6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 620

Türk Ticaret Kanunu 620. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 620- (1) Kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararları, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınır. 2. Önemli kararlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

25 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/2015 E., 2024/4855 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bileceği bir durum da söz konusu olmadığını, mahkemenin kamu yararına ilişkin gerekçesinin yok hükmünde olduğunu, pay devrinin pay ve paydaşların ¾’ünün olumlu oyunu arayan sözleşme hükmüne uyulmasının şirketi işlemez hale getirmeyeceğini, TTK'nın 620. maddesine göre şirket ana sözleşmesiyle olağan karaların dahi oybirliğine bağlanmasına engel bir hal bulunmadığını, TTK'nın 589.
11. Hukuk Dairesi         2023/2015 E.  ,  2024/4855 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1040 Esas, 2022/1967 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/336 E., 2021/133 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının yoklukla butlanla malul olduğunun tespiti, iptali, müdürler kurulu kararının butlanının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 1- müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 12.07.2016 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, müvekkilinin 29.08.2012 tarihinde ortaklar genel kurulu kararıyla 10 yıl süreyle ... ile birlikte şirket müdürlüğüne seçildiklerini, genel kurul toplantısının 16.06.2016 tarihli müdürler kurulu kararıyla yapıldığını, müvekkilinin müdürler kurulu toplantısına çağrılmadan yokluğunda yokluğunda genel kurul toplantısına çağrı kararı alındığını, 2- genel kurul toplantısında alınan 3 no.lu karar ile; şirket ana sözleşmesinin "Payların Devri" kenar başlıklı 15 inci maddesinin değiştirilmesine ilişkin kararın karar nisabı yokluğundan geçersiz olduğunu, şirketin pay devri için özel ve çifte çoğunluklu ağırlaştırılmış nisap arandığından bu ana sözleşmenin değiştirilmesi konusunda alınacak kararlarda da aynı nisaba tabi olduğunu, 3- 4 no.lu karar ile; şirket ortağı ...'a ait % 2 hissenin noterde düzenlenen limited şirket pay devir sözleşmesi ile ...'a devrine onay verilmesine ilişkin kararda sözleşmenin 15 inci maddesine ilişkin değişiklik henüz tescil edilmeden ağırlaştırılmış nisap aranmayacağına ve çoğunlukla karar verilmesinin yanlış olduğunu, 4- 5 no.lu karar ile; mevcut şirket müdürlerinin azli ile ..., ... ve ...'ın şirket müdürü olarak atanmalarına, şirket müdürler kurulunun bu şekilde oluşturulmasına ve şirket müdürlerinden herhangi ikisinin atacağı çift imza ile şirketi temsil ve ilzam etmelerine, önceki imza sirkülerinin iptal edilerek bu karar çerçevesinde yeni imza sirküleri çıkartılmasına, şirket müdürlerinden ...'a aylık 40.000,00 TL ve diğer müdürlere aylık 10.000,00 TL net ücret ödenmesine karar verildiğini, müvekkile sürelere uyulmadan çağrı yapıldığını, müvekkilinin söz konusu kararlara muhalif kalarak muhalefetini şerh ettirdiğini belirterek genel kurul da alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, müdürler kurulu toplantısında alınan 1 no.lu kararın butlanla tespitine karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi 11.05.2018 tarih, 2016/1286 E. ve 2018/640 K sayılı kararıyla davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmiş, İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2020 tarih, 2018/1689 E. ve 2020/604 K. sayılı kararı ile mahkemece gerekçeye yer verilmediği gerekçesi ile dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 1- Davaya konu 12.07.2016 tarihli genel kurul kararından önce yönetim kurulu üyelerinden ...'un 29.08.2012 tarihli müdürler kurulu kararı ile müdürler kurulu başkanlığına seçildiği, dava konusu son genel kurul toplantısının da müdürler kurulu başkanı ...'un davet ve çağrısı ile toplandığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 624 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında açık bir şekilde genel kurul tarafından seçilen müdürler kurulu başkanının genel kurulu toplantıya çağırabileceği ve bununla yetkili ve görevli olduğunun belirtildiği, bu nedenle çağrının usul ve yasaya uygun olarak yapıldığının kabulü gerektiği, 2-3- İşbu kabule göre davacının davaya konu genel kurul kararı ile büyük ortak ...'ı % 2 hissesini dava dışı ...'a devri sırasında hissedar ve hisse adedi çoğunluğunun gerektiği ve buna uyulmadığı yönündeki iddiası hususunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 2 nci maddesi hükmü ve yeni TTK ve bu kanunun uygulanmasını gösterir kanun hükümleri ve ana sözleşmesi yönünden değerlendirme yapıldığında; davacı ...'a 29.08.2012 tarihli genel kurul kararı ile aynı büyük ortak ...'un % 2 payını aynı hisse adedi ve oranı uygulanmak suretiyle devir işlemleri gerçekleştirildiği, davacı bu devir oylamasında olumlu oy kullandığı, davacının ortak sıfatıyla işbu davaya konu genel kurul kararının iptalini dava etme hakkı var ise de davacının aynı nisablarla ve aynı oranda aynı büyük ortaktan pay devrini kendisi lehine alıp kabul etmişken bu defa aynı şartlarla davaya konu genel kurul kararı ile diğer ortağa payın devrindeki usulsüzlükten bahsederek dava konusu yapılmasının anılan madde hükmüne aykırılık teşkil edeceği, bu hükmün re'sen mahkemece nazara alınması gerektiği, davacının davasının anılan hüküm karşısında dinlenebilir olmadığı, ana sözleşmede, payın devri ile ilgili olarak pay ve paydaş çoğunluğu aranmakta ise de, 3 kişilik şirketlerde ağırlaştırılmış nisabın uygulanması şirketi işlemez hale getireceği, şirket anasözleşmesi yönünden sözleşmeye müdahale edilerek pay paydaş çoğunluğunun bu olayda birlikte aranmasında kamu yararının bulunmadığı yönünde kanaat oluştuğu için davacının bu yöndeki iddiasının bu gerekçeyle de yerinde bulunmadığı, kaldı ki, 6102 sayılı Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 22 nci maddesi çerçevesinde inceleme yapıldığında; esas sözleşme ile ilgili limited şirketler yönünden şirket sözleşmesi ile ilgili olarak kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 ay içerisinde Yeni TTK'da uyumlu hale getirilmesi gerektiği, bu süre içerisinde gerekli değişiklikler yapılmaz ise, şirket sözleşmesindeki düzenlemeler yerine TTK'nın ilgili hükümleri uygulanacağı, şirket sözleşmesinin yeni TTK'ya uyumlu hale getirildiğine dair bir genel kurul kararının bulunmadığı, bu durumda artık nisaplar yönünden yeni TTK'nın uygulama alanı somut olay yönünden doğduğu, 3 kişilik bu şirkette ağırlaştırılmış oy nisabının uygulanamayacağı, davaya konu genel kurulda da çoğunlukla karar alınmış olduğundan, bu yön itibari ile de davacının davalısının dinlenebilir olmadığı, bilirkişi raporunda uygulama kanununun 26 ncı maddesinden yola çıkılmış ise de, 26 ncı maddede de öngörülen 6 aylık süre içerisinde eski kanunun uygulanacağına dair ayrıca bir karar alınmadığına göre yine oy nisabları yönünden yeni kanun uygulanacağı, yeni kanunda da asıl olan çoğunlukla karar alınması olduğu, her halükarda yeni kanun döneminde alınan davaya konu karar yönünden ağırlaştırılmış nisabın uygulanması da söz konusu olmadığı, genel kurul kararının iptalini gerektirir veya yok hükmünde sayılmasını gerektirir kanuna ve sözleşmeye aykırı bir hüküme rastlanmadığı, 4- Müdürler kurulu başkanının seçimi ve görevden alınmaları yetkisinin 6102 sayılı Kanunun 616 ncı maddesinde göre limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkilerinden olup, yasanın işbu husustaki emredici hükmüne aykırı olarak davalı şirket müdürler kurulunun 12.07.2016 tarihli toplantısının 1 no.lu kararı ile, genel kurul kararı ile müdür olarak seçilen ...'un müdürler kurulu başkanlığına ... ile ...'