Türk Ticaret Kanunu 531. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.
II - Hükümleri
1. Tescil ve ilan
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
9 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/4076 E., 2024/6917 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile anonim şirketlerde feshi düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesine göre;
11. Hukuk Dairesi 2023/4076 E. , 2024/6917 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/942 Esas, 2023/691 Karar
HÜKÜM : Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kurulması
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1511 E., 2020/147 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kurucu ortağı olduğu davalı şirkette %20 pay sahibi olduğunu, davalı şirketin eğitim kurumu olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilin asıl mesleğinin mimarlık olduğunu, diğer kurucu ortakların ise öğretmen olduklarını, 16.11.2018 tarihine kadar yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttüğünü ve bu tarih itibariyle istifa ettiğini, şirket ortakları arasında şiddetli geçimsizlik ve husumet olduğunu, karşılıklı ... duygusunun yitirildiğini, davalı şirketin faaliyet gösterdiği binanın tadilat işlerini, müvekkilin kendi şirketi aracılığı ile yaptığını, şirketin finansman yapısını düzeltmek için şahsi parasından şirkete borç verdiğini, müvekkilinin eğitimci vasfı olmaması nedeni ile şirketi ticari tecrübesi ile yönetmeye çalıştığını, ancak hiçbir ticari tecrübesi olmayan, sadece öğretmen vasfı bulunan diğer ortakların, buna karşı çıkan tavırları ile kendisini sürekli dışladıklarını, müvekkilinin şirketin yöneticisi olmasına rağmen hangi öğrenciden ne tahsilat yapıldığı ve tahsilatların nerelere ödendiği, öğretmenlere ne kadar maaş verildiği hususlarında bir bilgi edinemediğini, bilgi alma hakkının sürekli engellendiğini, öyle ki aidat yatıran öğrenci velilerin paraları özellikle diğer ortaklar tarafından tahsil edilmiş resmi muhasabe kayıtlarına geçirilmediğini ileri sürerek haklı sebeplerle ortaklıktan çıkmasına ve ayrılma akçesinin ödenmesine, olmadığı takdirde davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa etmeden önceki dönemde müvekkili şirketin temsil ve ilzama yetkisine sahip yetkilisi olduğunu, davacının şirketi zararlandırıcı işlemleri nedeniyle yönetim kurulunun toplanması için harekete geçildiği esnada davacının istifa ederek şirketi organsız bıraktığını, şirketin borca batık hale gelmesinde kusurlu olduğunu, borçlarını düzenli olarak ödeyen öğrenci velilerinin senetlerinin kendisine yada ortağı olduğu şirkete cirolayarak bedelsiz senetleri takibe koyduğunu, bu nedenle hakkında savcılık soruşturmasının bulunduğunu, senetler nedeniyle menfi tespit davalarının açıldığını, davacının kendi eylemleri nedeniyle şirketi zora soktuğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki karşılıklı davalar ve dinlenen tanık beyanlarından; davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasında şirket menfaati için birlikte hareket etme iradesinin ortadan kalktığı, ortaklar arasında güvenin zedelendiği, davacının diğer ortaklarla bir araya gelip karar alamayacağı, şirketin zararda olması nedeniyle davacının ayrılma akçesi isteyemeyeceği de gözönüne alındığında davacının şirket ortaklığından ayrılmasının şirkete herhangi bir olumsuz etkisinin olmayacağı, bilakis şirketin işleyişini hızlandıracağı anlaşılmış olup, davacı aleyhine açılan davaların ve soruşturmanın sonucunun da bu davaya bir etkisi olmayacağından davacının şirket ortaklığından çıkma talebinin kabulüne, davacının davalı şirket ortaklığından çıkmasına, şirketin gayri faal olup şirketin pasifinin aktifinden fazla olması nedeniyle ayrılma akçesi talebinin reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile anonim şirketlerde feshi düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesine göre; haklı sebeplerin varlığı halinde sermayenin en az 1/10 pay sahibinin, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden şirketin feshini talep edebileceği, mahkeme fesih yerine feshi talep eden ortağın ortaklık payını karar tarihine en yakın tarih itibariyle belirlemek suretiyle pay sahibinin şirketten çıkarılmasına ya da uygun düşen bir çözüme karar verebileceği şeklinde düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde düzenlenen haklı sebeple fesih davasının esasen iki şartın birlikte gerçekleşmesini aradığı, bunlardan ilkinin haklı bir sebebin varlığı, diğerinin ise davayı açacak pay sahibi veya sahiplerinin sermayenin en az onda birine sahip olmaları gerektiği, davacının şirkette %20 oranında hisseye sahip olduğu dikkate alındığında ikinci şartın gerçekleştiği, haklı sebebin varlığının davanın diğer şartı olduğu, haklı sebep yoksa Hakimin haklı sebeple şirketin feshine karar veremeyeceği gibi maddede öngörülen duruma uygun çözümlerden birisine de karar veremeyeceği, davacının kurucu ortaklarından olduğu davalı şirketin ilk dönem yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü, yöneticiliği döneminde bilgisi haricinde diğer şirket ortaklarının öğrenci velilerinden tahsilat yaptığı, bu tahsilatların muhasebeye bildirilmediği gibi nerelerde harcandığı, öğretmenlere ne kadar maaş verildiği hususlarında kendisine bilgi verilmediği iddia edilerek bu nedenler haklı neden olarak ileri sürülmüşse de; bu iddianın kanıtlanamadığı gibi davacının kötü yönetiminden dolayı şirketin zarara uğradığının iddia edildiği, bu kapsamda davacı hakkında yönetici olduğu dönemde usulsüz olarak öğrenci velilerinin alınan senetleri kendisine yada ortağı olduğu şirkete cirolayarak bedelsiz senetleri takibe koymaktan dolayı yürütülen savcılık soruşturmasının bulunduğu gibi takibe konu edilen senetler nedeniyle şirket tarafından davacı aleyhine açılmış ve derdest menfi tespit davasının olduğu, davacının ileri sürdüğü iddiların kendisinin şirketin yöneticiliğini yaptığı döneme ilişkin olması karşısında bilgi edinme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyeceği, bu nedenlerle 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi gereğince şirketin feshini gerektirir haklı sebeplerin bulunmadığından ispat edilemeyen davanın redddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirketin feshi için haklı sebeplerinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava, haklı sebeplerle şirketin feshi olmadığı takdirde şirket ortaklığından çıkarılması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, ortaklar arasında güvenin zedelendiği, davacının diğer ortaklarla bir araya gelip karar alamayacağı ve şirketin zarara uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına, ayrılma akçesi talebi yönünden ise reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge adliye mahkemesince davacı hakkında yürütülen savcılık soruşturmasının bulunduğu gibi takibe konu edilen senetler nedeniyle şirket tarafından davacı aleyhine açılmış ve derdest menfi tespit davasının olduğu, davacının ileri sürdüğü iddiların kendisinin şirketin yöneticiliğini yaptığı döneme ilişkin olması karşısında bilgi edinme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyeceği, şirketin feshini gerektirir haklı sebeplerin bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince, haklı sebeplerin bulunmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de, öncelikle davacı aleyhine açılmış olan derdest davaların sonucu beklenip, ona göre davacının haklı sebebi olup olmadığı, kusuru bulunup bulunmadığı, dosyadaki diğer tüm bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2.Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.09.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2015/4504 E., 2015/12980 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Ü..'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şi
11. Hukuk Dairesi 2015/4504 E. , 2015/12980 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :...... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/02/2015
NUMARASI : 2012/450-2015/96
Taraflar arasında görülen davada ..... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.02.2015 tarih ve 2012/450-2015/96 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. İ.. B.., davacı S.. Ü.. ve asli müdahil S.. B.. vekilleri Av. T.. Ü.. ile Av. S.. Ç.., davalı vekili Av. A.. K... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili S.. Ü..'nün %11,5 hisse oranıyla aile şirketi olan davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı sebeplerle fesih koşullarının oluştuğunu, davalı şirketin haklı gerekçeye dayanmaksızın geçmiş yıllara ait kar dağıtımı yapmadığını, müvekkilinin müktesep hak niteliğinde olan kar payı alma hakkının engellendiğini, davalı şirketin 5 adet otel ve 1 gece kulübü bulunduğunu, yüksek kazanç elde ettiği halde sembolik miktarda kar payı dağıttığını, müvekkilinin muhalefetine rağmen 2010 yılı kar payının tamamının yedek akçe olarak ayrılması yolunda karar alındığını, Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/15 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda 2008 yılı sonunda geçmiş yıl karlarının 22.950.495,09TL olduğunun tespit edildiğini, yıllar itibari ile dağıtılmayan kar miktarının çok yüksek olduğunu, genel kurul öncesinde ve toplantı sırasında şirket faaliyetleri ve mali durumu hakkında müvekkilimiz bilgilendirilmediğinden 2010 yılına ait genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ve özel denetçi atanması talebiyle Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, şirketin kira gelirlerinin bölgedeki emsal işletmelere göre çok düşük düzeyde kaldığının bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, müvekkilince açılan davalarda şirket bilançosunda görülen kayıtların gerçeği yansıtmadı ve karın düşük gösterildiğinin anlaşıldığını, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının sürekli engellendiğini, müvekkili ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulduğunu, bu durumun aile şirketi olan davalı şirketin işleyişine de yansıdığını, müvekkili aleyhine eşitliğe aykırı işlemler yapıldığını ileri sürerek, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin feshine, tedbiren kayyım atanmasına, şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibariyle şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Yargılama aşamasında 24/10/2012 havale tarihli dilekçesi ile şirket ortaklarından S.. B.. vekili asli müdahale talebinde bulunmuş ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edildiğini, davacının davasına katıldıklarını, davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinin somut olaya uygulanamayacağını, dava için haklı sebep bulunmadığını, davacının haklı sebep olarak dayandığı olay ve davaları davacının kendisinin yarattığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini, amacının şirkete ve kardeşlerine zarar vermek olduğunu, davacıya şirketle ilgili bilgi verilmediği hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının çekmiş olduğu bütün ihtarnamelere cevap verildiğini, davalı şirket kayıtlarının TTK hükümleri çerçevesinde tüm ortakların incelemesine açık olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş, müdahil S.. B.. yönünden de haklı sebepler bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 5 kişilik bir aile şirketi olduğu, davacı Sevgi'nin 5790/38600, S.. B..'ın 5790/38600 hissesinin bulunduğu, dava tarihi 12/07/2012 olup davanın 6102 sayılı TTK hükümlerine tabi olduğu, 6103 Sayılı Kanunun 3. maddesi hükmüne göre TTK'nın 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabileceği, taraflar arasında 6762 sayılı TTK döneminde doğan ve etkileri ile birlikte devam eden olaylar bulunduğu, kardeş olan ortakların aile bağlarının koptuğu, birbirlerine karşı kişisel husumet besledikleri, olayların 2009 yılı ve sonrasından başlayarak geldiği, öncesinde taraflar arasında bir sorun olmadığı, ancak 2009 yılı sonrasında başlayan ve bugüne kadar gelen sorunlar nedeniyle davacı ve müdahil davacının dışlandığı, davalı şirketin diğer ortaklarca sahiplenildiği, şirket ve şirkete ait otel imkanlarının diğer ortaklarca kullanıldığı, davacı ve müdahil davacının bu imkanlardan mahrum bırakıldığı, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/10 D.iş sayılı dosyasında da bu hususun belgelendiği, davacı ve müdahil davacının genel kurul toplantılarına çağrılıp oy hakkının kullandırılması dışında şirkette bir etki ve yetkilerinin bulunmadığı, 5 ortaklı aile şirketinde bu şekilde ayrımcı tavırların MK 2. maddesine aykırı olup TTK'nın 531. maddesinde düzenlenen haklı neden oluşturduğu, davacı, asli müdahil ve davalı şirketin diğer ortakları arasında ailevi ve kişisel ilişkilerin son derece bozuk olduğunun Manavgat Adliyesi'nde bulunan tüm dava dosyalarında kayıtlı olduğu, tarafların birbirlerine karşı sürekli davalar açtığı, davacı ve asli müdahil davacının şirkette kalmasının şirket ortakları açısından çekilmez bir hal aldığı, bu durumun şirketi de yıpratacağı, davalı şirket tarafından dağıtılması gereken kar paylarının yeterli düzeyde dağıtılmadığı, yönetim kurulunun ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacının şirketten alması gereken bilgilerin genel kurul toplantıları dışında yeterli düzeyde verilmediği, bilgi edinilmesi hususunun da davalara konu edildiği, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas - 2013/251 Karar sayılı ilamı ile inceleme yapılmasına karar verildiği, bu incelemenin de taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle Jandarma ve İcra marifeti ile yerine getirildiği, tüm bu nedenlerle işbu davada haklı