Türk Ticaret Kanunu 341. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 341- (Mülga: 26/6/2012-6335/43 md.)
VI - Ayni sermaye
1. Ayni sermaye konulabilecek malvarlığı unsurları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
45 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2015/7487 E., 2016/6166 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı vekilinin 10/05/2011 tarihli 1 no'lu ara kararı ile TTK.'nın 341. maddesine göre yönetici ve denetçiler hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin bir genel kurul kararı varsa ibraz etmesi, yoksa genel kurulu toplayarak bir karar alması ve buna göre denetçilerden alacağı vekaletnameleri ibraz etmesi için kesin
11. Hukuk Dairesi 2015/7487 E. , 2016/6166 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/12/2011 tarih ve 2011/129-2011/133 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 31.05.2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. ..., birleşen davada asil ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davada, müvekkili bankanın genel müdür, yönetim kurulu üyesi, krediler daire başkanı ve şube müdürü görevlerinde bulunan davalıların, bankacılık teamüllerine aykırı olarak, kredi alma şartlarını taşımayan firmalara kredi tesis edip kullandırılmasını sağlamak ve banka öz kaynaklarını riske atmak suretiyle müvekkilinin zararına yol açtıklarını ileri sürerek, 02.10.2002 tarihi itibariyle 19.942.245.319.490 TL ve 25.698.133 USD tutarındaki zararın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... dışındaki diğer davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı vekilinin 10/05/2011 tarihli 1 no'lu ara kararı ile TTK.'nın 341. maddesine göre yönetici ve denetçiler hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin bir genel kurul kararı varsa ibraz etmesi, yoksa genel kurulu toplayarak bir karar alması ve buna göre denetçilerden alacağı vekaletnameleri ibraz etmesi için kesin süre verilmesine rağmen, 12/12/2011 tarihli celsede denetçilerden sadece ...'dan vekaletname aldığını, diğer denetçilerden vekaletname almasının mümkün olmayacağını beyan ettiği, böylece kesin süre gereğinin yerine gelmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Asıl ve birleşen dava, davacı bankanın önceki dönemde yöneticiliğini yapan davalıların zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga TTK'nın 341. maddesi hükmü uyarınca davacı bankanın yöneticileri hakkında böyle bir davanın açılabilmesi için genel kurulda dava açılması yönünde karar alınması ve davanın, denetçiler tarafından bizzat veya onların atadıkları vekillerce açılması gerekmektedir. Ancak açıklanan koşullar, sonradan da tamamlanması mümkün usulü bir eksiklik niteliğinde olduğundan bu usulü eksiklik, hemen davanın reddini gerektiren bir durum değildir. Bunların eksik olması halinde mahkemece, davacı tarafa “uygun süre” veya “süreler” verilerek genel kurulda yukarıda açıklanan şekilde bir karar alınmasının sağlanması ve davacı şirketin denetçilerinin davaya iştiraki veya onlardan vekaletname alınması olanağı tanınması, verilen süreye rağmen belirtilen hususlar yerine getirilmez ise davanın reddine karar verilmesi gerekir. Davaya iştiraki sağlanması istenen denetçiler, dava açıldığı tarihteki veya sorumlu davalıların görev yaptıkları dönem itibariyle görevli olan denetçiler değil, hali hazırdaki denetçilerdir. Başka bir ifadeyle, mevcut denetçilerin katılımı veya onların verdiği vekaletname ile davaya devam edilmesi yeterlidir. Öte yandan, temyiz aşamasında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK hükümleri arasında mülga TKK'nın 341. maddesi gibi açık bir düzenleme olmamakla birlikte 6102 sayılı TTK 479/3-a maddesindeki düzenleme karşısında anonim şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için, şirket genel kurulunda karar alınması gerekli olup, bu davanın denetçiler veya onların verdiği vekaletnameler uyarınca atanan vekiller tarafından takip edilmesi şartı da kaldırılmış, artık sorumluluk davasında şirket tüzel kişiliğinin temsili konusundaki sınırlama kaldırılmıştır(Dairemizin 30.09.2014 tarih, 2014/5386 E.. 2014/14890 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere).
Somut uyuşmazlıkta mahkemece, 10.05.2011 tarihli celse 1 nolu ara karar ile davacı vekiline sorumluluk davası açılmasına ilişkin genel kurul kararı varsa ibrazı, yoksa bir dahaki duruşma gününe kadar genel kurulu toplayıp karar alması buna göre denetçilerden alacağı vekaletnameyi ibraz etmesi için kesin süre verilmesine karar verilmiştir. Davacı vekilinin 04.10.2011 tarihli dileçesi ile yönetici ve genel müdürler hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin 04.05.2009 tarihli genel kurul kararı ve bu genel kurulda denetim kurulu üyesi olarak seçilen ... ve ... 'ın verdiği vekaletnameyi dosyaya sunduğu görülmüştür. Bu durum karşısında yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde değerlendirme yapılarak işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, 02/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2010/15233 E., 2012/6178 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre davacı anonim şirket yönetim kurulu üyesi olan davalı hakkında TTK. 341'inci maddesi uyarınca dava açabilmesi için bu yönde alınmış bir genel kurul kararının bulunması gerektiği, dava açılırken bu hususa dikkat edilmediği ancak davacı tarafa HUMK.
11. Hukuk Dairesi 2010/15233 E. , 2012/6178 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/01/2010 tarih ve 2008/336-2010/15 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirketlerin ilzama yetkili ortağı ve temsilcisi olduğunu, davalının kendi lehine bono düzenleyerek müvekkilleri hakkında icra takibi yaptığını, icra takibinin kesinleştiğini, 250.000 EURO bedelli senedin gerçek bir ticari ilişkiye ve borca dayanmadığını ileri sürerek icra takibinin dayanağı bononun iptaline ve davacı şirketlerin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre davacı anonim şirket yönetim kurulu üyesi olan davalı hakkında TTK. 341'inci maddesi uyarınca dava açabilmesi için bu yönde alınmış bir genel kurul kararının bulunması gerektiği, dava açılırken bu hususa dikkat edilmediği ancak davacı tarafa HUMK. 39 ve 40 maddeleri gereğince bu eksikliğin giderilmesi için uygun bir mehil verildiği, verilen bu mehile rağmen davacının eksiklikleri gidermediği, usule uygun alınmış bir anonim şirket genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddini karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, İİK.'nın 72'inci maddesi uyarınca açılmış bulunan menfi tespit davasıdır. Her ne kadar TTK. 341'inci maddesi uyarınca sorumluluk davası açılabilmesi için ortaklar kurulunun bu hususta karar alması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerekir ise de, iş bu dava TTK. 341'inci maddesi uyarınca açılmış bir dava olmayıp, yukarıda da belirtildiği üzere İİK. 72'inci maddesi uyarınca açılmış bulunan menfi tespit davasıdır. Bu itibarla mahkemece davada dava koşullarının eksikliğinin söz konusu olmadığı kabul edilerek davaya bakılmak gerekirken yerinde bulunmayan yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararının davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/11701 E., 2011/7802 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, yönetim kurulu üyesi davalı hakkında TTK'nun 341. maddesine göre sorumluluk davası açılması hususunda alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı, bu nedenle dava şartının gerçekleşmediği, diğer davalıların ise şirket çalışanı olup şirketi zarara uğrattıklarının ispat edilemediği gerekçesiyle, da
11. Hukuk Dairesi 2009/11701 E. , 2011/7802 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.04.2009 tarih ve 2005/49 - 2009/210 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketin yönetim kurulu üyesi, genel müdür ve genel müdür yardımcısı oldukları dönem içinde şirketin vadeli satış yaptığı firmalardan alacaklarını vadesinde tahsil etmedikleri, bu nedenle vade farkından kaynaklanan şirket zararına neden oldukları, yönetici olan davalı ...'ın yakınlarına ait şirkete bir kısım ürünlerin piyasa fiyatının altında satıldığını, şirkete borcu olan bazı müşterilerin borçlarının ödenmediği halde hesaplardan silindiğini, şirkete ait aracın piyasa fiyatının altında satıldığını, şirketin satın aldığı kristal şekerin piyasa fiyatının üzerinde alındığını, bu nedenle şirketin zarara uğratıldığını, bu durumun PANKOBİRLİK müfettişleri tarafından yapılan incelemede belirlendiğini ileri sürerek, 444.490,00 TL'nın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, yönetim kurulu üyesi davalı hakkında TTK'nun 341. maddesine göre sorumluluk davası açılması hususunda alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı, bu nedenle dava şartının gerçekleşmediği, diğer davalıların ise şirket çalışanı olup şirketi zarara uğrattıklarının ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket yöneticisi ve genel müdür ve müdür yardımcısı olan davalıların eylemlerinden doğan zararların tazmini istemine ilişkindir.
Somut olayda davacı taraf, Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifinin iştiraki olan davacı şirketin hesapları üzerinde Pankobirlik müfettişleri tarafından yapılan denetim sonucu hazırlanan rapora dayanarak, şirketin iş yaptığı firmalardan alacaklarının vadesinde tahsil edilmemesi nedeniyle faiz zararı olduğu, bir kısım şirket müşterilerinin borçlarının ödeme yapılmadığı halde tamamen silindiği veya eksiltildiği, davalı yöneticinin yakınlarına düşük fiyattan tohum satıldığı, şirkete ait aracın piyasa fiyatının altında satıldığı, davalı yöneticinin fazla harcırah aldığı ve şirketin satın aldığı şeker için yüksek bedel ödendiği, bu şekilde şirketin zarara uğratıldığı iddia edilmiş, mahkemece, yönetim kurulu başkanı olan davalı ... hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için TTK 341. maddesine göre alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı, genel müdür ve genel müdür yardımcısı olan diğer davalılar yönünden ise haklarında açılan ceza davasında kesin ve inandırıcı delil bulunamadığından beraatlerine karar verildiği ve kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, bu itibarla maddi olgular yönünden bu kararın hukuk hakimini bağladığı ve ayrıca yöneticilerin genel kurullarda ibra edildikleri gerekçesiyle, yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, mahkemece varılan sonuç ve verilen karar yeterli incelemeye dayalı olmadığı gibi dosya kapsamı ile de çelişmektedir.
Zira, her ne kadar mahkemece davalı yönetici hakkında sorumluluk davası açılması için TTK’nın 341. maddesine uygun genel kurul kararı alınmadığı gerekçede belirtilmiş ise de, davacı şirketin 23.11.2004 tarihinde yapılan genel kurulunda Pankobirlik müfettişleri tarafından hazırlanan rapor okunarak, ilgililer hakkında hukuki işlemlerin başlatılması yönünde karar alınmış olup, bu karar davalı yönetici hakkında sorumluluk davası açılmasına yönelik bir karar olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, yine mahkemece, yönetici olmayan diğer davalılar hakkında açılan ceza davasında beraat kararı verildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek onandığı belirtilmiş ise de, davalılar hakkında açılan ceza davası sonucu verilen beraat kararı temyiz edilmeden 8.6.2007 tarihinde kesinleşmiş olup, bu karar maddi olgular yönünden de hukuk hakimini bağlamaz.
Bununla birlikte, her ne kadar mahkemece, davacı şirketin bağımsız denetim kurulları tarafından denetlendiği ve buna göre davalı yöneticinin genel kurullarda ibra edildiği kabul edildi ise de, mahkemece alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere davalı yöneticinin ibra edildiği genel kurullarda faaliyet raporlarının ayrıntılı olarak okunmaması nedeniyle tam bir ibranın sözkonusu olmadığı, bu ibra kararlarının davalı yöneticiyi sorumluluktan kurtarmayacağı belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, içinde şirketler hukuku ve muhasebe konusunda uzmanlığı bulunan bilirkişilerin bulunduğu yeni bir heyet oluşturularak, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak, tarafların tüm iddia ve savunmaları gözönüne alınmak suretiyle, davacı tarafın sunduğu Pankobirlik müfettiş raporundaki hususların gerçek olup olmadığı, davalıların davacı şirketi iddia edilen şekilde zarara uğratıp uğratmadıkları belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, şirket defter ve kayıtları üzerinde hiçbir inceleme yapılmadan eksik araştırmaya dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/4421 E., 2023/500 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 309, 336, 341 ve 556. maddesi gereğince dava açılabilmesi için ortaklar genel kurul kararı alınması gerektiğini, davanın denetçilerce açılması gerektiğini, TTK'nın 341/2.
6. Hukuk Dairesi 2021/4421 E. , 2023/500 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleşen davada davacı ... ... Kömür ve Asfalt İşlet. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı ... ... Kömür ve Asfalt İşlet. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.11.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir..
Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... ile birleşen davada davalı ... vekili Avukat ..., davalı ... vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Büyükşehir Belediye Başkanlığından aldığı ihalelerin bir kısmını tek başına yapamayacağını anlayınca ihaleye çıktığını, ihalenin davalı ... A.Ş.'de kaldığını, bu işle ilgili olarak ... A.Ş. ile ... Ltd. Şti.'nin oluşturduğu adi ortaklıkla 3 adet taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede avans ödemesi yapılacağına dair düzenleme olmadığı, aksine 27.maddede hakedişlerin ... Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi tarafından hazırlanıp imza edilmesinden sonra taşeronun çalıştırdığı işçilerle ilgili sigorta primlerinin ödendiğini gösterir makbuzların ...’ya sunulmasından sonra ödeme yapılacağı hüküm altına alındığı halde, değişik tarihlerde toplam 1.626.000,00 TL avans ödemesi yapıldığını, bu ödemelerin genel müdür ... ile genel müdür yardımcısı ...’nın imzaladıkları çeklerle ve verdikleri talimatlarla olduğunu, bu ödemelerden çok sonra ortaklar kurulunun 29/07/2007 tarihinde %30'u aşmamak üzere avans verilmesine yönelik karar aldığını, kararda ... ve ...'in imzasının bulunduğunu, bu eylemlerle ilgili her üç şahıs hakkında Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 03/09/2007 tarihinde 2007/231 Esas sayılı dava açıldığını, avans ödemelerinin hızla devam ettiğini, toplam sözleşmeler bedeli 14.395.898,77 TL iken 30/09/2002'de %30'u da aşarak 8.459.798,37 TL'ye ulaştığını, toplam 772.962,55 TL bedelli malzemenin 6 ay önce kullanıldığı halde 6 ay sonra fatura kesilmek sureti ile bedelinin tahsili cihetine gidilmesinin de avans olarak nitelendirilmesi gerektiğini, adi ortaklığa fazladan 6.315.404,38 TL ödendiğini, davalıların Şeker Bank ve Vakıflar Bankasını da dolandırdıklarını belirterek; 6.315.404,00 TL'nin 16/05/2005 tarihinden itibaren ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 1.626.000,00 TL avans ödemesi sebebi ile yoksun kalınan faiz alacağından fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak 500,00 TL'nin ..., ..., ..., ... Mesken Yapı A.Ş. ve ... İnşaat Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 309, 336, 341 ve 556. maddesi gereğince dava açılabilmesi için ortaklar genel kurul kararı alınması gerektiğini, davanın denetçilerce açılması gerektiğini, TTK'nın 341/2. maddesi gereği (TTK 556 atfı sebebi ile) müvekkilinin işçi statüsünde çalışan şirket elemanı olduğunu, görevli mahkemelerin iş mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin 01/04/2002 – 21/04/2004 arasında idari ve mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı olduğunu, zamanaşımının BK'nın 126/4. maddesine göre 5 yıl olduğunu ve bu sürenin dolduğunu, sözleşmede yer almadığı halde avans ödemesi yapıldığı iddialarına ilişkin olarak; Ortaklar Kurulu tarafından avans ödenmesine ilişkin alınan kararda imzasının bulunmadığını, bu nedenle sorumluluğuna gidilemeyeceğini, 10/06/2003 tarihli ... Ltd. Şti. ile ... Mesken AŞ. arasında imzalanan protokolde de imzası bulunmadığından, agrega ve bitüm kullanımına ilişkin iddialar yönünden de fiili sorumluluğu ve illiyet bağı bulunmadığını, davalı ... Mesken A.Ş.'nin nakde dönüştürülen 1.665.000,00 TL’lik teminat mektuplarının dikkate alınması ve 3.339.714,09 TL'lik iade faturasının fatura tutarından indirilmesi ile birlikle; ...’nun alacaklı değil borçlu olduğunu, müvekkilinin görev tanımında hakedişle ilgili bir sorumluluk bulunmadığını, bu davanın davalılarının farklı tarihlerde, farklı statülerde, farklı görevlerde bulunmuş kişiler olduğunu, davalılar arasında ortaklaşa eylem ve ortaklaşa kusur bulunmadığını, birlikte hareket ettiklerinin iddia edilmesinin, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davalıların iddia konusu zarar nedeniyle müşterek ve müteselsil sorumlu olduklarının ileri sürülemeyeceğini belirterek; davanın reddini savunmuştur.
2-Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 556. maddesi gereği (atıfla) TTK'nın 341 gereği davayı denetçilerin açması gerektiğini ve genel kurul kararı alınması gerektiğini, zamanaşımının dolduğunu, müvekkilinin 01/10/2001 tarihinde ...’da Genel Müdür olarak çalışmaya başladığını, 20/04/2004 tarihinde görevden ayrıldığını, kâğıt üstünde avans ödemesi imiş gibi gözüken hiçbir ödemenin yapılmamış işler karşılığı olarak ödenmediğini, tam aksine asfalt müdürlüğünün bilgisi ve kontrolünde bu ödemelerin, yapılan işlere müteakip yapıldığını, ... kantar fişleri ve diğer defter ve kayıtlar incelendiğinde yapılmayan hiçbir işe para ödenmediğinin anlaşılacağını, bir an için davalı ... Mesken A.Ş'ye "avans" verildiği düşünülse dahi müvekkilinin sorumluluğunun doğduğunu söylemenin mümkün olmadığını, matbu sözleşme olarak hazırlanan taşeronluk sözleşmesinin, tarafların rızaları ile her zaman değiştirilebileceğini, 29/07/2002 tarihli Ortaklar Kurulu kararı ile de ...’nun bu tadili gerçekleştirdiğini, Ortaklar Kurulu kararının bütün taşeronlar için çıkarıldığını ve teknik anlamda "avans" ödemesinin hiçbir zaman yapılmadığını, kaldı ki tüm iş layıkıyla tamamlandığı için ...’nun bir zararı bulunmadığını, protokole göre davalı ... Mesken A.Ş'den tahsil edilmesi gereken agrega, bitüm, bitüm nakli ve makine kirası bedellerinin asfalt müdürlüğü tarafından fatura edilerek muhasebe birimine gönderildiğini, davalı ... Mesken A.Ş'nin de kayıtlarına işlendiğini, hem ...’nun hem de ... Mesken A.Ş'nin ticari defterleri incelendiğinde işleyişte ve faturalandırmada hiçbir hata ve suistimal olmadığının görüleceğini, bedeli tahsil edilmeyen agregalar ve davalı ... Mesken A.Ş'ye 6.315.404,00 TL fazla ödeme yapıldığı iddiasının dayanağı olmadığını, davalı ... Mesken A.Ş’nin üzerine aldığı işlerin bazı bölümlerinde ...’nun istediği şart ve evsafları tutturamadığını, süresi gelen seri işlerin, asfalt üretim ve serim işinde ayıplı kimi üretimlerin işin mahiyeti gereği ancak 1 -2 ay sonra tespit edilebildiğini, yani işin bedeli (hakedişler ... Mesken AŞ tarafından 1 ay sonra alındığı için) ... Mesken A.Ş. tarafından alındıktan sonra bu ayıpların tespit edilebildiğini, yapılan iptaller neticesinde iade faturaları kesildiğini, tekrar ... Mesken A.Ş ile geçici mutabakat sağlandığını, iki tarafın da ticari defterlerinin tamamının bilirkişi heyetince incelendiğinde iade faturalarının da işin içine katıldığı zaman yapılan işin, kesilen fatura ve ödenen bedellerin tamamen birbirleri ile uyumlu olduğunun görüleceğini, ... ve davalı ... Mesken A.Ş.’nin kayıtları incelendiğinde davacı ...’nun alacaklı değil, borçlu olduğunun görüleceğini belirterek; davanın reddini savunmuştur.
3-Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın sorumluluk davası olarak açıldığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları gereği öncelikle davanın yetki, görev ve zaman sınırının çizilmesi gerektiğini, müvekkilinin şirkette genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığını, illiyet bağının kesin olarak tespiti gerektiğini, davacı şirket kayıtlarına göre yüklenicinin halen alacaklı göründüğü, haksız ödenen bir para olmadığını, her şeyin kökünde kantar fişleri olduğunu, ne kadar üretim, nakliye, serme, sıkıştırma yapıldığının buradan hareketle tespit olunabileceğini belirterek; davanın reddini savunmuştur.
4-Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... her ne kadar davalılar Mehmet Celalettin Açıkkol, Ahmet Muhtar Açıkkol ve Ümit Şilit aleyhine davacı şirket ile davalılardan ... Mesken Yapı A.Ş. ve ... İnşaat Taah. Turizm Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd.Şti.'nden oluşan adi ortaklık arasında yapılan 3 adet taşeronluk sözleşmesi kapsamında fazladan ödeme yapıldığı iddiası ile alacak davası açılmış ise de; dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkinin sıfat ilişkisi olduğu, bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişinin, o hakka uymakla yükümlü olan kişi olup, davalı sıfatının da bu kişiye ait olduğu, eldeki davada adı geçen davalıların yüklenici şirketlerde yönetici oldukları ve 3 adet taşeron sözleşmesinde taraf olmadıkları tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi, bu konuda taraflar arasında bir uyuşmazlık da bulunmadığı, bu durumda adı geçen davalılara yönelik açılan davanın sıfat yokluğundan reddi gerektiği, tüm dosya kapsamına göre davacı şirket ile davalılardan ... Mesken Yapı A.Ş. ve ... İnşaat Taah.Turizm Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.'nden oluşan adi ortaklık arasında yapılan 03/06/2002 tarihli 1.Bölge Taşeron Sözleşmesi, aynı tarihli 2. Bölge Taşeron Sözleşmesi ve aynı tarihli 3.Bölge Taşeron Sözleşmesinin imzalandığı, sözleşme kapsamında davalı yüklenici şirketlere fazladan herhangi bir ödeme yapılmadığı, dolayısıyla davacı şirketin zararından bahsedilemeyeceği, kaldı ki davalılardan davacı şirket genel müdür yardımcısı ...'ın ödeme belgelerinde imzasının dahi bulunmadığı" gerekçesiyle davalı ... Mesken Yapı A.Ş. ve ... İnşaat Taah.Turizm Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti. ve diğer davalılar aleyhine açılan alacak davasının ve davacı şirket yöneticileri, davalılar ..., ... ve ... aleyhine açılan sorumluluk davalarının reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf başvurusunda; davalı ... yöneticilerinin, diğer davalılar ile eylem ve işbirliği içerisinde ...’nun kayıtları üzerinde oynama yaptıklarını, sözleşme gereğince ödenmemesi gereken, hiçbir karşılığı olmayan, hakedişi dahi bulunmayan belgelerin fatura kabul edilerek cari hesapların şişirildiğini, bu faturaların ödemelerinin yapıldığını, davalıların davacı şirket yöneticileri olmaları ve ticari defter ve kayıtların onların inisiyatifinde olması nedeniyle bu defter ve kayıtların içeriklerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının incelenmesi gerektiğini, bu minvalde de faturaların ne için düzenlendiğine, hakedişi olup olmadığına bakılması, ihale şartnamesi ve taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında bu faturaların ödenip ödenemeyeceğinin tespit edilmesi gerekirken bu hususlar araştırılmaksızın bizzat davalılar tarafından hazırlanan cari hesap kayıtları üzerinden inceleme yapılarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkili ... tarafından sözleşme kapsamında verilen banka teminat mektuplarının tutarının da hesaplanarak müvekkili şirket alacağından düşülmesinin doğru olmadığını, zira davalı adi ortaklığın ortaklarının firar ettiklerini, bu nedenle de teminat mektubunun amacına uygun olarak nakde çevrildiğini, hükme dayanak bilirkişi kurulu raporunda, avans ödemeleri için faiz hesabının, %30 avans ödemesi yapılmasının kararlaştırıldığı 29/07/2002 tarih ve 806 numaralı karara kadar yapıldığını, davalıların işbirliği ile hareket etmesi sonucu, hiçbir karar alınmaksızın, sözleşmeye aykırı olarak, hakediş düzenlenmeden davalılara yapılan avans ödemelerine ilişkin uğranılan faiz zararının ortaklar kurulu tarafından karar alınması ile sona ermediğini, ayrıca her ödemenin yapıldığı tarihten itibaren ayrı ayrı hesap yapılması gerekirken, yapılan 10 farklı ödemenin ortalama tarihi alınarak faiz hesaplanmasının da hukuka ve usule aykırı olduğunu, yine yapılan ödemeler toplamı 1.626.701,35 TL olmasına rağmen faiz hesabının 1.600.000,00 TL üzerinden hesaplanmasının da hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacı müvekkili ile davalı adi ortaklığı oluşturan şirketler arasında düzenlenen sözleşmede avans ödemesi yapılacağına dair hüküm bulunmamasına, aksine sözleşmenin 27. maddesinde, ödemelerin, hak edişlerin ... Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı tarafından, hazırlanıp imza edilmesi ve müvekkiline ödenmesi sonrasında yapılacağının hüküm altına alınmasına rağmen davalı taşeron adi ortaklığına; ceman 1.626.000,00 TL tutarında avans ödemesi yapılarak ...’nun büyük zarara uğratıldığını, bu paralar bankada dursaydı yüksek faiz getireceğini, ...’nun faiz miktarından da mahrum bırakıldığını, davalı şirket çalışanlarının sağladıkları menfaat karşılığı önce avans ödediklerini, sonra yaptıkları kanunsuzluğa kılıf bularak 29/07/2002 tarih ve 806 nolu kararı alarak, şartname ve sözleşme hilafına taşerona %30’u aşmamak şartıyla avans verilmesine karar verdiklerini, yapılan avans ödemelerinin bu oranın bile üzerinde olduğunu, eğer avans ödemesi yapılacağı ihalede yer alsaydı, ihaleye daha çok katılım olacağını, ihaleye katılan ... Mesken A.Ş.’nin sırf ihaleye girmek için kurulmuş, parası olmayan, başka bir kişi ya da kuruluştan iş almayan, ortakları firar etmiş bir şirket olduğunu, bu şirket idarecileri ile ... idarecilerinin iş ve eylem birliği yaparak ... Ltd. Şti’nin on trilyona yakın bir meblağ parasını zimmetlerine geçirdiklerini, ayrıca 10/06/2003 tarihli protokol ile, davalı ... Mesken A.Ş’nin, Büyükşehir Belediyesi dışındaki işleri için de ...’ ya ait bitüm ve agregayı Temmuz 2003 tarihinden Aralık 2003 tarihine kadar hiç para ödemeksizin kullandığını, eksik fatura edilen miktar hariç olmak üzere, bu malzemelerin çok önceden ... Mesken A.Ş’ye verilmesine karşın, bu şirkete 18/03/2004 tarihinde fatura edilmesinin de nakit olmayan avans niteliği taşıdığını, müvekkili ...’nun davalı idarecileri ..., ... ve ... tarafından diğer davalılar ... Mesken A.Ş ve ortaklarına 6.315.404.388.665 TL fazla ödeme yapıldığını, böylece ...’nun parasının, ... Mesken A.Ş’nin zimmetine geçirilmesine sebebiyet verdiklerini, davalılardan, olay tarihinde şirketin ortaklar kurulu üyesi ve genel müdürü olan ..., genel müdür yardımcısı ve aynı zamanda genel müdürlük yapan ... ve genel müdür yardımcısı ...’ın, görevlerini gereği gibi yapmayarak diğer davalılarla eylem birliği içinde suç teşkil eden davranışlarıyla, şirketi zarara uğratmalarından ve doğan zararlardan TTK’daki özel hükümler nedeniyle de sorumlu olduklarını, ...'ya ait dairelerin ucuza ve peşinat alınmadan satıldığını, bunlardan üç tanesinin genel müdür ve genel müdür yardımcıları ... ve ... tarafından muvazaalı yollarla kendi mülkiyetlerine alındığını, bu şekilde hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçu da işlendiğini belirterek; mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporundan, taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici
nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle gerek yüklenici davacının, gerekse taşeron şirketlerin tacir olup, aralarında yıllara sari ve dava konusu taşeron sözleşmeleri dışında da protokol ve sözleşmeler bulunup, tarafların ticari defterlerindeki kayıtlara göre karar verilmiştir" gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, asıl dava fazla ödemenin iadesi ve faiz alacağının tahsili istemine ilişkindir. Birleşen dava ise davacı şirket yöneticileri aleyhine açılan sorumluluk davasıdır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 ve devamı maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl ve birleşen davada davacı temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen dava davacısından alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan birleşen dosyada davalıları ... ve ...'a verilmesine
Aşağıda yazılı harcın temyiz eden asıl ve birleşen davada davacı ... ... Kömür ve Asfalt İşlet. San. ve Tic. Ltd. Şti.'den alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/3079 E., 2019/305 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
vekili; davanın şirket denetçileri tarafından açıldığını, TTK’nın 341.maddesi gereğince dava açmak için genel kurulunun kararının bulunmaması nedeniyle davanın aktif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkillerinin sorumlu olmadığını, yeni yönetimin şirket kasasını resmi bir yolla teslim almadığını ve bu ne
11. Hukuk Dairesi 2017/3079 E. , 2019/305 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 09/06/2016 tarih ve 2014/665-2016/527 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; 13.02.2004 tarih ve 13 sayılı, 09.02.2004 tarih ve 51 sayılı kararları ile ...'na ait şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimine TMSF tarafından el konulduğunu, davacı ...-yon... A.Ş.'nin Fon tarafından yönetim ve denetimine el konulan 74 adet medya grubu şirketinden bir tanesi olduğunu, Fon Kurulu tarafından göreve getirilen yeni ... Grubu Yönetimince söz konusu grup şirketlerinin muhasebe kayıtlarının incelemeye alındığını, bu inceleme neticesinde 13.02.2004 tarihi itibariyle, kasada olması gereken nakit tutarları ile mevcutlar arasında fahiş farklar bulunduğunun tespit edildiğini, ilk etapta mevcut kasa açığı miktarı tespit edildikten sonra şirketin yeni Teftiş Kurulu ve Denetim Kurulu tarafından şirket kayıtları üzerinde inceleme yapıldığını ve mevcut kasa açığı hususunda Teftiş Kurulu ve Denetim Kurulu Raporunun tanzim edildiğini, kasada olması gereken mevcutların olmamasından ötürü meydana gelen kasa açığı yoluyla şirketin zarara uğratıldığını, davalılardan ..., ... ve ...'ın TMSF'nin el koyma tarihinden önce görev yapan yönetim kurulu üyesi olarak, diğer davalılar ...
ve ...‘in denetim kurulu üyesi olarak, ...’in mali direktör olarak, ...'nun İcra Kurulu üyesi olarak, ...’in Genel Müdür olarak şirket zararından sorumlu bulunduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 23.123,15 TL'nin zarar tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle müteselsilen ve müştereken tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekili; davanın şirket denetçileri tarafından açıldığını, TTK’nın 341.maddesi gereğince dava açmak için genel kurulunun kararının bulunmaması nedeniyle davanın aktif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkillerinin sorumlu olmadığını, yeni yönetimin şirket kasasını resmi bir yolla teslim almadığını ve bu nedenle kasanın hangi tarihte ve ne miktar eksildiğini müvekkillerinin bilmelerinin ve bu eksiklikten sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, davacı şirketin yönetim ve denetiminin 09.02.2004 tarihinde hukuken ve fiilen TMSF'na geçtiğini ve bu kurum tarafından yeni yönetim ve denetim kurulu üyelerinin atandığını, bu durumda 2 yıllık zamanaşımının 09.02.2006 tarihinde dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili; kasa açığının oluştuğu dönemde müvekkilinin dava dışı ... Televizyon Hizmetleri A.Ş’de çalışmakta olup davacı şirkette hiç bir zaman yönetim kurulu ve denetim kurulu üyesi olmadığını, bu nedenle davaya bakma görevinin İş Mahkemelerine ait olduğunu, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, TTK 341. maddesi uyarınca müvekkili hakkında dava açılması yönünde alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığını, davacı şirketi borç altına sokacak hiçbir evrak altında müvekkilinin imzasının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili; TMSF’nin davacı şirkete el koyması nedeniyle dava açma hakkının TMSF’ye ait olduğunu, TMSF Başkanlığı'nın el koyma tarihi ile dava tarihi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin şirketin nakit kasasını ilgilendiren konularda imza yetkisinin bulunmadığını, bu nedenle sorumluluğunun söz konusu olamayacağını, müvekkilinin şirketteki görevinden 01.08.2003 tarihli dilekçesi ile istifa etmek suretiyle ayrıldığını, müvekkilinin çalıştığı 2002 dönemine ilişkin olarak hazırlanan 29.05.2003 tarihli genel kurul raporunda kasada eksik veya fazla olmadığı için genel kurul raporu ve denetçiler raporunda ibra edilme kararı verildiğini, bu döneme ait herhangi bir yolsuz işlem olmadığı için müvekkilinin sorumlu olmadığını, kasada eksik olduğu iddia edilen miktarın belli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ..., yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davacının ticari defterlerindeki kayıtlara göre kasa açığının 31.03.2004 tarihinde 22.425.328.822 eTL, 01.07.2004 tarihinde 95.900.000 eTL, 31.12.2004 tarihinde 601.920.000 eTL olduğu, kasa açığı olduğu belirtilen söz konusu işlemlerin 13.02.2004 gün sonu değil yukarıda belirtilen tarihlerde kayıtlara alınmış olduğu, keza Muhasebe Direktörü ..., Yazılı Basın Muhasebe Müdürü..., TV-Radyolar Muhasebe Müdürü ... ve ...muhasebe sorumlusu... tarafından imzalanan ve ... Grubu Yönetim Kurulu Başkanlığına sunulu 26.04.2004 tarihli yazı ile 74 adet medya grubu şirketinin 13.02.2004 tarihi itibariyle kasa ve alınan çekler hesaplarının borç bakiyelerinin yazı ekindeki listede mevcut olduğunun belirtildiği, söz konusu listeye göre 13.02.2004 ve 31.08.2004 tarihli kasa ve alınan çekler hesabındaki farklılıklarının 13.02.2004 tarihi itibariyle 22.425.328.822 eTL, 31.08.2004 tarihi itibariyle 22.521.228.822 eTL olup farkın 95.900.000 TL olduğunun belirtildiği, dolayısıyla söz konusu belgeden de anlaşılacağı üzere anılan raporun düzenlendiği tarihin 13.02.2004 el koyma tarihinden öncesine ait olmadığı, ayrıca iddia edilen kasa açığı ile ilgili olarak kasadan sorumlu kişilerle devralanlar arasında sayıma ilişkin herhangi bir tutanağın da tutulmamış olduğu, el koyma tarihi itibariyle kasada ne kadar para bulunduğunun tespitine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunulamaması karşısında kasa açığının tespitinin mümkün olmadığı, bunu yanı sıra davacı vekilinin dava konusu zarar ile ilgili 13.02.2004 öncesine ait başka delil sunmayacağını 17.01.2012 tarihli duruşmada beyan ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, TMSF harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 14/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.