ın ise müdürler kurulu üyeliğine seçilmesine dair kararı yok hükmünde olduğu gerekçesiyle, davalı şirketin 12.07.2016 tarihli müdürler kurulu toplantısında alınan başmüdür seçimine dair 1 nolu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine, davacının davalı şirketin 12.07.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda alınan kararların yoklukla veya butlanla malul olduğunun tespiti ve iptaline karar verilmesi talebi ile sair taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; limited şirketler için geçerli olan müdürler kurulu yerine anonim şirketler için kullanılan yönetim kurulu ibarelerine yer verildiğini, istinaf kararınında belirtilen hususlarda karar verilmediğini, ...'un 5.800 adet hissesinin azil yönünde oy kullandığını oysa ki ...'un kendi azli için oy hakkından yoksun olduğunu, aynı yekilde müdürlere verilecek ücretlerin tespitinde de kişinin kendi menfaati ile şirketin menfaati arasında bir çatışma olduğunda, şirketin lehine oy kullanmayacağı düşüncesinden hareketle, müdür olarak seçilen ... ve ...'un müdürlere verilecek ücretin belirlenmesi yönünden de oy hakkının olmadığını, karşı tarafın 27.10.2020 tarihinde mahkemeye sunduğu delil ve beyan içeren dilekçesinin 31 inci sayfasına bakıldığında, (şu anki müdür) ..., 08.09.2014 tarihli ortaklar kurulunda tutanağa eklettiği muhalefet şerhinde; kendi çıkarına olmadığını düşündüğü bir durumda bu yönde beyanda bulunduğunu, azil kararı yönünden 12.07.2016 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 5 no.lu kararda gündeme bağlılık ilkesine uyulmadığını, gündemde azil maddesinin bulunmadığı gibi haklı bir sebep de gösterilmediğini, genel kurul toplantı çağrısını ...'un müdürler kurulu başkanı olarak yaptığını, bu kişi 29.08.2012 tarihli ortaklar kurulu kararıyla müdürler kurulu başkanı seçildiğini, 30.05.2016 tarihinde başka bir genel kurul yapıldığını, genel kurulda 4 kişilik yeni bir müdürler kurulu oluşturulduğunu, eski imza yetki ve sirküleri iptal edildiğini, tutanakta müştereken kelimesi geçtiği için artık önceden ihdas edilen başkan müdür unvanının ortadan kalktığını, yani karşı tarafın iddiasının aksine, şirkette bir başkan müdür olmadığına göre dava ettikleri toplantı çağrısını tek başına yapmaya kimsenin hakkı bulunmadığını, usulüne uygun olarak toplanan müdürler kurulu toplantısı olmaksızın yapılan çağrının hukuka uygun olmadığı, çağrıyı tek başına yapan müdürün başkan olmadığı, müvekkilinin genel kurulun bu şekilde toplanmasına rızasının olmadığını açıkça bildirdiği için TTK'nın 426 ncı maddesindeki çağrısız genel kurula ilişkin şartların yerine getirilmediğini, TTK'nın 624/2 nci maddesinde başkan müdürü genel kurul toplantısı yapılması konusunda gündem belirleme ve toplantı yapma kararı alma hususunda tek başına yetki tanınmamış, tersine, TTK 624/3’de belirtildiği gibi müdürler kurulu toplantısında gündemin belirlenerek genel kurul toplantısı yapılmasına ilişkin karar alındıktan sonra, sadece bu husustaki açıklamaları ve ilanları başkan müdürün yapabileceğine ilişkin yetki düzenlendiğini, müvekkiline yapılan çağrı sürelerine uyulmadığını, müvekkiline yapılan tebliğ genel kurul toplantısından on üç gün öncesine denk geldiğini, mahkeme pay devrine ilişkin genel kurul kararına karşı dava açılmasını MK 2 maddesine aykırı görmüş ise de bu hususun her şeyden önce ortaklar arasındaki ilişkiyi ilgilendirdiğini, karara karşı ... tarafından herhangi bir dava açılmadığını, bu devre onay verildiğini, genel kurul kararı kesinleştiğini, müvekkili gerçekten kötü niyetli olsaydı, çıkma davası açarak, şirkete zarar vermeye çalışan ...’un şirkete geri dönmesine izin vermeyeceğini, hâkimin sözleşmeye müdahalesi, TBK 138’de düzenlenmiş olup; “Aşırı ifa güçlüğü” kenar başlığını taşıdığını, oysa ihtilaf konusu olayda bu şartların hiçbiri olmadığı gibi, hâkimin sözleşmeye müdahale edebileceği bir durum da söz konusu olmadığını, mahkemenin kamu yararına ilişkin gerekçesinin yok hükmünde olduğunu, pay devrinin pay ve paydaşların ¾’ünün olumlu oyunu arayan sözleşme hükmüne uyulmasının şirketi işlemez hale getirmeyeceğini, TTK'nın 620. maddesine göre şirket ana sözleşmesiyle olağan karaların dahi oybirliğine bağlanmasına engel bir hal bulunmadığını, TTK'nın 589. maddesine göre aksi şirket sözleşmesinde öngörülmediği takdirde, şirket sözleşmesinin esas sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebileceği öngörüldüğünü, kanunda belirtilen bu nisap asgari zorunlu yasal nisap olduğuna göre, “aksinin şirket sözleşmesinde öngörülmesi” nin tek anlamı, sözleşme değişikliği kararlarının daha ağır nisaplara tabi olduğunun şirket sözleşmesinde kararlaştırılabileceğini, dolayısıyla, ister 3 ortaklı isterse 10 ortaklı olsun, limited şirket ortaklarının, şirket sözleşmesinde, ekseriyet yerine daha yüksek nisapla karar alınabileceğini öngörmeleri, hatta oybirliği ile kararların alınabileceğini kabul etmelerini engelleyen hiçbir hüküm bulunmadığını, karşı tarafın da çelişkili davranma yasağına aykırı hareket ettiğini, mahkemenin 6103 sayılı Kanunu uyuşmazlıkla ilişkilendirmesi bakımından; limited şirketlerin sözleşmelerini 18 ay içinde uyumlu hale getirmesinin zorunlu olması ve bu süre içinde uyumlu hale getirilmediği takdirde, sözleşme hükmü yerine TTK hükümlerinin uygulanması, ancak ve ancak TTK’nun sözleşmedeki hükmün konulamayacağını öngörmesi hali için geçerli olduğunu, oysa TTK 620 nci uyarınca, sözleşmede, daha ağır bir nisap öngörülmesi hatta tüm kararların oybirliğine bağlanması dahi mümkündür olduğunu, yürürlük maddesi 22 hükmü, eTK zamanında kaleme alınmış fakat yeni TK’daki emredici düzenlemelere aykırılık taşıyan şirket sözleşmesi hükümleri bakımından uygulanma kabiliyetini haiz bulunduğunu, uyuşmazlığa konu şirket sözleşmesinin değiştirilmek istenen 15. maddesinin ise içerik itibariyle YürK 22’nin kapsamına girdiğinin söylenemeyeceğini, zira limited şirket esas sermaye payının devrini düzenleyen TK 595/2’de şirket sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadığı sürece esas sermaye payının devri için genel kurulun onayının şart olduğu, devrin bu onayla geçerli olacağı düzenlendiğini, pay devrinin onaylanmasına ilişkin ise özel bir nisap öngörülmediğini, bu durumda pay devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı genel nisap hükmü niteliğindeki TTK'nın 620 nci maddesi kapsamında kaldığını, TTK 'nın 620 nci maddesinde bir yandan genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğuyla alınacağı öngörülmüş, öbür yandan ise “şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde” denmek suretiyle bu nisabın ağırlaştırılabilmesine imkân tanındığını, dolayısıyla şirket sözleşmesinin 15 inci maddesi yerine TTK’nın ilgili hükümlerinin kendiliğinden uygulanacağı şeklinde dile getirilen görüş hukuken isabetli sayılamayacağını, Yürürlük Kanunun 26 ncı maddesinin uygulanma alanına giren bir husustan da söz edilemeyeceğini, şirket sözleşmesinin 15 inci maddesinin değiştirilmesi istenen (mevcut) hâlinin lafız olarak eTK 513 hükmünün tekrarı niteliğinde olduğu bir gerçek ise de, şirket sözleşmesinin hemen izleyen 16. maddesinde ana sözleşme değişikliğinin, bu sefer madde numarası zikredilerek, e TK 513’e göre yapılacağının düzenlenmiş olması karşısında bu durumun bilinçli bir tercihin ürünü olduğunu, şirket sözleşmesini hazırlayanların iradelerinin 15 inci maddede 16 ncı maddede olduğu gibi sadece ilgili yasal düzenlemeye madde numarası vermek suretiyle gönderme yapabilecekken bunu tercih etmeyip o zaman yürürlükte bulunan düzenlemeyi şirket sözleşmesinde lafzen tekrarlayarak iradelerinin her durumda pay devrinin 3/4’lük paydaş ve sermaye çoğunluğu ile kararlaştırılması yönünde olduğunu kabul etmek gerektiğini, TK'nın 589 uncu maddesinde aksi şirket sözleşmesinde öngörülmediği takdirde, şirket sözleşmesinin esas sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebileceğini, bu konuda 621 inci madde hükmünün saklı tutulduğunu, TK'nın 621’de ise “önemli” olarak nitelenen kararların toplantıda temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabileceği hükme bağlandığını, TK'nın 621/2’de de kanunda belli kararların alınabilmesi için ağırlaştırılmış nisap aranıyorsa, bu nisabı daha da ağırlaştıracak şirket sözleşmesi hükümlerinin, ancak şirket sözleşmesinde öngörülecek çoğunlukla kabul edilebileceğinin düzenlendiğini, TK’nın limited (ya da anonim) şirketlere ilişkin düzenlemeleri arasında TK 621/2’ye benzer bir şekilde, kanuna nazaran ağırlaştırılmış yetersayı içeren şirket sözleşmesi hükmünün hangi nisaba tâbi olarak değiştirilebileceğine yönelik bir hüküm yer almadığını, kanuna nazaran ağırlaştırılmış bir nisap düzenlemesi içeren şirket sözleşmesi hükmünün değiştirilerek nisabın hafifletilmesi yönündeki bir kararın da aynı esasa tâbi olarak, yani şirket sözleşmesinde öngörülen çoğunlukla alınabilmesi gerektiğini, şirket sözleşmesinin 15 inci maddesinin değiştirilebilmesi en az “ortak tam sayısının, esas sermayenin en az 3/4’üne sahipolan 3/4’ü”nün olumlu oyları ile mümkün olabilecekken huzurdaki davaya konu genel kurul toplantısında kararın üç ortaktan ikisinin, sermayenin %78’ine tekabül eden olumlu oylarıyla, başka bir deyişle 3/4’lük ortak çoğunluğuna riayet edilmeden alındığını, somut uyuşmazlık bakımından değerlendirildiğinde, davacının karara muhalif kalması nedeniyle toplam üç pay sahibi bulunan şirkette 3/4’lük pay sahibi nisabının sağlanmış kabul edilemeyeceği, yeterli karar nisabı sağlanamadığından yerleşik kabule göre şirket sözleşmesinin 15 inci maddesinin değiştirilmesine ilişkin (3) numaralı genel kurul kararının ve pay devrine ilişkin 4 numaralı kararının yokluk ile malûl olduğu sonucuna varması icap ettiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesince özetle;istinaf kararında ilk derece mahkemesi kararında müdürler kurulu kararının butlanı istemiyle ilgili bir gerekçe bulunmadığı belirtilmiş ise de ilk derece mahkemesi kararında gerekçe bulunduğunu, yerel mahkemece ilk kararda davacı taraf taleplerinin reddine karar verilmiş olmakla 12.06.2016 günlü genel kurulda alınan tüm kararlar yönünden müvekkil lehine “usulü müktesep hak” oluştuğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararından sonra dosyaya yeni bir delil girmemesine karşın, önceki gerekçeli kararının aksi yönde karar verildiğini, müvekkili şirketin 07.12.2017 günlü olağanüstü ortaklar kurulu toplantısıyla hâkim ortak ...’u, Müdürler Kurulu Başkanlığı’na tekrar seçildiğini, böylelikle yok hükmünde olduğuna dair tesis edilen hüküm, ortaklar kurulu kararıyla fiilen ortadan kalktığını ve huzurdaki davanın konusuz kaldığını, davacı 2012 yılında 200 ilave şirket hissesini kendi uhdesine geçirken ve davaya konu genel kurul kararının alındığı 16.06.2016 tarihine kadar babasının “müdürler kurulu başkanı” olmasını tartışmazken; şimdi huzurdaki davada gerçeği inkâr yoluna gitmekte olup çelişkili davranma yasağını ihlal ettiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesince 24.02.2023 tarih, 2021/1040 E. ve 2022/1967 K. ek karar ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 36 ncı maddesinin 6 ıncı fıkrası uyarınca karar verilinceye kadar reddi hakim talebinde bulunulabileceği, somut olayda dosyanın karara bağlanmış olduğu, temyiz süresi içinde reddi hakim talebinde bulunuluğu bu nedenle bu konunun Yargıtayca temyizen incelenmesi gerekeceği, aksi düşünülse dahi talebin yerinde olmadığı gerekçesi ile talebin reddine, 3.000,00 TL disiplin hapis cezası verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkile yapılan çağrıda sürelere uyulmadığını, çağrının usulsüz yapıldığını, mahkemece sözleşmeye müdahale meselesini doğru tespit edemediğini, ...'un müdür olmasına rağmen kendi azlinde oy kullanmasının doğru olmadığını, şirket sözleşmelerinde yapılan değişikliğin tescil ve ilana tabi olduğu ve tescil ve ilanın kurucu etki taşıdığı, 30.05.2016 tarihinde yapılan ortaklar kurulunda ...'un başkan müdür olma halinin kaldırıldığını, ''... Şirket müdürlerinden ..., ..., ... ve ...'tan her ikisinin müştereken şirket kaşesi altında atacakları imza ile....'' denilmek suretiyle bu yetkinin kaldırıldığını, reddi hakim taleplerinin reddine dair kararın doğru olmadığını, pay devrine ilişkin kararın nisap yokluğundan geçersiz olduğunu, iyiniyet kuralının uygulanmasına dair gerekçesinin yanlış olduğunu, 2012 tarihinde pay devrine ilişkin onay kararının bu kararla aynı olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece ilk karar kararda müdürler kurulu kararının iptaline ilişkin ret kararı verdiğini, istinaf mahkemesince gerekçe bulunmadığı gerekçesi ile dosyanın geri gönderildiği, müvekkili lehine usulü müktesep hak oluştuğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararından sonra dosyaya yeni bir delil girmemesine karşın, önceki gerekçeli kararının aksi yönde karar verildiğini, müvekkili şirketin 07.12.2017 günlü olağanüstü ortaklar kurulu toplantısıyla hâkim ortak ...’u, Müdürler Kurulu Başkanlığı’na tekrar seçildiğini, böylelikle yok hükmünde olduğuna dair tesis edilen hüküm, ortaklar kurulu kararıyla fiilen ortadan kalktığını ve huzurdaki davanın konusuz kaldığını, davacı 2012 yılında 200 ilave şirket hissesini kendi uhdesine geçirken ve davaya konu genel kurul kararının alındığı 16.06.2016 tarihine kadar babasının “müdürler kurulu başkanı” olmasını tartışmazken; şimdi huzurdaki davada gerçeği inkâr yoluna gitmekte olup çelişkili davranma yasağını ihlal ettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. EK KARARIN TEMYİZİ: Davacı temyiz dilekçesinde özetle; kaldırma kararında karara katılan ve rapor düzenleyen hakimin karar katılan hakim ile aynı kişi olduğunu, disiplin cezası verilmesi için kötü niyetin varlığının gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, limited şirket genel kurul kararının yokluğunun/butlanının tespiti veya iptali ile müdürler kurulu kararının butlanının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanunun 624 üncü maddesinin 2 nci fıkrası. 3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarih, 2021/1040 Esas, 2022/1967 Karar sayılı kararının ve 24.02.2023 tarih, 2021/1040 Esas, 2022/1967 Karar sayılı Ek kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2024/2478 E., 2025/1799 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
özleşmesinin iptal edildiği, böylece artık ...'nun şirketteki toplam hissesinin 5.666 olduğu nazara alınarak ortaklık sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, iptali istenen genel kurul kararının tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesinde "kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği taktirde seçim kararları dahil tüm genel kurul kararlarının toplantıda t
11. Hukuk Dairesi         2024/2478 E.  ,  2025/1799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/1805 Esas, 2024/279 Karar KARAR :Ret İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2014/337 E., 2021/537 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların davalı şirkette %23,34 pay sahibi bulunduklarını, kalan %70,82 payın şirketin yöneticisi ...'na ait olduğunu, şirket yöneticisinin azınlık pay sahibi olan davacıların sürekli haklarını ihlal eden tutum içinde olduğunu, müdür seçimine, şirket adres değişikliğine, pay devri oy sınırlamasına yönelik genel kurul kararlarının iptali talebine ilişkin davaların lehlerine sonuçlandığını, kararların kesinleştiğini, şirket müdürünün 25.03.2009 tarihinden bu yana yetkisinin bulunmadığını, tasarruflarının ve yönetim işlemlerinin yetkisizlik sebebiyle yok hükmünde olduğunu, 06.03.2012 tarihli, 09.08.2012 tarihli ve 29.04.2014 tarihli genel kurul kararları aleyhine davalar açıldığını, ana sözleşme ve kanuna aykırı aynı konudaki kararların her yıl ısrarla alınmaya devam ettiğini, hakim ortak olan ...'nun gönderdiği genel kurul çağrı ihtarnamesine karşılık %23,33 azınlık pay sahipleri olarak cevabi ihtarname ile toplantı gündemine itiraz ve gündeme madde ilavesi talep ettiklerini, sonuçta şirket müdürünün önceden yazdırdığı 03.07.2014 tarihli genel kurul kararlarının imzalanması için dayatma yaptığını, davacıların da muhalefet şerhi koyarak imzalamak zorunda kaldıklarını, limited şirketlerde genel kurulların toplantıya çağrılmasında görevli organın şirket müdürü olduğunu, 25.03.2009 tarihinden bu yana 3 müdürlük seçim kararları iptal edildiğinden yetkili müdür olmadığını, dava konusu olan 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminde bulunan müdür seçimine ilişkin 2. maddenin, ana sözleşmenin müdür seçimine ait 9. maddesinin değişikliğine ilişkin 3. maddenin, pay devriyle ilgili ana sözleşme 14. maddesinin değişikliğine ilişkin 4. maddesinin, oy sınırlamasıyla ilgili ana sözleşmenin 15. maddesinin değişikliğine ilişkin 5. maddesinin, ana sözleşmeye bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağıyla ilgili ana sözleşmeye 19. maddenin eklenmesine ilişkin 6. maddesine dair alınan tüm kararların yok hükmünde olduğunu, şirket hesapları ve ticari kayıtlarına ilişkin kendilerine bilgi verilmediğinden şirket müdürü için talep edilen 15.000,00 TL ücret hakkında da olumsuz oy vermek zorunda kaldıklarını, şirket sözleşmesinin 1989 yılında tanzim edildiğini ve geçerliliğini bu genel kurul toplantısına kadar koruduğunu, şirket sermayesinin 8.000.000,00 TL ve itibarı oy sayısının 16.000 adet olduğunu, dava konusu müdür seçimiyle ilgili karar nisabının %50+1 olması gerektiğini, şirket ana sözleşmesinin 15. maddesiyle bir ortağın bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamayacağı şeklinde oy sınırlamasının bulunduğunu, hakim ortak ...'nun ana sözleşmenin 15. maddesindeki 1/3 oy sınırlamasını yok etmek amacıyla sahip olduğu hisselerden 2.720 adet hisseyi eşi ...'na 2014 yılının Mart ayında muvazaalı olarak devrettiğini, Ayten'in o tarihte davalı şirket ile iştigal konusu tamamen aynı olan ... Orman Ürünleri Limited Şirketinin tek yetkilisi ve hakim ortağı olduğunu, akabinde 12.05.2014 tarihinde adı geçen şirketin müdürlüğünden istifa ettiğini ancak halen o şirketteki hakim ortaklığının devam ettiğini, ortakların rekabette bulunmasının yasaklanmış olması nedeniyle dava konusu genel kurul gündeminin 6. maddesinde şirket sözleşmesinde olmayan "ortakların bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı" ile ilgili 19. maddesinin eklenmek istendiğini, iptali istenen ortaklar kurulu kararının ... ve ...'nun olumlu oylarıyla alındığını, ...'nun ortaklığının muvazaalı ve dava konusu olduğunu, mahkeme kararının henüz kesinleşmediğini, şirketin 25.03.2009 tarihinden bu yana organsız olduğunu ileri sürerek 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan 1 - 2- 3- 4- 5 ve 6 numaralı kararların şirket ana sözleşmesine, eski ve yeni Ticaret Kanununa, iyiniyet kurallarına aykırı olduğundan yok hükmünde olduklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket ana sözleşmesinde müdür seçimine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 620. maddesindeki oy nisabı uyarınca müdür seçiminin 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 2. maddesiyle gerçekleştiğini, kanuna uygun olduğunu, bu kararı olumlu oy kullanan ...'nun şirkette %36,825, ...'nun ise %34 olmak üzere toplam %70,825 oy yüzdelerinin bulunduğunu, davacıların genel kurul gündeminde bulunan 3, 4, 5 ve 6. maddedeki ana sözleşme değişiklik taleplerine dayanak olarak sundukları mahkeme kararlarının 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) döneminde verildiği, iş bu davanın açılmış olduğu dönemde 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğunu, bu nedenle davacıların bildirdiği kararların herhangi bir hüküm arz etmediğini, dava konusu genel kurulda alınan ana sözleşme değişikliğine ilişkin kararların ana sözleşmedeki ve 6102 sayılı TTK'nın karar nisaplarına uygun çoğunlukça alındığını, davacıların mirasla onlara gelen payı yüksek bedelle büyük pay sahibi ortaklara satmayı amaçladıklarını, davacıların azınlık haklarına zarar veren hiç bir düzenleme bulunmadığını, davacıların müdür seçimiyle ilgili ileri sürdüğü mesnetsiz çoğunluk şartının şirketin iki ortağını olumlu oy kullanmaları karşısında dayanaksız kaldığını, davacılar tarafından yapılan tüm oy hesaplamalarının maddi hata içerdiğini ve hazirun cetveline aykırı hesaplandığını, davalı şirkette yetkili bir müdürün mevcut olduğunu, çağrının usulüne göre yapıldığını, dava konusu genel kurul kararıyla müdür seçimi yapıldığını, bu hususların aksi düşünülse bile Yargıtay kararlarına göre çağrıda usulsüzlük bulunmasının toplantıda alınan kararların iptaline veya yok sayılmasına sebep teşkil etmediğini davacıların genel kurul toplantısına katıldıklarını ve oy kullandıklarını, hal böyle olunca 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların, yasaya, şirket ana sözleşmesine ve iyiniyet kurallarına uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı TTK'da şirket müdürünün görev süresinin sona ermesi halinde yeni yönetim seçilene kadar göreve devam edeceğine dair açık bir hüküm bulunmuyor ise de, öğretide kabul edilen ve Yargıtay kararlarında da vurgulanan haliyle, şirket yöneticisinin kısıtlanmaması ya da ölmüş olmaması halinde sırf görev süresinin bitmesinin şirketi organsız bırakmadığı, yenisi seçilene kadar eski yöneticinin sorumluluğu ve görevlerinin devam edeceği, kaldı ki, çağrı usulsüz olsa dahi davacıların tamamı genel kurul toplantısına katıldığı için bu durumun genel kurul kararlarının butlanını gerektirmeyeceği, iptal sebebi olamayacağı, iptali istenen genel kurulda kararların tamamının ... ve ...'nun olumlu oylarıyla alındığı, davacıların kararların altına muhalefet şerhlerini yazdırarak olumsuz oy kullandıkları, 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısından önce çoğunluk oy sahibi ... 2.720 hissesini eşi ...'na mal taksimi sözleşmesi ile devretmiş ise de, bunun söz konusu kararları alabilmek için muvazaalı bir devir olduğunun davacılar tarafından ileri sürüldüğü, Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1261 E. 2015/966 K. sayılı kararıyla verilen kabul kararının, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 26.09.2019 tarihinde onanarak kesinleştiği, muvazaa sebebiyle iptal kararları geriye dönük olarak ve baştan itibaren geçersiz sayılacağı için ...'nun iptali talep edilen genel kurul toplantısında pay sahibi olmadığı ve kullandığı oyların da ... tarafından kullanılmış sayılacağının kabul olunduğu, somut olayda 03.07.2014 tarihli toplantıya ilişkin ilanın 12.06.2014 tarihli Türkiye Sicil Gazetesinde ilan edildiği, gündeme madde eklenmesine ilişkin talebin Kadıköy 17. Noterliği'nin 16.06.2014 tarihli ihtarı ile olması karşısında, ticaret sicil gazetesinde ilandan sonra ihtarın gerçekleştiği, bu nedenle davacıların genel kurul toplantısında alınan 1 numaralı kararın butlanına ilişkin talebinin reddi gerektiği, iptal sebebinin de bulunmadığı, gündemin 2. maddesinde, 15 yıl süreyle görev yapmak üzere şirket müdürlüğüne ...'nun 37.280 menfi oya karşılık 113.320 olumlu oy ile seçildiği, şirket müdürüne aylık 15.000,00 TL brüt ücret ödenmesine, aynı oy oranları ile karar verildiği, ..., ..., ... ve ...'nun seçilen müdüre, süresine, yetkilerinin genişliğine, ücretine, yapılan seçimin usul ve esasına itiraz ile 2 sayfadan oluşan bir muhalefet şerhi koydukları, ... ile eşi arasında yapılan mal sözleşmesinin muvazaalı kabul edilip 21.03.2014 tarihli hisse devir sözleşmesinin iptal edildiği, böylece artık ...'nun şirketteki toplam hissesinin 5.666 olduğu nazara alınarak ortaklık sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, iptali istenen genel kurul kararının tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesinde "kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği taktirde seçim kararları dahil tüm genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağının" düzenlendiği davalı şirketin ana sözleşmesinin 9. maddesinde şirketin temsili durumunun düzenlendiği ve burada "Şirketi müdürler temsil eder. Şirket müdürleri şirketin unvanına havi kaşesi altına koyacağı münferit imzası ile şirketi her hususta temsil ve ilzam eder. Müdürler şirketin ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortaklar kurulu kararıyla değiştirilebilir." hükmünün bulunduğu, ana sözleşmenin 15. maddesinde ise "her ortağın oy hakkı sermayesine göre hesap edilir. Her 500.000,00 TL'ye bir oy hakkı verilir. Ancak bir ortak bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamaz, hakkında ibra kararı verilecek ortak bu kararın alınmasına oy kullanamaz" düzenlemesinin bulunduğu, dolayısıyla müdür seçimi için sözleşmesinde özel nisap aranmışken 15. maddede şirket sözleşmesiyle oy hakkının sınırlandırıldığı, hal böyle olunca 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesi gereğince "şirket sözleşmesinde aksi öngörüldüğünden" oyların salt çoğunluğu ile müdür seçimine karar verilemeyeceği, hal böyle olunca ana sözleşmede yer alan oy hakkı sınırlandırılmasına ilişkin hüküm sebebiyle gündemin 2. maddesinde yer alan şirket müdürü seçim kararına ilişkin nisabın şirket sözleşmesinin 9. maddesinde yer alan nisaba uygun olmadığı, zira kesinleşen muvazaadan iptale ilişkin mahkeme kararıyla iptal edilen pay devri neticesinde ...'nun şirkette toplam hissesinin 5.666 hisse karşılığı 5.666.000,00 TL olduğu, pay sahipliği oranının da %70,82 olduğu, ancak oy hakkı sınırlandırılan ortaklık sözleşmesi hükmüyle ancak %33 oranında oy hakkının bulunduğu, toplantıya katılan diğer pay sahiplerinin kararlara olumsuz oy vermiş olmaları ve ortaklık sözleşmesindeki müdür seçimine ilişkin nisap için sermayesinin yarısından fazlasını arayan düzenleme karşısında gündemin 2. maddesindeki müdür seçiminin yetersiz oy nisabıyla alındığı bu nedenle yok hükmünde olduğu, gündemin 3, 4, 5 ve 6. maddelerinin de, anlatılan sözleşme hükümleri gereğince, sermayenin 2/3'ünü temsil eden ortakların kararıyla alınabileceği, en az %66,66 şeklinde nisabın gerektiği, bu kararların da sadece ...'nun ve ...'nun oylarıyla alındığı, ancak ...'na yapılan pay devrinin muvazaa nedeniyle iptal edilmiş olması sebebiyle ve ...'nun 5.666 hisse karşılığında 5.666.000,00 TL sermayeye sahip olması fakat 15. maddedeki oy sınırlaması gereğince kullandığı oyun sadece %33,33 oranında bir oy olabileceği, dolayısıyla gündemin 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde alınan kararların da nisaba uygun olmadığı, bu bakımdan gerekli nisapların oluşmadığı, gündemin 3, 4 ve 5. maddelerinde şirket sözleşmesinin 9., 14. ve 15. maddelerinin değiştirilmesine ve gündemin 6. maddesi ile de şirket sözleşmesine 19. maddenin eklenmesine ilişkin kararlar bakımından 6102 sayılı TTK'nın 589. maddesinde aranan yeter sayıya şirket ana sözleşmesine nazaran uyulmadığı, bu bakımdan da gerekli nisap oluşmadığından anılan kararların yokluğunun söz konusu olacağı, iptal davalarından farklı olarak karara muhalif kalma ve bu muhalefeti şerh ettirme şartı da aranmaksızın bu durumun tespiti gerektiğinin uzman bilirkişi heyeti tarafından da tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 03.07.2014 tarihli genel kurul toplantısının 2, 3, 4, 5 ve 6 numaralı gündem maddelerinde alınan kararların yok hükmünde olduklarının tespitine, 1 numaralı gündem maddesiyle alınan karara yönelik talebin ise reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirketin 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduklarının tespiti, aksi durumda iptallerine karar verilmesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 13.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/5055 E., 2024/2219 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
sayılı kararıyla; asıl ve birleşen davada, davalının müdürlükten azli ile şirketi yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması istemi açısından davacının şirketin %90 oranında hisse sahibi olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 618 inci ve 620 nci maddeleri uyarınca şirket ana sözleşmesini değiştirme ve müdürleri görevden alma yetkisine haiz olduğu, bu durumda davacının kanun
11. Hukuk Dairesi         2023/5055 E.  ,  2024/2219 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/372 Esas, 2023/504 Karar HÜKÜM : Karar verilmesine yer olmadığı Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen limited şirket müdürünün azli davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl ve birleşen davada davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin 2014 tarihinde inşaat alanında faaliyet gösteren Namora İnş. Taah. Teks. Gıda Takı Teknolojileri İth. İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.’yi kurduğunu, şirket ana sözleşmesinde sermayenin 100.000,00 TL olarak 100 paya ayrıldığını ve 90 paya karşılık olan 90.000,00 TL’nin müvekkiline, 10 paya karşılık 10.000,00 TL’nin ise şirket ortağı olan davalı ...'ye pay edildiğini, şirketin ana sözleşmesinin 8 inci maddesinde davalının şirket müdürü sıfatıyla şirketi tek başına temsile yetkili olduğunun belirlendiğini, şirket ana sözleşmesinin imza tarihinden itibaren şirket müdürü olarak görevde bulunan davalının şirket yönetimi konusunda gerekli liyakatının bulunmadığının ve asli görevlerini aksattığının açık olduğunu, şirketi münferiden temsil, ilzam ve ahzu kabza yetkili şirket müdürü davalının görevini özen göstererek yerine getirmediğini, şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmediğini, şirketin ve şirket ortağı müvekkilinin menfaatlerini haksız ve kötü niyetli bir şekilde ihlal ettiğini, başta görevi kötüye kullanma ve müvekkilini dolandırma olmak üzere suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu belirterek dava sonuna kadar davalının müdürlük görevinin ve yetkilerinin tedbiren durdurulmasını ve yargılama sonunda haklı sebeple görevden alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Asıl ve birleşen davada davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl davadaki beyanlarını tekrar ederek Namora İnş. Taah. Teks. Gıda Takı Teknolojileri İth. İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin en kıymetli taşınmazını kaybetmesi ve telafisi imkansız zararların ortaya çıkmaması için şirkete kayyım atanmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde müvekkiline şirket çıkarları doğrultusunda davalar açması ve cevaplar vermesi için adli makamlar önünde şirketi temsilde yetki verilmesini ve davalının şirketi temsil yetkisinin kaldırılmasını talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl ve birleşen davada davalı vekili asıl davaya süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış, davalı vekili beyan dilekçelerinde ve duruşmadaki beyanlarında davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Asıl ve birleşen davada davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde davacının başkalarının kendileriyle ortaklık yapmaya zorlaması ve doğru olmayan bilgiler aktarmaları sebebiyle davalıya her şeye karşı çıkarak bir baskı oluşturmaya başladığını, şirketin taahhüt ettiği bazı işlerin yerine getirilmesini ise önceden kararlaştırılmış ödemeleri yapmayarak engellemeye çalıştığını, şirketi zora sokmaya başladığını, davacının davalıyı dayanaksız iddialarla şirket dışına atıp şirkete tek başına hakim olma çalışmalarına rağmen halen tek başına şirketi kurtarmaya çalıştığını, davacı tarafından davalının müdürlükten azli ve kayyım atanması için davalar açılıp tedbir talep edildiğini ancak mahkemece tedbir taleplerinin reddedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.01.2020 tarih, 2018/242 E. ve 2020/56 K. sayılı kararıyla; asıl ve birleşen davada, davalının müdürlükten azli ile şirketi yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması istemi açısından davacının şirketin %90 oranında hisse sahibi olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 618 inci ve 620 nci maddeleri uyarınca şirket ana sözleşmesini değiştirme ve müdürleri görevden alma yetkisine haiz olduğu, bu durumda davacının kanunen elindeki yetkiyi kullanarak davalıyı şirket müdürlüğü görevinden almak, şirket ana sözleşmesini değiştirmek ve şirketi temsile yetkili kişiyi belirleme konusunda yetkiye sahip olduğu halde iş bu davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın ve birleşen davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesi uyarınca hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 19.01.2021 tarih, 2020/603 E. ve 2021/60 K. sayılı kararıyla; somut olayda davacının şirketin %90 oranında hisse sahibi olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu maddesi uyarınca davacının hisse oranı nazara alındığında genel kurulu toplayarak genel kurul kararı ile davalı şirket müdürünün görevini sona erdirmesinin mümkün olduğu, bu itibarla anılan yola başvurmaksızın doğrudan müdürlük görevinin kaldırılmasına ilişkin olarak işbu asıl ve birleşen davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 12.12.2022 tarih, 2021/4864 E. ve 2022/8919 K. sayılı kararıyla dava açıldıktan sonra 10.07.2019 tarihinde yapılan şirket genel kurulunda şirkete davalı dışında davalı yerine yeni bir müdür tayin edildiği, davanın açılışından sonra yapılan bu genel kurul ile davaların konusuz kalıp kalmadığı hususu değerlendirilmeksizin karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 10.07.2019 tarihinde yapılan şirket genel kurulunda tarafların ortağı olduğu şirkete davalı dışında davalı yerine davacının 10.07.2039 tarihine kadar müdür olarak tayin edildiği, 26.06.2020 günlü ticaret sicil gazetesinde yayınlanan 19.03.2020 tarihinde yapılan şirket genel kurulunda davacının 19.03.2040 tarihine kadar müdür olarak tayin edildiği, açılan her iki dava tarihinden sonra şirketin yapılan genel kurul kararı ile davalı yerine müdür atanması nedeniyle davalının şirket müdürlüğünden azli davalarının konusu kalmadığı, konusu kalmayan davanın esası ile ilgili karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın konusu kalmadığından konusu kalmayan davanın esası ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın açıldığı tarih itibariyle haklı olduğunu, 6100 sayılı Kanun'un 331 inci maddesine göre yargılama gideri takdir edilmesi gerektiğini, kayyım atanana kadar davalı müdürün genel kurulu toplamadığını, mahkemeye başvurmak dışında imkânının olmadığını, davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunu, lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen dava, limited şirket müdürlerinin azli talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 331 inci maddesi, 114 üncü maddesi. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 618 inci, 620 nci ve 630 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme Asıl ve birleşen dava, limited şirketin müdürünün azli istemine ilişkin olup, mahkemece şirket müdürünün yapılan genel kurulda değiştiği gerekçesiyle konusuz kalan davanın esası ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, vekâlet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nun “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlıklı 331 inci maddesinin birinci fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir edeceği düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi halinde yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin olarak dava tarihindeki tarafların haklılık durumu ve kazanılmış hakları korunmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Bu itibarla asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görülmekle kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/7146 E., 2022/894 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
maddesi ile TTK'nın 620.maddesi düzenlemeleri gereğince karar alınabileceği, davanın dava konusu 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısından itibaren 3 aylık hak düşürücü süresi geçtikten sonra 17.10.2018 tarihinde açıldığı, toplantıya şirketin 500 payının % 50’sinin k
11. Hukuk Dairesi         2020/7146 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 23.09.2020 tarih ve 2020/1394 E. - 2020/800 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirkette % 50 oranında pay sahibi olduğunu, diğer pay sahiplerinin ise % 25’er pay ile ortaklar ... ve Serpil Şener olduğunu, müvekkilinin hiçbir genel kurul toplantısına dahil edilmediğini, çağrılmadığını, işleyiş ile ilgili olarak bugüne kadar kendisine hiçbir bilginin verilmediğini, dava konusu 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısından da haberdar edilmediğini, tebligat yapılmadığını, müvekkilinin bu toplantının yapıldığını İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/417 E. sayılı dosyasında görülmekte olan “şirket feshi davası” kapsamında rapora esas olmak üzere dosyaya sunulan şirket kayıtlarından öğrendiğini, limited şirketlerde genel kurulun nasıl toplanacağının TTK’nın 617. maddesinde açık bir şekilde belirtildiğini, müvekkiline hiçbir tebligat yapılmaması nedeniyle 28.12.2016 tarihli ve 2016/1 karar sayılı genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu, bu kararların yasaya, esas sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı kararlar olduğunu ileri sürerek, dava dosyasının İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/417 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine, davalı şirketin 28.12.2016 tarihli genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, bu toplantıda alınan kararların uygulanmasının yargılama sonuna kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, dava konusu toplantıya ilişkin çağrının 05.12.2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davacı tarafından müvekkili şirkete adres bildirimi yapılmadığı için davacıya iadeli taahhütlü bildirim yapılamadığını, davacının davasında gerekçe olarak sadece toplantı çağrısının usulsüz yapıldığını ileri sürdüğünü, kararların yok hükmünde olması için TTK’nın 447. maddesinde sayılan hususlarda karar alınması gerektiğini, alınan kararların bu nitelikte olmadığını, bir an için toplantıya çağrının usulsüz olduğu kabul edilse dahi bu nedenle açılacak iptal davalarının toplantı tarihinden itibaren 3 ay içerisinde açılması gerektiğini, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, birleştirme isteğinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; çağrıdaki usulsüzlüğün bir butlan sebebi olmadığı, 6102 sayılı TTK’nın ''iptal sebepleri'' başlıklı 445. maddesi ile TTK'nın 620.maddesi düzenlemeleri gereğince karar alınabileceği, davanın dava konusu 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısından itibaren 3 aylık hak düşürücü süresi geçtikten sonra 17.10.2018 tarihinde açıldığı, toplantıya şirketin 500 payının % 50’sinin katıldığı ve kararların ise oy birliği ile alındığı, somut olayda; davacının dava konusu toplantıya çağrılmamasının toplantı ve karar yeter sayılarını etkilemediği gibi, başkaca bir nedene dayalı olarak ileri sürülen yokluk ve geçersiz iddiası da bulunmayıp, davacının davaya konu genel kurulda alınan kararlara karşı ancak iptal davası açma hakkı olduğu ve iptal davasının 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekirken davanın 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak ve tarafların usulü kazanılmış hakları gözetilerek yapılan yargılamada; davacının usule uygun olarak toplantıya çağrılmamasının butlan sebebi olmadığı, uyuşmazlık konusu genel kurulda şirket sermayesinin %50’sinin temsil edildiğinin ve kararların oy birliği ile alındığının tespit edilmediği, huzur hakkı ve müdürün maaşının belirlenmesi ile müdürün ibrasına ilişkin kararlarda, 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesinde özel bir toplantı nisabı öngörülmediği, kararların toplantıya katılanların salt çoğunluk oyu ile alınmasının gerekli ve yeterli olduğu, ibrada müdür olan ortak oy yoksunu olduğundan, müdür olan ortağın oyunun, nisabın bulunup bulunmadığı değerlendirilmesinde hesaba katılmayacağı, müdür olan ortağın oyu hariç tutulduğunda %25 hissenin salt çoğunluğu ile karar alınmasının gerekli ve yeterli olduğu ve somut olayda müdür sıfatı olmayan %25 hisseye sahip ortağın oyu ile ibra için gerekli ve yeterli oy nisabının sağlanmış olduğu, alınan kararlarda kanuna ve ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığı ve 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 17.10.2018 tarihinde genel kurul kararlarının iptali istemli davanın açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 08/02/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/4835 E., 2020/2737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
tam metni aç
ının usulüne uygun olarak yapılmamasının davacıya ancak iptal davası açma hakkı vereceği, tek başına bu aykırılığın genel kurul toplantısının iptali sonucunu da doğurmayacağı, dolayısıyla; çağrıdaki usulsüzlüğün bir butlan sebebi olmadığı, TTK'nın 620. maddesi gereğince;
11. Hukuk Dairesi         2019/4835 E.  ,  2020/2737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15/02/2019 tarih ve 2018/1181 E- 2019/175 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 21/10/2019 tarih ve 2019/2072 E- 2019/1558 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin 3 ortaklı olduğunu, müvekilinin de % 50 oranında pay sahibi olduğunu, 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısına müvekkilinin çağrılmadığını, müvekkiline hiçbir tebligat yapılmaması nedeniyle 28.12.2016 tarihli ve 2016/1 karar sayılı genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu, bu kararların yasaya, esas sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı kararlar olduğunu ileri sürerek davalı şirketin 28.12.2016 tarihli genel kurul kararlarının butlan olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, toplantıya ilişkin çağrının 05.12.2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davacı tarafından müvekkili şirkete adres bildirimi yapılmadığı için davacıya iadeli taahhütlü bildirim yapılamadığını, butlan şartlarının olmadığını, iptal içinse de 3 aylık dava şartının geçtiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, çağrının usulüne uygun olarak yapılmamasının davacıya ancak iptal davası açma hakkı vereceği, tek başına bu aykırılığın genel kurul toplantısının iptali sonucunu da doğurmayacağı, dolayısıyla; çağrıdaki usulsüzlüğün bir butlan sebebi olmadığı, TTK'nın 620. maddesi gereğince; limited şirketlerde kanun veya esas sözleşmede aksi öngörülmediği takdirde seçim kararları dahil, tüm genel kurul kararlarını toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı, kanunda toplantı nisabı düzenlenmediği, dolayısıyla bir alt sınır olmaksızın genel kurulda kaç pay temsil edilirse edilsin genel kurulun karar alma yeteneğine sahip olduğu, dava konusu 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısından itibaren 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 17.10.2018 tarihinde davanın açıldığı, toplantıya şirketin 500 payının % 50’sinin katıldığı ve kararların ise oy birliği ile alındığı, somut olayda; davacının dava konusu toplantıya çağrılmamasının toplantı ve karar yeter sayılarını etkilemediği gibi başkaca bir nedene dayalı olarak ileri sürülen yokluk ve geçersiz iddiası da bulunmayıp, davacının davaya konu genel kurulda alınan kararlara karşı ancak iptal davası açma hakkı olduğu ve iptal davasının 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafça yokluğun, çağrıya uyulmamasından kaynaklı olarak talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince de bu yöne ilişkin değelendirme ile yukarıda yazılı şekilde karar verildiği ancak genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olup olmadığına dair re’sen araştırma yapılmadığı, toplantının 5 nolu gündem maddesinin şirket müdürünün ibra oylamasına ilişkin olduğu, şirket müdürü olan ortağın kendi oyu hesaplamaya katılmadığında ibra kararının alınmasına toplantıya katılanların salt çoğunluğunun oluşmadığı, bu nedenle anılan kararın yoklukla malul olduğu, sair kararlarda ise bir butlan ya da yokluk sebebinin bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davaya konu 28.12.2016 tarihli Genel Kurul Toplantısının 5. maddesinde alınan "Gündem gereğince, şirket müdürüne ibra oylamasına geçildi. 2014 yılı ve 2015 yılı için ayrı ayrı oylama yapıldı ve şirket müdürü ayrı ayrı her yıl için ibra edildi'' şeklinde alınan genel kurul kararının butlanla malül olduğunun tespitine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dava, limited şirket genel kurul kararlarının butlan olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe ile ibraya ilişkin kararın butlan olduğunun tespitine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın limited şirketlerin genel kurul kararlarına ilişkin 620. maddesinde kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararları, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmiştir. Şirket esas sözleşmesinde ve Kanun’da ibraya ilişkin kararlarda özel bir nisap öngörülmemiştir. Bu durumda ibraya ilişkin kararlarda da toplantıya katılanların salt çoğunlu ile karar alınması yeterlidir. Yine aynı Kanun’un genel kurulda oydan yoksunluğu düzenleyen 619. maddesi uyarınca şirket yönetimine katılmış bulunanların ibraya ilişkin kararlarda oy kullanamayacağı düzenlenmiştir. Somut olaya gelindiğinde, şirketin 3 ortaklı olduğu, davacının %50 hisseye, dava dışı ...’in %25 hisseye ve dava dışı ...’in %25 hisseye sahip ortak olduğu, ...’in şirketin müdürü olduğu, uyuşmazlık konusu genel kurulda şirket sermayesinin %50’sinin temsil edildiği ve kararların oy birliği ile alındığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Az önce de açıklandığı üzere ibrada müdür olan ortak oy yoksunudur. Bu sebeple müdür olan ortağın oyu, nisabın bulunup bulunmadığı değerlendirilmesinde hesaba katılmaz, bu durumda müdür olan ortağın oyu hariç tutulduğunda %25 hissenin salt çoğunluğu ile karar alınması gerekli olup somut olayda müdür sıfatı olmayan %25 hisseye sahip ...’in olumlu oyu ile ibra için gerekli ve yeterli oy nisabının sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince ibraya ilişkin kararda da yeterli nisabın bulunduğunun kabulü ile bu madde yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermeke gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bente açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Aşağıdaki kararlardan hangisi için "ağırlaştırılmış nisap" (Temsil edilen oyların en az 2/3'ü ve esas sermayenin salt çoğunluğu) aranmaz?

A) Şirket işletme konusunun değiştirilmesi
B) Esas sermayenin artırılması
C) Şirket merkezinin değiştirilmesi
D) Müdürlerin seçimi ve azli
E) Şirketin feshi

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol