6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 60

Türk Ticaret Kanunu 60. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 60- (1) 56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur. VI - İhtiyati tedbirler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2020/7828 E., 2022/3644 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2020/7828 E.  ,  2022/3644 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarih ve 2017/316 E- 2019/55 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2019/525 E- 2020/892 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin ileri güzellik ve gençlik uygulamaları sunmak üzere 1993 yılında Ankara’da kurulduğunu, davacı şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığını yapmış bulunan Dr. ...’in 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” markasını müvekkiline devrettiğini, müvekkiline ait bu markanın 38 ve 41. sınıflarda, davalıya ait 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” markasının ise 09, 16 ve 35. sınıflarda tescilli olduğunu, davalı markasının “televizyon programlarında” kullanılmasına rağmen 38 ve 41. sınıflardaki hizmetlerin davalı markasının kapsamında bulunmadığını, davacı markasının koruma kapsamında yer aldığını, hatta davalının bu hizmetler için tescil talebinin, müvekkilinin itirazları üzerine ilgili hizmetler yönünden kısmen reddedildiğini, davalının daha önce müvekkiline ait 2013/67900 sayılı markanın hükümsüzlüğü talebiyle açtığı davanın, Ankara 4. FSHHM tarafından reddedildiğini, bu karara karşı yaptıkları istinaf başvurularının da esastan reddedildiğini, davalının eylemlerinin 6769 sayılı SMK’nın 29. maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tarafların markalarının öne çıkan unsurlarının birbirinden farklı bulunduğunu, davacı markasının “Güzel Hayat+Şekil” den oluştuğunu,davalı markasının “Güzel Hayat” ibaresinden oluştuğunu, davacının markasını karakterize eden unsurun kalp şekli olduğunu, davacı markasını davacının müvekkili ile program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığını, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerinin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiğini, bu durumun ise açıkça mevcut kullanıma davacının herhangi bir itirazının ve tecavüz iddiasının olmadığını gösterdiğini, “güzel hayat” isminin insanlığın ortak girişimi sonucu ortaya çıktığını ve jenerik bir hal aldığını, İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E., 2014/214 K. sayılı kararında da açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiğini, davacının da program ismini “Dr. ...’le Güzel Hayat+Şekil” olarak kullandığını, taraflar arasında daha önce görülen Ankara 4. FSHHM’nce 05.10.2016 tarihinde verilen 2015/222 E., 2016/279 K. sayılı kararın, derdest dava bakımından kesin delil teşkil etmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "Güzel HAYAT", "HAFTA SONU Güzel Hayat", "hafta sonu GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT" şeklindeki kullanımlarının, davacı adına 2013/67900 sayı ile 38 ve 41. sınıflarda tescilli bulunan markasından doğan haklara tecavüz teşkil ettiği, davalının kullanım süresi boyunca elde ettiği brüt kazancın 3,25 katı zarar ettiğinden ve dolayısıyla davalı tarafın net bir kazanç elde etmemiş olduğundan, BK 50/2. maddesi uyarınca 3.000,00 TL maddi tazminata hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" ibareli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 3.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tarafların kullandıkları markaların asıl unsurlarının "Güzel Hayat" ibaresinden oluştuğu, her ne kadar davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli tescilli markası bulunmakta ise de davalı markasının tescilli olduğu emtialar arasında, 41. sınıftaki "Eğitim ve öğretim hizmetlerinin" veya "Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetlerinin" bulunmadığı, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli marka tescilinin kapsamında ise anılan hizmetlerin bulunduğu, hatta davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli marka tescil başvurusunun, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası gerekçe gösterilerek, 556 sayılı KHK.'nın 7/1-b maddesi uyarınca reddedildiği ve bu konudaki YİDK kararının iptali için açılan davanın da Ankara 2. FSHHM.'nce reddedilip, verilen kararın Yargıtay 11. HD.'nin 06.01.2020 tarih ve 2019/1860 E.- 2020/17 K. sayılı ilam ile onandığı, davalının dava konusu markayı ise anılan hizmetlerde kullandığı, dolayısıyla davalının adına tescil ettirdiği markasını, tescil edilen mal ve hizmetlerde kullanmadığı, kaldı ki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Önceki tarihli hakların etkisi” başlıklı 155. maddesi hükmü dikkate alındığında, 2013/100008 sayılı davalı markasının, işbu davada savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği ve marka hakkına tecavüz fiilini ortadan kaldıramayacağı, Ankara 4. FSHHM.'nin 2015/222 E. 2016/279 K. sayılı kararı ile işbu davada davalı NTV A.Ş.'nin, davacı Mega Medikal Ltd. Şti.'ye karşı ileri sürebileceği bir telif hakkının veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkının veya isim hakkının olmadığının tespit edilmiş bulunduğu, anılan hükme karşı NTV A.Ş.'nin istinaf isteminin, Dairenin 01.02.2017 gün ve 2017/69 E.-71 K. sayılı ilamı ile reddedildiği ve kararın Yargıtay 11. HD.'nin 01.11.2017 gün ve 2017/1397 E.-5986 K. sayılı ilamı ile onandığı, her ne kadar davalı vekilince İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E.- 2014/214 K. sayılı kararında açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiği savunulmuşsa da, anılan kararın tarafların markalarını tescil süreçlerinden çok önce verildiği ve esasen davacı ve davalı taraf programlarının hazırlanışı, sunuş biçimi, anlatım dili ve konulara yaklaşım şekli itibariyle formatlarının birbirinden farklı olmasına ve FSEK.'nın 83/3. maddesi uyarınca ayırt edici vasfı bulunmayan program adları hakkında anılan maddenin ve haksız rekabet hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçelerine dayandığı, dolayısıyla işbu davada delil teşkil etmeyeceği, anılan tüm bu yargı kararları ile işbu davada yapılan yargılamadan, davalının 05.07.2004 tarihinde "Güzel Hayat" isimli bir televizyon programının yayımına başladığı ve bu programın 2004 yılı içinde bir müddet devam ettiği anlaşılmakla birlikte, söz konusu kullanımın 2004 yılından sonra da devam ettiğine dair herhangi bir delilin sunulmadığı, daha sonraki ilk kullanımı 03.11.2013 tarihinde gerçekleşen davalının, bu kullanımlarına dayanarak davacıya karşı ileri sürebileceği bir hakkının bulunmadığı, yine davalı vekilince davacı ile müvekkilinin program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığı, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiği savunulmuşsa da, anılan maillerin incelenmesinden ve özellikle 04.08.2017 tarihli mail ile davalı taraf yetkilisince davacı yetkilisi ...'e 13 bölüm için 195.000,00+KDV teklif edilmesinden, davalının savunduğunun tam tersine, davalının dava konusu program üzerinde hak sahibinin davacı olduğunu kabul ettiği anlamının çıktığı, sonuçta mahkemece davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası ile davalının “Güzel Hayat” ibaresini kullanımı arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun ve davalının bu kullanım biçiminin davacının markasından kaynaklanan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin kabul edilmesinde bir isabetsizliğin olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davacı vekilinin maddi tazminat talebi yönünden, somut uyuşmazlıkta her ne kadar dava 12.09.2017 tarihinde açılmışsa da davalının tecavüz eyleminin 2013-2017 yılları arasında devam ettiğinden, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 10.01.2017 tarihinden önceki dönem için 556 sayılı KHK.'nın 66/3. maddesi uyarınca markanın ekonomik önemi de nazara alınarak bir hesaplama yapılması gerektiği, bu ölçüler nazara alınarak, mahkemece görüşüne başvurulan 13.06.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda yapılan hesaplamalardan hareketle zarar miktarının tam olarak tespitinin mümkün olmadığının belirtildiği ancak davalının anılan dönemde yapılan giderler de nazara alındığında, net kazancının TBK.'nın 50/2. maddesi uyarınca 10.000,00 TL olabileceğinin kabul edilmesi karşısında davacının maddi tazminat talebinin 10.000,00 TL üzerinden kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının bu yöndeki istinaf talebinin esastan kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" isimli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, masrafı davalıya ait olmak üzere kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına karar verilmiştir. Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 54,40 TL harcın temyiz eden davalıya iadesine,09/05/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2016/5179 E., 2017/6911 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, gerek davalı ...'ın müdür sıfatıyla görev yaptığı davalı şirketlerin ticaret alanlarının farklı olduğu ve gerekse de 6102 sayılı Kanun'un 60. maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesine yer verilerek davanın reddi cihetine gidilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2016/5179 E.  ,  2017/6911 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/12/2015 tarih ve 2014/1736-2015/1754 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Hizmetleri Ltd. Şti’nin kurucu ortaklarından olup, davalı ...’ın da şirketin ortağı ve müdürü olduğunu, diğer bir şirket ortağı olan eşinden boşandıktan sonra şirketin hiçbir faaliyetinden haberdar edilmediğini, davalı ...’ın aynı iş kolunda faaaliyet gösteren şirketi kurarak 05/07/2012 tarihinde özel okul işletmeciliğine başladığını, davalının her iki şirketin de müdürü olduğunu, bu nedenle rekabet yasağına aykırı davrandığını ileri sürerek, davalının rekabet yasağına aykırı davrandığının tespiti, müdürlükten azli, haksız faaliyeti dolayısıyla şirkete vermiş olduğu zararların tespiti ve ortaklık hesabına aktarılması, varsa oluşturduğu kâr mahrumiyetinin tespiti ve şirket hesaplarına aktarılması, müdürlük dolayısıyla elde etmiş olduğu menfaatlerin tespiti ve şirkete iadesi, kendi adına yapmış olduğu işlemlerin tespiti ve tespit edilen menfaatlerin ortaklığa bırakılması, şimdilik 10.000 TL zararın oluştuğu tarihten itibaren faiziyle müdür davalıdan alınarak şirkete iadesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin faaliyet alanlarının farklı olduğu ve yine davanın 3 yıllık süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle, reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı limited şirket müdürü davalı ...'ın, varlığı ileri sürülen şirketle rekabet yasağının ihlali nedeniyle bu durumun tespiti ile müdürün azli, sağlanan menfaatin şirkete iadesi ve tazminat istemlerine ilişkindir. İddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamına göre, adı geçen davalı gerçek kişinin, davalı gösterilen her iki limited şirketin de müdürü olduğu, bu durumun Temmuz 2012 tarihinden itibaren ve halen de devam etmekte bulunduğu anlaşılmaktadır. Şu halde, uyuşmazlığın çözümünde, konuya ilişkin 6102 sayılı TTK'nin 626. maddesi ile yine aynı kanunun konuyla ilintili diğer maddelerinin uygulanması gerekecektir. 6102 sayılı TTK'nin 626. maddesine göre, müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. 202 ilâ 205'nci madde hükümleri saklıdır. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. Mahkemece, gerek davalı ...'ın müdür sıfatıyla görev yaptığı davalı şirketlerin ticaret alanlarının farklı olduğu ve gerekse de 6102 sayılı Kanun'un 60. maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesine yer verilerek davanın reddi cihetine gidilmiştir. Ancak, hemen söylemek gerekirse, 6102 sayılı Kanun bakımından ticaret şirketlerinde ultravires ilkesi kaldırılmıştır. Keza buna ilişkin olarak 6103 sayılı Tatbikat Kanunu'nun 15. maddesi ile, şirket anasözleşmelerinde 6762 sayılı Kanun'un 137. maddesine benzer nitelikte bulunan hükümlerin 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi ile birlikte yazılmamış sayılacakları hususu düzenlenmiştir. Davalı şirketlerin dosyada mevcut anasözleşmeleri itibariyle özel öğretim kurumu olarak faaliyet göstermek üzere kuruldukları anlaşılmaktadır. Davalı yan, dershane ve özel okul işletmeciliğinin farklı ticari faaliyet alanları olduğunu savunmaktadır. Ancak, özel okul ve dershaneler, 5580 sayılı Kanun bakımından (2014 yılında anılan kanunda yapılan değişiklik ile dershane yerine "etüt merkezi" terimi tercih edilmiştir) "özel öğretim kurumu" olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, anılan şirketlerin anasözleşmelerinde belirtilen faaliyet alanları bakımından birbirlerinden farklı alanlarda faaliyet göstermek üzere kuruldukları söylenemeyeceği gibi açıklanan gerektirici nedenler bakımından davalı gösterilen limited şirketlerin aynı ticaret alanı içerisinde birbirine rakip şirketler olduğunun kabulü gerekir. Şu halde, rekabet yasağının ihlal koşullarının bulunmaması nedeniyle davanın esastan reddine yönelik mahkeme gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, mahkemece, dava yanlış nitelendirilmek sureti ile varlığı ileri sürülen fiiler bakımından TTK'nın haksız rekabet hükümlerini düzenleyen 56. maddesine dayalı olduğu kabul edilmiş ve buna bağlı olarak aynı kanunun 60. maddesi hükmü uyarınca zamanaşımının dolması nedeniyle de reddine karar verilmiştir. Halbuki, yukarıda da açıklandığı üzere, dava, TTK'nın 626. maddesinde düzenlenen şirket müdürünün rekabet yasağına ilişkin istemler içermekte olup, mahkemenin bu kabulü, davanın nitelendirilmesi ve uygulanacak kanun maddeleri bakımından yanılgıya düşülmüş olması nedeniyle yerinde olmadığı gibi, bir davadaki istemler bakımından, herhangi bir ayrım da gözetilmeksizin, davanın hem esastan ve hem de zamanaşımından reddi cihetine gidilmesi usul hükümleri bakımından da yerinde değildir. Bu nedenlerle, davacı yan vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarida açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 05/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/14366 E., 2012/21009 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
TTK'nun 60. maddesi ''Haksız rekabet basın vasıtasıyla işlenmiş ise, 58 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, ancak yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılabilir;
11. Hukuk Dairesi         2011/14366 E.  ,  2012/21009 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01.06.2011 tarih ve 2010/561-2011/355 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının işletmiş olduğu www.şikayetvar.com.tr web sitesinde müvekkilini haksız, gerçek dışı, göndericisi belli olmayan, karalayıcı yorumlar yayınlayarak müvekkilini zarara uğratmak istediğini ve haksız rekabet yaptığını iddia ederek, haksız rekabeti men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, sitenin şikayet ve yorumlara taraf olmayıp, yalnızca insanların görüşlerini paylaştıkları bir platform olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, söz konusu sitede 2302 şikayetten 11 tanesinin davacıya ilişkin olduğu, davalı sitenin vatandaşların görüşlerini paylaştığı bir site olup, sitenin kendi yorumlarının yer almadığı ve haksız rekabet koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, basın vasıtasıyla gerçekleştirilen haksız rekabet nedeniyle, haksız rekabetin tespiti ve men'ine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nun 60. maddesinde haksız rekabetin basın vasıtasıyla işlenmesi halinde sorumluluğun hangi koşullarda kimlere ait olduğu düzenlenmiştir. TTK'nun 60. maddesi ''Haksız rekabet basın vasıtasıyla işlenmiş ise, 58 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, ancak yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılabilir; şu kadar ki: a) Yazı veya ilan, yazı sahibinin yahut ilan verenin haberi olmaksızın veyahut rızalarına aykırı olarak yayınlanmışsa; b) Yazı sahibi veya ilan verenin kim olduğunun bildirilmesinden imtina olunursa; c) Başka sebepler yüzünden yazı sahibi veya ilanı verenin meydana çıkarılması veya aleyhlerine bir Türk mahkemesinde dava açılması mümkün olmazsa; bu davalar, yazı işleri müdürü eğer bir ilan mevzubahis ise ilan servisi şefi; yazı işleri müdürü ve ilan servisi şefi gösterilmemiş veya yoksa naşir; bu da gösterilmemişse matbaacı; aleyhine de açılabilir. ''hükmünü içermektedir. Dava konusu olayda yazı sahibinin kim olduğu sorulmasına rağmen davalı tarafça bildirilmemiştir. Bu nedenle davalının sorumluluğunun açıklanan madde uyarınca değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/8540 E., 2011/8963 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
TTK’nun 60. maddesi basın yolu ile işlenen haksız rekabeti düzenlemiş olup, maddenin son fıkrası uyarınca 58.maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalarda Borçlar Kanunu hükümlerinin tatbik olacağı belirtilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2009/8540 E.  ,  2011/8963 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26.02.2009 tarih ve 2007/322-2009/58 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili ve davalı T.Medya Yat.San.Tic.A.