6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 394

Türk Ticaret Kanunu 394. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 394- (1) Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir. VI - Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/2290 E., 2024/4943 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
k oldukları, esas sözleşmeye göre davacı ...'nun 3 yıl süre ile yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği, davacı ...'nun 29.11.2017 tarihinde kendi isteği ile görevinden istifa etttiği, yönetim Kurulu üyelerinin mali haklarının düzenlendiği 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesine göre esas sözleşmede hüküm bulunması ya da genel kurulun bu yönde karar alması durumunda yöneticilere maddi menfaat sağl
11. Hukuk Dairesi         2023/2290 E.  ,  2024/4943 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/250 Esas, 2023/39 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/376 E., 2021/191 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların kuracakları şirkette yönetici olması için müvekkiline teklifte bulunduklarını, davalıların ısrarı sonucunda müvekkilinin bu teklifi kabul ettiğini, davacı ile davalılar arasında hem kardan pay verileceği, hem de ücretiyle birlikte sigorta primlerinin ödeneceği taahhüt edilerek sözleşme yapıldığını, anonim şirket sözleşmesi başlığı taşımasına rağmen gerçekte iş sözleşmesi niteliği taşıyan sözleşmeye göre taahhütlerin yerine getirilmemesi halinde davacıya cezai şart ödeneceğinin öngörüldüğünü, ancak verilen taahhütlerin yerine getirilmediğini belirterek davacıya ödenmeyen ücret ve haklar ile öngörülen cezai şartın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesinde; davacıyla aralarında alacak verecek ve ücret vermekle ilgili ne bir taahhüt ne de yazılı bir hizmet sözleşmesi olduğunu, davacının arkadaşı olduğunu ve davacının şirket kurma, yönetim kurulu oluşturma aşamasında "bir başkan lazım o da ben olurum" dediğini ve yönetime girmek istediğini, davacının kendi isteğiyle yönetim kurulu başkanı olduğunu, başkanlık süresi içinde davacının maddi manevi hiçbir kaybı olmadığını, zaten kendi isteğiyle 29.11.2017 tarihinde görevinden istifa ettiğini ve birbirlerinden hiçbir taleplerinin olmadığını, arkadaşlıkları bittikten sonra davacının para isteyip, tehditte bulunduğunu, davacının ilkokul mezunu olup güzellik salonu bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... cevap dilekçesinde; davacıyla aralarında alacak verecek ve ücret vermekle ilgili ne bir taahhüt ne de yazılı bir hizmet sözleşmesi olduğunu, davacının arkadaşı olduğunu ve davacının şirket kurma, yönetim kurulu oluşturma aşamasında "bir başkan lazım o da ben olurum" dediğini ve yönetime girmek istediğini, davacının kendi isteğiyle yönetim kurulu başkanı olduğunu, başkanlık süresi içinde davacının maddi manevi hiçbir kaybı olmadığını, zaten kendi isteğiyle 29.11.2017 tarihinde görevinden istifa ettiğini ve birbirlerinden hiçbir taleplerinin olmadığını, arkadaşlıkları bittikten sonra davacının para isteyip, tehditte bulunduğunu, davacının ilkokul mezunu olup güzellik salonu bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.Kocaeli 5. İş Mahkemesinin 22.01.2019 tarih, 2018/372 E. ve 2019/15 K. sayılı kararıyla şirket yönetim kurulu üyeleriyle şirket arasında bir vekalet akdi olduğundan üyelerin şirkete karşı vekil gibi sorumlu oldukları ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda (6102 sayılı Kanun) özel olarak düzenlendiği ve mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 29.05.2019 tarih, 2019/1738 E. ve 2019/714 K. sayılı kararıyla davacının istinafının reddine karar verilmiş ve kararın kesinleşmesi üzerine dosya görevli Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. 2.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkette yönetici olduğu dönemde alacak hakkının bulunduğu iddiasıyla dava açıldığı, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün kayıtlarına göre davalı şirketin 04.11.2016 tarihinde tescil edildiği, davalı gerçek kişilerin eşit paylarla şirkette kurucu ortak oldukları, esas sözleşmeye göre davacı ...'nun 3 yıl süre ile yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği, davacı ...'nun 29.11.2017 tarihinde kendi isteği ile görevinden istifa etttiği, yönetim Kurulu üyelerinin mali haklarının düzenlendiği 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesine göre esas sözleşmede hüküm bulunması ya da genel kurulun bu yönde karar alması durumunda yöneticilere maddi menfaat sağlanabileceğinin belirtildiği, uygulamada esas sözleşmede açıkça yöneticiye mali fayda sağlanmayacağına dair düzenleme bulunmaması yahut genel kurul kararlarında açıkça yöneticilerin mali haklarını engelleyici karar alınmadıkça yöneticilerin huzur hakkını kazanacağının kabul gördüğü, davacının davalı şirkette sigorta girişinin bulunmadığı, bilirkişi raporunda şirketin genel kurulunda yahut esas sözleşmesinde yöneticiye ödenecek bir meblağın belirlenmediğinin tespit edildiği, dosyaya sunulan delillere göre davacının davalı şirkette kağıt üstünde müdür olarak gösterildiği ancak herhangi bir şekilde emek ve mesaisinin bulunmadığı, aksi yönde delil sunulmadığı, itiraz dilekçesi ile duruşmadaki beyanlar üzerine araştırma yapılmış olsa da davalı şirketin vergi borçları nedeniyle davacının sorumlu olduğu açık olup henüz muaccel bir alacakla karşı karşıya bulunmayan şirket yönünden davacının bu iddialarının davaya konu olmadığı gibi dava tarihi itibarıyla söz konusu iddialar yönünden hukuki yararının da bulunmadığı, davacının hiç mesaisi bulunmayan davalı şirketten alacağının olmadığı, davalı şirketin bu yönde bir uygulamasının da bulunmadığı ve dolayısıyla resen bir miktarın takdirine mahal bulunmadığı, cezai şart talebinin ise davanın işçilik alacağı olarak açılmış olması saikiyle talep edildiği, davacının istifa etmiş olması nedeniyle müsbet zararlardan olan cezai şartın fesih üzerine istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının 1 yıl anonim şirket yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttüğünü, davacının bu görevi yürütmenin karşılığının ödenmediği açık olduğundan ilk derece mahkemesince davacıya ücret hükmedilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının emek ve mesaisi olmadığı için alacak doğurmadığı ve şirketin muaccel borcu olmadığından hukuki yararın yokluğu gerekçeleriyle davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı ile ortaklar arasında imzalanan sözleşmeye göre sözleşmeyi ihlal eden tarafın cezai şart ödemesi gerektiği hususunun gereği gibi değerlendirilmediğini, bilirkişinin kanuni yetkisinin dışına çıkarak hukuki değerlendirme ve görevini aşan inceleme yaptığını, buna rağmen bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararında sadece bilirkişi raporuna atıf yaparak hüküm kuruduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ücret ödeneceğine ilişkin esas sözleşmede bir hüküm veya buna ilişkin bir genel kurul kararı bulunduğunun ispatlanamadığı ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1 yıl boyunca davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttüğünü, bu görevi karşılığında davacıya hiçbir ücret ödenmediğini, bu konuda müvekkiline vaatte bulunulduğu halde ödeme yapılmadığı, sigorta girişinin de yapılmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesine göre müvekkilinin huzur hakkı vs. ücret alma hakkı bulunduğunu, açıkça huzur ve diğer alacakların ödenmeyeceği kararlaştırılmadıkça bu hakkın talep edilebileceğini, şirket yönetim kurulu üyesi nihai olarak şirket borçlarından sorumlu olacağından ücretsiz olarak bu görevi üstlenmesinin hayatın olağan akışına ve hakkaniyete aykırı olduğunu, şirketin vergi borçlarıyla davacının muhatap olduğunu, müvekkilinin şirkette emek ve mesaisi olmadığı gerekçesine yer verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 02.11.2016 tarihli şirket ana sözleşmesine göre sözleşmeyi ihlal eden taraftan cezai şart talep edebileceğini, şirke ana sözleşmesinde müvekkilinin münferiden temsile yetkili kılınmasına rağmen davalıların sözleşmeye aykırı davrandığını, şirketin işleyişiyle ilgili davacıdan onay alınmadığını, bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme yapıldığını, mahkeme kararındaki gerekçesinin yetersiz olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının, davalı şirkette yönetim kurulu başkanlığı görevi yaptığı döneme ilişkin şirketten ve davalılardan alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (1982 Anayasası) 82 nci maddesi. 2. 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava, şirket yöneticiliğinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İşbu davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, diğer şirket ortağı davalılar yönünden açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece tüm davalılar yönünden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır. 2. Davacı vekilinin davalı şirkete yönetik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi (6762 sayılı Kanun'un 333 üncü maddesi) uyarınca yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verilir. Huzur hakkı ana sözleşmeyle tayin ve tespit edilebilir. Ücret tutarı ana sözleşmeyle gösterilmemişse genel kurulca tayin olunur. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı olabileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret şeklinde de tespit edilebilir. Bazı ortaklık ana sözleşmelerinde yönetim kuruluna ücret ödeneceği hakkında bir hüküm bulunmamakta veya yönetim kurulu yahut genel kurulca ücret ödenmesine dair herhangi bir karar alınmamaktadır. Ancak bilindiği üzere T.C. Anayasası’na göre angarya yasak olup, burada ayrıca bir vergi kaybı da söz konusu olmaktadır. O halde, bu konuda alınmış bir karar olmasa bile yönetim kurulu üyeleri için uygun bir ücret verilmelidir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.03.1991 tarih, 1991/9421 E., 1464 K. ve 17.11.2008 tarih, 2007/9664 E., 2008/12866 K. sayılı kararları) Bu durum karşısında mahkemece, huzur hakkı alacağı konusunda inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla davacının ne kadar ücrete hak kazanacağının tespit ettirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden davacı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. .

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/4378 E., 2023/4078 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 370 ve 394 üncü maddeleri.
11. Hukuk Dairesi         2022/4378 E.  ,  2023/4078 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/57 Esas, 2021/557 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Benelüx Diamods isimli şirketin 2004/Mart tarihinde İstanbul'daki mücevher fuarına, sonrasında İsviçre Basel fuarına katıldığını ve en son Türkiye'de şirketin kurulması ile işlerin takibi ve şirketin kurulmasının ardından şirkette işe devam etmesi için anlaşıldığını, müvekkilinin davalı şirket nezdinde 01.03.2004 tarihinde çalışmaya başladığını, iş akdine 03.08.2011 tarihinde haksız şekilde son verildiğini, son ücretinin net 3.000,00 euro olduğunu, 2011 yılının 6.,7., ve 8. aylarına ait aylık ücretlerini alamadığını, kıdem ve ihbar tazminatının ödenmediğini, yıllık izinlerini kullanamadığını, hafta sonlarında çalışmalarının karşılığının ödenmediğini, mücevher sektöründe çalışanlara yıllık satış ciroları üzerinden %3 oranında prim ödenmesi teamülünün olduğunu, davalı şirketinde vaadi olmasına karşın yapılan satışlar üzerinden ödenmesi gereken primlerin ödenmediğini, 01.03.2004 tarihinden 2005/7 dönemine kadar sigortası yapılmaksızın çalıştırıldığını, bu nedenle daha düşük emekli aylığı aldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret, prim, fazla mesai, hafta tatili ve yıllık izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile Benelüks isimli şirketin hiçbir hukuki ilişkisinin bulunmadığını, davacının, Hollanda’dan gelen müdürün yabancı olmasından istifade ederek bankaya götürüp bir takım imzalar attırdığını ve parayı müdür alıyormuş gibi yaparak kendi çantasına aldığını, parayı müdüre vermemesi ve şirkete iade etmemesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının şirketin parasına el koymak suçundan kurtulmak amacıyla bu davayı ikame ettiğini, davacının şirketten alacağının bulunmadığını, uhdesinde bulundurduğu paranın aslında şirketin kendisine ödemeye hazır olduğu yasal alacağı olan 2.623,00 TL olduğunu, bunun haricinde kanunen hiçbir alacağının bulunmadığını, davacının genel müdür olması nedeniyle tüm kayıtları istediği gibi tuttuğunu, tüm izinlerini kullandığını, giriş çıkış saatleri ve izinleri bakımından kimseye danışmadığını, davacıya borcun bulunmadığını, alacağı bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen Karar İstanbul 4. İş Mahkemesinin 28.05.2015 tarih, 2012/594 E. ve 2015/298 K. sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.02.2019 tarih, 2015/29926 E. ve 2019/3208 K. sayılı kararında, davalı şirketin 03.03.2009 tarihli ortaklar kurulu kararına göre davacı ile dava dışı ... isimli kişinin 3 yıl süreyle şirketi temsile yetkili müdür olarak atandıkları, buna göre, işçiye özgü şahsi bağımlılık unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, şirketi doğrudan temsil eden davacının konumunun iş kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceği, davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu gözetilmeden işin esasına girilerek karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 02.06.2005 tarihinde kurulduğu, 24.06.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacı ...'in, şirketi her konuda en geniş yetki ile temsil yetkisi ile 3 yıl için şirket müdürlüğüne seçildiği, 03.03.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile yine davacının dava dışı ... ile birlikte 3 yıl süre ile şirket müdürlüğüne atandığı, 10.08.2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalı şirketin tasfiye haline girmesine, şirket müdürü olan davacının tasfiyeye kadar olan işlemlerinden dolayı ibrasına karar verildiği, davacının, davalı şirkette 24.06.2005 tarihinden itibaren ortaklar kurulu kararıyla seçilen şirketi temsil ve ilzama yetkili şirket müdürü olduğu, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden taraflar arasındaki ilişkinin iş hukuku kapsamında hizmet ilişkisi olmadığı, davalı şirketin tasfiyeye girmesi nedeni ile davacının 30.07.2011 itibari ile görevine son verildiği, ticaret sicil kayıtlarına göre, davalı şirket tarafından davacıya görev yaptığı dönem içerisinde maaş ve davacının diğer taleplerine ilişkin ödeme yapılmasına yönelik herhangi bir karar alınmadığı, davacının iddiasının 3.000,00 euro net maaş aldığına yönelik olduğu, ancak davacı tarafça bu ücretin elden alındığının beyan edilerek verilen kesin süreye rağmen bu hususta ispata yarar bir delil sunulmadığı, görevsiz Mahkemece dinlenilen davalı tanığı Hayrettin Dereli'nin beyanında "... Son olarak kendisine verilen bilgiler üzerinden davacının tazminatlarını hesapladığını, tasfiye memurunun bunu ödeyeceklerini söylediği" beyanında bulunduğu, davalı şirket ortağı ...z vekili tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/52918 soruşturma sayılı dosyasına sunulan dilekçe ile "...davacının alabileceği azami kıdem tazminatı miktarının 16.391,10 TL olduğu, ayrıca işveren firmanın davacıya 8 haftalık ücret borcunun bulunduğu ve miktarının 13.648,00 TL olduğu, Tasfiye Halinde Arcadia Pırlanta San. ve Tic. Ltd. Şti.nin davacıya olan borcunun toplam 30.039,10 TL olduğu" beyanında bulunduğu, dolayısıyla her ne kadar davalı şirket tarafından davacıya görev yaptığı dönem içerisinde maaş ve davacının diğer taleplerine ilişkin ödeme yapılmasına yönelik herhangi bir karar alınmamış ise de ceza dosyasına sunulan dilekçe ile davalı şirket ortağı tarafından davacının 13.648,00 TL ücret alacağı ve 16.391,10 TL kıdem tazminatı olmak üzere 30.039,10 TL alacaklı olduğunu beyan edildiği, davalı tanığının beyanlarının da bu hususu doğrular mahiyette olduğu, davalı şirkete verilen kesin süreye rağmen ticari defter ve kayıtların sunulmadığı, davalı tarafça bu bedellerin davacıya ödendiğine dair her hangi bir delil sunulmadığı, bu hali ile davacı tarafın davalı şirketten 13.648,00 TL ücret alacağı ve 16.391,10 TL kıdem tazminatı alacağı olduğunu ispat ettiği, fazlaya dair isteme konu edilen tutarların ödenmesi gerektiğine dair ispata yarar bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ücret alacağından kaynaklı 13.648,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, kıdem tazminatı alacağından kaynaklı 16.391,10 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketteki çalışmasının işçi statüsünde olduğunu, davalı şirketin yabancı sermayeli ve ortaklarının yabancı olmasından dolayı müvekkilinin fiili durum gereği temsilci olarak atandığını ancak sonrasında bir temsilci daha eklenerek yetkinin müşterek hale geldiğini, müvekkiline gönderilen fesih bildiriminde kıdem ve ihbar tazminatının hesaba gönderileceğinin yazıldığını, bu hali ile taraflar arasındaki işçi işveren ilişkisinin teyit edilmiş olduğundan, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti, fazla mesai gibi diğer taleplerin reddine dair kararın doğru olmadığını, prim ödemelerine dair taleplerinin, davalı defterleri sunulmadığından incelenmediğini, bu taleplerinin değerlendirilmediğini, kıdem tazminatı hesabının hatalı olduğunu, davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kıdem tazminatının iş hukuku mevzuatı kapsamında bir tazminat türü olduğunu, bozma ilamı ile sabit olduğu üzere davacının konumunun iş kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ticaret mahkemesinde görülen davada kıdem tazminatına hükmedilemeyeceğini, Mahkemece hükme gerekçe gösterilen, müvekkilinin savcılık aşamasında vermiş olduğu beyanının eksik alıntılandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı işyerinde şirket müdürü olarak çalışan davacının, iş akdinin haksız yere feshedildiği iddiasıyla ücret alacağı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve sair işçilik alacakları ile sektör teamülünde olduğu belirtilen prim alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 370 ve 394 üncü maddeleri. 2. T.C. Anayasası'nın (Anayasa)18 inci maddesi. 3. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.11.2022 tarih, 2021/3181 E. ve 2022/8502 K. sayılı kararı. 