6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 395

Türk Ticaret Kanunu 395. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 395- (1) Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz. (2) (Değişik: 26/6/2012-6335/17 md.) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir. (3) 202 nci madde hükmü saklı kalmak şartıyla, şirketler topluluğuna dâhil şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirler. (4) Bankacılık Kanununun özel hükümleri saklıdır. VII - Rekabet yasağı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/3366 E., 2023/5602 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
retsiz davrandığını, bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edildiğini, yönetim kurulu üyelerine yüksek ücret ödendiği gibi bağlı iştiraklerden ek menfaat sağlandığını, 31.03.2013 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesinde sayılan izinlerin verilmediğini;
11. Hukuk Dairesi         2022/3366 E.  ,  2023/5602 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalılar ..., ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun reddine, mümeyyiz davalılar vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 03.10.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat Ali Asker Elden ile davalı ... vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin Akmerkez Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin ortağı olduğunu, davalıların şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, davalı yöneticilerin bağlılık ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarını, 31.03.2014 tarihinde yapılan 2013 yılına ilişkin genel kurul toplantısında 644.084,00 TL'nin yapılmakta olan yatırımlardan çıkış gösterildiğini, bir nevi diğer giderlere aktarılarak zarar kaydedildiğini, yönetim kurulu üyeleri tarafından imar mevzuatına uygun ruhsat alınmadığından dış cephe yenilemesi için alınan camların kullanılamaz hale geldiğini, zarar miktarının bilirkişi vasıtası ile hesaplanması gerektiğini, şimdilik belirsiz alacak kapsamında 100.000,00 TL'nin, ilişkili taraf işlemleri kapsamında şirketin zarara uğratıldığını, alışveriş merkezinin dış cephe işleri Akkon Yapı A.Ş.'ye verilmişken yine dış cephe ile ilgili olarak Üçgen Bakım A.Ş.'ye de avans verildiğini, bu şekilde mükerrer ödeme yapılarak şirketin zarara uğratıldığını ayrıca doğrudan Metal Yapı A.Ş.'ye verilen iş için Akkon A.Ş.'nin araya sokularak şirketin zararına neden olunduğunu, Akmerkez, Üçgen ve Akkon şirketlerinin kayıtlarının incelenerek dış cephe yenileme işlemi ile ilgili Akmerkez bünyesinde piyasa koşullarına göre yüksek maliyet yaratılmak sureti ile Akmerkez'e verilen zarar miktarının tespitinin gerektiğini, şimdilik belirsiz alacak kapsamında 100.000,00 TL'nin, yine şüpheli alacaklar nedeni ile şirkete zarar verildiğini, 31.12.2012 tarihli bilançoda 5.433.907,00 TL alacak olup bunun 3.167.871,00 TL'sinin şüpheli alacak niteliğinde olduğunu, bilançoda sadece alacak rakamı olarak 2.266.036,00 TL'nin gösterildiğini, 2013 yılında şüpheli alacakların 3.507.557,00 TL olduğunu, bir yılda sadece 354.598,00 TL tahsilat yapıldığını, toplantıda bu yöndeki sorularına, söz konusu giderlerin cari yıla ait giderler olmadığı, son 10 yıla ait şüpheli alacaklar olduğu, firmaların çoğunun iflas ettiği, tahsil kabiliyetinin bulunmadığı şeklinde cevap verildiğini, bu zarar kalemi kapsamında şimdilik 10.000,00 TL talep ettiklerini, yine Akmerkez GYO A.Ş.'ye karşı açılan davalar nedeni ile şirkete zarar verildiğini, faaliyet raporunda açılan davaların yer aldığını, Ermes İnşaat ile olan davanın aleyhe sonuçlandığını ve 2.000.000,00 TL ödemek zorunda kaldıklarını, Alber Rıfat Bayraktar davasında 80.000,00 TL ödendiğini, Avrupa Sandviç firmasına ilişkin dava da aleyhe sonuçlandığı için 33.000,00 TL ödendiğini, İstanbul 17. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/956 E. ve 2013/957 E. sayılı dosyaları üzerinden Sevil Parfümeri tarafından açılmış olan iki adet kira tespiti davası olduğunu, yönetim kurulunun rayiç bedelin üzerinde kira alması nedeni ile şirketin zarara uğratıldığını, bu kapsamda da belirsiz alacak kapsamında 10.000,00 TL'nin ödenmesi gerektiğini, yine yönetim kurulu üyelerinin basiretsiz davrandığını, bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edildiğini, yönetim kurulu üyelerine yüksek ücret ödendiği gibi bağlı iştiraklerden ek menfaat sağlandığını, 31.03.2013 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesinde sayılan izinlerin verilmediğini; ancak buna rağmen ...'ün yine kendisinin yönetim kurulunda bulunduğu Üçgen Bakım ve Yönetim Hizmetleri A.Ş. ile iş yaptığını belirterek belirsiz alacak kapsamında toplam 220.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 11.04.2019 tarihli dilekçesi ile daha önce 320.000,00 TL olarak belirttikleri zarar tutarını 644.084,00 TL'ye çıkarttıklarını beyan ederek eksik harcı ikmal etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; toplam 60.000.00,00 TL tutarındaki şirket giderlerinin 58.000.000,00 TL tutarlık kısmının ilişkili taraf olan Ak Girişim (eski unvan Akkon Yapı İnşaat Müşavirlik A.Ş.) ile Üçgen Bakım ve Yön. Hiz. A.Ş. ile benzeri firmalardan teşekkül ettiğini, Üçgen A.Ş.'nin dış cephe tadilatını yapan önceki firma olup 31.03.2014 tarihli genel kurul tutanağında da sabit olduğu üzere dış cephe tadilatının yapılması işinin daha sonra Ak Girişim firmasına verildiğini, söz konusu işlemlere ilişkin herhangi bir ihale açılmadığını, Ak Girişim bağlı, Akkök Holding A.Ş.'nin ise hakim şirket konumunda olduğunu, Akmerkez ile Ak Girişim arasında ortakları bakımından kısmen aynıyet bulunduğunu, alt yüklenici sıfatı ile işi yüklenen Üçgen Bakım A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri yönünden de kısmi ayniyet bulunduğunu, bu sebeple bu işlerin yapılması için başka firmalardan teklif alınıp alınmadığının araştırılması gerektiğini, Akmerkez tarafından Ak Girişim'den önce Üçgen A.Ş. ile anlaşılarak ödeme yapıldığını; ancak her nedense Üçgen firması ile çalışmaktan vazgeçilerek 8 ay sonra Ak Girişim ile anlaşıldığını, önceki proje kapsamında alınan camların yeni projede kullanılmadığını, mükerrer maliyet yapılarak şirketin zarara uğratıldığını, projenin uzun sürmesi ve idare tarafından durdurulması nedeni ile katlanılan maliyetler nedeni ile şirketin zarara uğratıldığını, yine işin fiyatlandırılmasının da maliyet+kâr şeklinde olmasının şirketin zararına neden olduğunu, bu nedenle iş bedelinin rekabet koşullarına uygun belirlenmediğinin, ödemelerin piyasa koşullarına ve işin niteliğine uygun olmadığının tespit edilerek bu alacak kalemine ilişkin olarak asgari 100.000,00 TL olan zarar miktarının bilirkişi incelemesiyle tespit edilmesi gerektiğini, yine özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak Avrupa Sandviç şirketinin davacı olduğu dava değerinin 383.036,70 TL olmasına rağmen bu davada 650.000,00 TL'ye sulh olunarak zarara neden olunduğunu, yine genel kurul finansal tablolarında 985.000,00 TL'lik yüksek miktarda dava karşılığı ayrıldığının görüldüğünü, yönetim kurulu üyelerinin bütün kiracılara eşit şekilde kur indirimi yapmaması nedeni ile bu tür davalara maruz kaldığını, yine şirketin yönetim giderlerinin büyük oranda arttığını, yönetim kurulu üyelerinin ilişkili taraflarla işlem yasağına aykırı hareket ettiklerini, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, KAP'ta yayınlanan rakam ile faaliyet raporunda belirtilen rakamların çelişkili olduğunu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında şirket hisse değeri düşmesine rağmen söz konusu düşüşün nedenine faaliyet raporunda yer verilmediğini, bu nedenle davalıların şirketin zararına neden olduklarını ileri sürerek belirsiz alacak kapsamında şimdilik 100.000,00 TL'nin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak Akmerkez GYO A.Ş.'ye verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1-Asıl ve birleşen dava davalılar ..., ..., ... vekili cevap dilekçelerinde; asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir. 2-Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; istifa nedeniyle boşalan yönetim kurulu üyeliğine 02.12.2014 tarihli yönetim kurulu kararıyla 01.12.2014 tarihi itibarı ile başlamak üzere seçildiğini, sorumluluk davasına konu işlem ve olayların müvekkilinin göreve başlamasından önceye dayalı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dosyada sorumluluk nedeni olarak ileri sürülen dış cephe tadilatı nedeni ile depolanan camların zarar görmesi sonucu 644.084,00 TL'nin gider olarak ayrılması iddiası ile ilgili olarak alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde Akmerkez GYO yönetim kurulunun 28.12.2007 tarihli kararında dış cephe yenilemesi yapılması yönünde karar aldığı, bu karara o dönem yönetim kurulu üyesi olan davacının da imza attığı ve 10.01.2007 tarihli önerinin Akmerkez Kat Malikleri Yönetim Kurulunda değerlendirilerek gerekli çalışmaların yapıldığı ve yenilemenin uygun olduğu sonucuna varıldığı; ancak bu kapsamda harcanması gereken yaklaşık 25.000.000,00 USD'nin bağımsız bölümlerin %94'üne sahip Akmerkez GYO tarafından karşılanması şeklinde oy birliği ile karar alındığı, Akmerkez Ana Gayrimenkul Kat Malikleri Kurulunun 05.01.2008 tarihli toplantısında söz konusu yenileme işleminin onaylandığı, 26.05.2009 tarihli belediye encümen kararı ile söz konusu tadilat işlerinin iskele belgesi ile yapılmasının mümkün olmadığı belirtilerek yıkılmasına karar verildiği, akabinde alınan yapı ruhsat tarihinin 16.12.2013 olduğu, bu aşamada kat malikleri kurulu tarafından yıkım işine karşı idari yargıda süreç başlatıldığı, yürütmenin durdurulmasının talep edildiği, idare mahkemesince yapılan yargılama sonucunda yıkım kararının usulüne uygun olduğu belirtilerek davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacıların duruşma istemesine rağmen duruşma yapılmadan verildiği belirtilerek bozulduğu, daha sonra dosyanın işlemden kaldırıldığı, açılmamış sayılmasına karar verildiği, bu zaman zarfında Akmerkez Kat Malikleri Yönetim Kurulu ile ilgili belediye arasında bir takım yazışmaların yapıldığı, en sonunda da 16.12.2013 tarihinde söz konusu tadilat işleri için alınması gereken yapı ruhsat belgesinin alındığı, doğru ruhsat belgesi alınmadan dış cephe yenilemesi için KDV hariç 9.411.696,92 TL bedelli cam alınarak depolarda muhafaza edildiği, gerekli ruhsatın alındığı 2013 yılında ise yapılan incelemede bu camlarda 644.084,00 TL'lik kısmının kullanılamayacak derecede zarar gördüğü ve Akmerkez GYO tarafından gider kalemine aktarıldığı, dış cephe tadilatı için uygun ruhsat alınmadan işe başlanarak, uygun ruhsatın ne olduğunu tespit ettirilmeden camların depolanması neticesinde, yönetim kurulu üyelerinin basiretli davranmamaları nedeni ile uğranılan zarardan sorumlu oldukları, diğer zarar kalemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 424.084,00 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Akmerkez Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.'ye verilmesine, davacının fazla talebinin reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar ..., ... ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava konusu dış cephe için satın alınıp kullanılamaz hale gelen camlar nedeniyle oluşan zarar bakımından davalıların tüm bedelden sorumlu tutulması gerektiğini, asıl ve birleşen davadaki diğer alacak kalemleri yönünden eksik incelemeye dayalı ve hatalı bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verildiğini, bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, şirketin dış cephe tadilatına dair masraflar nedeniyle zarara uğratıldığının tespit edildiğini, cam bedeli dışında 2. kez ruhsat alınması sürecinde katlanılan maliyetler ve mükerrer ödemelerin de değerlendirilmesi gerektiğini, bu hususlarda inceleme yapılmadığını, tadilatı yapmakla yükümlü olan Üçgen firmasının işi Ak Girişim firmasına yaptırması nedeniyle şirketin uğradığı zararın incelenmediğini, tadilat için alınan teklifler arasında en iyi teklifin Ak Girişim tarafından verildiği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, maliyet+kâr olarak alınan teklifte maliyet ve limit bulunmadığını, bu yöntemin işin niteliğine uygun olmadığını, tadilat masrafının en yüksek maliyet hesabına göre de fahiş olduğunu, ilişkili taraf işlemleri bakımından Akmerkez ile Üçgen ve Ak Girişim arasında yönetim kurulu üyeleri bakımından kısmi ayniyet bulunduğunu, yönetim kurulu üyelerinin ilişkili tarafla işlem yapma yasağına aykırı davrandıklarını, bu işlemler nedeniyle şirketin zarara uğradığını, şüpheli alacaklar ve davalar nedeniyle uğranılan zararlar bakımından Mahkemece hatalı değerlendirme yapıldığını, borçlu şirketlerin çoğunun iflas ettiği yönündeki beyanın somut delile dayanmadığını, şirket aleyhine açılan davalar nedeniyle şirketin yüksek tazminat ödemeleri yaptığını ve sulh ile sonuçlanan davalarda fahiş tutarlarda tazminat ödendiğini, davalıların basiretli hareket etmeyerek riskin azaltılması için gerekli önlemleri almadıklarını, yine davalıların bilançoda çok yüksek tutarlarda dava karşılığı ayırdıklarını, yönetim kurulu üyelerine yüksek ödemeler yapıldığını, davalıların şirketten aldıkları ücretin yanında Akkök Holding ve bağlı iştirakler bünyesinde de ek menfaatler sağladıklarını, yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 inci maddesi kapsamında izin verilmemesine rağmen davalı ... Eyüboğlu'nun buna aykırı hareket ederek yönetim kurulunda bulunduğu Üçgen firması ile iş yaptığını, davalıların şirketin yönetim giderlerinin artmasına neden olduklarını, davalıların özen yükümlülüğüne aykırı davranarak şirket hisselerinin düşmesine neden olduklarını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalılar ..., ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tadilat için ruhsat başvurusu yapan ve idari makamlarla yazışan şirketin yönetim kurulu olmayıp Akmerkez'in kat maliklerince seçilen yönetim kurulu olduğunu, idari yargıda davanın da bu yönetim kurulu tarafından açıldığını, Beşiktaş Belediyesince tadilat için iskele belgesi verildiğini; ancak belediyece 08.05.2009 tarihli karar ile onarımın durdurulmasına karar verildiğini, bunun üzerine kat malikleri yönetim kurulunca İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvuru yapıldığını; ancak Belediyece yıkım kararı verildiğini, sonrasında idari yargıda dava açıldığını, Mahkemece daha önce verilen yürütmenin durdurulması kararının kaldırıldığını; ancak Büyükşehir Belediyesince proje değişikliği yapılmasının şart koşulduğunu, sürecin uzamasına belediyeler arasındaki uyumsuzluğun neden olduğunu, plan tadilatı işleminin uzun zaman aldığını, bu nedenle tadilat yapı ruhsatı alımının ancak 06.12.2013 tarihinde mümkün olduğunu, tüm bu yazışmalarda kat malikleri yönetim kurulunun muhatap alındığını, sürecin uzamasında müvekkillerinin kusurunun bulunmadığını, bozulan camların bedeli maliyetten çıkarılarak gider bölümüne alındığından şirketin zarara uğratılmasının söz konusu olmadığını ileri sürerek asıl davada verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Akmerkez GYO A.Ş.'de davalı ...'ün 2007 yılından beri, ...'ın 2011 yılından itibaren, ......'nun 2011 yılından itibaren, ...'in ise 01.12.2014 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları, davacının da aralarında bulunduğu Akmerkez GYO A.Ş.'nin yönetim kurulunca alınan 28.12.2007 tarihli karar ile şirkete ait alışveriş merkezinin yenilenmesine ve yenileme için yapılması gerekli 25.000.000,00 USD giderin şirket tarafından karşılanmasına, bunun Akmerkez kat malikleri genel kurulunca onaylanmasına karar verildiği, kararın kat malikleri kurulunca alınan 05.01.2008 tarihli karar ile onaylandığı, dış cephe yenileme işinin alınan teklifler sonucunda en uygun teklif olan maliyet+%5 kâr ile Ak Girişim firmasına verildiği, işlerin bir kısmının bu yüklenici tarafından Metal Yapı firmasına verildiği, Üçgen A.Ş.'nin ise Akmerkez ticaret merkezine, kat maliklerince alınan karar çerçevesinde, Akmerkez ticaret merkezi yönetim kurulu tarafından imzalanan bakım ve yönetim hizmetleri sözleşmesi doğrultusunda bakım ve yönetim hizmeti verdiği, tadilat işlemine ilişkin tüm idari süreç ve ruhsat işlemlerinin şirket yönetim kurulu tarafından değil, kat malikleri yönetim kurulunca yürütüldüğü, bu kapsamda kat malikleri yönetim kurulunca yapılan başvuru sonucunda Beşiktaş Belediyesince iskele belgesi verildiği; ancak Belediyece mahallinde yapılan inceleme sonucunda 08.05.2009 tarihinde yapının tatiline karar verildiği, akabinde 26.05.2009 tarihinde de yıkım kararı alındığı, bunun üzerine kat malikleri yönetim kurulunca Büyükşehir Belediyesine başvuru yapıldığı ve yine kat malikleri yönetim kurulunca idari yargıda belediyenin yıkım kararına karşı idari işlemin iptali bakımından dava açıldığı, Mahkemece alınan yürütmenin durdurulması kararının 09.10.2009 tarihli karar ile kaldırıldığı ve kararın kesinleştiği, yargılama sonucunda Mahkemece verilen ret kararının temyizi üzerine kararın usul bakımından bozulduğu; ancak davanın takip edilmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılarak davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, 25.09.2013 tarihinde yapı ruhsatı alınması için yapılan başvuru sonucunda ise tadilat için 06.12.2013 tarihinde ruhsat verildiği, bu arada dış cephede kullanılacak 9.458.755,00 TL tutarlı cam bedelinin üretici firma tarafından yönetim şirketi olan Üçgen firmasına fatura edildiği, bu bedelin Üçgen tarafından da Akmerkez firmasına fatura edildiği, süreç içerisinde önceden satın alınan camlardan 644.084,00 TL bedelli kısmın bozularak kullanılamaz hale geldiği, ruhsat alımı işlerinin gecikmesi ile arada geçen sürede tadilatta kullanılacak camların uzun süre depoda beklemesi nedeniyle bozulduğu, yukarıda açıklandığı üzere alışveriş merkezinin tadilatı için alınması gereken ruhsat ile ilgili tüm işlemlerde ve sonrasında idari yargıdaki dava sürecinde muhatabın baştan sona alışveriş merkezinin kat malikleri yönetim kurulu olduğu, tadilatta yaşanan gecikmenin idari sürecin uzun sürmesinden kaynaklandığı, imar işlem dosyasında mevcut kayıtlardan anlaşılacağı üzere idari yargıdaki dava ve belediyeler nezdindeki ruhsat alım sürecinin günlük olarak takip edildiği, gerekli tüm başvuru ve işlemlerin zamanında yerine getirildiği, bu nedenle kök bilirkişi raporundaki "yönetim kurulunca yeni ruhsat alımı için yapılan başvurunun mevcut ruhsatla tadilat yapılamayacağının anlaşılmasından üç yıl sonra yapıldığı, bu nedenle özen borcuna aykırı olması nedeniyle davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunduğu" yönündeki tespitin yerinde görülmediği, davacının da 27.04.2007 tarihinden 03.05.2011 tarihine kadar olan süreçte şirketin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, sorumluluk sebebi olarak gösterilen işlemlerin bir kısmının onun da görevde bulunduğu dönem içerisinde gerçekleştiği, davacı tarafça, ilişkili taraf işlemleri ve dış cephe tadilatı nedeniyle Üçgen ve Ak Girişim firmalarına mükerrer ödemeler yapılarak şirketin zarara uğratıldığı ileri sürülmüş ise de Üçgen firmasının, Akmerkez kat malikleri yönetimi ile yapılan sözleşme ile alışveriş merkezine bakım ve yönetim hizmeti verdiği, Akmerkez şirketi tarafından bu firmaya avans ödemeleri yapıldığının davalı tarafın da kabulünde olduğu; ancak bu ödemelerin tadilat işleri için yapıldığı yönünde davacı tarafça hiçbir delil ileri sürülmediği gibi davalı tarafça da bu ödemelerin alışveriş merkezinin apart otel, koridor ve sinema yenilemeleri için yapıldığının bildirildiği, Üçgen firması dış cephe tadilatı işini başka teklifler de alarak en uygun teklifte bulunan Ak Girişim (Akkon) firmasına vermiş olup Metal Yapı firmasının ise Ak Girişim'in alt yüklenicisi olarak tadilat işlerini gerçekleştirdiği, Akmerkez GYO A.Ş. ile Üçgen firması arasında bir sözleşme bulunmayıp, yönetim sözleşmesinin tarafının kat malikleri kurulu olduğu, Üçgen'e verildiği belirtilen avansların 11.530.000,00 TL'sinin cari yıla ait olduğu, bu miktarın tamamına yakın kısmının cam bedeline ait olduğu, daha sonra alınan ruhsat kapsamında tekrar bu camların büyük bir kısmının ise dış cephede kullanılacak cam bedeline ilişkin olduğu tespit edildiğinden davalı şirketin mükerrer ödemeler nedeniyle zarara uğratıldığı iddiası yerinde görülmediği, yine ilişkili taraf işlemleri bakımından, Akmerkez GYO A.Ş. ile Üçgen ve Ak Girişim firmalarının bir kısım pay sahiplerinin aynı gerçek ve tüzel kişiler olmaları nedeniyle söz konusu şirketlerin birbirleriyle ilişkili şirket konumunda bulunduğu; ancak ilişkili taraf işlemleri ile Akmerkez şirketinin ne suretle zarara uğratıldığı konusunda davacı tarafça herhangi bir delil sunulmadığı, tadilat işinin, müteahhitlik belgesi bulunmayan Üçgen firması yerine değişik firmalardan teklifler alınmak suretiyle maliyet+%5 kâr oranıyla Ak Girişim firmasına verilmiş olması karşısında, bu yolla şirketin zarara uğratıldığı iddiasının da yerinde görülmediği, davacı tarafça, yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı Kanun'un 395 inci maddesi kapsamında izin verilmemesine rağmen davalı ... Eyüboğlu'nun buna aykırı hareket ederek yönetim kurulunda bulunduğu Üçgen ile iş yaparak şirketi zarara uğrattığını ileri sürmüş ise de 31.03.2013 tarihli genel kurul kararı öncesinde, şirket genel kurulunca yönetim kurulu üyelerine şirketle iş yapma izni verildiği gibi şirketin bu yolla ne suretle zarara uğratıldığına yönelik olarak da davacı tarafça somut bir delil sunulmadığından bu zarar iddiasının yerinde görülmediği, dava konusu yapılan şüpheli alacakların salt bir cari yıla ait olmayıp uzun yıllardır birikmiş alacaklar niteliğinde olması, Akmerkez GYO A.Ş.'nin faaliyet alanı ve yaptığı işler ile piyasa koşullarına göre şirketin iş hacmi itibarıyla tahsil edilemeyen alacak bulunmasının da ticari hayatın olağan akışına uygun olması nedeniyle davacının bu kalemdeki tazminat talebinin reddinin isabetli görüldüğü, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/355 E. sayılı dosyasındaki davanın, davacının da yönetim kurulu üyesi olduğu 2004 yılında açıldığı, 2012 yılında sonuçlandığı, sonuçlanan dava neticesinde şirketin ödeme yapmak durumunda kaldığı, diğer davaların ise otoparktan hırsızlık ile kira uyuşmazlıklarından kaynaklandığı, Akmerkez GYO A.Ş. büyük ölçekli alışveriş merkezinin büyük hissedarı olup kiraladığı işyerleri nedeniyle davalara muhatap olması ve bazı davaların da aleyhine sonuçlanmasının ticari hayatın olağan akışına uygun ve beklenen bir durum olup bu suretle gerek sulh yoluyla gerekse mahkeme ilamına dayalı olarak şirketin bir takım ödemeler yapması ve finansal tablolarda da dava karşılığı ayrılması sonucunda yönetici olan davalıların sorumluluğundan söz edilmesi mümkün olmadığı, en son genel kurul kararına göre yönetim kurulu üyelerine ödenen aylık ücret 4.100,00 TL olup bu denli büyük ölçekli bir şirkette görev ve sorumluluk alan yönetim kurulu üyelerine prim ödenmesi ve sağlık sigortası yapılması ticari hayatın olağan akışına uygun olduğundan bu yöndeki zarar iddiasının yerinde görülmediği, davalı ...'in istifa nedeniyle boşalan yönetim kurulu üyeliğine 02.12.2014 tarihli yönetim kurulu kararıyla seçildiği, anılan davalı bakımından 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesi uyarınca kusuru ispat yükü davacı üzerinde olup davacı tarafça davalının kusuru kanıtlanamadığı gibi davaya konu edilen hukuki işlem ve olayların davalının göreve başlamasından önceki döneme ait olduğundan dava konusu zararlardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar ..., ... ve ... vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek ve 21.04.2022 tarihli dilekçesindeki sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu işlem ve olaylar nedeniyle yönetim kurulu üyesi olan davalıların sorumlu olup olmadığı, sorumlu kabul edilmeleri halinde zararın miktarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 309, 334, 335, 336 ncı ve devamı maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 553 ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak birleşen davada davalı ...'e verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/8008 E., 2023/2419 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ri ilişkisi bulunmadığı, dava konusu bononun taraf defterlerinde de yer almadığı, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmamas
11. Hukuk Dairesi         2021/8008 E.  ,  2023/2419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1339 Esas, 2021/511 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/125 E., 2019/237 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında hiçbir ticari alış veriş ve hukuki ilişkisi olmadığını, müvekkili şirket adına düzenlenmiş fatura sevk irsaliyesinin olmadığını, takip konusu senedin ... tarafından resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık amacı ile müvekkili şirketten habersiz olarak düzenlendiğini, ...'in müvekkili şirketteki mevcut hisselerini 12.12.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ...'a devrettiğini, ...'in imza yetkisinin iptal edildiği hususunun 24.12.2014 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, ...'in ortaklıktan ayrıldıktan ve yetkili temsilci sıfatı sona erdikten sonra haksız menfaat elde etmek amacı ile davalı şirket adına 5.370.614,40.TL'lik bonoyu düzenleyerek davalıya teslim ettiğini, dava konusu senedin normalde 05.11.2014 tarihinde tanzim edilmeyip, senede ...'in yetkili olduğu bir zamanda düzenlendiği izlenimi verilmek istendiğini ileri sürerek Adana 8. İcra Müdürlüğü'nün 2016/6290 E. sayılı icra takip dosyasında 05.11.2014 tanzim tarihli 15.01.2015 vade tarihli bakiye 3.170.614,40.TL alacak olduğu iddia edilerek icra takibine konu edilmiş bono ve icra takibinden dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile borç senedinin iptaline, haksız ve kötü niyetli davalının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; bonoya konu borcun 3.170.614,40 TL'lik kısmının ödenmediğini, müvekkilinin dava dışı Ce Agro şirketi ile ticari ilişkisinin olduğunu, Yeşil Tarım şirketi tarafından Ce Agro şirketine verilen ve Ce Agro şirketi tarafından müvekkiline ciro edilen muhtelif çeklerden dolayı şirketten alacaklı olduğunu, davacı şirketin 05.11.2014 tarihli protokol ile borcu ödemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin, çeklerin ödenmesini beklendiğini, çeklerle ilgili Yeşil Tarım ve Ce Agro şirketi hakkında ilk icra takibinin 17.11.2014 tarihinde yapıldığını, ancak tahsilat yapılamadığından senedin icra takibine konu edildiğini, bono için ödememe protestosu çekme zorunluluğu olmadığını, davacı şirketin borcu ödememek için taşınmazları düşük bedelle sattığını, söz konusu bononun ...'in ortaklık sıfatı sona ermeden düzenlenip müvekkiline verildiğini, davacı tarafın iddia ettiği tüm hususların hukuki gerekçeden yoksun olduğunu savunarak davanın reddine ve davacının %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, davacı ortaklarının ... ve ..., temsilcisinin ise ... olduğu dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti nin ortaklarının ..., ... ve ..., temsilcilerinin ise münferiden ... ve ... olduğu, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte ... ve ...'in her iki şirketin de ortağı olduğu, aynı zamanda ...'in her iki şirketi de münferiden temsile yetkili müdürü konumunda bulunduğu, 05.11.2014 tarihli protokolde dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şirketi tarafından Ce Agro Şirketine verilen ve ciro edilerek davalı şirkete geçen 11 adet çekin karşılığının çıkmaması, icra yolu ile de tahsil edilememesi halinde, 11 adet çekin toplam tutarı olan 5.370.614,40 TL'nin davalı şirkete davacı şirket tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davaya konu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.'nin ortakları ve temsilcileri dikkate alındığında, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine, davalı vekilinin tazminat talebinin, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtili koşullar gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu bononun, davacı şirketin eski yetkilisi olan ...'ın, ortaklıktan hissesini devrederek ayrılmasından sonra ...'in hissesini devralan ve şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi olan ... tarafından, şirkete ait taşınmazın 04.03.2016 tarihinde satılması sonucu, tasarrufun iptali davası açıp, taşınmaza haciz konulmak istenmesi olduğu, bunun gerçekleşmesi için, davalı Konak Ay şirketi ile muvazaalı olarak dava konusu bonoyu düzenleyip, davalı tarafında Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açıldığını, bononun vadesinin 15.01.2015 tarihi olup, davalı tarafından 02.05.2016 tarihinde icraya konulduğunu, bononun tanzim tarihinde davalının elinde bulunmadığını, bulunsaydı 1,5 yıl beklenmeyip derhal icraya konulucağını, tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmaza hacizin de konulabileceğini, davalı tarafından her ne kadar dava konusu bononun teminat bonosu olup, 05.11.2014 tarihli protokol gereğince, ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu Yeşil Tarım...Ltd. Şti.'nin keşidecisi, dava dışı Ce-Agro Ltd. Şti.'nın lehtarı olan ve davalı şirkete cirolanan 11 adet çekin, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketi tarafından ödenmediği takdirde, teminat bonosunun icraya konulacağının kararlaştırıldığı savunulsa da, bononun her zaman geriye doğru düzenlenebileceğini, protokolde yer olan şirketlerle ticari ilişki bulunmadığını, çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014, bononun ise 05.11.2014 tarihinde düzenlenmiş olduğu, bu hususun hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şirket öz varlığının çok üzerinde bir bedel ile bono düzenlenmiş olmasının mantığa aykırı olduğunu, Yeşil Tarım şirketinin çekleri ciro yolu ile Ce-Agro şirketinden alan davalıya kefil olmasının her iki şirket arasında ticari ilişkinin bulunmayışı dikkate alındığında bu hususunda mantık kurallarına aykırı olduğunu, davalının icra takibi başlattığı çeklere ilişkin geçersiz taahhüt aldığını, bazı çekler yönünden de icra takibi başlatılmadığını, bononun taraf defterlerinde kayıtlı olmadığını, şirketin yeni ortağı ...'ın böyle bir borç altındaki şirketten hisse alamayacağını tüm bu hususların hayatın olağan akışına aykırılığın ispatı olduğunu, kaldı ki ... ve davalı şirket temsilcisi hakkında soruşturma bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu bononun alacaklısının davalı şirket, borçlusunun davacı şirket, keşide tarihinin 05.11.2014, vade tarihinin 15.01.2015 ve bedelinin 5.370.614,40 TL olduğu, bono üzerinde malen ya da nakden kaydı bulunmadığı, taraflar arasında aynı tarihte düzenlenen protokol başlıklı belge de ise, Yeşil Tarım şirketi tarafından verilen ve Ce-Agro şirketi tarafından cirolanan çeklerin davalı Konak Ay şirketi tarafından tahsile konulduğu, bu çeklerin karşılığı çıkmadığı ve bu çekler borçlulardan icra yolu ile tahsil edilemediği takdirde toplam 5.370,614,40 TL tutarındaki borcun Konak Ay şirketine davacı şirket tarafından ödeneceği, Yeşil Tarım ve Ce-Agro şirketleri tarafından çekler ödenmediği takdirde bononun icraya konulacağının kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenlendiği 05.11.2014 tarihinde davacı şirket ile, 11 adet çekin keşidecisi olan Yeşil Tarım şirketinin ortaklık yapısı incelendiğinde ...'in her iki şirketin de ortağı ve münferiden temsilen yetkili müdürü konumunda olduğu, bononun düzenlendiği tarihte davacı şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, davacı şirketteki hissesini 12.12.2014 tarihinde ...'a devrettiği ve bu işlemin 24.12.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edilmiş olduğu, Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait 2016/384 E. sayılı dosyada ise davalı tarafından, davacı şirket aleyhine 03.06.2016 tarihinde açılmış tasarrufun iptali davası olup, konusunun ise, ...'den şirket hissesini devralan ... tarafından davacı şirkete ait taşınmazın satılması olduğu, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, davacı şirket ile çeklerin keşidecisi olan Yeşil şirketi, lehtarı Ce-Agro şirketi ve cirantası davalı şirketin hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığı, dava konusu bononun taraf defterlerinde de yer almadığı, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle, protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, çekler için teminatın Ce-Agro şirketi tarafından verilmesi gerektiği, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, kaldı ki, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı, davalının cevap dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmediği, kötü niyet tazminatı yönünden ise, davalı alacaklı şirket tarafından dava konusu bononun, Ce-Agro şirketi tarafından kendisine ciro edilen çeklerin teminatı olarak alındığının savunulduğu, ancak bu savunmanın ispat edilemediği, davalı şirketin icra takibi başlatmakta haksız olsa da kötü niyetli olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile Adana 8. İcra Müdürlüğüne ait 2016/6290 E. sayılı icra takibine esas teşkil eden 05.11.2014 düzenleme tarihli 15.01.2015 vadeli, bakiye 3.170.614,40 TL alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının yasal koşullar oluşmadığından davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi'nin hayatın olağan akışı kavramı üzerinde durularak yargılamaya konu borcun ve yaşanılan sürecin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu kabul ederek karar verdiğini, müvekkilinin alacağını ispat konusunda herhangi bir problemi bulunmamakla birlikte, Mahkemece hayatın olağan akışına dayanan tarafın ispat külfetinden kurtulduğunu ve ispat külfetinin davalı müvekkiline geçtiğini kabul edilmek suretiyle karar verdiğini, söz konusu ispat külfeti değerlendirmesinin hatalı olduğunu, protokole konu çeklere ilişkin olarak, borcun 2.200.000,00 TL kısmının müvekkili şirkete ödendiğini, ödenmeyen ve bankada karşılığı bulunmayan 6 adet çekle ilgili alacağın icra takibi yapılmasına rağmen tahsil edilemediğini, bu nedenle alacağını tahsil edemediği için bonoyu takibe koyduğunu ödenmeyen borcun 3.170.614,40 TL olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin Ce Agro şirketine mal sattığından bu şirketten alacaklı olduğunu, Ce Agro şirketininde Yeşiller Tarım şirketiyle olan ticari ilişkisi karşılığında Yeşil Tarımdan almış olduğu 11 adet çeki cirolayarak müvekkili şirkete verdiğini, bononun tanzim edildiği tarihte davacı Ceynar Şirketi ile Yeşiller Tarım şirketini münferiden temsile yetkili kişisinin ... olduğunu, Yeşiller Tarım tarafından verilen çekler dolayısıyla oluşan borca karşılık diğer şirketi olan davacı Ceynar Tarımı da bir nevi kefil gösterdiğini, ...'in iki şirketinden birinin (Yeşiller Tarımın) borcuna karşılık, diğer şiketine (Ceynar Tarıma) ait bonoyuda teminat olarak verdiğini ve protokol imzalandığını, bahsi geçen Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/384 E. sayılı dosyası ile ilgili olarak keşideci Yeşiller Tarım ile Lehtar Ce Agro aleyhine ilk takibin 17.11.2014 yılında yapıldığını, daha sonrada vadesi gelip geçmesine rağmen ödenmeyen 5 adet diğer çekler içinde çeşitli tarihlerde takip yapıldığını, bu takiplerden Adana 4. İcra Müdürlüğü'nün 2014/18998 E. sayılı dosyasında 16.01.2015 tarihinde ... tarafından dosya borcunun 16.05.2015 tarihinde ödeneceğine dair ödeme taahhüdünde bulunulduğundan, bu taahhütlere istinaden bononun takibe konulmadığını, bu süreçte ...'in Ceynar Tarımdaki hissesini bedelsiz olarak ...'a devrettiğini öğrendikten tasarrufun iptali davasını açtığını, hayatın olağan akışına aykırı olarak Ceynar Tarımdaki hisselerini bononun tanziminden bir ay sonra apar topar tek kuruş almaksızın ...'a devrettiğini, 6102 sayılı Kanun'un 395'inci maddesinin ikinci fıkrasına göre pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin şirket için kefalet, garanti ve teminat veremeyeceğinin düzenlendiğini, oysa işlemlerin yapıldığı tarihte ...'in Ceynar Tarım şirketinin %70 hissedarı ve tek başına temsilcisi olduğunu, otarihte iki şirketinde bir aile şirketi olup şirket ortaklarının aynı kişiler olduğunu, bononun düzenlenmesinde muvafakatının bulunmadığını ve bononun geçersi olduğunu ileri sürebilecek tek kişinin Ceynar Tarımın o tarihteki diğer ortağı olan ...'in olduğu onunda hiçbir itirazının bulunmadığını, davaya konu edilen 05.11.2014 tarihli protokolün ve senedin düzenlenmesinden yaklaşık bir ay sonra 12.12.2014 tarihinde, ...'in müvekkili şirkete olan borcunu ödememek ve müvekkilinden mal kaçırmak kastıyla Ceynar Tarımdaki tüm hisselerini hiç bir bedel almaksızın ...'a devretmesi ve aynı gün ...'in imza yetkisinin de iptal edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin davaya konu icra takibini haksız olarak başlatmış olduğunu, davacı müvekkil şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmesi suretiyle karar verildiğini, dava konusu bono davacı şirketin eski ortağı ve yetkilisi ... tarafından geçmiş tarihli olarak davalı adına, davalı ile menfaat birlikteliği amacı ile düzenlendiğini, bunun yapılmasının sebebi ise davacı şirket adına kayıtlı ve oldukça değerli olan kayıtlı taşınmazın davacı müvekkil şirketin %70 ortağı ve yeni temsilcisi ... tarafından 04.03.2016 tarihinde satılması olduğunu, ... davacı şirketteki ortaklıktan ayrıldığında babası ... %30 hisse sahibi olarak şirkette kaldığını, ... ile ... bu taşınmaz satıldıktan sonra davalı Konak Ay şirketi ile anlaşarak muvazaa yapmak, akabinde tasarrufun iptali davası açarak taşınmaza haciz koydurmayı amaçladıklarını, bu sebeple de, taşınmaz satıldıktan sonra geçmiş tanzim tarihli dava konusu bono düzenlenmiş ve davalı Konak Ay şirketi'ne verildiğini, davalı Konak Ay şirketi de bu bonoya dayanarak Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/384 E. sayılı dosyası ile 03.06.2016 tarihinde tasarrufun iptali davası açtığını, davalının, haksız ve kötü niyetli icra takibi açtığını gösteren bir başka hususun da, davalının vade tarihi 15.01.2015 olan bir bono hakkındaki icra takibini 02.05.2016 tarihinde açması olduğunu, gerçekten söz konusu bono davalının elinde tanzim tarihinde bulunsaydı, davalı beş milyonluk" vadesi 15.01.2015 tarihi olan bonoyu icra takibine koymak için bir buçuk yıl sonrasını beklemeyeceğini, davalı Konak Ay ile dava konusu muvazaalı bonoda imzası bulunan şirket eski ortağı ... ve babası ...'in birlikte hareket ettiklerini ve dolayısıyla söz konusu icra takibinin haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını belirterek kötü niyet tazminatına yönelik verilen ret kararı yönünden bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 395'inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu(2004 sayılı Kanun) 72'nci maddesi. 3. Değerlendirme Dava, takibe konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlık konusu bononun, davacı ile davalı şirket arasında 05.11.2014 tarihinde düzenlenen protokole istinaden düzenlendiği, dava konusu bononun düzenlendiği tarihte çekleri keşide eden Yeşil Tarım Ltd. Şti. ile çeklerin karşılığının çıkmaması ihtimaline karşılık bonoyu düzenleyen davacı Ceynar Ltd. Şti.' nin ortakları ve temsilcileri birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu bononun Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilerek dava dışı Ce Agro Ltd. Şti.'ne verilen ve Ce Agro Ltd. Şti. tarafından ciro edilerek davalı şirkete geçen ve karşılıksız çıkan toplam 5.370.614,40 TL'lik 11 adet çekin karşılığının ödenmesinin temini için verilmiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu bononun davalı tarafından vade tarihi 15.01.2015 tarihinden 1,5 yıl sonra 02.05.2016 tarihinde icra takibine konu edildiği, davacı şirketin bononun düzenlendiği tarihte öz varlığının 521.000,00 TL olmasına rağmen bononun 5.375.000,00 TL olarak düzenlendiği, bono tarihinde şirket temsilcisi olarak görülen ...'in, şirketi borçlandırmasına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınmış bir karar da olmadığı, bu hususun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 395 inci maddesine aykırılık teşkil ettiği, davacı şirketin taraflarla hiçbir ticari ilişkisi bulunmaması nedeniyle protokolde belirtilen çeklerin teminat altına alınmasını ve davacı şirketin borçlanmasını gerektirecek hiçbir menfaatinin bulunmadığı, teminat alınmak istenmesi halinde davacının çeklerde aval olmasının mümkünken böyle bir işleminde yapılmadığı, davalı şirket tarafından dava dışı Ce-Agro şirketine malların satıldığı ve çeklerin alındığı tarihin 30.10.2014 olmasına rağmen bononun bu tarihten sonra alınmış olduğu, uygulamada asıl borç ile teminatın aynı anda alındığı, davalı tarafından protokolde belirtilen çeklerin tamamı hakkında icra takibi yapılıp tahsil edilmeye çalışılmadığı, tüm bu hususların bononun, eski şirket temsilcisi tarafından, davacı şirkete ait taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından açılan tasarrufun iptali davasında, taşınmaza haciz koydurmak amacıyla, davalı ile anlaşarak, muvazaa yapmak suretiyle geçmiş tarihli olarak düzenlendiğini gösterdiği, davalının aksi yöndeki iddiaların hayatın olağan akışına (genel hayat tecrübelerine) aykırı olduğu, hayatın olağan akışına dayanan kişinin, artık iddiasını ispatla yükümlü olmadığı, davalı şirket tarafından, dava konusu bononun, dava dışı Ce-Agro şirketi ile olan ticari ilişki çerçevesinde kendisine verilen çeklerin teminatı olarak düzenlendiği ve bonodan dolayı alacaklı olduğu hususun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi uarınca "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.", 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereğince de "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Öte yandan kural olarak menfi tespit davalarında ispat külfeti davalı alacaklıya aittir. Ancak dosyadaki 05.11.2014 tarihli protokol üzerinde yapılan incelemede, dava dışı Yeşil Tarım Ltd. Şti. tarafından keşide edilen ve davadışı Ce-Agro.. Ltd. Şti tarafından cirolanan 11 adet çekin karşılığı çıkmaması üzerine davacı şirket tarafından bu borcu teminen senet düzenlenip verileceğinin kararlaştırıldığı, dava konusu bononun düzenleme tarihinin protokol tarihiyle aynı olduğu, ayrıca bono bedeli ile protokol gereği davacı şirketin borçlandığı miktarında aynı olduğu görülmüştür. Ayrıca dava dışı Yeşil Tarım .. Ltd. Şti. temsilcisi ile davacı şirketin temsilcisinin aynı kişi olduğu, Mahkemece alınan 23.10.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre de davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede çekleri davalı şirkete cirolayan davadışı Ce-Agro şirketinden ticari ilişki nedeniyle alacaklı olduğu, davalının da savunmasında 05.11.2014 tarihli protokol gereği davacı şirketten ödenmeyen çekler nedeniyle düzenlenen bonodan kaynaklı alacaklı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının bono nedeniyle borçlu olunmadığına ilişkin ispat külfetinin davacı üzerinde olduğu, davacının da borçlu olmadığını yazılı delillerle ispat etme külfetinde olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile ispat külfetinin yer değiştirilerek davalı şirket üzerinde olduğunu ve davalı tarafından alacaklı olunduğu ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde taraflara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/6616 E., 2025/360 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesinde alınan yöneticiye TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın gerekli nisapları taşımaması ve oydan yoksunluk hali nedeniyle yoklukla malul olduğu, davalının ...
11. Hukuk Dairesi         2023/6616 E.  ,  2025/360 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/787 Esas, 2023/1451 Karar HÜKÜM : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1150 E., 2021/57 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından duruşma istemsiz olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.01.2025 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı asıl dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %33,3 oranda ortağı ve müdürler kurulu başkanı, şirketin diğer ortakları ... ve ...'nun müdürler kurulu üyeleri olduğunu, ... ve ...'nun, müdürler kurulu başkanının bilgisi dışında 12.10.2017 tarihli olağanüstü genel kurul kararı taslağı hazırlayarak ihbarname ile müvekkiline gönderdiklerini, kararın imza edilmesini istediklerini, anılan genel kurul kararında müvekkilinin müdürlükten azledildiği ve ortak ...'nun paylarını diğer ortak ...'e devrettiği hususunun onaylandığının belirtildiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyası ile alınan genel kurul kararının yokluğu, butlanı ve iptali istemli dava açıldığını, Mahkemece 12.10.2017 tarihli 74 sayılı ortaklar kurulu kararının yokluğuna karar verildiğini, kararın henüz kesinleşmediğini, davalı şirketin diğer ortaklarının ihtarname ile müvekkiline olağanüstü genel kurul gündemli müdürlük kurulu kararını gönderdiklerini, ihtarnamenin 07.09.2018 tarihinde müvekkiline cezaevinde usulsüz bir şekilde tebliğ edildiğini, 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurulun yapılarak daha önce İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyası ile yokluğu tespit edilen kararların tekrar alındığını, alınan kararların alınma usulü ve içeriği yönünden yok hükmünde olduğunu, genel kurulun toplantıya 15 gün öncesinden çağrılması gerektiğini, limited şirketlere uygulanacak çağrı merasimine uyulmadığını, genel kurulu toplantıya çağırmak için alınmış geçerli bir müdürler kurulu kararının bulunması gerektiğini, müdürler kurulu başkanı olan müvekkilinden habersiz bir şekilde müdürler kurulu ya da genel kurul kararı alınmasının mümkün olmadığını, yönetim kurulunu toplantıya çağırma yetkisinin kural olarak yönetim kurulu başkanına ait olduğunu, genel kurula çağrı şekline de uyulmadığını, genel kurulda alınan kararların içerik olarak da kanun ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, davalı ...'in şirketi temsil yetkisini fiilen ele geçirdiğini, şirkete zarar verici, şirket mal varlığını azaltıcı şekilde hareket etmeye başladığını, anılan kişi hakkında sorumluluk davası açıldığını, davalı şirketin 20 milyon USD değerli ... Gayrimenkul A.Ş.'deki %50 hissesini de kendine üzerine aldığını ileri sürerek 14.09.2018 tarihinde alınan ve 02.10.2018 tarihinde tescil edilen 80 sayılı kararın ve özellikle genel kurulun 7. maddesinde yer alan şirketin ... Gayrimenkul A.Ş.'deki hisselerinin tamamının ...'e devrine icazet verilmesine ilişkin kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, bu talep kabul görmezse butlanla batıl olduğunun tespitine, olmadığı taktirde iptaline karar verilmesini, alınan kararların icralarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 449. maddesi uyarınca tedbiren durdurulmasına, ... adına muvazaalı devredilen ... Gayrimenkul A.Ş.'deki %50 hissesinin 3.kişilere devri ve temlikinin önlenmesi için tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; TTK'da öngörülen çağrı prosedürüne uyulduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 617/1 hükmünde genel kurulun müdürler tarafından toplantıya çağrılacağının düzenlendiği, limited şirket müdürlüğü görevinin vekaleten ifa edilemeyeceği, davacı müdürler kurulu başkanı olması sebebiyle anılan Kanun'un 624. maddesi gereği genel kurulu kendisinin toplantıya çağırabileceğini belirtmiş ise de davacının tutukluluk hâli nedeniyle söz konusu görevini fiilen ifa edemeyeceğini, TTK'nın 411. maddesi uyarınca ortak ...'in müdürler kuruluna, genel kurulun toplantıya çağrılması için genel kurul gündemi de belirtilmek suretiyle ihtarname gönderdiğini, müdürler kurulunun toplantıya çağrısı değil azlık hakkı sahibi ortağın toplantıya çağrısı bulunduğunu, müdürler kurulunun diğer üyeleri ... ve ... tarafından 31.08.2018 tarihli çağrı ile 10.08.2018 tarihli ihtarda belirtilen gündem maddelerinin karara bağlanması için olağanüstü toplantıya davet edildiğini, çağrının tutuklu bulunan davacıya, eşine ve avukatına iadeli taahhütlü gönderildiğini, tebligat davacıya tebliğ edilmesine rağmen genel kurula katılmadığını, genel kurula ilişkin ilan ve prosedüre uyulduğunu, genel kurula katılmayan davacının alınan kararlar hakkında yokluğun ve butlanın tespiti ile iptal davası açamayacağını, davanın kötü niyetli olduğunu, ...'e ait dava dışı bir şirkete ait hisseler üzerinde tedbir uygulanması talebinin kabul edilemeyeceğini, genel kurul kararlarının usulüne uygun alındığını, gerekli nisaplara uyulduğunu, davacının oy oranının da kararın alınmasını etkileyebilecek nitelikte olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müdürler kurulu başkanının davet konusunda öncelikle yetkisinin bulunduğu, başkanın görevini yapmaması veya yapmasına engel bir durumun mevcut olması gibi istisnai hallerde müdürler kurulu üyelerinden herhangi birinin müdürler kurulunu toplantıya çağırabileceğini, müdürler kurulunun toplantıya çağrılması ya da müdürler kuruluna bizzat katılımın zorunlu olduğunu, yönetim kurulu toplantısına davacının vekaleten katılma imkanı bulunmadığı, davacının belirtilen tarihlerde cezaevinde tutuklu bulunduğu, bu nedenle müdürler kurulunu toplantıya çağırması ya da müdürler kurulu toplantısına bizzat katılmasının fiziken mümkün olmadığı, müdürler kurulunun diğer üyeleri ... ve ... tarafından müdürler kurulunun toplantıya çağrılabileceği, ... tarafından 10.08.2018 tarihli ihtarname ile şirket müdürler kurulu tarafından genel kurulun belirtilen gündem maddeleriyle toplantıya çağrılmasının talep edildiği, söz konusu ihtarnamenin ve çağrının tutuklu bulunan davacıya, eşine ve vekiline iadeli taahhütlü olarak gönderildiği, davacının tutuklu olması sebebiyle müdürler kurulunu toplantıya çağıramadığı, daha sonra ... tarafından müdürler kurulunun toplantıya çağrılmasına ilişkin 31.08.2018 tarihli istemin 07.09.2018 tarihinde davacıya cezaevinde taahhütlü mektupla tebliğ edildiği, yapılan müdürler kurulu toplantısında genel kurulun toplantıya çağrıldığı, çağrının usulüne uygun olarak yapılmış sayılması gerektiği, 1,2,3,4 ve 5. gündem maddelerinde alınan kararların gerekli usul ve nisaplara uygun alındığı, gündemin 6. maddesinde alınan yöneticiye TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın gerekli nisapları taşımaması ve oydan yoksunluk hali nedeniyle yoklukla malul olduğu, davalının ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş.'de bulunan %50 payın ortak ...'e devrine izin verilmesine ilişkin 7 no.lu kararında oydan yoksunluk, satış yetkisinin genel kurula ait olması ve nisaplara uygun olmaması nedeniyle yoklukla malul olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 14.09.2018 tarihinde yapılan genel kurulda alınan 6 ve 7 no.lu kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, TTK'nın 449. maddesi gereği hüküm kesinleşinceye kadar kararların icrasının geri bırakılmasına, diğer taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müdürler kurulu başkanı olan davacının tutuklu olması sebebiyle diğer müdür ...'in 10.08.2018 tarihli ihtarnamesi olağanüstü genel kurul toplantısına çağrı yapılmasını talep ettiği, davacı tarafından çağrı yapılmaması üzerine davacı dışındaki aynı zamanda müdür olan diğer ortaklar ... ve ...'in 31.08.2018 tarihinde müdürler kurulu kararı alarak 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılmasına ve gündemin belirlenmesine karar verdiği, söz konusu davet ve gündemin 15.08.2018 tarihinde noterlikce tasdik edildiği, 28.08.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, ayrıca gazete de yayımlandığı, davet ve gündemin davacıya cezaevi aracılığı ile 07.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, TTK'nın 617. maddesinde genel kurulun toplantı gününden en az 15 gün önce toplantıya çağrılacağının belirtildiği, davet mektubunun ulaştığı tarih ile toplantı tarihi arasında 15 günlük bir süre olacağının belirtilmediği, toplantının ilanı ile yapıldığı tarih arasında 15 günlük süreye uyulduğu, davet mektubunun toplantıdan makul bir süre önce davacıya ulaştığı, bu sebeple çağrı usulüne uygun olup davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, müdür olan ortaklar ... ve ...'in katılımı ile 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı, TTK'nın 617/1 hükmünde genel kurulun müdürler tarafından toplantıya çağrılacağı, birden fazla müdür olması halinde çağrının kurul kararı ile yapılacağı, TTK'nın 624/2 hükmünde başkan olan müdürün genel kurulun toplantıya çağrılması ve genel kurul toplantılarının yürütülmesi konularında olduğu gibi genel kurul başka yönde bir karar almadığı ya da şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme öngörülmediği takdirde, tüm açıklamaları ve ilanları yapmaya da yetkili olduğu, bu hükmün emredici kural olarak düzenlendiği, başkan olan müdürün herhangi bir sebeple çağrıda bulunmasına yasal engel olması veya çağrıyı sürüncemede bırakması halinde diğer müdür veya ortakların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 427/b-4 hükmü uyarınca genel kurul toplantısına çağrılması ve toplantı yapılması için temsil kayyımı atanması talebinde bulunabileceği, anılan TTK'nın 617/3 hükmü delaletiyle limited şirketler içinde uygulanan aynı Kanun'un 410/2. Hükmüne göre yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle tek bir pay sahibinin genel kurulu toplantıya çağırabileceği, TTK'nın 412. maddesinin uygulamasında ise şirkette yönetim kurulu mevcut olup pay sahiplerinin çağrı istemi reddedildiği veya isteme olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, mahkemenin genel kurulun toplantıya çağrılmasına karar verebileceği; ancak çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atayacağı, somut olayda müdürler kurulu başkanı olan davacının tutuklu olması sebebiyle görevini ifa edemediği ve talebe rağmen genel kurul toplantısı yapılması için çağrıda bulunmadığı, bu sebeple davacı dışındaki diğer müdürlerin izleyeceği yolun TTK'nın 410/2 ve 412. maddelerine göre mahkemeden genel kurulun toplantıya çağrılması için talepte bulunmak olacağı, davacı dışındaki diğer müdürlerin bu yolu izlenmeksizin olağanüstü genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin yasal olarak bulunmadığı, yetkisiz kişiler tarafından çağrılan ve toplanan genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, 14.09.2018 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, TTK'nın 449/1. hükmü uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar dava konusu olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına, ihtiyati tedbir kararının tescil ve ilanı için karardan bir örneğinin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne gönderilmesine karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespiti, butlanı olmadığı takdirde iptali istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine, 23.01.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/4055 E., 2024/7227 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sayılı dosyasında 12.10.2017 tarihli 74 sayılı ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilip anılan kararın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, 6102 sayılı Kanun'un 395, 619, 620 ve 644 üncü maddeleri de nazara alındığında davalı ...'nun ortaklık ve müdürlük sıfatının devam ettiği, bu durumda tapuda satış yapıldığ
11. Hukuk Dairesi         2023/4055 E.  ,  2024/7227 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1434 Esas, 2023/589 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1156 E., 2022/260 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli davalılar vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.10.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılardan ... vekili Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların dava dışı ... Teknik Mühendislik Tahaahüt Tic. Ltd. Şti.'nde eşit paya sahip olduklarını ve her üçünün de şirket müdürü yetkisi bulunduğunu, müvekkili müdürler kurulu başkanlığı yapmakta iken davalıların kendi aralarında anlaşarak usulsüz işlemlerle şirketin içini boşaltma yoluna gittiklerini, müvekkilinin müdürler kurulu başkanlığı ve imza yetkisini 12.10.2017 tarihli ortaklar kurulu adı altında bir karar ile usulsüz şekilde kaldırdıklarını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyasında genel kurul kararı aleyhine iptal ve butlan davaları açıldığını, davalı ...'nun hisselerini davalı ...'e devrettiğini, Mahkemece tedbir kararı verilmeden davalıların şirketin içini boşalttıklarını, davalı ...'in 22.12.2017 tarihinde acele şekilde şirkete ait olan ve davanın konusunu teşkil eden 3 adet taşınmazı eski ortak ...'na devrettiğini, bu işlemlerin muhasebe kayıtlarının ise 03.10.2017 tarihli olarak geriye dönük işlendiğini, gayrimenkullerin satış işleminin 1/3 fiyatının da altında yapıldığını, satış bedelinin de devralan davalı ...'nun şirketten alacağı olan tutara denk getirilmeye çalışıldığını, işleminin muvazaalı ve batıl olduğunu ileri sürerek dava konusu şirkete ait olan 3 taşınmazın satışına ilişkin işlemlerin muvazaa nedeniyle iptaline, taşınmazların tapuda dava dışı şirket adına tesciline karar verilmesini, bu talebin kabul görmemesi halinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 553 üncü vd. maddeleri gereğince davalıların şirkete verdiği zarardan dolayı sorumluluklarına istinaden devir bedeli ile taşınmazların gerçek değeri arasındaki farkın dava dışı şirkete davalılar tarafından müteselsilen ödenmesine dair şimdilik 10.000,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, 17.10.2017 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının müdürlük yetkilerine son verildiğini, davacı tarafından İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1024 E. sayılı dosyasıyla müvekkili aleyhine açılan sorumluluk davasının derdest olduğunu, dava konusu taşınmazların muvazaalı olarak ve bedelinin çok altında bedelle devredildiğine dair delil sunulmadığını, tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, dava dışı ... Teknik Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti.'nin 12.10.2017 tarihli ortaklar kurul kararı ile davacının müdürlük yetkisinin kaldırılmasına ve şirket ortaklarından ...'nun hisselerini ...'e devrederek ortaklıktan ayrılmasına karar verildiği, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyasında 12.10.2017 tarihli 74 sayılı ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilip anılan kararın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, 6102 sayılı Kanun'un 395, 619, 620 ve 644 üncü maddeleri de nazara alındığında davalı ...'nun ortaklık ve müdürlük sıfatının devam ettiği, bu durumda tapuda satış yapıldığı tarihte şirketle işlem yasağının mevcut olduğu, gayrimenkullerin devir tarihinde sonradan yok hükmünde kabul edilen genel kurul kararına göre yetkili müdür olarak atanan ...'in müdürlüğüne ilişkin genel kurulun da yok hükmünde olması sebebiyle diğer davalıya yaptığı satış işleminin yetkisiz temsilci sıfatıyla yapıldığı ve bu nedenle de satışın geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların davalı ... adına olan tapu kayıtlarının iptali ile dava dışı ... Teknik Mühendislik Taahhüt Tic. Ltd. Şti. adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, dava dışı şirkete ait dava konusu taşınmazların satışı öncesinde 12.10.2017 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların 6102 sayılı Kanun'un 617, 621 ve 624 üncü maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğuna dair Mahkeme kararının kesinleştiği, satış işleminin yetkisiz temsilci sıfatıyla yapılmış olması nedeniyle taşınmaz satışına ilişkin hukuki işlemlerin bağlayıcı olduğundan söz edilemeyeceği, davalıların iyi niyetle iktisap savunmasında bulunamayacağı, bu durumu bilecek durumda oldukları, davalılar vekili taşınmazların değerine ilişkin alınan bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, raporun yeterli olmadığını ileri sürmüş ise de Mahkemece terditli olarak açılan işbu davada, davacının birinci talebi olan tapu iptali ve tescili talebi kesinleşen Mahkeme kararına istinaden kabul edildiğinden ve kabul kararında taşınmaz bedeli sonuca etkili olmadığından değerlendirilmesinde hukuki yarar görülmediği, davalıların ihtiyati tedbir ve davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava dışı limited şirketin taşınmazlarının davalı şirket müdürü tarafından diğer davalı eski şirket ortağına gerçek değerinin altında, kötü niyetli ve muvazaalı olarak satıldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescili, olmadığı takdirde şirketin zararının tespiti ile şirkete ödenmesi taleplerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 617, 619, 620, 621, 624 vd. maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL vekalet ücretinin taraflardan alınarak yek değerine verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 09.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/737 E., 2023/3635 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nmadığı, yine şirketle işlem yapma yasağının limited şirketler için öngörülmediğini, limited şirketlere ilişkin hükümlerde şirket müdürlerinin kendileriyle işlem yapmalarını yasaklayıcı bir düzenleme olmadığı gibi anonim şirketlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 395 inci maddesinin birinci fıkrasında açık bir atıf da bulunmadığı, Kanun koyucunun, 395 inci maddenin ikinci fıkrasına açıkça atıf yapark
11. Hukuk Dairesi         2022/737 E.  ,  2023/3635 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1749 E., 2021/1966 K. HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2020/23 E., 2020/638 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 30.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekilleri Avukat....ve Avukat .....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin kurucu ortağı ve müdürü olan dava dışı ...'ün müvekkili şirketteki hisselerinin tümünü devrettiğini, müdürlük görevinin sona erdiğini, bu kişinin asıl borçlu olarak kendisini, avalist olarak da müvekkili şirketi göstererek davalı lehine düzmece bir bono tanzim ettiğini, bononun davalı tarafından ... ve müvekkili şirket aleyhine bonoda yazılı tutarın bir kısmı üzerinden (9.500.000,00 TL asıl alacak) takibe konulduğunu, dava dışı ...'e ödeme emrinin tebliği üzerine bu kişinin asıl borçlu sıfatıyla atmış olduğu ve ayrıca avalist gösterilen müvekkili şirket kaşesi üzerinde görünen imzasına itiraz etmediğini, bu kişi yönünden takibin kesinleştiğini ve bu tarihe kadar menfi tespit davası da açılmadığını, bu durumun işbu bonoyu ...’ün tanzim ve imza etmiş olduğunu ortaya koyduğunu, ...’ün müvekkili şirket adına aval verme yetkisinin kesinlikle bulunmadığını, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, senet metninden anlaşılan mutlak bir defi söz konusu olduğundan mahkemece takdiren sair yönler incelenmeden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, dava konusu senetteki aval imzasının müvekkili şirketin işletme amaç ve konusu dışında olduğunun açık olduğunu, müvekkili şirketin ticari ilişkilerinde bono kullanmadığını, takip dayanağı senetteki fahiş miktarı bile senedin düzmece olduğunu gösterdiğini, takip alacaklısı davalının takibe konu 11.000.000,00 TL meblağın alacaklısı olabilecek ticari ve mali düzeyden çok uzakta olduğunu, davalı ile avalist imzasını atan eski şirket müdürü arasındaki muvazaanın ve işbirliğinin açık kanı olduğunu ileri sürerek icra takibinin yargılama sonuna kadar teminatsız olarak durdurulmasına, davanın dava dışı ...’e ihbar edilmesine, takip dosyasından ve takip dayanağı bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, müvekkili şirket yönünden takibin iptaline, davalının %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; senet borçlusu ...'ün borca herhangi bir itirazı bulunmazken, senet kefili ve diğer borçlusu olan davacının huzurdaki davayı kötüniyetli olarak açtığını, senet tanzim tarihinde ...'ün şirket yetkilisi olduğunu, davacı tarafın takibe, borca, ödeme emrine ve borcun ferilerine yönelik süresi içerisinde bir itirazı bulunmadığını, icra takibinin itiraz olmaksızın kesinleştiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bononun düzenleme tarihinde dava dışı ... ve Kazım Türkmen'in davacı ... temsile münferiden yetkili olduğu, dava dışı ...'ün keşideci olduğu bonoda ...'ün şirketi temsil yetkisini kötüye kullanarak davacı ... bonoda avalist yaptığı, ayrıca bonoda yapılan incelemede şirket kaşesi üzerinde tek imzanın bulunduğu, temsilcilerden hangisinin bu imzayı attığının bonodan anlaşılamadığı, ancak davalı tarafından dava dışı ... ile şirket adına işlem yapıldığının inkar edilmediği, aksine dava dışı temsilcinin o dönemde şirketi temsil yetkisinin bulunduğu savunmasının yapıldığı, bu nedenle şirketi temsilen dava dışı ...'ün imza attığının kabulünün gerektiği, bu hususun da Mahkemece değerlendirildiği, temsilcinin temsil yetkisini kötüye kullanması, temsilcinin kendisiyle işlem yasağı nedeniyle aval işleminin batıl olduğu ve bu nedenle davacı şirketin dava konusu bonodan dolayı borçlu olmadığının anlaşıldığı, zira temsilcinin kendisiyle işlem yapmasının kural olarak yasak olduğu, temsilcinin izinsiz olarak kendisiyle yaptığı işlemin sakat bir işlem olduğu, bu işlemin temsil olunanı bağlamayacağı, temsilcinin kendisiyle işlem yapma yasağı ve temsil yetkisinin kötüye kullanılması nedeniyle davaya konu takip dayanağı 11.000,000,00 TL bedelli bonodan dolayı davacının davalıya 9.500.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrası gereğince davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ...'ün senet düzenleme tarihinde münferiden yetkili olduğunu, senette ...'ün imzasının yanında, davacı şirket kaşesi üzerine atılmış şirket yetkilisi ...'ün bir imzasının daha bulunduğunu, senette yer aldığı üzere borçlunun ..., aval verenin ise davacı şirket olduğunu, kaldı ki aval verenin borcunun bağımsız bir borç olduğunu ve fer'i nitelikte olmadığını, aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğunun devam edeceğini, teminat altına alınan borcun şekle ait bir noksan olmaması halinde herhangi bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdünün geçerli olduğunu, ticari mümessilin kendi borçlu olduğu dosyada, şirket adına aval verme yetkisi bulunduğunu, senet düzenleme tarihinde dosya borçlusu ...'ün şirketi temsile münferiden yetkili olduğunu ve temsil ettiği şirket adına aval verebileceğini, bu nedenlerle Mahkemenin kararının hukuka aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ortaklar kurulu tarafından şirket müdürü ...'e kambiyo taahhüdü ile şirketi borç altına sokma yetkisi verildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 616 nci maddesi hükmüne göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduğundan kambiyo taahhüdünde bulunmanın ticari mümessilin olağan yetkileri kapsamında olduğunu, avalin de bir kambiyo taahhüdü olduğu, dava dışı ...'ün davacı adına aval vermeye yetkili olduğu, ortaklar kurulu kararında kanun hükmündeki olağan yetkilerin de ötesine gidilerek şirket müdürü ...'e şirket adına olan taşınmazları satmaya ve taşınmaz mülkiyetini ipotek tesisi suretiyle sınırlandırma yetkisinin dahi verildiğini, tüm bu gerekçelerle ilk derece mahkemesinin dava dışı ...'ün davacı şirket adına aval verme yetkisi bulunmadığına dair kabulünde isabet bulunmadığı, yine şirketle işlem yapma yasağının limited şirketler için öngörülmediğini, limited şirketlere ilişkin hükümlerde şirket müdürlerinin kendileriyle işlem yapmalarını yasaklayıcı bir düzenleme olmadığı gibi anonim şirketlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 395 inci maddesinin birinci fıkrasında açık bir atıf da bulunmadığı, Kanun koyucunun, 395 inci maddenin ikinci fıkrasına açıkça atıf yaparken, aynı maddenin birinci fıkrasına atıf yapmamasının bilinçli bir tercih olduğu, senedin dava dışı temsilcinin müdürlük görevinin sona ermesinden sonra düzenlendiğinin yazılı delillerle ispat edilemediği, limited şirket müdürünün şirketi temsil ederken 6102 sayılı Kanun'un 629 uncu hükmünde ifadesine bulan özen yükümüne, şirket menfaatinin gözetilmesi ilkesi ve diğer menfaatlerin önünde tutulması zorunluğuna aykırılıkların temsilcinin şirkete karşı sorumluluğu bakımından geçerli olduğu, dava dışı temsilcinin temsil yetkisini aştığı ve kötüye kullandığı iddiasının senet metninden anlaşılabilen bir husus olmadığı, kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, davalı lehtarın dava dışı temsilci ile birlikte hareket ederek senedi iktisabında kötü niyetli ya da ağır kusurlu olduğunun ispat edilemediği, bu hususta kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti bulunmadığı, kambiyo senedinin temel ilişkiden mücerret olması nedeniyle, davalı lehtarın dava dışı temsilci ile davacı şirket arasındaki temsil yetkisinin kötüye kullanıldığını bildiği ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispat edilemediği, bu nedenle üçüncü kişinin konumunda olan davalı lehtarın iyi niyetli olduğu yönündeki kanuni karinenin aksinin ispatına dair bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; icra takibiyle nitelikli dolandırıcılık mağduru durumuna düşen müvekkil şirketin bonoyu düzenleyen şirket eski yetkilisi ..., davalı ve işbirliği yaptıkları diğer kişiler hakkında başlatılan ceza soruşturmasının devam ettiğini, istinaf harcının verilen kesin süreye rağmen yatırılmaması sebebiyle istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Mahkeme ek kararının kesin kararla kaldırılması, bu karara istinaden davalıya yeniden muhtıra çıkarılmasının usule aykırı olduğunu, şirket müdürlerinin şirketi avalist gösterme yetkisinin olmadığını, bu yetkisinin davalı alacaklı tarafça incelenmesi ve senette gösterilen fahiş alacak miktarı da (11.000.000,00 TL) dikkate alındığında, davalı alacaklının bu hususu sorgulaması gerektiği, şirkette yarı oranda hisse sahibi ortağın, diğer ortağın ve şirketin menfaatini zedeleyecek şekilde şirketi avalist göstererek müdürlük yetkisinin sınırlarını aştığını, icra takibinde asıl borçlu ile avalistin sıfatının birleştiğini, asıl borçlu şirket yetkilisinin kendi lehine işlem yasağına aykırı davrandığını, bu husus senet metninden açıkça anlaşıldığından davalının iyi niyetinden söz edilemeyeceğini, icra takibinde asıl borçlu ile avalistin sıfatının birleştiğini, asıl borçlu şirket yetkilisinin kendi lehine işlem yasağına aykırı davrandığını, bu husus senet metninden açıkça anlaşıldığından davalının iyi niyetinden söz edilemeyeceğini, asıl borçlu eski şirket yetkilisinin şirketi kendi borcuna kefil ederek (şirketi avalist göstererek) lehe işlem yapma yasağını ihlal ettiğini, ilgisiz içtihatlara atıfta bulunulduğunu, henüz neticelenmemiş savcılık soruşturma dosyasının değersizleştirildiğini, kararın doğru kabul edilmesi halinde bir dönem limited şirket müdürlüğü yapmış herkesin müdürü olduğu dönemde düzenlenmiş gibi bono tanzim ederek şirketi kendi lehine avalist gösterebileceğini, şirket müdürünün ticaret sicil gazetesinde yayınlanan yetkileri dışında yapacağı borçlandırıcı işlemlerin şirketi bağlamayacağı, ticari bir şirketin adi bir alacak ilişkisinde yer alamayacağı, şirket müdürünün kendi şahsi borcuna şirketi aval veren olarak gösteremeyeceği, senet altındaki imza işletme amaç ve konusu dışında atıldığından şirketi hukuken ilzam etmeyeceği, müvekkili şirketin hiçbir ticari ilişkisinde bonoyu ödeme aracı olarak kullanmadığı, asıl borçlu eski şirket ortağının bunu bildiği halde kötüniyetli olarak ve davalıyla işbirliği halinde hem de fahiş miktarda bono tanzim ettiğini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığını, senet miktarının fahişliğinin dahi senedin düzmece olduğunu gösterdiğini, davalının bu miktarda bir alacağın alacaklısı olabilecek mal varlığına sahip olmadığını, icra dosyasında yapılmayan işlemlerin muvazaanın kanıtı olduğunu, delillerin toplanmadığını, senet borçlusu eski şirket ortağı ...'ün isticvabının gerektiğini ileri sürerek bu ve re'sen göz önünde bulundurulacak sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket yöneticisinin verdiği aval nedeniyle davacı şirketin lehine aval verilen davalıya karşı bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız icra takibinin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 371 inci, 626 ncı ve 629 uncu maddeleri 3. Değerlendirme 1. 6102 sayılı Kanun'un 629 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır. Aynı Kanun'un anonim şirketlere ilişkin 371 inci maddesi uyarınca; şirketi temsile yetkili kişiler, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin temsilciye karşı rücu hakkı saklıdır. Temsilcilerin üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. 2.Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi, tescil ve ilan edilmek koşuluyla, bir temsilcinin temsil yetkisi sadece merkezin veya bir şubenin işleri yönünden bölgesel olarak veya birlikte temsil yetkisi kullanılması yönünden sınırlandırılabilir. Kısıtlama yapılmış olsa bile bu karar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir. Bu bağlamda, limited şirketi temsile yetkili olanlar şirketi üçüncü kişilere karşı borçlandırabilirler. 3. Ancak, 6102 sayılı Kanun'un 626 ncı ve 629 uncu maddeleri gereğince müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü bulunmakta olup özenli bir temsilci, iyiniyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır. Bir başka deyişle, işlem için temsil edilenin yetki vermediğinin ve bu işlemin kural olarak temsil edileni bağlamayacağının kabulü gerekir. Bunun istisnası temsil edilenin temsilciye açıkça kendisiyle işlem yapma izni vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet vermesi halidir ki, bu hallerde işlem geçerli olur. 4. Somut olayda, davaya konu 11.000,000,00 TL bedelli bononun alacaklısının davalı ..., borçlusunun ..., aval verenin ise davacı şirket olduğu ve dava dışı ...’in hem keşide eden asıl borçlu, hem de davacı ... temsilen aval veren sıfatıyla bonoyu imzalayarak davalı ...'e verdiği, senedin tanzim tarihi itibariyle ...'in davacı ... münferiden temsil yetkisine sahip olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 5. Bu durumda, dava dışı temsilci ... ...'ün dava konusu bonoyu, şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide ettiği ve şirket adına attığı aval imzasının müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmadığı, aval için kendisine verilmiş açık bir iznin veya icazetin varlığının iddia ve ispat edilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, aval işlemi şirket açısından bağlayıcı olmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

  Pay sahibi olmayan Yönetim Kurulu üyesi Bayan Z, şirketten 100.000 TL nakit borç istemektedir. "Şirkete Borçlanma Yasağı" kapsamında bu talep nasıl değerlendirilir?

A) Pay sahibi olmadığı için borç alabilir.
B) Sadece Genel Kurul kararı ile borç alabilir.
C) Pay sahibi olmayan YK üyeleri ve bunların pay sahibi olmayan yakınları şirkete nakit borçlanamaz.
D) Faiz ödemesi şartıyla borçlanabilir.
E) Sermayenin %10'unu geçmemek kaydıyla borçlanabilir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol