6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 393

Türk Ticaret Kanunu 393. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 393- (1) Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır. (2) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler. (3) Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler yönetim kurulu kararına yazılır. V- Yönetim kurulu üyelerinin mali hakları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/21 E., 2020/142 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
maddesinde buna dair bir yasaklama açıkça öngörülmemiş olsa da, gerek maddenin yorumu gerekse yönetim kurulu üyelerinin müzakereye katılma yasağını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesi böyle bir sonuca varmayı gerektirir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/21 E.  ,  2020/142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ipoteğin kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 20.06.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Muğla İli, Fethiye İlçesi, Göcek Beldesi 148 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kurulu olan D blok 1, 2, 4 numaralı ve A blok 1, 2 numaralı bağımsız bölümlerin maliki olduğunu, davalının müvekkili şirkete borç vereceğinden bahisle genel kurul kararı alınmadan davalı lehine taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir borç verilmediğini, davalının müvekkili şirketin ortağı olan AMW GmbH&Co.KG şirketinin yöneticisi ve ayrıca müvekkili şirketi temsile münferiden yetkili ...'nin babası olduğunu, şirket müdürünün muvazaası nedeniyle müvekkili şirketin taşınmazları üzerine ipotek tesis edildiğini ileri sürerek söz konusu ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/244 E., 2014/136 K. sayılı kararı ile; davacı şirketi münferiden temsil ve iltizama yetkili müdürlerden olan ...'nin 18.03.2014 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği ve feragat beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/5707 E., 2015/7420 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacı şirketi temsilen münferit yetkili müdürlerden ...'nin karşılığı olmaksızın davalı şirket taşınmazları üzerine davalı adına ipotek tesis etmesi nedeniyle açılan muvazaaya dayalı ipoteğin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, şirketin münferit temsile yetkili müdürü olan dava dışı ... tarafından şirket adına açılan davadan feragat edildiği, şirketin temsil yetkisi kapsamında ve usulüne uygun yapılmış bir feragat bildirimi olduğu ve geçerli olduğu gerekçesiyle feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de feragat dilekçesinin ekinde yer alan 09.06.2006 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yer alan şirket ana sözleşmesinde yer alan düzenlemeye göre ..., Kudret Cansunar ve ...'in şirket müdürü olarak şirketi tek başlarına temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Limited şirket genel kurulu bir karar organıdır. Kanunda açıklık bulunmamakla beraber olağanüstü işlerde karar verme yetkisi genel kurula aittir. Normal ve günlük işlerde karar verme yetkisi şirket müdürlerinindir. 6102 sayılı TTK’nun 629/1. maddesi uyarınca limited ortaklık müdürlerinin haiz oldukları temsil yetkisinin kapsam ve sınırı hakkında, anonim ortaklık yönetim kuruluna dair hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Limited ortaklık müdürleri, ortaklığın maksat ve işletme konusu içine giren ve temsil ile bağdaşan işlemleri yapabilir. Bunun dışında kalan hâllerde ancak genel kuruldan izin alınarak işlem yapılabilir. Somut olayda davalı lehine şirket taşınmazları üzerine tesis edilen ipoteklerin yolsuz olduğu iddia edilmektedir. Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına söz konusu ipoteklerin terkini istemiyle dava açarken, diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece, şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluşmuş bulunmaktadır. Bu durumda, somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti yönünden ortaklar kurulu kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır …” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/306 E., 2015/418 K, sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) davadan feragatin genel kurulun yetkisi içerisinde olduğuna dair bir düzenlemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; limited şirketi temsile münferiden yetkili olan birden çok müdürün bulunduğu durumlarda şirket müdürlerinden birinin açtığı davada diğer müdürün feragat beyanının geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, şirket taşınmazı üzerine karşılığı olmaksızın tesis edildiği ileri sürülen ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle limited şirketlerde “yönetim” ve “temsil” kavramlarının açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 14. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK ile mülga 6762 sayılı TTK döneminde benimsenen limited şirketlerde özden organ ilkesi terk edilerek şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçim yoluyla belirlenmesi sistemi öngörülmüştür. Başka bir deyişle her şirket ortağının doğrudan doğruya şirket müdürü olduğu sistemden vazgeçilmiş, onun yerine şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçimi sistemi benimsenmiştir. 6102 sayılı TTK ile limited şirketler hukukuna getirilen bu yeni sistem, anonim şirket yönetim kuruluna özgü işleyişin uygun olduğu ölçüde müdürler kuruluna da uygulanabilmesi imkânı vermektedir. 15. 6102 sayılı TTK’nin 623/1. maddesine göre, “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkı ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.” Görüldüğü üzere, şirket yönetiminin ortaklardan birine bırakılması mümkün olduğu gibi, üçüncü bir kişiye de bırakılabilir. Kanun sadece, ortaklardan en azından birine yönetim yetkisinin verilmesini zorunlu tutmaktadır. 16. Limited şirketlerde zorunlu organ olarak kabul edilen müdürler, limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Başka bir deyişle müdürler limited şirketin yönetim ve temsil organıdır. 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesine göre, “müdürler, kanunla veya esas sözleşme ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Dolayısıyla müdür veya birden fazla kişiden oluşması hâlinde müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. 17. Birden fazla kişinin müdür sıfatına sahip olması hâlinde bunların bir kurul olarak çalışması gerektiği ilk defa 6102 sayılı TTK’nin 624/1. maddesi ile düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, “şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır.” Görüldüğü üzere, limited şirketin tek bir müdür tarafından yönetilmesi hâlinde bir kurul organ bulunmamakta, buna karşılık müdürlerin birden fazla olması durumunda ise bir kuruldan söz edilebilmektedir. Bununla birlikte Kanun’da müdürler kurulunun oluşumu ve işleyişi hakkında ayrıntılı bilgiler yer almasa da, bu kurulun oluşum ve işleyişi konusunda anonim şirketteki yönetim kuruluna benzer özelliklere sahip olduğu Kanun’un gerekçesindeki ifadelerden anlaşılmaktadır. 18. Yönetim, bir iç ilişki kavramı olup, şirketin faaliyet göstermesi için yapılması gereken iş ve işlemlerin tümünü ifade eder. Temsil ise dış ilişkide şirket adına bağlayıcı irade açıklama yetkisidir. Limited şirketlerde yönetim gibi temsil yetkisi de müdürlere aittir (TTK, m. 623/1). 19. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesine göre; “müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” Yapılan bu atıftan dolayı, anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin kapsamı ve sınırları, imza şekli, tescil ve ilana ilişkin öngörülen düzenlemelerin limited şirketlerde müdürlere de uygulanacaktır. 20. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfı ile limited şirketler de uygulanma alanı bulan 6102 sayılı TTK’nin 370. maddesi gereğince “esas sözleşmede aksi öngörülmemişse, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir.” Buna göre şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya limited şirkette tek bir müdür bulunmuyorsa, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere müdürler kuruluna aittir. Müdürler kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla müdüre veya üçüncü kişilere devredebilir (TTK, m. 370/2). Ancak müdürler kurulunda yer alan üyelerden en az birinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Dolayısıyla limited şirketlerde de aksi şirket sözleşmesiyle açıkça belirtilmediği takdirde, başka bir deyişle tek imza sistemi öngörülmemişse, çifte imza ilkesi geçerlidir. 21. Yine 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfıyla uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371. maddesinde temsil yetkisinin kapsam ve sınırları belirlenmiştir. Buna göre, temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Bilindiği gibi şirketlerin ehliyetinin işletme konusu ile sınırlı olması ve konu dışı işlemlerin şirketi bağlamaması kuralı (ultra vires) 6102 sayılı TTK ile terk edilmiştir. Bu nedenle temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir (TTK, m. 371/2). Başka bir deyişle bu konuda ticaret sicilinin olumlu işlevi geçerli olmaz. Sadece şirket bu savunmayı üçüncü kişiye karşı onun bu olguyu fiilen bildiğini (müspet vukuf) kanıtlamak suretiyle ileri sürebilir. 22. Temsil yetkisinin sınırlandırılması hususunda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371/3. maddesine göre; “temsil yetkisinin sınırlandırılması iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.” Buna göre bu iki sınırlamanın tescil ve ilan edilmesi ve bu suretle devreye giren ticaret sicilinin olumlu işlevi sonucu üçüncü kişinin iyi niyetini ortadan kaldırması sistemini benimsemiştir. Başka bir deyişle temsil yetkisinin bu iki hâl dışındaki sınırlamaları (özellikle konu ve miktarla ilgili sınırlamalar) tescil ve ilan edilseler dahi üçüncü kişilerin iyi niyetini ortadan kaldırmayacaktır. Bu tür bir düzenleme üçüncü kişiye karşı ancak bu sınırlamayı fiilen bildiği (müspet vukuf) şirket tarafından kanıtlandığı takdirde ileri sürülebilir. 23. Limited şirketlerde müdürlerin özen ve bağlılık yükümü 6102 sayılı TTK’nin 626/1 maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre; “müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler.” Bu madde ile “özen” ve “şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramları birbirinden ayrılmıştır. Özen, iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ve bilimselliği ifade ederken şirket menfaatinin gözetilmesi ise şirketin menfaatinin kişisel menfaatlere ve başkalarının menfaatlerine feda edilmemesi, diğer menfaatlerin arkasına konulmaması anlamına gelir. Ayrıca özen ve bağlılık yükümü, müdürün kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesini ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmamasını zorunlu kılar. Gerçekten 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesinde buna dair bir yasaklama açıkça öngörülmemiş olsa da, gerek maddenin yorumu gerekse yönetim kurulu üyelerinin müzakereye katılma yasağını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesi böyle bir sonuca varmayı gerektirir. 24. Menfaat çatışmasının hangi hâllerde bulunduğu ve bu durumlarda yönetim kurulu üyesinin nasıl davranmak zorunda olduğu 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Buna göre; “yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır.” Bu durumda müzakereye katılma yasağına ilişkin bu hüküm kıyasen şirketle kendilerinin veya yakınlarının menfaatlerinin çatıştığı durumlarda müdürlere de uygulanması gerekmektedir. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin 01.06.2006 tarihinde tescil edildiği, şirket sözleşmesi ile..., ... ve ...’nin davacı şirkete müdür olarak tayin edildikleri, ayrıca müdürlerin üçünün de münferiden imza ile şirketi temsile yetkili kılındıkları, şirket müdürü... tarafından işbu davanın 26.06.2013 tarihinde açıldığı, diğer şirket müdürü ... tarafından ise 18.03.2014 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davadan feragat eden şirket müdürü ... davalının oğlu olduğu hususu da dosya kapsamı ile sabittir. 26. Şirket sözleşmesi ile tayin edilen her üç müdür de limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesi gereğince müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Bununla birlikte her üç müdür de, ayrı ayrı münferiden tek imza ile şirketi temsil ile yetkilendirildikleri için, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. 27. Ancak 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesi gereğince şirketi temsile yetkili olan müdürler de görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Başka bir deyişle şirket menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda şirket müdürü, dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yaparak şirketin menfaatini kişisel menfaatlerinin ve başkalarının menfaatlerinin üzerinde tutması gerekmektedir. Hatta müdürün, kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesi ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmaması zorunluluk arz etmektedir. 28. Bu durumda davadan feragat eden şirket müdürünün davalının oğlu olması, şirket müdürü ile şirket arasında menfaat çatışması olduğunu göstermektedir. O hâlde bu husus gözetildiğinde şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü gereği tek başına yaptığı feragat beyanının geçerli olmadığı kabul edilmelidir. Zira bu gibi tereddüt uyandıran hâllerde, kararın ilgili müdürün oylamaya katılmadığı müdürler kurulu tarafından verilmesi hakkaniyete daha uygun olacaktır. 29. Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 625/2. maddesi gereğince genel kurulun görev ve yetkisine girmemekle birlikte şirket sözleşmesinde müdürün veya müdürlerin; aldıkları belirli kararları ve münferit sorunları genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Bu durumda şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla menfaat çatışmasının olduğu durumlarda genel kurul onayı da aranabilmektedir. 30. O hâlde şirketle menfaat çatışması olan müdürün şirketin davacı olduğu davadan feragat beyanının dürüstlük kuralı gereğince geçersiz olduğu kabul edilerek feragate ilişkin müdürler kurulu kararı veya genel kurul onayı da bulunmadığı gözetilip sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluştuğu, bu durumda somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti hakkında genel kurul kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 32. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2020/1406 E., 2021/1065 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
tarafından geri çekilmesi işleminin davacı şirketi zarara uğratmak amacıyla ve kötüniyetle yapıldığı, ayrıca davacı şirket adına YİDK'e yapılan itirazın geri çekilmesi işleminin TTK.'nın 393/1. maddesi kapsamında geçerli bir işlem olmadığı, davalı ...'in marka başvurularını devraldığı Depa firması ile davacı şirket arasındaki benzer bir uyuşmazlıkta, Yargıtay 11.
11. Hukuk Dairesi         2020/1406 E.  ,  2021/1065 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07.06.2018 tarih ve 2016/151 E- 2018/192 K. sayılı kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 30.01.2020 tarih ve 2018/1892 E- 2020/110 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili ...'nun diğer davacı şirketin %50 ortaklarından biri ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketi temsilen tek başına imza yetkisinin bulunduğunu, müvekkili şirketin ilk kez 1992 yılında tescil ettirdiği “KESKİN” ve “KESKİNOĞLU” esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, “KESKİNOĞLU” ibaresinin müvekkili firmanın tescilli ticaret unvanının da ayırt edici unsuru bulunduğunu, etkin ve yoğun ticari faaliyetler neticesinde müvekkili markalarının tanınmış hale geldiğini, davalı gerçek kişinin müvekkili şirketin ortaklarından ...’nun oğlu olduğunu ve aynı zamanda müvekkili şirkette yönetim kurulu üyesi ve Keskinoğlu Şirketler Grubu’nun pazarlama koordinatörü görevlerinde bulunduğunu, davalının 2014/80453 sayılı "KESKİN AGRO" markasının 29. sınıfta tescili için yaptığı başvuruya müvekkillerinin itirazının davalı TPMK'nın 08.02.2016 tarih ve 2016-M-1396 nolu YİDK kararı ile nihai olarak reddedildiğini, taraf markalarının 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca benzer olduğunu, marka başvurusu kapsamında bulunan emtiaların müvekkili markalarının tescilli ürünleri ile birebir aynı olduğunu, davalının kötüniyetli olarak başvuruda bulunduğunu, davaya konu YİDK kararının 556 sayılı KHK’nın 8/4 ve 8/5. maddesi hükmü uyarınca da iptalinin gerektiğini ileri sürerek davalı TPMK YİDK kararının iptaline ve davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı ... vekili, yayın kararına karşı yapılan itirazların geçerli olmadığını, davacı şirket adına münferiden imzaya yetkili yönetim kurulu başkanı ... tarafından TPMK’ye sunulan yazılı bildirimle yayına itiraz işlemi dilekçesinin geri çekildiğinin ve itirazdan feragat edildiğinin bildirildiğini, “KESKİN AGRO” markasında yer alan “KESKİN” ibaresinin müvekkilinin adı olduğunu, davacı yanın kötü niyet iddiasının soyut ve mesnetsiz bulunduğunu, müvekkili markası ile davacı şirket markaları arasında KHK’nın 8/1-b anlamında hiçbir benzerlik bulunmadığını, KHK’nın 8/4 maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yapılan itirazın da hukuki dayanaktan ve ispattan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı ... yönünden itirazında dayanılan markaların diğer davacı tüzel kişi adına tescilli olması nedeniyle kendi adına bizzat yapılan itirazın geçerli olmadığı, "KESKİN AGRO" ibareli davalı marka başvurusu ile "KESKİNOĞLU" ibareli davacı şirket markaları arasında 29. sınıfta yer alan tüm mallar yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendi anlamında benzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunduğu, davacı şirketin "KESKİNOĞLU" ibareli markasının tanınmış marka olduğu ve tanınmışlığın iltibası arttırdığı, davacının "KESKİN AGRO" ibareli marka başvurusu karşısında ticaret unvanından kaynaklı üstün ve öncelikli bir hakkının bulunduğu, dava konusu başvurunun kötüniyetle yapıldığı gerekçesiyle davacı ... yönünden davanın reddine, diğer davacı şirket yönünden davanın kabulü ile TPMK YİDK'in 08.02.2016 tarih 2016-M-1396 sayılı kararının iptaline, davalı adına tescilli 2014/80453 sayılı "KESKİNAGRO" ibareli markanın tescilli olduğu 29. sınıf tüm alt gruplar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; halen davacı şirketin yetkili temsilcilerinden biri olan davalı ...'in, "KESKİN AGRO" ibareli marka tescil başvurusuyla davacı şirketin "KESKİNOĞLU" ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak, ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunduğu ve taraf markaları arasında hem ibareler hem de mallar yönünden 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibasın olduğu, hem davalının dava konusu başvurusunun hem de davacı şirket adına başvuruya itirazın, yine davacı şirket adına yönetim kurulu başkanı olan davalının babası ... tarafından geri çekilmesi işleminin davacı şirketi zarara uğratmak amacıyla ve kötüniyetle yapıldığı, ayrıca davacı şirket adına YİDK'e yapılan itirazın geri çekilmesi işleminin TTK.'nın 393/1. maddesi kapsamında geçerli bir işlem olmadığı, davalı ...'in marka başvurularını devraldığı Depa firması ile davacı şirket arasındaki benzer bir uyuşmazlıkta, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin davacı şirket adına (anılan davada davalı) yönetim kurulu başkanı ... tarafından temyiz aşamasında verilen davayı kabul beyanını sonuca etkili görmeyen 09.12.2019 tarih ve 2019/995 E.- 7953 K. sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir. Dava, davalının marka başvurusuna davacıların yaptığı itirazın reddine dair TPMK YİDK kararının iptali ile tescili halinde markanın hükümsüzlüğü talebidir. İlk Derece Mahkemesince, davalı tarafça yapılan marka başvurusunun davacı şirketin markalarına iltibasa neden olacak derecede benzer olduğu, davalının davacı şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...’nun oğlu olduğu ve davalının da münferiden imza ile davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, davalının marka başvurusuna davacı şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı ... tarafından itiraz edildiği, bu itirazın davalının babası olan davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ... tarafından geri çekildiği, bu şekilde davacı şirket adına birçok defa itiraz edilip itirazın geri çekilmesi için dilekçeler verildiği, davalı TPMK tarafından yöneticilerin görevlerini ifa ederken özenli ve şirket menfaatlerini gözeterek ifa etmesi gerektiğinden bahisle şirket adına itirazın bulunduğunun kabulü ile başvuru ile itiraza gerekçe markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, 6102 sayılı TTK’nın 369. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişilerin görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altında olduğu, iltibas gerekçeli itirazın şirketin menfaatleri doğrultusunda yapıldığı, şirket adına geçerli şekilde itiraz edildiğinin kabulü gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiş ise de dosyanın yapılan ilk incelemesinde, davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ... tarafından davadan feragat edildiğine dair 27.06.2019 havale tarihli dilekçe verilmiştir. Dava dosyasındaki ticaret sicil kayıtları incelendiğinde ... ve ...'nun davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürler olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davalı marka başvurusuna TPMK nezdinde şirket adına temsile yetkili müdürlerden ... tarafından itiraz edildiği, şirket adına temsile yetkili müdürlerden ... tarafından ise itirazların geri çekilmesine dair dilekçeler verildiği, yine istinaf aşamasında temsile yetkili müdür ... tarafından davadan, istinaf ve temyiz taleplerinden feragata dair dilekçe verildiği anlaşılmıştır. Davacı şirket adına bir müdürün iradesiyle şirketin malvarlığının korunması amacıyla TPMK nezdinde itiraz edilip, açılan davada davanın kabulüne karar verilmesi istenilmiş iken diğer müdürce TPMK nezdinde itirazın geri çekilmesine dair dilekçeler verilmiş ve davanın reddi istenilmiştir. Böylece davacı şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı oluşmuş bulunmaktadır. Mahkemece, davalının, davacı şirketin yönetim kurulu başkanının oğlu olduğu ve her iki müdür arasında bu dava nedeniyle görüş ayrılığı bulunduğu ayrıca davalının da davacı şirketi münferiden imza ile temsile yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu ve bu nedenle taraflar arasında menfaat çatışması olduğu nazara alınarak davacı şirketi münhasıran bu davada temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanması ve kayyumun davadan feragata dair verilen dilekçeye karşı beyanına göre bir değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, re’sen İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 10.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2010/15863 E., 2012/7417 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nun 393/2 ve TTK'nun 402-403. maddesi gereğince davalı ...Ş tarafından çıkarılan intifa senedi sahibinin ortaklık hakkı olmadığı, imzalanan apart suit kullanma esasları ve şartları başlıklı sözleşmeye masrafları ödemek şartı ile davacının uyması gerektiği, keza 1995-2001 yılın
11. Hukuk Dairesi         2010/15863 E.  ,  2012/7417 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/07/2010 tarih ve 2009/497-2010/413 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin Hamoğlu Turizm ve Otelcilik San ve Tic. A.Ş. tarafından ihraç edilen A grubu 0044 sıra numarada kayıtlı intifa senedini satın aldığını, ardından müvekkilinin annesi ile kullanma ve istifade sözleşmesi yapılarak intifa senedine tekabül eden apart dairenin teslim edildiğini, ancak söz konusu sözleşmede imzasının olmadığını, bu konuda herhangi bir vekil de tayin etmediğini, davalı şirket tarafından düzenlenen ve müvekkilini borç altına sokan faturaların müvekkiline tebliğ edilmediğini, intifa senedinin ve suit dairenin kullanma esasları ve şartları sözleşmesinin geçersiz olduğunu, buna dayalı bir talep hakkının olamayacağını ileri sürerek, ihraç edilmiş intifa senedi TTK'nun 403. maddesine aykırı olduğundan senedin cüz'ü olarak akdedilmiş bulunan apart suit dairenin kullanım sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, söz konusu intifa senedi sahiplerinin müvekkili şirkete ait Golf Tesislerinden bedelli ve bedelsiz istifade hakkına sahip olduklarını, sözleşmenin 1995 yılında akdedilmesinden itibaren 2001 yılına kadar itirazsız olarak müvekkiline ödeme yapıldığını, intifa senedi satış vaadi ve suit dairenin kullanma esasları ve şartları sözleşmesinde bulunan davacının annesinin imzasının vasıtasız temsilci sıfatıyla atıldığının kabul edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nun 393/2 ve TTK'nun 402-403. maddesi gereğince davalı ...Ş tarafından çıkarılan intifa senedi sahibinin ortaklık hakkı olmadığı, imzalanan apart suit kullanma esasları ve şartları başlıklı sözleşmeye masrafları ödemek şartı ile davacının uyması gerektiği, keza 1995-2001 yılına kadar bu hususa çekişmesiz şekilde uyulduğu bilahare işletmenin Klasis Golf İş. Tic. A.Ş. tarafından devralınarak işletilmesinin kullanıma herhangi bir engel oluşturmadığı gerekçesi ile açılan eldeki davadaki talebinin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

 Yönetim Kurulu üyelerinin "Müzakereye Katılma Yasağı" hangi durumda söz konusudur?

A) Şirketin herhangi bir yatırımı görüşülürken.
B) Kendisi veya yakın hısımlarının şirket dışı kişisel menfaatiyle çatışan konularda.
C) Şirketin sermaye artırımı görüşülürken.
D) Genel Kurul hazırlıkları yapılırken.
E) Şirket zarar ettiğinde.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol