A.2 nci maddesinin (d) bendinde zarar; “Motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan bir trafik kazası sonucunda üçüncü şahısların ekonomik değeri olan mal varlığında doğrudan azalma olmasına veya vücut bütünlüğünde eksilmeye, sürekli sakatlığa veya ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle ilgililerin uğradıkları bu Genel Şartlar ile içeriği belirlenen maddi kayıpları” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumlu olduğu zarar, motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan trafik kazasında üçüncü bir şahsın ölmesi veya bedensel zarara uğraması yahut malına bir zarar gelmesi durumunda ortaya çıkan zarardır.
51. Sigortanın kapsamı ise A.3 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukukî sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır” ifadesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının kapsamı, motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümüne veya yaralanmasına veya malına zarar gelmesi ile yöneltilecek tazminat talepleri ile sınırlıdır. Ayrıca bu maddeye göre zarar gören üçüncü şahıslar ancak sigortalının 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk riski kapsamında, sigortacıdan tazminat talep edebileceklerdir. Bir başka deyimle zarar gören üçüncü şahıslar 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalıya başvurabileceği tazminatları sigortacıya karşı ileri sürebilecekler, sigortalıya karşı ileri süremeyecekleri tazminat taleplerini sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir.
52. Zorunlu malî sorumluluk sigortasının “Kapsama giren teminat türleri” başlıklı A.5 inci maddesinin (ç) bendinde “Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı” “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortası, üçüncü kişinin ölümü dolayısı ile destekten yoksun kalanların zararlarını teminat altına almaktadır.
53. Sonuç olarak; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesinin birinci fıkrası ve A.5 inci maddesinin (ç) bendi incelendiğinde karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümü veya yaralanması veya malının zarara uğraması durumunda teminat kapsamına almaktadır.
54. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zarardan işleten sorumludur. Sigortacı ise bu sorumluluğu üstlenmektedir. Bu nedenle Genel Şartların A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesinin birinci fıkrası ve A.5 inci maddesinin (ç) bendinde yer alan “üçüncü kişi” işletene göre belirlenecektir. Bir başka anlatımla sigortacı işletene göre üçüncü kişi olan kişilerin ölmesi veya yaralanması veya malına zarar gelmesi durumunda işletenin bu sorumluluğunu üstlenmektedir.
55. Tek taraflı trafik kazasında işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile kendisinin ölümüne neden olması durumunda kendisinin, kendisine üçüncü kişi olması düşünülemez. Bunun yanında işleten adına motorlu aracı sevk ve idare eden ve işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü de işletene göre üçüncü kişi değildir. Böylece işletene göre üçüncü kişi olmayan işletenin kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu sürücünün ölümü veya bedensel zarara uğraması veya malının zarara uğramasından doğan zararlardan nasıl işleten sigortalı sorumlu değilse sigortacı sorumlu bulunmamaktadır. Bu durum sorumluluk sigortasının da bir gereğidir.
56. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminat kapsamı 2918 sayılı Kanun'un 91 inci maddesinde “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere…” ifadesi ile düzenlemiştir. Bu maddeye göre sigortacının sorumluluk kapsamı işletenin motorlu aracın işletilmesi ile üçüncü kişilere verdiği zarar ile sınırlıdır. Bir başka anlatımla sigortacının sorumluluğu işletenin sorumluluğu ile sınırlıdır. İşleteni 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre bir zarardan sorumlu tutamıyorsak sigortacıyı o zarardan sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Keza işletenin sorumluluğunu ortadan kaldıran 2918 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinde sayılan şartların bulunması durumunda işleten ile birlikte sigortacı da sorumluluktan kurtulacaktır.
57. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsamı dışındaki hâller hem 2918 sayılı Kanun'un 92 nci maddesinde hem de Genel Şartların A.6 ncı maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
58. Karayolları Trafik Kanunu’nun 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi ile getirilen değişiklikten önceki hâli ile “Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” başlıklı 92 nci maddesinde:
“Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar.
a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler,
c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler,
d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler,
e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar,
f) Manevi tazminata ilişkin talepler” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır.