nedenlerle fesih koşullarının davanın açıldığı tarihte dahi gerçekleştiği sabit ise de hukuki mütalalar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi içtihatlarında belirtildiği üzere tasfiye kararı yerine daha uygun çözüm yollarının bulunması gerektiği, davalı şirketin özvarlığının ve davacıların hisselerinin değerinin tespiti için bilirkişi raporları alındığı, bilirkişiler tarafından ibraz edilen raporlarda belirtilen Side Beldesi 666 ada 2, 3 ve 10 parsel sayılı taşınmazların üst hakkı olduğu, 666 ada 1 ve 9 parsel sayılı taşınmazların ise mülkiyet sahibi bulunduğu, bu taşınmazların değerinin bir olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşıldığından mahkemece resen 2 ve 3 nolu parsellerin 1 ve 9 nolu parselden %50,10 numaralı parselin ise %40 daha değersiz olduğu, bu farkın 10 nolu parsellin denize sıfır olmasından kaynaklanması sebebiyle hesaplama yapılarak bu eksikliğin giderildiği, 2 ve 3 numaralı parselin m² birim fiyatı 1.850,00 TL, 10 numaralı parselin m² birim fiyatı 2.220,00 TL olarak tespit edilmiş olup 3 numaralı parsel için üst hakkı kurulan 2370 m² için hesaplama yapıldığı, buna göre davacı ve asli müdahil davacının ayrı ayrı %15 hisselerinin karşılığının 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiği, Yargıtay kararlarında ve hukuki görüşlerde şirketin tasfiye edilmeden daha uygun çözüm yolları bulunması işaret edildiğinden 18/12/2014 tarihli celsede davalı şirket yönetim kurulu başkanı “nakdi olarak davacı ve asli müdahil davacının hissesini ödeme güçlerinin olmadığını” belirttiğinden en uygun çözüm yolunun davacı ve asli müdahil davacının hisselerine denk gelen taşınmazların hesaplanarak kendilerine verilmesi ve buna karşılık olarak şirket hisselerinin iptali gerektiği kanaatiyle davacı tarafın şirketin feshi yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacının iddiaları subuta erdiğinden dava konusu şirket nezdindeki hisselerine karşılık toplam alacakları ayrı ayrı 93.283.609,62 TL olarak tespit edildiğinden; davacı S.. Ü.. için hissesine karşılık; Antalya Manavgat Çolaklı Mahallesi 723 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Defne Dream otel işletmesi ve müştemilatının, Side Selimiye Mahallesi 108 ada 6 ve 7 parsel, 109 ada 1 parsel, 110 ada 1 parsel ve 113 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, 211 ada 1 ve 3 parsel ile bu parseller üzerinde bulunan 1. Parsel üzerindeki 1 ila 15 numaralı bağımsız bölümler ve 3 parsel üzerindeki 2,6,7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin hisselerine karşılık kendilerine verilmesine ve tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline, davacı S.. Ü..'ye ayrıca 2.224.044,62 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte kendisine verilmek üzere davalıdan tahsiline, müdahil davacı S.. B..'a Antalya Manavgat Kısalar Köyü 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ve üzerindeki Kumul Otel işletmesi ile müştemilatının ve Side Selimiye Mahallesi 157 ada 13,14,15,16,17 ve 18 parseller ile üzerindeki bina ve bağımsız bölümleri ve Sorgun Mahallesi 2227 ada 4 parsel sayılı taşınmazın hissesine karşılık kendisine verilmesine ve davalı şirket adına olan tapularının iptali ile müdahil davacı adına tesciline, müdahil davacıya ayrıca 2.272.571,12 TL'nin bugünden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte verilmek üzere davalıdan tahsiline, davacı tarafın davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki talebinin reddine, davacı ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen taşınmazlar ile ilgili tapu kaydına şerh düşülmesi için kararın bir örneğinin tedbiren tapu müdürlüğüne gönderilmesine, davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D... D... ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine, karar kesinleştiğinde davacı ve asli müdahil davacıya verilen ortaklık pay bedelleri nedeniyle ortaklık haklarının sonlandırılarak hisselerinin iptaline karar verilmiştir.
Davacı S.. Ü.. vekili 02.03.2015 tarihli tavzih dilekçesi ile hüküm fıkrasının 7 nolu bendinin tavzihini talep etmiştir.
Mahkemece, 24.02.2015 tarihli tavzih kararı ile "ilamının 7. bendinin "Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D... ve Kumul Otel İşletmelerinin adına yapılan iş ve işlemleri yerinde görüp denetlemesi, olağan işler konusunda davalı şirket yönetimi ile işbirliği içerisinde işleri yapıp sonuçlandırması, mutat alışverişler konusunda davacı tarafın alım-satım yapabilmesi, tarafların anlaşamamaları halinde veya davacıların yönetimle ilgili tasarrufları haksız yere kısıtlandığında şirkete atanan danışman kayyımlarının onayının alınması, olağan işler kapsamında olarak, otele ait elektrik, su, belediye, vergi, yiyecek, içecek, personel ücreti, mutat bakım-onarım gibi işlerin davacılar tarafından yerine getirilebilmesine, ihtiyaç duyulan alanlarda personel istihdamı konusunda davalı şirket yönetiminden talepte bulunabilmesine, istifa eden çalışanların yerine davacıların kendilerinin belirleyeceği kişilerin işe alabilmesine" şeklinde tavzihine karar verilmiştir.
Kararı ve 24.03.2015 tarihli tavzih kararını, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeplerle feshi istemine ilişkindir.
6762 sayılı TTK'nın 549/1.b.4. maddesi ile 551/2. maddesi hükmünde öngörülen şartların gerçekleşmesi ve haklı nedenlerin bulunması halinde limited şirketler bakımından şirketin feshi, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılmasının istenebileceği kabul edilmişken, anonim şirketler bakımından haklı nedenlerle anonim şirketin feshine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta idi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi hükmü ile anonim şirketler bakımında da haklı sebeplerle şirketin feshine olanak tanıyan düzenleme getirilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir.
Somut uyuşmalıkta yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı S.. Ü.. vekili dava dilekçesinde davalı şirketin feshine haklı neden olarak, kar dağıtılmaması veya yetersiz kar dağıtımı, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali, davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak için önüne duvar örülmesi, davalı şirket bünyesinde bulunan otel, villa vb. tesislerden diğer ortaklar ve onların yakınları yararlanmakta iken davacı S.. Ü.., çocukları ve torunlarının yararlandırılmaması, pay sahipleri arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapılması, manevi baskı ve tehdit nedeniyle şirket ortakları arasında güven sarsıcı olaylar yaşanması, davacı S.. Ü..'nün bilgisizliği ve tecrübesizliğinden faydalanılarak eşinin ani ölümünden sonra derin acı ve üzüntü yaşıdığı dönemde “ibraname” başlıklı belge imzalatılmak suretiyle davacı S.. Ü..'nün borçlu duruma sokulması olgularına dayanmıştır.
Her ticaret şirketi gibi anonim şirketin nihai amacı da kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin kar payı hakkı da bir vazgeçilmez haktır. Bu çerçevede anonim şirketin pay sahiplerine dağıtılabilecek karı bulunuyorken iyiniyet kurallarına aykırı olacak şekilde uzunca bir süre dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması halinde pay sahibi bu hakkını mahkeme aracılığıyla talep edebilecektir. Davacı S.. Ü..'de davalı şirketin genel kurullarında kar dağıtılmaması ya da yetersiz dağıtılması yönünde alınan kararların iptali yönünde davalar açmıştır. 2009 yılına ait genel kurulda alınan yetersiz kar dağıtımı kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/865 Esas 2011/609 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, karar Dairemizce onanmıştır. 2010 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/513 Esas 2012/38 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava reddedilmiş, Dairemizce onanmıştır. 2011 yılına ait genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının iptali için Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/ 5 Esas 2013/652 Karar sayılı dosyası ile açtığı dava kısmen kabul edilmiş, karar Dairemizce dava açma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi bakımından bozulmuştur.
Yine davacı S.. Ü..'nün kendisinden irade fesadı suretiyle alındığını iddia ettiği ibraname başlıklı 22.05.2009 tarihli belgenin geçersizliğine dayanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/ 415 Esas 2011/529 Karar sayılı dosyasında açtığı davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 2012/1139 Esas 2012/1139 Karar sayılı kararı ile “söz konusu ibranamedeki imzanın davacı S.. Ü..'ye ait olduğu, tanzim tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın ilgili hükümleri uyarınca da irade fesadı sayılabilecek hallerin ispatlanamadığı, belgenin geçerli olduğu” gerekçesiyle bozulmuştur.
Davacı S.. Ü.. bilgi alma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de bir defaya mahsus olmak üzere yasal şikayet hakkını kullanarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/108 Esas 2013/251 Karar sayılı ilamı uyarınca şirket kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır.
Davalı şirkete ait olup davacı S.. Ü..'nün ortağı bulunduğu dava dışı Ü.. Ticaret Turizm Ltd. Şti.'nin kiracı ve işletmecisi olduğu iki adet dükkanın önüne haklı neden yokken salt bu dükkanları müşterilerden gizlemek ve davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu şirketin ticari faaliyetini olumsuz yönde etkileyip zarara uğratmak amacıyla dükkanların önüne duvar örüldüğünü iddia ederek Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/8 D.İş sayılı dosyası ile tespit yapılıp Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/244 Esas 2013/153 Karar sayılı dosyasında davalı şirketin müdahalesinin menine karar verildiğini ileri sürmüş ise de anılan davanın tarafı davacı S.. Ü.. olmayıp Ünlü Ticaret Turizm Ltd. Şti. olması nedeniyle söz konusu davanın davacı S.. Ü..'nün ortağı olduğu davalı şirketin feshi davasında haklı sebep olarak değerlendirilemeyecektir.
Davalı şirket davacı S.. Ü.., S.. B.., M... Ş.., H.. S.. Ş.. ve A.. Ş.. kardeşlerden oluşan 5 kişilik bir aile şirketi olmakla birlikte bir sermaye şirketidir. Bu nedenle de davacının aile bireyleri arasındaki manevi bağların koptuğuna dair gerekçesi de davalı anonim şirketin feshi için haklı neden olarak görülemeyecektir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenlerin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı neden olarak kabul edilemeyeceği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirme ile davalı şirketin feshi için haklı neden olduğunun kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Aynı şekilde müdahil davacı S.. B.. vekili de davacı S.. Ü..'nün dayandığı nedenler dışında diğer şirket ortağı ve yöneticisi konumundaki kardeşleri tarafından kendisi ve çocuklarının tehdit edilip hakarete uğradığını, kendisi ve çocuklarının şirkete ait tesislere alınmadığını, şirkete ait olmakla birlikte uzun zamandan beri kullandığı villanın zorla boşaltılıp eşyalarına zarar verildiğini iddia etmiş ise de davacı S.. B..'ın anılan konularda Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığı, bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davaların redle sonuçlandığı nazara alındığında müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshini gerektiren haklı nedenlerin oluşmadığına karar vermek gerekirken mahkemece, müdahil davacı S.. B.. yönünden de davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca mahkemece hüküm fıkrasının 7. bendinde “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D... ve Kumul Otel işletmelerinin “tedbiren” davacılara verilmesine” karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmı "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında ihtiyati tedbir müessesini düzenlemiştir. Aynı Yasa'nın “ihtiyati tedbirin şartları” başlıklı 389. maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" hükmü düzenlendikten sonra 391. maddesinde ihtiyati tedbir kararının hem maddi hem şekli içereceği düzenlenmiştir. Buna göre Yargıtay uygulamalarında (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2012 tarih, 2012/12474E. 2012/14232K. Sayılı ilamı) kabul edildiği ve HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmalık bakımından yukarıda açıklandığı üzere 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesinde öngörülen haklı sebeplerin varlığının kanıtlamamış olmasıda nazara alınmak suretiyle şirketin malvarlığını bölecek ve HMK'nın öngördüğü geçici hukuki koruma kriterini aşacak şekilde davalı şirkete ait D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesi doğru görülmemiş, kararın açıklanan bu nedenle de davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
4- Davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı S.. Ü.. vekilince 02.03.205 tarihli dilekçe ile mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının “Davacıya ve müdahil davacıya verilmesine karar verilen D.. D.. ve Kumul Otel işletmelerinin tedbiren davacılara verilmesine” şeklindeki 7. bendinin tavzihen düzeltilmesi talebi üzerine mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile anılan hükmün yazılı şekilde tavzihine karar verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesinde “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, anılan hüküm nazara alınmadan hüküm fıkrasının 7. bendindeki tedbir kararını davalı şirket aleyhine değiştiren-genişleten tavzih kararı verilmesinin anılan yasal düzenleme uyarınca mümkün görülmemesine göre davalı şirket vekilinin tavzih kararına karşı ileri sürdüğü temyiz itizralarının kabulü ile 24.03.2015 tarihli tavzih kararının da davalı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
5- Davalı vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair kararı ile ilgili temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, anılan karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır.
Temyiz dilekçesinin verilme usulü HMK’nun 365. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemenin 17.02.2015 tarih 2012/450 Esas 2015/96 Karar sayılı kararına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkemece fesih yerine uygulanan alternatif çözüme ve vergi yükümlülüklerine dair sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, (4) numaralı bette açıklanan nedenlerle davalı vekilinin 24.03.2015 tarihli tavzih kararı ile ilgili temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davalı şirket yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin mahkemece verilen 16.06.2015 tarihli tedbirin infazının sağlanması ve kayyım yetkilendirilmesine dair karara yönelik temyiz itirazlarının reddine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacı ve asli müdahilden alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 03.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, 6102 sayılı Yasa'nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa'nın 01/07/2012 tarihinde girmesinden sonra 12/07/2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa'nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir.
6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirelecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK'da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK'da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa'sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa'nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirelecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa'nın 2. maddesi engeldir.
Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası'nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmadığından yasanın yürürlüğe girmesinden 10 gün sonra açılan işbu davanın bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum.
KARŞIOY
1- Dava, 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca açılan haklı sebeple anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
2- Dairemiz çoğunluk görüşünde de ifade olunduğu üzere, “haklı sebeple anonim ortaklığın fesih ve tasfiyesini talep etme” hakkı 6762 S. TTK’da öngörülmeyen ve 6102 S. TTK’nın 531.maddesi uyarınca sermayenin enaz %10’u, HAAO da ise enaz %5’ine sahip azlık hisse sahiplerine tanınan yeni bir hak türüdür.
3- Somut olayda, davalı şirketin 5 kardeş arasında müşterek hisseli bir aile şirketi vasfında anonim ortaklık olduğu, kardeşler arasında yüksek montanlı bir çok davanın bulunduğu, tek amacı kâr etmek olar şirketin kâr paylarının dağıtılmaması sebebiyle ortaklar arasında sorunlar çıktığı, keza şirkete ve şirket hissedarına kayyım tayini, şirket tesislerinin ortak kullanımı, bilgi alma hakkının kullandırılmaması, şirketin bazı varlığının diğer ortaklardan gizlenmesi vs. sebeplerle de sorunlar çıktığı, birbirlerine çok ağır suçlamalar yönelttikleri, söz konusu sorunların davacıya atfi kabil bir kusurdan meydana geldiğinin de kanıtlanamadığı, anılan nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesi sebebinin gerçekleştiği, ancak mahkemece fesih yerine başka önlemler (şirketin bölünmesi, hisse bedelinin ödenerek dava açan ortağın çıkarılması vs.) de alınabileceği, böylesi bir çözüm tarzının tüm hissedarların yararına olduğu, yerel mahkemenin şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi koşullarının gerçekleştiğinin tespitine ilişkin kararı bu yönü itibariyle doğru olduğu halde, Dairemiz çoğunluğunca anılan sebeplerin fesih için haklı sebep teşkil etmediğine yönelik (2) no’lu bentteki değerlendirmesine katılmıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2024/389 E., 2024/8529 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2024/389 E. , 2024/8529 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1926 Esas, 2023/1816 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/510 E., 2020/546 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; yurt dışında müvekkilinin %15 payına sahip bulunduğu davalı ... Örme Sanayi A.Ş.'nin İstanbul Ticaret Sicilinin 153624 sayısında tescilli 2.600.000 TL nominal sermayeli bir aile şirketi olup tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin uzun yıllardır paydaşlarına kâr dağıtmadığını, hem ticari performansı hem de organlarının yolsuz işlemleri sebebiyle paydaşlarına hiçbir fayda sağlamayan bu nedenle tasfiye edilmesi gereken bir yapıda olduğunu, davalı şirketin ticari faaliyetleri sonucu elde ettiği kârdan sadece şirketin hakim ortağı olan ve yönetimi elinde tutan Mihail Musaoğlu ve ailesinin yararlandığını, şirketin genel kurullarının toplanması ile yönetim kurulunun teşekkülü meseleyi ceza hukuku boyutuna sirayet ettirecek ölçüde yasa dışı olduğunu, genel kurulun çağrısız toplanmasına muvafakat ettiğine dair sözde yönetim kurulu üyeliğine atanmasının sağlandığını, müvekkilinin sahte imzası ile sözde atandığı yönetim kurulu üyeliği sebebiyle mali haklardan hiçbir pay almadığı gibi böyle bir ... ve talebinin de hiç olmadığını, uzun yıllardır kâr dağıtmayan konusu suç teşkil eden yolsuz işlemlere yönetilen sadece hakim ortaklarına ekonomik fayda sağlayan davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin kâr dağıtmamasının nedenlerinin şirket sermayesinin kifayetsiz olması ve son zamanlarda Türkiye genelinde ekonomik dar boğazlardan geçmesi nedeni ile şirketin kâr dağıtacak durumu olmadığını, şirkette kayyım tayini ile genel kurulların iptali hakkında dava açıldığını ve işbu davanın karara bağlandığını, sahte imzaların mevcut olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu, dava ile ilgisinin bulunmadığını, sahte olarak atıldığı iddia edilen imzalar ile genel kurul ve yönetim kurulunun toplanması konusundaki olayların ve iddiaların bu dava ile ilgili olmayıp ayrı dava konuları olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 31.12.2014 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçilmiş gözükmesine rağmen o toplantıda kendisinin hazır bulunmamasını ve yönetim kuruluna seçilmesine muvafakat etmediğini, adına atılan imzaların davacıya ait olmadığını ileri sürdüğü, şirketin hiçbir şekilde on seneyi aşkın süredir kar dağıtımı yönünde karar almadığı, davacının şirketin iktisadi faaliyeti sonucu elde etliği semerelerden o nedenle mahrum kaldığı iddiaları soyut iddia olarak kalmış olup, davacı adına diğer pay sahiplerine sahte imza atmak suretiyle ceza hukuku anlamında suç teşkil eder nitelikte davranışlarla şirketi yönetmeleri nedeniyle somut olayda haklı fesih sebebinin mevcut olduğunu ileri sürdüğü, ancak atılan bu imzaların sahteliğine dair kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararını dosyaya sunmadığı gibi ayrıca devam eden yargılama süreci ile ilgili de dosyada herhangi bir evrak bulunmadığından davacı tarafından ileri sürülen bu hususun sadece bir iddia olarak kaldığı, kaldı ki bu iddianın doğru olduğu kabul edilse bile Yargıtay uygulaması incelendiğinde anonim şirketin haklı sebeple feshi davalarında taraflar arasındaki şahsi uyuşmazlıkların haklı fesih sebebi olarak görülemeyeceği, her ne kadar haklı fesih sebebi olarak şirketin kar dağıtmaması gösterilmişse de, azınlık pay sahibi olarak davacının geçmişte bu yönde bir talebi olmadığı ticaret sicilden celb edilen kayıtlardan anlaşıldığı kar dağıtımı ile ilgili genel kurulda karar alınmamasına rağmen, daha sonra açılan haklı nedenle fesih davasında kar dağıtımında bulunamamasının haklı fesih nedeni olarak ileri sürülemeyeceği dikkate alınarak bir sermaye şirketi olan anonim şirkette ortaklığın feshini gerektirecek feshi meşru kılacak nitelikte ve ağırlıkta kabul edilemeyeceği, yapılan açıklama ve tespitler karşısında; davalı şirketin haklı sebeple feshini gerektirecek yasal koşulların oluşmadığı, haklı nedenin mevcut olmaması nedeniyle başka bir çözüm tarzı olarak çıkmaya izinin de haklı sebebin ağırlığı dikkate alınarak bu olaya uygulanmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı haklı neden varlığı kanıtlanmadığından fesih yerine davacı hisselerinin alınarak çıkma payı ödenmesi gerektiği yönündeki istinaf nedeni de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, TTK'nın 531. maddesi uyarınca, davalı anonim şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/6406 E., 2024/7679 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gereği anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olduğu, davacılar vekilinin yargılama devam ederken davasından feragat ettiği, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabildiği, feragat beyanı üzerine davaya devam edileme
11. Hukuk Dairesi 2023/6406 E. , 2024/7679 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI :2023/1969 Esas, 2023/1501 Karar
HÜKÜM :Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ:Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI :2021/803 E., 2023/579 K.
