Türk Ticaret Kanunu 392. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 392- (1) Her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir. Bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirtilmesi, kurulca veya üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi alınması reddedilemez. Reddedilmişse dördüncü fıkra hükmü uygulanır.
(2) Yönetim kurulu toplantılarında, yönetim kurulunun bütün üyeleri gibi, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişiler ve komiteler de bilgi vermekle yükümlüdür. Bir üyenin bu konudaki istemi de reddedilemez; soruları cevapsız bırakılamaz.
(3) Her yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu toplantıları dışında, yönetim kurulu başkanının izniyle, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişilerden, işlerin gidişi ve belirli münferit işler hakkında bilgi alabilir ve görevinin yerine getirilebilmesi için gerekliyse, yönetim kurulu başkanından, şirket defterlerinin ve dosyalarının incelemesine sunulmasını isteyebilir.
(4) Başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konu iki gün içinde yönetim kuruluna getirilir. Kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi hâlinde üye, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkeme istemi dosya üzerinden inceleyip karara bağlayabilir, mahkemenin kararı kesindir.
(5) Yönetim kurulu başkanı, kurulun izni olmaksızın, yönetim kurulu toplantıları dışında bilgi alamaz, şirket defter ve dosyalarını inceleyemez. Yönetim kurulu başkanının bu isteminin reddedilmesi hâlinde başkan, dördüncü fıkraya göre mahkemeye başvurabilir.
(6) Yönetim kurulu üyesinin bu maddeden doğan hakları kısıtlanamaz, kaldırılamaz. Esas sözleşme ve yönetim kurulu, üyelerin bilgi alma ve inceleme haklarını genişletebilir.
(7) Her yönetim kurulu üyesi başkandan, yönetim kurulunu toplantıya çağırmasını yazılı olarak isteyebilir. (Ek cümleler:23/5/2024-7511/15 md.) İstemin uygun görülmesi hâlinde çağrı, yönetim kurulu başkanınca yapılır. Ancak yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun yazılı istemi üzerine, yönetim kurulu başkanı yönetim kurulunu istemin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yapılacak şekilde toplantıya çağırmak zorundadır. Bu süre içinde yönetim kurulu toplantıya çağrılmadığı veya yönetim kurulu başkanı ya da başkan vekiline ulaşılamadığı hâllerde, çağrı doğrudan istem sahiplerince yapılabilir. Çağrı üzerine yapılacak toplantılarda toplantı ve karar nisapları hakkında 390 ıncı maddenin birinci fıkrası uygulanır. Esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantıya çağrılmasına ilişkin farklı bir usul belirlenebilir.
4. Müzakereye katılma yasağı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/883 E., 2024/9158 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
üğünü yerine getirmediğinden şirketin işlemleri ve faaliyetleri hakkında bilgi alamadığı kanaatine varıldığı, davalı şirketin müdürü olan davacının şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi alma ve inceleme hakkını özel olarak düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644/1.(c) bendinde yapılan atıfla aynı Kanun'un 392. maddesine göre davacı şirket müdürünün şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi ist
11. Hukuk Dairesi 2024/883 E. , 2024/9158 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/384 Esas, 2023/1471 Karar
HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/101 E., 2020/318 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 2008 yılından bu yana iki ortaklı davalı limited şirketin müvekkilinin %36 pay oranında ortağı olduğunu, şirketin her iki ortağının da davalı şirketi münferiden temsile yetkili olduklarını, 2015 yılından itibaren müvekkilinin şirketle ilişkisinin fiili olarak kesildiğini, şirketin işlerinin diğer müdür, dava dışı ... tarafından yürütüldüğünü, kendisine şirket işleri hakkında bilgi verilmediğini, adı geçen ortağın şirketi kötü yönetip içini boşalttığını, gayrimenkullerini ve araçlarını da sattığını, tüm bu işlemlerden müvekkilini haberdar etmediğini, 2013 yılından beri şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığını, ayrıca şirketin durumunun kötü olması nedeniyle aleyhinde icra takipleri de başlatıldığını, yine müdür ...'in müvekkilinin bilgisi ve onayı olmadan dava dışı ... Elektromekanik Sanayi ve Diş Ticaret A.Ş.'yi kurduğunu ve ortak şirketin kaynaklarını kullanarak bu yeni şirketi lehine ... OSB'den arsa tahsisi yaptığını ve arsa üzerine fabrika binası inşa edildiğini, ayrıca şirkete ait taşınmazlardan bir tanesini de ... Elektromekanik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.'ye sattığını, söz konusu taşınmazların satış nedeni ve de şirkete ne kadar gelir kazandırdığını bilmediğini, diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname çektiğini ve kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiğini, ancak söz konusu ihtarnameye cevap verilmediğini ileri sürerek ayrılma akçesi isteme hakkının saklı tutularak müvekkilinin kayıt üzerinde kalan Enerden Ltd Şti'deki ortaklığının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 638 inci maddesine göre haklı nedenlere dayalı olarak sona erdirilmesini, yani müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesine göre her ortağa bilgi isteme ve bazı konularda inceleme yapma hakkının tanındığını, söz konusu hakkının engellendiğini düşünen ortakların genel kurula başvurma taleplerinin genel kurulda görüşülmemesi veya reddedilmesi halinde mahkemeye başvurma haklarının olduğunu, genel kurul toplantılarının fiilen yapılmasının zorunlu olmadığını, ortaklardan birinin gündem konusunda yapacağı öneriye diğer tüm ortakların yazılı onay vermesi suretiyle de karar alınabileceğini, davacının yönetimde söz sahibi olmasına rağmen şirkete hiç uğramadığını, şirket işlerini takip etmediğini, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek haklarını zamanında kullanmadığını, davacının kendi kusurundan faydalanarak şirketten çıkmayı talep edemeyeceğini, şirketin mevcut durumundan davacının da sorumlu olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, davacının ortağı ve münferiden temsil yetkisine sahip olduğu şirketin diğer müdürünün tüm işlemleri yürüttüğünü ve kendisine bilgi vermediğini, şirketin mal varlığını kurduğu ......AŞ ye aktardığını, şirketin kötü yönetildiğini, içinin boşaltıldığını ve borçlandırıldığını belirterek 6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi kapsamında haklı nedenlerle ortaklıktan çıkmak istemekte ise de; kendisinin de şirketi münferiden temsile yetkili kişi olması nedeniyle gerekli bilgileri elde edebileceği gibi diğer temsilci tarafından engellenmesi halinde de 6102 sayılı Kanun’un 614.ve 644/1.(c) maddelerinde belirlenen yetkilerini ve haklarını kullanabileceği, yine diğer temsilcinin görevini kötüye kullandığı durumda adı geçenin bu görevinden azlini mahkemeden isteyebileceği, eş anlatımla diğer yasal haklarını kullanmak yerine bu haklarını kullanıp kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmeden bu aşamada haklı nedenlerin oluştuğu iddiasıyla ortaklıktan çıkma isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, ticaret sicili kayıtlarına göre davacının %36, dava dışı diğer ortak ...'in %64 ortağı bulunduğu davalı iki ortaklı limited şirketi davacı ve davalının 28.03.2013 tarihli ve 2013/001 sayılı ortaklar kurulu kararına göre 15 yıl süreyle münferiden temsil yetkili oldukları, sermayenin yanında şahsi ilişkilerinde önem arz ettiği limited şirketlerde haklı nedenin oluşabilmesi için bu şahsi ilişki nedeni ile şirket ortakları arasında huzursuzluğun bulunması ve bu durumun çekilemez hale gelmesi gerektiği, hukuki çare üretilebilecek hususların haklı sebeple şirketten çıkma sebebi teşkil etmeyeceği, somut olayda davacının davadan önce davalı şirketin faaliyetleri hakkında bilgi verilmesi için diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname keşide ederek kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiği, 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesi gereğince müdürün şirket işleri ve hesapları hakkında bilgi vermemesi halinde ortağın şirket genel kuruluna başvurması, genel kurulun karar vermemesi halinde de mahkemeden karar alması gerektiği, davacının bilgi almak için genel kurula ya da mahkemeye başvurduğu yönünde bir iddiada bulunmadığı, sadece davadan önce diğer müdür ...'e ihtarname keşide ettiği, ortağın bilgi almak için her seferinde genel kurula ve mahkemeye başvurmak zorunda kalması halinde bu durumun şirketten çıkma talebi için haklı sebep oluşturabilecekse de eldeki davada bu yönde bir iddia da bulunulmadığı, kaldı ki davacının davalı şirketin sadece ortağı olmayıp aynı zamanda şirketi münferiden temsile yetkili müdürü de olduğu, şirketin idaresinde kendi yükümlüğünü yerine getirmediğinden şirketin işlemleri ve faaliyetleri hakkında bilgi alamadığı kanaatine varıldığı, davalı şirketin müdürü olan davacının şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi alma ve inceleme hakkını özel olarak düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644/1.(c) bendinde yapılan atıfla aynı Kanun'un 392. maddesine göre davacı şirket müdürünün şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebileceği, soru sorabileceği ve inceleme yapabileceği, aynı maddede devamla bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirilmesi, kurulca ve üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi almasının reddedilemeyeceği, reddedilmişse dördüncü fıkra hükümlerinin uygulanacağı; dördüncü fıkra hükmünde ise başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konunun iki gün içinde yönetim kuruluna getirileceğinin, kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi halinde üyenin, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabileceğinin düzenlendiği; ne var ki somut olayda davacının, bilgi almak ve inceleme yapmak istediği konuyu davalı şirketin önce ortaklar kuruluna getirip reddi halinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurma yolunu izlemediği, şu halde kanundan doğan bu hakkını kullanmayan davacının bu yöndeki istinaf sebebinin yersiz olduğu; yine davacı 2013 yılından beri davalı şirketin genel kurul toplantısının yapılmadığını ileri sürmüşse de, davalı şirketin aynı zamanda yetkili müdürü olan davacının, 2013 yılından beri yapılmadığı iddia olunan davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının yapılması için herhangi bir girişimde bulunduğunu iddia ve ispat etmediği, kaldı ki dosyadaki genel kurul toplantı ve müzakere defteri örneğine göre davalı şirketin 2012 ila 2017 yılları arasındaki olağan genel kurul toplantısının yargılama sırasında 20.05.2018 tarihinde yapıldığı, davacı ortağın bu toplantıya katılmadığı, bu durumda davalı şirketin salt genel kurul toplantısını uzun süre yapmamış olmasının davacının ortaklıktan çıkması için haklı çıkma sebebi olarak görülmediği; öte yandan davacı, davalı şirketin kötü idare edildiğini, şirket aleyhine çok sayıda icra takibinin yapıldığını, dolayısıyla mali durumunun kötü olduğunu, şirket taşınmazlarının diğer müdür ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu .....A.Ş.'ye satıldığını da iddia etmişse de, davalı şirketin mali durumunun kötü olması ve şirketin iyi yönetilmemesi vakıalarına karşı Kanun'da hukuki çareler öngörülmüş olmakla bu yollara başvurulmadan dile getirilen şirketten çıkma talebi için dayanılan hususların haklı sebep olarak değerlendirilemeyeceği, o halde davacı ortağın şirketi kötü idare ettiğini iddia ettiği diğer müdür hakkında şirket müdürlüğünden azil veya taşınmazın satışının iptali ile davalı şirket adına tapuda kayıt ve tescili için dava açmak gibi hukuki çarelere başvurmak yerine bu şekilde açmış olduğu şirket ortaklığından çıkma davasında ileri sürdüğü, söz konusu maddi vakıaların haklı neden olarak kabul edilemeyeceği, sonuç olarak mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının ortağı olduğu davalı limited şirketteki ortaklığından haklı nedene dayalı olarak çıkma isteminin yerinde olup olmadığı noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (1)
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anonim ortaklığı sermaye olarak konulacak ayınlara mahkemece atanan bilirkişilerce kıymet takdir edilmesi zorunluluğu TTK'nun 392/1. maddesi yollamasıyla sermaye artırımlarında da cari olan TTK'nun 305 ila 307.
11. Hukuk Dairesi 2009/11773 E., 2011/7602 K.
11. Hukuk Dairesi 2009/11773 E., 2011/7602 K.
- ŞİRKETİN SERMAYE ARTIRIMINA İLİŞKİN GENEL KURUL KARARININ İPTALİ- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 20 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 324 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi )'nce verilen 10.06.2009 tarih ve 2008/184 - 2009/159 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan olan alacağın teminatı olarak davalı şirket ortaklarından İsmail, Mustafa ve Ali adlarına kayıtlı iken daha sonra şirkete ayni sermaye olarak konulmasına karar verilen 6 adet taşınmaz üzerine 1. dereceden ipotek konulduğunu, alacaklarının bu taşınmazların satışı yoluyla karşılanabilme imkanı varken, şirket ortağı ve yetkilisi olan davalı ma-liklerce söz konusu taşınmazların, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirkete, üzerlerindeki ipoteklerle yükümlü olarak ve tahminlerine göre, İİK'nun 179/b maddesi uyarınca satışlarının önlenmesi amacıyla kötü niyetle ayni sermaye olarak konulduğunu, 14.12.2007 tarihli genel kurul toplantısında bu yönde karar oluşturulduğunu, bu kararın geçersiz ve mutlak butlanla malul olduğunu, alacaklı sıfatıyla bu konuda süreye bağlı olmaksızın dava açma hak ve yetkilerinin bulunduğunu, gerçekte bir sermaye artışı yapılmadığını, çünkü genel kurulda şirket sermayesinin TTK'nun 303. maddesine göre 9.314.464,45 YTL artırılmasına, bunun ayın oiarak karşılanmasına karar verildiğini, oysa söz konusu taşınmazların müvekkili bankaya 7.050.000,00 YTL bedelle ipotekli olduğunu, taşınmazların değerinin Denizli Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/70 Esas sayılı dosyasında alınan ekspertiz raporu ile toplam, 1.297.00,00 YTL olduğunun tesbit edildiğini, toplamda bu değerle satılmaları halinde dahi, şirket sermayesine ilave edilecek her hangi bir bakiye kalmayacağını, bilirkişilerin bu hususu ve taşınmazlar üzerindeki ipotekleri dikkate almayarak, Ticaret Sicil Memurluğu'nu ve alacaklıları yanılttığını, ipotekli taşınmazların ayni sermaye olarak konulmalarına yasal bir engel yoksa da, taşınmazların gerçek değerlerinin üzerindeki ipotek bedelinden daha fazla olması gerektiğini, aksi halde sermaye artışının hayali ve ayrıca emredici kurallara ve kamu düzenine aykırı olup, yokluk ve butlanla malul olduğunu, gerçek amacın şirket ortaklarına ait taşınmazların, iflas ertelenmesi ve tedbir kapsamında, satışının önlenmesi olduğunu ileri sürerek sermaye artışına dair kararın butlanla malul ve geçersizliğinin tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davacı bankanın dava açma ehliyeti bulunmadığını, davanın üç aylık hak düşürücü sürede açılmadığını, husumetin sadece şirkete yöneltilebileceğini, şirket ortağı davalılara husumet tevcih edilemeyeceğini, ipoteklerin ortakların kişisel değil, kefillikleri nedeniyle şirket borcundan dolayı konulduğunu, şirketin borç yükünü artırmayıp, pasifte oluşacak azalma nedeniyle aktifine olumlu katkı yapacağını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ekonomik kriz nedeniyle darboğaza giren ve pasifleri toplamı, aktifler toplamını geçerek borca batık hale gelen ve mahkemenin 2007/507 Esas sayılı dosyası ile iflasın ertelenmesi talebine konu olan, davalı D... San.ve Tic. A.Ş.'nİn, ilgili dava dosyasına sunulan ve erteleme talebine dayanak gösterilen, iyileştirme projesi kapsamında, şirket ortağı olan diğer gerçek kişi davalılar adına kayıtlı ve davalıların şirket borcuna olan kefillik ve sorumlulukları nedeniyle üzerlerine davacı bankaca ipotek konulan 6 adet taşınmazın, şirkete ayni sermaye olarak konulmasına karar verildiği, davaya konu iddiaların, BK'nun 19 ve 20. maddelerine dayandırılması nedeniyle davanın süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği, davalıların da, ipotekle yükümlü taşınmazların önceki tapu malikleri olmaları karşısında, davada hasım gösterilebilecekleri, davacı vekili tarafından ipotekli taşınmazların, ayni sermaye olarak konulamayacağına ilişkin iddiaların, iflasın ertelenmesi dosyasında da öne sürüldüğü, bu dosyada alınan bilirkişi raporunda, ipoteklerin, ortakların kişisel borçlarından dolayı değil, kefil oldukları şirket borcundan dolayı konulmaları nedeniyle, taşınmazların toplam değeri kadar bir tutarda, şirketin borç yükünden kurtulacağı bu işlemin, şirkete olumlu katkı sağlayacağı bildirildiği ve mahkemece erteleme karan verildiği, her ne kadar karar Yargıtay Ondokuzuncu Hukuk Dairesi'nce bozulmuş ise de, bozma kararının sermaye artışına dair kararın geçersizliği yönünden değil, iyileştirme projesine katkı yapıp yapmayacağının değerlendirmesi yönünden bozulduğu, kararın geçersiz ve butlanla malul oluşu farklı, iyileştirme projesine katkı sağlayıp, sağlamayacağı hususlarının farklı konular olduğu, ortada sermaye artışına ilişkin genel kurul kararının butlanla (yokluk) malul olduğuna ilişkin başkaca da yeterli kesin ve inandırıcı delil ve nedenler bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı şirketin sermaye artırımına ilişkin 14.12.2007 tarihli genel kurul kararının iptali istemine İlişkindir.
Mahkemece, ipoteklerin, ortakların kişisel borçlarından dolayı değil, kefil oldukları şirket borcundan dolayı konulmaları nedeniyle, taşınmazların toplam değeri kadar bir tutarın, şirketin borç yükünden kurtulacağı bu işlemin, şirkete olumlu katkı sağlayacağı, ortada genel kurul kararının butlanla malul olduğuna ilişkin başkaca delil ibraz edilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dosyası kapmasına göre, davacı bankanın davalı D... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye yüksek meblağlı kredi kullandırdığı, bu kredilerin teminatını oluşturmak üzere davalı şirket ortaklarına ait 6 parça taşınmaz üzerinde toplam 7.050.000 YTL bedelli 1. derece ipotek alındığı, davalı şirketin borç taksitlerini ödeyemediği bankanın hesabı kat ederek şirket ve onun lehine ipotek veren ortaklan aleyhine 02.01.2008 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıldığı, (1.956.190,37 Euro+50.139.22 YTL ana para için), bundan kısa bir süre önce 14.11.2007 tarihinde davalı şirketin İflasın ertelenmesi davası açtığı, yine davalı şirketin 14.12.2007 tarihinde yaptığı genel kurulda 12.000.000 YTL olan sermayesinin 9.400.000 YTL arttırılarak 21.400.000 YTL'ye çıkartıldığı, artırıma ilişkin ana sözleşme değişikliği kararı ticaret siciline tescil ve ilan edilerek taşınmazların 31.12.2007 tarihinde D... A.Ş. adına tescil edildiği, sermaye artırıma ilişkin taşınmazların değerinin ise kıymet takdir raporuna göre 1.297.000 YTL olduğu esasen bu hususlarda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacı vekili, taşınmaz değerlerinin, ipotek değerlerinden düşük olduğunu, ipotekli taşınmazın sermaye artırımına konu olabilmesi için taşınmaz değerlerinin daha fazla olmasının gerektiğini, aksi takdirde sermaye konulması ve taahhüdünün geçerli olmayacağı bu nedenle yapılan sermaye artışının mutlak butlanla malul olduğunu iddia ederek işbu davayı açmıştır.
Kural olarak ipotekli bir taşınmazın bir şirkete ayni sermaye olarak konulmasına hukuken bir engel yoktur. Ancak bu taşınmazların gerçek değerlerinin, onu kanıtlayan ipotek bedelinden fazla olması gerekir. İpotekli taşınmaz bu artık değeriyle ve artık değeri kadar sermaye olur. Aksi halde, sermaye taahhüdü ve konulması hayali (fiktif) bir işlem olur.
Anonim ortaklıklarda sermaye paylarının her türlü muvazaadan âri olarak taahhüdü (TTK md. 285/1, 286/1) ve ödenmesi (TTK md. 405/11, 404, 409/3, 419/2), dolayısıyla anonim ortaklığının malvarlığının gerçeğe (yani ana sözleşmesinde gösterilen itibari rakama) uygun olarak oluşturulması emredici bir ilkedir. Kanun koyucu anonim ortaklıkta bir yandan pay sahiplerinin sınırlı sorumluluklarını benimserken, diğer yandan, şirket alacaklarının başlıca teminatlarını oluşturan malvarlığının ortaklığa esas sermaye rakamına uygun de-ğerde getirilmesine ve korunmasına Özel özen göstermiştir. Anonim ortaklığı sermaye olarak konulacak ayınlara mahkemece atanan bilirkişilerce kıymet takdir edilmesi zorunluluğu TTK'nun 392/1. maddesi yollamasıyla sermaye artırımlarında da cari olan TTK'nun 305 ila 307. maddeleri hükümlerine göre, kuruluş ve sermaye arttırımlarında İstinat edilen belgelerin doğru olmamasının, esas sermaye hakkında yanlış beyanlarda bulunulmasının ve ayni sermayeye değer biçilmesinde hile yapılmasının tazminat ve ceza yaptırımın bağlanmış olması da söz konusu özenden kaynaklanmaktadır. Bu hükümler ayrıca, sermaye paylarının ortaklığa gerçek değerleriyle gösterilmesi ve korunması ilkesinin emredici nitelikte olduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan davalı şirket Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak İİK'nun 179 vd. maddelerine müsteniden borca batık olduğunun tesbiti ile iflasın 1 yıl süreyle ertelenmesini talep etmiştir.
TTK'nun 324. maddesine göre son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda yönetim kurulunun derhal toplanarak durumu genel kurula bildirilmesi, şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcut ise yönetim kurulunun şirket aktiflerinin satış fiyatları esas alınarak bir ara bilanço düzenlenmesi ve sermayenin 2/3'ünün karşılıksız kaldığının belirlenmesi durumunda genel kurulca ya sermayenin tamamlanmasına ya da mevcut 1/3 sermaye ile yetinmeye karar vermesi gerekmektedir. Şirketin aktiflerinin şirket borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde yönetim kurulunun durumu derhal mahkemeye bildirmesi zorunludur. Şirket genel kurulu bunlar dışında şirketin feshine mütedair karar hariç başka bir karar, bu arada sermayenin arttırılmasına dair bir karar ittihaz edemez. Kanun genel kurula bu yetkiyi vermemiştir. Binaenaleyh, genel kurulun yetkisi mevcut olmadığı halde aldığı karar muteber bir karar olamaz. Bu halde BK'nun 20. maddesinin tatbiki ile alınan sermayenin artırılmasına dair kararın batıl olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda sermaye arttırıma esas kıymet takdir raporunda taşınmazların değeri ipotekler ve üzerindeki hacizler nazara alınmadan 1.297.000 YTL olarak takdir edilmiş, aynı taşınmazlar bankaya 7.050.000 YTL bedelle ipotek edilmiş bulunduğundan, bu şekilde sermaye artışı île ilgili yasanın emredici kurallarına aykırı bir şekilde artış gerçekleştirildiğinden genel kurul kararının butlanla malul olduğu, davacının dava hakkı bulunduğu nazara alınarak davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin barem isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
A-Teknoloji A.Ş. yönetim kurulu üyesi (B), şirketin önemli bir rakip firmayı satın alma sürecine ilişkin hazırlanan hukuki durum tespit (due diligence) raporunu ve ilgili yazışmaları, gündemle ilgili olarak devam eden yönetim kurulu toplantısı sırasında talep etmiştir. Yönetim Kurulu Başkanı (C), konunun hassasiyeti ve ticari sır niteliği taşıdığı gerekçesiyle, bu belgelerin yalnızca icrada görevli üyeler tarafından incelenebileceğini belirterek üye (B)'nin talebini reddetmiştir. Bu durumda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre yönetim kurulu üyesinin bilgi alma ve inceleme hakkı bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Yönetim kurulu başkanının, ticari sırların korunması amacıyla bilgi verme talebini reddetme yetkisi bulunmaktadır; bu durumda üye (B) doğrudan şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurmalıdır.
B) Her yönetim kurulu üyesinin şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteme, soru sorma ve inceleme yapma hakkı vardır; bir üyenin toplantı esnasında istediği belgenin kurula getirtilmesi talebi reddedilemez.
C) Şirketin ticari defter ve yazışmalarının incelenmesi genel kurulun açık iznine veya yönetim kurulunun bu hususta alacağı bir karara bağlı olduğundan, üye (B)'nin talebi kurul kararı olmaksızın yerine getirilemez.
D) Üye (B)'nin bilgi alma talebi yalnızca yönetim kurulu toplantıları dışında ve başkanın izniyle mümkün olabileceğinden, toplantı sırasındaki bu talebin reddi hukuka uygundur.
E) Yönetim kurulu başkanının dahi kurul izni olmaksızın toplantı dışında inceleme yetkisi kısıtlı olduğundan, icrada görevli olmayan üye (B)'nin bu talebi de kurulun oy çokluğuyla reddedilebilir.