6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 539

Türk Ticaret Kanunu 539. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 539- (1) Tasfiye memurlarına Kanunla tanınmış yetkiler devredilemez; ancak, belirli uygulama işlemlerinin yapılabilmesi için, tasfiye memurlarından biri diğerine veya üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir. (2) Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemler şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin işlemin tasfiye amacının dışında olduğunu bildiği veya hâlin gereğinden bilmemesinin mümkün olamayacağı ispat edilsin. Tasfiyenin sadece tescil ve ilan edilmesi, bu hususun ispatı için yeterli delil değildir. (3) Tasfiye memurları birden fazla ise, aksi genel kurul kararında veya esas sözleşmede öngörülmemişse, şirketin bağlanabilmesi için imzaya yetkili iki tasfiye memurunun şirket unvanı altında imza atması gereklidir. Tasfiye hâlindeki şirketi tasfiye ile ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkide tasfiye memurları temsil eder. (4) Tasfiye memurunun görevini yerine getirdiği sırada işlediği haksız fiilden şirket de sorumludur. II - Tasfiye işleri 1. İlk envanter ve bilanço

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

24 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1149 E., 2017/2029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Zira, TTK'nun 539. maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1149 E.  ,  2017/2029 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “imzaya ve borca itiraz” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda Karamürsel İcra (Hukuk) Mahkemesince itirazın reddine, takibin devamına dair verilen 02.09.2013 gün ve 2012/116 E., 2013/73 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin borçlu şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 19.12.2013 gün ve 2013/33349 E., 2013/40738 K. sayılı kararı ile, (…Alacaklı tarafından borçlu limited şirket aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun yasal sürede icra mahkemesine başvurarak imzaya ve borca itiraz ettiği anlaşılmıştır. TTK'nun 542. maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 321.maddesine göre geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanmaksızın temsilci tayin edilen kişilerin şirket adına yapacağı işlemler geçersiz olur. Zira, TTK'nun 539. maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir. Ayrıca TTK'nun 545. maddesine göre de, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare selahiyetine haiz olan ticari vekiller, şirketi oluşturan ortaklar kurulu kararı ile tayin olunabilirler. Somut olayda takip dayanağı bonodaki imzanın şirket yetkilisi Tayfun Sökmen'e ait olmadığı yetki verilen Mehmet Sökmen'e ait olduğu taraflar arasında çekişmesizdir. Ancak, bonoyu imzaladığı iddia olunan ve şirket yetkilisi tarafından vekaletname ile yetki verilen Mehmet Sökmen'in şirket ortaklar kurulu kararı ile verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi bulunmadığından adı geçen tarafından imzalanan bono nedeniyle borçlu şirket sorumlu tutulamaz. Kaldı ki, söz konusu vekaletnamede Mehmet Sökmen'e bono düzenleme konusunda özel bir yetki de verilmemiştir. O halde mahkemece borçlunun borca itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile itirazın reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Talep, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibi nedeniyle ödeme emri ve takibin iptali ile dayanak senetteki imza ve borca itiraza ilişkindir. Borçlu şirket vekili, müvekkil şirket aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, ancak takibe konu edilen 31.10.2012 tanzim ve 07.11.2012 vade tarihli 300.000,- TL bedelli bono üzerindeki imzanın şirket müdürü ve ilzama yetkili olan Tayfun Sökmen’e ait olmadığını, imzaya itiraz ettiklerini, alacaklı ...’in kim olduğu ya da ne iş yaptığının bilinmediğini, müvekkil şirketin kendisi ile mal ya da para alışverişinin bulunmadığını, bu nedenle borca da itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı davaya cevap vermemiştir. Yerel Mahkemece Karamürsel C. Başsavcılığının 2013/99 soruşturma sayılı dosyasında takibe konu senetteki imzanın Mehmet Sökmen’e ait olduğu ve Mehmet Sökmen’e şirket temsilcisi Tayfun Sökmen tarafından vekaletname verildiği gerekçesiyle borçlunun itirazının reddine, takibin devamına, takip konusu alacağın %20’si oranında icra inkâr tazminatına, %10’u oranında para cezasına mahkûm edilmesine karar verilmiştir. Borçlu şirket vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece Mehmet Sökmen’e şirket temsilcisi Tayfun Sökmen tarafından vekaletname verildiği, vekaletname içeriğinden ve kapsamından dava dışı Mehmet Sökmen’in ticari mümessil olduğunun kabulü gerektiği ve bono düzenleme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını borçlu şirket vekili temyize getirmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından şirket yetkilisi Tayfun Sökmen tarafından verilen vekaletnamenin kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisini içerip içermediği, burada varılacak sonuca göre dava dışı Mehmet Sökmen’in imzaladığı takip konusu bonodan dolayı borçlu şirketin sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için “ticari mümessil” kavramının değerlendirilmesinde yarar vardır. Türk Hukukuna ticari mümessillik ile ilgili düzenleme ilk kez 1926 tarihli mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) ile girmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449. maddesinin birinci fıkrasında ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547. maddesinin birinci fıkrasında ise ticari mümessil; “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticari mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanuni değil, iradi temsil yetkisidir. Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK m.450; TBK m.548). Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. m. 449/2; TBK. m. 542/2). Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK m. 449/l'de "...işlerini idare ..." ibaresiyle vurgulanmıştır. Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 539/II. (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir. Ticari mümessillik gibi ticari vekâlet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekâlet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. BK m. 453/ I ve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir. Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” hükmünü içermektedir. Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekâlet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz: Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez (BK. m. 453/2; TBK m. 551/2). Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK m. 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davacı şirketin ticari mümessili Tayfun Sökmen tarafından 18.08.2008 tarihli vekâletname ile Mehmet Sökmen’e bir takım yetkiler verilmiş bulunmaktadır. Dosya içerisindeki 18.08.2008 tarihli vekâletname incelendiğinde; Mehmet Sökmen’e bono düzenleme konusunda özel bir yetki verilmemiştir. Ayrıca Mehmet Sökmen’in şirket ortaklar kurulu tarafından verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi de bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Borçlu şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, tebligat tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.12.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2013/1367 E., 2013/18288 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bunun yanı sıra limited şirketlerde genel kurulun yetkilerini düzenleyen TTK'nın 539. maddesinin 7.
11. Hukuk Dairesi         2013/1367 E.  ,  2013/18288 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA) Taraflar arasında görülen davada Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/10/2012 tarih ve 2012/316-2012/409 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının 06/02/1995 - 19/02/2002 tarihleri arasında vekili bulunduğu şirketin sorumlu müdürü olarak çalıştığını, davalının işten ayrılmasını takiben yapılan vergi incelemesi neticesinde şirketle ilgili maliye ve muhasebe işlemlerinin yasalara uygun gerçekleştirilmediği, defter ve belgelerin düzenli olmadığı, vergi beyannamelerinin zamanında verilmediğinin tespit edilerek şirket aleyhine vergi cezalarının tahakkuk ettirildiğini ve şirketin zarara uğratıldığını, vergi zıyaı cezası, KDV ödememekten doğan gecikme faizleri, usulsüzlük ve çeşitli diğer cezalar tahakkuk ettirildiğini ve müvekkili şirketçe bu cezaların ödendiğini, bu işlemlerin davalının müdür olarak çalıştığı döneme ait olduğunu ileri sürerek, 8.322,53 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinde taleplerin net olmadığını, müvekkilinin davacı şirketteki görevini eksiksiz ve özenle yaptığını, vergi cezası, gecikme faizi ve usulsüzlük cezalarından sorumlu tutulamayacağını, cezaların müvekkilinin istifasından sonra oluştuğunu, kaldı ki bir döneme ait vergilerin 1 yıl sonra ödendiğini, savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen 13.05.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre, davalının şirket müdürü olarak görev yaptığı tarihlerde davacı şirketin 1999 yılına ilişkin hesaplarının vergi incelemesine tabi tutulması sonucu, davacı şirketin vergi cezası ödemek zorunda kaldığı ve davalının yönetim ve temsili nedeniyle bu durumdan sorumlu olduğu, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 7.842,70 TL'nin 28/05/2003 dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, limited şirket müdürünün şirkete verdiği iddia olunan zararın tahsili istemine ilişkindir. TTK'nın 556. maddesi hükmünde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile somut uyuşmazlığa TTK'nın 341. maddesinin uygulanması gerekecektir. TTK'nın 341. maddesi hükmünde, sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir genel kurul kararının bulunması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bunun yanı sıra limited şirketlerde genel kurulun yetkilerini düzenleyen TTK'nın 539. maddesinin 7. fıkrası hükmünde de, şirketin kendi organlarına karşı haiz olduğu tazminat taleplerinin genel kurulun yetkisinde bulunduğu öngörülmüştür. TTK'nın 548. maddesinde ise ortak sayısı yirmiyi aşan limited şirketlerde bir veya birden fazla denetçi bulunacağı, ortak sayısı yirmi veya yirmiden az olan şirketlerde, idare hak ve görevi tüm ortaklara ait değilse müdür sıfatını haiz olmayan diğer ortakların BK'nın 531. maddesi uyarınca denetim hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir.O halde ortak sayısı 20'den fazla ise davanın denetçiler tarafından, aksi halde yönetici olmayan diğer ortaklarca açılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece, bu davanın açılmasına izin veya icazet verilmesi konusunda ortaklar kurulu ve denetçilerin veya yönetici olmayan diğer ortakların karar ve muvafakatlarının alınması ve vekaletnamelerinin ibrazı amacıyla davacı vekiline önel verilmesi, dava koşulları oluşturulduktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Yukarıda açıklanan bozma neden ve kapsamına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı, yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmediğine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2013/5190 E., 2013/15232 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri 2. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir.
12. Hukuk Dairesi         2013/5190 E.  ,  2013/15232 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri 2. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 19/12/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : TTK'nun 542.maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 321.maddesine göre geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanmaksızın temsilci tayin edilen kişilerin şirket adına yapacağı işlemler geçersiz olur. Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir. Ayrıca TTK'nun 545.maddesine göre de, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare selahiyetine haiz olan ticari vekiller, şirketi oluşturan ortaklar kurulu kararı ile tayin olunabilirler. Somut olayda şirket ortaklar kurulu kararı ile Şebnem Vurar'ın müdür olarak atandığı, senedi imzaladığı iddia olunan ve bu müdür tarafından vekaletname ile yetki verilen Şenol Duru'nun şirket ortaklar kurulu kararı ile verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple tarafından borçlu şirketi bağlayıcı bono düzenlenemez. Takibin durdurulmasına dair Mahkeme kararının itiraz eden borçlu     ......................... Tic Ltd Şti  yönünden hüküm ifade edeceğinin tabii bulunmasına, takip dayanağı bonodaki imzanın borçlu şirket yetkilisi .......ait olmadığı  yöntemince yapılan bilirkişi incelemesi ile tespit edildiğinden vekil .......n imzaladığı bonodan dolayı şirket sorumlu tutulamayacağına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK. 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 21,15 TL onama harcı alındığından mahsubuna bakiye, 3,15 TL harcın temyiz edenden alınmasına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2012/27786 E., 2013/908 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÜsküdar 1. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir.
12. Hukuk Dairesi         2012/27786 E.  ,  2013/908 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Üsküdar 1. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 26/07/2011 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının bozulmasını mutazammın 20.06.2012 tarih, 13493/21599 sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Sair karar düzeltme nedenleri yerinde değil ise de; TTK'nun 542.maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 321 .maddesine göre geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanmaksızın temsilci tayin edilen kişilerin şirket adına yapacağı işlemler geçersiz olur. Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir. Ayrıca TTK'nun 545.maddesine göre de sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare selahiyetine haiz olan ticari vekiller şirketi oluşturan ortaklar kurulu kararı ile tayin olunabilirler. Somut olayda şirket ortaklar kurulu kararı ile ......in müdür olarak atandığı, senedi imzaladığı iddia olunan ve bu müdür tarafından vekaletname ile yetki verilen .....'a şirket ortaklar kurulu kararı ile verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple ..... tarafından borçlu şirketi bağlayıcı bono düzenlenemez. Bu durumda, mahkemece itirazın, yukarıda açıklanan nedenle kabulüne karar verilmesi gerekirken yerinde bulunmayan gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup sonucu doğru olan mahkeme kararının onanması gerekirken maddi hata sonucu bozulduğu anlaşılmakla borçlunun karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Dairemizin 20.06.2012 tarih ve 2012/13493 E.-21599 K. sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366. ve HUMK'nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 21.15 TL onama harcının mahsubuna bakiye, 3,15 TL harcın temyiz edenden alınmasına,  17.01.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2012/24884 E., 2013/1340 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varElazığ 1. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir.
12. Hukuk Dairesi         2012/24884 E.  ,  2013/1340 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Elazığ 1. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 19/06/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından borçlu limited şirket aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun yasal sürede icra mahkemesine başvurarak imzaya ve borca itiraz ettiği anlaşılmıştır. TTK'nun 542.maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 321.maddesine göre geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanmaksızın temsilci tayin edilen kişilerin şirket adına yapacağı işlemler geçersiz olur. Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler, esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir. Ayrıca TTK'nun 545.maddesine göre de, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare selahiyetine haiz olan ticari vekiller, şirketi oluşturan ortaklar kurulu kararı ile tayin olunabilirler. Somut olayda şirket ortaklar kurulu kararı ile ....in müdür olarak atandığı, senedi imzaladığı iddia olunan ve bu müdür tarafından vekaletname ile yetki verilen .....'in şirket ortaklar kurulu kararı ile verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple ...... tarafından borçlu şirketi bağlayıcı bono düzenlenemez. Kaldı ki mahkeme kabulünde olan vekaletnamede bono düzenleme konusunda yetki de verilmemiştir. O halde mahkemece, takip dayanağı bonodaki imzanın borçlu şirket yetkilisi .....'e ait olmadığı yöntemince yapılan bilirkişi incelemesi ile tespit edildiğine ve vekil .....'in imzaladığı bonodan dolayı şirket sorumlu tutulamayacağına göre, borçlu şirketin borca itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken  yazılı şekilde reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan HMK'nun 297. maddesinin (1). fıkrasının (e) bendi gereği hükümde "gerekçeli kararın yazıldığı tarihin" yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır. SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/01/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Tasfiye memurlarının temsil yetkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Tasfiye memurları şirketi her türlü işlemde sınırsız temsil eder.
B) Temsil yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır.
C) Tasfiye memurları tek başlarına imza atamaz, mutlaka tümü imzalamalıdır.
D) Tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle yaptığı tasfiye dışı işlemler şirketi asla bağlamaz.
E) Tasfiye memuru sadece Türk vatandaşı olabilir.