Türk Ticaret Kanunu 621. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 621- (1) Aşağıdaki genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir:
a) Şirket işletme konusunun değiştirilmesi.
b) Oyda imtiyazlı esas sermaye paylarının öngörülmesi.
c) Esas sermaye paylarının devrinin sınırlandırılması, yasaklanması ya da kolaylaştırılması.
d) Esas sermayenin artırılması.
e) Rüçhan hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması.
f) Şirket merkezinin değiştirilmesi.
g) Müdürlerin ve ortakların, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmalarına genel kurul tarafından onay verilmesi.
h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması.[93]
ı) Şirketin feshi.
(2) Kanunda belli kararların alınabilmesi için ağırlaştırılmış nisap aranıyorsa, bu nisabı daha da ağırlaştıracak şirket sözleşmesi hükümleri, ancak şirket sözleşmesinde öngörülecek çoğunlukla kabul edilebilir.
(3) (Ek: 12/7/2013-6495/52 md.) Bir ortağın şirketten çıkarılma sebeplerinin sonradan şirket sözleşmesine konulabilmesine dair sözleşme değişikliği, şirket sermayesini temsil eden tüm ortakların genel kurul toplantısında oy birliği ile karar almasıyla mümkündür.
IV- Genel kurul kararlarının butlanı ve iptali
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/2916 E., 2024/5775 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile pay devrinin onaylanmasına ilişkin kararın 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesinde sayılan ve nitelikli çoğunluk aranan kararlardan olmadığı, mezkur Kanun'un 620 nci maddesine göre kararın toplantıda temsil edilenlerin salt çoğunluğu ile alındığı, karar nisabının sağlanmış olduğu, keza 595 inci maddenin ikinci fıkrası uy
11. Hukuk Dairesi 2023/2916 E. , 2024/5775 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/242 Esas, 2023/473 Karar
HÜKÜM : Dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/509 E., 2019/1158 K.
Taraflar arasındaki Genel Kurul Kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirkette 10.000 adet hisse sahibi olduğunu ve haksız devirlerden önce 31.998 hisse sahibi diğer şirket ortağı ... Korkut ile evli olduğunu ve tarafların boşanma sürecinde olduklarını, ... Korkut'un 15.03.2018 tarihli 2018-01 karar no.lu genel kurul kararı ile şiketteki toplam kayıtlı değeri 799.950,00 TL tutarındaki hisselerinden mevcut beheri 25.000,00 TL olan 1 adet hissesini daha sonra da beheri 249.975,00 TL olan 9999 adet hissesini hisse devir ve temlik sözleşmeleri ile toplamda beheri 250.000,00 TL olan 10.000 adet hissesini kız kardeşine devrettiğini, ayrıca yine aynı kararla şirkette mevcut beheri 500.000,00 TL olan 20.000 adet hissesini de ilk eşinden olma oğluna devrettiğini, hissedarlardan davacı ile A.B.A rüçhan haklarını kullanmak istediklerinden bahisle tüm haklarını saklı tuttuklarını ifade ederek tutanağa şerh düştüklerini, alınan hisse devirlerine ilişkin kararı onaylamadıklarını, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, yeni katılan ortakların da katılımıyla yani hisselerini usulsüz ve muvazaalı devrettiği yeni ortaklar kız kardeşi ve önceki evliliğinden olan oğlu ile birlikte şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilerek sermaye artırımına karar verildiğini, sermaye artırımı ve müvekkilinin yetkilerinin alınmasını amaçlayan genel kurulun ve alınan kararın yok hükmünde olduğunu belirterek sermaye artırımına ve hisse devrine ilişkin genel kurul kararının iptaline, bu mümkün olmadığı taktirde her iki karar yönünden müvekkiline geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasını ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla yoksun kalınan kâr ile müspet menfi zararlarının belirsiz alacak olarak tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iptalini talep ettiği genel kurul toplantısında alınan kararların hukuka ve usule uygun olarak alındığını, davacının iddialarının mahkemeyi yanıltmaya yönelik olup gerçek dışı olduğunu, davacının amacının şirketin işleyişini engelleyerek müvekkiline zarar vermek olduğunu, davacı tarafça şirketin yönetim kurulu kararlarına iştirak etmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, davaya konu 15.03.2018 tarih 2018/01 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinden Kadıköy 15. Noterliğinde düzenlenen 19.02.2018 ve 13.03.2018 tarihli üç ayrı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi uyarınca pay devirlerinin yazılarak bahsi geçen devirlerin kabulüne ve devir hususunun şirket pay defterine işlenmesine karar verildiği, toplantıya katılanlardan davacı ile A.B.A. rüçhan haklarını kullandığından bahisle hisse devirlerini onaylamadıkları yönünde muhalefet şerhi koydukları, 21.03.2018 tarih ve 2018/02 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinde de davalı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğu ile karar verildiği, karara toplantıya katılan davacı ile birlikte dava dışı A.B.A tarafından kâr paylarının ödenmesini talep etikleri ve tüm haklarını saklı tuttuklarına ilişkin muhalefet şerhi koydukları, davacı tarafça rüçhan hakkının kullandırılması gerektiği yönünde iddiasına konu ettiği 15.