6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 550

Türk Ticaret Kanunu 550. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 550- (1) Sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. (2) Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar. III - Değer biçilmesinde yolsuzluk

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

11 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2017/439 E., 2018/5750 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı ...'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı ... 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
11. Hukuk Dairesi         2017/439 E.  ,  2018/5750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../05/2016 tarih ve 2016/269-2016/371 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, ... İnş. Turizm Elek, Ltd. Şti.'ne dışarıdan müdür olarak atandığı, şirketin sigorta ve maaş ödemesi yapmadığı, bunun üzerine çıkan ihtilaf nedeniyle, 2012 yılı Mayıs ayında işten ayrıldığı, müdürlük görevinin resmi olarak sonlandırılması için şirketle görüştüğü, Ticaret Sicil Memurluğuna başvurduğu ve ancak sonuç alamadığı, ... 11. Noterliği .../09/2013 tarih ... yevmiye numaralı istifaname ile müdürlükten istifa ettiği ve firma ile hiç bir ilgisinin kalmadığı, noter aracılığı ile Ticaret Sicil Memurluğuna bildirdiği, ... ...'na 27/08/2015 tarih 11275 sayılı dilekçe ile talepte bulunduğu, işlem yapılmadığı, 20/01/2016 tarihli dilekçesi akabinde kendisinden tescil harç ve ilan bedeli istendiği, dışardan müdür olarak atanıp istifa ile görevi sonlandığından karar almasının fiilen mümkün olmadığı, 27/08/2015 tarihli dilekçesine kadar ...’nın işlem yapmayarak görevi ihmal ve keyfi muamele yaptığı iddiasıyla şirket müdürlüğünün .../09/2013 tarihli istifanameye istinaden .../09/2013 tarihi itibariyle re’sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirket ortaklarına tescile davet yazıları gönderildiğini, yasal süre geçmesine rağmen tescil başvurusunda bulunulmadığını, buna ilişkin olarak Kaymakamlıktan şirket aleyhine ceza verilmesi isteminde bulunulduğunu, işlemin harca tabi olup ödenmediğini, davacı talebinin red edilmediğini ve ...’nın .../02/2016 tarih 2547 sayılı yazı ile re’sen tescil için mahkemeden izin talebinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ... 28. maddesine göre tescilin sadece ilgililer veya mümessilleri yada hukuki halefleri tarafından yaptırılabileceği, ... 34. maddesine göre ... kararlarına karşı ancak ilgililerin mahkemeye itiraz edebileceği, Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 22. maddesine göre, tacirin tüzel kişi olması halinde ilgilinin onun yetkili organları veya temsilcileri olduğu, şirket müdürü olan ve istifa eden davacının, müdürlük görevinden ayrıldığını tescil ettirmenin yönetim kurulunun görevinde olduğu, davacının dava tarihi itibariyle şirket ortağı yada temsilcisi olmadığı, bu nedenle taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı, davacının müdürlük görevinden ayrıldığının tescil ve ilanında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın HMK 114/1-d düzenlenen taraf ve dava ehliyeti ile 114/1-h maddesinde düzenlenen hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğundan HMK 115/... gereği davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacının Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22/1 madde ve 22/...-e fıkrasında gösterilen ilgililer kapsamında olmamasına, davacının istemi konusunda henüz verilmiş bir ret kararının da bulunmamasına, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün durumundan haberdar olması üzerine yönetmeliğin 36. maddesin de gösterilen prosedürü başlatmış olmasına ve bu kapsamda önce ceza uygulayıp ardından ....02.2016 tarihli yazı ile re'sen tescil kararı için mahkemeye başvurmuş olmasına ve bu nedenle de davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, .../09/2018 tarihinde oyçokluğuylakarar verildi. KARŞIOY Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır. Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı ...'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı ... 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür. Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur. Ticari Temsilci (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir. Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz. İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir. Bununla birlikte somut uyuşmazlıkta davacı müdürün istifası, şirketin diğer müdür ve ortağına da tebliğ edilmiştir. Davacının, Ticaret Sicil Kayıtlarında dava dışı şirketin halen tescilli müdürü bulunması, istifa keyfiyetinin davacınınşahsını ilgilendirmesi nedeniyle davacı ... 34 maddesinde ifade edilen "ilgili" kişilerden olup Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacının başvuru hakkı olduğu kabulü gerekmektedir. Keza davacının Ticaret Sicil Kayıtlarında halen müdür olarak görünmesi ve bu sıfatı nedeniyle kendisine resmi kurumlarca şirketle ilgili tebligatların gönderilmesi karşısında davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı da bulunmaktadır. Yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2016/9959 E., 2018/4654 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
11. Hukuk Dairesi         2016/9959 E.  ,  2018/4654 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/03/2016 tarih ve 2015/1170-2016/546 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, ... Ltd Şti'nde,...'un %85, ...'nun %5 ve müvekkili ...'nın %10 paydaşları olduğunu... ve müvekkili ...'nın 23/11/2007 tarihinden başlamak üzere 10 yıl süre ile şirket müdürü seçildiklerini, müvekkilinin şirket müdürlüğünden istifa ihtarnamesinin 17/03/2008 tarihinde...'a ve 13/03/2008 tarihinde ...'na tebliğ edildiğini, istifa işleminin tescili ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilanı için, ... Ticaret Sicil Memurluğuna müvekkili tarafından yapılan başvurunun, ortaklar kurulu kararı olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, ancak müvekkilinin... ile husumeti olduğundan böyle bir kararı aldırabilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin şirket müdürlüğünden tek taraflı irade beyanı ile istifa edemeyeceğine dair bir yasa hükmü bulunmadığını, genel kurallar çerçevesinde her zaman istifa edebileceğini, şirket müdürüne tebliğ edildiği tarihte istifa işleminin geçerlilik kazanarak, Ticaret Sicil Memurluğunun bu tarihi esas alarak istifa işlemini tescil ve ilan ettirmesi gerektiğini ileri sürerek müvekkilinin şirketteki müdürlük sıfatının 17/03/2008 tarihi itibariyle sona erdiğini tespitine, tescili ile ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2009/551 esas sayılı karar ile, şirketin feshine ve tasfiye memuru olarak ...'nün atanmasına karar verildiği, mahkeme kararının tescilinin tasfiye memurunun talebi neticesinde gerçekleştirebileceği, tasfiye memuru ...'ye 12/10/2010 tarihinde gönderilen davet yazısının 15/12/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkili kurumun davanın açılmasına neden olabilecek bir kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/551 esas ve 2010/381 karar sayılı dosyasında davacılar ... ve ... tarafından, davalı...'a karşı açılan şirketin feshine ve tasfiyesine yönelik dava sonucunda şirketin feshine, tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'nün atanmasına karar verildiği, mahkeme kararının tescili için tasfiye memuru ...'ye gönderilen davet yazısının yargılama devam ederken 15/12/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davaya konu olan şirketin feshi sonucu, davacının şirket müdürlüğünden istifasının 17/03/2008 tarihi itibariyle sona erdiğinin tespit ve tescilini talep etmekte bu aşamada hukuken korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirket müdürlüğü görevinin sona erdiğinin tespiti, tescili ve ilanı istemine ilişkindir. Davacı, şirket müdürlüğü görevinden istifa ettiğini, buna ilişkin olarak üç ortaklı şirketin müdür olan ortağına ve diğer ortağına tebligat yapıldığını, ancak şirketin buna ilişkin karar almadığını, tek taraflı iradesi ile istifa edebileceğini ileri sürmüştür. 6102 sayılı TTK’nın 643. maddesi delaletiyle 535. maddesi gözetildiğinde tasfiye haline giren şirket organı niteliği taşıyan müdürlerin hak ve vazifelerinin tasfiye hükümleri ile sınırlı biçimde devam edecek olması nedeniyle mahkemenin davacının hukuksal korunmaya değer güncel yararının bulunmadığına ilişkin davanın reddine dair gerekçesi yerinde değildir. Ancak davacının istifası tek taraflı varması muktazi nitelikte bir hukuki fiil olup, şirketle davacı arasındaki iç ilişki bakımından sonuç doğuracak olmasına rağmen dış ilişkide şirketin üçüncü kişilerle olan münasebetleri bakımından davacının işbu davayı açmakta hukuksal yararının varlığı kabul edilebilir olsa da davacının, TTK’nın 34. ve 22. maddeleriyle düzenlenen sınırlayıcı hükümler çerçevesinde müdürlük görevinden istifasının ticaret siciline tescil ve ilanını isteyebilecek ilgililer arasında kabulü mümkün görülmediğinden davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekip yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın değişik bu gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik bu gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 20/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır. Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür. Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur. Ticari Temsili (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir. Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz. İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir. Bununla birlikte somut uyuşmazlıkta davacı müdürün istifası, şirketin diğer müdür ve ortağına da tebliğ edilmiştir. Davacının, Ticaret Sicil Kayıtlarında dava dışı şirketin halen tescilli müdürü bulunması, istifa keyfiyetinin davacınınşahsını ilgilendirmesi nedeniyle davacı TTK 34 maddesinde ifade edilen "ilgili" kişilerden olup Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacının başvuru hakkı olduğu kabulü gerekmektedir. Sayın çoğunluğun bu yöne ilişkin gerekçesine katılmadığımdan, diğer temyiz sebeplerinini incelenmesi gerekirken yazılı ve değişik gerekçe ile yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyım.