3. Değerlendirme Dava, Limited Şirket Müdürünün mali haklarının tahsili istemine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda bu konuda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte anonim ortaklıkta yönetim kurulunun mali haklarını düzenleyen TTK 394 maddesi hükümlerinin limited ortaklıklarda da dikkate alınması ve en azından kıyasen uygulanması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta dava başlangıçta iş mahkemesinde, kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret, prim, fazla mesai, hafta tatili ve yıllık izin alacaklarının tahsili istemi ile açılmış olup yerel mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, davacının mali hak taleplerinin iş hukuku mevzuatından kaynaklanmadığı, ticaret mahkemelerinin davaya bakmaya görevli olduğuna işaret edilerek karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile davacının ücret ve kıdem tazminatı alacağının tahsiline fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Oysa kesinleşen 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamında da vurgulandığı üzere davacının talepleri 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde düzenlenen, yöneticinin mali haklarına ilişkin olup, bu madde gereğince, tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, ikramiye, prim, yıllık kârdan pay ve ücret ödenebilir. 6102 sayılı Kanun'un 370 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yönetim yetkisinin yönetim kurulu tarafından, müdür olarak üçüncü kişilere devri mümkün olup, şirket yönetimince şirkete müdür atanması durumunda da, sözleşmede açıkca öngörülmese veya herhangi bir sözleşme olmaması durumunda dahi şirket müdürlerine de aynı şekilde anılan mali hakların ödenmesi mümkündür. Bu durumda 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde belirtilen mali haklar yönünden işçilik hukukundan ayrı olarak davacının görev yaptığı dönemde, şirketin işlem hacmi, kârlılık durumu, davacının fiilen icra ettiği faaliyetler de dikkate alınarak değerlendirme yapmak üzere taraflara ispat hakkının tanınması, ispata yarar delil sunulmaması halinde Anayasa'nın 18 inci maddesindeki angarya yasağı dikkate alınarak uygun bir alacağa hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle taraflar yararına bozulması gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1-6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 394 üncü maddesi gereği yöneticinin mali hak talep edebilmesi için bu hususun esas sözleşmede hüküm altına alınmış olması veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olması gerekir. 2-Somut olayda davayı yöneticiye mali hak verileceğine dair ne esas sözleşmede bir düzenleme var ne de bu konuda alınmış bir genel kurul kararı bulunmaktadır. 3-Hal böyle olunca davacı yöneticinin 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi gereği davalıdan mali hak talep etmesi de mümkün olmadığından angarya yasağı kapsamında uygun bir miktar isteyebileceği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5882 E., 2023/441 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile limited ortaklıklarda da uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 333 üncü maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 394 üncü maddesi gereğince tutarı esas sözleşme ile veya kurul kararı ile belirlenmesi şartı ile huzur hakkına dayalı ücretin ödenebileceği, bu k
11. Hukuk Dairesi         2021/5882 E.  ,  2023/441 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilin 05.05.2011 tarihinden 20.04.2012 tarihine kadar davalıya ait işyerinde dışarıdan şirket müdürü atanarak çalıştığını, işverenin 20.04.2012'de hiçbir sebep göstermeksizin iş akdini tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkilinin çalıştığı dönemde davalı şirket tarafından kendisine vadedilen aylık 7.500,00 TL maaş ve aylık 500,00 TL temsil ve ağırlama masraflarının çalıştığı sürece kendisine hiçbir zaman ödenmediğini, davalı şirketin, müvekkilinin alması gereken maaş ücreti alacağını, fazla mesai ücret alacaklarını ödemediğini ileri sürerek sözleşmenin haksız feshinden doğan gerçek maaşı üzerinden 12 aylık maaş alacağından fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'sinin, 1.000,00 TL temsil ve ağırlama giderinin, ihbar tazminatının, hafta tatilinde, resmi tatillerde ve bayram tatillerinde çalışmasına karşılık alacaklarının davalı şirketten faizleri ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 20.05 2016 tarihli ıslah dilekçesiyle netice-i talebini artırarak toplam 95.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa ederek işten ayrıldığı 30.04.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilân edilmesine rağmen tescil tarihinden beri herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, davacının şirketlerinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davacının başka yerde sigortalı olduğunu, davacının talep ettiği ücretin gerçek dışı olduğunu, davacının şirketten istifasından sora gerçekleşen ve 01.08.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilân edilen karara göre bile müdürler kurulu üyelerine ücret verilme yetkisinin aylık 5.000,00 TL'yi geçmemek kaydıyla alınacak genel kurul kararıyla ortakların onayına bırakılmasının kararlaştırıldığını, davacının fiilen çalışmasının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile limited ortaklıklarda da uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 333 üncü maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 394 üncü maddesi gereğince tutarı esas sözleşme ile veya kurul kararı ile belirlenmesi şartı ile huzur hakkına dayalı ücretin ödenebileceği, bu kapsamda davacı müdürün ücrete hak kazanabilmesi yönünden esas sözleşmede hüküm bulunması yahut ortaklar kurulu tarafından alınmış bir kararın bulunması gerektiği, ayrıca müdür olan taraf ile şirket arasında bir vekâlet akdi meydana geldiği, bu konuda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) vekâlet sözleşmesine yönelik hükümleri ile genelde bir hizmet sözleşmesi olduğu da nazara alındığında, vekilin ücrete hak kazanması için fiilen çalışmasının gerektiği, somut olayda davalı şirketin sözleşmesinde ve davacının talebine konu dönem itibari ile ortaklar kurulu kararlarında davacıya ödenmesi gereken herhangi bir ücretin kararlaştırılmadığı, ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının aynı dönem itibari ile dava dışı şirketlerde (Atlas Emlak Yatırım A.Ş., Metro Ticari ve Mali Yatırımlar A.Ş.) 30 gün üzerinden sigortalı çalışmasının tespit edildiği, davalı şirket nezdinde tam zamanlı müdür olarak fiilen görev yapılması iddiasının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği, davacı taleplerinin sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddi gerekçesinin yerinde olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde anonim şirket yöneticilerinin mali haklarına ilişkin açık düzenleme yer alıp limited şirket müdürleri yönünden açık bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin davalı şirkette müdür olarak çalıştığının ispat edildiğini, davanın reddi kararı üzerine davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin usuli müktesep hak ihlali olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ücret, temsil ve ağırlama gideri ödeneceğine dair davalı şirket esas sözleşmesinde hüküm bulunmadığı gibi bu konuda alınmış genel kurul kararı da bulunmadığı, davacının davalı şirkette dışarıdan atanan müdür olarak görev yaptığı dönemde davalıdan farklı tüzel kişiliğe sahip şirketlerde SGK'da kayıtlı olarak çalıştığına dair kaydı bulunduğu, aynı dönemde davalı tarafından davacıya maaş veya temsil ağırlama ödemesi de yapılmadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın reddi yönünde verilen karar ve gerekçesinin isabetli olduğu, aksi yöndeki davacı istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, daha önce davacı lehine davanın kısmen kabulü yönünde verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairelerinin kaldırma kararı ile dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, kaldırma kararı sonucu yeniden yapılan yargılama sonucu İlk Derece Mahkemesince bu istinaf incelemesine konu kararın verildiği, İlk Derece Mahkemesince kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine ıslahla arttırılan müddeabih miktarı dikkate alınarak karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esaslarına göre nispi vekâlet ücreti tayininde isabetsizlik olmadığından buna ilişkin davacı istinaf nedeninin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mevzuatta limited şirketler için anonim şirketlerde olduğu gibi yönetim kurulu üyelerinin mali hakları doğrudan düzenlenmemişse de limited şirket müdürlerine yapılacak ödemelerin dolaylı olarak ifade edildiğini, limited şirket ile müdürler arasındaki ilişkinin niteliği vekâlet sözleşmesi de olsa hizmet sözleşmesi de olsa ücretin müdürler için bir hak olduğunu, davacının davalı şirkette çalıştığı dönemde ücret almaya hak kazandığını, Anayasa’nın 18 inci maddesine göre de angaryanın yasak olduğunu, 6102 sayılı Kanun'da limited şirket müdürlerine huzur hakkı, ikramiye ve prim ödenmesini yasaklayan bir hüküm bulunmadığını, limited şirketlerde genel kurul yapma zorunluluğunun ve ücret ile ilgili bir karar alma zorunluluğunun bulunmadığını, şirket ortağı müdürlerine ücret ödenmemesi mümkün ise de dışarıdan atanmış müdüre ücret ödenmemesinin ticari hayatın akışına aykırı olduğunu, dosyadaki delillere göre davacının davalı şirkette müdür olarak çalıştığı dönemde çalışmasının varlığının kabulü gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2015 tarihli kararında açıklanan hususlara göre davacı müdürlük görevini fiilen yerine getirdiğinden ücrete hak kazandığının sabit olduğunu, şirket genel kurulu tarafından ücret ödenmemesine dair verilmiş bir karar olmadığı gibi davacının da bu konuda herhangi bir feragatinin söz konusu olmadığını, tanık ifadelerinin de davacıya ücret verilmesinin kararlaştırıldığı yönünde olduğunu, dava ile ilgili olarak daha önce davacı lehine hüküm kurulduğu hâlde davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmadığını, o kararda davalı lehine ücrete karar verilmediği hâlde temyize konu kararda davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmekle usulü müktesep hakka aykırı karar verildiğini, istinaf mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığını belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket müdürü olan davacının maaş, temsil ücreti ve işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline yönelik alacak davasıdır. 2. İlgili Hukuk 1.1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (1982 Anayasası) 82 nci maddesi. 2.6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesi. 3 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi. 3. Değerlendirme Dava, limited şirket müdürünün şirkette çalıştığı dönem için ücret alacağı istemine ilişkindir. Dairemizin yerleşik kabulüne göre şirket müdürü ile şirket arasındaki ilişki, vekâlet ilişkisidir. 6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca şirket müdürlerine ödenecek ücretin belirlenmesi yetkisi, limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. Öte yandan 1982 Anayasası'nın 18 inci maddesi uyarınca angarya yasak olup vekâlet sözleşmesine ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi açısından da şirket müdürlerine bir ücret ödenmesi gerekir. Bu durumda, şirket yöneticilerinin alacağı ücretin şirketle yapacağı sözleşme ile belirlenmesi gerekir ise de, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmaması hâlinde Mahkemece işçilik hukukundan ayrı olarak kıdem ve ihbar tazminatı söz konusu olmaksızın görev yaptığı dönemde, şirketin işlem hacmi, kârlılık durumu, davacının fiilen icra ettiği faaliyetler de dikkate alınarak makul düzeyde bir ücret belirlenerek bu miktara hükmedilmesi gerekirken davalının başka şirketlerde sigortalı göründüğü gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan ret kararı doğru olmamış, İlk Derece Mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) MUHALEFET ŞERHİ Dava sebebini karşılar şekilde yazılan gerekçe ile kurulan hüküm hukuka uygun olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmek gerekirken bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5272 E., 2023/934 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 394 üncü ve 408 inci maddeleri
11. Hukuk Dairesi         2021/5272 E.  ,  2023/934 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1198 Esas, 2021/540 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/261 E., 2019/411 K. Taraflar arasındaki alacak ve yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, duruşma istemli olarak davalı-karşı davacı şirket vekili tarafından, duruşmasız olarak davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.02.2023 günü hazır bulunan davacı karşı-davalı vekili Av. Burcu Tekin ile davalı- karşı davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette 27.01.2010 tarihinden 02.10.2013 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi ve genel müdür sıfatı ile görev aldığını, davalı şirketin 19.04.2012 tarihli 2011 yılı mali genel kurul toplantısının 10 uncu maddesi ile yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı verilmesinin kararlaştırıldığını; ancak müvekkiline ödeme yapılmadığını, müvekkilinin davalı şirkette genel müdür sıfatı ile ilave sorumluluk ve görevinin de mevcut olduğunu, müvekkilinin tam alacağının yapılacak yargılama ile belli olacağını, hak edilen huzur hakkı ücretinin tahsili bakımından işbu davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini ileri sürerek fazlaya dair haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL' nin davalı şirketten faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 24.01.2019 tarihinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin huzur hakkı için 33.249,99 TL, ücret alacağı için150.333,33 TL olmak üzere toplam 183.583,32 TL'nin işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ederek davasını ıslah etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; eldeki davanın kısmi dava olarak açılmasının mümkün olmadığını, davalıya huzur hakkı ödemesi yapıldığını ve alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Karşı davada ise müvekkili şirketin 15.04.2011, 19.04.2012 ve 15.04.2013 tarihli genel kurul toplantılarında yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı yanında ilave ücret alma hakkı verilmiş olmakla birlikte ilave ücret miktarının tespitinin yönetim kurulunun takdirine bırakıldığını; ancak ilave ücret miktarının yönetim kurulunca belirlenmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek 08.05.2013 tarihli yönetim kurulu kararının kesin hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin olağan genel kurul toplantılarında davacının çalıştığı her yıl için huzur hakkı için belirleme yapıldığı, davacıya davalı şirket tarafından bir kısım ödeme yapıldığının sabit olduğu, buna göre davacının bakiye 33.249,99 TL huzur hakkı alacağının bulunduğu, ilave ücret alacağı yönünden ise 15.04.2011, 19.04.2012 tarihli genel kurul kararlarına göre yönetim kurulu üyesinin bu alacağa hak kazanması için ilave görev alması gerektiği, dosya kapsamından davacının aynı zamanda genel müdürlük de yaptığının ispatlandığı, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayılan ek ücret miktarını belirleme yetkisi yönetim kuruluna devredildiğinden yönetim kurulunun bu yönde bir belirleme yapmasının batıl kabul edildiği, buna rağmen davacı yan bu yöndeki belirlemeyi mahkemeden talep etmekte olup bilirkişi raporuyla da benzer şirketlerde ödenen ek ücretlere ilişkin sınırlar dikkate alınarak ek ücretin 5.000,00 TL olarak belirlenmesi gerektiği, buna göre davacının 150.333,33 TL ek ücret alacağının bulunduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 33.249,99 TL huzur hakkı ücretinin 2.500,00 TL'sine 11.05.2015, 30.749,99 TL'sine 24.01.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 150.333,33 TL ek ücret alacağının 2.500,00 TL'sine 11.05.2015, 147.833,33 TL'sine 24.01.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; karşı davada ise yönetim kurulu üyelerine ödenecek ilave ücret belirleme yetkisinin şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında olduğunun kabulü gerektiği, genel kurulca alt ve üst sınır belirlenerek ödenecek ilave ücreti belirleme yetkisi yönetim kuruluna devredilerek buna dayalı olarak 08.05.2013 tarihli 2013/5 sayılı yönetim kurulu kararı alınmış ise de devredilemez yetkilerden olan ücret belirleme yetkisinin yönetim kurulunca kullanılamayacağı, bu kararın batıl olduğu gerekçeleriyle karşı davanın kabulü ile davalı şirketin 08.05.2013 tarihli 2013/5 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-karşı davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; 08.05.2013 tarihli yönetim kurulu kararının hukuka aykırı olmadığını ayrıca söz konusu yönetim kurulu kararı iptal edilmiş olsa da müvekkilinin kendisine ödenmeyen ek ücret alacağı olduğunun açıklığa kavuşması nedeniyle 08.05.2013 tarihli kararın iptalinde hukuki yarar bulunmadığından karşı davanın kabulüne ilişkin kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek karşı dava yönünden verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı-karşı davacı Özel Damla Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının sadece huzur hakkı ücret alacağı için işbu davayı açmışken ıslah dilekçesinde talebini genişleterek ek ücret alacağı talep etmesinin ve Mahkemece de ıslah edilen miktarlar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığı Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/249 E. sayılı dosyanın incelenmediğini, bu dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının ilave ücrete hak kazanmadığını, ek ücretin miktarının tespiti ve huzur hakkı hesaplamalarının hatalı olduğunu, hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken yapılmadığını, ek ücret miktarının tavan miktar üzerinden hesaplanmasının da hatalı olduğunu belirterek asıl davanın kabulü yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alacağın zamanaşımına uğramadığı, bakiye 33.249,99 TL huzur hakkının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ilave ücret alacağı yönünden ise dava dilekçesi içeriğinde davacının huzur hakkı alacağına ilaveten genel kurullarda alınan kararlar gereği ek sorumluluk alması halinde ilave ücret alacağının da bulunduğu açıklanmış olmakla, dava dilekçesinde ilave ücret alacağına ilişkin talepte bulunduğu ve ıslah dilekçesi ile de taleplerini ayrı ayrı kalemlendirdiği anlaşılmakla davalı şirketin iddianın genişletilmesi yasağına ilişkin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davalı şirketin 15.04.2011, 19.04.2012 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarında "Yönetim kurulu üyelerine ilave görev ve sorumluluk almaları halinde huzur haklarına ilave olarak asgari 500,00 TL azami 5.000,00 TL olmak üzere ilave ücret almaları ve bu konuda yönetim kurulunun yetkilendirilmesi" hususunda karar alındığı, yine 15.04.2013 tarihli genel kurul kararında ilave görev almaksızın bu ücrete hak kazanılacağının düzenlendiği, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayılan ek ücret miktarını belirleme yetkisi yönetim kuruluna devredildiğinden yönetim kurulunun bu yönde bir belirleme yapmasının batıl olduğu, Mahkemece ilave ücret alacağının 5.000,00 TL olarak kabul edilmesine ilişkin olan ve karşı davanın konusunu teşkil eden 08.05.2013 tarihli 2013/5 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmayıp karşı davada davalı ... vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde değil ise de davalı şirkette 2010 Ocak- 2013 Ekim tarihleri arasında genel müdür olarak görev yapan davacının alacağı ek ücretin, davacının şirketin en üst düzey görevlisi olması, aldığı sorumluluk ve görevinin kapsamı göz önünde bulundurularak tavan miktar olan aylık 5.000,00 TL olarak belirlenmesinin ve söz konusu tarihler arasında tahakkuk eden toplam 150.333,33 TL ilave ücret alacağının davalı şirketten alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesinin usul ve kanuna uygun olduğu, ilave ücret alacağı miktarı genel kurullarda net olarak belirlenmemiş olmakla muaccel hale gelebilmesi için miktarın genel kurul tarafından net olarak belirlenmesi veya Mahkemece bir karar verilmiş olması gerekli olduğundan ve dava tarihi itibarıyla ilave ücret alacağı yönünden net olarak tespit edilmiş bir miktar bulunmadığından bu kalem yönünden de alacağın zamanaşımına uğramadığı, ceza mahkemesi dosyası incelendiğinde davacının vergi usul kanununa muhalefet suçundan yargılandığı, Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasında ise görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığı, söz konusu ceza dosyalarında verilecek kararların davacının hak ettiği huzur hakkı ve ilave ücret alacağının tahsili yönünden sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; karşı davaya ilişkin olarak yönetim kurulu kararının hukuka aykırı olmadığını, kararın iptalinde hukuki yarar bulunmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; asıl davaya ilişkin olarak davacının dava dilekçesinde talep etmediği ilave ücret alacağını ıslah dilekçesi ile talep edemeyeceğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının huzur hakkı ve ilave ücrete hak kazanmadığını, ceza davasının dikkate alınmadığını, yönetim kurulu üyelerinin ilave ücret alacağına ilişkin genel kuruldan talepte bulunmadıklarını, bulunmama gerekçelerinin ilave görev ve sorumluluk alamamaları olduğunu, davacıya ekstra bir görevlendirme yapılmadığını, olağan işler konusundaki görev paylaşımının ilave ücret hakkı doğurmayacağını, davacının genel müdür olduğuna dair resmi kayıt bulunmadığını ileri sürerek ve resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davalı şirkette yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak görev yapan davacının huzur hakkı ve ilave ücret istemine; karşı dava şirket yönetim kurulu kararının kesin hükümsüzlüğünün tespiti talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, asıl davada davacıya huzur hakkı bedellerinin tam ve eksiksiz olarak ödenip ödenmediği, davacının ilave ücrete hak kazanıp kazanmadığı ve miktarının ne olduğu; karşı davada ise yönetim kurulu kararının batıl olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 394 üncü ve 408 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Asıl davada davacı hakkında görülen ceza davalarının açılacak olası bir sorumluluk davasında incelenmesi mümkün olup Mahkemece davacının ücret talebinin değerlendirilmesi noktasında dikkate alınmaması isabetli görülmüştür. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takrir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin herbir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/1419 E., 2020/164 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Dava konusu genel kurul ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği hükmü düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2019/1419 E.  ,  2020/164 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28/12/2017 tarih ve 2016/837 E- 2017/1162 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 13/12/2018 tarih ve 2018/737 E- 2018/1512 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; davalı şirketin ortaklarının her biri %20 paya sahip ..., ..., ... ile müvekkilleri... ve ... olduğunu, müvekkili ...'un davalı şirketin kuruluşundan bu yana müdürlük görevini yürüttüğünü, sürenin bitmesi sebebiyle 20/09/2016 tarihinde genel kurul toplantısı gerçekleştirildiğini, müvekkilleri ile diğer kardeşleri arasındaki husumetin toplantıya yansıdığını, dava konusu genel kurul toplantısına müvekkilleri ile ...'ın asaleten katıldığını, ... ve ...'u vekaleten ...’ın temsil ettiğini, genel kurulun sadece ortaklar arasında yapılması gerekirken başkalarını da toplantıda hazır bulunduran ...’ın müvekkilleri üzerinde baskı kurmaya çalıştığını, gündemi kendi bildiği gibi ve daha önceden tasarladığı şekilde uyguladığını, dilediği hususları tutanağa geçirdiğini, imza yetkisi olmamasına rağmen tutanak ve eklerini imzaladığını, divan başkanının oybirliği ile seçilmediğini, bu hususta müvekkillerinin imzasının bulunmadığını, imza yetkisi olmamasına rağmen tutanak ve eklerini katiple birlikte imzaladığını, müvekkillerinin belirttikleri muhalefet şerhlerini yazılı olarak almadığını, kendi usulüne göre zapta geçirdiğini, ...'ın ve ...'ın müşterek müdür olarak seçildiğini ve gündemde bulunmamasına rağmen ...'a aylık 10.000,00 TL maaş bağlanmasın ilişkin (5) nolu kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, şirketin mali durumu ile bağdaşmadığını ve bu nedenle iptalinin gerektiğini, ayrıca genel kurul toplantı tutanağının 4 numaralı ekinde, “Şirketin aktifinde kayıtlı taşınmazların şirket leh ve aleyhinde tasarruf halinde ortakların tamamının muvafakatının alınmasına oybirliği ile karar verilmiştir” şeklinde karar alındığını, bu kararın oybirliği ile alınmış olmasına ve divan başkanı tarafından imzalanmış olmasına rağmen toplantı tutanağına bu hususun ayrıca yazılmadığını ileri sürerek 20/09/2016 tarihli genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine, aksi takdirde genel kurul tutanağının (5) nolu maddesinde belirtilen ... ve ...'ın müdür seçilmesi ve ...'a 10.000,00 TL ücret ödenmesi ile ilgili kararın dürüstlük kuralına aykırı olması, şirket mali tabloları ile uyuşmaması, şirket menfaatine olmaması, gündeme bağlılık ilkesine aykırı olması sebepleriyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu genel kurul toplantısı ve alınan kararların usul ve yasaya uygun olduğunu, divan başkanının oybirliği ile seçildiğini, gündeme bağlılık ilkesi doğrultusunda genel kurulu idare ettiğini, gündemde şirkete müdür atamasının yapılması hususu belirtilmiş olmakla atanacak olan müdürün aynı başlık altında alacağı ücret hususunun da görüşülmesinin usule aykırı olmadığını, davacıların muhalefet şerhlerinin yazıldığını, tek taraflı tutanak düzenlendiği iddiasının doğru olmadığını, taşınmaz ile ilgili kararın toplantı tutanağında yer almamış olsa da bir genel kurul kararı olarak değil centilmenlik anlaşmasına istinaden alınmış bir karar olduğunu, bu hususun toplantı tutanağına eklenmesinde hukuki yarar bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; toplantı başkanlığına ...'ın oybirliği ile seçildiği, davacıların gündemin 5. maddesine muhalif kaldıkları ve muhalefet şerhlerini ayrı bir tutanak ile divan başkanlığına verdikleri, davalı şirket genel kurulunda alınan karaların TTK'da emredici ağırlaştırılmış nisap öngören kararlardan olmayıp, bu hususta şirket esas sözleşmesinde de özel bir nisap öngörülmediği, toplantıda alınan kararlar esas sözleşme değişikliği gerektirmediğinden toplantı karar nisabının TTK'nın 418. maddesine istinaden belirleneceği, davacıların şirketteki pay oranının %20 olduğu dikkate alındığında bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır olduğu toplantıda toplantı ve karar yeter sayılarına aykırılık dolayısıyla iptal koşullarının oluşmadığı gibi toplantı tutanağının sadece divan başkanı tarafından imzalanması yeterli olduğu, davacıların ...'ın divan başkanlığına seçilirken oylama yapılmadığına ilişkin iddialarını ispat edemedikleri ve buna göre butlan koşullarının oluşmadığı, davalı şirket genel kurulunun iptali talep edilen 5 nolu gündem maddesinin müdür seçimine ilişkin olduğu, yapılan seçim kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık içermediğinden iptal koşullarının bu madde bakımından oluşmadığı, 5 nolu gündem maddesi müdür seçimi yanında müdür ...'a aylık 10.000,00 TL ücret ödenmesine ilişkin olup daha önceki genel kurul toplantılarında şirket müdürü için herhangi bir ücret belirlenmediği, 20/09/2016 tarih Ortaklar Kurulu Toplantısında ortak olmayan şirket müdürü için tayin edilen ücretin şirketin mali durumu dikkate alındığında münasip olmadığı, kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık içerdiğinden iptal koşullarının oluştuğu, limited şirket genel kurul toplantısının nasıl yapılacağı, gündemin nasıl belirlenip toplantının nasıl icra edileceği kanunda açık olup gündemde yer almadığı için görüşülmeyen veya gündeme madde olarak eklenip görüşülüp oylanmayan ve genel kurul tutanağında yer almayan bir hususun sonradan genel kurul tutanağına eklenmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 20/09/2016 tarihinde yapılan 2015 yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan kararların butlanına ilişkin davada butlan nedenlerinin bulunmadığına, gündemin 5 numaralı maddesi ile alınan ve müdür seçilen ...'a 10.000,00 TL aylık net ücret ödenmesine ilişkin kararın iptaline, gündemin 5 numaralı maddesi ile alınan ve dava dışı Onur Demritaş ile Dudu Demritaş 'ın müdür seçilmelerine ilişkin karara yönelik talebin reddine, toplantı tutanağının 4 numaralı ekinde yer alan ve divan başkanı tarafından da imzalanan kararın toplantı tutanağına eklenmesine ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; yokluk ve butlan koşullarının somut olayda oluşmadığı, dava konusu genel kurulunun 5 numaralı gündem maddesinde karara bağlanan müdür seçimi yönünden esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık içermediğinden iptal koşulları bu madde bakımından oluşmamış ise de aynı maddede yer alan müdür ... için tayin edilen 10.000,00 TL ücretin, şirketin mali yapısı ve durumu gözönünde tutulduğunda münasip olmadığı, kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık içerdiğinden iptaline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davalı şirkete ait taşınmaz malların, şirketin leh ve aleyhinde tasarrufta bulunulabilmesi için oybirliği şartı aranmasına ilişkin kararın genel kurul toplantı tutanağına eklenmesini talep edilmiş ise de gündemde yer almadığı için görüşülmeyen veya gündeme madde olarak eklenerek görüşülüp oylanmayan ve genel kurul tutanağında yer almayan bir hususun sonradan genel kurul tutanağına eklenmesinin mümkün bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararı ve gerekçesi yerinde olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, 20.09.2016 tarihli genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece dava konusu davalı şirket genel kurul toplantısında 5 numaralı gündem maddesiyle alınan müdür ücretinin aylık 10.000,00 TL olarak belirlenmesine ilişkin bölümünün, müdür için öngörülen ücretin makul miktarda olmadığı, bunun da kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Dava konusu genel kurul ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği hükmü düzenlenmiştir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Ücretin miktarı ise şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda “ortaklar kurulunda müdür için tayin edilen ücretin şirketin 2015 yılını 5.653,16 TL zararla kapattığı gözönünde tutulduğunda 2016 yılındaki zararını daha da artırıcı nitelikte bulunduğu ve fahiş olduğu” görüşüne varılmış ise de bu görüş şirketin defter ve kayıtları ile mali yapısı incelenmeden bildirilmiştir. Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece, davalı şirketin defter ve kayıtları celp edilip açıklanan şekilde araştırma ve değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmek gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 08/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre anonim şirket yönetim kurulu üyelerine, aşağıdakilerden hangisi ödenemez?

A) Huzur hakkı
B) Ücret
C) İkramiye
D) Yıllık kardan pay
E) Yıllık izin ücreti

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol