6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 490

Türk Ticaret Kanunu 490. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 490- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. D) Devrin sınırlandırılması I - Kanuni sınırlama

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/4698 E., 2024/1327 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesi
s masasına bildirildiği nedenlerine dayanarak söz konusu devir işleminin pay defterine işlenmesine ilişkin talebi yerine getirmediğini, davalı şirkete keşide edilen ihtarname ile iflas kararından önce yapılan devrin hukuken geçerli olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun)'nun 490 ıncı maddesi uyarınca nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devir edile
11. Hukuk Dairesi         2022/4698 E.  ,  2024/1327 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/740 Esas, 2022/789 Karar İHBAR OLUNAN : Müflis Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş. Adına İflas Memurları; 1. Ferhat Yakıcı 2.... 3.... DAVA TARİHİ : 24.05.2021 HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/389 E., 2021/1192 K. Taraflar arasındaki anonim şirket hisse devrinin pay defterine kaydı (tescili) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş.'nin davalı şirketteki hisselerinin tamamının 90.000,00 TL bedel karşılığında davacı tarafından 30.06.2020 tarihinde imzalanan kayyım onaylı hisse devir sözleşmesi ile devir alındığını ancak davalı şirketin, devir eden şirketin iflasına karar verildiği, müflisin tasarruf ehliyetinin bulunmadığı ve dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş.'nin davalı şirkette bulunan 6 adet 15.000,00 TL'lik hissenin iflas masasına bildirildiği nedenlerine dayanarak söz konusu devir işleminin pay defterine işlenmesine ilişkin talebi yerine getirmediğini, davalı şirkete keşide edilen ihtarname ile iflas kararından önce yapılan devrin hukuken geçerli olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun)'nun 490 ıncı maddesi uyarınca nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devir edilebildiği, bu durumda ihtarnamenin tebliğinden itibaren en geç 3 gün içerisinde pay devrinin pay defterine işlenerek tescilinin sağlanması, aksi halde aleyhe ifa davası açılacağının ve tüm zararın da talep edileceğinin bildirildiğini, davalı tarafından keşide edilen cevabi ihtarnamede ise, nama yazılı hisse senedinin devir alana teslimi olmaksızın ayrıca bir kağıda yapılan temlikname ile devredilemeyeceğinin, iflas kararından önce muhatabın böyle bir talebi olmadığının, iflastan önce böyle bir devrin yapılmadığının, devir sözleşmesinin sonradan düzenlenmesinin muhtemel olduğunun, iflasın açılmasıyla borçlunun masaya dahil mallar üzerinde tasarruf yetkisi olmadığının ve gerçek bir devir söz konusu olsa bile pay defterine işlenmesinin mümkün olamayacağının bildirildiğini, halbuki söz konusu hisse devir sözleşmesinin devir eden şirketin iflasına karar verilmeden önce imzalanmış olduğunu, o dönemde devir eden şirketin tasarruflarının kayyum onayına tabi olduğundan hisse devir sözleşmesinin kayyum tarafından da onaylandığını, davalının hisse devrinin iflastan sonra yapıldığına dair iddiasının 17.07.2020 tarihinde görevi sona eren kayyumun görevi sona erdiği halde sonradan sözleşmeye onay verdiği anlamını taşıdığını, buna ilişkin her türlü talep ve dava haklarını saklı tuttuklarını ileri sürerek dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş'nin, davalı şirkette bulunan hisselerinin tamamının davacı ...Ş.'ye devrinin davalı şirketin pay defterine işlenmesine, ticaret siciline tesciline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; hisselerin toplam piyasa değeri ve kar payı toplamı üzerinden davanın eksik harcının tamamlanması gerektiğini, davalı şirketine yasal mükellefiyetini yerine getirdiğini, dava ile hiçbir ilgi bağının bulunmadığını, bu hisselerin davacı üzerine veya müflis şirket üzerinde olmasının davalının açısından hiçbir öneminin bulunmadığını, bu itibarla iflas masasının davaya dahil edilmesinin veya davanın iflas masasına ihbarının gerektiğini, hisse sahibi Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş. hakkında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/290 E. sayılı kararı ile 16.10.2020 günü saat 14:44 itibarıyla iflasına karar verildiğini ve şirket hakkında iflas dosyası açıldığını, hisse devrinin pay defterine işlenmemesinin keyfi olmadığını, iflas kararından önce de davacının devir talebinin söz konusu olmadığını, iflas kararından çok sonra 22.02.2021 günü devir keyfiyetinin davalı şirkete bildirildiğini, geçerli bir hisse devir sözleşmesinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu senetlerin nama yazılı pay senetleri olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 489 ve 490'ıncı maddelerinde hamiline ve nama yazılı senetlerin ne şekilde devredileceğinin düzenlendiği, buna göre somut olay çerçevesinde nama yazılı pay senetlerinin ciro ve teslim ile devredilebileceği ve devrin şirkete karşı pay defterine kayıt ile hüküm ifade edeceği, somut olayda dava konusu senetlerin davacı tarafça devir alındığı iddia olunan tarihte davalı şirketin henüz pay senetlerini veya pay senetleri yerine geçecek ilmuhaberleri bastırmadığı ve hak sahiplerine teslim etmediği, bu durumda pay senetlerinin zilyetliğinin devri hukuken ve fiilen mümkün olmadığı, ancak davacı tarafça dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic San A.Ş.'nin davalı şirketteki hisselerinin alacağın temliki hükümlerine göre kayyım onayı ile ve adi yazılı sözleşme ile temlik alınmasının mümkün olduğu, davacının adi yazılı sözleşme sunduğu, diğer yandan gerek davacı tarafça gerekse müflis Beğendik Şirketi tarafından iflas tarihinden önce payın devir edildiğinin davalıya bildirilmediği, bu nedenle Beğendik Şirketi iflas etmeden önce davalının payları davacı adına pay defterine kayıt (tescil) etme imkan ve yetkisinin bulunmadığı, iflas tarihinden sonra ise artık müflis şirketin devir işlemini bildirme hususunda tasarruf yetkisi bulunmadığı, zira iflasın açıldığı tarihten itibaren müflise ait tüm hak ve alacakların iflas masasına geçtiğini, iflas idare memurları tarafından dava tarihinden önce davalıya yöneltilen bir devir bildirimi de bulunmadığı, bu bildirimin yapılabilmesi için davacının müflis şirkete karşı dava yöneltmesi gerektiği, somut olayda ise müflis şirkete karşı açılan bir dava bulunmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Knunu(2004 sayılı Kanun)'nun 198 inci maddesi hükmü uyarınca dava dışı Beğendik Şirketi'nin davalıya olan hisse devir borcunun para alacağına dönüştüğünü ve artık hisselerin davacı adına tescilinin istenemeyeceğini, ayrıca davacının hisselerin bedelini Beğendik Şirketine ödemiş olması durumunda para alacağı için müflis Beğendik Şirketi'ne karşı dava açması gerektiği, ancak bu davanın muhatabının da davalı olmadığı gerekçesiyle davanın pasif husumete ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 30.06.2020 tarihli hisse devir sözleşmesinin 16.10.2020 tarihli iflas kararından önce olduğunu, söz konusu bu sözleşmenin tasarrufi bir işlem olduğu ve kayyum onayı ile birlikte geçerli olduğu mahkeme tarafından tespit edildiğini, devir sonunda borçlu, devirden ister haberdar olsun ister olmasın devralan devredilen alacağı kazanacağını, devredenin, devredilen alacak üzerinde bir hakkı kalmadığından onun iflası halinde bu alacak iflas masasına kaydedilmeyeceğini, hisse devir sözleşmesinin imzalanmasıyla beraber söz konusu payların devralan müvekkili şirkete geçmiş ve hukuki işlemin tasarruf aşamasının gerçekleşmiş olduğunu, hisse devrinin muhataba bildirimi için yasal bir süre öngörülmediğini, ayrıca bu bildirimin mutlaka devir eden tarafından yapılması yönünde de yasal bir zorunluluk bulunmadığını, hisse devrinin geçerli bir sözleşme ile iflas kararından önce gerçekleşmiş olmasından sonra davacı müvekkil şirketin dava dışı devir eden şirketten herhangi bir talep veya alacağı bulunmadığını,kaldı ki geçerli bir hisse devrinin pay defterine işlenmesi borcu davalı şirkete ait bir borç olduğunu, dava dışı Beğendik A.Ş.'nin davalı şirket nezdindeki paylarını devretmesi neticesinde tüm hak ve alacakların davacı müvekkili şirkete geçtiğini, 30.06.2020 tarihli devir sözleşmesinin imzanlaması ile birlikte Beğendik A.Ş.'nin söz konusu paylar üzerinde tasarruf ehliyeti kalmadığını, bu devrin davalı şirketin onayına da tabi olmadığını, davalı şirketin kendilerine iletilen devir sözleşmesi uyarınca payların davacı şirket adına tescilini sağlamakla yükümlü olduğunu, paylar üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi olmayan Beğendik A.Ş. ve iflas idare memurlarının pay defterine tescil talebinde bulunmasının beklenemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hisse senetlerinin piyasa değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca harcın da buna göre tamamlanması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yanın istinaf başvurusu yönünden; İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2021 tarihli nihai kararının davalı vekiline 15.01.2022 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, ancak davalı vekilince 2 haftalık istinaf süresi dolduktan sonra 02.02.2022 tarihinde nihai karara yönelik istinaf başvurusunda bulunulduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun süresinde yapılmamış olması nedeniyle usulden reddine, davacı yanın istinaf başvurusu yönünden ise; davacı ile dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş. arasındaki hisse devir sözleşmesinin 30.06.2020 tarihli olduğu, bu devirden sonra dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş.'nin 16.10.2020 tarihinde iflasına karar verildiği, iflasın Ticaret Sicil Gazetesinde 02.11.2020 tarihinde ilan edildiği, ilan tarihine dek pay devrinin pay defterine tescili hususunda davalı şirkete yapılan herhangi bir başvurunun bulunmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelere göre pay devrinin davalı şirkete 22.02.2021 tarihinde, yani iflasın ilanından itibaren 3 aydan fazla süre sonra bildirildiği, halbuki 2004 sayılı Kanun'un 336'ncı maddesine göre müflisin mallarını ellerinde bulunduran veya müflise borçlu olan üçüncü şahısların, iflasın açıldığına dair ilana muttali oldukları tarihten itibaren bir ay içinde o malları iflas idaresi emrine vermeleri gerektiği, iflasın alacaklıların hakları üzerindeki etkilerine ilişkin 2004 sayılı Kanun'un 198'inci maddesi uyarınca, davacının alacağının para alacağına dönüşmüş olması nedeniyle müflis şirketten olan hisse bedeli alacağının iflas masasından talep etmesi gerektiği, dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararında herhangi bir isabetsizlik ve usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hisse devrinin, dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş. hakkında verilen 16.10.2020 tarihli iflas kararından önce "Mahkeme kararı ile her türlü işlem ve tasarrufu kayyum onayına tabi tutulan Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic.San. A.Ş.'ne atanan kayyumun onayı ile" 30.06.2020 tarihli sözleşme neticesinde gerçekleşmiş olduğunu, bu sözleşmenin tasarrufi bir işlem olarak geçerli olduğunu, dolayısıyla sözkonusu payların, bedeli mukabilinde devralan müvekkili şirkete geçtiğini ve böylece hukuki işlemin tamamlandığını, şirketin devre konu payların pay defterine kaydını kendiliğinden yapamayacağını, ilgililer özellikle hisseleri devralan tarafından talepte edilmesi gerektiğini, ancak hisse devrinin davalı şirkete bildirimi için yasal bir süre öngörülmediğini, zaten bu bildirimin kurucu değil bildirici nitelikte bir işlem olduğunu, ayrıca devir sonucunda borçlu devirden haberdar olsun ya da olmasın devralanın devredilen alacağı kazanacağını, devredenin devredilen alacak üzerinde bir hakkı kalmadığından iflası halinde bu alacağın iflas masasına kaydedilemeyeceği, hisse devri geçerli bir sözleşme ile iflas kararından önce gerçekleştikten sonra artık müvekkili şirketin dava dışı devir eden şirketten herhangi bir hak veya alacağı bulunmadığını, kaldı ki geçerli bir hisse devrinin pay defterine işlenmesi borcunun davalı şirkete ait bir borç/yükümlülük olduğunu, diğer yandan hisse devrinin davalı şirketin onayına tabi olmadığını, davalı şirketin kendilerine iletilen devir sözleşmesi uyarınca payların davacı şirket adına tescilini sağlamakla yükümlü olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı Beğendik Mağaza İşletmeleri Tic. San. A.Ş.'nin, davalı şirkete ait hisselerinin davacı tarafça devralındığı hususunun pay defterine kaydı isteminin yerinde olup olmadığı ve davacının davalının ortağı sayılıp sayılmayacağına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 490, 494, 498, 499, 647 nci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 183 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava, dava dışı Beğendik Mazağa İşletmeleri Ticaret Sanayi ve Anonim Şirketi'nin davalı şirkete ait hisselerinin davacı tarafça devralındığı hususunun davalı şirket pay defterine kaydedilmesi talebine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2.6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı maddesi, anonim şirketlerde nama yazılı payların devrini düzenlemekte olup nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi yazılı olmadıkça herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan devredilebilir. Nitekim maddenin ikinci fıkrasında nama yazılı hisse senetlerinin ciro yoluyla devredileceğinin öngörülmüş olması, alacağın temliki yoluyla devrine engel değildir. Bu nedenle esas sözleşmede devir şekli hakkında herhangi bir hüküm yoksa nama yazılı hisse senetleri, 6098 sayılı Kanun'un 183 üncü ve devamı hükümlerine göre alacağın temliki yoluyla da devredilebilir. Özetle nama yazılı senetlerin alacağın temliki yoluyla devrinde devredenin beyanı, mahiyeti itibariyle alacağı temlik edenin beyanıyla aynı olup 6102 sayılı Kanun'un 647 nci maddesinin ikinci hükmünden anlaşılacağı üzere, beyanın nereye yazıldığının önemi yoktur. Senedi devreden şahıs, devir beyanını bu senet üzerine yazılabileceği gibi, başka bir kağıt üzerine de yazabilir. 3.Ortaklığa karşı ancak pay defterinde kayıtlı bulunan kimse ortak sıfatını haizdir. Pay devri, ortaklığa karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.10.2015 Tarihli 2014/15601 E. 2015/11180 K. sayılı ilamı). Pay defteri ise, 6102 sayılı Kanun'un 64 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ticari defterlerden olup, pay defterinin tutulması, açılış ve kapanış onayları ile saklanması bakımından anlam taşır, yoksa pay defterinin özel olma karakterini etkilemez ve pay defterine yapılan kayıtlara kurucu nitelik kazandırmaz (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, 3.Baskı, s.2569). 4.Anonim şirketler için önemli bir kavram olan “pay”, üç anlamda kullanılır. Bunlardan ilki esas sermayenin bir parçasını ifade etmesidir. Esas sermayenin pay sayısına bölünmesi sonucu oluşan ve nominal (itibari) değeri olan her bir birim birer payı oluşturur. Pay sayısının ve nominal değerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Bir diğer anlamıyla pay; pay sahipliği konumunu yani ortaklık sıfatını ifade eder. Ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve borçlar paya bağlıdır. Pay elde edilirken ortaklık sıfatı da kazanılmış olur. Payın devredilmesi halinde ortaklık sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlar da devredilmiş olur. Üçüncü anlamıyla pay; bir kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerini (hisse senetlerini) ifade eder. Hamiline düzenlenmiş paylar hariç olmak üzere, payın bir senede bağlanması zorunluluğu yoktur. Senede bağlanmamış paylar “çıplak pay” olarak adlandırılmıştır (Fatih Bilgili, Şirketler Hukuku, 2.basım, 2012, s.240,241 ). 5.Dava konusu senetlerin davacı tarafça devralındığı iddia edilen tarihte davalı şirketin henüz pay senetlerini veya pay senetleri yerine geçecek ilmuhaberleri bastırmadığı ve hak sahiplerine teslim etmediği tespit edilmiştir. Diğer yandan, anonim şirket tarafından henüz pay senedi ihraç edilmemiş olması ve ilmühaber dahi çıkarılmaması, anonim şirkette pay devrine engel teşkil etmeyecektir. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda Türk Ticaret Kanunu'nda bir hüküm bulunmamakla birlikte, payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği, bu devrin 6098 sayılı Kanun'un 183 üncü maddesine göre alacağın temliki hükümleri çerçevesinde olacağı kabul edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2014 Tarih 2014/11-801 E. 2014/891 K. sayılı ilamı). Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçmektedir. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olacaktır. 6.Somut olayda, davacı ile devreden dava dışı şirket arasında 30.06.2020 tarihli hisse devir sözleşmesi yapıldığı, devrin kayyum tarafından onaylandığı, bu devirden sonra devreden şirketin 16.10.2020 tarihinde iflasına karar verildiği ve bu kararın 02.11.2020 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, iflasın ilanından sonra pay devrinin 22.02.2021 tarihinde davalı şirkete bildirildiği, davalı şirketin de davacının pay defterine kayıt talebine ilişkin kendi tasarruf ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle 21.04.2021 tarih ve 2021/234 sayılı yazısı ile reddettiği, yine Beğendik Mağaza İşletmeleri Ticaret Sanayi A.Ş.'nin davalı şirket bünyesinde 6 adet 15.000 TL'lik hisse senedinin bulunduğunu bildiren aynı 21.04.2021 tarihli ve 2021/233 sayılı yazının düzenlenerek 26.04.2021 tarihinde icra müdürlüğüne ibraz edildiği, böylece devrin davalı kayıtlarına işlenmediği ve davacının kayıtlarda ortak görünmediği, diğer yandan hisselerin nama yazılı olduğu, usulüne uygun devrin yapılıp bedelinin ödendiği anlaşılmaktadır. 7. Bu durumda davacı, davalı şirkete karşı pay devrinin kaydı için başvurabilecektir. Ayrıca borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar yönünden, 498'inci maddesi uyarınca; şirket, devralanın pay sahibi olarak tanınması istemini, istemi aldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde reddetmezse devralanı, pay sahibi olarak tanımış sayılır. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar yönünden ise, 6102 sayılı Kanun'un 494'üncü maddesi hükmünde; "Devir için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır." şeklinde belirtilmiştir. Devir için şirketçe gerekli onay verilmediği taktirde, devre konu payların mülkiyeti ve paya ilişkin haklar devredende kalacaktır. Ancak, devir sözleşmesi şirket dışında kalan devreden ile devralanı hukuken bağlar. Maddenin üçüncü fıkrasında davalı şirket, talepten itibaren üç ay içerisinde onaylama işlemini reddetmemişse veya red haksız ise, şirketin onay verdiğinin kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Şirket onay vermeyi haksız olarak reddetmişse onay verilmiş sayılacaktır. Devralanın pay sahibi olarak tanınması istemine ilişkin bir şekil şartı ise öngörülmemiştir. Somut olayda dava konusu hisseler, 30.06.2020 tarihinde ve devredenin iflasından önce devralan davacıya geçmiştir. Artık davacı, usulüne uygun şekilde devredilmiş ve bedeli ödenmiş payların sahibidir. Şirketin kayıt talebini kendi tasarruf ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle reddi haksızdır. 8.Sonuç olarak, İlk Derece Mahkemesince, davanın pasif husumete ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile reddi ve bu karara karşı davacı yanın istinaf başvurusunun esastan reddi doğru olmamış, kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/4874 E., 2024/1387 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 490 ıncı maddesi, 498 ...
11. Hukuk Dairesi         2022/4874 E.  ,  2024/1387 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/715 Esas, 2022/348 Karar ASIL DAVADA FERİ MÜDAHİL : ... vekili Avukat ... İHBAR OLUNAN : ... vekili Avukat ... BİRLEŞEN ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2017/526 E. SAYILI DOSYASINDA DAVA TARİHİ : 17.12.2015 (Asıl dava) 17.07.2017 (Birleşen dava) HÜKÜM : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/566 E., 2021/85 K. Taraflar arasındaki hisse devrinin şirket pay defterine kaydı davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kabulüne karar verilmiştir. Kararın asıl davanın davalısı vekili, asıl davada feri müdahil vekili, birleşen davanın davalısı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davanın davalısı vekili, asıl davada feri müdahil vekili, birleşen davanın davalısı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin hissedarlarından olan ...’in 5.900 adet payından 412 adedini 01.10.2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile müvekkiline devrettiğini, hisse devrinin pay defterine kaydedilmesi için davalıya 02.09.2015 tarihli ihtarnamenin, ardından aynı talepli ihtarnamenin hem şirkete hem de yönetim kurulu üyelerine 16.11.2015 tarihinde gönderildiğini, davalı şirketin 04.12.2015 tarihli ihtarnamesi ile devredenin bu devir işleminin geçerli olmadığını beyan ettiği, işlemlerin yerine getirilemeyeceği şeklinde yönetim kurulu kararı olduğunu belirterek pay defterine kaydı sağlamadığını, şirket ana sözleşmesinde şirket payların devrinin kısıtlanmadığını, müvekkilinin şirkette başka hisselerinin de olduğunu ileri sürerek müvekilinin davalı şirketin hissedarlarından ...’e ait 412 payı devralması sebebiyle davalı şirketin pay defterine 412 payın müvekkili adına kaydını talep etmiştir. 2-Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin hisse devir sözleşmesi gereği davalının Giyat Gayrimenkul İmar Yatırım İnş. San. ve Tic. A.Ş.’deki 412 adet payının pay defterine işlenmesi için şirkete karşı açtığı davanın kabul edildiğini, ancak Bölge Adliye Mahkemesinin devredene karşı da açılıp birleştirilmesi gerektiğinden bahisle kararı kaldırdığını, müvekkilinin davalının 412 adet payını 01.10.2013 tarihli sözleşme ile devraldığını, devrin pay defterine işlenmesi yönündeki taleplerinin şirket tarafından reddedildiğini, davalının sözleşmeyi ikrar ettiğini, ancak bedelinin ödenmediğini ileri sürdüğünü, ancak sözleşmede bedelin ödendiğinin açıkça belirtildiğini, payların usulünce devralındığını ileri sürerek davanın birleştirilmesini, müvekkilinin Giyat Gayrimenkul İmar Yatırım İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nde davalıya ait 412 adet payı devraldığından bu payların Giyat Gayrimenkul İmar Yatırım İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin pay defterine müvekkili adına kaydını talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davada müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının talebi doğrultusunda işlem yapılabilmesi için ...’in kabulünün gerektiğini, ihtilafın husumetin bu kişiye yöneltildiği bir dava sonucu giderilebileceğini, davacının ihtarnamesine ilişkin olarak ...’in bilgisine başvurulduğunu, yönetim kurulunun 2015/04 sayılı kararı alarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Feri müdahil vekili asıl davaya beyan dilekçesinde; 01.10.2013 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinin “devir ...” kısmının davacı şirket ortakları Hayırlı Duygu Akdemirbey ve müvekkili ... tarafından imzalandığını, bu ikisi arasında 18.11.2013 tarihli hisse devrinin biçimine ilişkin şartları yeniden düzenleyen bir sözleşme aktedildiğini, bu sözleşmede de ikisinin ortaklıklarının tasfiyesi ile hak ve yükümlülüklerinin sıralandığını, davalıdaki 564 payın davacı uhdesinde kalacağının kararlaştırıldığını, 18.11.2013 tarihli sözleşmenin 01.10.2013 tarihli sözleşmeyi geçersiz hale getirdiğini, devir şartlarının değiştirildiğini, davacının müvekkiline ödemesi gereken bedelden kurtularak devri sağlamayı amaçladığını savunarak davanın talebinin reddini istemiştir. 3.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; hisse devir sözleşmesi sebebiyle müvekkiline bir ödeme yapılmadığını, davacı şirket defterleri üzerinde inceleme yapıldığında böyle bir ödemenin bulunmadığının görüneceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile birleşen dosya davalısı ... ile davacı taraf arasında imzalanan adi yazılı hisse devir sözleşmesi uyarınca, davalı şirkete ait 412 adet payın devir konusunda anlaşıldığı, anlaşmayı ortadan kaldıran ... bir sözleşme veya mahkeme kararı bulunmadığından sözleşmenin geçerli olduğu, hisse devri yapan davalı ... tarafından bu sözleşmenin geçersizliği veya iptaline ilişkin herhangi bir dava açılmadığı, davacının hisse bedelini ödediğinin sözleşmede açıkça yazıldığı, davalı şirket ana sözleşmesinde devir işlemini kısıtlayan herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, ödemeye ilişkin yazılı belgenin aksinin ancak yine yazılı belge ile kanıtlanabileceği, ispat yükünün davalıya düştüğü halde dosyaya herhangi bir yazılı kanıt sunulmadığı, ödemeye ilişkin yazılı belgenin aksinin ticari kayıtlar ile ispatlanamayacağı, bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen hak iddia eden üçüncü kişinin asli müdahil sıfatıyla davaya müdahale edebileceği, müdahil ...'in dava konusu üzerinde bağımsız bir hak iddiası bulunmadığı, davalı yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla feri müdahalede talep ettiği gerekçesiyle müdahil ...'in asli müdahil sıfatının kaldırılmasına, davalılar yanında feri müdahil olarak davaya kabul edilmesine, asıl ve birleşen davanın kabulüne, davacının, davalı ...'den devraldığı 412 adet payın davalı şirket pay defterine kayıt edilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince tashih kararı ile talep tarihi itibariyle hükmün taraflara usulen tebliğ edilmediği, ...'in asıl dosyada "İhbar Olunan" sıfatıyla bulunduğu, dosya kapsamına göre yapılan hatanın herhangi bir şüphe ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açık olduğu gerekçesiyle karar başlığında; asıl dosyada "Davalı" sıfatıyla yazılan ...'in sıfatının "İhbar Olunan" olarak düzeltilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davanın davalısı vekili, asıl davada feri müdahil vekili, birleşen davanın davalısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Asıl davanın davalısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, aksi bile düşünülse asıl dava yönünden maktu hesaplanması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2.Asıl davada feri müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle; adi yazılı hisse devir sözleşmesinin şekle aykırılıktan geçersiz olduğunu, davacı kayıtlarında hisse devir bedelinin ödendiğine dair bir kaydın bulunmadığını, hisselerin davacı bilançosunda aktifler arasında gösterilmediğini, hisse devir sözleşmesinin müvekkilinin müşterek imzasını da taşıdığını, ancak müvekkilinin imzasını taşıyan devredene yapılan bir kaydın olmadığını, davacının ödemeyi ispatlaması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 3.Birleşen davanın davalısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar dinlenmeden tashih kararı verildiğini, raporlara itirazların dikkate alınmadığını, davacı şirketin bilançolarının, defter ve kayıtlarının incelenmediğini, dayanak sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılması sebebiyle şekle aykırılık içerdiğini, geçersiz sayılması gerektiğini, damga vergisinin 23 ay sonra ödendiğini, davanın boşanma sebebiyle açıldığını, bedelin ödendiği iddiasına ilişkin ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, şirket kayıtları ile ispatlanması gerektiğini, bedel ödenmediğinden sözleşmenin yürürlüğe girmediğini, feri müdahilin beyanlarının ikrar niteliği taşıdığını, peşin satış hükümlerine göre ödendiğinin kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını, asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin ana sözleşmesinde hisse devrinin sınırlandırılmadığı, senede veya ilmuhabere bağlı olmayan dava konusu ... payların devrinin alacağın temliki hükümlerine tabi tutulduğu, adi yazılı şekilde düzenlenen 01.10.2013 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesi ile devrinin hukuken geçerli olduğu, sözleşmenin iptali hususunda dava açılmadığı, sözleşmede kararlaştırılan hisse devir bedelinin birleşen dosya davalısına ödendiğinin adı geçen davalı tarafından kabul edildiği, ayrıca devredenin hisseyi devralan tarafı ve diğer hissedarları ibra ettiğinin de açıkça yazılı olduğu, birleşen dosya davalısının sözleşmede yazılı olan devir bedelinin kendisine ödendiğine dair beyanın aksini ancak usulüne uygun delil ile kanıtlayabileceği, ancak yazılı delille ispatlayamadığı, davacı şirketin ticari defterlerinde ve kayıtlarında inceleme yapılması halinde söz konusu hisse devir bedelinin ödendiğine dair kaydın bulunmamasının davalının hisse devir bedelinin kendisine ödenmediği yönündeki savunmasını kanıtlamayacağı, asıl davada fer'i müdahilin davalı şirketin hisselerinin devralındığı tarihte davacı şirketin ortağı ve devralan sıfatıyla devir sözleşmesini imzalayan birleşen dosyada hisseleri devreden davalının hisse devir bedelinin ödenmediğine yönelik beyanının ikrar niteliği taşımadığı, davalı anonim şirkette hisselerini devreden davalının şirketin aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğundan uyuşmazlığın doğmasına da kendisi yol açtığı, asıl davada davacı şirketin, birleşen dosyada davalı ...'in asıl davanın davalısı anonim şirketteki 412 adet payının davalı şirketin pay defterine kaydına yönelik talebinin nispi harca tabi olduğu gerekçesiyle asıl dava davalısı vekilinin, asıl davada feri müdahil vekilinin, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davanın davalısı vekili, asıl davada feri müdahil vekili, birleşen davanın davalısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Asıl davanın davalısı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın açılmasına müvekkilinin sebebiyet vermediğini, müvekkili aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, aksi bile düşünülse asıl dava yönünden maktu hesaplanması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Asıl davada feri müdahil vekili temyiz dilekçesinde özetle; adi yazılı hisse devir sözleşmesinin şekle aykırılıktan geçersiz olduğunu, davacı kayıtlarında hisse devir bedelinin ödendiğine dair bir kaydın bulunmadığını, hisselerin davacı bilançosunda aktifler arasında gösterilmediğini, hisse devir sözleşmesinin müvekkilinin müşterek imzasını da taşıdığını, ancak müvekkilinin imzasını taşıyan devredene yapılan bir kaydın olmadığınıı, ispat külfetinin davacıya yüklenmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 3.Birleşen davanın davalısı vekili temyiz dilekçesinde özetle; tashih kararına ilişkin beyan ve itirazların dikkate alınmadığını, taraflar dinlenmeden tashih kararı verildiğini, feri müdahilin ikrar niteliğindeki beyanlarının göz ardı edildiğini, davacı şirketin bilançolarının, defter ve kayıtlarının incelenmediğini, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, bedel ödenmediğinden adi yazılı şekilde yapılmasından sözleşmenin yürürlüğe girmediğini, geçersiz sayılması gerektiğini, damga vergisinin 23 ay sonra ödendiğini, davanın sadece boşanma sebebiyle açıldığını, şirket kayıtlarında ödemeye dair bir kaydın bulunmadığını, hisselerin davacı şirket bilançolarında gösterilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen davalar hisse devrinin şirket pay defterine kaydı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 490 ıncı maddesi, 498 ... maddesinin birinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.6102 sayılı Kanun'un 498 ... maddesinin birinci fıkrasında Şirketin, devralanın, pay sahibi olarak tanınması istemini, istemi aldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde reddetmezse devralanın, pay sahibi olarak tanınmış sayılacağı düzenlenmiştir. Davacı, 02.09.2015 tarihli ihtarnamesi ile birleşen dava davalısının şirket payından 412 payının adına devri nedeniyle şirket pay defterine davacı adına kayıt edilmesini talep etmiş, ihtarnamedeki şerhe göre ihtar 03.09.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, asıl davanın davalısı Şirket bu talebi yirmi günlük süre içinde reddetmemiştir. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı vekili ile feri müdahil vekili, birleşen davada davalı vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/3098 E., 2023/755 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
e ait olduğunu kabul ettiği, davacı her ne kadar iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmüş ise de irade fesadı hallerinin olayda gerçekleştiğini ispatlayamadığı, Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere devir tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı maddesinde nama yazılı payların devri gösterilmiş olup maddeye göre kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı p
11. Hukuk Dairesi         2021/3098 E.  ,  2023/755 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kendisinde bulunan davalara ilişkin belge ve dokümanları vekili olması nedeniyle Avukat ...’a teslim ettiğini,daha sonra azlettiğini, Avukat ...’a vekâlet ilişkisinden kaynaklanan borcu bulunmamasına rağmen uhdesinde bulunan ve müvekkiline teslim etmesi gereken belgeleri teslim etmediğini, müvekkilimin eski Avukatı ... tarafından farklı kişiler adına hazırlanan hisse devir ve temlik sözleşmelerinden birine müvekkilinin onayı ve haberi olmaksızın tarih atıp başka bir müvekkili olan davalı ...’a imzalattırılarak müvekkilini hisselerini davalı ... ...’a devredildiğine dair kurgu yaratıldığını, hisse devir ve temlik sözleşmelerinin müvekkilinin eski avukatı ...’e hazırlatmadaki amacının 12.05.2009 tarihinde müvekkilinin tanımadığı kişilerce yaralanması ve sonraki süreçte aldığı tehditler nedeniyle kendisine herhangi bir şey olması durumunda hisselerini güvenebileceği kişilere bırakmak istemi nedeniyle olduğunu, davalı tarafın hisselerini müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı adıktan sonra şirketin en büyük hissedarı ... devrinin kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu ileri sürerek müvekkilinin hisse devir ve temlik iradesini yansıtmayan, davalı ile akdedildiği iddia edilen hisse devir ve temlik sözleşmesinin iptaline, devrin geçerli olmaması nedeniyle müvekkilinin ortaklığının devam ettiğine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirketin anonim şirket olup şirket esas sözleşmesinin 6 ıncı maddesine göre payları nama yazılı olduğu, gerek Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi'nden gelen yazı cevabı ve gerekse 12.03.2012 tarihinde yapılan 2010 yılı ertelenen olağan genel kurul toplantı tutanağının 11 inci maddesi ile değiştirilen ana sözleşmenin 6 ncı maddesine göre şirket hisse senetlerinin nama yazılı olduğu, hisse senedi ve ilmuhaber bastırılmadığının sabit olduğu, şirket hisseleri çıplak pay niteliğinde olduğundan sözleşme tarihi olan 22.08.2012 tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 183 üncü vd. maddeleri gereğince alacağın temliki hükümlerine göre devir edileceği, bu halde 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince pay devri için yazılı sözleşme yapılması yeterli olup ayrıca bu sözleşmenin noterde yapılmasına ilişkin bir koşul getirilmediğinden davacı ile davalı arasındaki bu sözleşme yazılı yapılmakla geçerli olduğu, dosyadaki delillerden pay devrinin yapılmasına ilişkin bir yönetim kurulu kararı alındığı, yönetim kurulu kararından sonra pay defterine de hisse devrinin kayıt edildiği, bu suretle nama yazılı payların ancak şirket onayı ile devrolunabileceğine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 491 inci maddesi gereği ile 499 uncu maddesinin birinci, ikinci fıkralarındaki pay defterine kayıt koşulu da yerine getirilerek prosedürün tamamlandığı, dava dilekçesinde dayanılan vakıalara göre hisse devir sözleşmesinin düzenlenme tarihinin 2009 yılı olduğu, davacının 2012 yılında avukatı olan Avukat ... tarafından kendisinde bulunan evraklar arasındaki sözleşmeyi ...'a imzalatıldığı ispat edilemediği gibi aksine sözleşmenin 2012 yılında düzenlendiği, davacı açıkça sözleşmede tarih ve ... imzası dışında kalan kısımların kendisi tarafından düzenlendiğini kabul ettiğinden iradeyi fesata uğratan hallerin de bulunmadığı, sözleşmenin tarafların gerçek iradesini yansıtması nedeniyle geçerli olduğu, 6098 sayılı Kanun'un ve 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı vd. maddesinde öngörülen koşullarda nama yazılı pay devri yapıldığı ve geçerli bir pay devri bulunduğu kanaatine varıldığı gerekeçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu hisse devir işleminin müvekkilinin bilgisi dışında, kötü niyetli olarak gerçekleştirildiğini, 2009 yılında hazırlanan hisse devir sözleşmesinin adi şekilde hazırlandığını ve noter tarafından tasdik edilmediğini, şekil şartına uyulmadan yapılan devrin hukuka aykırılık teşkil edeceğini, Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş.'nin hisselerinin büyük değere sahip olduğunu devir sözleşmesinin sembolik bir rakam ile düzenlendiğini, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı olarak elde ettiği hisseleri beş ay gibi süre sonra Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş'nin en büyük hissedarı olan ...'e devrettiğini, ...'in iyiniyetli 3 üncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı söz konusu hisse devir sözleşmesinin 2009 yılında devralacak kişi ve tarih kısmı boş olarak hazırlandığını, bu kısımların daha sonra iradesine aykırı olarak doldurulduğunu iddia etmiş ise de mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davacı davaya konu hisse devir sözleşmesinin üzerinde yazılı tarih olan 2012 yılından önce 2009 yılında devralacak kimse ismi boş olarak önceden hazırlandığını ispatlayamadığı, mahkeme gerekçesinde açıklandığı üzere söz konusu hisse devir sözleşmesi davacının iddiasının aksine 2012 yılında ve davalı ile görüşülerek hazırlandığı, davacı da hisse devir sözleşmesinde yer alan imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiği, davacı her ne kadar iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmüş ise de irade fesadı hallerinin olayda gerçekleştiğini ispatlayamadığı, Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere devir tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı maddesinde nama yazılı payların devri gösterilmiş olup maddeye göre kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, 6102 sayılı Kanun'da anonim şirket nama yazılı payların devri için özel bir şekil şartı öngörülmemiş olup, şirket ana sözleşmesinde de şekle ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda nama yazılı paylar 6098 sayılı Kanun'da 183 üncü vd maddelerine göre alacağın devri hükümlerine göre devredilebileceği, 6098 sayılı Kanun'da 184 üncü maddesine göre de alacağın devrinin yazılı yapılmasının yeterli olduğu, uyuşmazlığa konu pay devrinin de yazılı olarak yapıldığı, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü 6102 sayılı Kanun'un 198 inci maddesi şirketler topluluğu alt başlıklı bölümünde düzenlenmiş olup ancak bir sermaye şirketi hissesinin teşebbüs tarafından edinilmesi halinde tescil hususu düzenlendiği, somut olayda ihtilafa konu şirket hisselerinin teşebbüs tarafından edinilmesi söz konusu olmadığından olayda uygulanmasına imkan bulunmadığı, anonim şirketin pay devri istisnalar dışında tescile tabi olmadığı,davacı vekilinin istinaf sebepleri İlk Derece Mahkeme kararı gerekçesinde ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve karşılanmış olduğundan ve İlk Derece Mahkemesi gerekçesi dava dosyasına, dosya içinde bulunan delillere, usul ve yasaya uygun olduğundan istinaf sebepleri yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin isitnaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, 2009 yılında hazırlanan hisse devir sözleşmesinin sadece adi şekilde hazırlandığı ve noter tarafından tasdik edilmediğini bu sebeple şekil şartına uyulmadan yapılan bir devrin hukuka aykırılık teşkil edeceğini, Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş.'nin hisselerinin büyük değere sahip olduğunu devir sözleşmesinin sembolik bir rakam ile düzenlendiğini, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı olarak elde ettiği hisseleri beş ay gibi süre sonra Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş'nin en büyük hissedarı olan ...'e devrettiğini, ...'in iyiniyetli 3 üncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hisse devir sözleşmesinin iptali ve davacının şirkette pay sahipliğinini devam ettiğinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/338 E., 2021/5306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bu yöndeki bir yaklaşımın, TTK’nın 490. maddesinde nama yazılı payların devrinde öngörülen ilkeyle bağdaştırılması mümkün görünmediği gibi bu yöndeki bir kabulün, menfaatler dengesine, devrin sınırlandırılmasına ilişkin olarak kanunun bütününe yansıyan eşit işlem yapılması ve hakkın kötüye
11. Hukuk Dairesi         2020/338 E.  ,  2021/5306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.12.2018 tarih ve 2018/811 E- 2018/1267 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.11.2019 tarih ve 2019/367 E- 2019/1636 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete 4.394.600.-/25.000.000.- oranında ortak olduğunu, maliki olduğu hisselerden bir kısmını hisse bedeli 6.- TL olmak üzere dava dışı 3. kişilere sattığını, hisse devrinin davalı şirkete bildirilmesine rağmen devrin onaylamadığını, davalı şirketin söz konusu hisseleri beher hisse bedeli 1 TL üzerinden 3. kişi ...hesabına satın almak istediğini, önerilen rakamın iyi niyetle çelişen bir rakam olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin satmış olduğu şirket paylarının gerçek değerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket ve ortakları arasında süregelen husumet nedeniyle çok sayıda dava bulunduğunu, davacının açtığı haksız davalar ile şirketin iç barışını bozmaya çalıştığını, müvekkilinin devredilen hisseleri beheri 1.- TL'den ...hesabına satın almayı teklif ettiğini, alım teklifinin gerçek değere uygun olduğundan, mahkemece payların gerçek değerinin tespit edilmesine gerek olmadığını, satın alma teklifinin devreden davacı tarafından 1 ay içinde reddedilmediğini, bu nedenle TTK'nın 493/6. maddesi uyarınca davanın 1 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacının ortağı olduğu davalı şirketteki bir kısım hisselerini dava dışı 3. kişilere pay değeri 6 - TL'den olmak üzere 3.600.- TL bedel karşılığında sattığı, davacının yaptığı hisse satışının hukuken geçerli olduğu, TTK'nın 493/6 maddesi gereğince davacının satmış olduğu hisselerin rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla, ancak şirket hisselerini devralan 3.kişilerin dava açabileceği gerekçesiyle, aktif husumet ehliyeti eksikliğinden davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararında yasa ve usule, kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Dava, davacının, davalı anonim şirkette sahibi olduğu nama yazılı ortaklık paylarının bir kısmının üçüncü kişilere devrine, hisseleri almayı önermek suretiyle onay vermeyen davalı şirketin, hisseler için önerdiği değerin mahkeme marifetiyle tespiti istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı TTK’nın 493/1. maddesidir. Davanın açıldığı ilk derece mahkemesince, söz konusu yasa maddesinde, önerilen değerin tespitini isteme hakkının ancak payları satın alanlara tanınmış bir hak olduğundan bahisle sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin istinaf başvuruları ise esastan reddedilmiştir. 1- Davacının, davalı anonim şirkette bulunan bir miktar nama yazılı ortaklık payını 18.05.2018 tarihli devir sözleşmesi ile şirkette ortaklık vasfı bulunmayan üç ayrı kişiye ve beheri 6.- TL bedelle toplam 3.600.- TL karşılığı devrettiği, devrin onaylanması için davacı devreden ve devralanların ayrı ayrı davalı şirkete vaki başvurularının ise davalı şirket tarafından, yasal süresi içerisinde ve esas sözleşmeye dayalı olarak davacı devredene devir konusu payların beheri 1.- TL bedelle şirket ortağı adına alım teklifinde bulunulmak suretiyle onay verilmekten kaçınıldığı, keyfiyetin devreden davacıya tebliğini müteakip işbu davanın ikame edilerek, davalı şirket tarafından önerilen değerin çok düşük olduğundan bahisle devir konusu hisselerin başvuru anındaki gerçek değerlerinin mahkemece tespit edilmesinin talep edildiği dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlarda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. TTK’nın 493. maddesi, borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar bakımından, gerek iradi ve gerekse de özel durumlara mahsus kanuni devir hallerinde, anonim şirketin devre onay vermekten kaçınabileceği halleri ve bunun koşullarını düzenlemektedir. Anılan maddenin 1. fıkrasında, iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, esas sözleşmede öngörülen önemli bir sebebin varlığının ileri sürülmesi hususu yanında, eldeki davaya konu somut olayımızda olduğu gibi, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konusu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunmak suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği öngörülmüştür. Mezkur kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, somut olayımıza konu kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir. Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise, madde hükmünde de açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanunun 494/1. maddesindeki, iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal, esasen, söz konusu değildir. Öte yandan, şirketin önerisinde devre konu payların gerçek değerinin rakamsal olarak belirtilmemiş olması yahut gerçek değerin çok altında olduğu düşünülen bir rakamsal bedel öngörülmesi hallerinde, gerçek değerin ne şekilde belirleneceği konusunda anılan kanun maddesinde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Buna mukabil, 493. maddenin 5. fıkrasında ise, 4. fıkradaki “kanuni” devir hallerine ve bu biçimdeki pay devirlerinde, 494/2. maddede düzenlendiği üzere payın mülkiyetinin ve paya bağlı hakların derhal devralanlara intikal etmesi hükmü ile uyumlu olacak şekilde, şirket önerisindeki gerçek değerin belirlenmesini, önerinin muhatabı olan devralanın isteyebileceği açıkça öngörülmüş olup söz konusu 4. ve 5. fıkranın, somut olaya da konu edilen iradi devir halleri bakımından kıyasen dahi uygulanabilirliği olmadığı açıktır. Buna karşın, mahkemenin taraf sıfatına ilişkin davanın reddine dair gerekçesinde, zikredilen 493/5. madde hükmünü, 493/1. maddeye dayalı iradi devir ve buna bağlı onay istemi hallerinde dahi, kaçınma klozunun kullanılmasına yönelik öneriye konu gerçek değerin belirlenmesi için mahkemeye başvurma konusunda münhasıran devralanlara tanınmış bir hakkın varlığına işaret eden bir şekilde yorumlaması isabetli olmamıştır. Şu hale göre, iradi devir hallerinde, 493/1. maddede, şirketin onaydan kaçınma klozuna ilişkin önerisindeki gerçek pay değerinin belirlenmesi bakımından izlenecek hukuki sürece dair kanunda açık bir düzenleme olmaması nedeniyle, devredenin bu yönde bir tespit davası açma hakkının var olduğunun kabul edilip edilmeyeceği hususunun, 493/5. maddedeki düzenlemeden bağımsız olarak tartışılması gerekir. Konu bu çerçevede ele alındığında, maddede böyle bir hakkın varlığının açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle devredene mahkemeye başvurma konusunda tanınmış bir hak bulunmadığı kabul edilecek olursa, bu durumda devredenin önünde iki seçenek kalacağı izahtan varestedir. Devreden ya önerilen tutarı kabul ile paylarını şirkete yahut gösterilen kişilere devredecek ya da öneriyi kabul etmeyerek payları uhdesinde tutacaktır. Bu yöndeki bir yaklaşımın, TTK’nın 490. maddesinde nama yazılı payların devrinde öngörülen ilkeyle bağdaştırılması mümkün görünmediği gibi bu yöndeki bir kabulün, menfaatler dengesine, devrin sınırlandırılmasına ilişkin olarak kanunun bütününe yansıyan eşit işlem yapılması ve hakkın kötüye kullanılmaması ve hakkaniyet ilkelerine de ters düşecek sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Kanun yapıcının bu yönde bir açık iradesinin yahut bilinçli unutkanlığının olduğu herhalde söylenemez. Nitekim, şirket paylarının bütün devir hallerine ilişkin olarak, bu yöndeki onay istemlerinin reddine yahut kabul edilmiş sayılması halleri bakımından uygulanabilir “torba” hüküm niteliğindeki 494/3. maddesinde de belirtildiği üzere, şirketin onay vermeyi reddetmiş olmasının haksızlığının ancak bir mahkeme hükmü ile belirlenebileceği gözetildiğinde, kanun yapıcının iradi devir hallerinde dahi, şirketin önerisinin temel unsurunu oluşturan payın gerçek değerinin tespiti bakımından devredenin mahkemeye başvuruda bulunma hakkını örtülü biçimde kabul etmiş olduğu ortadadır. Şu halde, iradi devir hallerinde, onaydan kaçınma klozunda bulunan şirketin önerisinde belirtilen gerçek değerin ne olduğunun yahut ne olabileceğinin belirlenmesi konusunda, HMK’nın 106. maddesi de gözetildiğinde, devreden davacının mahkemeye başvuruda bulunmaya yönelik bir hakkının varlığının ve korunmaya değer bir hukuksal yararının var olduğunun kabulüyle işin esasına girilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı yoruma dayalı olarak davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi kararına vaki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddedilmesi doğru olmamış, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2. Bozma sebep ve şekli uyarınca, davalı vekilinin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığına vs. hususlara ilişkin temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 22.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/907 E., 2021/4515 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
6- 6102 sayılı TTK 490 maddesi uyarınca, anonim şirketlerde nama yazılı pay senetlerinin devri ancak ciro+pay senetlerinin teslimi ile gerçekleşecektir.
11. Hukuk Dairesi         2020/907 E.  ,  2021/4515 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 05.11.2018 gün ve 2016/255 - 2018/1131 sayılı kararı bozan Daire'nin 18.11.2019 gün ve 2019/323 - 2019/7301 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin miras bırakanı ...'nin 22.11.1999 tarihinde vefatı üzerine mirasının, murisin çocukları olan müvekkillerine kaldığını, müvekkilerinin miras bırakanın kurucusu ve ortağı olduğu dava dışı BİMS Birleşik Aydınlatma San. Tic. A.Ş'deki hissesinin %22,39 kısmını eşi ile arasındaki boşanma davası sırasında davalıya geçici bir süre için emanet olarak verdiğini, her ne kadar bu hisseler davalı adına gözükse de hisseye ait olan nemaların miras bırakana ödendiği gibi sermaye artışındaki ödemelerin miras bırakanca yapıldığını, murisin erken ölümü ile kız kardeşi olan davalıdan hisselerini geri almaya fırsatının olmadığını, müvekkillerinin miras bırakanının çok iyi durumda olduğunu, hisselerini satması için geçerli bir nedeni bulunmadığını, miras bırakan tarafından hisse devir bedeli olarak gösterilen değerin hisselerin üzerinde yazılı değer olup, bunun da hisse değerlerinin çok altında olduğunu, bu devrin gerçek işlem olmayıp muvazaalı bir işlem olduğunu, miras bırakanın ölümünden sonra da müvekkillerine babalarının hissesi olan %22,5 oranında ödemeler yapıldığını, müvekkillerinin davalıdan babalarına ait olan ve emanet olarak bulunan hisse senetlerinin kendilerine geri verilmesini yönündeki isteklerine olumlu ya da olumsuz bir cevap alamadıklarını ileri sürerek miras bırakan tarafından davalıya devredilen şirketteki %22,39 nispetindeki hisselerin müvekkillerine ait olduğunun tespiti ile miras bırakan tarafından davalıya devredilen hisselerin miras payları oranında müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacıların iddialarına göre hisse senedi devir işleminin 1997 yılından önce gerçekleşmiş olması nedeniyle, gerek 5 yıllık gerekse 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, muvazaa iddiasının yerinde olmadığını, hisse devrinin yasaya uygun olarak müvekkilinin alacağına karşılık yazılı sözleşmeyle yapıldığını ancak aradan geçen zaman nedeniyle yazılı sözleşmenin bulunamadığını, davacıların murisinin elinde kalan %0,11 payın yönetim kurulunda yer almak maksadıyla bırakıldığını ve kendisine sonradan yapılan ödemelerin iyiniyet ödemesi kapsamında olup kâr payı ödemesi olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre davacıların murisi ... ile davalı ... arasında TTK'nın anonim şirket hisse devri hükümlerine göre geçerli olarak yapılmış bir devir bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, BIMS Birleşik Aydınlatma San. Tic. A.Ş'nin hisse adedinin 4.000.- olarak kabulü ile bu hisselerden davacılar murisi ...’ye ait olan 920 adet 46.000.- TL sermaye değerli hissenin davacılar ... ve ...’ye ait olduğunun tespitine, davacıların miras payı oranında; 460 adet ve 23.000.- TL sermaye değerli hissenin davacı ... Işıl Külte adına tesciline, 460 adet ve 23.000.- TL sermaye değerli hissenin davacı ... adına tesciline dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur. Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dava, davacıların murisi ile davalı arasında yapılan anonim şirket hisse devrinin muvazaalı olduğu iddiasına dayalı tespit ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar, murisleri ... ile halaları olan davalı ... arasında yapılan hisse devir işleminin, devir tarihinde murisleri ile boşanma davası devam etmekte olan anneleri ...'ye (İpek) daha az tazminat ve nafaka ödeme amacını taşıdığını iddia etmektedirler. Bu itibarla davaya konu hisse devir işlemi, diğer mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyan muris muvazaası değil, taraf muvaazası mahiyetindedir. Taraf muvazaasında, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halef) sıfatı ile hareket eden kişi bu iddiasını ancak yazılı delille ispat edebilir. Somut davada, ispat yükü kendisine düşen davacılar, taraf muvazaasını ispata elverişli yazılı delil ibraz edememişlerdir. Her ne kadar mahkemece ana sözleşme gereğince şirket hisse senetlerinin nama yazılı olarak düzenlendiği, hisse devrinin ancak senetlerin ciro ve teslimi yolu ile gerçekleşebileceği, davalının ciro edilerek kendisine teslim edilen senetleri ibraz edemediği, dolayısıyla davacılar murisi ile davalı arasında TTK'nın anonim şirket hisse devri hükümlerine göre yapılmış geçerli bir devir bulunmadığı belirtilmiş ise de, dava dışı şirket hisse senedi çıkarmamıştır. Senede bağlanmamış pay da hisse senedi gibi her çeşit işleme konu olabilir. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Davalı yan, aralarındaki akrabalık ilişkisi gereği gerekmemesine rağmen muris ile yazılı devir sözleşmesi yaptıklarını, menkul mal mahiyetinde olan hisseler için yazılı sözleşme yapma zorunluluğunun bulunmadığı düşüncesi ile sözleşmenin saklanmadığını, kaldı ki aradan geçen uzun süre dikkate alındığında saklama yükümlülüklerinin de ortadan kalktığını savunmuştur. Davacıların annesi tarafından murise karşı 1995 yılında boşanma davası açılmış, boşanma davası devam ederken 01.08.1995 tarihinde dava konusu şirket hisseleri davalıya devredilmiş, 09.02.1996 tarihinde verilen boşanma kararı 10.03.1997 tarihinde kesinleşmiş, İstanbul 12. İcra Müdürlüğü'nün 1997/7322 sayılı dosyası çerçevesinde tüm nafaka alacaklarının teslim alındığına dair 16.10.1997 tarihli ... (İpek) imzalı belge alınmış, 22.11.1999 tarihinde muris vefat etmiş, işbu dava ise 15.12.2010 tarihinde ikame edilmiştir. Davacıların murisi boşanma davasının nafaka alacakları bakımından da sonuçlanmasından yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra vefat etmiş, bu süre zarfında muris hisselerin kendisine iadesi için herhangi bir girişimde bulunmadığı gibi, örneğin 28.07.1997 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına divan katibi sıfatıyla katılmış, sermaye artırımı yönünde olumlu oy kullanmıştır. Yine davacılar murisin vefatı ile davalıya devredilmemiş olan paylar yönünden, dava dışı şirkette hissedar olmuşlar, devredilen paylar yönünden ise devir tarihi olan 1995 yılından sonra yapılan tüm genel kurullarda davalı hissedar olarak kabul edilmiş, şirketin hisse yapısı tüm kayıtlarda bu şekilde gösterilmiştir. Boşanma davasının sonuçlandığı tarih ile davacının vefatı arasındaki süre, davanın açılma tarihi hep birlikte değerlendirildiğinde, bu aşamadan sonra mahkemece yukarıda açıklandığı biçimde muris ile davalı arasında TTK hükümlerine göre geçerli bir hisse devrinin olmadığı şeklindeki gerekçeye de dayanılamaz. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 18.11.2019 tarih ve 2019/323 Esas ve 2019/7301 Karar sayılı ilamının kaldırılarak, hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 18.11.2019 tarih ve 2019/323 Esas ve 2019/7301 Karar sayılı ilamının kaldırılarak, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, 27.05.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1- Dava, davacılar murisinin muvazaalı şekilde davalıya devrettiği anonim şirket hisselerinin davacılara iadesi istemine ilişkindir. 2- Davacılar murisinin, dava dışı BİMS AŞ’deki %22 oranındaki hissesinin tamamına yakın kısmını, kız kardeşi olan davalıya geçtiği, ancak bu devrin muvazaalı olarak yapıldığının davacılarca ispat edilememesi nedeniyle davanın reddine dair Mahkeme kararının, Dairemizin 24.11.2015 tarihli Bozma İlamı ile “öncelikle şirketin tüm sicil kayıtlarının getirtilerek pay devrinin ne şekilde gerçekleştiğinin araştırılması ve bu durumun sonucuna göre muvazaa değerlendirmesi yapılması” gerektiği gerekçesiyle davacılar yararına bozulmuştur. 3- Bozma ilamından sonra yapılan yargılama sonucunda, getirtilen kayıtlara göre, davaya konu anonim şirket nama yazılı hisse devirlerinin ciro+teslim ile gerçekleşeceği halde, davalının ciro+teslimi kanıtlayamaması nedeniyle davalıya devrin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiş ise de, hisse devrinin geçersiz olduğuna ilişkin kısım yönünden karara yönelik temyiz isteminin reddine, ancak devri gerçekleşecek hisse adedinde infazda tereddüt doğuracak ölçüde belirsizlik bulunduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 4- Daire çoğunluğu tarafından, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne ve hükmün; davanın reddi gerektiği doğrultusunda bozulmasına karar verilmiş olup, bu görüşe katılmıyorum. Şöyle ki; 5- Dairemizin, 24.11.2015 tarihli bozma ilamı ile, muvazaa değerlendirmesinden önce, muris tarafından davalıya pay devrinin yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ne şekilde yapıldığı hususunda araştırma yapılması, ancak bu aşamadan sonra pay devrinin varlığı halinde muvazaa değerlendirmesine gidilmesi gerektiği doğrultusunda bozma yapılmış olup, mahkemece bozma ilamına uyulmuş olmakla davacı taraf yararına usulü müktesep hak oluşmuştur. Oluşan usulü müktesep hak doğrultusunda öncelikle geçerli bir devrin bulunup bulunmadığının araştırılması ve buna bir sonuç bağlanması zorunludur. 6- 6102 sayılı TTK 490 maddesi uyarınca, anonim şirketlerde nama yazılı pay senetlerinin devri ancak ciro+pay senetlerinin teslimi ile gerçekleşecektir. Somut olayda, davalı tarafça pay devrinin 1995 yılında yapıldığı ileri sürülmüş olup, dava tarihine kadar yaklaşık sadece beş yıllık süre geçmiş ise de, yazılı bir pay devri sözleşmesi sunamadığı gibi ciro yoluyla da pay senetlerini devir aldığını ispat edememiştir. O halde, anılan bozma ilamında sorgulandığı üzere ortada geçerli bir pay devri bulunmadığı için muvazaalı devrin sorgulanmasına da ihtiyaç yoktur. Diğer bir anlatımla, geçerli bir pay devrinin bulunmaması karşısında, muris ile davalı kardeşinin dış dünyaya karşı sanki devir varmış gibi davranmalarının, hatta buna göre genel kurul toplantılarına katılmış olmalarının davacılar karşısında hukuki bir önemi bulunmamaktadır. Bu nedenle, 18.11.2019 tarihli bozma ilamında, Mahkemenin, davalının pay devrinin geçersizliğine yönelik kararı isabetli olduğundan, kararın bu kısmına yönelik temyiz itirazlarının reddi doğru olmuştur. Anılan nedenlerle Daire çoğunluğunun karar düzeltme isteminin kabulü gerekçesinde yer alan; muris ile davalı arasındaki muvazaalı davranışın bir sonucu olarak, devir gerçekleşmiş gibi gösteren davranış modellerinin devrin gerçekleştiğine delalet edeceğine ilişkin yaklaşımının isabetli olmadığı ve kazanılmış hakların korunması ilkesiyle bağdaşmayacağı kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

X Anonim Şirketi ortağı Bay (B), nama yazılı pay senedini Bay (C)'ye devretmek istemektedir. Bu devrin hukuken geçerli olabilmesi için gerekli olan unsurlar aşağıdakilerden hangisinde birlikte verilmiştir?

A) Sadece senedin teslimi.
B) Noterde düzenleme şeklinde sözleşme ve teslim.
C) Ciro ve senedin zilyetliğinin devri (teslim).
D) Sadece pay defterine kayıt.
E) Şirket yönetim kurulunun her halükarda onayı ve teslim.