Türk Ticaret Kanunu 396. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 396- (1) Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir.
(2) Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir.
(3) Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.
(4) Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Denetleme
A) Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/6616 E., 2025/360 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
maddesinde alınan yöneticiye TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın gerekli nisapları taşımaması ve oydan yoksunluk hali nedeniyle yoklukla malul olduğu, davalının ...
11. Hukuk Dairesi 2023/6616 E. , 2025/360 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/787 Esas, 2023/1451 Karar
HÜKÜM : Davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1150 E., 2021/57 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından duruşma istemsiz olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.01.2025 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı asıl dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %33,3 oranda ortağı ve müdürler kurulu başkanı, şirketin diğer ortakları ... ve ...'nun müdürler kurulu üyeleri olduğunu, ... ve ...'nun, müdürler kurulu başkanının bilgisi dışında 12.10.2017 tarihli olağanüstü genel kurul kararı taslağı hazırlayarak ihbarname ile müvekkiline gönderdiklerini, kararın imza edilmesini istediklerini, anılan genel kurul kararında müvekkilinin müdürlükten azledildiği ve ortak ...'nun paylarını diğer ortak ...'e devrettiği hususunun onaylandığının belirtildiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyası ile alınan genel kurul kararının yokluğu, butlanı ve iptali istemli dava açıldığını, Mahkemece 12.10.2017 tarihli 74 sayılı ortaklar kurulu kararının yokluğuna karar verildiğini, kararın henüz kesinleşmediğini, davalı şirketin diğer ortaklarının ihtarname ile müvekkiline olağanüstü genel kurul gündemli müdürlük kurulu kararını gönderdiklerini, ihtarnamenin 07.09.2018 tarihinde müvekkiline cezaevinde usulsüz bir şekilde tebliğ edildiğini, 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurulun yapılarak daha önce İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyası ile yokluğu tespit edilen kararların tekrar alındığını, alınan kararların alınma usulü ve içeriği yönünden yok hükmünde olduğunu, genel kurulun toplantıya 15 gün öncesinden çağrılması gerektiğini, limited şirketlere uygulanacak çağrı merasimine uyulmadığını, genel kurulu toplantıya çağırmak için alınmış geçerli bir müdürler kurulu kararının bulunması gerektiğini, müdürler kurulu başkanı olan müvekkilinden habersiz bir şekilde müdürler kurulu ya da genel kurul kararı alınmasının mümkün olmadığını, yönetim kurulunu toplantıya çağırma yetkisinin kural olarak yönetim kurulu başkanına ait olduğunu, genel kurula çağrı şekline de uyulmadığını, genel kurulda alınan kararların içerik olarak da kanun ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, davalı ...'in şirketi temsil yetkisini fiilen ele geçirdiğini, şirkete zarar verici, şirket mal varlığını azaltıcı şekilde hareket etmeye başladığını, anılan kişi hakkında sorumluluk davası açıldığını, davalı şirketin 20 milyon USD değerli ... Gayrimenkul A.Ş.'deki %50 hissesini de kendine üzerine aldığını ileri sürerek 14.09.2018 tarihinde alınan ve 02.10.2018 tarihinde tescil edilen 80 sayılı kararın ve özellikle genel kurulun 7. maddesinde yer alan şirketin ... Gayrimenkul A.Ş.'deki hisselerinin tamamının ...'e devrine icazet verilmesine ilişkin kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, bu talep kabul görmezse butlanla batıl olduğunun tespitine, olmadığı taktirde iptaline karar verilmesini, alınan kararların icralarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 449. maddesi uyarınca tedbiren durdurulmasına, ... adına muvazaalı devredilen ... Gayrimenkul A.Ş.'deki %50 hissesinin 3.kişilere devri ve temlikinin önlenmesi için tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; TTK'da öngörülen çağrı prosedürüne uyulduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 617/1 hükmünde genel kurulun müdürler tarafından toplantıya çağrılacağının düzenlendiği, limited şirket müdürlüğü görevinin vekaleten ifa edilemeyeceği, davacı müdürler kurulu başkanı olması sebebiyle anılan Kanun'un 624. maddesi gereği genel kurulu kendisinin toplantıya çağırabileceğini belirtmiş ise de davacının tutukluluk hâli nedeniyle söz konusu görevini fiilen ifa edemeyeceğini, TTK'nın 411. maddesi uyarınca ortak ...'in müdürler kuruluna, genel kurulun toplantıya çağrılması için genel kurul gündemi de belirtilmek suretiyle ihtarname gönderdiğini, müdürler kurulunun toplantıya çağrısı değil azlık hakkı sahibi ortağın toplantıya çağrısı bulunduğunu, müdürler kurulunun diğer üyeleri ... ve ... tarafından 31.08.2018 tarihli çağrı ile 10.08.2018 tarihli ihtarda belirtilen gündem maddelerinin karara bağlanması için olağanüstü toplantıya davet edildiğini, çağrının tutuklu bulunan davacıya, eşine ve avukatına iadeli taahhütlü gönderildiğini, tebligat davacıya tebliğ edilmesine rağmen genel kurula katılmadığını, genel kurula ilişkin ilan ve prosedüre uyulduğunu, genel kurula katılmayan davacının alınan kararlar hakkında yokluğun ve butlanın tespiti ile iptal davası açamayacağını, davanın kötü niyetli olduğunu, ...'e ait dava dışı bir şirkete ait hisseler üzerinde tedbir uygulanması talebinin kabul edilemeyeceğini, genel kurul kararlarının usulüne uygun alındığını, gerekli nisaplara uyulduğunu, davacının oy oranının da kararın alınmasını etkileyebilecek nitelikte olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müdürler kurulu başkanının davet konusunda öncelikle yetkisinin bulunduğu, başkanın görevini yapmaması veya yapmasına engel bir durumun mevcut olması gibi istisnai hallerde müdürler kurulu üyelerinden herhangi birinin müdürler kurulunu toplantıya çağırabileceğini, müdürler kurulunun toplantıya çağrılması ya da müdürler kuruluna bizzat katılımın zorunlu olduğunu, yönetim kurulu toplantısına davacının vekaleten katılma imkanı bulunmadığı, davacının belirtilen tarihlerde cezaevinde tutuklu bulunduğu, bu nedenle müdürler kurulunu toplantıya çağırması ya da müdürler kurulu toplantısına bizzat katılmasının fiziken mümkün olmadığı, müdürler kurulunun diğer üyeleri ... ve ... tarafından müdürler kurulunun toplantıya çağrılabileceği, ... tarafından 10.08.2018 tarihli ihtarname ile şirket müdürler kurulu tarafından genel kurulun belirtilen gündem maddeleriyle toplantıya çağrılmasının talep edildiği, söz konusu ihtarnamenin ve çağrının tutuklu bulunan davacıya, eşine ve vekiline iadeli taahhütlü olarak gönderildiği, davacının tutuklu olması sebebiyle müdürler kurulunu toplantıya çağıramadığı, daha sonra ... tarafından müdürler kurulunun toplantıya çağrılmasına ilişkin 31.08.2018 tarihli istemin 07.09.2018 tarihinde davacıya cezaevinde taahhütlü mektupla tebliğ edildiği, yapılan müdürler kurulu toplantısında genel kurulun toplantıya çağrıldığı, çağrının usulüne uygun olarak yapılmış sayılması gerektiği, 1,2,3,4 ve 5. gündem maddelerinde alınan kararların gerekli usul ve nisaplara uygun alındığı, gündemin 6. maddesinde alınan yöneticiye TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın gerekli nisapları taşımaması ve oydan yoksunluk hali nedeniyle yoklukla malul olduğu, davalının ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş.'de bulunan %50 payın ortak ...'e devrine izin verilmesine ilişkin 7 no.lu kararında oydan yoksunluk, satış yetkisinin genel kurula ait olması ve nisaplara uygun olmaması nedeniyle yoklukla malul olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 14.09.2018 tarihinde yapılan genel kurulda alınan 6 ve 7 no.lu kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, TTK'nın 449. maddesi gereği hüküm kesinleşinceye kadar kararların icrasının geri bırakılmasına, diğer taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile müdürler kurulu başkanı olan davacının tutuklu olması sebebiyle diğer müdür ...'in 10.08.2018 tarihli ihtarnamesi olağanüstü genel kurul toplantısına çağrı yapılmasını talep ettiği, davacı tarafından çağrı yapılmaması üzerine davacı dışındaki aynı zamanda müdür olan diğer ortaklar ... ve ...'in 31.08.2018 tarihinde müdürler kurulu kararı alarak 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılmasına ve gündemin belirlenmesine karar verdiği, söz konusu davet ve gündemin 15.08.2018 tarihinde noterlikce tasdik edildiği, 28.08.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, ayrıca gazete de yayımlandığı, davet ve gündemin davacıya cezaevi aracılığı ile 07.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, TTK'nın 617. maddesinde genel kurulun toplantı gününden en az 15 gün önce toplantıya çağrılacağının belirtildiği, davet mektubunun ulaştığı tarih ile toplantı tarihi arasında 15 günlük bir süre olacağının belirtilmediği, toplantının ilanı ile yapıldığı tarih arasında 15 günlük süreye uyulduğu, davet mektubunun toplantıdan makul bir süre önce davacıya ulaştığı, bu sebeple çağrı usulüne uygun olup davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, müdür olan ortaklar ... ve ...'in katılımı ile 14.09.2018 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı, TTK'nın 617/1 hükmünde genel kurulun müdürler tarafından toplantıya çağrılacağı, birden fazla müdür olması halinde çağrının kurul kararı ile yapılacağı, TTK'nın 624/2 hükmünde başkan olan müdürün genel kurulun toplantıya çağrılması ve genel kurul toplantılarının yürütülmesi konularında olduğu gibi genel kurul başka yönde bir karar almadığı ya da şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme öngörülmediği takdirde, tüm açıklamaları ve ilanları yapmaya da yetkili olduğu, bu hükmün emredici kural olarak düzenlendiği, başkan olan müdürün herhangi bir sebeple çağrıda bulunmasına yasal engel olması veya çağrıyı sürüncemede bırakması halinde diğer müdür veya ortakların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 427/b-4 hükmü uyarınca genel kurul toplantısına çağrılması ve toplantı yapılması için temsil kayyımı atanması talebinde bulunabileceği, anılan TTK'nın 617/3 hükmü delaletiyle limited şirketler içinde uygulanan aynı Kanun'un 410/2. Hükmüne göre yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle tek bir pay sahibinin genel kurulu toplantıya çağırabileceği, TTK'nın 412. maddesinin uygulamasında ise şirkette yönetim kurulu mevcut olup pay sahiplerinin çağrı istemi reddedildiği veya isteme olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, mahkemenin genel kurulun toplantıya çağrılmasına karar verebileceği; ancak çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atayacağı, somut olayda müdürler kurulu başkanı olan davacının tutuklu olması sebebiyle görevini ifa edemediği ve talebe rağmen genel kurul toplantısı yapılması için çağrıda bulunmadığı, bu sebeple davacı dışındaki diğer müdürlerin izleyeceği yolun TTK'nın 410/2 ve 412. maddelerine göre mahkemeden genel kurulun toplantıya çağrılması için talepte bulunmak olacağı, davacı dışındaki diğer müdürlerin bu yolu izlenmeksizin olağanüstü genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin yasal olarak bulunmadığı, yetkisiz kişiler tarafından çağrılan ve toplanan genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, 14.09.2018 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, TTK'nın 449/1. hükmü uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar dava konusu olağanüstü genel kurulda alınan tüm kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına, ihtiyati tedbir kararının tescil ve ilanı için karardan bir örneğinin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne gönderilmesine karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespiti, butlanı olmadığı takdirde iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine, 23.01.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (2)
11. Hukuk Dairesi, 2024/1200 E., 2025/194 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ık 7 yıl sonra ortaklıktan çıkartılma davasının açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, aradan geçen yaklaşık 7 yıllık süre içerisinde davacı şirket ortaklarının duruma zımnen rıza gösterdiğinin kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 396. maddesi uyarınca açılan bir tazminat davasının varlığının dahi iddia edilmediği, ayrıca 2016 yılında akdedilen protokol içeriğine göre
11. Hukuk Dairesi 2024/1200 E. , 2025/194 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1431 Esas, 2023/1486 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/745 E., 2021/248 K.
BİRLEŞEN DAVA : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/283 E.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili ile kardeşleri ..., ... ve ...'nun davalı şirketi kurduklarını, ...'nun hissesini satarak şirketten ayrıldığını, ...'nun vefat ettiğini, mirasçıları ..., ... ve ...'nun halen şirket ortağı olduğunu, ...'nun vefat ettiğini ve mirasçılarından ...'nun halen şirket ortağı olduğunu, 12.02.2014 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul ve 2014/001 sayılı kararla şirketi temsil ve ilzam konusunda şirket ortaklarının karar aldıklarını, bu toplantıya şirket ortakları ..., ..., ..., ... ile ...'nun katıldığını, ...'nun müdürler kurulu başkanı olarak atanmasıyla ... ve ...'nun münferit imza yetkisi ile müdür olarak on yıllığına seçildiklerini, şirket ortakları arasında 13.06.2016 tarihli bir protokol imzalandığını, protokolün konusunun şirket tasarrufu ile edinilen ve ... adına kayıtlı olan ya da son 6 ay içinde ...'dan üçüncü kişilere devredilen taşınmaz varlıklar ile taşınır varlıklara, alacaklara, şirketi temsil ve idaresine ilişkin olarak tarafların üstlendikleri hak ve yükümlülüklerin belirlenmesine, taşınır ve taşınmaz malların taksimine ilişkin karşılıklı taahhütler olarak kararlaştırıldığını, protokolde sözü geçen taşınmazların şirket malı olmadığını, tarafların 13.06.2016 tarihindeki protokole atıf yaparak 14.06.2016 tarihinde düzenlemiş oldukları ortakların ibrası konusunu içeren ek protokol ile birbirlerini ibra ettiklerini, protokol hükümlerinin müvekkili tarafından yerine getirildiğini, müvekkilinin hiçbir zorunluluğu olmadığı halde adına kayıtlı kıymetli taşınmazları şirkete ve diğer ortaklara devrettiğini, buna rağmen diğer ortaklar tarafından 14.06.2016 tarihinde çağrısız genel kurul yapıldığını, bu genel kurul toplantısında müvekkili, ... ve ...'nun 10 yıl süre ile müdür olarak atandığını, ...'nun müdürler kurulu başkanı olarak seçildiğini, şirketin tüm işlem ve yetkilerinin çift imzaya tabi olacağına karar verildiğini, müvekkilinin yönetim yetkilerinin elinden alındığını, alınan bu kararlar sonucunda müvekkiline muhalif olan yeğenlerinin şirketin iş ve temsilinde elde ettikleri çift imza yetkisi ile hakim duruma geçtiklerini, müvekkilinin şirket işlerinden dışlanarak, kendisine hiçbir şekilde bilgi vermeden güven sarsıcı işlemlerde bulunduklarını, diğer iki ortak bir araya gelip çift imza yetkisi ile şirketi temsilen bütün iş ve işlemleri gerçekleştirerek, müvekkiline limited şirket müdürü olarak şirketi temsil yetkisinin kullandırmadıklarını, müdürler ... ve ...'nun özen ve bağlılık yükümlülükleri gereğince asli görev ve borçları yerine getirmedikleri gibi kişisel menfaatlerine şirkette kayıt dışı işlem yaparak şirketi zarara uğrattıklarını, Kanundan ve sözleşmeden doğan eşitlik ilkesine de aykırı hareket ettiklerini, yönetim yetkilerini kötüye kullandıklarını, diğer ortakların babaları ile birlikte bu şirketi kurup bu günlere getiren, diğer ortakların amcası olan müvekkilini gösterdiği tüm iyi niyete rağmen şirket yönetiminden dışlayarak pasif hale getirdiklerini, kendisine hiçbir şekilde şirket yönetimi hakkında şirket hesaplarından ve alım satımlardan bilgi verilmeyerek, şirkette bir masada oturur hale getirerek gizli saklı işlemler yaptıklarını, anlaşmazlığın iyi niyet çerçevesinde çözülmesi için arabulucuya başvurarak karşı tarafa şirketten çıkma isteğinin bildirildiğini, bu toplantılarda da şirketten çıkma isteğinin kabul edilmediğini, amcalarının ortaklıktan ayrılması halinde şirketin iş yapamayacağı, zor duruma düşeceği yönünde, kendi menfaatlerine gerekçeler ileri sürdüklerini, müvekkilinin payını vermeyi kabul etmediklerini, müvekkilinin ortaklık payını yok etmeyi amaçladıklarını, delil tespiti yapıldığını, bu tespit sırasında da şirket kayıtları ve stok tespitini yapmak isteyen mahkeme heyeti ile bilirkişilere zorluk çıkarıldığını, bu tespite göre fabrika ve satış işyerlerinde kayıt dışı olan, şirketin envanterine kayıtlı olmayan çok miktarda makina, stok mal ve üretilen mallar bulunduğunun belirlendiğini, çok cüzi bir mal ve makinanın şirket envanterine kaydedildiğini, şirket ortaklarının şahsi hesaplarına ulaşılamadığını, ortaklardan ..., ..., ... ile diğer ortakların yurt içinde yerleşik bankalardaki açık yada kapanmış son beş yıla ait hesap hareketlerinin, şahsi hesapların mahkeme tarafından istenilmesi, alınan malların ve üretilen malların kimlerden alındığı ve kimlere satıldığı, bunların nakliyesine ait faturaların araştırılması halinde şirket kayıtlarına girmeyen satış bedellerinin ortaklar üzerinden yürütüldüğü ve şirketin büyük zarara uğratıldığının anlaşılacağını, şirketin bu günlere gelmesi, itibar kazanması ve piyasadaki marka değerinin oluşmasının müvekkilinin sayesinde olduğunu, piyasanın diğer ortaklardan ziyade müvekkilini tanıdığını, diğer ortakların hem müvekkilini şirket yönetiminden dışlamak hem de müvekkilini sembolik olarak şirkette tutmak istediklerini, müvekkilinin şirkette kalmasının şirket temsiline güvenin yitirilmesinden dolayı beklenemeyeceğini ileri sürerek davalı şirketin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkili şirketin aile şirketi olduğunu, ..., ..., davalı ... ve ... ortaklığı ile kurulduğunu, tüm ortakların %25 hisseye sahip olduklarını, müvekkili şirket ortaklarından ...'nun 1997 yılında vefat ettiğini, hisseleri mirasçılarına intikal ettiğini, ...'nun murisi ...'na ait hisseleri müvekkili şirket nezdinde tek başına temsil ettiğini, şirket ortaklarından ...'na ait hisselerin vefatından hemen önce 1997 yılında ... adına tanzim edilen vekâletname ile davalıya devredildiğini, ...'nun şirketi tek başına temsil etmesi için yetkilendirildiğini, ...'nun ortaklıktan ayrıldığını, müvekkil şirketi münferiden temsil konusunda davalı ile ...’nun yetkisi bulunduğunu, 04.03.2014 tarihli karar ile müvekkil şirketi münferiden temsil konusunda davalı ile ...’na yetki verildiğini, davalının müdürler kurulu başkanı olarak seçildiğini, bu yolla müvekkil şirketi temsil yetkisine haiz olan ...'nun 11.11.1997 tarihinde tüm yetkilerini davalıya devretmiş olduğundan davalının anılan tarihten 14.06.2016 tarihine kadar şirketi tek başına idare ettiğini, 2016 yılında yaşanan yönetim değişikliğinden sonra müvekkili şirket tarafından yapılan araştırmalarda davalının müvekkili şirkete ait bazı gelirleri kendi hesaplarına aktardığının tespit edildiğini, müvekkilinin elde edeceği gelirlerden mahrum kalmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, müvekkili şirketin şimdilik 50.000,00 TL alacağının davalıdan faizi ile tahsiline, müvekkilinin şirketin uğramış olduğu zarar için şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan faizi ile tahsiline, müvekkilinin uğramış olduğu manevi zarar için 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davalı şirketin haklı nedenle feshini gerektirecek herhangi bir sebebin bulunmadığını, akdedilen protokolün müvekkili şirketin ticari faaliyetleri neticesinde elde ettiği gelirlerden satın alınan ancak davacının kendi adına tescil edilen ve/veya davacı tarafından edinilmiş olan ve/veya protokol tarihinden 6 ay öncesine kadar devretmiş olduğu taşınmazların müvekkil şirket ortaklarına iade amacıyla akdedildiğini, protokolde tüm taşınmazların davacı yanca hak sahiplerine protokolde belirlenen şartlarla iade edildiğini, davacının müvekkili şirketi feshetmesi sürecini başlatanın protokol olup, davacının protokolü tek cümleyle açıklama sebebinin protokol ile müvekkili şirketin elde etmiş olduğu gelirler ile satın aldığı veya edindiği taşınmazları kendi adına tescil ettirmiş olduğu gerçeğini saklamak olduğunu, ek protokol kapsamında asıl protokolün kısmen davacı yanca yerine getirilmemesi sebebiyle tarafların ibrasının gerçekleşmediğini, her ne kadar davacı temsil yetkisinin elinden alındığını iddia etmiş ise de, çift imza ile şirketi temsil yetkisine haiz olan davacının diğer iki müdürden birisiyle şirketi temsil edebileceğini, iddiaları ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğunu, stok kayıtları ile müvekkili şirketin mizan ve mali tablolarının örtüştüğünü, yine Ankara Sanayi Odasınca tanzim edilen şirketin envanterini gösteren kapasite raporuyla bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda yer alan beyanların birbirini teyit ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davacının dayandığı vakıaları somutlaştırmadığını, müvekkili hakkında sorumluluk davası açılmasında genel kurul kararı alınmasının dava şartı olduğunu, bu hususta genel kurul kararı bulunmadığını, müvekkilinin ibra edildiğini, tazminat ve alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, mal varlığı zararlarının manevi zarar kapsamına girmediğini, müvekkilinin ortaklıktan çıkarılma talebinin şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; davalı şirketin 16.06.2016 tarihli genel kurulunda 10 yıl süre ile müştereken ..., ... ve ...'nun temsile yetkili kılındığı, ...'nun müdürler kurulu başkanı olarak seçildiği, davacının müdürler kurulunda yer aldığı, çift imzayla yönetime katılma imkanının bulunduğu, bu suretle yönetim yetkisinin olmadığından bahsedilemeyeceği, çift imzayla yetkili olan davacının imzalarının bulunduğu 2016-2019 yıllarına ait T. İş Bankası Ostim Şubesi'ne yazılan birçok talimatın olduğu, davacının şirketten dışlandığı ve kendisine bilgi verilmediği iddialarının sübuta ermediği, davacının şirket yetkilileri ... ve ...'nun görevlerini yerine getirmediklerine yönelik iddiasını ispata yarar somut bilgi ve belge sunmadığı, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2019/171 D.İş sayılı dosyasıyla hazırlanan raporda, açıkça hammadde, malzeme, demirbaş ve sarf malzemelerinin tespitinin yapılmadığı, kısa zamanda tespit yapılmasının mümkün olmadığının beyan edildiği, bu suretle anılan raporun eksik incelemeye dayandığı gibi yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda şirket kayıtlarıyla fiili tespitin örtüştüğünün bildirildiği, ASO tarafından hazırlanan kapasite raporuyla envanterinin birbirini tuttuğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636/3 hükmü kapsamında doğruluk ve güven kurallarına göre ortaklığın devam etmesinin davacıdan beklenilmeyecek şekilde haklı bir nedenin somut olayda var olmadığı, birleşen dava yönünden ise; 6102 sayılı Kanun'un 621/1-(h) hükmü uyarınca ortağın haklı sebepler dolayısı ile şirketten çıkartılması talebiyle mahkemeye başvurulabilmesi için temsil edilen oyların en az 2/3'ünün ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun birarada bulunduğu, 23.12.2019 tarihli genel kurulda karar alındığı, dolayısıyla ortaklıktan çıkartılma talebine ilişkin özel dava şartının somut olayda gerçekleştiği, 6102 sayılı Kanun'un 640. maddesi uyarınca haklı sebebin her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi zorunlu olup, haklı sebebin çıkartılması istenen ortağın şahsından kaynaklanması gerektiği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda davalı ...'nun davacı şirket yetkili temsilcisi olduğu sırada 2013 yılında davacı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren ... Makine Elektrik İnşaat Ticaret A.Ş.'yi tek pay sahibi olarak kurması ve yine 13.06.2016 tarihli protokolün konusunun şirket tasarrufu ile elde edilen ve fakat ... adına kayıtlı olan ya da son 6 ay içinde ...'ndan 3. kişilere devredilen taşınmaz varlıklar ile taşınır varlıklara, hak ve alacaklara şeklinde gösterilmesi karşısında protokolün şirket kaynakları ile davalı adına kayıtlı olan mal varlığı unsurlarının paylaşımının öngörüldüğü, protokolde imzası olan davalının ise somut maddi vakayı protokole imza atmakla kabul ettiği, bu suretle şirket kaynaklarıyla mal edindiği protokolle belirlenen davalının, limited şirket ortaklığından çıkartılması için haklı nedenin var olduğu belirtilmiş ise de, davalının tek hisse sahibi olduğu ... Makina...A.Ş.'yi 2013 yılında kurduğu, anılan şirketin tasfiye halinde olduğu, davacı şirketin ortakları arasındaki yakın akrabalık ilişkisi gözönünde bulundurulduğunda, davalının anılan şirketi kurduğunun diğer ortaklar tarafından bilinmemesinin, davacı şirket tüzel kişiliğinin bu durumdan haberdar olmamasının mümkün bulunmadığı, şirketin kuruluş tarihinden yaklaşık 7 yıl sonra ortaklıktan çıkartılma davasının açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, aradan geçen yaklaşık 7 yıllık süre içerisinde davacı şirket ortaklarının duruma zımnen rıza gösterdiğinin kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 396. maddesi uyarınca açılan bir tazminat davasının varlığının dahi iddia edilmediği, ayrıca 2016 yılında akdedilen protokol içeriğine göre makul bir süre içerisinde anılan protokol nedeniyle ortaklıktan çıkartılma davası açılması halinde protokol içeriğine konu maddi vakıa haklı sebep olarak kabul edilebilecek idiyse de, protokol tarihinden itibaren yaklaşık 4 yıl sonra anılan protokole istinaden ortaklıktan çıkartılma isteminde bulunulmasının yine hakkın kötüye kullanılması kapsamında kaldığı, aradan geçen 4 yıllık süre içerisinde davacı şirket ortaklarının davalıyı anılan eylemlerinden dolayı affettiğinin kabul edilmesi gerektiği, her ne kadar davacı tarafça, davalının kurduğu şirketin borçlarını davacı şirkete ödettiği, bir çok çekin davacı şirket hesapları yerine davalının hesaplarına aktarıldığı iddia edilmişse de anılan iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, karar, davalı vekilince ve katılma yoluyla davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, limited şirketin haklı nedenle feshi, birleşen dava ise, limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkarma, alacak, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, 16.01.2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/5626 E., 2021/3041 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
yönünden TTK'nın 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine dair kararın, TTK'nın 445.maddesi uyarınca iptaline, gündemin diğer maddeleriyle alınan kararlara yönelik iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2020/5626 E. , 2021/3041 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.03.2020 tarih ve 2019/1683 E- 2020/287 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalı şirkette %16 oranında pay sahibi olduğunu, davalı şirketin 2015 yılına dair olağan genel kurul toplantısının 03/08/2016 tarihinde yapıldığını, ancak, davacı şirket temsilcilerinin toplantının yapıldığı yerde bulunmalarına rağmen oy kullanmalarının haksız ve hukuka aykırı şekilde engellendiğini, davacı şirket yetkili temsilcilerinin toplantı öncesinde ibraz ettikleri vekaletnamede pay adedinin yer almadığı, noter tasdikli imza sirkülerinin vekaletnameye eklenmemiş olduğu gerekçesiyle davacı şirket yetkili temsilcilerin toplantıya alınmadığını, oysa ibraz edilen vekalet ve imza sirkülerinin yeterli bulunduğunu, genel kurul toplantısına katılma, oy kullanma, bilgi alma ve denetçi talebinde bulunma gibi kanundan kaynaklanan vazgeçilmez ve müktesep hakları ihlal edilen davacı şirketin haksız olarak toplantıya katılmaması sonucunda alınan tüm kararların TTK'nın 447. maddesi kapsamında batıl olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin 03/08/2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların butlanına karar verilmesini, aksi halde iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu genel kurul toplantısında davacı tarafı temsil etmek üzere toplantıya katılmak isteyenlerce sunulan vekaletnamenin geçersiz olduğunu, vekaleti verenin pay sahibini temsile yetkili olduğunu ispata dair sunulan imza sirkülerinin de kanunun aradığı şartlara haiz olmadığını, bu nedenle davacı temsilcilerinin toplantıya katılmalarının haksız olarak engellendiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, kaldı ki, davacının sahip olduğu oy oranının alınan kararların sonucunu değişmeye etki edemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, vekaletnamede pay oranının bulunmadığına dair gerekçenin haklı ve yasal zeminde olmadığı gibi, yasada vekaletin şekline ilişkin açık bir düzenleme olmamasına rağmen, TBK 21/1 maddede belirlenen şekil şartlarına göre de somut davada sunulan vekaletname ve imza sirkülerinin davacı temsilcilerinin genel kurul toplantısına kabul edilmelerine engel teşkil etmeyeceği, dolayısıyla davacı tarafın TTK'nın 447(1)-a maddesinde tanımlanan pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilmez nitelikteki haklarını ortadan kaldıran genel kurul toplantısının batıl olduğu gerekçesiyle, genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince bozma ilamına uyularak, davacının genel kurula katılma hakkının davalı tarafından yasaya ve yönetmeliğe aykırı olarak keyfi bir şekilde engellendiği, TTK'nın 446/1.b maddesi uyarınca davacıların iptal davası açma haklarının olduğu, bozma ilamında belirtildiği üzere dava konusu genel kurul toplantısında alınan tüm kararların ayrı ayrı değerlendirildiği, davacının toplantıya katılmamasının sonuca etkili olduğu kararların iptalinin gerektiği, ayrıca TTK'nın 436/2. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin, kendilerinin ve diğer yöneticilerin ibralarında oy kullanamayacaklarının hükme bağlandığı, buradaki oydan yoksunluğun, sadece yönetim kurulu üyesi ya da yöneticisi olan ortaklara getirilmiş olduğu ve yorum yoluyla genişletilemeyeceği, bu hükme aykırı alınan ibra kararlarının da iptalinin gerektiği, diğer kararlar yönünden ise davacının toplantıya katılmamasının sonuca etkili olmadığı, esas sözleşme, kanun ve dürüstlük kuralına aykırılığın da bulunmadığı, bu nedenle bu hükümler yönünden iptal sonucunun oluşmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda; yasal koşulları bulunmayan butlanın tespiti talebi tespitinin reddine, genel kurulda alınan kararların iptali talebinin kısmen kabulüyle, davalı şirketin 03.08.2016 tarihli genel kurulunda; gündemin 7. maddesinin 1. fıkrasıyla yönetim kurulu başkanı ...'ın ibrasına dair kararın, 7. maddesinin 2. fıkrasıyla alınan yönetim kurulu başkan vekili Mehmet Sinan Berksan'ın ibrasına dair kararın ve 9. maddesinin 1. fıkrasıyla alınan yönetim kurulu başkanı ... yönünden TTK'nın 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine dair kararın, TTK'nın 445.maddesi uyarınca iptaline, gündemin diğer maddeleriyle alınan kararlara yönelik iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden taraflardan ayrı ayrı alınmasına, 29.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Anonim Şirket Yönetim Kurulu üyelerinin tabi olduğu yasak ve yükümlülükler dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi "Genel Kurulun İzni" olmaksızın yapılamayacak işlemlerden biridir?
A) Şirketle rekabet teşkil eden işler yapmak (Rekabet Yasağı).
B) Şirket çalışanlarını işe almak.
C) Şirketin olağan işlerini yürütmek.
D) Şirket adına imza atmak.
E) Yönetim kurulu toplantılarına katılmak.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.