59. Karayolları Trafik Kanunu'nun 91 inci maddesi yollaması ile 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 86 ve 92 nci maddeleri incelendiğinde tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile ölümüne neden olan sürücü ve işletenin mirasçılarının zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talep edebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek sürücünün gerekse işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile ölümü durumunda mirasçıları işletenden nasıl tazminat talep edemeyeceklerse sigortacıdan da talep edemeyeceklerdir.
60. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin dördüncü bendinde "Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır" ifadesi ile sigorta teminat kapsamı dışında olan teminatların genel şartlarda düzenleneceği belirtilmiştir. Kanunun vermiş olduğu bu yetkiye dayalı (poliçenin geçerli olduğu dönemde yürülükte bulunan) Yeni Genel Şartlar’ın “Teminat dışı kalan hâller” başlığı altında A.6 ncı maddesinde sigorta teminatı dışında kalan hâller şu şekilde düzenlenmiştir:
Aşağıdaki hâller sigorta teminatı dışındadır:
a) İşletilme hâlinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar,
b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,
c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,
ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler,
d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri,
e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler,
f) Manevi tazminat talepleri,
g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,
ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler,
h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri,
ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar,
i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri,
j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler,
k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri,
l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler,
m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar (Bu maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.),
n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları,
o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.
Sigortacının bu maddenin birinci paragrafının (d) bendi kapsamında olmasına rağmen ilgililere yaptığı tazminat ödemeleri için sigortalının terekesine ve tereke borçlusu olan mirasçılarına sigortalının kusuru oranında ve ilgili mevzuat dahilinde müracaat hakkı saklıdır”.
61. Tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kusuru ile kendi ölümüne neden olan işleten ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların işletenin sigortalısı olduğu aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talebinde bulunup bulunamayacağını belirleme açısından özellikle Genel Şartların A.6 ncı maddesinin (c) ve (d) bentlerinin de incelemesi gerekmektedir.
62. Genel Şartların A.6 ncı maddesinin (c) bendine göre ilgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri teminat ile Genel Şartlar A.6 ncı maddesinin (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışındadır. Bir başka ifadeyle, sigortacının sorumluluk kapsamı sigortalısının sorumluluğu ile sınırlıdır. Motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen trafik kazası ile doğan bir zarar işleten sigortalının sorumluluk riski kapsamında değilse, zorunlu malî sorumluluk sigortasının da teminat kapsamı dışındadır. Ayrıca destek şahsın kusuruna denk gelen zararlarda sigortanın teminat kapsamı dışında tutulmuştur. Yüzde yüz kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü veya işletenin kusurun tamamı kendisine ait olması nedeniyle desteğinden yoksun kalanların tazminat talepleri de zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsımı dışındadır.
63. Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile; 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinin birinci cümlesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresi ve 92 nci maddesinin (i) bendinin iptaline, Kanun’un 90 ıncı maddesinin birinci cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...bu Kanun…” ve “…öngörülen usul ve esaslara tabidir.” ibareleri ile 92. maddenin (g) ve (h) bentleri, 93. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları,…” ibaresinin, 97 nci maddesinin birinci cümlesinin ve 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri,...” ibaresinin iptaline ilişkin itirazın da reddine karar vermiştir.
64. Uyuşmazlığın çözümü için Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz ret kararının Genel Şartlar açısından sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
65. Anayasa Mahkemesince 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin iptal edilmesinin ne anlama geldiğini ortaya koymak açısından 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinin hangi alanı düzenlediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
66. Maddenin “Maddi ve manevi tazminat” olan yan başlığından da anlaşılacağı üzere bu madde sigortacının ödeyeceği tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Destekten yoksun kalma zararları 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinde bedensel zararlar ise aynı Kanun'un 54 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Keza haksız fiil sorumlusu açısından tazminatın belirlenmesinin usul ve esasları 55 inci maddede, tazminattan indirim nedenleri ise 51 ve 52 nci maddelerinde düzenlenmiştir.
67. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde “Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir” tespitini yapmıştır.
68. Anayasa Mahkemesinin 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinde vermiş olduğu kısmi iptal kararı ile madde değişiklikten önceki hâline getirilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinde 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi ile değişiklik yapılmadan önce 01.06.2015 tarihine kadar 12.08.2003 tarihli Genel Şartlar uygulanmıştır. Zira Genel Şartların hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi değildir.
69. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının dayanağı olan 6102 sayılı Kanun'un 1425 inci maddesi, 5684 sayılı Kanun'un 11 inci ve 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddeleridir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, “Kanun’un 93. maddesinin birinci fıkrası, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının Bakanlıkça tespit edileceğini ve Resmî Gazete’de yayımlanacağını öngörmektedir. Bu itibarla kural ile yürütmeye düzenleyici nitelikte işlem yapma yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Öte yandan Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği öngörülen konularda da kanun koyucu temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakabilir. Yürütme organına böyle bir yetkinin tanınmış olmasının sebebinin ise zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin ana muhtevası niteliğindeki genel şartların Bakanlık tarafından belirlenmesini sağlamak suretiyle sözleşmenin güçlü tarafı olan sigorta şirketlerinin kendisi lehine olan sözleşme koşullarını dikte ettirmesinin önlenmesi olduğu görülmektedir” gerekçesi ile 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesinde yapılan itiraz iptal istemini reddetmiştir.
70. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde şu ifadelere de yer vermiştir: “Kural uyarınca sigortalının sorumluluk riski kapsamında değerlendirilemeyecek risklerden doğan tazminat taleplerinden dolayı zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketinden talepte bulunulamayacaktır. Mali sorumluluk sigortasının sigortalının kanundan doğan hukukî sorumluluğunu teminat altına almak amacıyla zorunlu kılındığı dikkate alındığında, sigortalının hukukî sorumluluğu kapsamında olmayan tazminat taleplerinden dolayı sigorta şirketinin de sorumlu tutulamamasının işin niteliği gereği olduğu anlaşılmaktadır.
Sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigortası ile teminat altına aldığı riskler ile sınırlandırılması suretiyle ilgililerin, işletenin dahi sorumlu olmadığı tazminat taleplerini sigorta şirketine yöneltmelerinin önüne geçilmesinin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda esasen sigortalıdan talepte bulunması mümkün olmayan ilgililerin, sigorta şirketinden de talepte bulunamamasının Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiği söylenemez. Kuralın ilgililerin menfaatleri ile sigorta şirketinin menfaatleri arasında makul bir denge kurulmasını engelleyen bir yönünün bulunmadığı görülmektedir”.
71. Eldeki davada da; kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olan davacıların sürücü olan destekleri vefat etmiş; davacılar, destekten yoksun kalan sıfatıyla, desteğin kendi zorunlu malî sorumluluk sigortacısı olmadığından Güvence Hesabını hasım göstererek, destekten yoksun kalmaya dayalı tazminat isteminde bulunmuşlardır.
72. Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesi gereği, zorunlu malî sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dâhilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence Hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir.
73. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91 inci maddesine göre sigortacı, işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasındaki motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bir başka anlatımla sigortacının motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o zarardan işleten sigortalının sorumlu olması gerekir. İşleten sigortalının sorumlu olmadığı bir zarardan sigortacıyı sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Davacıların kendi desteklerinin tam kusuru ile ölümüne neden olduğu olayda destekten yoksun kalma zararlarını işleten sigortalıya karşı nasıl ileri süremeyeceklerse sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. Bu nedenle zorunlu malî sorumluluk sigortacısının, sigortalı işletenden daha fazla bir sorumluluk altına girmesi mümkün değildir.
74. Sigortacı, kendisinden sigorta tazminatı talep edenlere karşı işletenin yapabileceği tüm savunmaları ileri sürebilir. Yani sigortalı işleten hangi oranda sorumlu ise sigortacıda aynı oranda sorumludur (S.,Ünan/ E.,Yazıcıoğlu: Sigorta Hukuku Sempozyumları, Ergüne, M.S.:Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, İstanbul 2018, s. 18 vd.).
75. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartların A.2 (d) bendinde sigortalının sorumlu olduğu zarar tanımında, A.3 üncü maddesinde sigortanın sorumluluk kapsamında ve A.5 inci maddesinin (ç) bendinde destekten yoksun kalma teminatı kapsamında sigortacının destekten yoksun kalma zararlarından sorumluluğunu motorlu araçların işletilmesi sonucu üçüncü kişinin ölümü ile sınırlandırılmış olması karşısında gerek işletenin kendisine karşı gerekse işleten adına hareket eden sürücünün işletene göre üçüncü kişi olmadığı göz önüne alındığında davacıların sigortacıdan destekten yoksun kalma zararlarını talep etmeleri mümkün görülmemektedir.
76. Ayrıca Genel Şartlar A.6 ncı maddesinin (d) bendinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri teminat kapsamı dışında tutulmuş olması karşısında davacıların desteklerinin sorumluluk riski kapsamında olmayan desteğin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olmadan kaynaklanan destekten yoksun kalma zararlarından sigortacı da sorumlu değildir.
77. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2021 tarihli ve 2020/(17)4-191 Esas, 2021/514 Karar sayılı kararında da değinilmiştir.
78. O hâlde Mahkemece; sorumluluk hukukunun genel ilkeleri, karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortacısının Karayolları Trafik Kanunu’nda sınırları çizilen sorumluluk alanı ve 01.05.2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartların A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesi, A.5 inci maddesinin (ç) bendi ve A.6 ncı maddesinin (d) bendi gereği davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
79. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
80. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK’nın 373 üncü maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.02.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/367 E., 2023/38 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Sigortacının borç ve yükümlülüklerinden olan "Aydınlatma yükümlülüğü" TTK’nın 1423 üncü maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu 2021/367 E. , 2023/38 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/85 E., 2020/320 K.
KARAR : Davanın kabulüne
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin miras bırakanı ...'in dava dışı Halk Bankası A.Ş.den 2007 yılında konut kredisi kullandığını, kredinin teminat amacı ile davalı ile muris arasında hayat sigorta poliçesinin düzenlendiğini, sigorta poliçesinin her yıl yenilendiğini ve konut kredisi taksitleri ile poliçe primlerinin her yıl düzenli olarak ödendiğini, murisin poliçe teminat süresi içerisinde 16.12.2013 tarihinde vefat ettiğini, poliçe teminatının ödenmesi için davalıya yapılan başvurunun murisin yirmi yıl önce bir kalp rahatsızlığı geçirdiğini bankadan gizleyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle reddedildiğini, murisin davalı kuruma ve bankaya beyan yükümlülüğüne aykırı bir davranışta bulunmadığını, davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını ileri sürerek 5.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 15.04.2015 havale tarihli dilekçesi dava değerini 20.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağından eksik harcın tamamlatılması gerektiğini, davacıların taraf sıfatlarının bulunmadığını, murisin poliçe tanziminden önce var olan hastalıklarını bildirmeyerek doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
6. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.12.2015 tarihli ve 2014/283 Esas, 2015/906 Karar sayılı kararı ile; tüketici mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 08.06.2016 tarihli ve 2016/7971 Esas, 2016/7027 Karar sayılı kararıyla; dava tarihi itibariyle görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri olup müstakil asliye ticaret mahkemesi bulunmaması sebebiyle davaya devam edilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
9. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.07.2017 tarihli ve 2016/871 Esas, 2017/145 Karar sayılı kararıyla; uyulan bozma kararı sonucu yapılan yargılamada, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere sigorta şirketinin beyan yükümlülüğüne aykırılık nedeni ile cayma hakkı var ise de, somut olayda davalı sigorta şirketi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığından sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile; 20.000,00 TL tutarındaki hayat sigortası bedelinin 16.12.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara veraset ilamındaki hisseleri oranında verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 2017/2553 Esas, 2019/9904 Karar sayılı kararı ile;
“…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazının reddi gerekmiştir.
2-Dava hayat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır.
Riziko ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 1439. maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.
(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır.
Yine poliçe ve riziko tarihinde yürürlükte bulunan Hayat Sigortaları Genel Şartları’nın C.2 maddesinde "Sözleşmenin Yapılması Sırasındaki Beyan Yükümlülüğü:
2.1-Sigortacı, bu sözleşmeyi, gerek sigorta ettiren gerekse bilgisinin olduğu hallerde hayatı sigorta edilenlerin ve temsilci aracılığıyla sigorta yapılıyorsa temsilcinin de beyanını esas tutarak yapmıştır.
2.2-Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci,sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir.
Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur.
Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır.
Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder.
2.3-Cayma veya prim farkını talep etme hakkı süresinde kullanılmadığı takdirde düşer.
2.4-Sözleşme akdedilmesinden itibaren aralıksız veya itirazsız olarak iki yıl süreyle yürürlükte kalmışsa artık sigortacı sözleşmeden cayamaz ancak durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortalı talep edilen prim farkını kabul etmezse rizikoya ilişkin olarak alınan prim ile alınması gereken prim arasındaki oran çarpılır çıkan miktar tazminat olarak ödenir.
2.5- Eksik ve yanlış beyan fazla prim alınmasına neden olmuşsa, fazla alınan miktar sigorta ettirene gün esası üzerinden iade olunur." hükmü düzenlenmiştir.
Somut olayda, muris ile davalı sigorta şirketi arasında 08.01.2013-08.01.2014 tarihlerini kapsayan hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş, murisin 20.11.2013 tarihinde vefat ettiği ve ölüm belgesinde ölüm sebepleri arasında 1 yıl önce geçirdiği by-pass, 20 yıl önce tanısı konulan konjestif kalp yetmezliği gösterilmiştir. Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde sigortalı murisin poliçeden önce mevcut olan hastalıklarını gizlediğini savunmuştur.
Mahkemece hesap uzmanı/aktüerden bilirkişi raporu alınmış ve bu rapor esas alınarak sigorta şirketinin beyan yükümlülüğüne aykırılık nedeni ile cayma hakkı var ise de, somut olayda davalı sigorta şirketi bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edemediği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığı, hal böyle olunca sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez.
Mahkemece ATK’dan bir heyet raporu aldırılarak sigortalı murisin tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği tespit ettirilerek yukarıdaki açıklamalar ışığında sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
12. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/85 Esas, 2020/320 Karar sayılı kararı ile; kullanılan konut kredisinin taksitleri ile bu kredi için düzenlenen hayat sigortası primleri davacıların murisi tarafından yaşamını yitirdiği tarihe kadar düzenli bir şekilde ödendiği, davalı tarafından her yıl yenilenmesine rağmen düzenlenen hayat sigortası poliçesinde murisin imzası bulunmadığı gibi kredi hayat sigortası soru formu oluşturulmasına rağmen burada da murisin imzasının yer almadığı, böylece her yıl davalı tarafından yenilenen sigorta poliçesi için düzenlenmiş hayat sigortası soru formundaki sağlık sorularının ve karşılığındaki cevapların matbu olarak ve murisin sadece kimlik bilgilerine yer verilerek hazırlandığının anlaşıldığı, dolayısıyla murise hayat sigortası için sağlığı hakkında bilgi vermesi imkânının sağlanmadığı, eksik beyanda bulunulması hâlinde hangi yaptırımlara maruz kalacağına dair bilgilendirmenin de yapılmadığı, bu kapsamda, sigortalı murisin kasti olarak beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ederek sağlık durumunu gizlemesinden bahsedilemeyeceği, sigorta ettiren davalı yönünden ise, poliçenin tanzimi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalı murise bu hususlarda gerekli soruları yöneltip cevaplarını imzası mukabilinde almasının gerektiği, sigortalı murise gerekli soruların ve eksik beyanda bulunulması hâlinde hangi yaptırımlara maruz kalacağına dair bilgilendirmenin bulunduğu formu düzenleyerek imzasını almayan ancak buna rağmen poliçe prim bedelinin tamamını tahsil eden davalı sigorta şirketinin, sigortalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması kabul edilemeyeceğinden davacıların poliçe bedelini talep etme haklarının bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre sigortalı miras bırakanın tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan heyet raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal mevzuatın ve kavramların açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
16. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK, 6102 sayılı Kanun) 1401 inci maddesinde tanımlanan sigorta sözleşmelerinin yazılı belgeye bağlanması ispat hukuku açısından büyük önem taşımakta ise de Kanun'da sigorta sözleşmeleri için öngörülen bir şekil şartı bulunmamaktadır. Bu sözleşmelerin ana muhtevası 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca onaylanıp sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Yine sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar belirlenebilirse de bu hususların sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açıkça belirtilmesi zorunludur.
17. Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa borç ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet esasına dayalı olarak kurulan ivazlı sözleşmelerdir. Sigortacının borç ve yükümlülüklerinden olan "Aydınlatma yükümlülüğü" TTK’nın 1423 üncü maddesinde;
"(1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.
(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.
(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler." şeklinde düzenlenmiştir.
18. Sigorta sözleşmesinin kurulması aşamasında sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü ise, TTK’nın 1435 inci maddesi ile düzenlenmiş olup genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm ve hükmün sonuçlarını düzenleyen maddeler Yargıtayın yerleşik kararları uyarınca hayat sigortalarına da uygulanmaktadır. Hatta 1435 inci maddede yer alan düzenleme Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi ile sözleşme hükmü hâlini de almıştır. Anılan maddede; "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir. Madde içeriği ve buna paralel hükümler içeren Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesinde yer alan düzenlemelere göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü kılınmıştır.
19. Türk Ticaret Kanunu’nun 1436 ncı maddesinde yer alan "Yazılı sorular" başlıklı düzenlemeye göre; "(1) Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki, sigorta ettiren önemli bir hususu kötüniyetle saklamış olsun.
(2) Sigortacı, liste dışında öğrenmek istediği hususlar varsa bunlar hakkında da soru sorabilir. Söz konusu soruların da yazılı ve açık olması gerekir. Sigorta ettiren bu soruları cevaplamakla yükümlüdür."
20. Tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantı, 1439 uncu maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınacaktır. Bildirim yükümlülüğüne aykırı davranmanın hüküm ve sonuçları ise kusur ve kast unsurları çerçevesinde TTK’nın 1439 ilâ 1441 inci maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 1439 uncu maddede;
"(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.
(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." şeklinde açıklanmıştır.
21. Yine Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından gerek sözleşmenin kurulması, gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususların yönetmelikte düzenleneceği" belirtilmiş ve bu maddeye dayanılarak ilgili Bakanlıkça 28.10.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan mülga “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” çıkarılmıştır. Bu Yönetmelikte yer alan bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin genel ilkeler ve bilgilenmenin içeriği ile ilgili hükümlerden; 5 inci maddede "Sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünün sigortacı tarafından sigorta ettirene ve sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyen kişilere karşı sözlü ve yazılı şekilde yerine getirileceği, bilgilendirmenin yazılı yapılmasının esas olduğu, sigortacının asgari bilgilendirmenin yapıldığını ispatla yükümlü bulunduğu, bilgilendirme yükümlülüğünün sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce başlayacağı ve sözleşmenin geçerli olduğu süre içinde de devam edeceği, sigortacının dürüstlük ilkeleri çerçevesinde davranmak, sigorta ettireni yanıltıcı her türlü hal ve davranıştan kaçınmak zorunda bulunduğu", 7 nci maddede; "bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş, bilgilendirme formu gereği gibi teslim edilmemiş veya bilgiler gerçeğe aykırı düzenlenmiş ise bu hallerden her hangi birinin sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini feshedebileceği ve uğradığı zararının tazminini de talep edebileceği", 8 inci maddede; "bilgilendirme formu içeriğinden akdedilecek sözleşmeye ilişkin genel uyarılar, sözleşme ile verilen teminatlar, sözleşmeye eklenebilecek özel hükümler...vs. bulunacağı", 9 uncu madde de ise; "bilgilendirme formunun en az iki nüsha düzenlenerek sigortacı tarafından kaşelenip imzalandıktan sonra bir nüshasının sözleşmeye taraf olmak isteyen kişiye imza karşılığı verileceği, imzanın sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olduğu hususunda aksi ispat edilebilir karine teşkil edeceği" düzenlenmiştir.
22. Yukarıda yer alan açıklamalardan açıkça görüleceği üzere sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir. Bir sigorta sözleşmesinin kurulmasında taraflar dürüstlük kuralına uygun olarak hareket etmekle yükümlüdür. Bu sözleşmenin kurulmasıyla sigortacı ve sigorta ettiren birbirlerine karşı birtakım haklar elde ederken aynı zamanda borç ve yükümlülük altına da girerler. Tarafların sözleşmenin kurulmasından önce sözleşme ile ne gibi haklardan yararlanıp hangi borç ve yükümlülükler altına gireceklerinin belirlenmesi için sözleşmenin tarafları karşılıklı olarak birbirlerinin bilgisine ihtiyaç duyarlar. Bu kapsamda sigorta sözleşmelerinde sigortacının aydınlatma yükümlülüğü söz konusu iken bunun karşılığında sigorta ettirenin de beyan yükümlülüğü bulunmaktadır ve önemi nedeniyle bu hâller Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir.
23. Somut olayda, davacılar murisinin 2007 yılında kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle hayat sigorta poliçesi düzenlenmiş, poliçeler her yıl yenilenmiş, muris poliçe teminatı süresi içinde 16.12.2013 tarihinde vefat etmiştir. Yapılan başvuru sigorta şirketi tarafından sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle reddedilince eldeki dava açılmıştır. Sigortalının ölümü nedeniyle poliçeden doğan vefat tazminatını talep eden davacıların dain-i mürtehin ve lehtar bankaya kredi borcunun tamamını ödediklerinden dava açma haklarının bulunduğu anlaşılmıştır. İlk Derece mahkemesince, davalı sigorta şirketi tarafından sadece sigortalının kimlik bilgilerine yer verilerek soru ve cevapların matbu olarak hazırlandığı anlaşılan bilgilendirme formunda sigortalının imzasının bulunmadığı, bilgilendirme yükümlülüğü yerine getirilmediğinden sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığından da söz edilemeyeceği gerekçesi ile direnilmiştir.
24. Somut olay dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle iki hususun tartışılıp açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunlardan ilki, poliçe düzenlenirken sigortalı tarafından sağlığı ile ilgili bir form doldurmamasının doğru beyan yükümlülüğü açısından bir etkisinin olup olmadığı, daha doğru bir ifade ile form doldurulamamasının sonucu olarak sigortalının doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği, ikincisi ise sigortalının kalp hastası olup olmadığı ve bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısıyla ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır.
25. Türk Ticaret Kanunu’nun 1423 üncü maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri ve gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmekle yükümlü tutulmuştur. Sigortacı bu yükümlülüğü getirmese dahi (yani aydınlatma açıklamasının verilmediği hâllerde) sigortalı, Kanun'da öngörülen süre içerisinde sözleşmenin yapılmasına itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. Anılan maddenin birinci fıkrasına paralel düzenlemeye Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesinde de yer verilerek sözleşme hükmü hâlini almıştır. Somut olayda, dava dilekçesinde, istenilen tüm bilgilerin verildiği ve sorulan sorulara doğru cevap verildiği belirtilmiş, sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği hususu iddia bile edilmemiştir. Poliçenin ön yüzünde, sigorta ettirenin poliçenin özel ve ilişkili genel şartlarından bilgi edindiğini ve hepsini kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan eder ibaresi yazılı olup poliçenin sigorta ettiren tarafından imzalandığı da görülmektedir. Dosya kapsamında yer alan 2008 ve 2010 tarihli soru formlarında sigorta ettirenin imzası bulunmamaktadır. Gerek 6102 sayılı Kanunu’nun 1423 üncü maddesi gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesindeki düzenlemelerdeki yükümlülüklerin Kanun'dan kaynaklandığı kuşkusuz olup, sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla mahkemenin sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında sigortalı tarafından form doldurulmadığı, dolayısı ile sigortalının sağlığına ilişkin bir beyanda bulunmadığı, bu nedenle doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği gerekçesi yerinde değildir. Öte yandan, sözleşmenin tarafları arasındaki sigortalılık ilişkisinin her yıl yenilenen poliçeler ile sürdüğü noktasında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı tarafın dilekçesinde dahi aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini, beyan yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığını belirtmesine rağmen mahkemece yazılı şekilde direnme kararı verilmesi ve mahkemece böyle bir iddia bulunduğunun kabul edildiği varsayımında dahi, durumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesi anlamında korunacak bir istek olmadığının gözetilmemiş olması hatalı olmuştur.
26. Sigorta ettirenin beyan/bildirim yükümlülüğü ise sözleşmenin yapılması sırasında, sözleşme süresi içinde ve rizikonun gerçekleşmesi durumunda olmak üzere üç bölümde düzenlenmiştir. Açıklanan Kanun maddelerinden de görüleceği üzere beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden önce öğrenilmesi durumunda sigorta ettirenin kusurunun ve illiyet bağının bir rolü bulunmaz iken; beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda ise sigorta ettirenin kusuruna ve illiyet bağına göre bir belirleme yapılacaktır .
27. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra bildirim yükümlülüğüne aykırı davranıldığının sigorta ettireninin kusurlu davranmasının sonucu öğrenilmesi hâlinde, bu aykırılığın tazminatın veya sigorta bedelinin miktarına veya rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, kusurun derecesine göre sigorta tazminatından indirim yapılır. Bildirim yükümlülüğüne aykırılıkta sigorta ettireninin kusuru kasta dayanmıyorsa ve ayrıca bildirim yükümlülüğüne aykırılık ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının sigorta tazminatı veya sigorta bedeli ödeme borcu kalkar, bağlantı yoksa, sigorta tazminatı veya sigorta bedelinden kusur oranı çerçevesinde indirim yapılması gerektiği 6102 sayılı Kanun'un 1437 ve 1439 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile hüküm altına alınmıştır. Buradaki bağlantı kavramından kasıt, sigortacıya bildirilmeyen husus ile oluşan riziko arasında sebep-sonuç ilişkisi yani sıkı bir illiyet bağı olması hâlidir ( Işıl, Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara, 2012, s. 88). Kanun'da yer alan kasten gizleme ifadesi, kötüniyetle gizlemeyi değil, bildiği hâlde beyan etmeme hâlini de ifade etmektedir. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlâli ile gerçekleşen riziko arasında illiyet /bağlantı varsa sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkacaktır. Nitekim Genel Şartların C-2/2.2 nci maddesine konulan hüküm ile kasıt hâlinde sözleşmeden caymanın mümkün olduğu da düzenlenmiştir.
28. Poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının, doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin ve sigortacının 6102 sayılı Kanun'un 1435 ve 1439 uncu maddedeki hükümlerin uygulanabilmesi için de sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko (ölüm) arasında illiyet bağının bulunduğuna ya da bulunmadığına ilişkin tespit ve değerlendirmenin yapılması da, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren bir iş olup bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Dosya kapsamındaki ölüm belgesinde, sigortalının ölümüne ilişkin olarak dört ayrı neden gösterilmiştir. Bunlardan son ikisi, sigortalının bir yıl önce geçirdiği by-pass, yirmi yıl önce tanısı konulan konjestif kalp yetmezliğidir. Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde sigortalı murisin poliçeden önce mevcut olan hastalıklarını gizlediğini savunmuştur. Mahkemece sigortalının tedavi evrakları getirilmiş ise de açıklanan hususların tespitine yönelik olarak bir inceleme yaptırılmadan eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile hatalı değerlendirmeyle sonuca varılmıştır. Bu durumda Adli Tıp Kurumundan bir heyet raporu aldırılarak sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunup bulunmadığı, sigortalı murisin tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalıkla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, hastalığın gizlenip gizlenmediği, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği tespit ettirilip yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmelidir.
29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davaya konu kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınması olduğu, bu durumlarda sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesinin ve basiretli bir tacir gibi davranmasının daha da büyük önem taşıdığı, somut olayda kredi sözleşmesinde müteveffanın hayat sigorta yaptıracağının düzenlenmiş olması ve kredi sözleşmesinin yapıldığı banka şubesi tarafından düzenlenen kredi hayat sigortaları başvuru formunun matbu olarak düzenlenerek müteveffanın kimlik bilgileri dışında diğer kısımların doldurulmamış olması da değerlendirildiğinde sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurumun, bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşme söz konusu olduğundan sözleşmelerde görülen irade özgürlüğü bulunmadığı, ayrıca eksik beyanda bulunulması hâlinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine bildirilmemesinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği, sigorta dosyasında yer alan bilgilendirme formunun müteveffa sigortalının imzasını taşımadığından sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya bu yönde iradesinin var olduğuna kanaat getirilemediği yönünde verilen direnme kararının yerinde olduğu ve hükmün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir.
IV. SONUÇ
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
08.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Ticaret hukukunun uygulama alanını belirleyen sistemlerden hangisi, hukuk kurallarının merkezine "kişiyi" değil, doğrudan doğruya "işletme" kavramını yerleştirmiştir?
A) Subjektif Sistem
B) Objektif Sistem
C) Karma Sistem
D) Modern Sistem
E) Klasik Sistem
Bu maddeyle ilgili 12 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.