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2018/01 sayılı genel kurul kararında, davalı şirketin dava dışı ortağı olan ve davacının boşanma davası açılan eşinin sahip olduğu payları şirket dışı üçüncü kişilere devrettiği, şirketin ana sözleşmesinde de söz konusu bu devirleri engelleyen bir bağlam hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla söz konusu edilen devirler yönünden davacının iddia ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 461 inci maddesi anlamında rüçhan hakkının bulunmadığı, dolayısıyla iptali istenilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu, 21.03.2018 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan 2018/02 karar sayılı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğuyla karar verilmesine ilişkin kararın alınmasında genel kurul toplantısına ortak olmayanların katıldığı ve onların karara yönelik oy kullanmalarının bir usulsüzlük olduğu ileri sürülmekte ise de, genel kurul toplantısına katılan ortakların yukarıda irdelenen hisse devir sözleşmeleri uyarınca ortak olan ve yine yukarıda irdelenen 15.03.2018 tarihli 2018/01 sayılı genel kurul kararı uyarınca şirketin ortağı olan pay sahiplerinin ortak sıfatıyla genel kurula katıldıkları ve tutanağı bu sıfatla imzaladıkları, bu nedenle de toplantıya katılımlarının usulsüz olmadığı, şirketin mali bilirkişi tarafından yapılan incelenmesinde de, kararın şirketin mali yapısının güçlendirilmesine yönelik olduğu ve şirket yönetiminin tasarrufunda olan bir konu olduğu, davalı şirketin yönetiminin kötü niyetli hareket ettiğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle işbu kararın iptaline yönelik davanın da reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun, hukuka aykırı, gerçek dışı, yanlı, dayanaksız ve Yargıtay denetimine de elverişsiz bir rapor olduğunu, mahkemece 22.05.2019 tarihli ara karar uyarınca istenilen belge ve kayıtların da davalı tarafından tam olarak sunulmadığı gibi, ortaklardan alacaklar hesabına kaydedilen işlemleri ve sıhhat derecesini görmek için hesap hareketlerinin (kebir veya yardımcı defter kayıtları) dahi kötü niyetli olarak ibraz edilmediğini, kasten gizlendiğini, hisse devirlerine ilişkin noter senedinde de açıkça yazılı olduğu üzere, pay devirlerinin her türlü borç, alacak, hak ve yükümlülüklerin de devri anlamına geleceğini, muvazaalı pay devir işlemlerine, usulsüz, hukuka, iyi niyet kurallarına, ... ilişkisine aykırı olması vs. sebepleriyle itiraz eden pay sahibi müvekkilinin, pay devrettiğini ve pay devraldığını iddia edenlerden hangisinin, hangi tutardaki, borç-alacak hak ve yükümlülükleri devredip, üstlendiklerini de bilmesinin gerektiğini, noter nezdinde düzenlenen pay devir senetlerinde bu hususların açık olmadığını, ortaklar cari hesaplarının da incelenerek bu suretle bir rapor düzenlenmesinin gerektiğini, düzenlenen raporda ve mahkeme kararında dava konusu ihtilaf hakkında hatalı olarak salt rüçhan hakkı bakımından sınırlı bir yaklaşım ile değerlendirme yapıldığını oysa, şirketin pay devirleri ve bununla ilgili alınan Genel Kurul Kararı'nın dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, objektif iyi niyet kuralları ve hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, aynı zamanda muvazaalı bir inançlı işlem olduğunu, bu hususun, dava dilekçelerinde ileri sürdükleri, bilirkişi raporunda da belirtilen, ancak hiç bir şekilde işbu dava ile bağlantısı kurulmayan, irdelenmeyen taraflar arasında görülmekte olan boşanma dava dosyasından da belli olduğunu, sermaye artırımı bakımından ise davacının kâr payı alma hakkını ortadan kaldırarak, kendi paylarını hiçbir ödeme yapmadan yaklaşık 2.5 misli artırdıklarını, dolayısıyla işbu payların devralınması ve geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilavesi ile sermaye artırımı yapılmasının ekonomik hayatın olağan koşullarına aykırı olduğunu, bu sebeple, bilirkişi tarafından yapılan pay devirlerinin sübjektif şekilde iyi niyetli olarak yorumlanmasının, ‘haklı sebep’ oluşturmadığını, bilirkişi heyetinin mahkeme yerine geçip hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağını, 2018/2 sayılı kararın da 2018/1 sayılı karar gibi yetkisiz katılım ve yetkisiz karar olduğunu, şirketin iç kaynaklarından (geçmiş yıl kârlarının ve yedeklerinin sermayeye ilave edilmesi suretiyle) artırılması şirkete yeni ve taze bir kaynak girişi niteliğinde olmadığı gibi şirketin mali yapısını etkileyen veya güçlendiren nitelikte de olmadığını; sermayeye ilave edilen kaynağın şirketin içindeki ve kullanımındaki bir kaynak olduğunu, sermaye artışının mali yapıyı kuvvetlendirdiği iddiasını mali rasyolarla, finansal analiz teknikleriyle somut olarak ortaya koyamadığını, sermaye artırımı ve hisse devirlerinin yapılmasında asıl amacın müvekkilinin hisse oranını düşürmek olup, kötü niyetli olarak paydaşları ve kamunun menfaatini zarara uğratmak kastı ile sermaye artırımı yapılamayacağının muhakkak olduğunu ileri sürerek 2018/1 sayılı Genel Kurul Kararının yukarıda belirtildiği üzere iptal edilmesi gerektiğini, hukuken ortaklık hakları bulunmayan kişilerin yetkisiz katılımla almış olduğu 2018/2 sayılı sermaye artırım kararının da iptal edilmesi ve davalarının kabulü gerekirken reddinin hukuka aykırı olduğundan kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile pay devrinin onaylanmasına ilişkin kararın 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesinde sayılan ve nitelikli çoğunluk aranan kararlardan olmadığı, mezkur Kanun'un 620 nci maddesine göre kararın toplantıda temsil edilenlerin salt çoğunluğu ile alındığı, karar nisabının sağlanmış olduğu, keza 595 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğunu ve devirin bu onayla geçerli olduğu, limited şirketlerde esas sermaye payının sözleşme ile devredilmek istenmesi halinde, şirketin diğer ortaklarının önalım hakkı veya rüçhan hakkına sahip olacaklarına dair yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, incelenen davalı şirket esas sözleşmesinde de esas sermaye payının devrini yasaklayan veya sınırlayan(bağlam hükmü) bir düzenleme yer almadığı gibi, payın üçüncü kişiye devredilmek istenmesi halinde, mevcut şirket ortaklarına bu paya ilişkin ön alım hakkı veya rüçhan hakkı tanıyan bir düzenleme de mevcut olmadığı, limited şirketlerde ortakların sahip olduğu rüçhan hakkının 6102 sayılı Kanun'un 591 inci maddesinde düzenlendiği, bu düzenleme ise pay devrine ilişkin olmadığı, esas sermayenin arttırılması halinde, ortaklara payları oranında arttırıma katılma hakkı vermektedir ve sözleşme ile pay devri hallerine uygulanamayacağı, bu nedenle davacının diğer ortak tarafından devredilen paylar yönünden rüçhan hakkının kısıtlandığına bu nedenle devir onayına ilişkin 15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali gerektiğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı,15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ile onaylanan limited şirket hisse devir sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddiası ise, sadece genel kurul kararının iptali talebinin ileri sürüldüğü davada ve yalnızca davalı şirket hasım gösterilerek ileri sürülebilecek bir iddia olmadığı, muvazaalı olduğu iddia olunan devir sözleşmelerinin taraflarının hasım gösterildiği ayrı bir davanın konusunu teşkil edeceğinden, bu taleple açılmış bir dava da bulunmadığından davacının, muvazaa iddiasının incelenmediğine ve muvazaalı devirlerin onaylanmasına dair genel kurul kararlarının iptalinin gerektiğine dair istinaf sebebi de yerinde olmadığı, dava konusu 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının, 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin, davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alınmış bir karar olduğu, Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, 6102 sayılı Kanun'un 585, 587 ve 588 inci maddeleri uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olduğu, sözleşmenin geçerliliği ve şirketin tüzel kişilik kazanması bakımından tescil kurucu etkiye sahip olduğu, buna paralel olarak esas sözleşme değişikliklerinin geçerlilik kazanabilmesi de 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tescil ve ilan şartına tabi tutulduğu, somut olayda, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararı esas sermaye tutarının arttırılmasına ilişkin ve esas sözleşme değişikliği niteliğinde olduğundan ve 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sicile tescil edilmediğinden doğmadığı, nitekim davalı şirketin işbu davanın konusunu teşkil etmeyen 25.05.2018 tarihli 2018-02 nolu ortaklar kurulu kararı ile esas sermayenin arttırılmasına karar verildiği, davacının 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı doğmamış ve uygulanmamış ortaklar kurulu kararının iptalini talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı, bu çerçevede davacının anılan kararın iptali koşullarının oluştuğuna dair istinaf sebebi yerinde değil ise de hukuki yarar 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) maddesi uyarınca dava şartı olduğundan ve re'sen nazara alınması gerektiğinden, mahkemece bu karara yönelik iptal talebinin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesi yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 15.03.2018 tarihli 2018-01 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin esastan reddine, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin, hukuki yarar dava şartı noksanlığından usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 114, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 585, 587, 588, 589, 591, 595, 620 ve 621 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2020/630 E., 2021/7148 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; davalı şirket müdürler kurulu başkanı olan davacı ...’ın genel kurulu toplantıya çağırmadığı, dolayısıyla usulsüz ve çağrısız olarak ortaklar genel kurul kararları alındığı, TTK'nın 621. maddesi gereğince, bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için yapılan genel kurul toplantısında temsil edilen oyların en
11. Hukuk Dairesi 2020/630 E. , 2021/7148 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.07.2018 tarih ve 2017/1057 E. - 2018/851 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.11.2019 tarih ve 2018/1563 E. - 2019/1466 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2021 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ...’ın davalı Tema Teknik Mühendislik Ltd. Şti.’nin %33,3 payına sahip ortağı ve aynı zamanda müdürler kurulu başkanı olduğunu, şirketin diğer ortaklarının ... ve ... olup, bu kişilerin aynı zamanda müdürler kurulu üyesi olduğunu, müvekkili müdürler kurulu başkanının bilgisi dışında, şirketin iki ortağı ve müdürler kurulunun üyesi ... ve ... tarafından 12.10.2017 tarihli ortaklar genel kurul karar taslağı hazırlanarak aynı tarihli noter ihtarnamesi ekinde müvekkiline gönderilerek kararın imzalanmasının istenildiğini, anılan karar taslağında müvekkilinin müdürlük görevinden azledilmesinin ve ortak ...’nun paylarının diğer ortak ...’e devrettiğinin onaylanmasına ilişkin olduğunu, müvekkilinin de alınan kararların alınma usulüne ve içeriğine itiraz mahiyetinde 17.10.2017 tarihli noter kanalıyla cevabi ihtarname keşide ettiğini, usulüne uygun oluşturulmuş bir genel kurul toplantısının icra edilmiş olmadığını, çağrı merasime uyulmadan karar alındığını, bu nedenle ortaklar kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının engellendiğini ileri sürerek, davalı şirketin 12.10.2017 tarihinde alınan ve 17.10.2017 tarihinde ticaret siciline tescil edilen 74 sayılı kararda yer alan payın devrinin onaylanması ve
...’ın müdürlükten azledilmesi kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, olmadığı takdirde butlanla batıl olduğunun tespitine, yine olmadığı takdirde iptaline ve davalı şirkete tedbiren kayyum atanmasına, olmadığı takdirde şirkete tedbiren denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kararların “elden dolaştırma usulü” çerçevesinde üye tam sayısının çoğunluğuyla alındığını, yokluk, butlan ve iptal şartlarının bulunmadığını, davacının halihazırdaki hisse payının kararların alınması bakımından sonuca bir etkisinin olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; davalı şirket müdürler kurulu başkanı olan davacı ...’ın genel kurulu toplantıya çağırmadığı, dolayısıyla usulsüz ve çağrısız olarak ortaklar genel kurul kararları alındığı, TTK'nın 621. maddesi gereğince, bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması için yapılan genel kurul toplantısında temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması koşulu arandığı, davalı şirkette toplantı yapılmadan elden dolaştırma usulü uygulanarak ortaklar genel kurulu kararı alındığının açıklandığı, şirket ortağı ...'nun şirket hisselerini diğer ortak ...'e devrinin onaylanması ve şirket ortaklığından çıkarılması için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunduğu toplantı koşulu gerçekleşmediği, TTK'nın 624/son gereğince 01/10/2016 tarihli ve 71 sayılı ortaklar kurulu kararı gereğince şirket müdürlerinin tümünün şirket kaşesi yada ünvanı altına atılacak müşterek imzası ile şirket temsil edilecektir kararı alındığı, oybirliği ile alınan bu temsil kararının kaldırılabilmesi için temsil edilen oyların tamamının katılacağı toplantı koşulu aranacağı, tüm ortak ve müdürler katılmadan alınan kararlar sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle davalı tarafın talep sonucu açıklanması isteminin reddine, TEMA Teknik Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti.'nin 17/10/2017 tarihinde ticaret siciline tescil edilen 12/10/2017 tarih ve 74 sayılı Ortaklar Kurulu toplantısında alınan kararların TTK'nın 617., 624/3., 621. maddeleri gereğince yok hükmünde olduğunun tespitine, davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, TTK'nın 449. maddesi gereğince kararların icrasının durdurulmasına, davacının diğer tedbir taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı şirket ortakları tarafından, TTK'nın 617/4. maddesinde öngürülen usul ve şekil şartlarının işletilmediği, bir ortak tarafından sözlü görüşme isteminde bulunulursa, normal bir ortaklık genel kurulunun, yani usulüne uygun çağrıyla yapılacak toplantılı genel kurulun gerçekleştirilmesi zorunlu hale geleceği, itiraza rağmen, ortaklar yine de sirküler yoluyla karar alırlarsa, alınan bu genel kurul kararının geçersiz olacağı, davacı ortağın da bu şekilde karar alınmasına muvafakat etmemesine rağmen alınan kararın yok hükmünde olduğu, bu durumda, alınan kararların tedbiren icrasının geri bırakılmasına karar verilmesinde de isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının gerekçesinin düzeltilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, TEMA Teknik Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti.'nin 17/10/2017 tarihinde Ticaret Siciline tescil edilen 12/10/2017 tarih ve 74 sayılı Ortaklar Kurulu kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, TTK'nın 449. maddesi gereğince, davaya konu genel kurul kararların icrasının, hükmün kesinleşmesine kadar geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 15/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/3224 E., 2020/2963 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Ancak, haklı sebeple ortağın ortaklıktan çıkarma için limited şirket tarafından mahkemeye başvurulmadan önce limited şirket genel kurulunda TTK 621/1-h maddesi uyarınca ve nitelikli çoğunluk tarafından bu kapsamda bir kararın alınması dava şartıdır.
11. Hukuk Dairesi 2019/3224 E. , 2020/2963 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 22/03/2018 tarih ve 2015/273 E- 2018/295 K. sayılı kararın davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 17/04/2019 tarih ve 2018/656 E- 2019/561 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davacı karşı davalı vekili asıl davada, davalı şirketin iki ortaklı olduğunu, müvekkilinin %15 hissesinin bulunduğunu, her iki ortağın müdür olarak ana sözleşme ile belirlendiğini, ancak müvekkilinin de vekalet verdiği dava dışı ...’ın müvekkilinin rızasına aykırı şekilde müvekkilinin müdürlüğünü düzenleyen maddeyi beyan vererek yalnızca diğer ortağın müdür olduğu şeklinde düzelterek tescil ettirdiğini, büyük ortağın bunu yaptırdığını, zira ...’ın büyük ortağın çalışanı olduğunu, yine büyük ortağın şirket gelirini kendi hesaplarına aktardığını, çalışanlar içerisinde müvekkiline hakaretler ettiğini, şirket ana sözleşmesinin pay devrini de sınırlandırdığını, bu nedenle payı da devredemediğini ileri sürerek müvekkilinin çıkma payı ödenmek suretiyle çıkmasına, çıkma payı olarak 1.000.-TL’nin tahsiline aksi halde şirketin feshine karar verilmesini istemiş, karşı davada, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Asıl davalı karşı davacı vekili, şirketin diğer hissedarının şirket gelirini kendi hesaplarına aktardığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, kendisine hakaret edilmediğini, vekilin ortakların talimatına binaen işlemi yaptığını, pay devrinin sınırlandırılmasının da hukuki olduğunu savunarak asıl davanın reddini istemiş, karşı davada ise, karşı davalının müvekkili şirket işleri ile aynı alanda iştigal eden dava dışı şirketi kurduğunu, anılan şirketin halen büyük ortağın ismini kullanarak iş yaptığını, yine mal kaçırma iddiasının da ortaklık ilişkisi bakımından katlanılamaz olduğunu, karşı davalının şirkete sermaye koymadığını, onun yerinde de büyük ortağın sermaye koyduğunu ve şirketin mali durumu da nazara alındığında karşı davalının çıkma payı olmaksızın çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, davalı/ karşı davacı şirketin iki ortaklı limited şirketi olduğu, davacının % 15 hisse sahibi iken, dava dışı şirketin diğer ortağı ...' ın % 85 hisse sahibi olduğu, davalı şirketin defterleri üzerinde yapılan incelemede şirketin borca batık olduğunun anlaşıldığı, davacının kendi iradesi ile şirketin kuruluş işlemleri sırasında ...'ı vekil tayin ettiği, bu kişinin yaptığı işlemin çıkma için haklı neden oluşturmayacağı, davacının şirket çalışanlarının yanında aşağılandığı, şirketin kötü yönetildiği, bilgi alma ve inceleme hakkının sistematik olarak engellendiği, %85 pay sahibi ...’nın şirket malvarlığını kendi şahsi hesabına aktardığına ilişkin iddialarının da ispat edilemediği, ancak davacının beyanlarından ve açtığı davadan ortaklar arasında huzursuzluk olduğunun anlaşıldığı, şirket ana sözleşmesinin 13. madddesindeki pay devrini sınırlayıcı hükmünün de haklı neden olmayacağı, zira davacının devir için girişimde bulunduğuna dair bir delilin de bulunmadığı, bu sebeple şirketin feshi için haklı sebep olmadığı bu nedenle davacının asıl davadaki istemlerin yerinde olmadığı, karşı davada ise, ortaklar için rekabet yasağı öngörülmediğinden karşı davalı ortağın rekabet yasağını ihlalinden söz edilemeyeceği ancak karşı davalının bir rekabet yasağı altında olmaması, kendisinin bağlılık yükümlülüğüne ve dürüstlük kuralına aykırı davranmasına imkân veremeyeceği zira davalı şirketin ticaret unvanın “KAYALAR” ibareli olduğu, karşı davalının münferiden yöneticisi olduğu sonradan kurulan şirketin ise “KAYAPAZ” ibareli olduğu, bu şirketlerin aynı alanda iştigal ettikleri, bu durumun dürüstlük kuralına aykırı davranış olduğu, yine karşı davacının müşterisi olan Noya Organizasyon firmasına karşı davalının kurduğu şirketin 2014 yılında ¨327.478,15 tutarında fatura düzenlediği, bu husus nedeniyle ...'in şirkette ortak kalmasının şirket menfaatleri bakımından sakıncalı olacağı, davacı-karşı davalının. ...'nın şirket hesaplarındaki paraları şahsi hesabına aktardığı ithamı da ciddi bir iddia olduğu, bu hususta yapılmış bir tespitin de bulunmadığı, "ortaklara karşı onur kırıcı isnadlarda bulunulması" çıkarma bakımından bir haklı sebep örneği olduğu, yine dinlenen tanıklardan ortaklar arasında ihtilafın bulunduğunun anlaşıldığı, tüm bu bilgi ve beyanlar sonucunda, taraflar arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı bu itibarla, davacı-karşı davalının şirketten haklı nedenle çıkarılmasının koşullarının oluştuğu, davalı-karşı davacı şirketin borca batık olduğu tespit edildiğinden davacı-karşı davalı yararına ayrılma akçesi hükmedilmesine yer olmadığı gerekçesi ile asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne, karşı davalının çıkarılmasına, ayrılma akçesinin takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karara karşı davacı – karşı davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi ile aynı gerekçe ile davacı – karşı davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı – karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl dava, TTK'nın 638/2 maddesi gereğince açılan limited şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payının tahsiline, bu talebin kabul edilmemesi halinde şirketin haklı nedenle feshi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemecesince, yukarıda yazılı gerekçeyle asıl davadaki istemlerin reddine karar verilmiş, davacı karşı davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf istemleri de Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Davacı taraf, haklı sebep olarak şirket ana sözleşmesinden talimatı olmaksızın kendisinin müdürlüğüne ilişkin maddenin tescil esnasında beyan verilmek suretiyle değiştirildiğini ve diğer ortak tarafından çalışanların yanında kendisine hakaretler edildiğini ileri sürmüş ve ispatı için tanık beyanlarına dayanmıştır. Mahkemece dinlelenen tanık beyanlarından şirketin iki ortağının geçinemediği ve dava dışı ortak tarafından davacı ortağa hakaret edildiği, ortaklığın çekilmez bir halde olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ve diğer ortak arasında imzalanan “şirket ortaklık sözleşmesi” başlıklı sözleşmede davacının kurulacak şirkette müdür olacağının kararlaştırıldığı, davalı şirketin ticaret sicili kayıtlardan da davacının, davalı şirketin ana sözleşmesiyle müdür olarak atandığı, tescil esnasında ortakların vekilince verilen beyan üzerine ana sözleşme değiştirilerek davacının müdürlüğüne ilişkin kısmın çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlardan, davacının davalı şirketin kuruluşundan itibaren diğer ortakla birlikte müdür olacağı inancıyla davalının kurucu ortağı olduğu, buna karşın davacının rızası dışında, müdürlüğüne dayanak ana sözleşme düzenlemesinin değiştirilmesi ile davacının kurucu ortak olma yönündeki iradesinin temel gerekçesinin ortadan kalktığı, şirketin kuruluşundan itibaren ortaklar arasında çekişme olduğu, tanık beyanlarından bu çekişmenin dava dışı ortağın hakaretlerine dek vardığının anlaşılması karşısında asıl davada davacının çıkma talebinin haklı nedenlere dayandığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında asıl davada çıkma talebinin kabulü ile çıkma payı bakımından bir karar verilmesi gerekmekte iken yazılı gerekçe ile asıl davanın reddine karar verilmesi ve bu karara vaki istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.
2- Asıl davacı karşı davalı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; karşı dava, karşı davacı limited şirketin ortağının haklı sebeple şirket ortaklığından çıkarılması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, karşı davanın kabulü ile karşı davalının çıkarılmasına, şirketin ekonomik durumu nedeniyle çıkma payı takdirine yer olmadığına karar verilmiş, davacı - karşı davalının karşı davaya yönelik istinaf istemleri Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Ancak, haklı sebeple ortağın ortaklıktan çıkarma için limited şirket tarafından mahkemeye başvurulmadan önce limited şirket genel kurulunda TTK 621/1-h maddesi uyarınca ve nitelikli çoğunluk tarafından bu kapsamda bir kararın alınması dava şartıdır. Karşı davacı tarafça bu yönde alınan genel kurul kararı dosya kapsamına sunulmuş ise de, kararın incelenmesinde genel kurula sadece diğer ortağın katıldığı ve onun olumlu oyu ile karar alındığı gözlenmektedir. TTK’nın 621. maddesi uyarınca şirket ortağının şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması konusundaki genel kurul kararlarının temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabileceği öngörülmüş olup 2 ortaklı limited şirketlerde ortaklardan sadece birinin iştiraki ile toplanan genel kurulda kanunda aranan nitelikte çoğunluğun sağlanamayacak olması karşısında mezkur karar yok hükmündedir. Bu nedenle işbu davada dava şartı olan nitelikli çoğunluk tarafından alınan ortaklıktan çıkarmaya ilişkin genel kurul kararı bulunmadığı gözetilerek karşı davanın dava şartı yokluğundan reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıdaki (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı karşı davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz isteminin kabulüne, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı karşı davalı vekilinin karşı davaya yönelik temyiz isteminin kabulüne, gerek asıl ve gerekse karşı dava açısından İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/4055 E., 2024/7227 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesince, dava dışı şirkete ait dava konusu taşınmazların satışı öncesinde 12.10.2017 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların 6102 sayılı Kanun'un 617, 621 ve 624 üncü maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğuna dair Mahkeme kararının kesinleştiği, satış işleminin yetkisiz temsilci sıfatıyla yapılmış olması nedeniyle taşınmaz satışına ilişkin hukuki işlemlerin bağlayı
11. Hukuk Dairesi 2023/4055 E. , 2024/7227 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1434 Esas, 2023/589 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1156 E., 2022/260 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli davalılar vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.10.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalılardan ... vekili Avukat ... ve davalı ... vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların dava dışı ... Teknik Mühendislik Tahaahüt Tic. Ltd. Şti.'nde eşit paya sahip olduklarını ve her üçünün de şirket müdürü yetkisi bulunduğunu, müvekkili müdürler kurulu başkanlığı yapmakta iken davalıların kendi aralarında anlaşarak usulsüz işlemlerle şirketin içini boşaltma yoluna gittiklerini, müvekkilinin müdürler kurulu başkanlığı ve imza yetkisini 12.10.2017 tarihli ortaklar kurulu adı altında bir karar ile usulsüz şekilde kaldırdıklarını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyasında genel kurul kararı aleyhine iptal ve butlan davaları açıldığını, davalı ...'nun hisselerini davalı ...'e devrettiğini, Mahkemece tedbir kararı verilmeden davalıların şirketin içini boşalttıklarını, davalı ...'in 22.12.2017 tarihinde acele şekilde şirkete ait olan ve davanın konusunu teşkil eden 3 adet taşınmazı eski ortak ...'na devrettiğini, bu işlemlerin muhasebe kayıtlarının ise 03.10.2017 tarihli olarak geriye dönük işlendiğini, gayrimenkullerin satış işleminin 1/3 fiyatının da altında yapıldığını, satış bedelinin de devralan davalı ...'nun şirketten alacağı olan tutara denk getirilmeye çalışıldığını, işleminin muvazaalı ve batıl olduğunu ileri sürerek dava konusu şirkete ait olan 3 taşınmazın satışına ilişkin işlemlerin muvazaa nedeniyle iptaline, taşınmazların tapuda dava dışı şirket adına tesciline karar verilmesini, bu talebin kabul görmemesi halinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 553 üncü vd. maddeleri gereğince davalıların şirkete verdiği zarardan dolayı sorumluluklarına istinaden devir bedeli ile taşınmazların gerçek değeri arasındaki farkın dava dışı şirkete davalılar tarafından müteselsilen ödenmesine dair şimdilik 10.000,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, 17.10.2017 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının müdürlük yetkilerine son verildiğini, davacı tarafından İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1024 E. sayılı dosyasıyla müvekkili aleyhine açılan sorumluluk davasının derdest olduğunu, dava konusu taşınmazların muvazaalı olarak ve bedelinin çok altında bedelle devredildiğine dair delil sunulmadığını, tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, dava dışı ... Teknik Müh. Taah. Tic. Ltd. Şti.'nin 12.10.2017 tarihli ortaklar kurul kararı ile davacının müdürlük yetkisinin kaldırılmasına ve şirket ortaklarından ...'nun hisselerini ...'e devrederek ortaklıktan ayrılmasına karar verildiği, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1057 E. sayılı dosyasında 12.10.2017 tarihli 74 sayılı ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilip anılan kararın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, 6102 sayılı Kanun'un 395, 619, 620 ve 644 üncü maddeleri de nazara alındığında davalı ...'nun ortaklık ve müdürlük sıfatının devam ettiği, bu durumda tapuda satış yapıldığı tarihte şirketle işlem yasağının mevcut olduğu, gayrimenkullerin devir tarihinde sonradan yok hükmünde kabul edilen genel kurul kararına göre yetkili müdür olarak atanan ...'in müdürlüğüne ilişkin genel kurulun da yok hükmünde olması sebebiyle diğer davalıya yaptığı satış işleminin yetkisiz temsilci sıfatıyla yapıldığı ve bu nedenle de satışın geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların davalı ... adına olan tapu kayıtlarının iptali ile dava dışı ... Teknik Mühendislik Taahhüt Tic. Ltd. Şti. adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, dava dışı şirkete ait dava konusu taşınmazların satışı öncesinde 12.10.2017 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların 6102 sayılı Kanun'un 617, 621 ve 624 üncü maddeleri uyarınca yok hükmünde olduğuna dair Mahkeme kararının kesinleştiği, satış işleminin yetkisiz temsilci sıfatıyla yapılmış olması nedeniyle taşınmaz satışına ilişkin hukuki işlemlerin bağlayıcı olduğundan söz edilemeyeceği, davalıların iyi niyetle iktisap savunmasında bulunamayacağı, bu durumu bilecek durumda oldukları, davalılar vekili taşınmazların değerine ilişkin alınan bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, raporun yeterli olmadığını ileri sürmüş ise de Mahkemece terditli olarak açılan işbu davada, davacının birinci talebi olan tapu iptali ve tescili talebi kesinleşen Mahkeme kararına istinaden kabul edildiğinden ve kabul kararında taşınmaz bedeli sonuca etkili olmadığından değerlendirilmesinde hukuki yarar görülmediği, davalıların ihtiyati tedbir ve davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı limited şirketin taşınmazlarının davalı şirket müdürü tarafından diğer davalı eski şirket ortağına gerçek değerinin altında, kötü niyetli ve muvazaalı olarak satıldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescili, olmadığı takdirde şirketin zararının tespiti ile şirkete ödenmesi taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 617, 619, 620, 621, 624 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL vekalet ücretinin taraflardan alınarak yek değerine verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 09.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/5287 E., 2024/7332 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı Kanun'un 4 üncü bölümde limited şirketin organları düzenlenmiş olup, 616-622 maddeleri arasında genel kurula, 623-630 maddeleri arasında yönetim ve temsil ile görevli kılınan müdürlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/5287 E. , 2024/7332 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/915 Esas, 2023/1115 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Isparta 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2020/377 E., 2022/4 K.
Taraflar arasındaki müdürlükten azil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildi.
Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Süt ve Süt Ürünleri Ambalaj Gıda Eğitim Danışmanlık Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'nin, (...) 06.12.2010 tarihinde kurulduğunu, tarafların müştereken şirketi temsile yetkili kılındıklarını, davacının müdürler kurulu başkanı seçildiğini, şirket ortaklarının aynı zamanda eşlerden oluşması nedeniyle ortaklık yapısının her iki aile arasında eşit paylaşıldığını, şirketin büyük marketler zincirlerine düzenli olarak mal vermesi, sözleşmelerinin bulunması sebebiyle, üretiminin aksamamasının ticari bir zorunluluk olduğunu, yapılan işin niteliği gereği acil kararlar alınması gerektiğini, şirketin üretiminin devamlılığının sağlanabilmesi için alınması gereken ham madde ödemelerinin düzenli olarak yapılması, personel giderlerinin ödenmesi, mevcut makine ve teçhizatın bakım ve onarımlarının yapılması, işin gerektirdiği elektrik, su gibi ödemelerinin aksatılmaması, üretilen ürünlerin niteliği dikkate alındığında haklı olarak elde edilen marka değerinin zedelenmemesi için üretimde ve araştırma geliştirmede tam zamanlı çalışan mühendislerin yanı sıra ürün kalitesinin, kullanılan maya kalitelerinin ve seçimlerinin uzman akademisyenler tarafından sürekli kontrollerinin sağlanması niteliğinin düşürülmemesinin elzem olduğunu, aksi halde ürün içeriklerinde, kalitesinde sorunlar yaşanabileceği, bu durumda şirketin ticari itibarının zedeleneceğini, ...’in iki müdürle müştereken temsili karşısında müdürlerden birinin bu ödemelere haklı gerekçesi bulunmaksızın onay vermemesi, geciktirmesi, ödememeyle tehdit ederek diğer müdürü huzursuz etmesi halinde, şirketin telafisi imkansız zararlara uğrayacağı, piyasada elde etmiş olduğu haklı şöhretin yerle bir olacağını, davalının 15.12.2019 tarihinden itibaren şirkete adım atmadığını, şirkete karşı özen ve sadakat yükümünü ihlal ettiğini, müdürlük görevinin fiilen sadece davacı tarafından yürütüldüğünü, ...’in iki müdüründen olan davalının, şirket iş ve işleyişini tümüyle sekteye uğratması nedeniyle davalı şirket müdürünün şirket müdürlüğü görevinden azlini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davacının iddiada bulunduğu ...'e gelmeme, toplantılara katılmama ve gruplardan çıkma gerekçelerinin ana sebebinin, davacı müdürün tarafı üzerinde pozisyonunu kullanarak kararların belirttiğinde yazdığı veya söylediği cümlelerle üzerinde oluşturduğu baskı, devamında personel karşısında itibarsızlaştırma ve üstünlük sağlama yazıları olduğunu, davacı müdürün yurt dışına gitmesi ile Eylül 2018- Kasım 2020 arasında münferit imza yetkisi ile ... ekibi ile uyum içinde yeni ürünler çıkarıp proje ve patent başvuruları yapılarak cirosunu arttırarak çalışmasına rağmen dönmeye yakın yaptığı hareketlerin geldikten sonraki tutumları, söylemleri ve yazıları ile ortak amaç birlikteliğinin son bulduğunu, davacının tüm iddialarının kendi bakış açısı ile sergilediğini, % 50 ortaklı ve müşterek imzalı firmanın ortak karar verme farklı bakış açıları sebebiyle gerçekleşemediğini, davacı müdür tarafından tarafına uygulanan mobbing ve personel karşısında itibarsızlaştırma gayretlerine rağmen ...'in uzaktan tüm işlerini yapmaya devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, tarafların, Isparta merkezde faaliyet gösteren ve merkezi de Isparta'da bulunan ...’in ortaklığını ve müşterek müdürlüğünü yaptıkları, uyuşmazlığın niteliği ve iddianın ileri sürülüşüne göre ispat yükünün davacı tarafın üzerinde olduğu, tarafların dayandıkları delillerin dosya kapsamına alınmasından sonra yapılan yargılama neticesinde, davalının, müdürlüğü sırasında, azlini gerektirecek şekilde, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiğini veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybettiği hususlarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket müdürlüğünden azil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi.
2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 623 üncü maddesi, 630 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekilince ihtiyati tedbirin kaldırılması yönünden temyiz edildiği, bu yöndeki kararın 6100 sayılı Kanun’un 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında kaldığı anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davacı, limited şirket müdürünün haklı sebeple azlini talep etmektedir. 6102 sayılı Kanun'un 4 üncü bölümde limited şirketin organları düzenlenmiş olup, 616-622 maddeleri arasında genel kurula, 623-630 maddeleri arasında yönetim ve temsil ile görevli kılınan müdürlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 623 üncü maddesinde “şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsilinin, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği” öngörülmüştür. Görüldüğü üzere azli istenen limited şirket müdürü, ortaklığın zorunlu yasal organı statüsünde olup, 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki hükme dayanılarak mahkemenin müdahale ettiği ilişki, şirketle müdür arasındaki 6102 sayılı Kanun'un 623 üncü maddesinde düzenlenen akdi ilişkidir. Dava sonunda verilecek karar şirketin hukuki durumunu ve menfaatini de ilgilendirdiğinden bu akdi ilişkiye müdahale edilmiş bulunmasına göre akdi ilişkinin bir tarafı olan müdür ile birlikte akdi ilişkinin diğer tarafı olan şirketin de, açılan azil davasında birlikte hasım olması gerektiği halde şirkete husumet yöneltilmeyen davada taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilip yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamış, hükmün re’sen bozulmasını gerektirmiştir.
3.Bozma sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde ilgililere iadesine, 10.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiğinden aksi yöndeki çoğunluk bozma gerekçesine katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Aşağıdaki kararlardan hangisi için "ağırlaştırılmış nisap" (Temsil edilen oyların en az 2/3'ü ve esas sermayenin salt çoğunluğu) aranmaz?
A) Şirket işletme konusunun değiştirilmesi
B) Esas sermayenin artırılması
C) Şirket merkezinin değiştirilmesi
D) Müdürlerin seçimi ve azli
E) Şirketin feshi
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.