6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 538

Türk Ticaret Kanunu 538. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 538- (1) Genel kurul aksini kararlaştırmamışsa, tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık yoluyla da satabilirler. (2) Önemli miktarda aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurulun kararı gereklidir. Bu karar hakkında 421 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. 4. Yetkilerin sınırlandırılması ve genişletilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

26 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2010/10480 E., 2012/4130 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
lantısı yapılması istemi üzerine kararlaştırılan 08/07/2009 tarihinde rahatsızlanarak eşi ile birlikte hastaneye gittiğini, bu sırada davalı ortakların toplanarak kendisini müdürlükten azledip ana sözleşme değişikliğine karar verdiklerini, TTK’nun 538/son maddesine aykırı bir şekilde gıyaplarında davalı iki ortağın usulsüz toplantıda aldığı kararların gerçek dışı tanık beyanlarına dayanılarak kısm
11. Hukuk Dairesi         2010/10480 E.  ,  2012/4130 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/04/2010 tarih ve 2009/467-2010/252 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili ve diğer davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, kendisi ve eşinin davalı limited şirketin ortağı olduğunu ve ana sözleşme ile müdür olarak seçildiğini, davalı gerçek kişilerin 07/07/2009 tarihinde ortaklar kurulu toplantısı yapılması istemi üzerine kararlaştırılan 08/07/2009 tarihinde rahatsızlanarak eşi ile birlikte hastaneye gittiğini, bu sırada davalı ortakların toplanarak kendisini müdürlükten azledip ana sözleşme değişikliğine karar verdiklerini, TTK’nun 538/son maddesine aykırı bir şekilde gıyaplarında davalı iki ortağın usulsüz toplantıda aldığı kararların gerçek dışı tanık beyanlarına dayanılarak kısmen tescil ettirildiğini ileri sürerek, 08/07/2009 tarihli ortaklar kurulu toplantısının, alınan kararların ve tescilin geçersiz olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir Davalılar Pier, Fior ve şirket vekili davacının şirketin yönetimini kendi şahsi menfaatleri için kullanması nedeniyle tüm ortakların katılımı ile 08/07/2009 tarihinde ortaklar kurulu toplantısı yapılmasının kararlaştırıldığını ancak davacı ve eşinin toplantı saatinde gelmediklerini, geldiklerinde toplantı devam ettiği halde kararları imzalamaktan imtina ettiklerini, davacının kötü niyet olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, toplantıda alınan şirket ana sözleşmesinin 8 ve 9. maddelerinin tadil edilmesi ile davacının müdürlük görevinden azli hususu hariç olmak üzere tescilinin yapıldığını, işlemin iptali istenilmiş ise de bu hususun hukuken mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, limited şirkette Pier’in %70, Fior’un %10, davacının %10, davacının eşinin %10 hissedar olduğu, tüm ortakların 07/07/2009 tarihli tutanak ile 08/07/2009 tarihinde şirketin olağanüstü ortaklar kurulu toplantısı yapılmasına, karar verdikleri, 08/07/2009 tarihli toplantıya ortaklardan Pier ile Fior’un katıldığı, TTK.nun 538/son maddesine göre limited şirketlerde ortaklar toplantıya çağrı merasimine riayet etmeksizin ortaklar kurulu halinde toplanabilirlerse de böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır olmak şartı ile ortaklar kurulu yetkisine dahil olan hususların müzakere edilerek karara bağlanabileceği, somut olayda ise davacı ve davacının eşi ortağın 08/07/2009 tarihli ortaklar kurulu toplantısına katılmadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı ... vekili ve diğer davalılar vekili temyiz etmiştir. 1)Dava konusu ortaklar kurulu toplantısından bir gün önce tüm ortakların toplanarak ortaklar kurulu toplantısının tarihini ve saatini kararlaştırmış olmalarına göre, mahkemece bu toplantının TTK’nun 538/son maddesinde öngörülen çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin yapılan toplantı olarak değerlendirilmesi doğru olmamıştır. Ancak, toplantı TTK'nun 538/4. maddesinde belirtilen usulde çağrı ve bildirim olmadan yapılmıştır. Tek başına çağrı usulsüzlüğü iptal nedeni oluşturmasa da, davacı ortağın kuruluş ana sözleşmesiyle atanmış müdür olması karşısında ancak TTK'nun 161. maddede gösterilen biçimde haklı nedenlerle ve ortaklardan birinin talebi üzerine mahkeme kararı ile idare hak ve görevi sınırlandırılıp kaldırılabileceği halde davalı ortakların toplanarak aldıkları davacının müdürlük sıfatına son verilmesine ilişkin kararın ve davacı tarafından itiraz edilen diğer kararların, kanuna, ana sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığı mahkemece değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalılar Fior P. Zamperino, Pier F. Mogliotti ve Craver Ltd. Şti. yararına bozulması gerekmiştir. 2)Davalı Bursa Ticaret ve Sanayi Odası vekilinin temyiz istemine gelince, bu tür davalarda, davalılardan Ticaret ve Sanayi Odası yasal hasım konumunda bulunmakla, davanın açılmasına kendisi sebebiyet vermemiştir. Bu nedenle, aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken, aksine hüküm tesisi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar Fior P. Zamperino, Pier F. Mogliotti ve Craver Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın mümeyyiz davalılar yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Bursa Ticaret ve Sanayi Odası vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın bu davalı yararına BOZULMASINA,ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 19/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2010/2342 E., 2011/15573 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
k sermaye artırımı ve şirkete müdür tayini konusunda karar aldıklarını, oysa ana sözleşmeye göre 10.04.2008 tarihinde şirket müdürlerinin görev süresinin sona erdiğini, sonradan alınan müdür seçimine ilişkin kararların da iptal edildiğini, TTK’nun 538. maddesi gereğince şirket müdürünün ortaklar kurulunu toplantıya çağırması gerektiğini ileri sürerek, ortaklar kurulu kararlarının iptalini talep ve
11. Hukuk Dairesi         2010/2342 E.  ,  2011/15573 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/12/2009 tarih ve 2009/292-2009/628 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 04.04.2009 tarihinde diğer ortakların toplanarak sermaye artırımı ve şirkete müdür tayini konusunda karar aldıklarını, oysa ana sözleşmeye göre 10.04.2008 tarihinde şirket müdürlerinin görev süresinin sona erdiğini, sonradan alınan müdür seçimine ilişkin kararların da iptal edildiğini, TTK’nun 538. maddesi gereğince şirket müdürünün ortaklar kurulunu toplantıya çağırması gerektiğini ileri sürerek, ortaklar kurulu kararlarının iptalini talep ve dava etmiş, sonradan ıslah dilekçesiyle şirkete kayyum atanmasını da istemiştir. Davalı vekili, davacılar tarafından açılan davalarla, müdür seçimine ilişkin ortaklar kurulu kararlarının iptal ettirildiğini, 04.04.2009 tarihinde şirketin % 70 hissesine sahip ortakların davacıları toplantıya çağırdığını, gelmemeleri üzerine sermaye artırımı ve şirkete müdür tayinine ilişkin olarak kararlar alındığını, TTK 540. madde gereğince diğer ortakların da şirketi temsile yetkisi bulunduğunu, bu yetkiye istinaden ortaklar kurulunu toplantıya çağırabileceklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, şirket ana sözleşmesine göre seçilen müdürlerin görev süresinin 09.04.2008 tarihi itibariyle sona erdiği, bu tarihten sonra müdür seçimine ilişkin olarak alınan kararların iptal edildiği, bu durumda toplantı tarihi itibariyle şirketi temsil edecek müdür bulunmadığı, TTK’nun 538. maddesi gereğince şirket müdürü tarafından ortaklar kurulunun toplantıya çağrılabileceği, çoğunluk pay sahiplerinin ortaklar kurulunu toplantıya çağırıp, bağlayıcı karar almasının mümkün olmadığı, 04.04.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı usulsüz olsa da şirkete müdür atandığı, şirketi yönetecek müdür bulunduğu gerekçesiyle, ortaklar kurulu kararlarının iptaline, kayyum atanmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz istemine gelince; dava 04.04.2009 tarihli ortaklar kurulunun iptali istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki ihtilaf, şirket müdürünün görev süresinin dolması durumunda, diğer çoğunluk pay sahiplerinin ortaklar kurulunu toplantıya çağırıp çağıramayacağı ve şirketi bağlayıcı karar alıp alamayacakları noktasında toplanmaktadır. Mahkemece ana sözleşme ile belirlenen şirket müdürlerinin 10.04.2008 tarihi itibariyle görev sürelerinin dolduğu, müdür atanması için alınan kararların iptal edildiği, ortaklar kurulu toplantısında TTK’nun 538. maddesinde belirtilen prosedüre uyulmadığı, çoğunluk pay sahibi olsalar bile ortakların şirketi toplantıya çağıramayacakları gerekçesiyle, davanın kabulüne, ortaklar kurulunun iptaline karar verilmiştir. Oysa, mahkemeninde kabulünde olduğu üzere ana sözleşme ile atanan müdürlerin görev sürelerinin 10.04.2008 tarihi itibariyle dolduğu ihtilafsız olmakla, iptali istenen ortaklar kurulu tarihi itibariyle şirketin seçilmiş müdürü bulunmamaktadır. TTK’nun 540. maddesi “ aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.” hükmünü haiz olup, bu düzenleme karşısında dava dışı % 70 paya sahip ortakların şirketi toplantıya çağrıda yetkili olduklarının ilke olarak kabulü gerekir. Ayrıca iptali istenen toplantı tarihi itibariyle şirketin seçilmiş müdürünün bulunmadığı kabul edildiğine göre, artık TTK’nun 538. maddesinde belirtilen prosedürün uygulanmasını beklemekte doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, dava dışı % 70 paya sahip ortakların şirketi toplantıya çağrıda yetkili oldukları nazara alınarak, davanın reddine karar vermek gerekirken, hatalı ilkeden hareketle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1,25 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/1194 E., 2024/3735 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
lduğu üzere, davacıların ortağı olduğu ...'in ana sözleşmesine göre faaliyet konularından biri taşınmaz ticareti olduğu, şirketinş davaya konu 22 parsel dışında başka pek çok taşınmazlarının da bulunduğu, bu nedenle, bu taşınmazın devrinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 inci maddesinin ikinci fıkrası anlamında önemli miktardaki aktifin toptan satışı niteliğinde olmadığı, bilirkişi kurulun
11. Hukuk Dairesi         2023/1194 E.  ,  2024/3735 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2011 Esas, 2022/1610 Karar HÜKÜM : Ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptal ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin dava dışı ...Petrol Ürünleri Ltd. Şti.’nin ortakları olduğunu, mahkemece şirket ortağı olmayan şirket müdürü ...'ün müdürlük yetkilerinin kaldırıldığını, müdürün 06.01.2016 tarihinde, dava konusu 3629 ada, 22 parsel sayılı taşınmazı 950.000,00 TL'ye gerçek değerinin çok altında bir bedelle davalı şirkete sattığını, azledilen müdürün satış tarihi itibariyle bu yönde bir yetkisinin bulunmadığını, işlemin eşit işlem yapma yükümlülüğüne aykırı olduğunu, şirket müdürünün istasyon sahasının yanındaki taşınmazı davalıya değerinin altında satmasının şirketin korunması gereken mal varlığını zarara uğratacağını ileri sürerek, müvekkillerinin ortağı olduğu ...Ltd. Şti.’ye ait olup, davalı şirkete devredilen dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile şirket adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; her iki şirketin bu alım satım ilişkisini gerçekleştirirken yetkililerin taşınmaz alım ve satımına yetkileri olduğundan satışın gerçekleştiğini, müvekkilinin bedelini ödeyerek taşınmazı aldığını, iyiniyetinin korunması gerektiğini, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İhbar olunan ..., davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin17.01.2018 tarih, 2016/547 E. ve 2018/20 K. Karar sayılı kararıyla; tapudaki işlem tarihi itibariyle ...'ün yetkili temsilci olduğu, dava konusu taşınmaz üzerinde petrol istasyonu bulunmadığı, 22 parsel üzerindeki binanın dava dışı 21 parsel numaralı parseldeki 2 katlı bina ile bitişik durumda olduğu, 22 parsele komşu 20 parsel sayılı taşınmazın akaryakıt istasyonu olduğu, dava konusu taşınmazın ...Ltd. Şti.’nin ana iştigal konusunun ifa edildiği taşınmaz niteliğinde bulunmadığı, şirketin tek taşınmazının dava konusu taşınmaz olmadığı, taşınmazın 07.01.2016 satış tarihindeki değerinin 880.000,00 TL olduğunun belirlendiği, tapudaki satış bedelinin ise, 950.000,00 TL olduğu, taşınmazın gerçek değerinin altında satılmadığı, mahkemenin 2016/147 Esas sayılı dosyasında verilen kararın henüz kesinleşmediği, tapudaki işlemin muvazalı olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 06.12.2018 tarih, 2018/481 E. ve 2018/1478 K. sayılı kararıyla; dava tarihinde mahkemece şirkete atanan yönetim kayyımının görevde olduğu, davacıların şirkete ait çekişmeli taşınmazla ilgili tasarruf bakımından dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı gözetilmeksizin karar verilmesi doğru olmadığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davanın farklı bu gerekçe ile davacıların aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 08.10.2020 tarih, 2019/912 E. ve 2020/3962 K. sayılı kararıyla somut olayda taşınmazın önceki maliki şirketin ortakları olan davacıların dava konusu gayrimenkulün şirket müdürü tarafından muvazaalı olarak davalıya devredildiği, yapılan devir işleminin batıl olduğu iddiası ile işbu davayı açtıklarının anlaşılması karşısında, iddianın ileri sürülüş şekli itibariyle davacıların dava açmakta hukuki menfaatleri olduğu gibi, aktif husumet ehliyetlerinin de bulunduğu göz önünde bulundurularak işin esasının incelenmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tapu iptali ve tescil talebinin, iki hukuki sebebe dayandığı, bunlardan birincisinin davalı şirkete yapılan taşınmaz devrinin muvazaalı olduğu, gerçek bir satış olmadığı iddiası; ikincisi ise satışı yapan şirket yetkilisinin, bu taşınmazın satışını yapma yetkisinin bulunmadığı iddiası olduğu, şirket yetkilisinin satış yapma konusunda yetkisiz olduğu iddiasının da iki sebebe dayandığı, bunlardan birincisinin şirket yetkilisinin usulüne uygun şekilde seçilmediği, çünkü kanun gereği en az bir şirket ortağının da müdür olarak seçilmesi gerekliliğinin yerine getirilmediği; ikincisinin ise satıma konu 22 parsel sayılı taşınmazın şirketin tek faaliyet konusu olan petrol istasyonu işletmesinin bir eklentisi olduğu, istasyon işletmesiyle birlikte kullanıldığı, bu kadar önemli bir mal varlığının ancak bir genel kurul kararıyla satılabileceği, müdürün kendi başına böyle bir satış yapamayacağı iddiası olduğu, ilk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda alınan 11.09.2017 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda dava konusu taşınmazın davalıya satış tarihi olan 01.07.2016 tarihi itibariyle gerçek piyasa değerinin 880.000,00 TL olduğunun belirlendiği, davaya konu taşınmazın satış bedeli olan 950.000,00 TL'nin her iki şirket kayıtlarında da yer aldığı, satım bedelinin, davacıların ortağı olduğu satıcı ... şirketinin hesaplarına ve ticari kayıtlarına intikal ettirildiği, ...'in bilanço verilerine göre borçlarını ödeyebilmek için taşınmazı satmasına gerek olmadığı, satım bedelinin şirket kayıtlarında işlem gördüğü ve paranın şirket varlıklarının artışına sebebiyet verdiği, davalı şirketin kayıtlarında bu satın alma işleminin kayıtlı olduğu, taşınmaz bedeli ödendiği tarihlerde davalı şirket ortaklarınca şirketin banka hesaplarına para yatırdığı, emsal taşınmazlar da değerlendirilmek suretiyle, davaya konu 22 parsel sayılı taşınmazın, davalıya satış tarihi olan 01.07.2016 tarihi itibariyle, üzerindeki tüm bina ve muhtesatıyla birlikte değerinin 882.016,02 TL olduğu tespitinin yapıldığı, davaya konu 22 no.lu parselin, ... tarafından işletilen ve 20 no.lu parsel üzerinde bulunan petrol istasyonu ile araç yıkama ünitesi olarak kullanıldığı, ortada bir muvazaanın bulunmadığı, satıcı ... şirketi yetkilisi ...'ün bu satışı yapmaya yetkili olmadığına dair iddiaların incelenmesinde ise; ticari sicil kayıtlarına göre, şirket adına satışı yapan şirket müdürü ...'ün şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu, bu yetkisi kapsamında 01.07.2016 tarihinde 950.000,00 TL bedelle dava konusu taşınmazı davalı şirkete sattığı, Abidin Öztürk'ün 21.05.2015 tarihli genel kurul kararıyla şirket müdürlüğüne seçildiği, tek başına temsil ve ilzam yetkisi verildiği, Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/147 Esas -2016/613 Karar sayılı 15.06.2016 tarihli kararıyla bu genel kurul kararının iptaline karar verilmiş ise de, bu kararın 30.06.2020 tarihinde kesinleştiği, gerek ihtiyati tedbir kararının gerekse ...'ün seçimine dair genel kurul kararının iptaline dair mahkeme kararının, resmi satışın yapıldığı 07.01.2016 tarihinden sonra olduğu, dolayısıyla satış tarihi itibariyle ...'ün şirketin yetkili temsilcisi olduğu, genel kurul kararının iptaline dair mahkeme kararının ileriye etkili olduğu, geçmişe etkili sonuç doğurmadığı, bu durumda iptal kararından önce yapılan tasarruf işlemlerinin geçerliliğini koruduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 623 üncü maddesi gözetilmeksizin şirket yönetiminin seçilmesine dair genel kurul kararının yok hükmünde olmayıp iptale tabi bir karar olduğu, iptal kararının etkisinin de ileriye dönük olduğu, önemli miktardaki mal varlığının devri için şirket genel kurul kararının alınması gerektiği, somut olayda, 22 no.lu parselin önemli miktardaki aktif olmadığı, zira dosya kapsamıyla sabit olduğu üzere, davacıların ortağı olduğu ...'in ana sözleşmesine göre faaliyet konularından biri taşınmaz ticareti olduğu, şirketinş davaya konu 22 parsel dışında başka pek çok taşınmazlarının da bulunduğu, bu nedenle, bu taşınmazın devrinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 inci maddesinin ikinci fıkrası anlamında önemli miktardaki aktifin toptan satışı niteliğinde olmadığı, bilirkişi kurulunca davaya konu 22 parselin, şirketin petrol istasyonunun bulunduğu 20 parselle bağlantılı olarak kullanıldığı belirtilmiş ise de taşınmazın oto yıkama alanı olarak petrol istasyonuyla birlikte kullanıldığı, salt bu nedenle bu taşınmazın devrinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 inci maddesinin ikinci fıkrasına tabi olmadığı, yani devir için genel kurul kararının gerekmediği, davaya konu işlemi de kapsayan iddialarla Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6911 (2022/1101 Yeni) Soruşturma sayılı dosyasının mevcut olduğu, yapılan yazışma sonuçlarına ve tarafların duruşma tutanağına geçen beyanlarına göre, anılan soruşturma dosyasında davalı şirketin tek ortağı ve yetkilisi ... hakkındaki suçlamalar bakımından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, yine aynı soruşturma kapsamında şüpheliler arasında bulunan ve davacıların ortağı olduğu ...'in yetkilisi sıfatıyla satış işlemini yapan ...'ün de ölmüş olması nedeniyle onun hakkındaki soruşturmanın da düştüğü, bu durumda, dava dosyasının çözümü açısından ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek kalmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; genel kurul kararının iptali davasında verilen kararın geriye yürüyeceğini, devir işleminin şirket ana sözleşmesine aykırı olduğunu, davalı şirketin sicilde tescil edilen yetkiye ilişkin hususları bilmediğini ileri süremeyeceğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 623 üncü maddesine aykırılığın yaptırımının yokluk olduğunu, devrin muvazaalı olduğunu, ...tarafından gönderilen ihtarnamenin ve davalı şirketin sermaye durumunun da bunun ispatı olduğunu, ödemenin bir kısmının nakit bir kısmının çekle yapılmış olmasının dahi davalı şirketin kasasında olmayan bir para ile alım yaptığını gösterdiğini, ...ve ...'in yıllardır şirketi el birliği ile zarara uğrattıklarını, borç baskısı altında olmayan şirketin taşınmazını satmasını gerektirir bir durumun bulunmadığını, emsal değerin hatalı tespit edildiğini, taşınmazın değerinin altında bir bedelle satıldığını, taşınmazın şirketin önemli bir mal varlığı olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde akaryakıt istasyonunu destekleyen jeneratör sistemi bulunduğunu, oto yıkama temel faaliyet alanı ile ilgilisi olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacıların ortağı oldukları dava dışı limited şirkete ait taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile şirket adına tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 538 nci maddesinin ikinci fıkrası, 623 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak, davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.05.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, şirket ortağı olmayan kişinin limited şirkete tek müdür atanmasına ilişkin genel kurul (GK) kararının geçersizlik halinin butlan mı yoksa iptal edilebilirlik mi olduğu, buradan varılacak sonuca göre tek müdür olarak dışardan (ortak olmayan) atanan müdürün üçüncü kişiyle yapmış olduğu taşınmaz satış sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Limited şirket müdürleri genel olarak Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 623/1 inci maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetim ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir”. Şirket kurulduktan sonra, müdürlerin atanmaları ve görevden alınmaları GK’nın yetkisindedir (TTK m. 616/1-b). En az bir ortağın şirket müdürü olarak atanması gerektiğine ilişkin hüküm ana sözleşme ile dahi aksi öngörülemeyecek nitelikte emredici bir hükümdür. Diğer bir ifade ile bu hükmün aksine bir düzenleme şirket ortaklarına bırakılmamıştır. O nedenle bu hüküm uyarınca, şayet limited şirkete tek müdür atanacaksa bunun ortak sıfatını taşımasının zorunlu olduğu kabul edilmek durumundadır (bkz. ÇAMOĞLU (PORAY/TEKİNALP), Ortaklıklar Hukuku, 15. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2023, s. 535 vd.; ŞENOCAK (BOZKURT), Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt. 4, Seçkin, Ankara 2022, s. 4629; Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt: 4, Adalet, Ankara, 2022, s. 3234 vd.; Ersin ÇAMOĞLU, Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel İlkeleri, 2. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2023, s. 181). Limited şirket GK kararlarının butlanı ve iptali yönünden TTK m. 622 hükmü ile anonim şirket (AŞ) hükümlerine yollama yapılmıştır. AŞ’de GK kararlarının iptali sebepleri TTK m. 446’da düzenlenmiş olup bu hükme göre, kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık iptal sebebidir. Butlan halleri ise örnek verilmek suretiyle TTK m. 447’de düzenlenmiş olup bu hükme göre, pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki haklarını sınırlayan veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, denetleme ve inceleme haklarını kanunun izin verdiği ölçü dışında sınırlandıran ve şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerini ihlal eden GK kararları batıldır. Belirtildiği üzere, bu hükümle butlan sebepleri sınırlandırılmamış olup maddenin ilk fıkrasında özellikle denmek suretiyle örnek olarak belirtilmiştir. O nedenle genel olarak butlan sebeplerini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 27 hükmünün de uygulanması gerekecektir (ayrıntılı bilgi için bkz. ÇAMOĞLU, s. 176 vd. Erdoğan MOROĞLU, AO’da GK Kararlarının Hükümsüzlüğü, 12 Levha, İstanbul 2012, s. 25 vd. ve s.146 vd.). Bu bağlamda belirtmeliyim ki, genel olarak emredici kanun hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan GK kararları da butlan yaptırımına tabi tutulmaktadır. Zira, GK kararları hukuki işlem niteliğindedir. Önemle belirtmek gerekirse, limited şirkette en az bir ortağın müdür olarak atanmasının gerekli ve zorunlu kılınmasındaki amaç, şahıs şirketi özelliği taşıyan limited şirket yönetim ve temsilinde bütünsel yabancılaşmayı önlemektir. O nedenle TTK m. 623/1 hükmünde yer alan bu kural kesin emredici nitelikte olup anılan kuralı ihlal eden limited şirket GK kararları TTK m. 447 ve TBK m. 27 hükümleri uyarınca butlan yaptırımına tabi olur. Diğer bir ifade ile böyle kararlar kesin hükümsüz (batıl) kararlardır. Diğer taraftan tek müdürün yahut müdürler kurulunun ortak sıfatı taşıyan tek üyesinin bu niteliğini kaybetmesi halinde ise müdürler kurulu işlevselliğini yitirecektir (bkz. ÇAMOĞLU, s. 219 ve s. 220, Par. 351b.). Burada belirtmem gereken bir husus ise, emredici olan TTK m. 623/1 hükmü aynı zamanda limitet şirketin temel yapısıyla ilgili bir hüküm olup bu hükme aykırı olan GK kararlarının şirketin temel yapısını bozduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim Dairemizin uygulaması da bu yönde olup şirket ortağı olmayan kişilerin limited şirket müdürü atanmalarıyla ilgili GK kararlarının TTK m. 447 ve TBK m. 27 hükümleri uyarınca geçersiz (batıl) olduklarına karar verilmektedir (bkz. Dairenin 19.04.2016 gün ve 2015/9297-4347 sayılı kararı). Bilindiği üzere inşai nitelikte olan iptal edilebilirlikten farklı olarak butlan yaptırımına tabi olan yani kesin hükümsüz GK kararları baştan itibaren hiç hüküm ve sonuç doğurmaz. O nedenle de ilgililer tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece de resen gözetilmek durumundadır. Meğerki ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını oluştursun. Butlan yaptırımına tabi olan, yani batıl GK kararları baştan itibaren hüküm doğurmadığından ve her zaman herkese karşı ileri sürülmesi de mümkün olduğundan tek müdür olarak dışardan atanan müdürün yapmış olduğu hukuki işlemlere yetkisiz temsil hükümleri uygulanması gerekmekte olup söz konusu işleme icazet verilmediği sürece işlem geçerlilik kazanamaz. Yani askıda hükümsüz olur, icazet verilirse işlem geçerli olur verilmezse, işlem geçersiz olur. Burada belirtilmesi gereken bir hususta şirket ana sözleşmesi ve GK kararları ticaret sicile tescil ve ilan edildiği gibi, sicilde aleni olup bilgi edinilmesi mümkündür. Bu açıklamadan sonra somut olaya gelince, davacıların ortak oldukları limited şirkete GK kararı ile ortak olmayan tek müdür atanmış olup atanan kişide çok kısa süre içerisinde şirkete ait bir taşınmazı davalı şirkete satmıştır. Bu satışı öğrenen şirket ortakları tedbir talepli olarak müdür atamasına ilişkin GK kararının iptali için dava açmışlar ve sonuç olarak GK kararının iptaline karar verilmiş ve derecaattan geçerek kesinleşmiştir. Mahkemece “iptal” ibaresi kullanılmışsa da anılan GK kararı kesin emredici hükme aykırı ve limitet şirketin temel yapısını bozduğundan batıl karar olup baştan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğuramaz ve herkese karşı ileri sürülebilmesi de mümkün olduğundan, şirket ortağı olan davacıların butlanı ileri sürmelerine engel bir hal bulunmamaktadır. Somut olayda yetkisiz kişinin yaptığı satış işlemine icazette verilmediğinden taşınmaz satış işleminin de geçersiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Ayrıca burada tacir olan davalıda basiretli davranmamıştır. Eğer basiretli bir tacir gibi davranmış olsaydı şirkete atanan tek müdürün şirket ortağı olmadığını, yani dışardan atanmış olduğunu aleni olan ticaret sicil kayıtlarından tespit edebilirdi. Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle mahkeme kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
11. Hukuk Dairesi, 2010/327 E., 2011/9313 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
r hissedarların müvekkilini şirketten dışladıklarını, 05.10.2006 tarihinde yapılan toplantıda müvekkilinin var gösterilerek sermaye artırımı kararı alındığını, ancak müvekkilinin bu toplantıdan haberdar edilmediğini, söz konusu toplantının TTK'nun 538. maddesinde öngörülen şekilde yapılmadığı için usulsüz olduğunu, sermaye artırımı kararının ortakların mesuliyetini artıran kararlardan olduğunu, bu
11. Hukuk Dairesi         2010/327 E.  ,  2011/9313 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.05.2009 tarih ve 2008/598-2009/300 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, müvekkili ile şirket ortakları arasında ailevi nedenlerle husumet doğduğunu, diğer hissedarların müvekkilini şirketten dışladıklarını, 05.10.2006 tarihinde yapılan toplantıda müvekkilinin var gösterilerek sermaye artırımı kararı alındığını, ancak müvekkilinin bu toplantıdan haberdar edilmediğini, söz konusu toplantının TTK'nun 538. maddesinde öngörülen şekilde yapılmadığı için usulsüz olduğunu, sermaye artırımı kararının ortakların mesuliyetini artıran kararlardan olduğunu, bu nedenle ittifakla alınmasının gerektiğini, sermayenin 50.000 TL'den 500.000 TL'ye yükseltilmesinin MK'nun 2. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, 05.10.2006 tarih 2006/1 sayılı sermaye artırımı kararı ile 06.06.2008 tarih 2008/1 sayılı sermaye hisse dağılım kararlarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının genel kurula katıldığını, tüm pay sahiplerinin hazır bulunması ve hiçbir ortağın itiraz etmemesi halinde TTK'nun 538/son maddesi gereğince çağrı yapılmasının gerekmediğini, davacının sermaye artırımı kararına muhalif kalmadığını, şirket sermayesinin artırımı kararının MK'nun 2. maddesine aykırı olduğu iddiasının yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin anonim şirket olarak faaliyet gösterdiği, davacının şirket ortağı olduğu, 05.12.2006 tarihli genel kurulun TTK'nun 370. maddesi uyarınca toplandığı, şirket sermayesinin artırılmasına oybirliği ile karar verildiği, 06.12.2006 tarihinde yönetim kurulunun toplanarak başkan ve üye seçimini yaptığı, sermaye artışı dikkate alınarak ortakların taahhüt ettiği payların belirlendiği, davacının da bu yönetim kurulunda hazır bulunduğu, şirket tarafından alınan kararların 20.12.2006 tarihinde ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı, 25.04.2007 tarihinde şirketin tür değiştirerek limited şirket olduğu, yeni şirketin sermayesinin önceki gibi 500.000 TL olarak belirlendiği, 05.12.2006 tarihli sermaye artırımı kararının daha sonra düzenlenen esas mukavele ile benimsendiği, iptali istenen 06.06.2008 tarih 2008/1 sayılı kararın yönetim kurulu kararı niteliğinde bulunduğu, sermaye oranlarının belirlenmesine etkili olmadığı ve ortaklar kurulu kararına ihtiyaç gösterdiği, bu niteliği itibariyle iptal davasının konusu yapılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı, davalı limited şirketin ortaklar kurulunun TTK'nun 538. maddesine aykırı olarak toplandığını ve şirket sermayesinin artırılmasına karar verildiğini ileri sürerek 05.10.2006 ve 06.06.2008 tarihli kararların iptalini istemiştir. Ancak, davalı 10.04.2007 tarihine kadar anonim şirket statüsünde olup, bu tarihte nevi değiştirerek limited şirket statüsünü kazanmıştır. İptali istenen 05.10.2006 tarihli karar da davalının anonim şirket statüsünde olduğu dönemde alınan ve sermaye artışına yönelik yönetim kurulu kararıdır. Anonim şirketlerde, yönetim kurulunun sermaye artırımına ilişkin karar verme yetkisi bulunmadığından, mahkemece de benimsendiği üzere davacının iptal isteminin 05.12.2006 tarihinde davalı şirketin genel kurulunda aynı konuda alınan karara yönelik olduğu kabul edilmelidir. Söz konusu genel kurul, TTK'nun 370. maddesi gereğince toplanmış olup, anılan madde uyarınca anonim şirketin çağrısız toplanabilmesi için şirketin tüm ortaklarının genel kurulda bulunmaları ve bunların herhangi bir itirazda bulunmamış olmaları gerekir. Bu şartlara uyulmaması halinde genel kurulda alınan kararlar batıl olacaktır. Somut olayda, davalı şirketin tüm ortaklarının katılımı ile genel kurulunun toplandığı ve iptali istenen kararı aldığı savunulmuş ve bu genel kurula davalının da katıldığını gösterir hazirun cetveli ibraz edilmiştir. Davacı, dava konusu kararın alındığı genel kurula katılmadığını ve dosyaya ibraz edilen hazirun cetvelinin altındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece söz konusu hazirun cetvelindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hususunda imza incelemesi yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. Öte yandan, mahkemece iptali istenen 06.06.2008 günlü kararın yönetim kurulu kararı niteliğinde bulunduğundan iptal davasının konusu olamayacağı kabul edilmiş ise de, yasada limited şirketin organları arasında yönetim kurulunun sayılmadığı, bu durumda iptali istenen kararın ortaklar kurulu kararı olduğu kabul edilerek, buna göre alınan kararın iptalinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, yönetim kurulu kararının iptal davasının konusu olamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle da bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/6632 E., 2014/14237 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
kabinde her iki ortağın müvekkilinin gıyabında 03.04.2011 tarihinde şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile ....'nın seçilmesine dair 2011/03 nolu kararı aldıklarını, söz konusu karardan 04.04.2011 tarihinde haberdar olduklarını, alınan kararın TTK'nun 538. maddesi uyarınca ortaklar kurulunun toplantıya çağrılması mahkemeden istenmeden alındığını, dolayısıyla yoklukla malul olduğunu, TTK'nun 538/4 madd
11. Hukuk Dairesi         2014/6632 E.  ,  2014/14237 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ...(Kapatılan) 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/12/2013 tarih ve 2013/64-2013/186 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin en son 01.04.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile iki yıl süreyle davalı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atandığını, davalı şirketin diğer ortakları ... ile ...'nın 18.03.2011 tarihinde müvekkilini şirketten zorla uzaklaştırdıklarını ve o günden bu yana şirkete almayarak müdürlük görevini sürdürmesine engel olduklarını, usulsüz çağrı yapılarak akabinde her iki ortağın müvekkilinin gıyabında 03.04.2011 tarihinde şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile ....'nın seçilmesine dair 2011/03 nolu kararı aldıklarını, söz konusu karardan 04.04.2011 tarihinde haberdar olduklarını, alınan kararın TTK'nun 538. maddesi uyarınca ortaklar kurulunun toplantıya çağrılması mahkemeden istenmeden alındığını, dolayısıyla yoklukla malul olduğunu, TTK'nun 538/4 maddesi gereğince toplantıya davetin toplantı tarihinden en az 5 gün önce yapılmadığından bütün kararların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, şirket ana sözleşmesinde öngörülen şekilde tebligat da yapılmadığını, keza ana sözleşmede her türlü ilanın 15 gün evvel gazetede yapılacağı hükmünün yer aldığını ileri sürerek, 03.04.2011 tarih ve 2011/03 sayılı ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirkete müdür tayini hususunda tüm yasal işlemlerin usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı dışındaki iki ortak tarafından yapılan çağrı davacının konut adresine tebliğ edilmeyip şirket adresine tebliğ edilmekle usulsüz olup, 03.04.2011 tarihli toplantı için 5 gün öncesi bir bildirim niteliği de taşımadığı, dolayısıyla usule uygun şekilde tebligat yapılmadığından davacının dava açma hakkına sahip olduğu, söz konusu toplantıda sermaye payı itibariyle yarıdan fazla olan karar nisabı gerçekleştiğinden ortaklar kurulu kararının, bu yönü itibariyle kanun, şirket sözleşmesi ve dürüstlük kurallarına aykırılık taşımadığı, ancak 6762 Sayılı TTK'nun 538. maddesi gereğince, ortaklar kurulu toplantısı için çağrı yetkisi şirket müdürlerine ait olup şirket sermayesinin en az onda birini temsil eden pay sahiplerinin, öncelikle şirket müdüründen yazılı talepte bulunmaları, bu talebin yerine getirilmemesi halinde, mahkemeden çağrı yetkisi almaları gerektiği, davacı dışındaki diğer iki ortağın davacıdan ortaklar kurulu toplantısı için çağrı yapılmasını yazılı olarak talep etmekle birlikte mahkemeden çağrı yetkisi almadan ve doğrudan doğruya ortaklar kurulu toplantı çağrısı yaparak gerçekleştirdikleri 03.04.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararın, davetin yetkili organ ve kişilerce yapılmaması nedeniyle yoklukla malul olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu 03.04.2011 tarihli 2011/03 sayılı ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 22.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.