11. Hukuk Dairesi, 2015/13645 E., 2017/1451 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
11. Hukuk Dairesi         2015/13645 E.  ,  2017/1451 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/05/2015 tarih ve 2014/1160-2015/300 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile ...'in dava dışı ... Paz. Ltd. Şti.'ni ilk 10 yıl için müdür olarak ayrı ayrı temsile yetkili kılındıklarını, müvekkilinin şirketteki hisselerini 31/10/2007 tarihinde ...'e devrettiğini, bu devir işleminin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 09/11/2007 tarihli ve 6933 sayılı nüshasında ilan edildiğini, müvekkilinin buna rağmen müdürlüğünün devam ettiğini vergi ceza ihbarnamelerinden öğrendiğini, şirket yetkililerine müdürlükten istifasını sunamayan müvekkilinin istifa ettiğini ...'ne dilekçe ile bildirdiğini, ...'nün görevden istifa ettiğine dair yazının şirketin müseccel adresine gönderilip şirkete ulaştığına dair tebliğ şerhini içeren noter marifetince düzenlenmiş istifaname aslının veya onaylı suretinin müdürlüğe gönderilmesi halinde gerekli işlemlerin yapılacağını bildirdiğini, bunun üzerine ... 29. Noterliği'nin 30/01/2014 tarih ve 2933 yevmiye numaralı istifanamesini şirketin adresine gönderdiğini, tebligatın Tebligat Kanunu m. 21’e göre yapıldığını, davalının istifanamenin şirkete ulaşmadığı gerekçesiyle re'sen tescil işlemi yapılamayacağını bildirdiğini ileri sürerek müvekkilinin şirket müdürlüğünden istifasının reddi ile ilgili kararın iptalini, müdürlükten istifanın kabulü ile tescil ve ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının yaptığı işlemlerde hukuka aykırılık olmadığı, davacının şirket müdürlüğünden istifası konusunda dava dışı şirkete çıkartılan tebligatın usulüne uygun olarak yapılmamış olduğu, davacının şirket müdürlüğünden istifası konusunda şirketçe ortaklar kurulu kararı alınması ve buna göre ticaret siciline müracaat edilip tescil ve ilan edilmesi gerekirken bu lüzuma uyulmadığı, davalıdan şekil şartlarına uymayan tescil ve ilan işlemini gerçekleştirmesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, istifanın muhatabının kabulüne bağlı olmaması nedeniyle mahkemenin bu yöndeki gerekçesi doğru değil ise de tek taraflı bozucu yenilik doğuran hak niteliğinde olan istifanın, iç ilişkide bu yöndeki beyanın şirkete ulaşmasıyla hukuki sonuç doğuracak olmasına ve bu nedenle şirket müdürlüğünden istifanın şirkete tebliğ edilmesi halinde sonuç doğurup ancak tebliğ ile birlikte müdürlük görevinin son bulacak olmasına, görev son bulmadan sicile tescil edilemeyecek olmasına, dış ilişkide ise istifanın ticaret siciline tescil ve ilan edilmesiyle sonuç doğurmasına (TTK 37. madde) şirketi temsile yetkili olan kişileri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmekle yükümlü olan yönetimin (müdür veya müdürler) istifa nedeniyle temsil yetkisi kalkan müdürün istifasını da sicile bildirmekle yükümlü olmasına, somut olayda dava dışı şirketin münferiden şirketi temsile yetkili iki müdürünün bulunması nedeniyle davacının istifasının muhatabının da diğer müdür olmasına ve bu nedenle de 6102 sayılı TTK'nın 28. mad. ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22. maddesi gereğince de bu müdürün sicile başvurabilecek olmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 13/03/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, Dava dışı ... Pazarlama Ltd. Şti'deki ortaklık payını 31/10/2007 tarihinde ...'e devrettikten sonra şirkette hissesi kalmayan, ancak esas sözleşme gereğince diğer ortak ile birlikte müdürlük görevi devam eden davacı 10/01/2013 günlü dilekçesi ile müdürlük görevinden istifa ettiğini, keyfiyetin sicil kayıtlarına işlenmesini ...'den talep etmiştir. Müdürlükçe 20/01/2014 günlü cevabi yazısı ile istifa keyfiyetinin şirkete tebliği ile tebliğ şerhini içerir noterce düzenlenmiş istifanamenin ibrazı halinde işlem yapılabileceği bildirilmiştir. Bunun üzerine davacı ... 29. Noterliği'nin 30/01/2014 gün ve 2933 Y. nolu istifanamesi ile istifasını müdürü olduğu şirkete bildirmiş, ancak istifaname şirkete tebliğ edilememiştir. Davacının 20/02/2014 günlü Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne başvurusunda 28/02/2014 günlü cevabi yazı ile istifanamenin şirkete ulaşmaması nedeniyle tescil işleminin yapılamayacağı bu hususta mahkeme kararının ibrazı gerektiği gerekçesi ile geri çevrilmiş, bunun üzerine eldeki dava açılmıştır. Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır. Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür. Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur. Ticari Temsili (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir. Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz. İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir Açıklanan nedenle davacının temyiz isteminin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde temyiz isteminin reddi ile yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Ceza Genel Kurulu, 2013/502 E., 2015/10 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesiyle ilgili olarak "infisah" TTK'nun 549 ve 550. maddelerinde düzenlenmiş olup, "tasfiye" hususunda aynı kanunun 552.
Ceza Genel Kurulu         2013/502 E.  ,  2015/10 K. * TİCARETİ USULÜNE AYKIRI OLARAK TERK ETMEK * TİCARET ŞİRKETİ MÜDÜR VEYA TEMSİLCİLERİNİN TİCARETİ TERK SUÇUNU İŞLEMELERİNİN MÜMKÜN OLUP OLMAMASI * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 337/a * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 337 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 44 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 345 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 331 * İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 333 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 136 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 14 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 18 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 439 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 503 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 540 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 541 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 549 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 550 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 552 "İçtihat Metni" Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan sanığın İcra İflas Kanununun 337/a maddesi uyarınca üç ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 5. İcra Ceza Mahkemesince verilen 10.03.2009 gün ve 776-47 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 17.10.2011 gün ve 3005-5955 sayı ile; "İcra İflas Kanununun 44. maddesinin birinci fıkrasında; 'Ticareti terk eden bir tacir onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicil memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetelerde ve alacaklıların bulunduğu yerlerde mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masrafını ödemeyen tacir beyanda bulunmamış sayılır' hükmü ile ticareti terk eden tacirin yükümlülüğü belirlenmiş, 337/a maddesinde, 44. maddedeki yükümlülüğe aykırı davranılmasını 'ticareti terk edenlerin cezası' başlığı altında, '44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikayeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez' şeklinde yaptırıma bağlanmıştır. Maddeden anlaşılacağı üzere, ticareti terk suçunun oluşabilmesi için, ticareti terk eden tacirin onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı olduğu ticaret sicil memurluğuna bildirmemesi, bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaması gerekmektedir. İİK'nun 44. maddesindeki mükellefiyet, münhasıran tacirler için öngörülmüş olup, ticaret sicil memurluğuna kayıtlı bulunan gerçek kişiler ve ticaret şirketlerinin tacir oldukları hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, ticaret şirketlerinin ticareti terk edip edemeyeceklerine, eş anlatımla ticareti terk etmesi durumunda şirket yetkilisi veya müdürünün İİK'nun 44. maddesindeki keyfiyeti kayıtlı olduğu ticaret sicili memurluğuna bildirme ve mal beyanında bulunma yükümlülüğü bulunup bulunmadığına yöneliktir. Türk Ticaret Kanununun 136. maddesinde ticari şirket nevilerinin; kolektif, komandit, anonim, limited, kooperatif şirketlerinden ibaret olduğu belirtilmiştir. Yukarıda sayılan ticaret şirketleri yönünden düzenlemeler incelendiğinde, 'ticareti terk' değil, 'infisah ve tasfiyelerinin' öngörüldüğü, diğer bir anlatımla TTK'nun 136. maddesinde sayılan şirketlerde, ticareti terk değil, ortaklık ilişkisinin sona erdirildiği kabul edilmektedir. Söz konusu şirketlerin her biri için infisah ve tasfiye yolu ayrı gösterilmiştir. İnfisah, ortaklıklar hukukunda iki manada kullanılmaktadır. Geniş manada irade ve irade dışı fesih hallerini, dar manada da irade dışı yani kendiliğinden sona ermeyi ifade etmektedir. TTK'nun 439. maddesinde infisah eden şirketin tasfiyeye gireceği hükme bağlanmıştır. Tasfiye süreci içerisinde ticaret şirketinin alacak ve borçları belirlenir, alacakları tahsil edilip, borçları ödendikten sonra varsa kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm bulunmadıkça pay sahipleri arasında ödedikleri sermaye ve paylara bağlı imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır, tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İş bu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunmakla ticaret şirketinin tüzel kişiliği sona ermiş olur. Terkin işlemi için tasfiye bilançosu ile birlikte başvurulduğundan ve zaten tasfiye sonucu ticaret şirketinin herhangi bir mal varlığı da kalmadığından tasfiye memurunun ya da şirket yetkilisinin İİK'nun 44. maddesine göre mal beyanında da bulunması söz konusu olmayacaktır. Terkin işleminden sonra ticaret şirketinden alacağı bulunduğunu iddia eden bir alacaklı, bu alacağını ancak terkin edilen ticaret şirketinin yasaya göre ihyasını sağlamak suretiyle tahsil edebilecektir. Ticaret şirketlerinin vergi hukuku açısından mükellefiyetinin sona erdirilmesi de, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapılması gereken işlemlere göre getirilen tasfiye ve iflasın sona erdiğinin tescil ve ilanına bağlıdır. Başka bir anlatımla, ticaret şirketinin işi bırakması ancak tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması ile mümkündür. Bu nedenle tüzel kişiliği sona erdirilmemiş bir ticaret şirketinin ticari işletmeyi kapattığından, dağıttığından ya da terk ettiğinden söz edilemeyecektir. Danıştay 4. Dairesinin 2004/602–2021 sayılı kararında, tüzel kişiliği sona erdirilmemiş şirketin mükellefiyetinin sona erdirilemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan İcra İflas Kanununun 44. maddesinin ikinci fıkrası, mal beyanının ticaret sicili gazetesinde ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabileceğini içermektedir. Buradaki tacirden maksat, gerçek kişi tacirlerdir. Tüzel kişi tacirler, yani ticaret şirketleri hakkında 44. maddenin ikinci fıkrasının uygulama kabiliyeti yoktur. Ticaret şirketleri, ticareti terk edince tasfiyeye gireceklerinden ve tasfiye sonucu şirketin ticaret sicilindeki kaydının silinmesinden sonra tüzel kişiliği son bulacağından artık, ticaret şirketlerini sicilden silindikten sonra iflas yolu ile takip etmeye imkan yoktur. Esasen ticaret şirketleri bakımından buna lüzum yoktur. Zira tasfiyede şirketin bütün malları tasfiye edilmiştir. (Baki Kuru, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: XXVII, Yıl: 1970, Sayı: 1-2) Bu açıklama ile İİK'nun 44. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemenin, ticareti terk suçunun gerçek kişi tacirler için geçerli olduğunun ve ticaret şirketleri yönünden geçerliliği bulunmadığının net olarak ifade edildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar İİK'nun 44. maddesinin gerekçesinde, ticareti terk eden kötü niyetli borçlunun işyerini terk ederek ve elindeki mallarını başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğratmaları nedeniyle İcra İflas Kanununun 337/a maddesindeki yaptırımın hüküm altına alındığı belirtilmekte ise de, ticaret şirketleri yönünden ticareti terk değil, ortaklık ilişkisinin sona erdirilebileceğinden borçlu ifadesiyle gerçek kişi tacirin kastedildiğinin kabulü zorunludur. Kaldı ki aynı kanunun 345. maddesi uyarınca sorumlu tutulması gereken ticaret şirketlerinin müdür ve yetkililerinin alacaklıları zarara uğratmaya yönelik eylemleri cezasız bırakılmadığı, 331, 333/a, 345/a maddelerinde gerekli yaptırımın düzenlendiği gibi, unsurları bulunduğu takdirde Türk Ceza Kanununda müeyyideye bağlanan hileli iflas veya dolandırıcılık suçlarından da cezalandırılabilmeleri mümkün olduğundan, diğer bir deyişle ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerinin alacaklıyı zarara uğratan bu tür davranışlarının yaptırımsız kaldığından söz edilemeyecektir. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere, İİK'nun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan eylem, yalnızca ticareti terk keyfiyetinin ticaret sicili memurluğuna bildirilmemesi değil, İİK'nun 44. maddesine uygun olarak bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isimlerinin ve adreslerinin bulunduğu bir mal beyanında bulunulmamasının müeyyidesidir. Bu durumda TTK'nun 136. maddesinde sayılan ticaret şirketlerinde ticaretin terki söz konusu olmayıp, ortaklık ilişkisinin sona erdirildiği, İİK'nun 44. maddesi ile getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğünün, gerçek kişi tacirler için geçerli olup, yukarıda sayılan ticaret şirketlerini kapsamadığı, eş anlatımla ticaret şirketi müdür veya yetkililerinin İİK'nun 337/a maddesinde yaptırıma bağlanan ticareti terk suçunu işlemelerinin yasal olarak mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Hal böyle olunca sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsiz olup temyiz itirazları bu itibarla yerinde olduğundan hükmün bozulmasına" karar verilmiştir. Ankara 5. İcra Ceza Mahkemesi ise 04.12.2012 gün ve 286-109 sayı ile; "Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih ve 505-28 sayılı kararında açıkça; 'İİK'nun 44. maddesinde ticareti terk eden tacir ifadesi kullanılmış olup, bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hüküm konulmamıştır. O halde tacir sayılan limited şirketlerin temsil ve idareye yetkili müdürlerinin şirketin ticareti terk etmeleri halinde, İcra İflas Yasasının 44. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceğine ilişkin istisna getirilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi yasanın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına bir engel bulunmamaktadır. Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür veya yetkililerin bu suçu işlemeyeceklerinin kabulü halinde ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İİK'nun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, aynı fiili işleyen ve İİK'nun 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticaret şirket müdür ve yetkilileri ise cezai sorumluluktan muaf tutulmaları anlamına gelecektir ki bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır' düzenlemesi ile ticari şirketlerin müdür ve yetkililerinin bu suçu işleyebilecekleri kabul edilmiştir" gerekçesiyle direnip, önceki hükümde olduğu gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2013 gün ve 100615 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçeyle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu tarafından çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ticaret şirketlerinin müdür veya temsilcilerinin, İcra İflas Kanununun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti terk suçunu işlemelerinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu, bu kanun kapsamında çıkan hukuki sorunların en kısa ve basit şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş, buna bağlı olarak, kanunda düzenlenen suçlara ilişkin 346 ilâ 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür. Kanun koyucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5358 ve 06.03.2007 günü yürürlüğe giren 5582 sayılı Kanunlarla, İİK'nun bazı maddelerinde değişiklik yapmasına karşın, bu özel yargılama usulünü bir kısım değişiklikler dışında genel olarak korumuştur. İcra İflas Kanununun 44. maddesinde ticareti terk eden tacir açısından muhataplarının haklarını korumaya yönelik olarak bir takım yükümlülükler öngörülmüş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı da 337/a maddesinde gösterilmiştir. İİK'nun "Ticareti Terk Edenler" başlıklı 44. maddesi; "Ticareti terk eden bir tacir onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayımlandığı gazetelerde ve alacaklıların bulunduğu yerlerde mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemeyen tacir beyanda bulunmamış sayılır. Bu ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir. Ticareti terk eden tacir, mal beyanının tevdii tarihinden itibaren iki ay müddetle haczi kabil malları üzerinde tasarruf edemez. Üçüncü şahısların zilyetlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz. Mal beyanını alan merci, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir. Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9 uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir" şeklinde olup, maddedeki yükümlülüklere aykırı davranmak, aynı kanunun 337/a maddesinde "Ticareti terk edenlerin cezası" başlığı altında; "44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez. Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır" biçiminde yaptırıma bağlanmıştır. 06.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 sayılı Kanunun 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı İİK'nun 44. maddesinin gerekçesinde; "Ticareti terk etmek suretiyle alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle mücadele etmek kaçınılması imkânsız bir zaruret halini almıştır. Bilhassa son senelerde ticareti terk eden kötü niyetli borçluların iş yerlerini terk ettikleri ve ellerinde malları başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğrattıkları sık sık görülen hakikatlerdendir. Ticareti terk ederek alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle tesirli bir şekilde mücadeleyi temin için İcra İflas Kanunu sistemi içinde madde tadil edilmiş, bu maddeye muhalefet 337/a maddesiyle cezalandırılmıştır" denilmektedir. Takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun oluşabilmesi için; 1- İİK'nun 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması, 2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması, 3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz ya da iflas sırasında gösterilmemesi, 4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi, Gerekmektedir. Kanun maddesinde gösterilen bu seçimlik hareketlerin herhangi birisinin işlenmesiyle diğer şartların da gerçekleşmesi halinde suç oluşacaktır. İİK'nun 44. maddesine uygun olarak mal beyanında bulunulduğundan söz edebilmek için; borçlunun ticareti bıraktıktan sonra onbeş gün içinde durumu ticaret siciline bildirmesi, bütün aktif ve pasifleri ile alacaklıların isim ve adreslerini içerecek şekilde mal bildiriminde bulunması zorunludur. Bunun yanında, suçun oluşması için, borçlunun yukarıda gösterilen hareketlerinden dolayı alacaklının zarar görmesi gerekir. Ancak İİK'nun 337/a maddesinin ikinci fıkrasının; "Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez" hükmü uyarınca alacaklının zarar görmediğini ispat etme zorunluluğu borçluya aittir. Yine ticareti terk eden borçlunun, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir olması gerekir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; "Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimse" olarak gerçek kişi tacirin tanımı yapıldıktan sonra, 18. maddesinde; "Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmü şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar" denilmiş, 136. maddesinde de ticaret şirketleri; "kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleri" olarak sayılmıştır. Bu aşamada "ticareti terk etme" kavramı üzerinde de durulmalıdır. Öğretide; "ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak" olarak tanımlanan ticareti terk eyleminin, mevzuatta belirlenen hukuki yönteme uygun olarak ticari faaliyetin sonlandırılması şeklinde ortaya çıkması mümkün olduğu gibi, ticari işletmenin hukuki olarak varlığını sürdürmekle birlikte fiili olarak varlığının sonlandırılması şeklinde de gerçekleşmesi mümkündür. Sanığın temsile yetkili olduğu şirketin limited şirket olması nedeniyle, Türk Ticaret Kanununda ticari şirket çeşitleri arasında sayılan bu şirkete ilişkin hükümlerin de incelenmesi gereklidir. TTK'nun 503. maddesinde; "İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir" tanımlamasına yer verilmiş, 540. maddesinde ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirketi idare ve temsile yetkili olabilecekleri gibi, şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile ortaklardan bir veya birkaçının da müdür olarak belirlenebileceği, 541. maddesinde şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile ortak olmayan kişilerin de müdür olarak seçilebileceği hüküm altına alınmıştır. Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesiyle ilgili olarak "infisah" TTK'nun 549 ve 550. maddelerinde düzenlenmiş olup, "tasfiye" hususunda aynı kanunun 552. maddesindeki yollama nedeniyle anonim şirketin tasfiyesine ilişkin kurallar limited şirketler hakkında da uygulanacaktır. İcra İflas Kanununda düzenlenen suçların, tüzel kişilerin yaptığı işlemler sırasında işlenmesi durumunda kimlerin sorumlu olacağı, "hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği" başlıklı 345. maddesinde; "Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur” şeklinde hüküm altına alınmış olup, limited şirket müdürlerinin de bu kapsamda olduğu açıktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Özel Dairece, Türk Ticaret Kanununun 136. maddesinde sayılan ticaret şirketlerinin ticareti terk etmelerinin söz konusu olmadığı, ortaklık ilişkisinin ancak infisah ve tasfiye yolu ile sona erdirildiği, dolayısıyla müdür veya yetkilileri için ticareti terk suçunun işlenmesinin mümkün olmadığı belirtildiğine göre, uyuşmazlık; "limited şirketi münferiden temsile yetkili müdürünün" İcra İflas Kanununun 44 ve 337/a maddeleri uyarınca ticareti terk suçunu işleyip işleyemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. 6762 sayılı TTK'nun 14. maddesinde belirtilen gerçek kişi tacirlerin yanında, 136. maddesinde sayılan ticari şirketlerin ve bu bağlamda bir ticari şirket türü olan limited şirketin, aynı kanunun 18. maddesi uyarınca "tacir" olduğunda şüphe bulunmamaktadır. İcra İflas Kanununun 44. maddesinde "ticareti terk eden tacir" ifadesi kullanılmış olup bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir sınırlayıcı hüküm de konulmamıştır. O halde, tacir sayılan limited şirketleri temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, şirketin ticareti terk etmesi halinde aynı maddedeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin istisna getirilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı kanunun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına engel bulunmamaktadır. Diğer yandan İİK'nun 44. maddesinde yapılan değişikliğin "ticareti terk eden kötü niyetli borçluların bu davranışlarının önlenmesi" amacı ile getirildiği de gerekçede açıkça ifade edilmektedir. Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür ve yetkililerinin, ticareti terk suçunu işleyemeyeceklerinin kabulü halinde, ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İİK'nun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, ancak aynı fiili işleyen ve İİK'nun 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticari şirket müdür ve yetkililerinin cezai sorumluluktan muaf tutulmaları anlamına gelecektir ki, bunun kanuni bir dayanağı da bulunmamaktadır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 gün ve 505-28 ile 513-29 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme gerekçelerinin isabetli olduğuna ve dosyanın, hükmün esasının incelenebilmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Ankara 5. İcra Ceza Mahkemesinin 04.12.2012 gün ve 286-109 sayılı kararındaki direnme gerekçelerinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 16. Hukuk Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2015/63 E., 2015/297 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... İcra Ceza
tam metni aç
Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesiyle ilgili olarak "infisah" TTK'nun 549 ve 550. maddelerinde düzenlenmiş olup, "tasfiye" hususunda aynı kanunun 552.
Ceza Genel Kurulu         2015/63 E.  ,  2015/297 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : ... İcra Ceza Sanığın ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan beraatine ilişkin, ... İcra Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile; "Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih ve 2011/505, 509, 513, 21.02.2012 tarih ve 2011/506, 510, 511 ve 621 esas sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, İİK’nun 337/a maddesinde düzenlenen 'ticareti usulüne aykırı terk etmek' suçunun ticaret şirketleri müdür ve yetkililerince de işlenmesinin mümkün olduğu cihetle; ticaret şirketi yetkilisi olan sanığa isnat edilen suçun oluşabilmesi için tacirin fiili olarak ticareti terk bu durumu on beş günlük süre içerisinde kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirmemesi, bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini içeren bir mal beyannamesi vermemesinin gerekmesi nedeniyle, borçlu ticaret şirketinin ticareti terk edip etmediği yönünde zabıta araştırması yaptırılarak ve kayıtlı olduğu vergi dairesi müdürlüğünden mükellefiyetinin devam edip etmediği sorularak, devam ediyorsa buna ilişkin beyanname örnekleri getirtilerek sonucuna göre hukuki durumunun takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. ... İcra Ceza Mahkemesi ise ... gün ve ... sayı ile; "Tüzel kişiliğin, mal beyanında bulunma ödevinden yoksun olması ya da 44. madde çerçevesinde kendisine atfedilecek bir sorumluluktan yoksun olması, onun temsilci, yönetici veya ortaklarının mal bildiriminde bulunmalarını önlemektedir. Dolayısıyla 44. madde kapsamı dışında kalan özü itibarıyla tasfiye ve infisah hükümlerine tabi bir kimsenin yönetici veya sorumlularının, 44. maddenin buyruklarını yerine getirmediklerini dolayısıyla 337/a madde uygulamasında fail olarak addedilmelerine imkân bulunmamaktadır. Dolayısıyla burada sanığın kanunen sorumlu olmadığından ötürü bir edimi yerine getirmediğinden bahisle 337/a maddesine istinaden cezalandırılması olanaksız olup sanığın beraatine karar verilmesi zorunludur." gerekçesiyle önceki hükümde direnerek, sanığın beraatine karar vermiştir. Bu hükmün de davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2015 gün ve 284110 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçeyle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan beraatine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ticaret şirketlerinin müdür veya temsilcilerinin, İcra İflas Kanununun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti terk suçunu işlemelerinin mümkün olup olmadığının tespitine ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu, bu kanun kapsamında çıkan hukuki sorunların en kısa ve basit şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş, buna bağlı olarak, kanunda düzenlenen suçlara ilişkin 346 ila 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür. Kanun koyucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5358 ve 06.03.2007 günü yürürlüğe giren 5582 sayılı Kanunlarla, İİK'nun çeşitli maddelerinde değişiklik yapmasına karşın, bu özel yargılama usulünü bazı değişiklikler dışında korumuştur. İcra İflas Kanununun 44. maddesinde ticareti terk eden tacir açısından muhataplarının haklarını korumaya yönelik olarak bir takım yükümlülükler öngörülmüş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı da 337/a maddesinde gösterilmiştir. İİK'nun "Ticareti Terk Edenler" başlıklı 44. maddesi; "Ticareti terk eden bir tacir onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayımlandığı gazetelerde ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemeyen tacir beyanda bulunmamış sayılır. Bu ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir. Ticareti terk eden tacir, mal beyanının tevdii tarihinden itibaren iki ay müddetle haczi kabil malları üzerinde tasarruf edemez. Üçüncü şahısların zilyetlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (Bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz. Mal beyanını alan merci, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir. Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9 uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir" şeklinde olup, maddedeki yükümlülüklere aykırı davranmak, aynı kanunun 337/a maddesinde "Ticareti terk edenlerin cezası" başlığı altında; "44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez. Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır" biçiminde yaptırıma bağlanmıştır. 06.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 sayılı Kanunun 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı İİK'nun 44. maddesinin gerekçesinde; "Ticareti terk etmek suretiyle alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle mücadele etmek kaçınılması imkânsız bir zaruret halini almıştır. Bilhassa son senelerde ticareti terk eden kötü niyetli borçluların iş yerlerini terk ettikleri ve ellerinde malları başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğrattıkları sık sık görülen hakikatlerdendir. Ticareti terk ederek alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle tesirli bir şekilde mücadeleyi temin için İcra İflas Kanunu sistemi içinde madde tadil edilmiş ayrıca bu maddeye muhalefet 337/a maddesiyle cezalandırılmıştır" denilmektedir. Takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun oluşabilmesi için; 1- İİK'nun 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması, 2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması, 3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi, 4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi, Gereklidir. Kanun maddesinde gösterilen bu seçimlik hareketlerin herhangi birisinin işlenmesiyle diğer şartların da gerçekleşmesi halinde suç oluşacaktır. İİK'nun 44. maddesine uygun olarak mal beyanında bulunulduğundan söz edebilmek için; borçlunun ticareti bıraktıktan sonra onbeş gün içinde durumu ticaret siciline bildirmesi ve bütün aktif ve pasifleri ile alacaklıların isim ve adreslerini içerecek şekilde mal bildiriminde bulunması zorunludur. Bunun yanında, suçun oluşması için, borçlunun yukarıda gösterilen hareketlerinden dolayı alacaklının zarar görmesi gerekir. Ancak İİK'nun 337/a maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez" hükmü uyarınca, alacaklının zarar görmediğini ispat etme zorunluluğu borçluya aittir. Yine ticareti terk eden borçlunun, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir olması gerekir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; "Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimse" olarak gerçek kişi tacirin tanımı yapıldıktan sonra, 18. maddesinde; "Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmü şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar" denilmiş, 136. maddesinde de ticaret şirketleri; "kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleri" olarak sayılmıştır. Bu aşamada "ticareti terk etme" kavramı üzerinde de durulmalıdır. Öğretide; "ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak" olarak tanımlanan ticareti terk eyleminin, mevzuatta belirlenen hukuki yönteme uygun olarak ticari faaliyetin sonlandırılması şeklinde ortaya çıkması mümkün olduğu gibi, ticari işletmenin hukuki olarak varlığını sürdürmekle birlikte fiili olarak varlığının sonlandırılması şeklinde de gerçekleşmesi mümkündür. Sanığın temsile yetkili olduğu şirketin limited şirket olması nedeniyle, Türk Ticaret Kanununda ticari şirket çeşitleri arasında sayılan bu şirkete ilişkin hükümlerin de incelenmesi gereklidir. TTK'nun 503. maddesinde; "İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limited şirket denir" tanımlamasına yer verilmiş, 540. maddesinde ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirketi idare ve temsile yetkili olabilecekleri gibi, şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile ortaklardan bir veya birkaçının da müdür olarak belirlenebileceği, 541. maddesinde şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile ortak olmayan kişilerin de müdür olarak seçilebileceği hüküm altına alınmıştır. Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesiyle ilgili olarak "infisah" TTK'nun 549 ve 550. maddelerinde düzenlenmiş olup, "tasfiye" hususunda aynı kanunun 552. maddesindeki yollama nedeniyle anonim şirketin tasfiyesine ilişkin kurallar limited şirketler hakkında da uygulanacaktır. İcra İflas Kanununda düzenlenen suçların, tüzel kişilerin yaptığı işlemler sırasında işlenmesi durumunda kimlerin sorumlu olacağı, "hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği" başlıklı 345. maddesinde; "Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur” şeklinde hüküm altına alınmış olup, limited şirket müdürlerinin de bu kapsamda olduğu açıktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Özel Dairece, İcra İflas Kanununun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun, ticaret şirketlerinin müdür ve yetkililerince de işlenmesinin mümkün olduğu, yerel mahkemece ise, tasfiye ve infisah hükümlerine tabi bir şirketin yönetici veya sorumlularının bu madde hükümlerini yerine getirmediklerinden bahisle, aynı maddenin uygulaması bakımından fail olamayacaklarının belirtilmesi karşısında, uyuşmazlık; "limited şirketin münferiden temsile yetkili müdürünün" İcra İflas Kanununun 44 ve 337/a maddeleri uyarınca ticareti terk suçunu işleyip işleyemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. 6762 sayılı TTK'nun 14. maddesinde belirtilen gerçek kişi tacirlerin yanında, 136. maddesinde sayılan ticari şirketlerin ve bu bağlamda bir ticari şirket türü olan limited şirketin, 18. maddesi uyarınca "tacir" olduğunda şüphe bulunmamaktadır. İİK'nun 44. maddesinde "ticareti terk eden tacir" ifadesi kullanılmış olup, bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hüküm konulmamıştır. O halde, tacir sayılan limited şirketleri temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, şirketin ticareti terk etmeleri halinde aynı maddedeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin istisna getirilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı kanunun 337/a maddesi gereğince cezalandırılmalarına engel bulunmamaktadır. Diğer yandan, İİK'nun 44. maddesinde yapılan değişikliğin "ticareti terk eden kötü niyetli borçluların bu davranışlarının önlenmesi" amacı ile getirildiği de gerekçede açıkça ifade edilmektedir. Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür ve yetkililerinin, ticareti terk suçunu işleyemeyeceklerinin kabulü halinde, ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İİK'nun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, ancak aynı fiili işleyen ve İİK'nun 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticaret şirketi müdür ve yetkililerinin cezai sorumluluktan muaf bulunmaları anlamına gelecektir ki, bunun kanuni bir dayanağı da bulunmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 14.02.2011 gün ve 505-28, 513-29, 509-30 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu itibarla, usul ve kanuna uygun bulunmayan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Usul ve kanuna uygun olmayan ... İcra Ceza Mahkemesinin ... gün ve ... sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.09.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.