6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 338

Türk Ticaret Kanunu 338. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 338- (1) Anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığı şarttır. 330 uncu madde hükmü saklıdır. (2) Pay sahibi sayısı bire düşerse, durum, bu sonucu doğuran işlem tarihinden itibaren yedi gün içinde yönetim kuruluna yazılı olarak bildirilir. Yönetim kurulu bildirimi aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde, şirketin tek pay sahipli bir anonim şirket olduğunu tescil ve ilan ettirir. Ayrıca, hem şirketin tek pay sahipli olarak kurulması hem de payların tek kişide toplanması hâlinde tek pay sahibinin adı, yerleşim yeri ve vatandaşlığı da tescil ve ilan edilir. Aksi hâlde doğacak zarardan, bildirimde bulunmayan pay sahibi ve tescil ve ilanı yaptırmayan yönetim kurulu sorumludur. (3) Şirket, tek pay sahibi olacak şekilde kendi payını iktisap edemez; ettiremez. IV - Esas sözleşme 1. İçerik

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/6556 E., 2023/6842 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
amadığı, davanın 19.10.2012 tarihinde ikame edildiği, dava tarihi itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği, ancak davalıya sorumluluk yönünden atfedilen eylemlerin tarihinin ise 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu, 6102 sayılı Kanun'un müdürün sorumluluğuna ilişkin hükümlerinden farklı olarak, 6762 sayılı Kanun
11. Hukuk Dairesi         2022/6556 E.  ,  2023/6842 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ SAYISI:2014/207 Esas, 2022/371 Karar HÜKÜM : Davanın Reddi Davacılar vekili, davalı vekili Taraflar arasındaki şirket genel müdürüne açılan sorumluluk davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının şirket genel müdürü olduğunu, kusurlu, hatalı, tedbirsiz, özensiz ve şirket çalışma prensip ve kurallarına aykırı şekilde hareket ederek şirketin maddi ve manevi zarara uğramasına yol açtığını, zarardan sorumlu olduğunu iddia ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 400.000,00 TL maddi tazminatın ve ticari itibar kaybı sebebiyle 250.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 17.06.2009 tarihli belirli süreli iş akdi ile 01.09.2009-15.06.2010 tarihleri arasında Genel Müdür/CEO olarak çalıştığını, taraflar arasındaki ilişki ve dava bahse konu iş akdine dayalı olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın İş Mahkemelerinin görev alanına girdiğini, iddia olunan zararın müvekkilinin davacıdan para alması yada haksız kazanç sağlamasından doğmadığını, davacının iddiasının ...'nin yanlış üretim yapması, geç teslim ve sair nedenlerle davacının zarara uğradığı şeklinde olduğunu, yani davacı zarara uğradı ise bu zarara ...'nin yol açtığını buna göre müvekkilinin davanın tarafı olmadığını, davacının ...'nin kusurundan kaynaklanan zararı ...'den talep etme hakkının mevcut olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, şirket namına dava açmanın murakıplara (denetçilere) ait olduğunu, şirketin müdüre dava açma hakkının bulunmadığını, ibraz edilmiş olan yönetim kurulu tarafından ibraz edilen dönem için atanmış müdür ile dava açılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin lise öğrenimini İngiltere'de tamamladığını, Amerika'da makine mühendisliği üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimi aldığını, Toyota ve Karsan gibi en büyük otomotiv şirketlerinde üst düzey yönetici olarak çalıştığını, '... Yönetim Sistemi'ni Türkiye'ye ilk getiren ve uygulayan olduğunu, davacının da müvekkilinin bu nitelikleri nedeniyle müvekkilinden önce danışmanlık hizmeti istediğini, müvekkilinin 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkilinin davacı şirkete olan katkıları görüldükten sonra Genel Müdür olarak çalışmasının istendiğini, müvekkili ile davacı arasında 5 yıllık belirli süreli iş akdi imzalandığını ve müvekkilinin 01.09.2009'da davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin davacı şirketteki yapıyı değiştirmek için işe alındığını, şirketin aylık üretim adedi 100-150 iken 1 yılın sonunda üretim adedinin 600'e çıktığını, müvekkilinin şirket kurulduğundan bu yana yaşanmamış başarıya imza attığını, bütün bu işlemlerin şirketin tüm yöneticilerinin ve direkt olarak yönetim kurulu başkanı Ömer Çetin Nuhoğlu bilgisi dahilinde gerçekleştiğini, Çetin Nuhoğlu'nun onayı olmadan dışarıdan en basit işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını, hal böyle iken sistemin kurulup artık müvekkiline ve müvekkilinin ekibinde yer alan yüksek maaşlı yöneticilere ihtiyaç kalmadığını düşünen işverenin müvekkilinin ve üst düzey yöneticilerin iş akdine son verdiğini, yönetim kurulu başkanı Çetin Nuhoğlu'nun genel müdürlük görevine geri döndüğünü, işverenin müvekkilini iş akdinden doğan haklarını vermeyip oyaladığını, bunun üzerine müvekkilinin sözleşmeden doğan haklarının ödenmesi için işverene dava açtığını, bilirkişinin raporunda müvekkilinin alacağının 2.133.663,00 TL olarak hesaplandığını, sözü edilen dosyada işverenin şimdi iddia ettiği iddiadan bahsetmediğini, İş Mahkemesindeki dava ile ilgili olarak müvekkili üzerinden baskı yapmak isteyen işverenin 2 yılı sonra hayali senaryo ve sahte raporlar hazırladığını, kâr eden şirketin operasyon ve proje harcamalarını zarar gibi göstermeye çalıştığını, ... firması ile davacı firmanın halen çalıştığını, projenin uygulandığını, ... ile imzalanan satın alma sözleşmesini müvekkilinin imzalamadığını, zaten müvekkilinin tek başına imza yetkisinin bulunmadığını, müvekkilinin 2009 Eylül ayında göreve başladığında ... Dönüşüm Projesi kapsamında yapılacak değişiklikler ile ilgili çok yoğun çalışmalar yapıldığını, bunların Çetin Nuhoğlu ve diğer YK üyeleri ile paylaşıldığını, yani tüm bunlardan yönetimin haberi olduğunu, projeden 2010 Şubat ayında haberdar olunduğunun beyan edilmesinin nasıl bir senaryo oluşturulduğunu ortaya serdiğini, yönetim kurulu başkanı ve diğer yöneticilerin davacının işyerinde bulunan üretim hatlarının sökülerek ... firmasına taşındığından haberimiz yoktu demenin abesle iştigal olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin uyguladığı ... Yönetim Sisteminin tüm dünyada büyük şirketlerce uygulandığını, davacının müvekkilini bu sistemi kurmak işe aldığını bu sistemin davacının rakipleri olan Schmidt ve Krone tarafından da kullanıldığını, müvekkilinin ... firmasını önceden tanımadığını, işverenin kendi bünyesinde yapılan kaynaklı üretim işini dışarıda yapılmasına karar vermesinden sonra birçok firma ile görüşüldüğünü, ...'nin de bu firmalardan biri olduğunu, davacının bir bayisi ve TEMSA'nın referansı ile ... ile görüşüldüğünü ve şirket yönetiminin bilgisi dahilinde 2010 yılı Nisan ayında ... ile anlaşma yapıldığını; davacının zarar olduğunu iddia ettiği harcamalarının büyük çoğunluğunun hiç gerçekleşmediğini, bir takım harcamaların ise şirketin taşeron kullanarak üretim yapması için gerçekleşen normal harcamalar olduğunu, işverenin kendisinin düzenlediği kayıt ve belgeleri delil olarak gösterdiğini, bu kayıt ve belgelerin delil niteliğinde olmadığını, iddia edilen masraflar ile müvekkilinin eylem ve edimleri arasında illiyet bağı bulunmadığını, ayrıca bir zarar varsa bu ...'nin kusurundan doğmuş ise ...'den talep edilmesi gerektiğini, uğranıldığı iddia edilen zararların müvekkili ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, ...'den bir hizmet satın alındığını, bu hizmetin satın alınması için bir takım ödemelerin yapılmasının gerektiğini, bu ödemelerin zarar gibi gösterilmeye çalışılmasının kabulünün mümkün olmadığını, şirketin müşterilerine gecikme sebebiyle ödenen maliyetler, bu hususun gerçek dışı olduğunu, davacının bu konuda herhangi bir kayıt sunamadığını, davacının bu yönde ödemiş olduğu bir tazminatın bulunmadığını, davacının yaptığı indirimlerin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, davacının dosyaya sunduğu hiçbir yazışmayı, belgeyi, kaydı, raporu ve sair şeyleri kabul etmediklerini, hiçbirinin davaya ilişkin iddiaları kanıtlamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemece 20.03.2013 tarih, 2013/397 E., 2013/48 K. sayılı kararı ile işveren davalının da 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (5521 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca işçi sayılan kimselerden olduğu, ortak olmayan müdürlerle şirket arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi, görevli mahkemenin ise iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın karar kesinleştiğinde ve talep halinde görevli İstanbul Anadolu İş Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 17.02.2014 tarih, 2013/12406 E., 2014/2740 K. sayılı kararı ile “.. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususla ilgili olarak, belirtilen madde kapsamında davaya bakma görevi ticaret mahkemelerinin görevinde olması nedeniyle işin esasına girilerek yargılama yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi yerinde görülmediği..” gerekçesiyle karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, davacı şirkette B gurubu imza yetkilisi, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, münferit imzası ile 50.000,00 euro kadar borç ve sorumluluk yükleyen iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, iş akdinde ise davalının davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının düzenlendiği, davaya konu, sorumluluk dönemi yönünden davacı şirketin 07.12.2011 tarihli 2010 yılı olağan genel kurul toplantısında, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine dair karar verildiği, ne var ki bu kararın davalıyı kapsamadığı, davanın 19.10.2012 tarihinde ikame edildiği, dava tarihi itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği, ancak davalıya sorumluluk yönünden atfedilen eylemlerin tarihinin ise 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu, 6102 sayılı Kanun'un müdürün sorumluluğuna ilişkin hükümlerinden farklı olarak, 6762 sayılı Kanun'un 338 inci maddesinde anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için ispat yükünün ters çevrilerek kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörüldüğü, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu olduklarının düzenlendiği, buna göre davalının, meydana gelen şirket zararından kusuru olmadığını ispat etmesi durumunda sorumluluktan kurtulabileceği, 6762 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi atfı ile 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında, sorumluluk davasının, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde zarar doğuran fiilden itibaren 5 yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı şeklinde düzenlendiği, davalıya atfedilen zarar iddiası yönünden, zararın öğrenilme tarihinin, en geç davalının işten ayrılma tarihi olan 15.09.2010 tarihi olduğu ve buna göre 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu davalı tarafça ileri sürülmüş ise de, bu tarihte var ise zararın ve tutarının öğrenildiğine ilişkin bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı şirketçe 2011 yılında hazırlatılan iç denetim raporu ile bu sürenin başladığından zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalının davacı şirkette 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin outsource (dışardan tedarikçi eliyle alınması) işinin, davalı tarafından uygulamaya konulduğu, davalının bu dışardan temin için dava dışı ... firması ile işbirliği yapma kararı aldığı, bu tarihe kadar ...'nin Adapazarı'nda herhangi bir tesisi bulunmadığı, aynı işi yapabilecek kapasite ve yetenekte başka bir şirket aranmadığı, bir karşılaştırma yapılmadığı, ... ile 01.04.2010 tarihinde Satın Alma Sözleşmesi imzalandığı, bu tarih itibariyle ... firmasının Adapazarı'nda davacı firmanın üretim ara aşamasını oluşturan kaynaklı üretim ile ilgili ne bir tesisi ne de personelinin olmadığı, bu şartlarda kaynaklı ürün üretiminin outsource edilmesinin davacı şirkete zarar verdiği ve bu kararı alan davalının gereken projelendirme ve ön hazırlıkları yapmadan bu kararı almasının kusurlu olduğu, bu kusurlu karar neticesinde ise davacı şirketin zarara uğradığının iddia edildiği, davalının davacı şirkette B grubu imza yetkililerinden olup, bu kapsamda münferit imzası ile 50.000,00 euro ve TL karşılığı kadar iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının iş akdinde düzenlendiği, davacı şirketin davalının görev almasından önce ... Enstitü Derneği ile ... üretime dönüş projesi sözleşmesi başlıklı, 01.07.2006 yürürlük tarihli muatabakatı imzalayarak, şirkette ... üretim metoduna geçiş ile ilgili iradesini ortaya koyduğu, davalıyı da bu çerçevede ... üretim sistemini hayata geçirmek üzere genel müdür olarak görevlendirdiği, davacı tarafça sorumluluk atfı kapsamında her ne kadar davacı