6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 59

Türk Ticaret Kanunu 59. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 59- (1) Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler. V - Zamanaşımı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2020/7828 E., 2022/3644 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2020/7828 E.  ,  2022/3644 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarih ve 2017/316 E- 2019/55 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2019/525 E- 2020/892 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin ileri güzellik ve gençlik uygulamaları sunmak üzere 1993 yılında Ankara’da kurulduğunu, davacı şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığını yapmış bulunan Dr. ...’in 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” markasını müvekkiline devrettiğini, müvekkiline ait bu markanın 38 ve 41. sınıflarda, davalıya ait 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” markasının ise 09, 16 ve 35. sınıflarda tescilli olduğunu, davalı markasının “televizyon programlarında” kullanılmasına rağmen 38 ve 41. sınıflardaki hizmetlerin davalı markasının kapsamında bulunmadığını, davacı markasının koruma kapsamında yer aldığını, hatta davalının bu hizmetler için tescil talebinin, müvekkilinin itirazları üzerine ilgili hizmetler yönünden kısmen reddedildiğini, davalının daha önce müvekkiline ait 2013/67900 sayılı markanın hükümsüzlüğü talebiyle açtığı davanın, Ankara 4. FSHHM tarafından reddedildiğini, bu karara karşı yaptıkları istinaf başvurularının da esastan reddedildiğini, davalının eylemlerinin 6769 sayılı SMK’nın 29. maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tarafların markalarının öne çıkan unsurlarının birbirinden farklı bulunduğunu, davacı markasının “Güzel Hayat+Şekil” den oluştuğunu,davalı markasının “Güzel Hayat” ibaresinden oluştuğunu, davacının markasını karakterize eden unsurun kalp şekli olduğunu, davacı markasını davacının müvekkili ile program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığını, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerinin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiğini, bu durumun ise açıkça mevcut kullanıma davacının herhangi bir itirazının ve tecavüz iddiasının olmadığını gösterdiğini, “güzel hayat” isminin insanlığın ortak girişimi sonucu ortaya çıktığını ve jenerik bir hal aldığını, İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E., 2014/214 K. sayılı kararında da açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiğini, davacının da program ismini “Dr. ...’le Güzel Hayat+Şekil” olarak kullandığını, taraflar arasında daha önce görülen Ankara 4. FSHHM’nce 05.10.2016 tarihinde verilen 2015/222 E., 2016/279 K. sayılı kararın, derdest dava bakımından kesin delil teşkil etmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "Güzel HAYAT", "HAFTA SONU Güzel Hayat", "hafta sonu GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT" şeklindeki kullanımlarının, davacı adına 2013/67900 sayı ile 38 ve 41. sınıflarda tescilli bulunan markasından doğan haklara tecavüz teşkil ettiği, davalının kullanım süresi boyunca elde ettiği brüt kazancın 3,25 katı zarar ettiğinden ve dolayısıyla davalı tarafın net bir kazanç elde etmemiş olduğundan, BK 50/2. maddesi uyarınca 3.000,00 TL maddi tazminata hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" ibareli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 3.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tarafların kullandıkları markaların asıl unsurlarının "Güzel Hayat" ibaresinden oluştuğu, her ne kadar davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli tescilli markası bulunmakta ise de davalı markasının tescilli olduğu emtialar arasında, 41. sınıftaki "Eğitim ve öğretim hizmetlerinin" veya "Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetlerinin" bulunmadığı, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli marka tescilinin kapsamında ise anılan hizmetlerin bulunduğu, hatta davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli marka tescil başvurusunun, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası gerekçe gösterilerek, 556 sayılı KHK.'nın 7/1-b maddesi uyarınca reddedildiği ve bu konudaki YİDK kararının iptali için açılan davanın da Ankara 2. FSHHM.'nce reddedilip, verilen kararın Yargıtay 11. HD.'nin 06.01.2020 tarih ve 2019/1860 E.- 2020/17 K. sayılı ilam ile onandığı, davalının dava konusu markayı ise anılan hizmetlerde kullandığı, dolayısıyla davalının adına tescil ettirdiği markasını, tescil edilen mal ve hizmetlerde kullanmadığı, kaldı ki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Önceki tarihli hakların etkisi” başlıklı 155. maddesi hükmü dikkate alındığında, 2013/100008 sayılı davalı markasının, işbu davada savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği ve marka hakkına tecavüz fiilini ortadan kaldıramayacağı, Ankara 4. FSHHM.'nin 2015/222 E. 2016/279 K. sayılı kararı ile işbu davada davalı NTV A.Ş.'nin, davacı Mega Medikal Ltd. Şti.'ye karşı ileri sürebileceği bir telif hakkının veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkının veya isim hakkının olmadığının tespit edilmiş bulunduğu, anılan hükme karşı NTV A.Ş.'nin istinaf isteminin, Dairenin 01.02.2017 gün ve 2017/69 E.-71 K. sayılı ilamı ile reddedildiği ve kararın Yargıtay 11. HD.'nin 01.11.2017 gün ve 2017/1397 E.-5986 K. sayılı ilamı ile onandığı, her ne kadar davalı vekilince İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E.- 2014/214 K. sayılı kararında açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiği savunulmuşsa da, anılan kararın tarafların markalarını tescil süreçlerinden çok önce verildiği ve esasen davacı ve davalı taraf programlarının hazırlanışı, sunuş biçimi, anlatım dili ve konulara yaklaşım şekli itibariyle formatlarının birbirinden farklı olmasına ve FSEK.'nın 83/3. maddesi uyarınca ayırt edici vasfı bulunmayan program adları hakkında anılan maddenin ve haksız rekabet hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçelerine dayandığı, dolayısıyla işbu davada delil teşkil etmeyeceği, anılan tüm bu yargı kararları ile işbu davada yapılan yargılamadan, davalının 05.07.2004 tarihinde "Güzel Hayat" isimli bir televizyon programının yayımına başladığı ve bu programın 2004 yılı içinde bir müddet devam ettiği anlaşılmakla birlikte, söz konusu kullanımın 2004 yılından sonra da devam ettiğine dair herhangi bir delilin sunulmadığı, daha sonraki ilk kullanımı 03.11.2013 tarihinde gerçekleşen davalının, bu kullanımlarına dayanarak davacıya karşı ileri sürebileceği bir hakkının bulunmadığı, yine davalı vekilince davacı ile müvekkilinin program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığı, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiği savunulmuşsa da, anılan maillerin incelenmesinden ve özellikle 04.08.2017 tarihli mail ile davalı taraf yetkilisince davacı yetkilisi ...'e 13 bölüm için 195.000,00+KDV teklif edilmesinden, davalının savunduğunun tam tersine, davalının dava konusu program üzerinde hak sahibinin davacı olduğunu kabul ettiği anlamının çıktığı, sonuçta mahkemece davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası ile davalının “Güzel Hayat” ibaresini kullanımı arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun ve davalının bu kullanım biçiminin davacının markasından kaynaklanan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin kabul edilmesinde bir isabetsizliğin olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davacı vekilinin maddi tazminat talebi yönünden, somut uyuşmazlıkta her ne kadar dava 12.09.2017 tarihinde açılmışsa da davalının tecavüz eyleminin 2013-2017 yılları arasında devam ettiğinden, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 10.01.2017 tarihinden önceki dönem için 556 sayılı KHK.'nın 66/3. maddesi uyarınca markanın ekonomik önemi de nazara alınarak bir hesaplama yapılması gerektiği, bu ölçüler nazara alınarak, mahkemece görüşüne başvurulan 13.06.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda yapılan hesaplamalardan hareketle zarar miktarının tam olarak tespitinin mümkün olmadığının belirtildiği ancak davalının anılan dönemde yapılan giderler de nazara alındığında, net kazancının TBK.'nın 50/2. maddesi uyarınca 10.000,00 TL olabileceğinin kabul edilmesi karşısında davacının maddi tazminat talebinin 10.000,00 TL üzerinden kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının bu yöndeki istinaf talebinin esastan kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" isimli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, masrafı davalıya ait olmak üzere kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına karar verilmiştir. Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 54,40 TL harcın temyiz eden davalıya iadesine,09/05/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2021/5028 E., 2022/9223 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
a müşteriyi hataya düşürebilecek nitelikte olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6102 sayılı TTK’nın 59. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye genelinde dağıtılan ve tirajı 100.000’in üzerinde olan bir gazetede masraf
11. Hukuk Dairesi         2021/5028 E.  ,  2022/9223 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.10.2018 tarih ve 2015/1213 E. - 2018/983 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dairİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 18.03.2021 tarih ve 2020/244 E. - 2021/329 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin cam işleme, cam temperleme, cam kesim gibi camla ilgili konularda çözüm üreten makinelerin imalatını yapan bir firma olduğunu, davalı şirketin de müvekkili şirket ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin hukuk, genel ahlak ve ticaret kuralları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gereken rekabet kurallarını ihlal ettiğini, bu kapsamda, müvekkili şirketin eskisi kadar iyi makine üretemediği, ucuz ve kalitesiz ürünler kullandığı, ekonomik durumunun zayıfladığı, sipariş verilmesi ve ödeme yapılması durumunda ürünü teslim edemeyebileceği gibi asılsız söylentilerde bulunduğunun çevreden öğrenildiğini, müvekkili şirketin ürettiği ürünlerin kalitesi hakkında da asılsız iddialar ileri sürdüğünü, cam makinesi almayı düşünen dava dışı Ustapen isimli firmaya, davalı şirket tarafından mail ile bir tablo gönderildiğini, davalı şirket tarafından davacının müşterisine gönderilen bu tabloda, davacının makinelerinde kullanıldığını iddia ettiği, parça bilgilerinin gerçeği yansıtmadığını, bu tabloda davacı şirketin kullandığı iddia edilen parçaların, davalı şirketin kullandığı parçalara göre çok daha kalitesiz ve işin niteliğine uygun olmayan parçalar olarak gösterildiğini, haksız ve hukuka aykırı eylemlerine son vermesi amacıyla davalı şirkete gönderilen ihtarnamenin semeresiz kaldığını ileri sürerek, davalı şirketin haksız rekabete yönelik eylemlerinin tespitine, 50.000.- TL manevi tazminata ve mahkemece verilecek hükmün Türkiye'de tirajı en yüksek 2 gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının duyumlara dayalı iddialarının doğru olmadığını, müvekkilinin hiçbir işletmeye davacının ürünlerini kötüleyen mektuplar yazmadığını, söz konusu üçüncü kişi Ustapen firmasının davacının müşterisi olmadığını, satış yapmayı hedeflediği potansiyel müşteri adayı olduğunu, anılan şirkete müvekkili tarafından doğruluğu açık bir şekilde ortada olan bir karşılaştırma tablosu gönderildiğini, bu durumun haksız rekabet olmadığını, basit bir internet satış sitesinde dahi her türlü markanın, her türlü ürünün alıcının kararını kolaylaştırmak adına karşılaştırılmasının olanak dahilinde olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, yapılan yargılama, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre, davacı tarafça, Ustapen isimli firmaya 28.08.2015 tarihinde oguzhan@bestmakina.com adresinden hayri.usta@ustapenkas.com isimli adrese karşılaştırma tablosu ekli mail gönderildiğinin belirtildiği, davalı tarafça gönderilen mailin inkar edilmediği, gerçeği yansıttığı ve haksız rekabet oluşturmadığının iddia edildiği, karşılaştırma tablosu incelendiğinde Best Makine ve CMS ürünlerinin menşei, özellikleri yönünden kıyaslandığının anlaşıldığı, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu ile davalının Ustapen isimli firmaya gönderdiği mail ekinde sunulan karşılaştırma tablosunda, davacı tarafa ait ürün özelliklerinin farklı gösterildiği, davacının ürünü konusunda müşteriyi hataya düşürebilecek nitelikte olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6102 sayılı TTK’nın 59. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye genelinde dağıtılan ve tirajı 100.000’in üzerinde olan bir gazetede masrafı davalıya ait olmak üzere bir kez ilanına karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu ile davacıya ait ürünlerde çok az miktarda uzak doğu menşeli malzeme kullandığı, diğer bütün ana elemanlarının tamamının Alman, Japon, Türk menşeli malzemeler olduğu, özellikle Siemens marka malzemelerin kullanıldığının tespit edildiği, davalı tarafından, 28 Ağustos 2015 tarihinde, havri.usta@ustapenkas.com adresine gönderilen mailde, davacı tarafa ait ürünlerin özelliklerinin daha farklı şekilde gösterildiği, bu kapsamda, davalı tarafından gönderilen mail ekinde sunulan karşılaştırma tablosunun davacının ürününde kullandığı bazı parçalar konusunda “Uzak Doğu” menşeli denilmek suretiyle davacı tarafın ürünlerinin daha kalitesiz olduğuna dair bir izlenim yaratılmaya çalışıldığı, bu durumda bu mail içeriğinde yer alan ifadelerin TTK m. 55/1-a-l hükmü bağlamında "..yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla" kötüleyici nitelikte olduğu, haksız rekabet koşullarının somut olayda oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 512,32 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 20.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/11373 E., 2014/14615 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANTALYA (KAPATILAN) 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
ile yine Ege bölgesi sorumlusu ve davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455.
11. Hukuk Dairesi         2013/11373 E.  ,  2014/14615 K. "İçtihat Metni" T.C. MAHKEMESİ : ANTALYA (KAPATILAN) 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/10/2012 NUMARASI : 2012/59-2012/52 Taraflar arasında görülen davada Antalya (Kapatılan) 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.10.2012 tarih ve 2012/59-2012/52 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 23.09.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. S.. Ş.., davalılardan O.. K.. vekili Av. M.. O.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin turizm acenteliği alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin kurucu ortakları ve yetkilileri bulunan S.. L.. ile O.. K..'ün şirketin eski çalışanları olduğunu, S.. L..'nın davacı şirkette genel müdür olarak uzun yıllar çalışıp O.. K..'ün ise Ege bölge müdürlüğü görevinde bulunduğunu, davalıların çalıştığı pozisyon itibariyle davacı şirketin ticari sırlarını, anlaşmaları ve pazarlama rakamlarını bildiklerini, davalılardan O.. K..’ün 28.07.2009, S.. L..’nın 31.03.2009 tarihinde davacı şirketten kendi istekleri ile ayrılıp, 25.03.2009 tarihinde diğer davalı S. Turz. Ltd. Şti'yi kurduğunu, şirkette S.. L..'nın % 90 O.. K..'ün % 10 pay sahibi olduğunu, S.. L..'nın şirketin yetkilisini olduğunu, müvekkilinin V.isimli tur operatörünün tek satıcılığını yaptığını, ancak V. şirketinin davacı ile değil davalı ile sözleşme düzenlediğini, davalının Akdeniz bölgesinde LMX isimli tur operatörünü de davacı şirketten kazandığını, davalı tarafın davacı şirketin müşterileri dışında neredeyse başka müşterisinin bulunmadığını, davacı ile davalı şirketin ortağı ve yetkilisi S.. L.. arasında 23.02.2002 tarihinde düzenlenen hizmet sözleşmesinin işçinin özel borcu başlıklı 8 maddesinde işçinin şirkette çalıştığı süre içerisinde bireysel ticari faaliyette bulunamayacağı, işçinin şirketin faaliyet konuları ile ilgili şirket müşterileri ve kendisinin bulacağı müşterileri ile anlaşma yapamayacağı, işçinin şirketten ayrıldıktan sonra iki yıl süre ile şirket müşterileri ile çalışmayacağı, bu süre içerisinde şirketle rekabet edecek ortaklıklara üye denetçi veya ortak olamayacağının düzenlendiğini, diğer davalı O.. K.. ile de aynı hükümleri içeren sözleşmenin bulunduğunu, ayrıca şirket çalışanlarından E.E. ve L.D.'in davacı şirketten O.. K.. ile ayrı tarihte ayrılıp, davalı şirkette çalışmaya başladıklarını, sonraki tarihlerde H. A. S.'nın da şirketten ayrılıp davalı şirkette çalışmaya başladığını, S.. L..'nın davacı şirket çalışanları üzerinde etki kurmaya çalıştığını, davalı şirketin ortakları ve yetkililerinin bu eylemlerinin haksız rekabet ve rekabet yasağına ilişkin hükümlerine açık aykırılık oluşturduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve men'i ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25.03.2009 tarihinden başlamak üzere 25.000 TL maddi 125.000 TL manevi tazminatın ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili 26.09.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile 50.621,54 TL maddi tazminatın ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, müvekkillerinin davacı şirketten ayrılması ile 31.03.2009 tarihli ibraname başlıklı belge ile aynı içerikli 28.02.2009 tarihli belgenin düzenlendiğini, S.. L..'nın davacı şirketten fiilen 28.02.2009 tarihinde ayrıldığını, O.. K..'ün de aynı tarihte şirketten ayrıldığını, davalı şirketin diğer davalıların davacı şirkette çalışırken kurulmadığını, 03.02.2002 tarihli sözleşmeden sonra 22.09.2004 tarihinde aynı taraflar arasında yeni bir personel hizmet sözleşmesi düzenlendiğini, davalı Selim ile Orhan'ın davalı şirketin ortakları olup, kendi adlarına hareket etmemeleri nedeniyle husumet yöneltilemeyeceğini, davacı şirketin 01.02.2009 tarihinden itibaren M.K.'nın genel müdür olarak görevlendirildiğini, önceki genel müdür S.. L..'ya da teşekkürlerini bildiren e-posta iletisini gönderdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalıların davacı ile hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkete ortak olduğu, davalı S.. L..'nın davacı şirketin yönetim kurulunda görev alıp Ticaret Sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere genel müdürlük görevini yerine getirdiği, bu hali ile davalı S.. L.. ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi değil, 818 sayılı BK'nın 455, 6098 sayılı TBK'nın 553. maddesine düzenlenen ticari temsilci olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalılardan S.. L..’nın davacı şirketin yönetim kurulunda görevli genel müdürü olduğu, diğer davalının davacının kabulünde olduğu üzere Ege Bölgesi sorumlusu iken 28.02.2009 tarihinde kendi istekleri ile davacı şirketten ayrıldıkları, 24.03.2009 tarihinde davalı gerçek kişiler ortak olmak üzere şirketin amacının Seyahat Acenteleri Kanunu uyarınca acentelik belgesi almak, turizm acenteliği kurmak, yurt içinde ve yurt dışında turizm hizmetleri sağlamak ve benzeri amaçlarla kurulduğu, davacı ve davalı şirketin ticari defterlerine göre davacının ticari ilişkisinin bulunduğu dava dışı LMX ve V. ile aynı konuda ticari ilişkiye geçtiği, bu şirketlerin davacı ile süregelen ticari ilişkilerinin sona erdiği, mahkemece ticari temsilci olarak nitelendirilen davalı S.. L.. ile yine Ege bölgesi sorumlusu ve davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına aykırı davrandıkları, davacının zararının haksız rekabet nedeniyle elde etmekten mahrum kaldığı kâr miktarı olan 50.621,54 TL olduğu, davalıların haksız rekabet yasağına aykırı eyleminin aynı zamanda davacı şirkete yönelik haksız eylem niteliğinde olduğundan tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminata karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalı S.. Ş.. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı şirket ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre rekabet yasağına aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin ıslah tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, 25.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, TTK'nın 56. ve BK'nın 348. ve devamı maddelerine dayalı rekabet yasağı sözleşmesi ve haksız rekabetten kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nın 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir. Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 125.000 TL manevi ve ıslah ile birlikte 50.621.54 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen kısa kararda, "20.000 TL manevi tazminatın faizi ile tahsiline" karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli karara ait hüküm incelendiğinde "25.000 TL manevi tazminatın tahsiline" karar verilmiş, karar tebliğe çıkmadan HMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Tashih Şerhi ile mahkeme tarafından düzeltilmiştir. HMK'nın 305. maddesi hükmü mahkeme kararındaki açık hataların mahkemece re'sen veya taraflardan birinin talebi üzerine tashihine ilişkin olup, olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece verilen kısa karardaki hüküm ile gerekçeli kararda kurulan hüküm arasında belirgin şekilde çelişki bulunduğundan kararın öncelikle bu yönden bozulması gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan S.. L.. ve O.. K..'e verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davalılar S.. L.. ve O.. K..'e iadesine, 25.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/3817 E., 2010/12980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
bir şirket olmasına rağmen üreterek piyasaya sürdüğü CİPSSAR, 4 & BOM markalı ürün ambalajlarının müvekkiline ait renkli olarak tescilli BOUNTY marka ve ambalajları ile iltibas oluşturduğunu ileri sürerek, davalının 556 sayılı KHK’nin 61, TTK’nun 56-65. maddeleri uyarınca, BOUNTY markalı ürüne nazaran 4&BOM markalı ürün ambalajının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve
11. Hukuk Dairesi         2009/3817 E.  ,  2010/12980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14.10.2008 tarih ve 2008/4-2008/242 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 1911 yılında ABD Tacoma/ Washington'da kurulan davacı şirketin 100 ülkede yıllık 14 milyar USD'lik ciroya ulaştığını, asıl faaliyet konusunun şekerleme, çikolata, hızlı yiyecekler, dondurma üretim ve dağıtımı olan davacının dünyaca tanınmış BOUNTY markalarının yaratıcısı ve sahibi olduğunu, 10/05/1976 tarih ve 91203, 16/10/1986 tarih ve 094324, 12/03/1991 tarih ve 13681, 24/02/1993 tarih 144300, 31/01/1994 tarih 159208, 01/08/1995 tarih ve 163827, 26/06/1997 tarih ve 185887, 20/09/1999 tarih ve 99015283 tescil numarası ile Bounty markalı ürünlerine tescil belgesini aldığını, Karaman’da faaliyette bulunan davalı şirketin esasen 1991 yılından beri cips üretimi ve bakliyat paketleme işi ile iştigal eden bir şirket olmasına rağmen üreterek piyasaya sürdüğü CİPSSAR, 4 & BOM markalı ürün ambalajlarının müvekkiline ait renkli olarak tescilli BOUNTY marka ve ambalajları ile iltibas oluşturduğunu ileri sürerek, davalının 556 sayılı KHK’nin 61, TTK’nun 56-65. maddeleri uyarınca, BOUNTY markalı ürüne nazaran 4&BOM markalı ürün ambalajının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve menine, aynı markalı ürünün davalının merkezinde, deposunda, üretim yerinde ve ticaret amacı ile elinde bulunduran üçüncü şahıslara ait yerlerde zapt edilmesine, imhasına, üretim ve dağıtımının durdurulmasına, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin ürettiği ürün ambalaj tasarımının tamamen kendine özgü olduğunu, davacının tasarım ve marka hakkına tecavüzde bulunulmadığını, müvekkilinin ürettiği ürünün marka ve ambalajının 02.06.2004 tarihinden beri renkli olarak tescilli olduğunu, müvekkili şirket ile davacı şirketin ürettiği ürünlerinin ilk bakışta orta zekalı ve dikkat seviyeli bir tüketici tarafından benzer olmadıklarının fark edileceğini, ambalajların arasında iltibas bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının marka hakkına tecavüzün önlenmesi, haksız rekabetin tespit ve men’i istemiyle açtığı davasını ıslah ederek 556 sayılı KHK. nin 42. maddesi uyarınca davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istediği, davacının hükümsüzlük davası kapsamında kalan hususlar dışındaki diğer taleplerinin ancak, hükümsüzlük davası sonuçlandıktan sonra talep edilebileceği, işbu davada bu yönde bir talepte bulunulmadığı, davalı markasında bariz bir şekilde “4 & BOM” yazısı bulunduğu, hindistan cevizinin tropik bir meyve olması nedeniyle tropik ortamı çağrıştırmak için palmiye ağaçları, deniz ve mavi gökyüzü gibi görüntülere yer vermenin genel ve yaygın bir yaklaşım olduğu, bu özellikler ve unsurların davacı markasının tasarımına özgü olmadığı, bu tür ürünlerin ambalajında ve marka tasarımında mavi ve yeşil renklerin kullanılmasının genel konsepte uygun olduğu, esas olanın tüketicinin bu ürünü almak isterken iltibas nedeniyle diğer markaya ait ürünü almasında hataya düşüp düşmeyeceği olduğu, bu konuda da davacının ilk tescilli markasından sonra bu amaca yönelik olarak davalı tarafça ayırtedici şekil, yazı ve rengin kullanılıp kullanılmadığı üzerinde durulmak gerektiği, davacı markasında palmiye ağacı, mavi deniz ve sağ tarafta hindistan cevizinin yarım ve çeyrek parçası arasında Bounty yazısı olduğu halde, davalı marka ürün ambalajında sol tarafta dağ resimlerinin sağlı ve sollu, üst ve alt tarafta palmiye ağaç ve dallarının, ortada ise belirgin bir şekilde büyük yazı ile bir satırda “4 & BOM” ve bu yazının alt ve üstünde yine bir kez daha “4 BOM 4” yazısı olduğu, bu hali ile ayırtediciliğin sağlandığı davacı ile davalı ürün ambalajlarında ortak olan yönün mavi renk, yeşil renkli palmiye ağacı olduğu halde davalının marka ürün ambalajında ayrıca dağ resmi ve davacı ambalajı ile hiç bir çağrışım yaratmayacak “4 & BOM” yazısının bulunduğu dikkate alındığında iltibasın bulunmadığı, bu tür ürünlerde ortak olarak kullanılan palmiye ağacının tüm dünyada bilinir bir uygulama olduğu dikkate alındığında tüketici açısından karışıklığa neden olacak şekilde benzer oldukları yönünde alınan bilirkişi raporlarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkeme kararının gerekçesinde Dairemizin benzer olaya ilişkin 04.10.2005 tarih 10619/9171 sayılı kararından bahsedilerek daha önce alınan bilirkişi raporlarındaki mütalanın benimsenmeme nedeninin açıklanmış bulunmasına göre, davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 01,55 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.