6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 62

Türk Ticaret Kanunu 62. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 62- (1) a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler, c) Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar, d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar. II - Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2024/2192 E., 2024/4092 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
karar sayılı ilamının kesinleştiği, davalının Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak Suçunu işlediği sabit olmadığından beraatine karar verildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'na muhalefet suçundan 25 gün hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, hükmün açıklanma
4. Hukuk Dairesi         2024/2192 E.  ,  2024/4092 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/28 E., 2023/312 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, davacıya ait cildiye muayenehanesinde sekreter olarak çalışırken 02.11.2013 tarihinde kendi isteği ile ayrıldığını, ancak, muayenehanede tutulan hastalara ilişkin kayıtların, hasta kişisel bilgi ve iletişim bilgilerinin bir kopyasını edinerek daha sonra çalışmaya başladığı aynı zamanda dermatoloji ürünleri de satılan dava dışı eczane ile paylaştığını, hastaların bu durumdan duydukları rahatsızlığı müvekkiline sık sık ilettiklerini, davalının, iş yerine ait hasta-hekim ilişkisi içerisinde gizli kalması gereken birtakım kişisel bilgileri ticari amaçla üçüncü kişilerle paylaşmasının davacıda ciddi rahatsızlığa sebebiyet verdiğini belirterek mesleki ve sosyal kişilik hakları haksız ve hukuka aykırı şekilde tecavüze uğrayan davacıya yönelen tecavüzün men'ine ve 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının iddialarını kanıtlayacak herhangi bir emareyi dosyaya ibraz edemediğini ve dava konusu hususlar hakkında kesinleşen bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 14.06.2016 tarihli, 2015/531 esas ve 2016/563 sayılı ilamı ile; davalının davacıya yönelik kişilik haklarına saldırı teşkil edecek herhangi bir eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 22.01.2020 tarihli, 2016/14215 esas ve 2020/20 karar sayılı ilamı ile; ''...Dosya kapsamından, dava konusu olaya ilişkin olarak davalı hakkında Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek ve Yaymak suçunu işlediği gerekçesiyle Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/751 esas sayılı dosyası ile kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda davalının beraatine karar verildiği, anılan kararın ise istinaf aşamasında olup henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK'nun 74. maddesi (818 sayılı BK'nın 53. maddesi) uyarınca hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de; hem öğretide hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı kabul edilmektedir. Dava konusu olayın özelliği nedeniyle Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/751 esas sayılı dosyasının sonuçlanıp kesinleşmesi beklenmeli ve ondan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek yazılı biçimde karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.'' şeklindeki gerekçe ile karar bozulmuştur. Mahkemenin 17.06.2021 tarihli, 2020/363 esas ve 2021/547 karar sayılı ilamı ile; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalının tüm dosya kapsamına göre davacının kişilik haklarını rencide edecek gizlilik ve sırlarını açığa çıkartacak herhangi bir eyleminin somut olarak ispatlanamadığı, Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/751 esas ve 2018/664 karar sayılı ilamının kesinleştiği, davalının Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak Suçunu işlediği sabit olmadığından beraatine karar verildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'na muhalefet suçundan 25 gün hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının mahkumiyet kararı olmadığı, kararın hukuk hakimini bağlamayacağı ve dava konusu olayda manevi tazminat şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 15.09.2022 tarihli, 2021/27198 esas ve 2022/10454 karar sayılı ilamı ile; ''...Dosya kapsamından, dava konusu olaya ilişkin olarak davalı hakkında Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek ve Yaymak suçunu işlediği gerekçesiyle Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/751 Esas sayılı dosyasında açılan dava sonucunda; her ne kadar davalının Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 136/1, 137/1-b, 43/2, 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiş ise de, hasta kayıtlarının davacı ... Saygın yönünden kişisel veri kabul edilemeyeceği, daha önceleri de kendi hastalarını davacının kardeşinin işlettiği dönemde aynı eczaneye yönlendirdiği, bu sebeple ilgili hasta kayıtlarının her ne kadar silindiği iddia edilmiş ise de varolan teknolojide bilgisayar ortamındaki hiç bir verinin kalıcı olarak silinmediği, istenildiği takdirde hard diskte yapılacak bir çalışma ile verilerin geri getirilebileceği bunun teknik olarak mümkün olduğu, 15/01/2018 tarihli bilirkişi raporu ile de mesaj atılan hastaların neredeyse yarısının davacının hastalarına ait olduğu, bu sebeple davalının eyleminin rekabet yasağına aykırılık kapsamında yalnızca TTK'nın 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesine muhalefet kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 2020/1343 esas ve 2020/1589 karar sayılı kararı ile sitinaf başvurusunun reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda; davalının dava konusu eylemi rekabet yasağına aykırılık kapsamında değerlendirilerek TTK'nın 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de; gerek ceza dosyası kapsamında gerekse eldeki dava dosyası kapsamında elde edilen deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının davacı doktora ait muayenehanede tutulan hastalara ilişkin kayıtları ile hasta kişisel bilgi ve iletişim bilgilerinin bir kopyasını edinerek daha sonra çalışmaya başladığı aynı zamanda dermatoloji ürünleri de satılan dava dışı eczane ile paylaşma eylemin haksız fiil niteliğinde olduğu anlaşıldığına göre davacı lehine uygun manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalının davacı doktora ait muayenehanede tutulan hasta kayıtlarını ve kişisel bilgilerin bir kopyasını edinerek daha sonra çalışmaya başladığı dermatoloji ürünleri satan eczane ile paylaştığı, buna ilişkin olarak ceza yargılaması yapıldığı, davalının Türk Ticaret Kanunu'na muhalefet suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kapsamda davalının eyleminin rekabet yasağına aykırılık kapsamında davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bir hekimin mesleki hayatının gizli ve özel alanına yapılan her türlü saldırının, onun mesleki kişilik haklarının ihlal edilmesi anlamını taşıdığını, işbu nedenle yerel mahkemenin kısmen kabul kararı bakımından belirlenen değerin düşük olup daha yüksek düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkeme kararının gerekçe içermediğini, tarafların sosyal ekonomik durumlarının irdelenmediğini, tazminat miktarının olayın meydana geldiği dönemin şartlarına göre değerlendirilmediğini, takdir edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalının sadakat ve sır saklama borcuna aykırılık teşkil eden eylemleri nedeniyle mesleki ve kişilik haklarına yönelen tecavüzün men'i ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ve 58 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı ve gerekçeli karar başlığına dava tarihi olarak 03.11.2014 tarihi yazılması gerekirken 11.06.2015 yazılmış olmasının maddi hatadan kaynaklandığı ve mahallinde düzeltilebileceği, bu nedenle bu hususun bozma nedeni yapılmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 02.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2021/27198 E., 2022/10454 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
duğu, 15/01/2018 tarihli bilirkişi raporu ile de mesaj atılan hastaların neredeyse yarısının davacının hastalarına ait olduğu, bu sebeple davalının eyleminin rekabet yasağına aykırılık kapsamında yalnızca TTK'nın 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesine muhalefet kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, tar
4. Hukuk Dairesi         2021/27198 E.  ,  2022/10454 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 17/06/2021 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Davacı vekili; davalının, davacıya ait cildiye muayenehanesinde sekreter olarak çalışırken 02/11/2013 tarihinde kendi isteği ile ayrıldığını, ancak, muayenehanede tutulan hastalara ilişkin kayıtların, hasta kişisel bilgi ve iletişim bilgilerinin bir kopyasını edinerek daha sonra çalışmaya başladığı aynı zamanda dermatoloji ürünleri de satılan dava dışı eczane ile paylaştığını, hastaların bu durumdan duydukları rahatsızlığı müvekkiline sık sık ilettiklerini, davalının, iş yerine ait hasta-hekim ilişkisi içerisinde gizli kalması gereken bir takım kişisel bilgileri ticari amaçla üçüncü kişilerle paylaşmasının davacıda ciddi rahatsızlığa sebebiyet verdiğini belirterek oluşan manevi zararın tazmini isteminde bulunmuştur. Davalı, iddiaların yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek herhangi bir eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu olaya ilişkin olarak davalı hakkında Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek ve Yaymak suçunu işlediği gerekçesiyle Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/751 Esas sayılı dosyasında açılan dava sonucunda; her ne kadar davalının Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak suçunu işlediği iddiasıyla TCK.nın 136/1, 137/1-b, 43/2, 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiş ise de, hasta kayıtlarının davacı ... Saygın yönünden kişisel veri kabul edilemeyeceği, daha önceleri de kendi hastalarını davacının kardeşinin işlettiği dönemde aynı eczaneye yönlendirdiği, bu sebeple ilgili hasta kayıtlarının her ne kadar silindiği iddia edilmiş ise de varolan teknolojide bilgisayar ortamındaki hiç bir verinin kalıcı olarak silinmediği, istenildiği takdirde hard diskte yapılacak bir çalışma ile verilerin geri getirilebileceği bunun teknik olarak mümkün olduğu, 15/01/2018 tarihli bilirkişi raporu ile de mesaj atılan hastaların neredeyse yarısının davacının hastalarına ait olduğu, bu sebeple davalının eyleminin rekabet yasağına aykırılık kapsamında yalnızca TTK'nın 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesine muhalefet kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi'nin 2020/1343 esas ve 2020/1589 karar sayılı kararı ile sitinaf başvurusunun reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda; davalının dava konusu eylemi rekabet yasağına aykırılık kapsamında değerlendirilerek TTK'nın 55/1-d maddesi delaletiyle TTK'nın 62/1-a maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de; gerek ceza dosyası kapsamında gerekse eldeki dava dosyası kapsamında elde edilen deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının davacı doktora ait muayenehanede tutulan hastalara ilişkin kayıtları ile hasta kişisel bilgi ve iletişim bilgilerinin bir kopyasını edinerek daha sonra çalışmaya başladığı aynı zamanda dermatoloji ürünleri de satılan dava dışı eczane ile paylaşma eylemin haksız fiil niteliğinde olduğu anlaşıldığına göre davacı lehine uygun manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 15/09/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2019/23111 E., 2019/10622 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
lenen dava zamanaşımı süresi dolduktan sonra düzenlenmesi nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek sanığın beraatine karar verilmesi..." gerekçesiyle, katılan vekili tarafından ise "...sanığın eyleminin 6102 sayılı TTK'nin 62. maddesinde düzenlenen "haksız rakabet" suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle temyiz edilmiştir.
19. Ceza Dairesi         2019/23111 E.  ,  2019/10622 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Beraat Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Suça konu eylemin basılmış eser yoluyla işlenmiş olduğu, bu nedenle 5187 sayılı Kanun'un 26. maddesinde günlük süreli yayınlar için 2 ay diğer basılmış eserler yönünden ise 4 ay olarak öngörülen dava açma süresi içinde açılmayan kamu davasının mahkemece düşürülmesi gerektiği yönünde tebliğnamede yer alan düşünceye, suça konu yayının 5651 sayılı Kanun kapsamında internet yoluyla yapılan bir yayın olması, dolayısıyla 5187 sayılı Kanun'da düzenlenen ve "dar anlamda basın suçu" niteliğinde bulunan "yeniden yayım" suçunun unsurlarını taşımaması gerekçesiyle iştirak edilmemiştir. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Suça konu edilen somut uyuşmazlıkta; sanığın sahibi, yetkilisi ve temsilcisi olduğunu kabul ettiği "www.amasyagazetesi.com" isimli İnternet haber sitesinde; 05.04.2012 tarihli "Balkon Faciası", 22.10.2012 tarihli "Besicilerin Son Umudu Kurban Bayramı" ve yine 22.10.2012 tarihli "Yeni Anayasada Darbelerin Önünü Tıkayan Düzenlemeler Yapılmalı" başlıklı haberlerin ve ekli fotoğrafların adı geçen İnternet sitesi üzerinden kullanıcıların erişimine sunulduğu tespit edilmiştir. Katılan ajansın hazırladığı 11.01.2013 havale tarihli suç duyurusunda, sanık tarafından üç değişik tarihte İnternet üzerinden yapılan bu haberlerin, katılanın sahibi olduğu "aa.com.tr" isimli İnternet sitesinde yer alan ve sadece abonelerin girebildiği şifreli bir sistem üzerinden yayınlanan; 04.04.2012 tarihli "Amasya'da balkon çöktü; 1 ölü 1 yaralı", 21.10.2012 tarihli "Besicilerin Son Umudu Kurban Bayramı" ve yine 20.10.2012 tarihli "AK Parti Amasya milletvekili Bostancı: Yeni Anayasada Darbelerin Önünü Tıkayan Düzenlemeler Yapılmalı" başlıklı haberlerin ve ekli fotoğrafların kelimesi kelimesine aynen iktibas etmek suretiyle elde edildiği iddia edilmektedir. Amasya Cumhuriyet Başsavcılığının 14.06.2013 tarihli iddianamesiyle, sanığın sahibi olduğu İnternet sitesinde, yukarıda yazılı olduğu üzere, müşteki kurumun hak sahibi olduğu haberlerin herhangi bir ücret ödenmeksizin ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması nedeniyle sanığın 5846 sayılı Kanun'un 71/3. maddesinde yazılı "manevi, mali ve bağlantılı haklara tecavüz suçu"nu işlediği gerekçesiyle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Mahkemece bozma öncesi verilen kararda, sanığın eyleminin 5187 sayılı Kanun'un 24/1. maddesi kapsamında girdiği gerekçesiyle mahkumiyet hükmü kurulmuş, ancak Dairemizin 12.07.2018 tarihli, 2016/9240 E. 2018/8573 K. sayılı (eylemin 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamında girmediği gerekçesiyle verilen) bozma ilamı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonucu Dairemizin bozma ilamına uyularak sanığın eyleminin "yeniden yayım" suçunu oluşturmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Bozma üzerine verilen hüküm, ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından "...iddianamenin, sanığın üzerine atılı suçun düzenlendiği 5187 sayılı Kanun'un 26. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı süresi dolduktan sonra düzenlenmesi nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek sanığın beraatine karar verilmesi..." gerekçesiyle, katılan vekili tarafından ise "...sanığın eyleminin 6102 sayılı TTK'nin 62. maddesinde düzenlenen "haksız rakabet" suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle temyiz edilmiştir. Sanığın, katılan ajansın üzerinde hak sahibi olduğunu iddia ettiği üç farklı gündelik haberi, İnternet gazetesinde halkın erişimine sunma yönündeki eyleminin İnternet ortamında gerçekleşmesi, 5651 sayılı Kanun'da buna yönelik bir suç tanımı yapılmamış olması, Dairemizin 12.07.2018 tarihli, 2016/9240 E. 2018/8573 K. sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere; eylemin 5187 sayılı Kanun'da yazılı "yayım" faaliyeti dışında kalması nedenleriyle 5187 sayılı Kanun'un 24. maddesinde tanımlanan "yeniden yayım" suçunu da oluşturmadığı, öte yandan suçun konusunu oluşturan gündelik haberlerden ibaret ajans yayınının 5846 sayılı Kanun'da tanımı yapılan "eser" mahiyetini de taşımaması, bilakis 5846 sayılı Kanun'un 36. maddesinde yazılı "gazete münderecatı" mahiyetinde bulunması nedenleriyle 71/3. madde kapsamında eser sahibinin mali veya manevi haklarına tecavüz suçunu da oluşturmayacağı, sonuç olarak sanığın eyleminin özel hukuk (tazminat) koruması kapsamı içinde olup olmadığının ise özel hukuk mahkemelerince takdir edileceği değerlendirilmiştir. Sanığın yukarıda açıklanan fiilinin atılı suçu oluşturup oluşturmadığı hususu, öncelikle haksız rekabet hükümleri, devamla 5846 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri irdelenerek değerlendirilecektir. Nihayet dava konusu fiille ihlal edildiği iddia edilen hakkın, sözü edilen normlardan hangisi kapsamında korunması gerektiği ortaya çıkarılacaktır. I-) Fiilin haksız rekabet suçuna ilişkin normlar kapsamında değerlendirilmesi: Haksız rekabet fiili; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un "I- Amaç ve ilke" başlıklı 54. maddesinde "...Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar..." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 55. maddesinde haksız fiil halleri, örnekler verilerek ve "benzeri davranışlar" gibi ifadelerle sayılmıştır. Haksız rekabet suçu ise; 6102 sayılı TTK'nin "I - Cezayı gerektiren fiiller" başlıklı 62. maddesinde; "(1) a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler, c) Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar, d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar." şeklinde tanımlanmıştır. Kanun'un 62. maddesinin gerekçesinde; maddenin (1) a) bendinde 55. maddede belirtilen haksız rekabet eylemlerine aykırı davranışların cezalandırılmak istendiği, ancak cezaların kanuniliği ilkesi göz önüne alınarak bu durumun sadece Kanun'da "özellikle" kısmından sonra gelen ve sadece Kanun'da sayılan durumlarda uygulanabileceği, genişletilmemesi gerektiği ifadelerine yer verilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un, temyiz konu kamu davasındaki somut uyuşmazlığı ilgilendiren, "II - Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55/(1),c) maddesi; "(1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak." Hükümlerini amirdir. Bu itibarla 6102 sayılı Kanun'un 55/(1),c,3. numaralı maddesinde unsurları yazılı "haksız rekabet" fiiline aykırı davranmakla Kanun'un 62. maddesinde düzenlenen suçun maddi (hareket) unsuru; - Başkasına ait ve "pazarlanmaya hazır bir çalışma ürünü" bulunması ve - Haksız rekabeti işlediği iddia edilen kişinin, bu çalışma ürününü, kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın, "teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp ondan yararlanması"dır. Hal böyleyken, yukarıda unsurları yazılı haksız rekabet suçunun oluşması için; 6102 sayılı Kanun'un 55. maddesinde yazılı haksız rekabet hallerinden "özellikle" ifadesinden sonra gelen seçimlik fiillerin, TCK'nin 2. maddesine uygun biçimde açıkça sayılmış olması ve tipik olarak sayılan bu fiillerin sanık tarafından işlenmiş olması da zorunludur. Ezcümle belirtilen unsurların oluşması durumunda fiilin haksız rekabet suçunu oluşturabileceği düşünülebilir. II-) Fiilin 5846 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun "6. Gazete münderecatı:" başlıklı 36. maddesi; "Basın Kanununun 15'inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere mütaallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icabeder." (5680 sayılı (mülga) Basın Kanunu'nun 15. maddesi; "...Bir mevkutenin hususi fedakarlık ihtiyariyle elde edip yayınladığı haber yazı ve resimler mevkute sahibinden müsaade alınmadıkça neşirlerinden 24 saat geçmeden başka mevkuteler tarafından yayınlanamaz. Hususi fedakârlık ihtiyariyle elde edilen yazı ve resimler için mevkute sahibinden izin almak mecburidir. Mevkute sahibi, mesul müdür ve yazı sahibi haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaz.) Hükümlerini amirdir. Buna göre; gazete münderecatını, "günlük havadis ve haberler" ile "içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere mütaallik makale ve fıkralar" şeklinde iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Temyize konu somut uyuşmazlıkta, ajans haberinin kısaca "gazete münderecatı" olarak kabul edileceği, mahiyeti itibariyle de günlük havadis ve haberler kapsamında kaldığı tartışmasızdır. Kanun koyucu gazete münderecatına ilişkin olarak "kaynak gösterme zorunluluğuna aykırı davranmak" şeklinde nitelendirilebilecek eylemi suç olarak tanımlamamış, ancak 5846 sayılı Kanun'un 67. maddesinde, özel hukuka ilişkin tecavüzün kaldırılması davası açma nedenlerinden biri olarak düzenlemiştir. III-) Dava konusu fiille ihlal edildiği iddia edilen hakkın, irdelenen normlardan hangisi kapsamında korunması gerektiğine gelince; Uyuşmazlık konusunu oluşturan haberlerin, sahibinin hususiyetini taşımayan ve halkın bilgisine sunulabilecek nitelikte günlük havadis veya haber mahiyetinde olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla sözü edilen ajans haberinin 5846 sayılı Kanun kapsamında "eser" niteliğinde bulunmayıp; özel olarak düzenlenen "gazete münderecatı" niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen vasıfta bir emek ürününün, haksız rekabet hükümlerine göre mi yoksa 5846 sayılı Kanun'a göre mi korunacağı belirlenmelidir. Basın faaliyetinin, Anayasamız ve uluslararası sözleşmeler ile hem halkın haber alma hakkını hem de demokratik topluma ulaşma amacını güvence altına alan nitelikleri bulunmaktadır. Diğer taraftan bireyin manevi varlığının gelişmesi, eserlere erişmesi ve böylelikle bilgi toplumuna ulaşılması amacını gerçekleştirmeyi de gözeten 5846 sayılı Kanun, basın faaliyetine özel bir önem vererek 36 ve 37. maddelerinde gazete münderecatı ve haber içeriklerinin (kural olarak) serbestçe iktibas edilebileceği ilkesini benimsemiştir. 6102 sayılı TTK'nin haksız rekabete ilişkin kuralları ise ticari işletmelerin ve şirketlerin faaliyetlerini yürüttükleri sırada karşılaşabilecekleri dürüstlük kurallarına aykırı davranışlara ilişkin normlar getirmiştir. Bu bağlamda TTK'nin 55/1,c,3 maddesinde iş - çalışma ürünleri de haksız rekabet suçuna ilişkin koruma kapsamına alınmıştır. Söz edilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, gazete münderecatı niteliğindeki ajans haberlerinin, ticari niteliğinden ziyade yoğun bir emek ve çaba içeren ürünler olması sebebiyle TTK'nin kabul ettiği "iş - çalışma ürünü" niteliği dışında boyutları da bulunmaktadır. Bu itibarla gazete münderecatı niteliğindeki ajans haberlerinin İnternet ortamında erişime sunulması eyleminin, TTK'nin haksız rekabet suçu hükümlerine göre korunamayacağı ortaya çıkmaktadır. Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde dava konusu ajans haberinin, kaynak göstermeksizin iktibas edilerek erişime sunulması eyleminin, genel kanun (lex generali) niteliğinde olan TTK'nin "haksız rekabet suçu"na dair koruma hükümleri çerçevesinde değil; özel kanun (lex specialis) niteliğinde olan 5846 sayılı Kanun'un 36. maddesinde tanımlanan "gazete münderecatı" olarak kabul edilerek korunması gerektiği anlaşılmaktadır. Öte yandan anılan ajans haberlerinin özel kanun niteliğinde olan 5846 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde korunmasının, belirtilen haber alma hakkı ile bilgi toplumuna ve demokratik topluma ulaşma amaçlarına hizmet edeceği de kuşkusuzdur. Bu bağlamda "kaynak gösterme zorunluluğuna aykırı davranmak" şeklinde nitelendirilen eylemin, 5846 sayılı Kanun'un 67. maddesinde düzenlenen bir "tecavüzün (ref'i) kaldırılması" davası sebebi olarak özel hukuk koruması kapsamına alınmış olup aynı Kanun'da ayrıca bir suç olarak tanımlanmamış olması sebebiyle, Eyleme ve yükletilen suça yönelik O Yer Cumhuriyet savcısı ile katılan vekilinin temyiz nedenleri yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülmediğinden, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 08.07.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/601 E., 2024/8573 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54, 55 ve 62 nci maddeleri, 396 ncı maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2024/601 E.  ,  2024/8573 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1599 Esas, 2023/1868 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Fatsa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/246 E., 2022/310 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil şirketin 2009 yılından bu yana Fatsa'da Bentonit kilinin işlenerek kedi kumu üretilmesi konusunda faaliyet gösteren lider firmalardan biri olduğunu, davalı ...'in müvekkil şirkette mesul müdür olarak görevlendirildiğini, davalının genel müdür olarak çalıştığı dönemde, eşi ... adına davalı şirketi 04.06.2018 tarihinde tescil ettirdiğini, müvekkil şirketin üretmiş olduğu kedi kumu için palete ve ürünlerinin nakliyesine ihtiyaç duyduğunu, davalı ...'in müvekkil şirketin hizmetinde ticari vekil olarak çalışmakta iken halen müdürü olduğu davalı şirket firması üzerinden müvekkili şirkete sürekli ihtiyacı olan palet ürünü satarak rekabet yasağına aykırı hakeret ettiği ve müvekkili şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek şimdilik 3,00 TL zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, davalıların malvarlıkları ve üçüncü kişilerden olan hak ve alacaklarının devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve müvekkilinin mağduriyetinin önlenmesi için 50.000,00 TL'den az olmamak üzere ön ödemeye hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazında bulunarak, müvekkili ...'in davacı firmada 15.10.2008 tarihi itibariyle fabrika müdürü olarak göreve başladığını, davacı şirkette çalıştığı süre boyunca görev ve sorumluluk ile yetki alanının davacı şirketin üretimini gerçekleştirdiğini ürünlerin üretim aşaması ile sınırlı olup tamamen ara yönetici pozisyonunda olup hiçbir zaman temsil ve tasarrufi muamemelerde bulunma yetkisinin söz konusu olmadığını, müvekkili ...'in davacı şirkette hiçbir zaman genel müdür sıfatını ve imza yetkisini haiz olmadığını, şirketin genel müdürlüğünün şirketin ortağı ve imza yetkisine haiz ... olduğunu, davacının müvekkili şirket ile gerçekleştirdiği tüm alım satım işlemleri ve ödemelerin müvekkili şirketin kurucusu ve müdürler kurulu başkanı ... ile davacı şirketin imza yetkilisi ve genel müdürü ... arasında gerçekleştiğini, ayrıca dava konusu edilen alım satım işlemlerinin davacı şirketin zararına sebebiyet vermediği gibi kar elde etmesini sağladığını, zarar oluşturduğu iddia edilen tüm alım satım işlemlerinin piyasa rayiç bedellerinden yapıldığını ve hatta davacı şirketin aynı dönemde aynı ürüne yönelik diğer firmalardan yaptığı satın alma rayiç bedellerinden daha ucuza yapıldığını, müvekkili ...'ın ticari temsilci sıfatı veya ticari vekil sıfatı bulunmadığını, müvekkilinin eşinin kurusucu olduğu müvekkil şirkete müdür olmasının rekabet yasağını hilal etmediği gibi bu durumdan davacı şirketin münferit imza yetkilisi ve genel müdür sıfatına haiz ...'ün haberi ve rızası bulunduğunu, müvekkilinin, müvekili şirketin ticari faaliyet ve işlemlerine katılmadığını, tüm faaliyetlerin eşi ... tarafından icra edildiğini, şirkete sadece aile şirketi olması hasebi ile ortak olduğunu, hiçbir ticari iş ve faaliyetlerini yürütmediğini savunarak ön ödeme talebi ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalı ...'ın davacı şirkette tacir yardımcısı olarak görev aldığı dönem 2018 yılında davalı şirketi münferiden temsile yetkili müdür olarak atandığı, davalı ..., davacı şirkette görevi devam ederken her ne kadar davalı şirketin yetkili müdürü olarak atanmış ise de davacı ve davalı şirketlerin faaliyet alanlarının farklı olduğu, finansal tespitlerde davacı şirketin haksız rekabet ve/veya rekabet yasağı ihlali sonucu oluşabilecek bir zarara uğramadığı, davalı ...'ın diğer sermaye şirketinde temsile yetkili müdür sıfatıyla görev almasının tek başına rekabet yasağına aykırılık teşkil etmeyeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, haksız rekabetten kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54, 55 ve 62 nci maddeleri, 396 ncı maddesi. 3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 553 üncü maddesi. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 03.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/7828 E., 2022/3644 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2020/7828 E.  ,  2022/3644 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21.02.2019 tarih ve 2017/316 E- 2019/55 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2019/525 E- 2020/892 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin ileri güzellik ve gençlik uygulamaları sunmak üzere 1993 yılında Ankara’da kurulduğunu, davacı şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığını yapmış bulunan Dr. ...’in 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” markasını müvekkiline devrettiğini, müvekkiline ait bu markanın 38 ve 41. sınıflarda, davalıya ait 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” markasının ise 09, 16 ve 35. sınıflarda tescilli olduğunu, davalı markasının “televizyon programlarında” kullanılmasına rağmen 38 ve 41. sınıflardaki hizmetlerin davalı markasının kapsamında bulunmadığını, davacı markasının koruma kapsamında yer aldığını, hatta davalının bu hizmetler için tescil talebinin, müvekkilinin itirazları üzerine ilgili hizmetler yönünden kısmen reddedildiğini, davalının daha önce müvekkiline ait 2013/67900 sayılı markanın hükümsüzlüğü talebiyle açtığı davanın, Ankara 4. FSHHM tarafından reddedildiğini, bu karara karşı yaptıkları istinaf başvurularının da esastan reddedildiğini, davalının eylemlerinin 6769 sayılı SMK’nın 29. maddesi kapsamında müvekkiline ait 2013/67900 sayılı ve “Güzel Hayat + Şekil” markasına tecavüz ve TTK 54-63. maddeleri kapsamında ise haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerekşimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, marka hakkına yapılan tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tarafların markalarının öne çıkan unsurlarının birbirinden farklı bulunduğunu, davacı markasının “Güzel Hayat+Şekil” den oluştuğunu,davalı markasının “Güzel Hayat” ibaresinden oluştuğunu, davacının markasını karakterize eden unsurun kalp şekli olduğunu, davacı markasını davacının müvekkili ile program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığını, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerinin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiğini, bu durumun ise açıkça mevcut kullanıma davacının herhangi bir itirazının ve tecavüz iddiasının olmadığını gösterdiğini, “güzel hayat” isminin insanlığın ortak girişimi sonucu ortaya çıktığını ve jenerik bir hal aldığını, İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E., 2014/214 K. sayılı kararında da açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiğini, davacının da program ismini “Dr. ...’le Güzel Hayat+Şekil” olarak kullandığını, taraflar arasında daha önce görülen Ankara 4. FSHHM’nce 05.10.2016 tarihinde verilen 2015/222 E., 2016/279 K. sayılı kararın, derdest dava bakımından kesin delil teşkil etmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının "Güzel HAYAT", "HAFTA SONU Güzel Hayat", "hafta sonu GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT", "GÜZEL HAYAT" şeklindeki kullanımlarının, davacı adına 2013/67900 sayı ile 38 ve 41. sınıflarda tescilli bulunan markasından doğan haklara tecavüz teşkil ettiği, davalının kullanım süresi boyunca elde ettiği brüt kazancın 3,25 katı zarar ettiğinden ve dolayısıyla davalı tarafın net bir kazanç elde etmemiş olduğundan, BK 50/2. maddesi uyarınca 3.000,00 TL maddi tazminata hükmedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" ibareli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 3.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tarafların kullandıkları markaların asıl unsurlarının "Güzel Hayat" ibaresinden oluştuğu, her ne kadar davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli tescilli markası bulunmakta ise de davalı markasının tescilli olduğu emtialar arasında, 41. sınıftaki "Eğitim ve öğretim hizmetlerinin" veya "Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetlerinin" bulunmadığı, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli marka tescilinin kapsamında ise anılan hizmetlerin bulunduğu, hatta davalının 2013/100008 sayılı “Güzel Hayat” ibareli marka tescil başvurusunun, davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası gerekçe gösterilerek, 556 sayılı KHK.'nın 7/1-b maddesi uyarınca reddedildiği ve bu konudaki YİDK kararının iptali için açılan davanın da Ankara 2. FSHHM.'nce reddedilip, verilen kararın Yargıtay 11. HD.'nin 06.01.2020 tarih ve 2019/1860 E.- 2020/17 K. sayılı ilam ile onandığı, davalının dava konusu markayı ise anılan hizmetlerde kullandığı, dolayısıyla davalının adına tescil ettirdiği markasını, tescil edilen mal ve hizmetlerde kullanmadığı, kaldı ki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Önceki tarihli hakların etkisi” başlıklı 155. maddesi hükmü dikkate alındığında, 2013/100008 sayılı davalı markasının, işbu davada savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği ve marka hakkına tecavüz fiilini ortadan kaldıramayacağı, Ankara 4. FSHHM.'nin 2015/222 E. 2016/279 K. sayılı kararı ile işbu davada davalı NTV A.Ş.'nin, davacı Mega Medikal Ltd. Şti.'ye karşı ileri sürebileceği bir telif hakkının veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkının veya isim hakkının olmadığının tespit edilmiş bulunduğu, anılan hükme karşı NTV A.Ş.'nin istinaf isteminin, Dairenin 01.02.2017 gün ve 2017/69 E.-71 K. sayılı ilamı ile reddedildiği ve kararın Yargıtay 11. HD.'nin 01.11.2017 gün ve 2017/1397 E.-5986 K. sayılı ilamı ile onandığı, her ne kadar davalı vekilince İstanbul 1. FSHHM 2014/61 E.- 2014/214 K. sayılı kararında açıkça her iki tarafın da "güzel hayat" markasını kullanabileceğinden bahsedildiği savunulmuşsa da, anılan kararın tarafların markalarını tescil süreçlerinden çok önce verildiği ve esasen davacı ve davalı taraf programlarının hazırlanışı, sunuş biçimi, anlatım dili ve konulara yaklaşım şekli itibariyle formatlarının birbirinden farklı olmasına ve FSEK.'nın 83/3. maddesi uyarınca ayırt edici vasfı bulunmayan program adları hakkında anılan maddenin ve haksız rekabet hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçelerine dayandığı, dolayısıyla işbu davada delil teşkil etmeyeceği, anılan tüm bu yargı kararları ile işbu davada yapılan yargılamadan, davalının 05.07.2004 tarihinde "Güzel Hayat" isimli bir televizyon programının yayımına başladığı ve bu programın 2004 yılı içinde bir müddet devam ettiği anlaşılmakla birlikte, söz konusu kullanımın 2004 yılından sonra da devam ettiğine dair herhangi bir delilin sunulmadığı, daha sonraki ilk kullanımı 03.11.2013 tarihinde gerçekleşen davalının, bu kullanımlarına dayanarak davacıya karşı ileri sürebileceği bir hakkının bulunmadığı, yine davalı vekilince davacı ile müvekkilinin program görüşmesi yaptığı sırada, kanallarında "Güzel Hayat" programının yayımlandığı, davacının müvekkilinin yayımladığı programın sponsorluk sözleşmesi veya diğer sözleşmelerin süresi dolmadan kendi teklif ettiği programın yayımının olmayacağını kabul ettiği savunulmuşsa da, anılan maillerin incelenmesinden ve özellikle 04.08.2017 tarihli mail ile davalı taraf yetkilisince davacı yetkilisi ...'e 13 bölüm için 195.000,00+KDV teklif edilmesinden, davalının savunduğunun tam tersine, davalının dava konusu program üzerinde hak sahibinin davacı olduğunu kabul ettiği anlamının çıktığı, sonuçta mahkemece davacının 2013/67900 sayılı “Güzel Hayat + Şekil” ibareli markası ile davalının “Güzel Hayat” ibaresini kullanımı arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun ve davalının bu kullanım biçiminin davacının markasından kaynaklanan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin kabul edilmesinde bir isabetsizliğin olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davacı vekilinin maddi tazminat talebi yönünden, somut uyuşmazlıkta her ne kadar dava 12.09.2017 tarihinde açılmışsa da davalının tecavüz eyleminin 2013-2017 yılları arasında devam ettiğinden, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 10.01.2017 tarihinden önceki dönem için 556 sayılı KHK.'nın 66/3. maddesi uyarınca markanın ekonomik önemi de nazara alınarak bir hesaplama yapılması gerektiği, bu ölçüler nazara alınarak, mahkemece görüşüne başvurulan 13.06.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda yapılan hesaplamalardan hareketle zarar miktarının tam olarak tespitinin mümkün olmadığının belirtildiği ancak davalının anılan dönemde yapılan giderler de nazara alındığında, net kazancının TBK.'nın 50/2. maddesi uyarınca 10.000,00 TL olabileceğinin kabul edilmesi karşısında davacının maddi tazminat talebinin 10.000,00 TL üzerinden kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının bu yöndeki istinaf talebinin esastan kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile, davacı adına tescilli 2013/67900 sayılı "Güzel Hayat" markasının davalı tarafından televizyon programı yayın hizmeti olarak kullanılmasının, davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref'ine, davalı tarafça yayınlanan "Güzel Hayat" isimli programın yayınının durdurulmasına, tanıtım, yayın akışı ve afişlerden "Güzel Hayat" marka ibaresinin kaldırılmasına, davalı tarafa ait "www.ntv.com.tr" isimli web sitesinde yer alan "Güzel Hayat" marka ibaresini içerir tüm görsellerin internet sitesi içeriğinden çıkarılmasına, 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, masrafı davalıya ait olmak üzere kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına karar verilmiştir. Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 54,40 TL harcın temyiz eden davalıya iadesine,09/05/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.