şirketin iyi şekilde işleyen, herhangi bir aksama olmayan üretim faaliyetleri ile ilgili, üretimi doğrudan etkileyecek bir karar ile “kaynaklı üretim faaliyetini dışarıdan tedarikçi eliyle alınması” çalışması başlattığı ileri sürülmüş ise de, yukarıda anılan sözleşme çerçevesinde davacı şirketin üretim stratejisinde yapısal değişikliğe gitme iradesinde olduğu, yine taraflar arasındaki iş akdine göre de, davalının, ... üretim sistemini hayata geçirmek için işe alındığı tespit edildiği, kaynaklı üretim faaliyetinin dışarıdan tedarikçi eliyle alınması (outsource edilmesi) ve bunun dava dışı ... firması işbirliği ile yapılması konusunda, davalının tek başına karar alıp almadığı, tek başına karar almış ise bu kararın ve uygulamasının özensiz, hatalı ve kusurlu olup olmadığı, davalının tedbirli bir yönetici gibi hareket edip etmediğinin değerlendirilmesi, bundan başka alınan karar neticesinde bir zarar olup olmadığı, varsa ölçülebilir olup olmadığının değerlendirilmesi, yanı sıra zarar ile davalının karar ve uygulamaları arasında illiyet bağının olup olmadığının da tespiti gerektiği, alınan üç kök ve bir ek raporda, yukarıda izah edildiği gibi bir zararın tespit edilmediği, yalnızca 15.11.2017 tarihli ek raporda 1.084.191,00 euro zarardan bahsedildiği, ne var ki 15.11.2017 tarihli bu ek raporda tespit edildiği bildirilen zararın, Haziran 2010-Aralık 2011 dönemine ilişkin olduğu, davalının ise yalnızca 1 yıl 14 gün genel müdür olarak görev yapıp 15.09.2010 tarihinde davalı şirketteki görevinden ayrılmış olması, bundan başka anılan ek raporda, zarar olarak açıklanan tutarın dayanağı olabilecek teklif mektubu, satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günündeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr/zarar etme faktörüne ilişkin açıklamalara yer verilmeksizin liste halinde tutarlara yer verildiği, anılan tutarların denetime elverişli bulunmadığından 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmadığı, davalının görev süreci boyunca davacı şirketin kârlılığının arttığı, davacı şirketin incelenen mali verileri ile belirlendiği, bundan başka davacı şirketin ... üretim dönüşüm projesi kapsamında maliyetleri azaltma yoluna gitme çalışması kapsamında, davalıyı da alandaki becerisi için genel müdür olarak görevlendirdiği, bununla birlikte davalının doğrudan yönetim kurulu başkanına bağlı çalışacağının öngörüldüğü birlikte değerlendirildiğinde, kusurlu eylem olarak atfedilen, ... firmasının hiç araştırılmadan, gerekli çalışmalar yapılmadan, davalı tarafından tercih edildiği iddiasının da sübut bulmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat istemini sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... üretime geçil iradesinde olmasının, davalıya bu geçişte uzmanı olduğunu iddia ettiği üretim esaslarını doğru uygulamama ve koordinatörü olduğu projeye aykırı davranma hakkını vermediğini, ... Enstitü Derneğinde davalınında aralarında bulunduğu 9 ayrı danışman ve müvekkili şirketin çok sayıda personeli ile birlikte çalışılarak 2008 yılında ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasının oluşturulduğunu, bir diğer deyişle şirketin 3 yıllık yol haritasının çıkarıldığını, davalının, şirketin detaylıca analizi neticesinde tüm kuralları, esasları, hedefleri belirlenen ... 2011 Projesini iyi bildiğini ve başarılı bir şeklide hayata geçireceğini belirterek genel müdürlüğüne talip olduğunu, müvekkili şirketinde zaten 3 yıllık planda tanımlanmış strateji ve aksiyonları takip edeceği için davalının talebini olumlu karşıladığını, müvekkilinin davalının genel müdür olarak 2009 yılında işe başlaması ile ... üretime sıfırdan başlamadığını, aksine davalı işe başladığında ... üretimin tüm esasları ve müvekkil şirket nezdinde uygulanacak kuralları, işlemleri, projeleri, hedefleri tanımlanmış halde işe başladığını, 2008 yılında ... Üretim Sistemine geçiş ile ilgili toplam 29 çalışma gurubunun kurulduğunu, Mahkemenin ... üretim sistemi ile outsource işini birbirine karıştırdığını, ... üretim sisteminin, üretimden satışa kadar baştan uca tüm süreçleri kapsayan bir model olduğunu, outsource ise, şirket içinde üretilen bir mal ya da hizmetin dışarıdan tedarik edilmesi olduğunu, ... üretim sistemi için bir üretim işinin outsource edilmesinin şart olmadığını, kaynaklı üretimin yapıldığı bölüm, fabrikada üretilen her treylerin muhakkak geçtiği üretim hattı olduğunu, kaynaklı üretimin yapısı itibariyle treyler üretimi yapılan bir fabrikanın omurgası olduğunu, bu bölümde hata ya da eksiklik olması halinde, bunun telafisinin diğer bölümlerde yapılan hatalar gibi kolaylıkla ortadan kaldırılamadığını, davalı tarafından ... üretim esaslarına aykırı şekilde ve bu prensipler uygulanmayarak, ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasında yer almamasına/ aykırı olmasına rağmen hiçbir anlamda planlama, projelendirme, alt yapı çalışması olmaksızın, müvekkilinin sistemi hazır olmadan, kaynaklı üretimin outsource edilmesi olduğunu, davalının kaynaklı ürünlerin outsourcesunu yaptırdıktan sonra kesin olarak üretime başlanılması talimatı verdiği 01.06.2010 tarihinden tam 6 gün sonra, ... uzmanı tarafından verilen rapora göre, bu outsourcesun bu aşamada yapılamayacağı şeklinde olduğunu, Mahkemece ... uzmanının raporundaki tespitlerin dikkate alınmadığını, tedarikçiye tam ve doğru bilgi aktarabilecek bir sistemin olmadığı böyle bir faaliyetin dışarıdan temin edilmesinin, mevcut durumu kötüleştirdiğini, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde yürülükte olan ISO 9001(2008) standardını uygulamadığını, buna ilişkin verilen uzman mütalaasınında nazara alınmadan karar verildiğini, davalı genel müdür, kendisine sunulan sap ve süreç denetim raporunu görmezden gelerek outsource kararı verdiğini, davalının şirketin iç yönergesi olan tedarikçi seçme talımatı ve tedarikçi performans talimatını uygulamadan tedarikçi seçiminde bulunduğunu, davalı tarafından şirketin kaynaklı imalat yapan makine ve ekipmanlarının da sökülerek tedarikçisi ... firmasına kiralanması kararı alındığı için müvekkilin kendi bünyesinde kaynaklı ürün üretemediğini, üretim hattının durma noktasına geldiğini, sorunların giderilememesi nedeniyle yönetim kurulunun şirketi sıkıntıya sokan olayları araştırması talimatı verildiğini ve 27.05.2011 tarihli iç denetim raporunun hazırlandığını, davalının 