6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 340

Türk Ticaret Kanunu 340. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 340- (1) Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar. V - Taahhüdün onaylanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2015/3378 E., 2015/8196 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TTK’nın 340. maddesinde, 309.
23. Hukuk Dairesi         2015/3378 E.  ,  2015/8196 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı, eşi ....'nun 13.09.2009 tarihinde dava dışı ....Yapı Kooperatifi'ne üye olarak kaydolduğunu, 17.03.2012 tarihinde kooperatifin tasfiyeye girme kararı aldığını, kooperatifi 2006-2012 yıllarında davalıların yönettiğini, kişi başına 56.000,00-57.000,00 TL civarında inşaat maliyeti olacağının belirtildiğini, aidat ve ara ödeme taleplerini zamanında ödediklerini, davalılar tarafından üye aidatı olarak 82.000,00 TL talep edildiğini, ancak inşaatta hiçbir ilerleme olmadığını, kooperatifin yüklü miktarda piyasaya borçlandırıldığını öğrendiklerini, eşi üzerine olan hisseyi gelişmeleri yakından takip etmek için 20.07.2012 tarihinde devraldığını, 24.08.2012 tarihinde kooperatife üye olduğunu, halen yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığını, yatırdıkları aidatların amacına uygun kullanılmadığını, önceki dönem yönetim kurulu hakkında suç duyurusunda bulunduklarını,... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2014/206 E. sayılı dosyası içerisinde bulunan bilirkişi raporu ile davalıların kooperatifi kötü yönettiklerinin sabit olduğunu ileri sürerek, 2006-2012 yılları arasında kooperatif üyeliğinden dolayı uğramış olduğu, davalıların fiil ve hareketlerinden kaynaklanan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 40.000,00 TL zararının davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının 2006-2012 tarihleri arasında kooperatif üyesi olmadığını, üyelerin edimlerini yerine getirmediklerini, hiçbir zaman aidatlarını düzenli ödemediklerini, üyelere verilecek dairelerin arsa payı katılımı da göz önüne alındığında maliyetlerinin davacının gösterdiği rakamlara mal olmasının mümkün olmadığını, tasfiye memuru ...l tarafından hazırlanan raporun uydurma olduğunu, Ceza Mahkemesi dosyasında inşaat mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan rapor ile inşaatın % 81'inin tamamlandığının belirtildiğini, davacının zararının 2012 yılındaki tasfiye kararından sonraki yönetim ve tasfiye memurunun yanlış ve hukuksuz tutumlarından kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının, davalıların yönetimde oldukları 2006-2012 yıllarında kooperatifi zarara uğrattıkları ve bu dönemde meydana gelen zararın tahsilini talep etmesi karşısında, davalıların bizzat davacıyı zarara uğratma gibi bir eyleminin olmadığı, bu durumda davalıların ancak kooperatife karşı sorumlu olabileceği, kooperatif adına açılmış bir davanın bulunmadığı, davacının 2006-2012 yılları arasında kooperatif üyesi de olmadığı, davada aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı temyiz etmiştir. 1-Dava, kooperatif yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı doğrudan zararın tazmini istemine ilişkindir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinin yürürlükte bulunduğu dönemde Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi iken, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun’un 5. maddesinde yapılan değişiklikle Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasında ilişki görev ilişkisi olarak değiştirilmiş ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’na eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Dava, 01.07.2012 tarihinden sonra 13.08.2014 tarihinde açılmış olup, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca ticari dava niteliğini haiz ise de, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmamakta ise, 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davaya devam edilmesi ve görevsizlik kararı verilmemesi gerektiği açıkça öngörüldüğünden, dava ve karar tarihi itibariyle bu davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı kooperatif anasözleşmesinin 17/3. maddesi, “devir halinde eski ortağın kooperatife karşı tüm hak ve yükümlülükleri yeni ortağa geçer” hükmünü içermektedir. Ortaklığın devir biçimi yasada gösterilmemiştir. Ancak pay devrinin alacağın temliki yolu ile yapılması, temlikin de BK'nın 163. maddesi maddesi uyarınca yazılı olması gerekmektedir. Üyeliğe bağlı hak ve alacakların borçlusu kooperatif, alacaklısı ise üyeliği devir alan yeni ortaktır. Eğer devir eden ortak pay yönünden borçlu ise, borcun nakli hükümleri uygulanır (BK 173 vd), borç devir alana geçer. Ancak, pay devri için resmi şekle bile gerek bulunmamaktadır. Her ne kadar yapı kooperatifinde, ortakları mal sahibi yapmak amacı olsa bile, pay devri, bir satış vaadi de değildir. Bu nedenle, adi yazılı devir dahi geçerlidir. Devredenin borçları, devre ve devrin kabulüne engel değildir, devredenin borçları devir alana geçer ve ödemediği takdirde devralanın ihraç edilme olanağı da her zaman vardır. Daire satımında üyelik kendiliğinden alıcıya satım ile birlikte geçmez. Satıcının üye olması ve üyeliğinin alıcı tarafından ayrıca devir alınması gerekmektedir. Üyelik ayrıca devredilmedikçe satıcının üyeliği kooperatif nezdinde devam eder. Satıcının üye olması, alıcının bu üyeliği ayrıca devir alması, devir alanın kooperatif üyelik koşullarını taşıması halinde kooperatifin bu kişiyi 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 14/3. ve anasözleşmenin 17/2. maddesi uyarınca ortaklığa kabul etmesi zorunludur. Üyelik devir sözleşmesi yapıldığı tarih itibariyle sözleşmenin yanları arasında geçerli sonuç doğurmasına karşın, kooperatif bakımından ise 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 14/3. ve anasözleşmenin 17/1. ve 2. maddeleri hükümleri gereği, devrin kooperatife bildirilmesi ve yönetimin makul sürede yapacağı inceleme sonunda devir alanın ortaklık şartlarını taşıması durumunda devir alanı makul süre içerisinde üyeliğe kabulü kararı verdiği tarihte hüküm ifade eder. 17/1. madde hükmünde yer alan yazılı başvuru koşulu, devrin geçerliliğine ilişkin olarak değil, devrin kooperatife iletilmesi ve kabulü için ispat bakımından sevk edilmiştir. Üyeliği devreden üyelik hisse devir sözleşmesinden dönmemiş veya sözleşmenin herhangi bir nedenle devrin tarafları arasında bağlayıcı olmadığı savunularak sözleşmenin iptali de sağlanmamış ise, devredenin artık dava konusu hisse üzerinde herhangi bir hakkı kalmamıştır. Diğer yandan, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3. maddesinde; "Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur" hükmüne yer verilmiş, 62/1. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerinin görevleri belirtilmiş, yönetim kurulunun, kooperatif amaçlarının gerçekleşmesi ve ortakların çıkarlarının korunması ile ilgili olarak yasalara, anasözleşme hükümlerine ve genel kurul kararlarına göre işleri titizlikle yürütecekleri ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda gereken çabayı göstermekle görevli oldukları açıklanmıştır. 62/3. maddesinde ise; "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar" hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile zararın doğduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi uyarınca, genel olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yapmış oldukları sözleşme ve işlerden dolayı şahsen sorumlu değildir. Aynı maddede beş bent halinde sayılan durumlar, bu genel ilkenin istisnaları olarak gösterilmiştir. Anılan istisnalardan olan 5. bent ''İdare meclisi azaları şirket namına gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden ve ihmal neticesi olarak yapılmamasından gerek şirkete, gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler'' hükmünü içermektedir. Zararın doğduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan, 818 sayılı BK’nın 41, 50 ve 51. madde hükümleri ile yukarıda anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilerin ve temsile yetkili şahısların zarar doğuran eyleminden dolayı, yöneticiler ve kooperatif müteselsilen sorumludurlar. Bu nedenle, ortaklığın, yöneticilere karşı sorumluluk davası açmasının yanı sıra ortakların, kooperatife ve/veya yöneticilere karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakları bulunmaktadır. TTK’nın 340. maddesinde, 309. maddeye yapılan göndermenin sadece sorumluluk halleri ile sınırlı olduğunun ve 309. maddedeki “Hükmolunacak tazminat şirkete verilir” hükmünün 336.maddedeki doğrudan doğruya zarar hallerine uygulanmayacağının kabulü gerekmektedir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticilerin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir. Kural olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar ise de, anılan 336. maddedeki hallerde kooperatife, kooperatif ortaklarına ve kooperatif alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Yöneticilerin görevlerini ifa sırasındaki zararın kusur ile işlendiği karinesinin aksini ispat etmedikçe 338. maddesi gereğince sorumluluktan kurtulamazlar. Diğer yandan, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.05.1970 tarih ve 2722 Esas, 2030 Karar; 27.02.1990 tarih ve 9543 Esas, 1576 Karar; 14.02.2005 tarih ve 2004/4501 Esas, 2005/1130 Karar; 19.02.2007 tarih ve 2005/14680 Esas, 2007/3131 karar sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3.maddesinde yöneticilerin kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatifin sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de, bu hükmün yöneticiler ile birlikte kooperatifin dahi sorumlu olacağı şeklinde yorumlanması gerekir. 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde yer verilen "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" ibaresi, ortakların dava açma hakkının temel dayanağıdır. Kooperatif ortağı olma, kooperatife karşı dava açma hakkından vazgeçme olarak yorumlanamayacaktır. Ortak tarafından dava hakkının kullanılması, ortaklığın TTK'nın 341. maddesine dayalı dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına ve davanın denetçilerin asıl ya da vekil aracılığı ile dava açmasına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakları da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim kurulu üyelerinin yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları ile ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararıdır. Ancak, ortak TTK’nın 340. madde yollaması ile 309/1. maddesi uyarınca dolaylı zarar dolayısıyla açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise doğrudan zarar halidir. Bu halde yöneticilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. TTK'nın 336/5. maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isteyebilirler. Aynı ilkeler Dairemizin 14.02.2012 tarih ve 2011/4551 E., 2012/989 K. 06.12.2013 tarih 2013/6671 E, 7768 K; 26.05.2015 tarih ve 2102 E., 3938 K; 13.10.2015 tarih ve 2014/9886 E., 2015/6504 K. sayılı ilamlarında da tekrarlanmış ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.12.2013 tarih ve 2013/23-427 E, ve 1700 K sayılı ilamıyla da istikrar kazanmıştır. Somut olayda, davacı tarafça, dava dışı eşi ....'ya ait ortaklığın 20.07.2012 tarihinde kendisine devredildiği ileri sürülerek, 2006-2012 yılları arasında görev yapan davalı yöneticilerin sorumluluğundan dolayı tazminat istenmiştir. Mahkemece, davacının dava dışı ....'nun, yine dava dışı kooperatifteki üyeliğini devralıp devralmadığı hususunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın, davacının beyanı doğrultusunda üyeliği devraldığı kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacıdan üyeliğin devri ile ilgili delilleri istenip, ibraz ettirilmesi, ibraz edememesi halinde dava dışı kooperatiften dava dışı ....'nun üyeliğini davacıya devredip devretmediği, devretmiş ise devir ve devrin kabul edildiği tarih sorulduktan sonra, dava tarihinden önce devir gerçekleşmiş ise anasözleşmenin yukarıda açıklanan hükmü uyarınca devreden ortağın dava açma hakkının da yeni ortağa geçtiği, ortaklığı devreden kişinin, devirden önceki ortaklık haklarına dayanarak, dava açamayacağı, davacının aktif husumet (davacı) sıfatının bulunduğu, zararın doğduğu tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesinin 5. bendi uyarınca davacının doğrudan zararını, davalı yönetim kurulu üyelerinden isteyebileceği gözetilerek, taraf delillerinin toplanması, iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır. 2-Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. 3-Kabule göre, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK md. 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örn: Hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir. Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK md. 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif taraf sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet sıfatı yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı veya davacı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı veya davacı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. Bu durumda mahkemece, davacının aktif husumet (davacı) sıfatı bulunmadığı hüküm fıkrasında belirtilmesine rağmen, davacının dava ehliyeti bulunduğu halde, hüküm fıkrasıyla çelişecek şekilde gerekçede dava ehliyetinin bulunmadığının kabulü doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2024/376 E., 2024/6215 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarihli ve 2020/604 Esas, 2020/1311 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı ve 493 üncü maddeleri bir arada düşünüldüğünde de önalıma ilişkin bağlam hükmünün kanunda gösterilen önemli sebep kapsamında olmadığı, geçerli olmadığı, şirket yönetim kurulunun ana sözleşmenin bu hükmü nedeniyle davalı şahıslar
11. Hukuk Dairesi         2024/376 E.  ,  2024/6215 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/103 E., 2023/1467 K. HÜKÜM : Davanın kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen anonim şirket hisse devrinin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Derby Kimya San. ve Tic. A.Ş. vekili, ...ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Derby Kimya A.Ş.’nin nama yazılı şirket paylarının %25 payına sahip kurucu ortağı ve hissedarı olduğunu, davalı Derby Kimya A.Ş.’nin şirket esas sözleşmesine göre ortaklardan hiçbirinin yönetim kurulunun onayı olmaksızın paylarını devredemeyeceğini, ortaklardan birinin payını devretmek istemesi halinde diğer ortakların önalım hakkının bulunduğunu, bu hakkın kullanımına izin verilmemesi halinde pay devrinin geçersiz olacağını, davalı ...’ın herhangi bir bildirim yapmadan %25 oranındaki hissesini 03.04.2017 tarihinde şirket hissedarı olan davalı Duyar Kimya A.Ş.’ne devrettiğini ileri sürerek davalı Derby Kimya A.Ş.’nin 03.04.2017 tarihli pay devir işleminin geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanıp dayanmadığının bir yönetim kurulu kararı var ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 391 inci maddesine aykırı olması sebebiyle batıl olduğunun tespitine ve iptaline, bir yönetim kurulu kararı yok ise şirket esas sözleşmesine ve 6102 sayılı Kanun'a aykırı yapılan pay devir işleminin geçersizliğinin ve hükümsüzlüğünün tespiti ile pay devrinin iptaline, davalı ...’a ait hissenin tamamının güncel devir bedelinin bilirkişiler tarafından belirlenmesi ve depo edilmesi suretiyle müvekkili adına tescili ve pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Derby Kimya A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; anonim şirketler nama yazılı payların devrini sınırlandırmış iseler 6102 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde esas sözleşmelerini değiştirerek uyarlamalarının yasal zorunluluk haline getirildiğini, bu sürenin dolmasıyla birlikte esas sözleşmelerindeki tüm sınırlamaların geçersiz hale gelmekte olduğunu, davalı Derby Kimya A.Ş.’nin ana sözleşmesinde herhangi bir uyarlama yapılmadığından 6102 sayılı Kanun'un pay devrine ilişkin maddelerine tabi olduğunu, pay devrinin iptali söz konusu olsa bile tüm hissedarların önalım hakkının gündeme geleceğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı Duyar Kimya A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı ile davalı ... kardeş olup müvekkilinin her iki hissedara da hisseleri satın almak istediğini beyan ederek teklifte bulunduğunu, ancak davalı ... ile anlaşma sağlandığını, davacının bu aşamada dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca davalı Derby Kimya A.Ş.’nin ana sözleşmesinde herhangi bir uyarlama yapılmadığından 6102 sayılı Kanun'un pay devrine ilişkin maddelerine tabi olduğunu, müvekkilinin devir tarihinde Derby Kimya A.Ş.’nin nama yazılı şirket paylarının %25 sahibi olduğunu ve 6102 sayılı Kanun hükümleri gereğince yasal, gerekli prosedürleri yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kardeşi olan davacıya hisselerini almasını teklif ettiğini, ancak davacının olumsuz cevap verdiğini, hisse devir sürecinin yasaya uygun şekilde yerine getirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.01.2018 tarihli ve 2018/721 Esas, 2019/629 Karar sayılı kararıyla; iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı Derbi Kimya Sanayii ve Ticaret A.Ş.'nin hissedarlarından olan ...'ın hissesini, diğer hissedar olan Duyar Kimya ve Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye devrettiği, netice itibariyle şirket hissedarları arasında bir devrin söz konusu olduğu ve bu haliyle ön alım hakkının kullanılması mümkün olmadığı, öte yandan hissesi devredilen şirketin anonim şirket olduğu, devre ilişkin yasal prosedürlerin uygulandığı, şirket yönetim kuruluna bildirildiği ve karar alınarak pay defterine işlendiği, devirde bir usul ve yasaya aykırılık olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Duyar A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 09.12.2020 tarihli ve 2020/604 Esas, 2020/1311 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı ve 493 üncü maddeleri bir arada düşünüldüğünde de önalıma ilişkin bağlam hükmünün kanunda gösterilen önemli sebep kapsamında olmadığı, geçerli olmadığı, şirket yönetim kurulunun ana sözleşmenin bu hükmü nedeniyle davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamaktan kaçınamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 08.09.2022 tarih, 2021/3132 esas ve 2022/5657 karar sayılı kararıyla 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinde öngörülen bağlam kuralının anasözleşmedeki bağlam kuralını ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı, diğer bir deyişle anasözleşmenin 8/C-c. maddesi ortaklar arasında eşitlik ilkesini bozan bir hüküm içermediği, davalı şirketin yönetim kurulunun, şirket anasözleşme hükmüne aykırı olarak pay devrinin onaylanması yönündeki kararının ana sözleşmedeki bağlam kuralına aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı Duyar Vana A.Ş. ve ... ... ile dava dışı üçüncü kişinin %25 oranda eşit olarak paydaş bulundukları Derby AŞ'nin 1/4 oranda dört paydaşı bulunduğu, %25 pay sahibi ... ...'ın önalım hakkı sahibi davacıya bildirmeden payını paydaş Duyar Vana AŞ'ne devir ettiği, davacı gibi pay devir alan Duyar Vana ile dördüncü paydaşın da eşit olarak önalım hakları bulunduğu, sonuç itibariyle davacının %25 ... ... paylarında 1/3 oranda önalım hakkının bulunduğunun kabulü gerektiği, davalı tarafın 1/4 oranda önalım hakkının kullanılabileceği yolundaki itirazının satıcının da önalım hakkı kullanma hakkını kabulünü gerektireceğinden yerinde olmadığı, davacının önalım hakkına tekabül eden davalı tarafından da hisselere ödendiği belirtilen 1.500.000 TL'nin 1/3'ünün davalıya süre verilerek mahkeme veznesine depo ettirildiği gerekçesiyle davalı Duyar Kimya ve vekilinin istinaf başvurusunun konusu kalmadığından bir karar verilmesine yer olmadığına, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne; davalı Derby Kimya San ve Tic AŞ'nin %25 paydaşı ... tarafından davalı Duyar Kimya A.Ş.'ne satılarak devir edilen %25 (325.000 sermayeye tekabül eden) payın devrini onayan yönetim kurulu kararının ve davalı Derby Kimya A.Ş.'nin pay defterinde davalı Duyar Kimya A.Ş. adına yapılan 03.04.2017 tarihli pay devir işleminin davacının önalım hakkına tekabül eden 1/3 oranda hükümsüzlüğünün tespiti ile 325.000,00 TL sermayeye tekabül eden payların 1/3 oranda davacı ... adına kayıt ve tesciline, davacı ... tarafından mahkeme veznesine depo edilen pay devir bedelinin (500.000,00 TL) karar kesinleştiğinde davalı Duyar Kimya A.Ş.' ne ödenmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Derby vekili, davalı Duyar A.Ş. vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı Derby vekili temyiz dilekçesinde özetle; pay devir bedelinin güncel değerinin tespiti gerektiğini, 2017 tarihindeki bedeline göre belirleme yapılmasının hatalı olduğunu, 500.000,00 TL değer belirlenmesinin doğru olmadığını, davacının dava dilekçesinde bilirkişiler aracılığıyla bedelin belirlenmesini talep ettiğini, pay bedelinin düşük kaldığını, payın zaman içinde değer kazandığını, bu yönde bilirkişi incelemesi yapılmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı Duyar A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının pay devrinin iptali ile kendi üzerine tescilini istediğini, ancak iptal kararı verilecekse tüm hissederların ön alım hakkının bulunduğunu, hisse devrinin tamamen iptali ile eski hissedarlığının devamının gerektiğini, hissenin bugünkü değerinden karar verilmemesinin de hatalı olduğunu, payın tescili talebinin 2/3'ü bakımından ret kararı verildiğini, bu nedenle de reddedilen kısım için lehine yargılama gideri ve vekâlet ücreti takdiri gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 3. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; payın tamamının ön alım hakkını kullanan davacı adına tescili gerektiğini, 500.000,00 TL üzerinden vekâlet ücreti hesaplanması gerekirken hatalı olarak 325.000,00 TL üzerinden hesaplandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davalı şirketin ana sözleşmesinde yer alan ön alım hakkı nedeniyle diğer davalı şahıslar arasında yapılan pay devir işleminin geçersizliğinin ve devir işlemini onaylayan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, payın adına tesciline karar verilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1-Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı Derby Kimya A.Ş. vekilinin ve davalı Duyar Kimya ve Makine A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2 Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince payları devralan davalı Duyar Kimya ve Makine A.Ş.'nin 03.04.2017 tarihinde 1.500.000,00 TL bedelle payları devraldığı gerekçesiyle devredilen payların değeri bu miktar kabul edilmişse de, davacının dava dilekçesinde payların güncel değeri belirlenerek depo edilmesini talep ettiği dikkate alınmaksızın karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince pay değerleme konusunda uzman bilirkişiler tarafından devre konu payların karar tarihine en yakın tarihteki güncel değerinin tespiti ile belirlenecek değerin depo ettirilerek karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. V.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı Derby Kimya A.Ş. vekilinin ve davalı Duyar Kimya ve Makine A.Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bend uyarınca davalı Derby Kimya A.Ş. vekilinin ve davalı Duyar Kimya ve Makine A.Ş. vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılardan Derby Kimya San. ve Tic. A.Ş. ve Duyar Kimya ve Makine San. ve Tic. A.Ş. iadesine, 10.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/3132 E., 2022/5657 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesince, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda TTK’nun 340 ve 493. maddeleri bir arada düşünüldüğünde de önalıma ilişkin bağlam hükmünün kanunda gösterilen önemli sebep kapsamında olmadığı, geçerli olmadığı, şirket yönetim kurulunun ana sözleşmenin bu hükmü nedeniyle davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamak
11. Hukuk Dairesi         2021/3132 E.  ,  2022/5657 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 09.12.2020 tarih ve 2020/604 E- 2020/1311 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı Derby Kimya A.Ş.’nin nama yazılı şirket paylarının %25 payına sahip kurucu ortağı ve hissedarı olduğunu, davalı Derby Kimya A.Ş.’nin şirket esas sözleşmesine göre ortaklardan hiçbirinin yönetim kurulunun onayı olmaksızın paylarını devredemeyeceğini, ortaklardan birinin payını devretmek istemesi halinde diğer ortakların önalım hakkının bulunduğunu, bu hakkın kullanımına izin verilmemesi halinde pay devrinin geçersiz olacağını, davalı ...’ın herhangi bir bildirim yapmadan %25 oranındaki hissesini 03/04/2017 tarihinde şirket hissedarı olan davalı Duyar Kimya A.Ş.’ne devrettiğini ileri sürerek davalı Derby Kimya A.Ş.’nin 03/04/2017 tarihli pay devir işleminin geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanıp dayanmadığının bir yönetim kurulu kararı var ise TTK’nın 391. maddesine aykırı olması sebebiyle batıl olduğunun tespitine ve iptaline, bir yönetim kurulu kararı yok ise şirket esas sözleşmesine ve TTK’ya aykırı yapılan pay devir işleminin geçersizliğinin ve hükümsüzlüğünün tespiti ile pay devrinin iptaline, davalı ...’a ait hissenin tamamının güncel devir bedelinin belirlenmesi ve depo edilmesi suretiyle müvekkili adına tescili ve pay defterine kaydedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Derby Kimya A.Ş. vekili, anonim şirketler nama yazılı payların devrini sınırlandırmış iseler 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde esas sözleşmelerini değiştirerek TTK’nın 492-498 maddelerine uyarlamalarının yasal zorunluluk haline getirildiğini, bu sürenin dolmasıyla birlikte esas sözleşmelerindeki tüm sınırlamaların geçersiz hale gelmekte olduğunu, davalı Derby Kimya A.Ş.’nin ana sözleşmesinde herhangi bir uyarlama yapılmadığından TTK’nın pay devrine ilişkin maddelerine tabi olduğunu, pay devrinin iptali söz konusu olsa bile tüm hissedarların önalım hakkının gündeme geleceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Duyar Kimya A.Ş. vekili, davacı ile davalı ... kardeş olup müvekkilinin her iki hissedara da hisseleri satın almak istediğini beyan ederek teklifte bulunduğunu, ancak davalı ... ile anlaşma sağlandığını, davacının bu aşamada dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca davalı Derby Kimya A.Ş.’nin ana sözleşmesinde herhangi bir uyarlama yapılmadığından TTK’nın pay devrine ilişkin maddelerine tabi olduğunu, müvekkilinin devir tarihinde Derby Kimya A.Ş.’nin nama yazılı şirket paylarının %25 sahibi olduğunu ve TTK hükümleri gereğince yasal, gerekli prosedürleri yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin kardeşi olan davacıya hisselerini almasını teklif ettiğini, ancak davacının olumsuz cevap verdiğini, hisse devir sürecinin yasaya uygun şekilde yerine getirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda TTK’nun 340 ve 493. maddeleri bir arada düşünüldüğünde de önalıma ilişkin bağlam hükmünün kanunda gösterilen önemli sebep kapsamında olmadığı, geçerli olmadığı, şirket yönetim kurulunun ana sözleşmenin bu hükmü nedeniyle davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamaktan kaçınamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, davalı şirketin anasözleşmesinde yer alan ön alım hakkı nedeniyle diğer davalı şahıslar arasında yapılan pay devir işleminin geçersizliği ile devir işlemini onaylayan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemesince Dairemizin bozma ilamına uyularak şirket ana sözleşmesindeki pay devrini kısıtlayan hükümlerin 6102 sayılı TTK’daki kısıtlamaları aşan şartlar taşıdığı ve süresinde ana sözleşme değişikliği yapılmadığı, bu nedenle ana sözleşme hükümlerinin 6102 sayılı TTK karşısında geçerliliğinin kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 492. maddesinde öngörülen bağlam kuralı, anasözleşmedeki bağlam kuralını ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Diğer bir deyişle anasözleşmenin 8/C-c. maddesi ortaklar arasında eşitlik ilkesini bozan bir hüküm içermemektedir. O halde davalı şirketin yönetim kurulunun, şirket anasözleşme hükmüne aykırı olarak pay devrinin onaylanması yönündeki kararı ana sözleşmedeki bağlam kuralına aykırıdır. Buna göre açıklanan nedenlerle istinaf mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2016/9790 E., 2020/1752 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma oluşmuşsa, TTKnun 340. maddesi yollamasıyla, aynı yasanın 309.
23. Hukuk Dairesi         2016/9790 E.  ,  2020/1752 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, kooperatifin genel kurulunda site içi yol ve kaldırımların tamir ve yapımının reddi yönünde karar alındığı halde kooperatif bütçesinden yol tamirleri yapılarak kooperatifin zarara uğratıldığını, siteye ait gazinonun kiralandığını ve tüm tamir ve tadilatların kiracı tarafından yapılması kararlaştırılmasına rağmen yine kooperatif bütçesinin kullanıldığını, kira arttırımı yapılmayarak kooperatifin zarara uğratıldığını, kırtasiye masrafı adı altında 495,00 TL ödeme yapılarak zarar verildiğini, genel kurulda dile getirilen bu hususun tutanağa geçmediğini ileri sürerek şimdilik 2.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı vekili, davalı ... ve ...'in ikametgahının ... olduğunu, ... mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuş, dava dilekçesinde belirtilen hususlarda genel kurulu kararı bulunmadığını, yönetim kurulunun yetkisi içinde olduğunu, kooperatifte 82 bağımsız bölüm bulunduğunu, davacıların dışında 79 kat malikinin itiraz etmediklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; kooperatif yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılabilmesi için, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri veya ibra edilmişlerse bu kararın genel kurul tarafından sonradan kaldırılması, haklarında sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca usulüne uygun olarak karar alınması ya da tüm denetçiler tarafından dava açılması gerektiği, davacılar Tuncer ve Kasım'ın kooperatifin denetçisi olmadıkları, kooperatifin üyesi oldukları, dolayısıyla denetçiler tarafından açılmış bir davanın bulunmadığı, açılan davaya muvafakat verildiğine dair genel kurul kararının ibraz edilmediği ve davacıların işbu davayı açmaya ehliyetleri bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacı Nurettin'in ise 27.02.2014 tarihli celseye katılmadığı, bu tarihte davacı Nurettin tarafından açılan davanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, üç ay içinde de yenilenmediği gerekçesiyle davacı Nurettin tarafından açılan davanın ise açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararı, davacılardan ... vekili temyiz etmiştir. 1- Dava Kooperatif eski yöneticilerinin eylemlerinden doğan zararların tazmini istemine ilişkindir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 98.maddesi uyarınca somut olayda tatbiki gereken TTKnun 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri doğrudan zarara yol açmışsa, yani bu eylemler sonunda yöneticiler, ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan azalmaya yol açmışsa, bu zararı veren yöneticilere karşı, zarar gören adına tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma oluşmuşsa, TTKnun 340. maddesi yollamasıyla, aynı yasanın 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi gerekmektedir. Davaya konu olayda, davacıların mal varlıklarında doğrudan bir azalmanın oluşmadığı, davacıların doğrudan değil, kooperatifin zarara uğraması dolayısıyla zarar görmüş olacakları açık olup davacıların tazminini talep ettiği zarar da bu dolaylı zararın tazminine dairdir. Davacılar tarafından (eski) TTK’nın 309.maddesi (yeni TTK’ nın 555/1.maddesi) uyarınca uğranılan dolayısıyla zararın Kooperatife ödenmesi amacıyla açılan davanın, Mahkemece, sorumluluk davalarının açılabilmesi için haklarında sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca usulüne uygun olarak karar alınması ya da tüm denetçiler tarafından davanın açılmış olması gerektiğinden bahisle reddinde isabet bulunmadığından kararın davacılar yararına bozulması gerekmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre, davacılardan ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle kararın davacılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacılardan ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/1802 E., 2020/3601 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
ve ...’in şirket yönetim kurulu üyesi ...’in kardeşi ve oğlu oldukları görülmekle anılan genel kurul kararının TTK’nın 400/1-c ve 340. maddelerine aykırılık teşkil edeceği anlaşılmakla sonucu itibariyle doğru olan bu kararın açıklanan bu değişik gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2019/1802 E.  ,  2020/3601 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 24.01.2019 tarih ve 2017/1112- 2019/87 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette 2.000'er payı bulunduğunu, 04.06.2013 tarihinde yapılan genel kurulun hazirun cetvelinin davacılara poliklinikte imzalattırıldığını, herhangi bir toplantının yapılmadığını, ortakların bir araya gelmediğini, gündemin, denetçi raporunu, bilançonun genel kurulda tartışılıp değerlendirilmediğini, finansal tabloların müvekkillerine verilmediğini, bilançonun gerçeği yansıtmadığını, şirketin gelirlerinin düşük gösterildiğini, genel kurulda seçilen denetçilerin, yönetim kurulu üyelerinden birisinin oğlu, diğerinin ise yönetim kurulu üyesinin kardeşi olduğunu, bu durumun TTK'nun 400. maddesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitini, talepleri kabul edilmezse genel kurulun yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla iptalini talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin hisselerinin hamiline yazılı olduğunu, davacıların dava tarihi itibariyle hisse sahibi olup olmadıklarının bilinmediğini, husumet ehliyeti yönünden hisse senetlerinin ibraz edilmesi gerektiğini, davacıların genel kurula bizzat katıldıklarını, kararların oy birliği ile alındığını, bilanço ve gelir gider tablolarının genel kurul onayına sunulduğunu, kararlara muhalefet edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacılar vekilinin 7 nolu genel kurul kararı dışındaki iddialarının dayanaksız ve ispata muhtaç olduğu, iddialarını ispatlar nitelikte delillerin dosyaya sunulamadığı, alınan 7 nolu kararla 3 yıllığına denetçi olarak Yönetim kurulu üyesi ...'in oğlu ...'in ve ...'in kardeşi ...'in seçildiğini, TTK'nın 400/1-c maddesi uyarınca denetlenecek şirketin yönetim kurulu üyesinin veya bir yöneticisinin alt veya üst soyundan biri, eşi veya üçüncü derece dâhil, üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısımlarının denetçi olamayacağı, dolayısıyla denetçi olarak seçilen kişilerin denetçi olma yasağının bulunduğu, bu sebeple davalı şirketin 04.06.2013 tarihli genel kurulunda alınan 7 nolu denetçi seçimine ilişkin kararın TTK'nın 447/c hükmü uyarınca butlanla malul olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 04.06.2013 tarihli genel kurulunda alınan 7'nolu denetçi seçimine ilişkin kararın TTK.'nın 447/c hükmü uyarınca butlanla malul olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava anonim şirket genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti, şayet bu talep yerinde görülmezse genel kurulda alınan kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili hastane işletmekte olan davalı şirketin 04.06.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısının fiilen yapılmadığını, ortakların toplanmadıklarını, hazirun cetvelinin işletilen hastanede doktor olan müvekkillerine poliklinikte imzalattırıldığını ileri sürerek anılan genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitini istemişse de, davacıların genel kurul toplantısında bulunanları tespit etmek maksadıyla düzenlenen hazirun cetvelinde imzalarının bulunması, anılan toplantının olağan şekilde, davacıların da katılımıyla gerçekleştiğine karine teşkil eder. Her ne kadar davacılar vekili bu durumun aksini tanıkları ve hastane protokol defteri vasıtasıyla ispatlayabilecekleri iddiasında bulunmuşsa da, davacıların herhangi bir ihtirazi kaydını içermeyen ve imzaları inkar dahi edilmeyen hazirun cetveli karşısında anılan toplantının fiilen gerçekleştirilmediği iddiasına itibar edilememiştir. Mahkemece de isabetli şekilde, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti istemi yerinde görülmemiştir. Ancak, mahkemece alınan kararların iptali istemi incelenirken iptal davalarında dava şartı olan ve 6102 sayılı Yasa'nın 446/1-a maddesinde düzenlenen toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy verilmesi ve muhalefetin tutanağa geçirtilmiş olması koşulunun öncelikle incelenerek, iptal isteminin dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerekirken, işin esasına girilerek 7 nolu karar dışındaki tüm kararlar yönünden iptali gerektirir iddialar ispatlanamadığından talebin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru bulunan kararın açıklanan değişik gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2- 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte anonim şirketlerde denetim organı kaldırılmış olup, anonim şirketlerin kural olarak bağımsız denetime tabi olmaları esası kabul edilmiştir. Hangi anonim şirketlerin 397/4. madde yollamasıyla 398. maddeye göre bağımsız denetime tabi olacaklarının ise Cumhurbaşkanınca belirleneceği bu belirlemenin dışında kalan şirketlerin de 397/5. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak Yönetmelik hükümlerine göre denetleneceği düzenlenmiş ise de şimdiye kadar yönetmelik çıkartılmamıştır. Hangi büyüklükteki şirketlerin bağımsız denetime tabi olacakları ilk defa Bakanlar Kurulu'nun 19.12.2012 tarihli kararıyla belirlenmiş olup, bu karar son olarak 19.02.2019 tarihli yeni bir kararla güncellenmiştir (R.G.30688 s. 16.2.2019T). Somut olayda, davalı şirketin dava konusu olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyesinin oğlu ve kardeşi iki kişi denetçi olarak seçilmiştir. TTK'nın 399/1 maddesi gereğince büyüklük itibariyle bağımsız denetime tabi şirketlerde bağımsız denetçi seçimi genel kurulun yetki ve görevi dahilinde ise de davalı şirketin bağımsız denetime tabi şirketlerden olduğu iddia ve ispat edilemediği gibi, denetçi olarak seçilen kişilerin Yasa'nın 400/1 maddesinde gösterilen ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen kişilerden olup olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılamamaktadır. Öte yandan, bir an için davalı şirketin bağımsız denetime tabi şirketlerden olduğu ve iptali istenen 04.06.2013 tarihli genel kurul toplantısında alınan 7 nolu kararın bağımsız denetçi seçilmesi iradesine yönelik olduğu ve aranan nitelikleri haiz oldukları kabul edilse dahi, denetçi olarak seçilen dava dışı ... ve ...’in şirket yönetim kurulu üyesi ...’in kardeşi ve oğlu oldukları görülmekle anılan genel kurul kararının TTK’nın 400/1-c ve 340. maddelerine aykırılık teşkil edeceği anlaşılmakla sonucu itibariyle doğru olan bu kararın açıklanan bu değişik gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile 6100 sayılı HMK'nın 370/4. maddesi uyarınca sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden taraflardan ayrı ayrı alınmasına, 28.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.