Taraflar arasındaki şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin muris ve eski yönetim kurulu başkanı ... S., başkan yardımcısı ... S. ve yönetim kurulu üyesi ... S. tarafından yönetildiğini, murisin vefatının ardından, ... S.nin yönetim kurulu başkanı, ... S.'nin başkan yardımcısı olarak görev aldığını, müvekkillerinden ... S.'nin ise 22.10.2021 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirildiğini, yerine ... S.nin oğlu ... S.'nin seçildiğini, davalı şirketin ortaklık yapısının %30' unun müvekkillerinin, %30' u ... S.'nin, %30' u ... S. nin ve %10'nu ... S.'nin oluşturduğunu, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığını, çoğunluk pay sahiplerinin, çıkarlarını şirket çıkarları üzerinde tuttuğunu, müvekkillerinin hiçbir karar alma sürecine dahil edilmediğini, azlık müvekkillerinin bilgi alma ve inceleme hakları ile mali haklarının engellendiğini belirterek davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların grup şirketlerine karşı haksız ve kötü niyetle çok sayıda dava açtıklarını, iddialarının soyut olup gerçek dışı olduğunu, bilgi alma taleplerinin karşılanmadığı iddiasının doğru olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacıların ileri sürdükleri iddiaların feshi gerektirecek haklı sebepler olmadığını, davacıların davalı şirketin feshini istemesinde hiçbir hukuki yararı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin mahkemeye verdiği 10.07.2023 tarihli dilekçe ile davadan feragat ettiklerini beyan ettiği, davacı vekilinin vekaletnamesinde davadan feragate yetkisinin bulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 307-311 inci maddeleri gereğince feragatın her aşamada ileri sürülebileceği, davayı da sonuçlandıran bir işlem olduğu ve kesin sonuç doğurduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 531 inci maddesi gereği anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olduğu, davacılar vekilinin yargılama devam ederken davasından feragat ettiği, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabildiği, feragat beyanı üzerine davaya devam edilemeyeceği gibi davacıların iradesinin aksine şirketten çıkarılmaları mümkün olmadığından davanın feragat nedeniyle sonlandırılmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi uyarınca anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/8313 E., 2023/2272 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Şti.'nin iyi yönetilemediğini ve yasaya aykırı muhasebe yapıldığına ilişkin alınan bilirkişi raporu gereğince 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 529, 530 ve 531 inci maddeleri gereğince şirketlerin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2021/8313 E. , 2023/2272 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/350 Esas, 2021/582 Karar
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2013/97 E., 2017/379 K.
BİRLEŞEN DAVA : Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/398 E.
Taraflar arasındaki asıl davada şirketin feshi ve birleşen davada ortaklıktan çıkarılma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalı- birleşen davada davacı... Paz. Tic. Ltd. Şirketi vekili ile asıl dava davalılardan ... ve ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin... Ayakkabı San. ve Tic. A.Ş.'nin 4000/12000 hisse ile ortağı bulunduğu, ... Paz. Org. San. Tic. Ltd. Şti.'nin 400/1200 hisse ile ortağı bulunduğu, 220/960 hisse ile ortağı bulunduğu... Deri Ürünleri Tekstil Gıda Tic. Ltd. Şti. ortağı bulunduğunu, davalı... Ayakkabı San. ve Tic A.Ş.'nin 2009 yılından bu tarafa şirket genel kurul yapmadığını, şirketin sadece kağıt üzerinde yönetim kurulu olmadan gayrifaal olarak varlığını sürdürdüğünü, şirket merkezi olarak kayıtlarda gösterilen adresin diğer davalı şirket olan... Satış Dağıtım Organizasyon San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından bu şirketin merkezi ve imalat yeri olarak kullanıldığını,... Satış Paz. Org. San. ve Tic. Ltd. Şti. Şirket müdürleri tarafından usulsüz bir şekilde yönetildikleri Manisa 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/170 D. İş dosyası ile yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu sabit olduğunu,... Deri Ürünleri Ltd. Şti.'nin ise gayri faal olduğunu ve hiçbir iş yapmadığını, davalı... A.Ş.'nin sadece Ticaret sicili kayıtlarında var gözükmekte olduğunu, sadece Manisa İli, Merkez İlçesi, Veziroğlu Köyü 3885 parsel de bulunan Bahçeli fabrika binası ve müştemilatı ve tarla vasıflı Taşınmazın 472/871 hissesine sahip olduğunu, ... Satış Dağıtım Org. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin borçlu bir şirket olduğunu, şirketin mali işler müdürü olduğunu belirten ... tarafından Manisa 3 İş Mahkemesinin 2012/222 E. sayılı davasının 17.07.2013 tarihli duruşmasında tanık olarak vermiş olduğu beyanlarda kendisinin davalı şirketin mali işlerini yaptığını ve... Ayakkabı San. ve Tic. A.Ş.'nin gayri faal şirket olduğunu belirttiğini, ayrıca müvekkilinin diğer davalılar ..., ve ...'nın ortağı olduğu diğer davalı... Pazarlama Dağıtım Organizasyon Ltd. Şti.'nin davalı... A.Ş.'ye ait taşınmazda bulunan adresinde yapılan tespitte bu şirketin usulüne uygun idare edilmediği ve hesaplarının gayri resmi olmak üzere iki defter üzerinden yürütüldüğünün tespit edildiğini, yine aynı mahkemenin 2013/20 E. sayılı davası ile davalı şirketlere kayyum atanması için mahkemeden istemde bulunduğunu, yine... Sat. Dağ. Org. San. ve Tic. Ltd. Şti. Aleyhine Manisa 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/222 E. sayılı dosyası ile şirket müdürlerinin azli davasının müvekkili tarafından açıldığını, davalı şirketlerin gerek ortaklık yapıları gerekse organik ve fiili irtibatları nedeniyle bir bütün olarak ve numaralarını belirttikleri tespit dosyası ve diğer davalar ile birlikte ele alındığı zaman müvekkilinin davalı şirketlerin feshini istemekte haklı olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürerek... Ayakkabı San. Tic. A.Ş.’nin 2009 tarihinden itibaren (4 yıldır) genel kurulunun toplanmaması, şirketin yönetim kurulunun olmaması, şirketin borçlu olması, gayrifaal olarak varlığını devam ettirmesi ve işletme konusunun imkansız hale gelmesi,... Deri ürn. Teks. ve Gıda Tic. Ltd. Şti.'nin hiçbir faaliyetinin olmaması,... Paz.Sat. Dağ. Org. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin iyi yönetilemediğini ve yasaya aykırı muhasebe yapıldığına ilişkin alınan bilirkişi raporu gereğince 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 529, 530 ve 531 inci maddeleri gereğince şirketlerin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalının davacı şirketin kurucusu ve ortağı olduğunu, davalının davacı şirketteki ortaklıkları ile asıl davada ki iki şirkette daha ortaklığı bulunduğunu, her üç şirketin de aile şirketi olduğu ve ayakkabıcılık sektöründe... markası altında üretilen ürünlerin tüketicinin beğenisinin kazandığını, kalitesinin tescillenmiş ürünler olduğunu, davalının şirket ortağı olmanın vakarına yakışmayacak şekilde ortağı olduğu şirketler ve diğer ortakları ... ile ... aleyhine hareket ettiğini, ortaklara hakaret, küfür ve tehditte bulunmuş Manisa Asliye Hukuk Mahkemelerinde ortakları aleyhinde davalar ikame etmiş bu davranışları artık çekilmez hale geldiğinden davalıdan bu davranışlarına son vermesi istenmiş bu davranışlar son bulmayınca anlaşarak ayrılmak istemişler davalıya teklifler sunulmuş, hatta kendilerinin dahi ayrılabileceklerini söylemişler, fakat davalı teklifleri kabul etmediği gibi zarar verici davranışlarına da devam etmiş, davacının mahkeme kararı ile çıkarılması gündemli ortaklar kurulu toplantısını yapmaya karar verdiklerini davacının bu toplantılara katılmadığını, davalının şirketlerdeki temsil yetkilerinin diğer ortaklarca usulsüz olarak kaldırıldığı, şirketin diğer ortakların menfaati doğrultusunda kötü yöneltildiği ve kendisinin şirketi sokulmadığı, şirketlere kayyım atanması iddiaları ile davalar açtığını, ayrıca davalının ortaklarına karşı hakaret ve küfürden dolayı Sulh Ceza Mahkemelerinde davalar açıldığını ve bu kamu davalarının sonuçlanarak davalının üzerine atılı suçu işlediği sabit görülerek mahkumiyetine karar verildiğini, bütün bu davranışları ile kendisi ile şirket ortaklığının yürütülmesini çekilmez hale getiren davalının bizzat kendisi olduğunu, davalının ayrıca rekabet yasağına da aykırı davrandığını, dava konusu şirketlerde eskiden çalışan... ile oğlu olan...’ın ortak olduğu "Ayakkabı Toptan Ticareti" konulu işyerini kurduğunu, bu durumunda rekabet yasağına aykırı bir tutum ve davranış olduğunu ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasını ve ayrılma akçesinin mahkemece tespit edilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde; haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; diğer iki ortağın şirketi ile geçirmeyi zihinlerinde planladığını, müvekkilini şirketin merkezine sokmadıklarını, müvekkilinin kirasını ödemeyip, su, elektrik, ve doğalgazını kestirmek suretiyle ekonomik çöküntüye uğratarak kendi istedikleri duruma getirmeye çalıştıklarını, şirkette çalışan oğlu...’ı kovarak yine bir ekonomik zorluk yaratma gayreti ile birlikte istedikleri gibi çalışma ortamı yaratma amacı güttüklerini, müvekkilinin rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasında ise açılan işyeri ile müvekkilinin bir ilgisi ve bağlantısı olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada davanın davalı şirketin feshine yönelik olduğundan şirket ortakları olan ..., ..., ... ve ... bakımından açılamayacağından bu davalılara yönelik açılan davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine, davacı... Ayakkabı Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin 2009 yılından bu yana genel kurul toplantılarını yapmadığı ve yönetim kurulu olmadan gayri faal olarak varlığını sürdürdüğünü iddia ederek feshini talep ettiğini, ancak 2008 tarihli Genel Kurul Toplantısında yönetim kurulu üyeliklerine 3 yıl süre ile ..., ... ve ...nın seçildiğini, 21.08.2013 tarihinde yönetim kurulu toplantısı yapıldığı ve bu toplantıda Genel Kurul Toplantısının yapılmasına yönelik karar alındığı ve bu karara istinaden 06.09.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde Genel Kurul Toplantısına davet yazısının ilan edildiği ve 23.09.2013 tarihinde Genel Kurul toplantısının yapıldığı, benimsenen bilirkişi raporuna göre ise aktif malvarlığının 7.964,450,55 TL olduğu, usulüne uygun organlarının teşekkül ettiği ve aktif mal varlığı ile ticari hayatın içerisinde bulunduğu gerekçesiyle bu şirket açısından davacının haklı nedenle fesih koşulları ispatlanamadığından davanın reddine,... Satış Pazarlama Organizasyon ve Ticaret Ltd. Şti.'nin usulsüz yönetildiğini yine... Deri Ürünleri Tekstil Gıda Ticaret Ltd. Şti.'nin gayri faal olduğu, herhangi bir iş yapmadığını iddia ederek feshini talep ettiğini, benimsenen bilirkişi raporunda... Deri Ürünleri Tekstil ve Gıda Ticaret Limited Şirketinin özvarlık değerinin 508.995,85 TL olduğu Üç El Pazarlama Satış Dağıtım Organizasyon Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin özvarlığının 1.016.883,31 TL olduğu ve her iki şirketinde aktif malvarlıklarının bulunduğu,... Deri Ürünleri Tekstil ve Gıda Ticaret Limited Şirketinin kurulduğu 2002 yılından buyana aktif olarak yönetim organlarının oluştuğu ve kararların alındığı yine... Pazarlama Satış Dağıtım Organizasyon ve Ticaret Limitedd şirketinin kurulduğu 2007 yılından beridir aktif organlarının oluştuğu ve ticaret sicil gazetesinde ilanlarının yapıldığı ticari hayatta aslolanın şirketlerin devamı olduğu, alınan bilirkişi raporunda şirketlerin aktif malvarlıklarının olması ve her şirketin ayrı ticari defterlerini tutması ve yetkili kurullarının usulüne uygun oluştuğu ve aktif malvarlıkları ile ticari hayatlarına devam ettikleri gerekçesiyle haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Birleşen davanın ise,... Pazarlama Satış Dağıtım Organizasyon ve Tic. Ltd. Şti.'nin 09.01.2013 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalı ...'ın ortaklıktan haklı sebeple çıkarılması için mahkemeye müracat edilmesine karar verildiği, davacı şirketin ortaklarını ..., ... ve ... olduğu, ...'nun ortaklık payının %33.34, ...'nın ortaklık payının %33.33...'ın ortaklık payının %33.33 olduğu, ceza dosyalarında davalı ... ile diğer şirket yöneticileri ... ve ... arasında husumet oluştuğu, ceza dosyalarındaki kesinleşen Manisa 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/584 ve Manisa 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 201/270 E. sayılı dosyalarında davalı ... Hakkında hakaret suçunda ceza verilmesi ve kesinleşmesi nedeni ile ceza mahkemelerince eylemin oluş şekillerinin bağlayıcılığı olduğu ve olayların meydana gelişinde ...'ın kusurlu olduğu ve bu olaylar nedeniyle taraflar arasında güven ilişkisinin kalmadığı gerekçesiyle davalının davacı şirketten çıkarılması koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ayrılma akçesi olarak 338.927,21 TL'nin tespitine ve ayrılma akçesinin davacı tarafından ödenmesine, ayrılma akçesine karar tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davalının şirketteki hisselerinin diğer ortaklara eşit olarak devredilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı- birleşen davada davacı... Paz. Tic. Ltd. Şirketi vekili ile asıl dava davalılardan ... ve ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı... Paz. Tic. Ltd. Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ayrılma akçesi yönünden hüküm kurulan miktarın fazla olduğunu, ayrılma akçesinin tespitine ilişkin bilirkişi raporunun 2015 yılına ait olduğunu yani karar tarihi ile arasında çok zaman geçtiğini, bu sürede şirketin ekonomik durumu, aktif ve pasif dengesinin değiştiğini, bunun yanı sıra ayrılma akçesine uygulanan faiz başlangıcının ortaklıktan çıkarılma kararının kesinleşmesi ile muacceliyet kazanması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl dava davalılardan ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava dosyası yönünden verilen kararın yerinde olduğunu, fakat birleşen davada hükmolunan ayrılma akçesinin miktarının fazla olduğunu ve faizin de kararın kesinleştiği tarihten itibaren uygulanması gerektiğini belirterek kararın bu yönden kaldırılmasına karar verilmesini talep istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava davalıları ... ve ...'nın istinaf istemlerinin taraf sıfatlarının olmadığı birleşen davaya yönelik olduğu anlaşıldığından birleşen davaya yönelik istinaf yetkileri bulunmaması sebebiyle taleplerinin reddine, birleşen davada davacı şirketin rayiç bedelinin bilirkişi raporu tarihi olan 31.07.2015 tarihine göre belirlendiği, hüküm tarihinin ise 30.11.2017 tarihi olduğu, mahkemece bu rapor benimsenerek rapor tarihine göre belirlenen bedel üzerinden ayrılma akçesinin hesap edildiği, ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket rayiç değerinin belirlenerek hesaplanması gerektiği, yargılama boyunca tarafların alınan bilirkişi raporundan karar tarihine kadar bu yönde herhangi bir talep veya itirazlarının bulunmadığı, istinaf başvurusunda da somut bir bilgi, belge sunulmadığından itibar edilmediğini, 6102 sayılı Kanun'un 641 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ortağın ayrılma akçesinin ayrılma tarihinde muaccel olduğu, bu tarihin mahkeme kararı ile meydana geldiğinde hükmün kesinleştiği tarih olduğu, ayrılma akçesine kararın kesinleşme tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekirken karar tarihinden itibaren faiz uygulanmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen dava yönünden ... Paz. Tic. Ltd. Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; ayrılma akçesi yönünden hüküm kurulan miktarın fazla olduğunu, ayrılma akçesinin tespitine ilişkin bilirkişi raporunun 2015 yılına ait olduğunu yani karar tarihi ile arasında çok zaman geçtiğini, bu sürede şirketin ekonomik durumu, aktif ve pasif dengesinin değiştiğini, bunun yanı sıra ayrılma akçesine uygulanan faiz başlangıcının ortaklıktan çıkarılma kararının kesinleşmesi ile muacceliyet kazanması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl dosyada ... Deri Ürünleri Tekstil ve Gıda Ticaret Ltd. Şti.,... Ayakkabı San. ve Tic. A.Ş. ve... Pazarlama Satış Dağıtım Organizasyon ve Tic. Ltd. Şti.'nin feshi istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık birleşen davada, davalı ... z'ın şirket ortaklığından çıkarılması ve ayrılma akçesinin mahkemece tespit edilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 529, 530, 531 ve 641 inci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
"Deniz Lojistik Limited Şirketi"nde ortaklar arasında çıkan ciddi anlaşmazlıklar sonucunda, ortak Pelin şirketin feshini talep etmek istemektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca "haklı sebeple fesih" istemiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Pelin, haklı bir sebebin varlığı halinde her zaman mahkemeden şirketin feshini isteyebilir.
B) Mahkeme, fesih istemi üzerine doğrudan feshe karar vermek yerine, Pelin'in payının gerçek değerini ödeterek Pelin’in şirketten çıkarılmasına karar verebilir.
C) Limited şirketlerde haklı sebeple fesih davası açabilmek için pay sahibinin en az %10 sermaye oranına sahip olması kanuni zorunluluktur.
D) Şirketin uzun süreden beri zorunlu organlarından birinin mevcut olmaması, feshin istenmesi için bir haklı sebep teşkil edebilir.
E) Fesih davası açıldığında, mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli ihtiyati tedbirleri alabilir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.