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna sunduğu, 2010 outsource evrakları ile işn başından beri plansız yapıldığının ikrar ettiğini, bu nedenle davalının kusurlu olduğunu, 2010 outsource eylem planında bir adet dahi ... isimli firmadan tedarik edilecek parçanın tanımlanmadığını, alınmış olan 7 maddede tanımlanan süreçlerden, talimatlardan, prosedürlerden hiçibirinin ... firmasından parça temin edilirken uygulanmadığını, davalı genel müdürün davaya konu olayda kusursuzluğunu ispat edemediği sürece kusurlu kabul edilmesi gerektiğini, davalının ... firması dışında başka firmaları araştırdığına dair tek bir delil sunmadığını, 6762 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinde de müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu üyeleri ile aynı olduğu ve bu müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu emri ve nezareti altında çalışsalar dahi ortadan kaldırmayacağı şeklinde düzenlendiğini, davalının kusurlu davranışlarının kaynak üretim işini outsource etmeden önce projelendirme yapılmaması, müvekkili şirketin kaynak üretiminin outsource yapmaya hazır olup olmadığının değerlendirilmemesi, outsource'un hayata geçirilme maliyeti, şirkete yapacağı katkılar ya da maliyetler, ne tür risk ve kazançların öngörüldüğü, işlerin ters gitmesi durumunda uygulanacak B planı, hangi alt yapı çalışmalarının gerektiğine dair en ufak çalışma yapılmaması ve ... harici tedarikçilerin değerlendirilmemesi ve doğrudan yeterlilik değerlendirilmesi dahi yapılmaksızın ... seçilmesi gibi outsource yapılmadan önce çözümlenmesi gereken sorunlar çözülmeden işin uygulamaya konması olduğunu bunlara ilişkin çalışmaların yapıldığına ilişkin davalıca yazılı hiç bir delil sunulmadığından kusursuz olduğu ispat edilmeden davalı lehine karar verildiğini, 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmamasınında hatalı olduğunu, 04.09.2018 tarihli bilirkişi raporu, 19.10.2020 tarihli bilirkişi raporlarda müvekkili zararlarının belirlenmediğini, 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna göre de sunulunan fatura ve belgelerden bir kısmı değerlendirilmek suretiyle kendi içinde çelişecek rapor hazırlandığını, zarara ait incelemenin yalnızca 15.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirlendiğini, müvekkilinin zarar kalemlerinin ek işçilik maliyeti, işçilerin fazla mesai ücretleri, ...'ye görevli olarak gönderilen personelin işçilik ve akaryakıt maliyetleri, malzeme gecikmesi ve ham madde taşınması nedeniyle ... için ödenmek zorunda kalınan ilave navlunlar, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, malzemeden kaynaklanan zararlardan oluştuğunu, davalının işi ... firmasına devrettikten, ... firmasında üretimi başlattıktan sonra 3 ay sonra 15.09.2010 tarihinde ayrılmasının da zararın meydana gelmesini durdurmayacağını, bu nedenle Haziran 2010-Aralık 2011 tarihleri arasında zararın hesaplanmasının doğru ve hakkaniyete uygun olduğunu, Mahkemece 15.11.2017 tarihli raporda satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günüdeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr veya zarar etme faktörlere ilişkin açıklama olmadığı için hükme esas alınmadığı belirtilmiş ise de müvekkilinin meydana gelen zararların zaten davalı tarafından yapılmadığından dolayı meydana geldiğini ve bu davayı açtıklarını, ayrıca davalının çalıştığı yılda müvekkilinin kârının artmasının nedeninin o yıl çekici pazarının Türkiye'de büyümesine bağlı olarak treyler pazarınında büyümesi nedeniyle olduğunu, müvekkili şirkete ait kâr/net satışlarının yüzdesinde ciddi bir düşüş yaşandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı şirketin dava açma hakkı olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 329 uncu maddesi gereğince avukatlık ücreti ile disiplin para cezası ödemeye mahkum edilmesini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı şirkette 01.09.2009-15.09.2010 tarihleri arasında 1 yıl 14 gün kadar süre ile Genel Müdür/CEO olarak görev yapmış bulunan davalının, davacı şirkete zarar verdiğinden bahisle, maddi manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 342 nci maddesi ile 338 inci maddesi ve 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 42 nci maddesi ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 51 inci maddesi. 3.Değerlendirme Dava, davalı şirket yöneticisi hakkında açılan sorumluluktan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. Davalı müdürün, şirketin müdürlüğünü yapmadan önce davacı şirketlere 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiği, danışmanlık hizmetinin '... Yönetim Sistemi'ne ilişkin olduğu, sonrasında davalının davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin dış tedarikçi eliyle yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarında, davacı şirketin fabrikasının gayet muntazam çalıştığı, dışarıdan hizmet alınmasına ihtiyaç duymadığı, hizmet alınsa bile fabrikanın yakınında bir tedarikçiden üretimi engelleyemeyecek bir şekilde hizmet alınabileceği, diğer bir anlatımla davalı şirket müdürünün kaynaklı üretim işini dışardan alma girişimine yönelik gerekli planlama yapmadan dış kaynaklı üretim hizmeti alındığı ve bu konuda kusurlu olduğu, davalının bu nedenle özen yükümüne aykırı davrandığından şirketin uğramış olduğu zarardan sorumlu olduğu, ancak iddia olunan zararların ne kadar olduğunun tespit edilemediği bildirilmiştir. Her ne kadar davacı şirketlerin zararlarının bilirkişi raporlarında belirlenemediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (8181 sayılı Kanun) 42 nci maddesi) ile 51 inci maddeleri gereğince uğranılan zararın miktarı tam olarak tespit edilememesi durumunda Hâkim tarafından, olayın oluş şekli, tarafların faaliyet alanı ve ekonomik durumları ile kusurun ağırlığı göz önünde bulundurularak makul bir zarar miktarının hakkaniyete uygun olarak tespiti neticesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2013/9097 E., 2014/583 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etmek durumunda bulunan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, TTK'nın 338. maddesi uyarınca ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu olup, meydana gelen zararda sorumluluklarının bulunmadığını kanıtlamaları gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2013/9097 E.  ,  2014/583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/12/2012 tarih ve 2010/164-2012/649 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl ve birleşen davada davacı vekili, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 10/09/2001 tarihli kararı ile...ş A.Ş.'nin hisselerinin müvekkili kuruma devredildiğini ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 2005 yılındaki kararı ile de tüm aktif ve pasifi ile davacı kuruma intikal ettirilerek hukuki varlığının sona erdirildiğini, mülga şirketin devirden önce...’de mülkiyetinde bulunan bir soğuk hava deposunu dava dışı ... Tarım Ürünleri A.Ş. adında bir firmaya kiraladığını,.... A.Ş.'nin yöneticileri olan davalıların bu kiralama ilişkisinde elektrik aboneliğini kiracıya devretmediğinden ve üzerindeki aboneliği iptal ettirmediğinden, kiracının kullandığı elektrik bedelini başlatılan icra takipleri sonucunda müvekkili kurumun ödemek zorunda kaldığını, borca ilişkin olarak açılan davaların aleyhe sonuçlandığını, davalıların kusurlu hareketleri sonucunda kurum zararına sebebiyet verdiklerini ileri sürerek, asıl ve birleşen davada toplam 424.820,62 TL'nın ödeme tarihlerinden itibaren avans faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri, müvekkillerinin davacı kuruma devredilen... A.Ş'nin eski yönetim kurulu üyeleri olduklarını, sorumluluk davasının zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, müvekkillerinin üzerlerine düşen dikkat ve özen yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ve bir kusurlarının bulunmadığını savunarak, davanın usulden ve esastan reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu borcun 19/04/2001-19/11/2001 ve 22/11/2002-31/03/2003 tarihleri arasında doğduğu, davacıya karşı elektrik idaresi tarafından açılan asıl davanın tarihinin ise 07/11/2003 olduğu, en geniş ihtimalde davacının, açılan davada zararı ve sorumlu olanları o dosyada aldırılan 03/05/2004 tarihli bilirkişi raporu ile öğrenmiş olup dava tarihi olan 12/03/2010 tarihi itibariyle asıl davanın zamanaşımına uğradığı, birleşen davada ise, bilirkişi raporunda her ne kadar davalıların sorumlu olduğu yolunda görüş bildirilmiş ise de, davalıların ...’a .../... yazdıkları 05/11/2003 tarihli yazı ile kira sözleşmesinin yıl sonunda biteceğini bildirerek özelleştirme kapsamında olduklarını da belirtip kiracı ile yeni dönem için sözleşme yapılıp yapılmayacağı konusunda tereddüt olduğunu beyan ederek kiracı ile ... arasındaki elektrik borçlarının tahsili ile ilgili son durum hakkında bilgi istedikleri ancak herhangi bir cevap alamadıkları, aynı kuruma 20/01/2003 tarihinde bir yazı daha yazarak şirketin borçla bir ilişiğinin kalmadığının kendilerine iletilmesini ve daha önceden yapılan elektrik sözleşmesinin iptalini istedikleri, bir önceki yazıyı da ilgi tutarak 30/04/2003 tarihinde üçüncü bir yazı daha yazarak önceki iki yazı ile borcun kiracı tarafından kabul edildiği ve ödeme taahhüdünde bulunduğunun ifade edilerek elektrik sözleşmesinin feshedilmesini istedikleri, elektrik idaresi tarafından 10/06/2003’de aftan yararlanarak 54.808.207.326 TL tutarındaki borç için kiracının elektrik borcunun 12 aylık dönemler halinde takside bağlanarak ödeme taahhüdü düzenlendiği, ilk taksidin peşin olarak tahsil edildiğinin bildirildiği, dava dışı ...'ın bütün bu bildirimlere rağmen aboneliği iptal ettiğine dair bir yazı göndermediği, sonuçta davalıların sorumluluk nedeni olarak ileri sürülen hususta gerekli girişimlerde bulundukları, dolayısıyla zararın meydana gelmesinde herhangi bir kusurlarının olmadığı gerekçesiyle, asıl davanın zamanaşımı nedeniyle, birleşen davanın ise esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile asıl davaya ilişkin hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince, 6762 sayılı TTK'nın 320. maddesi uyarınca basiretli bir tacir gibi hareket etmek durumunda bulunan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, TTK'nın 338. maddesi uyarınca ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu olup, meydana gelen zararda sorumluluklarının bulunmadığını kanıtlamaları gerekmektedir. Davalılar tarafından dava dışı kiracı şirketin elektrik borcuna ilişkin olarak elektrik idaresine birkaç kez yazı yazmış olmaları mahkemenin kabulünün aksine yönetim kurulu üyelerinin kusursuzlukları sonucunu doğurmaz. Davalıların, birleşen şirketin taşınmazını kiraya verme işlemi sırasında üzerlerine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmedikleri göz önüne alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle birleşen dava yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile asıl davada verilen kararın ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile birleşen dava yönünden kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/11348 E., 2014/20196 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL(KAPATILAN) 24. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu itibarla mahkemece, kasa açığına ilişkin zararın oluştuğu ve davalıların TTK’nın 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde sorumlu oldukları gözetilerek, bu zarardan davalıların her birinin sıfatı, görev tarihleri ve aralarında iş bölümü bulunup bulunmadı
11. Hukuk Dairesi         2014/11348 E.  ,  2014/20196 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL(KAPATILAN) 24. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2012 NUMARASI : 2011/28-2012/27 Taraflar arasında görülen davada İstanbul(Kapatılan) 24. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/02/2012 tarih ve 2011/28-2012/27 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi temlik alan TMSF vekili ve davalı E.. K.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, TMSF'nin 09/02/2004 tarih ve 51 sayılı ve 13/02/2004 tarih ve 13 sayılı kararları ile Uzan Grubu'na ait şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimine TMSF tarafından el konulduğunu, davacı şirketinde Fon tarafından yönetim ve denetimine el konulan 74 adet medya grubu şirketlerinden bir tanesi olduğunu, fon tarafından yönetime getirilen yeni yöneticilerin kayıtları incelediklerinde 13/02/2004 tarihi itibariyle kasada olması gereken nakit tutarlar ile mevcutlar arasında aşırı fark olduğunu, daha sonradan şirket kayıtları üzerinde inceleme yapıldığını, şirketin kasa açığı yolu ile zarara uğratıldığını, TTK 337. maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri içinde yapılan işlerden ve işlemlerden sorumlu olduklarını, ayrıca göreve başlamadan öncede olsa yolsuz işlemlerden dolayı ihbar yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden sorumluluklarının söz konusu olacağını, bu nedenle şirketteki kasa açığından şirket Yöneticilerinin sorumlu olacağını, M.. İ.. ve M.. G..in denetim kurulu üyesi olduklarını ve İ.. E..'in de mali direktör olarak görev yapması nedeni ile şirket zararından sorumlu olan kişi olduklarını ileri sürerek, 960.026,40 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiş olup, yargılama sırasında dava konusu alacağı temlik alan TMSF ıslah ile talebini 1.590.742,40 TL olarak artırmıştır. Davalı E.. Z.. vekili, davanın teftiş ve denetim kurulu raporuna istinaden ikame edildiğini, davacının iç denetim mekanizması tarafından düzenlenen raporun delil niteliğinde bulunmadığını, TMSF tarafından 14/02/2004 tarihinde polis baskını ile şirketin yönetim ve denetimine el konulduğunu, yeni atanan yöneticilerin şirket ortak ve yöneticilerini yok saydıklarını, kasanında tutanak ile resmi bir şekilde devir teslim alınmadığını, ayrıca zararın davalının yükümlülüğünü ihlal etmesinden kaynaklanması gerektiğini, davacının davasının reddi gerektiğini beyan etmiştir. Davalı M.. İ.., M.. A.. ve İ.. P.. vekili; davanın şirkete el konulduktan sonra düzenlenen teftiş ve denetim kurulu tarafından düzenlenen raporuna istinaden açıldığını, müvekkillerinin bu raporu görmediklerini, şirket yönetimine TMSF tarafından el konulduğunda resmi bir işlem yapılmadan kasalara el konularak tutanak tutulmadığını, müvekkillerinin davranışı ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunamayacağını, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. Davalı M.. G.., davanın teftiş ve denetim kurulu raporuna istinaden açıldığını, TMSF tarafından şirkete el konularak kasaların yasal olmayan bir şekilde devir alındığını, kendi davranışı ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir. Davalı İ.. E.. vekili, davada zaman aşımının gerçekleştiğini, müvekkilinin davacı şirkette ikinci derecede imza yetkilisi olarak 01/02/2002 tarihinde çalışmaya başladığını, şirketin nakit kasasını ilgilendiren konularda imza yetkisinin bulunmadığını, 29/05/2003 tarihli genel kurul raporunda ibra edildiğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı E.. K.., kasa açığının hangi tarihte, hangi nedenle ve hangi miktarda oluştuğunun belirtilmediğini, müvekkilinin şirketin ortağı ve 2002 yılı ile şirket ele konulduğu 14/02/2004 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğunu, 2003 yılı Ağustos ayının sonundan itibaren şirketin diğer ortakları ile ihtilafa düştüğünü ve şirket defterlerini artık göremediğini, müvekkilinin şirkete sokulmadığını, bu nedenle kasa açığından sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin yapılan bazı ödemeleri defterlerde görmemesi üzerine denetçileri uyardığını, kasa hesabında olduğu iddia edilen 960.000 TL'den 630.715 TL' nin Telsim A.Ş.'ye iş avansı olarak verildiğini, buna müvekkilinin rıza göstermediğini, bu meblağın ikinci kez zarar olarak gösterildiğini, bu nedenle aslında kasa hesabında açık bulunmadığını, teftiş ve denetim kurulu raporunun geçerliliğinin bulunmadığını, taraf olan davacı tarafça hazırlandığını, ayrıca zaman aşımının gerçekleştiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı taraf S.. M.. Grubu şirketlerinden olan B.. Org. ve Menajerlik Tic. A.Ş.'ye TMSF tarafından el konulmasından sonra 13/02/2004 tarihinde yapılan sayımda kasada mevcut olması gereken 960.026,39 TL'nin kasada mevcut olmadığının tespit edildiğini, buna ilişkin tutanak tutulduğunu, ayrıca şirketin kasada mevcut olan; ancak kasada kaydı yapılmayan 338.927 Euro'luk mevcudunun da T.. A.Ş. muhasebe sorumlusu Ö.. M..' ya elden ödendiğini, bununda kasada bulunmadığını, toplam 1.590.742,40 TL'den davalıların sorumlu oldukları iddia edilmiş ise de, davanın TTK'nın sorumluluğa ilişkin hükümleri gereğince açıldığı, kanuna göre, zararın meydana geldiğinin ve zararın davalıların hukuka aykırı ve kusurlu hareketleri sonucunda meydana geldiğinin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, davalılardan bir kısmı şirkete el konulduğu tarihte şirketin yönetim kurulu üyeleri, bir kısmı denetim kurulu üyeleri, birisi ise finans müdürü olarak görev yapmakta olup, şirkette meydana gelen, şirketin zararından defterlerin düzgün tutulmamasından veya denetleme görevini gereği gibi yapmamalarından dolayı sorumlu olacakları, ancak sorumluluk için öncelikle zararın meydana gelmiş olması gerektiği, davacı tarafın şirkete el koyduktan sonra tek taraflı olarak düzenlediği tutanak ve raporlara istinaden açtığı davada, kasa açığının mevcut olup olmadığına ilişkin başkaca bir delil bulunmaması karşısında kasa açığının mevcut olup olmadığı, doğru bir şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı ve kasa açığının meydana geldiği tarih açısından tam bir kanaate ulaşılamadığı, hatta davacı tarafça, kasa açığını daha fazla belirlemiş iken sonradan bazı mutabakatlardan dolayı kasa açığının düşerek değiştiğine ilişkin tutanakta tutulmuş olup, bu tutanaklar, tutanakların tutulmasında gereken hassasiyetin gösterilmediği konusunda şüpheler uyandırmış olup, davacı taraf kasa açığını başkaca bir belge ile ve ticari defter ile kayıtlar ile ispatlayamadığı, dava dışı Ö..M..'ya elden teslim edildiği belirtilen paranın dahi banka kayıtlarına girmeden kasada mevcut iken ödendiğinin belirtildiği, ancak bunun daha sonradan kasa açığına eklenmek istendiği, oysa bu para Ö.. M..'ya elden teslim edilmiş ise kasa açığının tutulduğu tarihte bununda tutanakta belli edilmesi gerektiği, Ö.. M..'nun beyanına istinaden böyle bir meblağında kasadan nakit olarak verildiğinin kabul edilemeyeceği, tek taraflı olarak tutulan tutanağa istinaden zararın meydana geldiğinin kabul edilerek ispat yükünün davalı tarafa yüklenemeyeceği, davacının öncelikle tutanağın gerçeğe uygun olduğuna dair bilgi ve belgeler ile tutanağın doğru olduğunu ispat etmesi gerektiğini, tutanağın doğru olarak tutulduğunun ispatlanamadığı, bu durumda da zararın meydana geldiğinin kabul edilemeyeceği, meydana gelmeyen zarardan da davalıların sorumlu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, Temlik alan TMSF vekili ve davalı E.. K.. vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, temlik alan TMSF vekilinin aşağıdaki (2) numaralı bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dava, davacı şirketin eski yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasıdır. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar ise de, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (G.. E.-Ticari İşletme ve Şirketler-s.1941,1942,1999). Dava konusu olayda, TMSF tarafından davacı şirkete 13.2.2004 tarihinde elkonulduktan sonra şirket defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucu aynı tarihli tutanağa göre kasada yapılan sayımda olması gereken 960.026,39 TL’nin kasada mevcut olmadığı, kasanın boş olduğu ve bu tutanağın muhasebe sorumlusu ve iç denetim müdürü tarafından da imzalandığı, yine mahkemce alınan bilirkişi raporunda da davacı şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda 31/12/2003 tarihi itibariyle davacı şirketin 993.345,15 TL bakiye gösteren hesabının, çeşitli firmalarla yapılan mutabakat sonuçlarının mahsubu neticesinde 960.026,39 TL'ye gerilediği ve bu mevcudun 13.02.2004 tarihinde kasada bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, kasa açığına ilişkin zararın mevcut olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla mahkemece, kasa açığına ilişkin zararın oluştuğu ve davalıların TTK’nın 338. maddesi gereğince oluşan kasa açığı zararından kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde sorumlu oldukları gözetilerek, bu zarardan davalıların her birinin sıfatı, görev tarihleri ve aralarında iş bölümü bulunup bulunmadığı araştırılarak her bir davalının hukuki durumu ve sorumluluğu olup olmadığının tespiti gerekirken, kasa açığının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı E.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı açıklanan nedenlerle temlik alan TMSF vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temlik alan TMSF vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı E.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı E.. K..'ye iadesine, 22/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/4297 E., 2014/12955 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2014/4297 E.  ,  2014/12955 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/03/2013 NUMARASI : 2007/828-2013/60 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20.03.2013 tarih ve 2007/828-2013/60 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı T.. A.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalılardan E.. A..'nın genel müdür ve yönetim kurulu başkanı olarak, M.. E.., R.. A.., İ.. H.., Y.. A.. ve M.. Ü..'ın yönetim kurulu üyeleri, İ.. D..'ün Proje Kredileri ve İstihbarat Daire Başkanı, N.Ö..'ın Proje Kredileri Daire Başkanlığı'nda müdür olarak, S.. Y..'ın bankanın Şişli Şubesi müdürü, A.. D..'nın şube müdür yardımcısı ve K.. K..'nin şef olarak görev yaptıkları dönemde, mali durumu kötü olan ve kredi yeterliliği bulunmayan .. Finans Alacak Alımı A.Ş'ye kredi kullandırmak suretiyle bankayı zarara uğrattıklarını, 10.08.2007 tarihi itibariyle bankanın denetim kurulu tarafından hazırlanan mali sorumluluk ve tespit raporu ile durumun belirlendiğini, kredilendirmede en temel nokta olan mali analiz raporu için şirket mizanı temin edilmeden kredi tahsisinin yapıldığını, gruba dahil firmaların şirket performanslarının olumsuz olduğu, bu firmalara ait kredilerin sürekli temdit edildiğinin bilinmesi gerekmesine rağmen, teminat olarak kefaletle yetinilerek kredi kullandırıldığı, tahsis edilen kredinin vadesinde 2.000.000 USD ödenmesine rağmen kalan 3.000.000 USD'nin ödenmeyerek harici garanti mektubu olarak vadesinin uzatıldığını, vade sonunda kredinin ödenmediğini, 27.09.2001 tarihi itibariyle faizi ile birlikte 3.006.272,00 USD olarak takip hesaplarına intikal ettirildiğini, herhangi bir tahsilat yapılamadığından banka zararının oluştuğunu, davalıların tümünün bu kredinin kullandırılmasında gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, 3.006.272,00 TL USD ana para alacağının 19.07.2001 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, tüm dosya kapsamı nazara alınarak, icra takip dosyası takip işlemlerinin sonuçlandırılmadığı, ayrıca asıl borçlu şirketin iflasına karar verilmiş olup, iflas masasına karşı bu alacakla ilgili kayıt-kabul davası bulunduğu, sözkonusu alacak ile ilgili iflas masasından tahsilat yapılıp yapılamayacağı hususunun belirgin olmadığı, davacı bankanın sözkonusu kredi nedeniyle uğradığı zarar miktarını tam olarak tespit etmenin mümkün bulunmadığı, ayrıca kredinin kullandırılmasına sebep olan davalıların sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır kusurlu olmadıkları, zira anılan şirketler grubunun 1997 ve 1998 yılları itibariyle ekonomik durumlarının kredi verilmesine uygun olduğu, sorunun 1999 yılı ve sonrasında ülkede yaşanan ekonomik krizden kaynaklandığı, önceden ödeme güçlüğü bulunmayan şirketlerin kriz ortamında ödeme güçlüğüne düştükleri, bu nedenle paranın geri dönüşünde sorun yaşandığı, banka yöneticileri ve çalışanlarının sorumluluklarına hükmetmenin mevcut deliller karşısında mükmün olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, mülga TTK'nın 341. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davasıdır. Davacı taraf, davalıların dava dışı ... Finans A.Ş'ye kullandırdıkları kredinin açılmasında davacı bankanın iç mevzuatına uygun hareket etmedikleri, dönüşü sağlanamayan kredi kullandırdıkları ve bu kredinin geri ödemesinin yapılmadığını ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Davacı tarafın bu iddiasının doğru olması halinde kredinin geri dönmemesi nedeniyle bankanın zararının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, davacı bankanın zararının doğduğunun kabulü için dava dışı borçlu şirket aleyhine yapılan takiplerin kesinleşmesinin veya semeresiz kalmasının zorunlu olmaması karşısında, mahkemenin bu gerekçesine itibar edilemez. Ayrıca kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece anılan hükümler doğrultusunda, davalıların ağır veya hafif kusur ayrımına gidilmeksizin her türlü kusurlarından sorumlu olduklarının gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerekirken, davalıların sorumluluklarını gerektirecek derecede ağır kusurlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2013/3750 E., 2013/4866 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. TTK'nın 338. maddesi uyarınca kusurlarının bulunmadığını ispat etmedikçe, sorumluluktan kurtulamazlar.
23. Hukuk Dairesi         2013/3750 E.  ,  2013/4866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin 07...1995 ila 08.07.2001 tarihleri arasında müdürlüğünü yapan davalının, aynı zamanda dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti.’nin de temsilcisi olduğunu, davacı ile dava dışı arsa sahipleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme gereği yapılacak inşaatın dava dışı olan ve davalının temsilcisi olduğu ... İnşaat Ltd. Şti. tarafından yapılması konusunda eser sözleşmesi yapıldığını, davalının anılan şirkete aylık hak edişe göre ödeme yapması gerekirken, hak ediş olmaksızın ödeme yaptığını, arsa sahiplerine teslim edilecek kısmın zamanında imal edilmemesi nedeniyle arsa sahiplerine ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, zamanında temsilcisi olduğu şirketi ikaz etmeyen davalının bu zarardan sorumlu olduğunu, davacı kooperatif ile dava dışı anılan şirket arasındaki sözleşme gereğince ödenmesi gereken vergi ve sigorta prim borçlarının ödenmemesi nedeniyle gecikme cezası ödenmesi zorunda kalındığını, davalının imalat yapılmamasına rağmen ... İnşaat Ltd. Şti.’ne ödeme yaptığını ileri sürerek, şimdilik 200.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı kooperatifin ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalının kooperatif müdürü olarak atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden herhangi birisinin müşterek imzaları ile kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, davalının davacı kooperatif ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayan ... İnşaat Ltd. Şti’nin temsilcisi olduğu konularında uyuşmazlık bulunmadığı, davalının kooperatif müdürü olarak atandığı genel kurulda, kooperatif müdürüne verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatifin işleyişine ilişkin temel ve idari işlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanmadığı, davacı kooperatif ile dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. arasındaki eser sözleşmesinin geçersiz olduğunun, ... Asliye .... Ticaret Mahkemesinin 2002/865 E, 2009/66 K sayılı ilamı ile sabit olduğu, davacı geçersiz sözleşmeye dayalı da olsa yüklenicinin inşaatı geç teslim etmesi nedeniyle arsa sahipleri ile düzenlenen sözleşmeye dayalı olarak arsa sahiplerine tazminat ödediğini belirttiği, arsa sahipleri ile davacı kooperatif arasındaki ... .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/730 E. sayılı davanın, 03.07.2003 tarihli anlaşma nedeniyle feragatle sonuçlandığı, sigorta primi ve vergi ödemesinin gecikmesi nedeniyle ödenen gecikme cezasının ....767,62 TL olduğu, bu meblağın ise davacı kooperatifin davalının da içerisinde olduğu yöneticiler aleyhine açtığı tazminat davasının feragat nedeniyle reddedildiği ....01.2003 tarihinden önce ödendiği, davanın davacı kooperatifin müdürü olan davalıya yönelik kooperatife zarar verildiği iddiası ile açılan tazminat istemine ilişkin olmasına göre, kooperatifin uğradığı zarar ile davalının kooperatif müdürü sıfatı ile yaptığı işlemler arasında illiyet bağının belirlenmesi gerektiği, geç teslim nedeniyle arsa sahiplerine ödenen 220.000,00 TL’nin davacı kooperatif ile dava dışı arsa sahipleri arasındaki sözleşmeye dayalı olduğu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinin yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 319. maddesinde, anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işleminin hepsinin veya bazılarının yönetim kurulu üyesi veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakılabilmesi için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebileceğinin düzenlendiği, TTK’nın 342. maddesi değerlendirildiğinde, kooperatife müdür olarak atanan kişinin atanma usulünü anasözleşmede öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması, verilen görevin de kooperatifin temsil ve idare mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerektiği, davacı kooperatifin anasözleşmesinde müdür atanması konusunda özel bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca yalnız yönetim kurulunun yetkili olduğu, davacı kooperatif anasözleşmesinde yönetim kuruluna müdür atama yetkisi verildiği, ancak müdüre verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatif müdürünün yönetim kurulu üyelerinden birisi ile birlikte müştereken kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, TTK'nın 336/son maddesinin atıfta bulunduğu aynı Yasa’nın 319. maddesine göre, yönetim kurulu üyeleri arasında bir ... bölümü bulunmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerinin müteselsil olarak sorumlu oldukları, kooperatif müdürünün münferiden sorumlu olduğuna ilişkin anasözleşmede ve yönetim kurulu kararında özel bir düzenleme ve açıklama bulunmadığı, tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddi gerektiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. ...-Dava, kooperatifin yönetim kurulunca atanan müdürü davalının, usulsüz veya yasaya aykırı işlemleriyle kooperatifi zarara uğrattığı iddiasına dayalı olarak kooperatif zararının tazmini için açılan sorumluluk davasıdır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflere de uygulanması gereken TTK'nın 319/.... maddesi, “Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve yönetim işlerinin hepsi veya bazıları yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir” hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/.... maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdii edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevk edilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davacı kooperatif anasözleşmesinin 51. maddesi, “yönetim kurulu kooperatifin mali ve idari işlerini yürütmek üzere kendi arasından veya hariçten bir müdür ile kooperatif işlerinin gerekli kıldığı diğer personeli istihdam edebilir. Bunlar kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludur” hükmünü içerdiği halde Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi dosya kapsamına uygun değildir. Öte yandan, davalı müdürün, davacı kooperatif yönetim kurulunun kararı ile atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden birisi ile müştereken davacı kooperatifi temsile yetkili olduğu yerel mahkemece tespit edilmiştir. Bu yetkilendirmenin, anılan 319/.... maddesinde aranan koşulları içerdiğinin kabulü gerekir. Aksi yöndeki gerekçe isabetsizdir. Bu durumda, anasözleşme ve yönetim kurulu kararında özel düzenleme ve açıklama bulunmadığı, diğer anlatımla, TTK'nın 319/... ve 336/son maddesi uyarınca davalının sorumlu olduğu işler belirlenip ayrılmadığı anlaşıldığından, davalı müdürün, TTK’nın 319/..., 336/... ve 336/son madde hükümleri uyarınca, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte kooperatife verilen zarardan müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekir. BK’nın 142/.... maddesinin, “alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmü nazara alındığında, davacı kooperatifçe diğer müteselsil sorumlular olan yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmamış olması, kooperatif müdürü aleyhine açılan işbu davanın karara bağlanmasına engel teşkil etmemektedir. İcrai müdürlerin sorumlulukları, anılan 342. maddesi uyarınca 336. madde hükmüne tabidir. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar, ancak, öğretideki baskın görüşe göre, TTK'nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. TTK'nın 338. maddesi uyarınca kusurlarının bulunmadığını ispat etmedikçe, sorumluluktan kurtulamazlar. Mahkemenin tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin istisnayı kural yapan gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Zira, kural müteselsil sorumluluk olup, tek başına sorumluluk için bunun ayrıca karar altına alınmış olması gerekir. Bu durumda, mahkemece, ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı uyarınca müştereken kooperatifi temsile yetkili kılınan davalı müdürün zarardan ilke olarak müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın yukarıda açıklanan açıklamalar çerçevesinde esasının incelenmesi, tarafların delillerinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. ...- Davacı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, ....07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Şirketlerin kişi unsuru bakımından asgari kurucu ortak sayısı dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi tek kişi ile kurulabilen şirket türlerindendir?

A) Kolektif Şirket
B) Adi Şirket
C) Adi Komandit Şirket
D) Anonim Şirket
E) Paylı Komandit Şirket

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol