Türk Ticaret Kanunu 391. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 391- (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle;
a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan,
b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen,
c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren,
d) Diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin,
kararlar batıldır.
3. Bilgi alma ve inceleme hakkı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
19 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2019/453 E., 2019/7768 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİ
Başkanlığı’nın 22/05/2014 tarih 9225 sayılı yazısı ile iş akdinin feshedildiğini, atamanın Genel Müdürlüğü yetkisinde yapıldığını, davalı bankanın yönetim kurulunun şube müdürlerinin atanması konusundaki genel müdüre yetki devri kararının TTK’nın 375, 391 ve 1530 maddelerine aykırı olduğunu ile sürerek, yapılan atamanın batıl olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2019/453 E. , 2019/7768 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26/01/2018 tarih ve 2015/590 E. - 2018/35 K. sayılı kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 15/11/2018 tarih ve 2018/226 E. - 2018/1106 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı bankanın .../İstanbul Şubesinde Şube Yöneticisi-Müdür görev ve ünvanı ile çalışırken 04/07/2014 tarih 17187 sayılı atama tebligatı ile imza yetkisinin kaldırıp “Genel Müdürlük Emri Şube Müdürü” açıklaması ile pasif göreve atandığını, daha sonra İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı’nın 22/05/2014 tarih 9225 sayılı yazısı ile iş akdinin feshedildiğini, atamanın Genel Müdürlüğü yetkisinde yapıldığını, davalı bankanın yönetim kurulunun şube müdürlerinin atanması konusundaki genel müdüre yetki devri kararının TTK’nın 375, 391 ve 1530 maddelerine aykırı olduğunu ile sürerek, yapılan atamanın batıl olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davacının müvekkilinin Yönetim İç Yönergesinin 2.4 maddesi gereğince önce genel müdürlük emrine alındıktan sonra tüm hakları ödenmek sureti ile iş akdinin feshedildiğini, Yönetim İç Yönergesinin mevzuata uygun olarak hazırlandığını, TTK’nın 375 ve 391. maddelerine aykırılık bulunmadığını, davacının TTK 375. maddesinde belirtilen müdür kapsamına girmediğini, davacının atama ve görevden alma işlemlerinin yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında olmadığını, davacının daha önce işe iade davası açıp davanın kabul edilmesi sonrasında kendisine iş güvencesi tazminatı ödendiğini, tazminatını aldıktan sonra açtığı bu davada iş aktinin feshinin geçersiz olduğunu ileri sürmesinin iyi niyetli olarak hareket etmediğini gösterdiğini, savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, bankanın organizasyonel bağlılıklarında şube müdürünün genel müdür yardımcısı ve bölge koordinatörüne bağlı olduğu, banka üst düzey yöneticileri arasında yer almadığı, banka şube müdürlerinin TTK 375/1-d maddesinde “müdür” olarak ifade edilen yöneticiler arasında olmadığı, şube müdürünün atanmaları ve görevden alınmalarının yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı bankanın .../İstanbul Şubesinde Şube Yöneticisi-Müdür sıfatı ile çalışmakta iken Genel Müdürlük tarafından “Genel Müdürlük Emrine Şube Müdürü” açıklaması ile yapılan atamanın iptalini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, davacının İstanbul 5. İş Mahkemesinde 2014/599 E. sayılı dosyada işe iade davası açtığı, davacının davalının işçisi olduğunun kabulü ile yargılama sonucunda feshin geçersizliği ve işe iade kararı verildiği, karar sonrasında iş güvencesi tazminatlarının davacıya ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin işçi işveren ilişkisi olması nedeniyle davacının açtığı bu davanın da İş Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümünde ihtisas mahkemesi olan iş mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek açılan davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, açıklanan şekilde bir değerlendirme yapılmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün re'sen bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2017/4600 E., 2019/4107 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Böylece TTK 391. maddesi uyarınca batıl kararlardandır.
11. Hukuk Dairesi 2017/4600 E. , 2019/4107 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30/03/2015 gün ve 2014/477 - 2015/170 sayılı kararı bozan Daire'nin 06/06/2017 gün ve 2016/5382 - 2017/3443 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin 04/11/2011 tarihli genel kurul toplantısında davalılar ... ve ... ile birlikte müvekkilinin de üç yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, aile bireyleri arasında anlaşmazlıkların baş göstermesi üzerine davalılardan kardeş olan Selva ve ...'nın müvekkilinin varlığını ve yönetim kurulu üyeliğini görmezden geldiklerini, müvekkiline haber vermeksizin 16/07/2012 tarihinde yönetim kurulu toplantısı yaparak müvekkilinin temsil yetkisini kaldırdıklarını, kendilerini yönetim kurulu başkanı ve başkan vekili olarak tayin ettiklerini, görev taksimi yaparak davalı şirketin kendi imzaları ile temsil ve ilzam olunmasına karar verdiklerini ileri sürerek, 16/07/2012 tarih ve 2012/2 sayılı yönetim kurulu kararının iptalini, bunun mümkün olmaması halinde batıl olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkilleri gerçek kişiler yönünden husumet itirazında bulunmuş, yönetim kurulu kararlarının iptal edilemeyeceğini, yasada sadece butlanına karar verilebileceğinin düzenlendiğini, dava konusu yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir hususun bulunmadığını, davacının iddiasının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davalılar ... ve ...'ya husumet yöneltilemeyeceği, davacının yönetim kurulu kararının iptaline yönelik talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın davalı şirket yönünden kabulü ile, 16/07/2012 tarih, 2012/2 no'lu yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, davalılar ... ve ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, iptale yönelik talebin de TTK'nın 460/5 m. gereğince reddine dair verilen karar davalı şirket vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 27,10 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 389,49 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 23/05/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sorun, anonim şirketle temsil yetkisinin devri ve yönetim kurulunun çağrısız toplanıp toplanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Temsil yetkisinin devri, yönetim kuruluna özgü görev ve yetkilerin organı olarak kullanılmak üzere bir veya daha fazla kişiye (delegeye) aktarılmasıdır. Böylece yetkinin devredildiği kişilerin, ortaklığın iradesinin oluşumunda belirleyici olmasına imkan tanınmaktadır.
Anonim şirketleri temsil, TTK'nın 370. maddesi uyarınca, esas sözleşmede aksi düzenlenmedikçe çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Bu düzenleme çift imza kuralı yanında temsil yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğunun da karinesidir. Bu bağlamda, temsil yetkisinin devri için ana sözleşmede hüküm bulunmalı ve/veya devri için iç yönergeye dayanılmalıdır (Tekinalp, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, 2. Baskı, 2011. N. 17-75, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4 Baskı, 2015, N 12-75, Koç, Himmet: Anonim Şirketlerde İç Yönerge ile Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri, Ankara 2018, S.149 vd.; Çamoğlu, E. Ortaklıklar Hukuku S.13. Baskı, İstanbul 2019, N.540, Güney Akdağ N. Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2016, S.107-109, Şener, O.H.: Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2017, S. 370, 378, Kendigelen, A: Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler, Yenilikler, İlk Tespitler, 2. Baskı İstanbul 2012 S. 261, 262, Emiroğlu, C.: Türk Ticaret Kanunu'nda Kurumsal Yönetim, İstanbul 2014, S. 213; Helone, M. İdare ve temsil, BÜHFD, C.9, S.123, Bahtiyar, M Ortaklıklar Hukuku, 10. Baskı, İstanbul 2015, S.216). Bu durum karşısında, ana sözleşmede düzenleme veya iç yönerge yoksa yönetim kurulu murahhas müdür ya da murahhas üye görevlendiremez.
Temsil yetkisinin devri bakımından ana sözleşmede düzenleme ve/veya devir için iç yönerge bulunmamasına rağmen, yönetim kurulunca murahhas üye veya murahhas müdüre temsil yetkisi devredilirse, bu anonim şirketin temel yapısına uymayan bir karardır. Böylece TTK 391. maddesi uyarınca batıl kararlardandır.
Ayrıca, yönetim kurulu toplantısına çağrıda, herhangi bir yöntem yasa ve ana sözleşme ile belirlenmemiş ise de; bu durum yönetim kurulu üyesinin toplantıya çağrılmayacağı sonucunu doğurmaz. Tüm yönetim kurulu üyelerine çağrı yapılması zorunludur. Çünkü yönetim kurulu toplantısına katılmak bütün üyeler için hem bir hak hem de bir görevdir. Kabul edilebilir bir hata olmadığı sürece yönetim kurulu üyelerinin bazılarına çağrı yapılmadan toplantı yapılıp karar alınması halinde bu kararın geçersizliği söz konusu olur (Güney, Akdağ N. Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2. Baskı, 2016, S.249, Kırca/Sehrialı-Çelik Manavgat, Anonim Şirketler Hukuku S. 487).
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun düşüncelerine katılamıyoruz.
KARŞI OY
Sorun, anonim şirketle temsil yetkisinin devri ve yönetim kurulunun çağrısız toplanıp toplanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Temsil yetkisinin devri, yönetim kuruluna özgü görev ve yetkilerin organı olarak kullanılmak üzere bir veya daha fazla kişiye (delegeye) aktarılmasıdır. Böylece yetkinin devredildiği kişilerin, ortaklığın iradesinin oluşumunda belirleyici olmasına imkan tanınmaktadır.
Anonim şirketleri temsil, TTK'nın 370. maddesi uyarınca, esas sözleşmede aksi düzenlenmedikçe çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Bu düzenleme çift imza kuralı yanında temsil yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğunun da karinesidir. Bu bağlamda, temsil yetkisinin devri için ana sözleşmede hüküm bulunmalı ve/veya devri için iç yönergeye dayanılmalıdır (Tekinalp, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, 2. Baskı, 2011. N. 17-75, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4 Baskı, 2015, N 12-75, Koç, Himmet: Anonim Şirketlerde İç Yönerge ile Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri, Ankara 2018, S.149 vd.; Çamoğlu, E. Ortaklıklar Hukuku S.13. Baskı, İstanbul 2019, N.540, Güney Akdağ N. Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2016, S.107-109, Şener, O.H.: Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2017, S. 370, 378, Kendigelen, A: Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler, Yenilikler, İlk Tespitler, 2. Baskı İstanbul 2012 S. 261, 262, Emiroğlu, C.: Türk Ticaret Kanunu'nda Kurumsal Yönetim, İstanbul 2014, S. 213; Helone, M. İdare ve temsil, BÜHFD, C.9, S.123, Bahtiyar, M Ortaklıklar Hukuku, 10. Baskı, İstanbul 2015, S.216). Bu durum karşısında, ana sözleşmede düzenleme veya iç yönerge yoksa yönetim kurulu murahhas müdür ya da murahhas üye görevlendiremez.
Temsil yetkisinin devri bakımından ana sözleşmede düzenleme ve/veya devir için iç yönerge bulunmamasına rağmen, yönetim kurulunca murahhas üye veya murahhas müdüre temsil yetkisi devredilirse, bu anonim şirketin temel yapısına uymayan bir karardır. Böylece TTK 391. maddesi uyarınca batıl kararlardandır.
Ayrıca, yönetim kurulu toplantısına çağrıda, herhangi bir yöntem yasa ve ana sözleşme ile belirlenmemiş ise de; bu durum yönetim kurulu üyesinin toplantıya çağrılmayacağı sonucunu doğurmaz. Tüm yönetim kurulu üyelerine çağrı yapılması zorunludur. Çünkü yönetim kurulu toplantısına katılmak bütün üyeler için hem bir hak hem de bir görevdir. Kabul edilebilir bir hata olmadığı sürece yönetim kurulu üyelerinin bazılarına çağrı yapılmadan toplantı yapılıp karar alınması halinde bu kararın geçersizliği söz konusu olur (Güney, Akdağ N. Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2. Baskı, 2016, S.249, Kırca/Sehrialı-Çelik Manavgat, Anonim Şirketler Hukuku S. 487).
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun düşüncelerine katılamıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2014/10686 E., 2014/17891 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
fıkrasına uyulmadan alındığı, içerik itibariyle de anonim şirketin temel yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve davalı şirketin 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararlarının TTK.nın 391/1-b maddesi gereğince hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2014/10686 E. , 2014/17891 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/04/2014
NUMARASI : 2013/61-2014/100
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.04.2014 tarih ve 2013/61-2014/100 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacıların davalı şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduklarını, 11.02.2013 tarihinde davalı şirketin yönetim kurulunun davacılara haber verilmeksizin şirket merkezinden farklı bir yerde toplanarak kararlar aldığını, yönetim kurulu üyeliği sıfatları devam etmesine rağmen davacılara haber verilmediğinden ve şirket ile pay sahiplerinin menfaatlerinin alınan kararlarla yok edildiğini ileri sürerek; 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğünün tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacılardan M.. M..’ın 15.10.2012 tarihine kadar genel müdür olduğunu bu tarihten sonra istifa etmesine rağmen görevini 03.01.2013 tarihine kadar sürdürdüğünü, şirketin işlerinin aksamaması için karar alma çoğunluğuna sahip diğer yönetim kurulu üyelerinin bir araya gelerek davacının istifasının kabulüne dair karar aldıklarını, kararların hukuken geçerli olduğunu, davacının kendisi ile ilgili konudaki yönetim kurulu toplantısına katılıp oy kullanmasının zaten mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararının TTK.nın 390. maddesinin 4. fıkrasına uyulmadan alındığı, içerik itibariyle de anonim şirketin temel yapısına aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve davalı şirketin 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararlarının TTK.nın 391/1-b maddesi gereğince hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 6102 sayılı TTK'nın 391. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, dava konusu yönetim kurulu kararının 2, 3, 4, 5 ve 6 nolu maddeleri davacı M.. M..'ın genel müdürlük görevinden istifasının kabulü hakkında olup, istifa yönetim kurulunun kabulüne bağlı değildir. 7 nolu karar ise “Yönetim kurulu üyeliği devam ettiği için kendisine toplantılardan en az bir gün önce haber vereceğini, bunun dışında şirket merkezine gelmemesi ve personele hiçbir konuda muhatap olmaması rica olunur. Aksi halde yasal yollara başvurmak zorunda kalınabileceği tebliğ edilir.” şeklinde olmakla tavsiye niteliği taşımaktadır. 8 nolu karar ise boşalan genel müdür mevkiine mayıs ayında yapılacak olan olağan genel kurul toplantısına kadar geçici olarak F. M..'ın vekalet etmesine ilişkindir. Şirketin yönetim kurulu 5 kişiden oluşup 3 kişinin katılımıyla ve oybirliğiyle karar alınmıştır. Alınan kararların mahiyeti gözetildiğinde ortada icrai bir karar bulunmadığı gibi karar nisabıda oluşmakla davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/7686 E., 2013/12362 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
üdür ve müdür yardımcısı seçilmesine ilişkin yönetim kurulunca alınan 24/12/2012 tarihli 2013/1 sayılı kararın sadece A grubuna dahil yönetim kurulu üyelerince imzalandığını, kararda B grubunun imzası bulunmadığından kararın anasözleşme ve TTK’nın 390. ve 391. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, anılan yönetim kurulu kararının davalı ...'nce tescil ve ilanına ilişkin 8/1/2013 günlü işlemini
11. Hukuk Dairesi 2013/7686 E. , 2013/12362 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.02.2013 tarih ve 2013/10-2013/27 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi üçüncü kişi konumundaki ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve Medicalpark Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı... Sağlık Hiz. A.Ş’nin ortağı olduğunu, şirketin paylarının A ve B grubu imtiyazlı paylar şeklinde ayrıldığını, şirket ana sözleşmesinin 8. maddesine göre "Şirket tarafından alınacak kararların, yapılacak sözleşmelerin geçerli olabilmesi için A ve B grubu hissedarlara ait Yönetim Kurulu Üyelerinden birer yönetim kurulu üyesinin şirket unvanı altına konulmuş müşterek imzasını taşıması zorunluluğu” bulunduğunu, ancak şirketin... şubesine müdür ve müdür yardımcısı seçilmesine ilişkin yönetim kurulunca alınan 24/12/2012 tarihli 2013/1 sayılı kararın sadece A grubuna dahil yönetim kurulu üyelerince imzalandığını, kararda B grubunun imzası bulunmadığından kararın anasözleşme ve TTK’nın 390. ve 391. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, anılan yönetim kurulu kararının davalı ...'nce tescil ve ilanına ilişkin 8/1/2013 günlü işleminin iptaline ve yönetim kurulunun 24/12/2012 tarihli 2013/1 sayılı kararının tescil ve ilan işleminin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi, yasal hasım durumunda olduklarını ancak davanın ... Sağlık Hiz. A.Ş’ye yöneltilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Üçüncü kişi konumundaki ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekilleri, tensiple verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, davanın da esastan reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket yönetim kurulunun 24/12/2012 günlü 2013/1 sayılı kararının TTK’nın 359/2. maddesine aykırı olduğu, aynı Yasa'nın 390. maddesinde öngörüldüğü şekilde yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile alındığını kabul etmenin yasanın ruhuna uygun bulunmadığı, anılan kararda B grubu ortak imzasının olmamasının da anasözleşmenin 8. maddesine uygun düşmediği, TTK’nın 391/c maddesinde belirtildiği gibi pay sahiplerinin haklarını ihlal edici, kullanmalarını engelleyici nitelikte olduğu gerekçesiyle ...’nün ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu’nun 24/12/2012 günlü 2013/1 sayılı kararının tescil ve ilanına ilişkin 08/01/2013 günlü işlemin iptaline, ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiştir.
Kararı, üçüncü kişi konumundaki ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekilleri temyiz etmiştir.
Talep, ticaret sicil memurluğunun işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacı MP Sağlık ve Ticaret A.Ş. vekili, müvekkilinin ortağı olduğu ... Sağlık Hiz. A.Ş’nin 24/12/2012 tarihli 2013/1 sayılı yönetim kurulu kararının ...’nce tescil ve ilanına ilişkin 08/01/2013 günlü işleminin iptalini ve tescil ve ilan işleminin tedbiren durdurulmasını talep etmiştir. Mahkemece tensiple birlikte anılan kararın tescil ve ilan işleminin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir. Ticaret siciline yapılacak tescilleri ve terkinleri talep etme hakkı 6762 sayılı TTK’nın 30. maddesine göre “ilgililere” aittir. 6102 sayılı TTK’nın 34. maddesinde de yine aynı yönde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu ilgililerin kimler olacağı Ticaret Sicil Nizamnamesi’nin 31. maddesinde açıklanmıştır. Bu maddeye göre, tacirin hükmi şahıs olması halinde onun salahiyetli uzuvları veya selahiyetli temsilcileri ilgili kişi olarak kabul edilmektedir. Açılan herhangi bir davada veya itirazda, dava açan yahut itiraz eden kişinin bu davayı açmaya veya itiraza yetkisi olup olmadığı, yani aktif dava veya itiraz ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun saptanması resen göz önünde tutulur. Yapılan açıklamalara göre, şirket ortağı ilgililer kavramına girmediğinden davacının aktif dava ehliyetinin olmadığı anlaşılmış bulunmakla bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davada üçüncü kişi konumundaki ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve Medicalpark Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan şirketler yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden üçüncü kişi konumundaki ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ve ... Sağlık Hizmetleri A.Ş'ye iadesine, 13.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/2305 E., 2025/1521 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
F tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda yapıldığı, TMSF'nin genel kurul ve şirket idaresini kendine KHK ve kanun ile verilen yetkiyi kullandığı, devirlerle ilgili söz konusu işlemler KHK hükümlerine göre 6102 sayılı TTK'ya tabi olmaksızın yapıldığından ve 6102 sayılı TTK hükümlerine göre değerlendirme yapılamayacağından artık işlemlerin 6102 sayılı TTK'nın 391.
11. Hukuk Dairesi 2024/2305 E. , 2025/1521 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2026 Esas, 2024/257 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/466 E., 2020/939 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... İnşaat Tur. San. Tic. A.Ş. (... İnş. A.Ş.) ve ... Gayrimenkul ve Ticari Yatırımlar A.Ş.'ye (AFK Gayrimenkul A.Ş.) ait Artaş-...-... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A.Ş. 'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (686 sayılı KHK) 4. maddesi uyarınca geçersizliğinin tespitine, talep kabul görmez ise kayyım heyeti tarafından ... Kurulunun (TMSF Fon Kurulu) 07.06.2018 tarih ve 2018/334 sayılı kararından sonra akdedilen ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.’ye ait Artaş-...-... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A Ş.'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (6758 sayılı Kanun) 19/3 hükmüne aykırı bir şekilde akdedilmiş olması, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27. maddesi uyarınca “kesin hükümsüzlük" halinin bulunması ve yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 391/1-b hükmü kapsamında “anonim şirketin temel yapısına uymayan ve sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen” ve yine 6102 sayılı TTK'nın 408/2-(f) hükmü kapsamında şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkisi kapsamında bulunan “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına karar vermek yetkisinin şirket yönetim kurulunu teşkil eden kayyım heyeti tarafından kullanılması ve uygulanması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 391/1-(d) hükmü uyarınca “diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin” kararlar kapsamında kaldığından batıl olup butlanla malul olması nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine, ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. unvanlı şirketlerin pay defterlerindeki ortaklık durumuna ilişkin kayıtların hisse devirlerinin geçersiz olduğuna yönelik tespit kararı sonucuna göre düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; söz konusu şirketlerin yönetimlerinin TMSF'ye devredildiğini, genel kurul yetkilerinin ise TMSF tarafından 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca kullanıldığını, bu bakımdan pay devrinin muvazaa nedeniyle geçersizliğini talep eden davacının, işbu davasını yalnızca ihbar olunanlar .... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye yöneltebileceğini, ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.'ye müvekkili şirketlerin adi ortaklıktan hakkına düşen büyük miktardaki taşınmazların devredilerek adi ortaklıktaki ve Vadi İstanbul'daki ... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. paylarının müvekkili şirketler tarafından devir alındığını, devir alan tarafta olan müvekkili şirketlerin pay devir bedellerini ödemesi dışında herhangi bir sorumluluğu olmayacağını, şirketlerin haklarında FETÖ’ye iltisak iddiası bulunan bir yapıdan uzaklaşması karşısında zaruri olduğunu, davacının iddialarının aksine dava konusu hisse devirlerinin zorunlu ve mali sebeplere dayalı olarak gerçekleştirildiğini, dolayısıyla kayyım TMSF'nin kayyım yöneticileri tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda imzalanan sözleşmelerin ticari teamüle ve hakkaniyete aykırı olduğuna yönelik iddialarının tamamen dayanaksız ve afaki iddialardan ibaret olduğunu, davacının geçersizlik iddiasının dayanağı olduğu ileri sürdüğü 686 sayılı KHK’nın 4. maddesinin olayda uygulanma imkânı bulunmadığını, davacı her ne kadar 686 sayılı KHK’nın 4. maddesi uyarınca kayyum atanan şirketlerde, şirket hissedarları hakkında başlatılan soruşturma tarihinden sonra şayet herhangi bir hisse devri yaşanmışsa, hisse devir sözleşmelerinin muvazaalı kabul edilerek geçeriz sayılacağını iddia etmekte ise de ilgili mevzuat hükümlerinin dava konusu sözleşmelere uygulanamayacağını, soruşturma sonrası ortakların yapmış olduğu devir ve temlik işlemlerine yönelik olduğunu, uyuşmazlık konusu pay devirlerinin ise 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca TMSF tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda yapıldığını, TMSF'nin basiretli bir tacir olarak kendine KHK ve kanun ile verilen yetkiyi kullandığını, mevzuatta soruşturma açılan şirket paydaşları için öngörülen hisse devir sözleşmelerinin geçersiz sayılacağına ilişkin düzenlemenin, kayyım tarafından atanan TMSF tarafınca KHK ve Kanuna dayanarak yapılmış devirleri geçersiz kılınabileceği sonucunu doğurmasının mümkün olmadığını, dava konusu sözleşmelerin 686 sayılı KHK'nın 4. maddesi kapsamına girmediğini, dava konusu hisse devir bedellerinin bağımsız denetim şirketlerince yapılan değerlemeler doğrultusunda belirlendiğini, TMSF ile olan hisse devir sözleşmesinde; .... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye hisse devri karşılığı 39.600 m2’lik brüt ofis alanı verildiğini, taraflarca mutabık kalınan hisse devir bedellerinin de 17.10.2016 tarihinde düzenlenen Rasyonel Bağımsız Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş. tarafından düzenlenen Değerleme Raporuna dayandığını savunarak davacının aktif ve pasif husumetleri bulunmadığından davanın aktif husumet ve pasif husumet yokluğu nedenleriyle reddi ile birlikte tüm davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; TMSF'nin kayyum olarak yaptığı işlemlerin geçersiz olup olmadığı husus bakımından TMSF'nin görevlerini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (5411 sayılı Kanun) OHAL kapsamındaki 6758 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat ile kendisine verilen yetkiler çerçevesinde yerine getirdiği, görevleri arasında yer alan OHAL kapsamında yürütülen kayyımlık faaliyetlerinın yasal düzenleme bakımından 5411 sayılı Kanun'da belirtildiği, uyuşmazlık konusu pay devirlerinin ise 6758 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca TMSF tarafından 21.12.2018 tarih ve 696 sayılı Fon Kurulu kararı doğrultusunda yapıldığı, TMSF'nin genel kurul ve şirket idaresini kendine KHK ve kanun ile verilen yetkiyi kullandığı, devirlerle ilgili söz konusu işlemler KHK hükümlerine göre 6102 sayılı TTK'ya tabi olmaksızın yapıldığından ve 6102 sayılı TTK hükümlerine göre değerlendirme yapılamayacağından artık işlemlerin 6102 sayılı TTK'nın 391. maddesine aykırılığının ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Fon Kurulu'nun 21.12.2018 tarih ve 2018/696 sayılı kararı incelendiğinde; ''....... Adi Ortaklığı (%40) ve ... AVM Hizmetleri Anonim Şirketi (%22,50) hisselerinin önerge ekinde sunulan taşınmazların .... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. adına tapuda tescili ve diğer şartlar dahilinde ...ş ve ... Gruplarına devredilmesinin yararlı uygun olacağı, ...,İnvest .... İnşaat Yapı A.Ş. ve ... Yağ Gliserin Sanayi Ticaret A.Ş. tarafından önerge ekinde sunulan taşınmazların ... İnşaat A.Ş. ve ... Gayrimenkul A.Ş.'ye ait ... Ortaklığındaki % 40 oranındaki, .... AVM. A.Ş.deki % 22,50 oranındaki hisselerin (.... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş.nin ... projesinde sahip oldukları hisselerin ) ... ve... İnşaat Yapı A.Ş. 'ye devredilmesi hususunda şirketlerin yönetim kurullarına izin verilmesine karar verilmiştir,'' şeklinde karar alındığı ve kayyım heyetinin bu karara istinaden davalılara hisse satış ve devrini yaptığı, 6102 sayılı TTK'nın 408. maddesinde genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerinin arasında, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına ilişkin karar alınmasının bulunduğunun açıkça düzenlendiği, istinafa konu davada genel kurula ait bu yetki ve görev anılan düzenlemeler uyarınca ... Fon Kurulununca verildiği gözetildiğinde; İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller ışığında mahkemece davanın reddine yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, .... İnşaat A.Ş. ve .... Gayrimenkul A.Ş.'ye ait .... Adi Ortaklığı ve ... AVM Hizmetleri A.Ş.'deki hisselerine dair devir sözleşmelerinin muvaza nedeniyle geçersizliğinin tespiti ve pay defterindeki kaydın düzeltilmesi, Fon kurulu kararının 6102 sayılı TTK 391/1-(d) hükmü uyarınca “diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin” kararlar kapsamında kaldığından batıl olup butlanla malul olması nedeniyle geçersiz olduğunun tespiti ile .... İnşaat A.Ş. ve AFK Gayrimenkul A.Ş. unvanlı şirketlerin pay defterlerindeki ortaklık durumuna ilişkin kayıtların hisse devirlerinin geçersiz olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Anonim Şirket Yönetim Kurulu kararlarının hukuki geçerliliği denetlenirken, "Eşit İşlem İlkesi"ne aykırılığın yaptırımı nedir?
A) Karar, alındığı andan itibaren "Yok" hükmündedir.
B) Karar, "Batıl"dır (Geçersizdir).
C) Karar, "İptal Edilebilir" niteliktedir; dava açılması gerekir.
D) Karar, "Askıda Geçersiz"dir; genel kurul onayı ile geçerli hale gelir.
E) Karar geçerlidir, ancak zarar görenler tazminat isteyebilir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.