6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 466

Türk Ticaret Kanunu 466. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 466- (1) Şarta bağlı sermaye artırımında, tahvillere ve benzeri borçlanma araçlarına bağlı olarak değiştirme ve alım hakları içeren senetler ihraç edildiği takdirde, bunlar önce, mevcut payları oranında, pay sahiplerine önerilir. (2) Bu önerilmeye muhatap olma hakkı, haklı sebeplerin varlığında kaldırılabilir veya sınırlandırılabilir. (3) Şarta bağlı sermaye artırımı için gerekli olan rüçhan ve önerilmeye muhatap olma haklarının kaldırılması veya sınırlandırılmasından dolayı, hiç kimse haklı görülmeyecek bir şekilde yararlandırılamaz veya kayba uğratılamaz. 5. Değiştirme veya alım hakkını haiz bulunan kişilerin korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2024/1066 E., 2025/467 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır.
6. Hukuk Dairesi         2024/1066 E.  ,  2025/467 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2306 E., 2023/1216 K. DAVALILAR : 1-... 2- Sentez Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ: Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/824 E., 2021/525 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin miktar itibariyle reddine, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'ın davalı hastanede davalı doktor tarafından 12.10.2012 tarihinde karın germe ameliyatı olduğunu, ameliyattan sonra müteveffanın nefes darlığı çektiğini, bu durumun doktora iletildiğini, ancak doktorun bu durumun 2-3 gün içinde geçeceğini söylediğini, müteveffanın fenalaşarak yoğun bakıma alındığını, 15 gün boyunca dikişleri açık şekilde yoğun bakımda kaldığını, 7 kg. kadar bir yağ aldırılması sonucunda ameliyat yerinin kapatıldığında iç organlarının sıkıştığını ve bu sıkışmanın kalbe baskı yaparak kalbi yorduğunu ve kalbinin bu sebeple durduğunu, sonrasında vefat ettiğini, olayda davalı hastane ve doktorun çok ağır kusurlu olduğunu, bu nedenle ... için 1.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi, diğer her bir çocuk için 500,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi 250.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde: söz konusu müdahaleden müvekkili şirketin mesul tutulmaması gerektiğini bu yönde husumetten reddini talep ettiklerini, esasa ilişkin olarak da yapılan tevdi ve müdahalelerin tıbbi gereklere uygun olduğunu, dava dilekçesinde anlatılan olay şeklinin tıbbi gerçeklikten uzak olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu olan hasta ...'ın 12.10.2012 tarihinde ... Hastanesinde karın germe ameliyatı olduğu, bu ameliyatın davalı doktor tarafından gerçekleştirildiği, dosya arasına sunulmuş evraklar incelendiğinde bu sürece ilişkin kayıtların uygun şekilde tutulduğu, hasta üzerinde gerçekleştirilen operasyon ve tedavilerin tıbbi gereksinimlere göre yerine getirildiği, operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğu, bu onam formunda enfeksiyon, solunum sıkıntıları ve ölüm riskinden bahsedildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhsas Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 12.03.2014 tarihli raporda davaya konu hastanın muayenesini gerçekleştiren davalı doktor tarafından konulan tanı, yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası hasta takiplerinin tıbbi süreç yönünden uygunluk taşıdığı gerekçesiyle davalı kurum ve davalı doktora atfı kabil bir kusur bulunmadığı, 07.03.2016 tarihli heyette Genel Cerrahi Uzmanı Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı ve Kardiyoloji uzmanı bulunan bilirkişiler tarafından dosya arasına sunulan raporda davaya konu hastadaki ameliyat endikasyonu, yapılan ameliyat ve takip açısından doktora ve hastaneye atfedilebilecek kusur bulunmadığı, onam formunun imza edildiği, sonuç olarak davalı doktor ve kurumun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalı kuruma ve doktora herhangi bir kusur atfının yerinde olmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; hukuki nitelendirme ile gerekçenin hatalı olduğunu, emsal Yargıtay kararlarına göre davalıların sorumlu olduğunu, aydınlatılmış onamın alınmadığını, rızanın yeterli olmadığını, verilen kararın Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu, raporlar arasında çelişki bulunduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355. ve 6098 sayılı TBK'nın 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile müteveffaya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacıların murisi müteveffa ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nın 356/1 (TBK'nın 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacılar murisinin estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen avrupa biyotıp sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında ATK ve üniversite bilirkişi heyetlerinden alınan dört ayrı raporda belirtilen tespit dikkate alınarak müteveffanın ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; somut olayda yüklenicinin edimi ifa ettiğinin kabulü mümkün değildir. Davaya konu olayda, müteveffanın daha öncesinde sağlık problemlerinin bulunmadığı tanık beyanları ve önceki muayenelerinden anlaşıldığı, hastaya yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapıldığı anlaşılmış olup, operasyon öncesi yapılan muayenesinde morbid obezitesi olduğu, karın derisinde striaları bulunduğu, karın cebinde sarkma olduğu ve bu bilgilerin kayıt edildiği, operasyon sonrası solunum sıkıntısı yaşayan hastaya solunuma yönelik tedavi yapıldığı ve bununla ilgili uzman hekim görevlendirildiği, solunup sıkıntısının devam etmesi nedeniyle hastanın 14.10.2012 tarihinde yoğun bakım ünitesine transfer edildiği, 15.10.2012 tarihinde hastanın entübe olduğu, 01.11.2012 tarihinde servise alındığı, 06.11.2012 tarihinde ani arrest gelişmesi üzerine yine yoğun bakıma alındığı, yoğun bakımda tadilat nedeniyle bundan 1 gün sonra 07.11.2012 tarihinde Batman Dünya Hastanesi’ne sevkedildiğinin anlaşıldığı ve hastanın genel durumunda iyileşme gözlemlenmeyerek 21.11.2012 tarihinde eks olduğunun belirtildiği, alınan raporlarda operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğunun belirtildiği ancak 29.02.2016 tarihli mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun sonuç ve değerlendirme kapsamında; morbid obez hastalarda komplikasyon riski daha yüksek olduğundan doktorun hastasından ameliyatla aynı gün aydınlatılmış onam almak yerine, daha önce tetkik için geldiği süreler içinde gerekli özenin gösterilmesine veya tıbbi müdahalenin hatasız yapılmasına rağmen muhtemel neticeler konusunda bilgileri aktarması, bu vakada olduğu gibi bir tercüman vasıtasıyla ameliyat olacağı güne bırakılmaması gerektiği, müdahalenin aciliyeti olmadığından özellikle alternatif tedaviler konusunda hastanın bilgilendirilmesi gerektiği şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi bir ediminin sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu konuda uyarı yükümlülüğü yerine getirilmeden işin kabulü halinde de, sonucu taahhüt etmekte olan yüklenicinin yükümlülüğü doğacaktır. Bu durumda edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi aranacaktır. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden yüklenici ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK'nın ilgili hükümleri gereği doğan zararı tazmin etmesi gerekir. Bu durumda; davalılar tarafından somut olayda aydınlatma yükümlülüğünün gereğince yerine getirilmediği, onamda ölüm riskinden bahsedildiği belirtilmiş olsa dahi yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapılması halinde ortaya çıkabilecek olası kötü sonuçları göz önünde bulundurarak alternatif tedaviler hususunda müteveffanın aydınlatılmadığı anlaşılmakla mahkemece maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle mevcut şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (3)

6. Hukuk Dairesi, 2023/4200 E., 2024/5071 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır.
6. Hukuk Dairesi         2023/4200 E.  ,  2024/5071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2505 E., 2023/2642 K. HÜKÜM/KARAR : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/6 E., 2022/151 K. Taraflar arasındaki eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı süresinde davacı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. Maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nın 356/1 (TBK'nın 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyeti rapor ile ATK raporunda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa ettiğinin kabulü mümkün değildir. Davaya konu olayda, üst göz kapağı estetiği ve liposuction( yağ aldırma) ameliyatı yapılmış olup, davacının 01.11.2021 tarihli Adli Tıp Ana Bilim Dalında yapılan muayenesinde; "Her iki üst göz kapağında yay şeklinde 4x0,2 cm’lik ciltten açık ve koyu alanları olan, ciltten çok hafif kabarık nedbe, suprapubik 11x0,1 cm’lik ciltten açık ciltten hafif kabarık nedbe (2016’da farklı bir operasyona ait), suprapubik bölgede sağda ve solda birer tane olmak üzere toplam 2 (iki) tane 1x0,2 cm’lik ciltten koyu ciltten kabarık nedbe, sağ ve sol SİAS bölgede birer tane olmak üzere toplam 2 (iki) adet ciltten koyu ve açık alanlar olan ciltten kabarık 1x0,2 cm’lik nedbe, sol bacak kasık bölgede 1x0,2 cm’lik ciltten açık ciltten kabarık nedbe, sağ bacak iç orta ön bölgede 1x0,2 cm’lik ciltten açık ciltten kabarık nedbe, her iki diz önü iç alt bölgesinde birer tane olmak üzere toplam 2 (iki) adet cillten açık ciltten kabarık nedbe, (1x0,2 cm’lik) sol diz ön kısmında 2x0,2 cm’lik ciltten açık, ciltten çökük nedbe (çocukluk yarası), yüzde sabit iz olmadığının" tespiti ile istenilen şekle kavuşmasının sağlanmadığı anlaşılmıştır. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünün yanında, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin de dikkate alınması gerekir. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, üst göz kapağı estetiği ve liposuction (yağ aldırma) ediminin sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu konuda uyarı yükümlülüğü yerine getirilmeden işin kabulü halinde de, sonucu taahhüt etmekte olan yüklenicinin yükümlülüğü doğacaktır. Bu durumda edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi aranacaktır. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden yüklenici ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK'nın ilgili hükümleri gereği doğan zararı tazmin etmesi gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacının maddi tazminatla ilgili istek kalemleri açıklattırılıp, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapıp sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle mevcut şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ Yukarıda açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 23.12.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/491 E., 2024/2548 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır.
6. Hukuk Dairesi         2023/491 E.  ,  2024/2548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1393 E., 2022/3090 K. DAVALILAR : 1-... Vekili Avukat ... 2... Hastanesi Çevre Sağlık Tesisleri Ltd. Şti. Vekili Avukat ... İHBAR OULNAN : Axa Sigorta A.Ş. Vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 02.04.2018 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/220 E., 2022/26 K. Davacı vekili; davacının 19.08.2014 tarihinde davalı Özel... Hastanesinde burun estetiği ameliyatı geçirdiğini, ameliyatı Op.Dr....'nun yaptığını, geçirdiği ameliyat sonrasında koku alma duyusunu büyük oranda kaybettiğini, burnunun yamuk olduğunu, burnunun içindeki kesik ve dikişten dolayı burnunun içerisinde pislik varmış gibi göründüğünü, koku alma duyusunu kaybettiğinden ve burnundan tam olarak nefes alamadığından sıklıkla solunum yolları rahatsızlıkları geçirdiğini belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile şimdilik 4.500,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın 19.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri ayrı ayrı davanın reddini istemişlerdir. İlk Derece Mahkemesince; davacının başvurusunda burunda eğrilik ve şekil bozukluğu şikayetinin mevcut olduğu, rinoplasti ameliyatlı öncesinde alınmış hastanın ve hekiminin imzasının olduğu aydınlatılmış onam formunun mevcut olduğu, davacı ameliyat öyküsünde ameliyat öncesi var olmayan ameliyat sonrası koku kaybı geliştiği, davacı ameliyat öncesinde ya da sonrasında burun tıkanıklığı şikayeti olmadığı, septal perforasyonun görülmediği, davacının alar kartilajlarının medial kruslarının kolumella bölgesinde ciltte belirginlik yaptığı, davacının şikayetleri ile ilintili koku kaybı, septumda deviasyon ve eğriliğin bu ameliyatın komplikasyonları arasında olduğu, hastanın bu şikayetlerinin bir kısmının gerçekleştirilecek bir operasyonla giderilmesi mümkün olduğu, ameliyatı gerçekleştiren hekimin endikasyon ve ameliyat tekniğine ait kusur tespit edilmediği, yapılan işlemlerin tıbbın genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, Adli Tıp Kurumu raporu ve bilirkişi heyet raporunda ilgili hekime atf-ı kabil kusur tespit edilmediğinin belirtilmiş olduğu, bu durumda maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 1. Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nın 356/1 (TBK'nın 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. 3.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Yukarıda açıklanan hususları kapsayan bilirkişi raporu alınmadan ve bu olgular değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden BOZULMASINA, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.09.2024 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1393 E., 2022/3090 K. DAVALILAR : 1-... Vekili Avukat ... 2... Hastanesi Çevre SağlıkTesisleri Ltd. Şti. Vekili Avukat ... İHBAR OLUNAN : Axa Sigorta A.Ş. Vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 02.04.2018 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/220 E., 2022/26 K. Dairemizin 2023/491 Esas ve 2024/2548 Karar sayılı dosyasında, kararın sonuç kısmında dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmişse de ilgili Bölge Adliye Mahkemesinin yazısı üzerine evraklar HMK 304. maddesi gereğince resen ele alınarak, HMK’nın 373/2. Maddesine göre dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE’ kısmının çıkarılarak yerine “HMK’nın 373/1. maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin kararı KALDIRILARAK, İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE” ibaresinin yazılmak suretiyle maddi hatanın bu şekilde düzeltilmesine, 19.11.2024 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.
6. Hukuk Dairesi, 2022/855 E., 2023/457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır.
6. Hukuk Dairesi         2022/855 E.  ,  2023/457 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/211 E., 2021/448 K. DAVA TARİHİ : 11.03.2014 HÜKÜM : Red Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan doktor ... tarafından burun estetiği ameliyatı yapıldığını, ameliyattan sonra burun ucu eğriliğinin oluştuğunu farkettiğini ve davalı tarafından düzeltilmesi amacıyla tekrar ameliyat yapıldığını ancak yine de düzelmediğini bunun üzerine farklı doktorlara 2 kez daha ameliyat yaptırmak zorunda kaldığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ameliyat sonucu meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğunu ve kendisinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31/03/2016 tarihli ve 2014/98 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararı; davalı Dr. ... tarafından yapılan ilk iki ameliyatta uygulanan tekniklerin Adli Tıp raporları doğrultusunda tıbbi kurallara uygun olduğu, iyileşme sürecinde yaşananların bu tür ameliyatların beklenen sonucu olduğu, ameliyat bölgesinin niteliği, doku cevabı gibi faktörlere bağlı olarak fonksiyonların tam olarak kazanılamadığı, bu durumda doktor hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davacının kanıtlanamayan davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 06.06.2018 tarih 2018/478 Esas 2018/2408 Karar sayılı ilamı ile: estetik operasyonlarda yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesinin zorunlu olduğu, davacının burnundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici doktor tarafından sonucun garanti edilmesi nedeniyle davacının burnundaki şekil bozukluğunun, ancak 5. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, bu kapsamda, mahkemece yapılması gereken işin 6100 sayılı HMK 266 ve devamı maddelerine uygun olarak, üniversitelerden seçilecek konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek davalının kusuru ve maddi tazminat miktarının tespitine yönelik inceleme yaptırmak ve sonucuna göre gerektiğinde uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekçesiyle kararın bozulması uygun bulunmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; dava konusu uyuşmazlık kapsamında alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığını, anılan 25/05/2021 tarihli raporda özetle; davacıda ortaya çıkan durumun bir komplikasyon olduğunu ve hekim hatası olmadığını, hastanın yazılı olarak bilgilendirildiğini, yapılacak ameliyat ücretinin 25.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu kanaatine varılmakla, davalı tarafa isnat edilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gerekçesi incelendiğinde davalının kusurlu olduğunun belirlendiği ve buna yönelik tazminat talepleri doğrultusunda yeniden alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğinin belirtildiği mahkemece de bozmaya uyulduğu ancak yeniden ret kararı verildiği, bu kararın aslında eylemli bir direnme olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece bozmaya uyularak alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2018 tarih ve 2018/478 Esas, 2018/2408 Karar sayılı bozma ilamında belirtilen olgular dikkate alınmadan ve bu kapsamı değerlendiren bilirkişi raporu da alınmadan karar verilmiştir. Bozma ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Yukarıda açıklanan hususları kapsayan bilirkişi raporu alınmadan ve bu olgular değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.