Ş. vekili ile davalı ... vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2011 gününde davacı avukatı .....geldi, davetiye tebliğine rağmen davalılar vekili duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, Akşam Gazetesinin 03.07.2007 tarihli nüshasında, ekonomi sayfasında davacıyı karalayan bir haber ile ... tarafından kaleme alınan "Son yılların en büyük fiyaskosu:D-Smart" başlıklı yazıda TTK.57.maddesinde belirtilen hüsnüniyet kurallarına aykırı, davacının ticari faaliyetlerini baltalayıp rakiplerine menfaat sağlayıcı nitelikte haksız rekabet yapıldığını ileri sürerek 50.000.-TL tutarında manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, davalılardan Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. ile T Medya Yatırım Sanayi ve Tic. A.Ş’nin birleşme sürecine girdiğini, Aslı A.Ş’ne husumet yöneltilemeyeceğini, davalı ...'e de husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu yazıda bahsedilen hususların gerçek olduğunu, dava konusu yazının, toplumu ilgilendiren ve yayınlanmasında kamu yararı bulunan bir yazı olduğunu ve bu yazının yayınlanmasına davacının sebebiyet verdiğini, kullanılan başlığın okurun ilgisini çekmeye yönelik bir gazetecilik tekniği olduğunu, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu, manevi tazminat şartlarının bulunmadığını, dava konusu köşe yazısının bir eleştiri yazısı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, yayınlayan ve Marka Lisans sahibinin Aslı A.Ş., imtiyaz sahibinin T Medya A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı ..., yazı sahibi ... olan Akşam Gazetesinin 03.07.2007 tarihli nüshasında, ekonomi sayfasında ... imzasıyla yayınlanan "Son yılların en büyük fiyaskosu:D-Smart" başlıklı yazının ve aynı sayfada "D-Smart Kandırıyor" başlıklı yazının Digitürk ve D-Smartın rakip gruplara bağlı olması nedeniyle bu grupların rekabetinden kaynaklanan kamuyu ilgilendirmeyen türden olduğu, yine TTK 57.maddesindeki "Lüzumsuz yere incitici ve kötüleyici" nitelikte bulunup, haksız rekabet teşkil ettiği, BK.49.maddesinde belirtilen manevi tazminat şartlarının da gerçekleştiği, T.Medya A.Ş. ve Aslı A.Ş. sicil kayıtlarının incelemesinde Aslı A.Ş’nin T Medya A.Ş. tarafından devir alındığı, durumun 07.11.2007 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, bu durumda Aslı A.Ş.’nin taraf sıfatının kalmadığı, davalılardan ...'in T Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, sicil kaydına göre şirketi temsil ve ilzam etmeye en az iki kişinin birlikte yetkili olduğu, 5187 Sayılı Basın Kanununun 13.maddesi uyarınca yayın sahibi tüzel kişinin anonim şirket olması halinde yönetim kurulu başkanı da sorumlu tutulmakta ise de haksız rekabete dayalı tazminat davası olarak açılan ve mahkemece de bu şekilde kabul edilen davada şirket ve yazı sahibinin sorumlu bulunduğu sonucuna varıldığı, haksız rekabete ilişkin anılan düzenlemeler karşısında Basın Kanunu'nun 13.maddesi hükmünün uygulanmasının mümkün görülmediğinden yönetim kurulu başkanının davada taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davacı ...Ş vekili tarafından davalılar Aslı Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş, T Medya Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş, ... ve ... aleyhine açılmış bulunan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile davalı ...Ş. aleyhine açılan davada davanın esası hakkında karar vermeye yer olmadığına, davalı ... hakkında açılan manevi tazminat davasının reddine, T Medya Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile davalı ... aleyhine açılmış bulunan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın davalılar T Medya Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile davalı ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı vekilinin hüküm özetinin dava konusu gazetede yayınlanması talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ve davalılar T Medya Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş ile davalı ... vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar T Medya A.Ş. ve ... vekilinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, davalı ...’nin yönetim kurulu başkanı olduğu T Medya A.Ş.’nin imtiyaz sahibi bulunduğu Akşam Gazetesinin 03.07.2007 tarihli nüshasında, ekonomi sayfasında davacıyı karalayan bir haber ile ... tarafından kaleme alınan "Son yılların en büyük fiyaskosu:D-Smart" başlıklı yazıda, davacının ticari faaliyetlerini baltalayıp rakiplerine menfaat sağlayıcı nitelikte haksız rekabet teşkil edecek şekilde yazı yazıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece Aslı A.Ş’nin T Medya A.Ş. tarafından devir alındığı, durumun 07.11.2007 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, davalılardan ...'in T Medya A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı olduğu, 5187 Sayılı Basın Kanununun 13.maddesi uyarınca yayın sahibi tüzel kişinin anonim şirket olması halinde yönetim kurulu başkanı da sorumlu tutulmakta ise de haksız rekabete dayalı tazminat davası olarak açılan ve mahkemece de bu şekilde kabul edilen davada şirket ve yazı sahibinin sorumlu bulunduğu sonucuna varıldığı, haksız rekabete ilişkin anılan düzenlemeler karşısında Basın Kanunu'nun 13.maddesi hükmünün uygulanmasının mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı ...Ş. aleyhine açılan davada esası hakkında karar vermeye yer olmadığına, davalı ... hakkında açılan manevi tazminat davasının reddine, T Medya Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve ... aleyhine açılmış bulunan manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın bu davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı ... hakkındaki dava, davaya konu yazının yer aldığı gazetenin imtiyaz sahibi anonim şirketin yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle açılmıştır. TTK’nun 60. maddesi basın yolu ile işlenen haksız rekabeti düzenlemiş olup, maddenin son fıkrası uyarınca 58.maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalarda Borçlar Kanunu hükümlerinin tatbik olacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunu sorumluluk şartlarını düzenlemiş olup sorumlu olan kişiler yönünden ise bir düzenleme içermemektedir. Bu aşamada Borçlar Kanununa göre daha özel bir düzenleme olan Basın Kanununa göre sorumlular tesbit edilecektir. 26.6.2004 tarihinde yürürlüğe giren ve eldeki davada göz önünde tutulması gereken 5187 sayılı Basın Kanununun 13. maddesinde, basın yolu ile işlenen fiillerden dolayı sorumlu kişiler düzenlenmiş bulunmaktadır. 09.06.2004 günü kabul edilerek, 26.06.2004 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Yasasının hukuki sorumluluğu düzenleyen 13/1. maddesi gereğince, basılmış eserler yolu ile gerçekleştirilen eylem nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlardan dolayı, süreli yayınlarda eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması durumunda ise basımcı ortaklaşa ve dayanışmalı olarak (müştereken ve müteselsilen) sorumludur. Aynı Yasa'nın 13/2. maddesi gereğince de; bu düzenleme, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte ortaklaşa ve dayanışmalı olarak (müştereken ve müteselsilen) sorumludur. Bu itibarla mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davalı T Medya A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı olan davalılardan ...’nin de davacının uğradığı manevi zarardan diğer davalı şirket ve yazı sahibi ile birlikte ortaklaşa ve dayanışmalı olarak sorumlu tutulması gerekirken, hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar T Medya A.Ş. ve ... vekilinin tüm ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 825.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 425,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı T.Medya Yat.San.Tic.A.Ş. ve ...'den alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 15.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/3817 E., 2010/12980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
bir şirket olmasına rağmen üreterek piyasaya sürdüğü CİPSSAR, 4 & BOM markalı ürün ambalajlarının müvekkiline ait renkli olarak tescilli BOUNTY marka ve ambalajları ile iltibas oluşturduğunu ileri sürerek, davalının 556 sayılı KHK’nin 61, TTK’nun 56-65. maddeleri uyarınca, BOUNTY markalı ürüne nazaran 4&BOM markalı ürün ambalajının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve
11. Hukuk Dairesi         2009/3817 E.  ,  2010/12980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14.10.2008 tarih ve 2008/4-2008/242 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 1911 yılında ABD Tacoma/ Washington'da kurulan davacı şirketin 100 ülkede yıllık 14 milyar USD'lik ciroya ulaştığını, asıl faaliyet konusunun şekerleme, çikolata, hızlı yiyecekler, dondurma üretim ve dağıtımı olan davacının dünyaca tanınmış BOUNTY markalarının yaratıcısı ve sahibi olduğunu, 10/05/1976 tarih ve 91203, 16/10/1986 tarih ve 094324, 12/03/1991 tarih ve 13681, 24/02/1993 tarih 144300, 31/01/1994 tarih 159208, 01/08/1995 tarih ve 163827, 26/06/1997 tarih ve 185887, 20/09/1999 tarih ve 99015283 tescil numarası ile Bounty markalı ürünlerine tescil belgesini aldığını, Karaman’da faaliyette bulunan davalı şirketin esasen 1991 yılından beri cips üretimi ve bakliyat paketleme işi ile iştigal eden bir şirket olmasına rağmen üreterek piyasaya sürdüğü CİPSSAR, 4 & BOM markalı ürün ambalajlarının müvekkiline ait renkli olarak tescilli BOUNTY marka ve ambalajları ile iltibas oluşturduğunu ileri sürerek, davalının 556 sayılı KHK’nin 61, TTK’nun 56-65. maddeleri uyarınca, BOUNTY markalı ürüne nazaran 4&BOM markalı ürün ambalajının, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve menine, aynı markalı ürünün davalının merkezinde, deposunda, üretim yerinde ve ticaret amacı ile elinde bulunduran üçüncü şahıslara ait yerlerde zapt edilmesine, imhasına, üretim ve dağıtımının durdurulmasına, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin ürettiği ürün ambalaj tasarımının tamamen kendine özgü olduğunu, davacının tasarım ve marka hakkına tecavüzde bulunulmadığını, müvekkilinin ürettiği ürünün marka ve ambalajının 02.06.2004 tarihinden beri renkli olarak tescilli olduğunu, müvekkili şirket ile davacı şirketin ürettiği ürünlerinin ilk bakışta orta zekalı ve dikkat seviyeli bir tüketici tarafından benzer olmadıklarının fark edileceğini, ambalajların arasında iltibas bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının marka hakkına tecavüzün önlenmesi, haksız rekabetin tespit ve men’i istemiyle açtığı davasını ıslah ederek 556 sayılı KHK. nin 42. maddesi uyarınca davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istediği, davacının hükümsüzlük davası kapsamında kalan hususlar dışındaki diğer taleplerinin ancak, hükümsüzlük davası sonuçlandıktan sonra talep edilebileceği, işbu davada bu yönde bir talepte bulunulmadığı, davalı markasında bariz bir şekilde “4 & BOM” yazısı bulunduğu, hindistan cevizinin tropik bir meyve olması nedeniyle tropik ortamı çağrıştırmak için palmiye ağaçları, deniz ve mavi gökyüzü gibi görüntülere yer vermenin genel ve yaygın bir yaklaşım olduğu, bu özellikler ve unsurların davacı markasının tasarımına özgü olmadığı, bu tür ürünlerin ambalajında ve marka tasarımında mavi ve yeşil renklerin kullanılmasının genel konsepte uygun olduğu, esas olanın tüketicinin bu ürünü almak isterken iltibas nedeniyle diğer markaya ait ürünü almasında hataya düşüp düşmeyeceği olduğu, bu konuda da davacının ilk tescilli markasından sonra bu amaca yönelik olarak davalı tarafça ayırtedici şekil, yazı ve rengin kullanılıp kullanılmadığı üzerinde durulmak gerektiği, davacı markasında palmiye ağacı, mavi deniz ve sağ tarafta hindistan cevizinin yarım ve çeyrek parçası arasında Bounty yazısı olduğu halde, davalı marka ürün ambalajında sol tarafta dağ resimlerinin sağlı ve sollu, üst ve alt tarafta palmiye ağaç ve dallarının, ortada ise belirgin bir şekilde büyük yazı ile bir satırda “4 & BOM” ve bu yazının alt ve üstünde yine bir kez daha “4 BOM 4” yazısı olduğu, bu hali ile ayırtediciliğin sağlandığı davacı ile davalı ürün ambalajlarında ortak olan yönün mavi renk, yeşil renkli palmiye ağacı olduğu halde davalının marka ürün ambalajında ayrıca dağ resmi ve davacı ambalajı ile hiç bir çağrışım yaratmayacak “4 & BOM” yazısının bulunduğu dikkate alındığında iltibasın bulunmadığı, bu tür ürünlerde ortak olarak kullanılan palmiye ağacının tüm dünyada bilinir bir uygulama olduğu dikkate alındığında tüketici açısından karışıklığa neden olacak şekilde benzer oldukları yönünde alınan bilirkişi raporlarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve mahkeme kararının gerekçesinde Dairemizin benzer olaya ilişkin 04.10.2005 tarih 10619/9171 sayılı kararından bahsedilerek daha önce alınan bilirkişi raporlarındaki mütalanın benimsenmeme nedeninin açıklanmış bulunmasına göre, davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 01,55 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Tacir (A), rakibi (B)'nin ürünlerini, gerçek dışı ve yanıltıcı beyanlarla kötülemektedir. Bu durumda (B)'nin açacağı haksız rekabet davasında zamanaşımı süreleri nasıldır?

A) Öğrenmeden itibaren 1 yıl, herhalde 3 yıl
B) Öğrenmeden itibaren 2 yıl, herhalde 10 yıl
C) Öğrenmeden itibaren 6 ay, herhalde 1 yıl
D) Öğrenmeden itibaren 5 yıl, herhalde 10 yıl
E) Zamanaşımı yoktur.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol