6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 342

Türk Ticaret Kanunu 342. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 342- (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacaklar sermaye olamaz. (2) 128 inci madde hükmü saklıdır. 2. Değer biçme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

38 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2014/4132 E., 2015/5333 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2.
23. Hukuk Dairesi         2014/4132 E.  ,  2015/5333 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminata ilişkin asıl, muvazaalı satış işleminin iptali ve tapu iptali, tescile ilişkin birleşen davanın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı ile asıl davada davalı vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Asıl davada davacı vekili, davalı ...'ün kooperatifte müdür olarak görev yaptığı sırada usulsüz işlemler yaparak zimmetine para geçirdiğinin yapılan idari soruşturma neticesinde anlaşıldığını, hakkında açılan ceza davasının devam ettiğini ileri sürerek, idari soruşturmada kurum müfettişi tarafından tespit edilen 12.036,79 TL kurum zararının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı, davanın reddini istemiştir. Birleşen 2001/488 Esas sayılı davada davacı vekili, davalılardan ... aleyhine açılan ceza ve tazminat davasının derdest olduğunu, davalı ...'ün alacaklılardan mal kaçırmak kastıyla konutunu eşinin kardeşi olan diğer davalıya muvazaalı şekilde satıldığını, mezkur işlemin davalı ...'ün kooperatiften el çektirilmesinden hemen sonra gerçekleştiğini, davalının gelir seviyesi itibariyle konutunun satışını gerektirecek bir durum olmadığını ileri sürerek, muvazaalı satış işleminin iptali ile satışa konu konutun kooperatif adına tapuya tescilini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalılar vekili, İİK'nın 277. maddesince açılan tasarrufun iptali davasının şartlarının bulunmadığını, ayrıca, müvekkili ...'ün zimmet suçundan açılan ceza davasının sonuçlanmadığını, davalının açığa alınmadan önce ...'ya tayini çıkması nedeniyle evini satıp ...'dan yeni taşınmaz almak istediğini, planları gerçekleşmeden iş aktinin feshedildiğini, davalının eşi ... ile diğer davalı ...'nin kardeş olmadıklarını, davalı Mehmet'in ekonomik açıdan davaya konu taşınmazı satın alabilecek durumda olduğunu, davalılar arasındaki satışın muvazaalı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu, dosya kapsamı, Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş dosyası ve ceza dosyasında alınan bilirkişi raporlarına göre; davalılardan ...'ün davacı kooperatif müdürü olarak görev yaptığı tarihlerde hakkında nitelikli zimmet ve özel belgede sahtecilik suçlarından dolayı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2001/8 E. sayılı ceza davasının açıldığı, ceza dosyasındaki, kooperatife ait kayıt ve belgeler doğrultusunda bilirkişilerin 11.09.2003 tarihli raporlarına göre, davalı ...'ün destekleme bedelleri tutarları 755,82 TL, sahte senet tutarları olan 3.667,12 TL olmak üzere toplam 4.422,94 TL'yi zimmetine geçirdiği, aynı bilirkişilerin 13.12.2005 tarihli ikinci ek raporlarında davalının 351,23 TL'yi kooperatife yatırmadığının tespit edildiği, ayrıca davalının 26.02.1997, 12.03.1997, 11.07.1997, 30.09.1997, 16.08.1999 tarihlerinde çalışmadığı halde 79,40 TL tatil yevmiye parası aldığı, yine dava dışı kooperatif ortağı İbrahim Eğilmez'in borçlandırılmasına ilişkin 10.10.1996 tarih ve 1753 sayılı senet tutarı 24,37 TL'yi zimmetine geçirdiği, böylelikle davalının toplam 4.877,96 TL'yi değişik zamanlarda zimmetine geçirdiği tespit edilerek verilen mahkumiyet kararının Yargıtay'ca onanarak kesinleşmesi nedeniyle ceza yargılamasındaki hesaplamalara ve bilirkişi raporlarına itibar edileceği, birleşen davada TBK'nın 18. ve 19. maddelerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, son oturumda tefhim edilen kısa kararda, birleşen dava hakkında hüküm kurulmamış ise de, birleşen dava hakkında hüküm kurulup taraflara tefhim edilmemesine rağmen tarafların kararı temyiz süresinin tebliğ tarihinden başlayacağı, bu yönden tarafların hak kaybına uğramayacağı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile 4.877,96 TL'nin 01.01.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili ile asıl davada davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Birleşen dava, muvazaa nedeniyle satış işleminin iptali istemine ilişkindir. Tarafların tüm delilleri toplanıp, incelendikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HMK'nın 298/3. (HUMK'nın 388.) maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 294/3. (HUMK'nın 389.) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. (HUMK'nın 381/son) maddesi hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 294/3. (HUMK'nın 389.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması, yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın ve HUMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılması halinde, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, mahkemece, kısa karar ile bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmelidir. Somut olayda, kısa kararda "Davanın kısmen kabulüne” karar verilmesine ve birleşen dava hakkında bir karar verilmemesine rağmen, gerekçeli kararda "Birleşen davanın reddine” karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır. Bu durumda, mahkemece, kısa karar ile bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Asıl dava, davacı kooperatifin önceki müdürünün sorumluluğuna dayalı, tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Dava dosyasına ekli ve fotokopileri sunulan ceza dosyası kapsamından, Tarım Kredi Kooperatifleri ... Bölge Birliği Müdürlüğü'nün 13.01.1992 tarih ve 11/19-73 sayılı yazıları ile, asıl ve birleşen davada davalı ...'ün davacı kooperatife muhasebeci ünvanıyla atandığı, bu yazıya istinaden davacı kooperatif yönetim kurulunun 01.02.1992 tarih ve 12 sayılı kararı ile müdür vekili olarak göreve başlatılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir" hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2. maddesi ile birlikte ele alındığında, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdi edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari, mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen, 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davalı, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 4., 5., 20. ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinin yollamasıyla TTK'nın 342. maddesinde düzenlenen icrai işlerden sorumlu müdür ise, bu dava 341. maddesinde yazılı usule tabidir. Mahkemece, öncelikle davalı ...'ün sıfatı araştırılmalıdır. Bu nedenle davacı ...'nin müdürü olan davalı ...'ün atanmasına ilişkin olarak anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği araştırılmalı, yetki verilmiş ise, ... Merkez Birliğinden genel kurul ya da yönetim kurulu kararları ve ilgili genelgeler getirtilip, kooperatifin yönetimine ilişkin yetki ve görevleri, TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen şekilde temsil ve idari işlemlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanıp atanmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 342. maddesi anlamında icrai müdür olup olmadığı, aynı Kanun'un 341. maddesi uyarınca sorumluluk davası açılması için genel kurulca karar alınması gerekip gerekmediği sorulmalıdır. Mahkemece, yukarıdaki araştırmanın sonucunda davalının özellikle TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen, temsil ve idari işlerinin tamamı veya bir kısmını üstlenecek bir biçimde atandığı, bir başka anlatımla anılan 342. madde kapsamında atanmış bir müdür olduğu sonucuna varılması halinde davalı hakkında açılan işbu sorumluluk davasında TTK'nın 341. maddesinde aranan usuli koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62. maddesi ve yine aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK'nın 336. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürleri yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasden veya ihmal ile yerine getirmedikleri takdirde oluşacak zararlardan kooperatife karşı da sorumludurlar. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre Kooperatif tarafından yöneticilere ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürlerine karşı açılan bir sorumluluk davasının görülebilmesi, TTK'nın 341. maddesi gereğince, genel kurulun bu yönde karar alması ve davanın tüm denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Ancak anılan usuli eksiklikler dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabilir. Somut olayda, asıl davada davalı ... aleyhine sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca alınmış bir karar bulunmadığı gibi dava, denetçiler ya da vekili tarafından da açılmamıştır. Bu durumda, mahkemece, davanın gelindiği aşamada görevde olan tüm denetçilerin belirlenmesinden sonra davacı tarafa HMK'nın 52, 53 ve 54. ( HUMK'nın 39. ve 40.) maddeleri uyarınca uygun bir kesin süre verilerek davalı hakkında eylemin kişi, konu ve kapsamını somutlaştıran bir sorumluluk davası açılmasına ya da işbu davaya muvafakat verilmesine ilişkin genel kurul kararının ibrazına ve davanın gelindiği aşamada görevde olan tüm denetçilerin belirlenip, davayı açan vekile denetçi sıfatıyla vekaletname vermelerine ya da asıl olarak davayı takip etmelerine olanak tanınması, bundan sonra esasa girilerek, taraf delilleri toplanıp değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi, verilen süre içerisinde vekaletname vermezler ya da asıl olarak takip edeceklerini bildirmezler ise ya da anılan şekilde alınmış bir genel kurul kararı ibraz edilmezse davanın açıklanan usul yönünden reddedilmesi gerekirken, anılan eksiklik giderilmeden yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3. Bozma nedenine göre; asıl ve birleşen davada davacı vekili ile, asıl davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, birleşen dava yönünden, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle asıl dava yönünden hükmün re'sen BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı kooperatif vekili ile asıl davada davalı ...'ün temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, asıl ve birleşen davada davacı yönünden kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık, asıl ve birleşen davada davalı ... yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 07.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

23. Hukuk Dairesi, 2014/63 E., 2014/3981 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTercan Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2.
23. Hukuk Dairesi         2014/63 E.  ,  2014/3981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Tercan Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/06/2013 NUMARASI : 2004/288-2013/53 -KARAR- 1)Dosyada bulunan iddianame ve mahkemece alınan bilirkişi raporlarında davalının davacı kooperatifin önceki müdürü olduğu belirtilmektedir. Mahkemece öncelikle davalının sıfatı araştırılmalıdır. Davalının davacı kooperatifin müdürü olduğunun belirlenmesi halinde, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir" hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2. maddesi ile birlikte ele alındığında, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdi edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari, mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen, 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davalı, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 4., 5. 20. ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinin yollamasıyla TTK'nın 342. maddesinde düzenlenen icrai işlerden sorumlu müdür ise, bu dava 341. maddesinde yazılı usule tabidir. Mahkemece, davalı müdürün atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları getirtilerek davalının anasözleşmeyle öngörülen ve özellikle TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen temel ve idari işlerinin tamamı veya bir kısmını üstlenecek bir biçimde atanıp atanmadığı belirlendikten sonra, davalının anılan 342. madde kapsamında atanmış bir müdür olduğu sonucuna varılması halinde davalı hakkında açılan işbu sorumluluk davasında TTK'nın 341. maddesinde aranan usuli koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62. maddesi ve yine aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK'nın 336. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürleri yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasden veya ihmal ile yerine getirmedikleri takdirde oluşacak zararlardan kooperatife karşı da sorumludurlar. Kooperatif tarafından yöneticilere ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürlerine karşı açılan bir sorumluluk davasının görülebilmesi, TTK'nın 341. maddesi gereğince, genel kurulun bu yönde karar alması ve davanın tüm denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Ancak anılan usuli eksiklikler dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabilir. Öncelikle Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinden davacı A...Tarım Kredi Kooperatifi'nin müdürü olan davalı Y.. B..'in atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları ve ilgili genelgeler getirtilip, kooperatifin yönetimine ilişkin yetki ve görevleri, TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen şekilde temsil ve idari işlemlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanıp atanmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 342. maddesi anlamında icrai müdür olup olmadığı, aynı Kanun'un 341. maddesi uyarınca sorumluluk davası açılması için genel kurulca karar alınması gerekip gerekmediği sorulduktan sonra icrai müdür olduğunun tesbiti halinde genel kurulca alınmış bir sorumluluk kararı var ise davacı kooperatiften temini ile onaylı örneğinin dosyasına eklenmesi, 2)İlgili Ticaret Sicil Memurluğundan davacı kooperatifin tüm denetim kurulu üyelerini gösterir son sicil kaydı getirtilip, isimleri bildirilecek denetçilerin tümü tarafından davacı kooperatifin denetçisi sıfatıyla davacı vekili Av. H.. H..'ye verilmiş vekaletnameler var ise dosyaya sunulmasının temini, İçin dosyanın yerel mahkemesine geri çevirilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosyanın yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 22.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/6488 E., 2014/13606 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL(KAPATILAN) 32. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
TTK'nın 342. maddesi uyarınca ise, anonim şirketlerde müdürler, yasa veya anasözleşme yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olmaları halinde yönetim kurulu üyelerinin sorumlulu
11. Hukuk Dairesi         2013/6488 E.  ,  2014/13606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL(KAPATILAN) 32. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/12/2012 NUMARASI : 2012/138-2012/216 Taraflar arasında görülen davada İstanbul(Kapatılan) 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/12/2012 tarih ve 2012/138-2012/216 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02/09/2014 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının müvekkili şirkette üretim ve imalattan sorumlu müdür olarak çalıştığı dönemde 03.12.2008 tarihinde meydana gelen patlamada 2 kişinin vefat ettiğini, 6 kişinin de yaralandığını, ceza yargılamasında davalının % 25 oranında kusurlu bulunduğunu, patalamada zarar görenlere ödenen tazminatın kusuru oranında davalıdan tahsili için başlattıkları takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini, takibin devamını ve % 40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuş, olay tarihinde müvekkilinin üretim ve imalattan değil satış ve pazarlamadan sorumlu olduğunu, müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, müteselsil boçluların birbirlerine rücuunda zamanaşımı süresinin aralarındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirleneceği, olayda taraflar arasına sözleşmeden kaynaklanan bir rücu ilişkisinin bulunmadığı, tarafların birlikte zarar veren haksız fiil faili konumunda oldukları, buna göre zamanaşımı süresinin bir yıl olduğu, ödeme tarihinden, zarar ve kusurun öğrenildiği bilirkişi raporunun üzerinden bu sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, davalıya limited şirketin üretim ve imalattan sorumlu müdürü olduğu iddiasıyla açılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK'nın 556. maddesine göre, limited şirket idarecilerinin mesuliyeti anonim şirketlerin bu hususlara ilişkin hükümlerine tabidir. TTK'nın 342. maddesi uyarınca ise, anonim şirketlerde müdürler, yasa veya anasözleşme yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olmaları halinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin hükümler uyarınca ortaklığa, pay sahiplerine ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olurlar. Davacı tarafça davalının görevini yaptığı dönemde meydana gelen patlamada davalının da kusurlu bulunduğundan bahisle kusuruna isabet eden tazminat tutarı talep edilmekte olup, davanın açıklanan bu mahiyetine göre Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi, ancak davalının TTK'nın 342. maddesi uyarınca atanmış bir müdür olması halinde mümkündür. Görev kuralları, kamu düzenine ilişkindir ve temyiz dahil, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınır. Bu itibarla öncelikle davalının TTK'nın 342. maddesi uyarınca atanmış bir müdür olup olmadığının belirlenmesi, bu madde kapsamında atanmış bir müdür olduğunun anlaşılması halinde işin esasına girilmesi, aksi halde taraflar arasında hizmet sözleşmesi bulunduğu ve davanın da bu sözleşmeye dayalı olarak açıldığı nazara alınarak, davanın İş Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, bu hususun gözardı edilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 02/10/2014 HŞ
23. Hukuk Dairesi, 2012/5774 E., 2012/7660 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2.
23. Hukuk Dairesi         2012/5774 E.  ,  2012/7660 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi - K A R A R - Dava, usulsüz veya yasaya aykırı işlemeleriyle kooperatifi zarara sokan kooperatif müdürü, muhasebecisi ve yetkili memuru aleyhine açılan sorumluluk davasıdır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflere de uygulanması gereken TTK'nın 319. maddesi “Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve yönetim işlerinin hepsi veya bazıları yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir” hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2. maddesi ile birlikte mütalaa edildiğinde, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdii edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir.Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davalı, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 4., 5. 20. ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinin yollamasıyla TTK'nın 342. maddesinde düzenlenen icrai işlerden sorumlu müdür ise, bu dava 341. maddesinde yazılı usule tabidir. Öncelikle Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinden davacı 1113 sayılı ... Tarım Kredi Kooperatifi'nin müdürü olan davalı ...'ın atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları ve ilgili genelgeler getirtilip, kooperatifin yönetimine ilişkin yetki ve görevleri, davaya konu borç senetlerini düzenlemedeki konumu ve sorumluluğu, TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen şekilde temsil ve idari işlemlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanıp atanmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 342. maddesi anlamında icrai müdür olup olmadığı, aynı Kanun'un 341. maddesi uyarınca sorumluluk davası açılması için genel kurulca karar alınması gerekip gerekmediği sorulduktan sonra icrai müdür olduğunun tesbiti halinde genel kurulca alınmış bir sorumluluk kararı var ise davacı kooperatiften temini ile onaylı örneğinin dosyasına eklendikten, Sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, dosyanın yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 25.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/1003 E., 2019/4807 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
ve ...'nın genel müdür yardımcısı, davalı ...'un bütçe, bilanço ve raporlama müdürü, davalı ...'ün de mali kontrol müdürü olarak çalıştığını, banka zararından TTK 336, 337, 341, 342, 346 ve 359. maddeleri gereğince sorumluluklarının bulunduğunu ileri sürerek, 17.505.694.208,10 TL zararın, bankanın iflas tarihi olan 08.06.2005 tarihinden dava tarihine kadar işlemiş 9.311.570.510,86 TL faizi ile bir
11. Hukuk Dairesi         2019/1003 E.  ,  2019/4807 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 03/12/2015 tarih ve 2007/369-2015/697 sayılı kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi bir kısım davalılar vekilleri ile katılma yoluyla davacı devralan TMSF vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 25.06.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ..., davalı ./.. ..., ... ... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, T. İmar Bankası A.Ş'nin 03.07.2003 tarihinde BDDK tarafından mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını ve Mülga 4389 Sayılı Bankalar Kanunun 16. m. gereğince yönetim ve denetiminin TMSF'ye geçtiğini, anılan yasanın 16/3. maddesi uyarınca TMSF tarafından bankanın iflası yönünde dava açıldığını ve İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2004/232 E. 2005/361 K. sayılı dosyası ile 08.06.2005 tarihinde iflas kararı verildiğini ve 4389 sayılı Yasa'nın 16/4. maddesi gereğince fon tarafından tasfiyesinin yürütüldüğünü ve fon kurulunun 23.06.2005 tarihli kararıyla iflas idaresinde görev yapacak memurların atandığını ve halen tasfiyesinin devam ettiğini, davalılardan ...'ın banka yönetim kurulu başkanı, ...'ın yönetim kurulu başkan vekili, davalılar ..., ..., ... ve ...'un yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıklarını, davalı ...'ın ise genel müdür, denetim kurulu üyelerinin davalılar ... ve ... olduğunu, davalılar ... ve ...'nın genel müdür yardımcısı, davalı ...'un bütçe, bilanço ve raporlama müdürü, davalı ...'ün de mali kontrol müdürü olarak çalıştığını, banka zararından TTK 336, 337, 341, 342, 346 ve 359. maddeleri gereğince sorumluluklarının bulunduğunu ileri sürerek, 17.505.694.208,10 TL zararın, bankanın iflas tarihi olan 08.06.2005 tarihinden dava tarihine kadar işlemiş 9.311.570.510,86 TL faizi ile birlikte toplam 26.817.264.718,96 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve bu alacağa dava tarihinden tahsil tarihine kadar ticari işlerde uygulanan temerrüt faizi uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, zamanaşımı def’i, husumet, derdestlik itirazında bulunmuş, müvekkilinin herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., zamanaşımı def’inde bulunmuş, meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ..., zamanaşımı def’inde bulunmuş, meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin BDDK'nın 08.02.2001 tarihli yönetmeliği gereği yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, yönetim kurulu toplantıları dışında üyelerin görevlilerden bilgi isteyemeyeceği ve onlara şahsen talimat veremeyeceğinin düzenlendiğni, müvekkilinin herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, müvekkilinin meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ... vekili, zamanaşımı def’i ve husumet itirazında bulunmuş, müvekkilinin meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ... vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, müvekkilinin meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ..., bankada çalıştığı sürece bankalar mevzuatı gereği sadece görevini yaptığını, SPK'nın açtığı hazine bonosu davaları ile maliye bakanlığı ve diğer mercilerin açtığı vergi davalarında hiçbir zaman yargılanmadığını, hazine bonosu işlemleri, vergi, muhasebetsel işlemler, yasal defterler ve dava dilekçesinde yer alan diğer iddiaların görev ve yetkisi dışında olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, husumet itirazında bulunmuş, müvekkilinin meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Davalı ..., meydana geldiği iddia edilen zarar ile ilgili herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davalı yönetim kurulu başkanı yardımcısı ve üyelerinin 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 6762 sayılı TTK’nın 336, 337, 338, 346. m. gereğince, genel müdür ve genel müdür yardımcılarının TTK 342. maddesi yollamasıyla TTK 336. vd. m. gereğince, denetçilerin de TTK’nın 347 vd. ve 359 m. uyarınca sorumluluklarının bulunduğu, banka tarafından halktan toplanan mevduatın kanunen korumakla görevli ve yetkili olan davalıların bizzat yaptıkları eylem ve işlemlerle bu mevduatı gizleyerek kamunun zarara uğramasına neden oldukları, olayda kusur, hukuka aykırılık, zarar ve hukuka aykırı eylem ile zarar arasındaki illiyet bağı koşullarının tam anlamıyla gerçekleştiği, 67262 sayılı TTK’nın 359. m. denetçilerin sorumluluğunun düzenlendiği ve denetçilerin, her yıl sonunda yönetim kurulunun düzenlediği bilançoya ve diğer hesaplara ve dağıtılmasını önerdiği kâr payına ilişkin görüşlerini de içermek üzere yönetim kurulunun yıl içindeki uygulamaları hakkında rapor vermekle yükümlü olduğu, kanun veya ana sözleşmeyle kendilerine yükletilen vazifeleri hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zararlardan kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu oldukları, banka denetçisi olarak tayin edilen denetçilerin varolan durumu tespit etmek ve yasaya aykırılık söz konusu ise bunu ilgililere bildirmekle yükümlü oldukları, yönetim kurulu üyelerinin düzenli olarak her yıl banka mali tablolarını hazırlayarak tüm sayfaları imzaladıkları ve faaliyet raporlarını tanzim ettikleri, yönetim kurulu üyelerinin mali tabloların düzenlenmesi ve faaliyet raporlarının tanzim edilmesi sürecinde mevduatın mevcut borcundan Uzan Grubuna yapılan kaynak aktarımından haberdar olmamasının mümkün görülmediği ve yaklaşık 10 yıldan beri bankada denetçi olarak görev yapan bu davalıların da mevcut durumdan haberdar olmamasının kabul edilemeyeceği, zarara neden olan olaylar yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürler tarafından gerçekleştirilmiş olmakla beraber denetim görevini gereği gibi ifa etmemelerinden dolayı sorumluluklarının bulunduğu ve bu sorumluluğun TTK 359. m. yollamasıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu gibi olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 16.800.246.527,00 TL asıl, 8.788.395.627,68 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 25.588.642.154,68 TL'nin (davalı ...'ın asıl alacağın 11.623.601.204,69 TL'sinden, işlemiş faizin 6.080.434.941,30 TL'sindeki toplam 17.704.036.145,99 TL'sinden sorumlu olması kaydıyla, davalı ...'nın asıl alacağın 960.249.825,29 TL'sinden, işlemiş faizin 502.317.353,05 TL'sindenki toplam 1.462.567.178,34 TL'sinden sorumlu olması kaydıyla) davalılardan müteselsilen tahsiline, asıl alacak 16.800.146.527,00 TL'ne (davalı ... için asıl alacağın 11.623.601.204,69 TL, davalı ... için asıl alacağın 960.249.825,29 TL olması kaydıyla) dava tarihi olan 02.05.2007 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir. Kararı, bir kısım davalılar vekilleri ile katılma yolu ile davacı devralan TMSF vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, mümeyyiz davalılar vekillerinin aşağıdaki (2) no’lu bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2- Dava, davalıların Müflis İmar Bankası A.Ş.’yi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı sorumluluk davası olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davacı yönetim kurulu üyesi, denetim kurulu üyesi, genel müdür, genel müdür yardımcısı, mali kontrol müdürü, bütçe, bilanço ve raporlama müdürü olan davalıların kanunların ve banka ana sözleşmesinin kendilerine yüklediği görevleri kasten veya ihmal sonucu yerine getirmeyerek bankayı zarara uğrattıklarını, böylece davalıların gerçek mevduat ile banka mizanında gösterilen tutar arasındaki fark, mevduat farkı nedeniyle TMSF'ye ödenmeyen sigorta primi ve gecikme zammı tutarı, mevduat farkından kaynaklanan vergi, vergi cezası, gecikme zammı ve disponibilite cezası, banka tarafından yetkili mercilere beyan edilen mevduat ile Fon tarafından tespit edilen mevduat arasındaki farka ilişkin olmak üzere TMSF tarafından sigorta kapsamında mudilere ödenen ve Müflis banka iflas masasından talep edilen (19.01.2004-08.06.2005) dönemine ait faiz tutarı, hazine bonosu adı altında yapılan satışlardan kaynaklanan zarara sebebiyet verdikleri ileri sürülmüş, 19.10.2011 tarihli dilekçe ile de, işbu davada dava konusu alacak nev'inin kayıt dışı mevduat, mevduat sigortası primi, ödenmeyen vergiler, mevduat faizi, DİBS işlemlerinden oluştuğu, kayıt dışı mevduatın; gerçek mevduat ile banka mizanında gösterilen tutar arasındaki fark, mevduat sigortası priminin; TMSF tarafından iflas masasından talep edilen kayıt dışı mevduattan kaynaklanan sigorta primi ve gecikme zammı tutarı, ödenmeyen vergiler (mevduat farkından kaynaklanan vergi, vergi cezası, gecikme zammı ve disponibilite cezasının); TC. Maliye Bakanlığı'nın vergi daireleri aracılığıyla vergi borçlarına ilişkin iflas masasına yaptığı alacak kaydı başvurusu, mevduat faizinin banka tarafından yetkili mercilere beyan edilen mevduat ile Fon tarafından tespit edilen mevduat arasındaki farka ilişkin olmak üzere TMSF tarafından sigorta kapsamında mudilere ödenen ve Müflis Banka İflas Masasından talep edilen faiz tutarı, hazine bonosu adı altında yapılan satışlardan kaynaklanan zararın; yetki belgesi olmaksızın açığa satışı yapılan işlemlerin nominal tutarı olduğunu bildirmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere işbu dava konusu zarar kalemleri içerisinde mevduat sigortası primi ve ödenmeyen vergilerin de bulunduğu ancak talep edilen sigorta primi ve vergi yönünden banka tarafından zaten ödenmesi gereken ana paranın zarar kalemini oluşturamayacağı zira, şirketin kötü yönetim ve denetimi nedeniyle bankanın fazladan ödemek zorunda kaldığı miktarlar zarar olup, kanun gereği ödenmek zorunda olunan kalemlerin zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 3- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; mahkemece davacı tarafın işlemiş faiz talebi yönünden rapor alınarak taraflara itiraz imkanı tanınmadan faiz hesabı yapılıp yazılı şekilde karar verilmesi dahi doğru olmayıp kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. 4- Ayrıca, davacı ...Ş. harçtan sorumlu olmasa da, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca tazminatın kabul edilen kısmı yönünden davalılar aleyhine nisbi harca hükmedilmesi gerekirken hiçbir gerekçe belirtilmeksizin maktu harca hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, mümeyyiz davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın mümeyyiz davalılar yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın re’sen BOZULMASINA, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin her bir taraftan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Aşağıdaki ekonomik değerlerden hangisi, Anonim Şirketlere sermaye olarak taahhüt edilemez?

A) Nakit Para
B) Taşınmaz Mallar
C) Kişisel Hizmet Edimleri (Emek)
D) Fikri Mülkiyet Hakları
E) Menkul Kıymetler

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol