6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 625

Türk Ticaret Kanunu 625. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 625- (1) Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidir. Müdürler, aşağıdaki görevlerini ve yetkilerini devredemez ve bunlardan vazgeçemezler: a) Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi. b) Kanun ve şirket sözleşmesi çerçevesinde şirket yönetim örgütünün belirlenmesi. c) Şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması. d) Şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimi. e) Küçük limited şirketler hariç, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması. f) Şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi. g) Genel kurul toplantısının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi. h) Şirketin borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi. (2) Şirket sözleşmesinde, müdürün veya müdürlerin; a) Aldıkları belirli kararları ve b) Münferit sorunları, genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Genel kurulun onayı müdürlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, sınırlandırmaz. Türk Borçlar Kanununun 51 ve 52 nci madde hükümleri saklıdır. 2. Özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
19. Ceza Dairesi, 2015/26941 E., 2018/6575 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Ceza Mahkemesi
Ancak somut olay limited şirketlerdeki müdürlerin yetkileri ile ticari mümessiller ve ticari vekillerin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 625. ve 631. maddeleri doğrultusunda incelendiğinde limited şirket müdürlerinin şirketin ticareti terk kararı vermesi ve bu hususun ticaret siciline bildirilmesi konusundaki yetki ile sorumluluklarını vekaletname ile bir başkasına devredemeyecekle
19. Ceza Dairesi         2015/26941 E.  ,  2018/6575 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi SUÇ : 2004 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/02/2012 tarih, 2011/505, 509, 513 E, 21/02/2012 tarih, 2011/506, 510, 511, 621 E sayılı kararlarında açıklandığı üzere “tacir sayılan limited şirketlerin, temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, sorumlu oldukları şirketlerin ticareti terk etmeleri halinde; İcra İflas Kanunu'nun 44. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin bir istisnaya yer verilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı kanunun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına bir engel bulunmadığı” yönündeki ulaşılan sonucun zaman içerisinde yerleşik uygulamaya dönüşmüş olması, ticareti terk eden tacir açısından; muhatapların haklarını korumaya yönelik olarak İİK'nın 44.maddesi ile, ticareti terk eden bir tacire; 15 gün içerisinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirme ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunma, Ticaret Sicili Memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazete'de ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan etme ve ilan masraflarını da ödeme yükümlülükleri yüklenmiş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı ise İ.İ.K'nın 337/a maddesinde düzenlenmiş olup, takibi şikayete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun; “1- İİK'nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması, 2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması, 3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi, 4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi” şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da (alacaklının zarar görmesi ve borçlunun tacir olması gibi...) gerçekleşmesi halinde oluşacağı konusunda gerek uygulamada gerek öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması ve somut olayımızda bu eylemden dolayı şikayetçi olan müştekinin zarar gördüğü dosya içeriğinden anlaşılmıştır. ... Limited Şirketi'nin Konya ... Noterliği'nin 18/08/2011 tarih ve ... sayılı işlemiyle tasdiklenen sözleşme uyarınca kurulduğu, şirketin kurucu ortaklarının ... ve ... olduğu, sözleşmede bulunan "Şirketin İdaresi" başlıklı 8. maddesinde; "Şirketin işleri ve muameleleri ortaklar kurulu tarafından seçilecek bir veya birkaç müdür tarafından yürütülür. İlk on yıl için şirketi temsile şirket müdürü olarak ... seçilmiştir." hükmünün bulunduğu, "Temsil" başlıklı 9. maddesinde; "Şirketi müdür ya da müdürler temsil eder. Şirketi temsil ve ilzam edecek imzalar ortaklar kurulu tarafından tespit edilir tescil ve ilan olunur." hükmünün bulunduğu, "Kanuni Hükümler" başlıklı 13. maddesinde; "Bu ana sözleşmede bulunmayan hususlar hakkında Türk Ticaret Kanunun hükümleri uygulanır" hükmünün bulunduğu tespit edilmiştir. Konya Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından gönderilen 02/04/2014 tarihli yazı ekinde bulunan belgeler incelendiğinde; Konya .... Noterliği'nin 18/08/2011 tarih ve ... sayılı ana sözleşme, Konya .... Noterliği'nin 18/08/2011 tarih, ... sayılı Tescil Talepnamesi, Konya .... Noterliği'nin 18/08/2011 tarih, ... sayılı Karar Sureti'nde şirket müdürünün 10 yıl süreyle ortaklardan ... olduğunun belirtildiği, Konya .... Noterliği'nin 07/10/2011 tarih, 15919 sayılı işlemiyle şirket ortaklar kurulunun 07/10/2011 tarihinde ana sözleşmenin 1. ve 6. maddesinin tadiline ilişkin kararın tasdiklendiği, ilgili kararda şirketin ortaklarından ...'ün ortaklıktan ayrıldığı, yerine sanık ...'nun şirket ortağı olduğu, Konya ... Noterliği'nin 17/10/2011 tarih, 16447 sayılı düzenleme şeklinde vekaletnameyle şirket müdürü ...'nun diğer ortak ...'yu iş yeri idaresi yetkisi, vergi daireleri iş takibi gibi konularda geniş kapsamlı şekilde vekil tayin ettiği, düzenleme şeklindeki vekaletname içeriği incelendiğinde, şirket müdürünün 2004 sayılı İİK'nın 44. maddesi gereği ticareti terk eden tacirin ticaret siciline ticareti terk ettiğini bildirmesi gerektiğine ilişkin emredici hükme ilişkin işlem yapma yetkisi de verdiği sonucuna varılmasının olanaklı görüldüğü anlaşılmıştır. Şikayetçi vekilinin 08/05/2013 havale tarihli şikayet dilekçesiyle; Konya 13. İcra Müdürlüğü'nün 2012/4072 Esas sayılı dosyasıyla yapılan icra takibi sırasında borçlu şirketin ticareti terk etmesine rağmen bu durumu ilgili merciilere bildirmediğinden bahisle şirket yetkilisi olarak bildirdiği ...'dan şikayetçi olduğu, sanık ...'nun 21/10/2014 tarihinde alınan savunmasında şirket yetkilisi olduğunu kabul ederek atılı suçu ikrar ettiği, dosyada mevcut diğer deliller de dikkate alınarak sanık hakkında atılı suç sabit görülerek mahkumiyet hükmü kurulduğu tespit edilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay Şirketler Hukuku ve İcra Hukuku mevzuatı çerçevesinde incelendiğinde; 2004 sayılı İİK'nın "Hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği" başlıklı 345. maddesinde; "Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur." hükmünün bulunduğu, bu Kanunda yazılı suçların tüzel kişiliğe sahip şirketlerde, tüzel kişinin yönetim veya işlemlerinin yerine getirildiği sırada işlenmiş olması halinde, cezai sorumluluğunun o tüzel kişinin müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinden veya denetçi ve müfettişlerinden fiili yapmış olanlara ait olduğu belirtilmektedir. Bu madde doğrultusunda şirket müdürü ...'nun sanık ...'yu vekil tayin etmesi nedeniyle, şirket vekili sıfatıyla ticareti terke ilişkin bildirimde bulunulmaması konusunda sanığın cezai sorumluluğa sahip olduğu akla gelebilecektir. Ancak somut olay limited şirketlerdeki müdürlerin yetkileri ile ticari mümessiller ve ticari vekillerin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 625. ve 631. maddeleri doğrultusunda incelendiğinde limited şirket müdürlerinin şirketin ticareti terk kararı vermesi ve bu hususun ticaret siciline bildirilmesi konusundaki yetki ile sorumluluklarını vekaletname ile bir başkasına devredemeyecekleri anlaşılmaktadır. Şöyle ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Devredilemez ve vazgeçilemez görevler" başlıklı 625/1. maddesinde; "Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidir. Müdürler, aşağıdaki görevlerini ve yetkilerini devredemez ve bunlardan vazgeçemezler: a) Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi. b) Kanun ve şirket sözleşmesi çerçevesinde şirket yönetim örgütünün belirlenmesi. c) Şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması. d) Şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimi. e) Küçük limited şirketler hariç, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması. f) Şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi. g) Genel kurul toplantısının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi. h) Şirketin borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi." hükmü bulunmaktadır. Bu maddenin (a) bendinde şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi görevinin devredilemeyeceği açıklanmıştır. Limited şirketin ticari faaliyetine devam ettiği sicile kayıtlı adreslerden ayrılarak ticareti terk etmesine ilişkin talimatın anılan bentte belirtilen şirketin üst düzeyde yönetimi doğrultusunda verilecek talimatlar arasında bulunduğu hususu tartışılmaz bir husustur. Çünkü şirketin fiili olarak faaliyetlerine son verme kararı şirket adına alınabilecek en hayati kararlardan olup, şirketin geleceği hususunda çok önemli sonuç doğuracağı açıktır. Şirketin üst düzeyde yönetilmesine ilişkin gerekli talimatlardan olan ticareti terke ilişkin talimat verme görevinin noterlikçe düzenlenen vekaletname ile ortaklardan birine veya 3. kişiye devredilemeceği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 625/1. maddesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimine ilişkin görevin de devredilemeyeceği aynı maddenin (d) bendinde belirtilmiştir. Şirket müdürü tarafından şirket idaresi için vekil tayin edilen sanığın anılan şirketi ticareti terk ettirip, ticareti terke ilişkin bildirimin ticaret siciline yapmaması şeklinde kanuna uygun olmayan işlemini denetleyecek olan yine şirket müdürüdür. Vekaletname ile şirket yönetimine ilişkin bir başkasını yetkilendirmenin kanuna uygun olmayan faaliyetlerin gözetimi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Ticari mümessiller ve ticari vekiller" başlıklı 631. maddesinde ise; " (1) Şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenlenmediği takdirde, ticari mümessiller ve ticari vekiller ancak genel kurul kararı ile atanabilirler; yetkileri genel kurul tarafından sınırlandırılabilir. (2) Müdür veya müdürlerin çoğunluğu, 623 üncü maddenin kapsamına girmeyen ticari mümessili veya ticari vekili her zaman görevden uzaklaştırabilir. Bu kişi genel kurul kararı ile atanmışsa, görevden alma ve yetkilerini sınırlandırmak için genel kurul gecikmeksizin toplantıya çağrılır." hükmü bulunmaktadır. Belirtilen norm çerçevesinde somut olay incelendiğinde; limited şirketlerde ticari mümessiller ve ticari vekillerin şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenlenmediği takdirde ancak genel kurul kararı ile atanabilecekleri belirtilmektedir. Konya .... Noterliği'nin 18/08/2011 tarih ve ... sayılı işlemiyle tasdiklenen şirket sözleşmesinde ticari mümessillerin ve ticari vekillerin nasıl atanacakları düzenlenmemiştir. Bu nedenle sözleşmenin 13. maddesi uyarınca Sözleşmede hüküm bulunmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 631. maddesi uyarınca ticari mümessil veya ticari vekil atama yetkisi bulunmayan şirket müdürü ...'nun şirket ortaklarını veya 3. kişiyi ticari mümessil veya vekil olarak tayin edemeyecektir. Bu itibarla şirket ortağı olan sanık ...'ya şirketin idaresi için verilen vekaletname genel kurul kararı olmaksızın yapılması sebebiyle hukuken geçerli değildir. Yapılan tüm açıklamalar doğrultusunda; ... Limited Şirketi müdürünün genel kurul kararı olmadan bir başkasını ticari mümessil veya ticari vekil olarak atayamayacağı, genel kurul kararı ile atanmış bir ticari mümessil veya ticari vekil varsa, şirketin üst düzeyde yönetilmesine ilişkin gerekli talimatlardan olan ticareti terke ilişkin talimat verme görevini devredemeyeceği, devredilen yetkilerin kullanımına ilişkin kanuna aykırı durumların gözetiminin yine şirket müdürüne ait olacağı anlaşıldığından, 2004 sayılı İİK'nın 337/a. maddesinde düzenlenen ticareti terk etmek suçunu sanık ...'nun işleyemeyeceği, bu suçun failinin şirket müdürü ... olduğu, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı dikkate alınmadan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, Kabule göre; 1-02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin aynı Kanun'un 337/a maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaştırma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaştırmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu, 2-Sanık hakkında verilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasının bir gün karşılığı belirlenirken 5237 sayılı TCK'nın 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırı davranılması, 3-Suç tarihinin 19/04/2013 olmasına rağmen, karar başlığında 01/04/2013 şeklinde gösterilmesi, Bozmayı gerektirmiş ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 30/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/464 E., 2022/2646 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
addesinde "yöneticinin özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur" TTK'nın 625 ve 626.maddelerinde ise;
11. Hukuk Dairesi         2021/464 E.  ,  2022/2646 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01.10.2019 tarih ve 2017/351 E. - 2019/863 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, müvekkili ile davalının Akademi Isıtma Ltd. Şti. isimli şirketi kurduklarını, davalının şirket müdürü olduğunu, şirketin kuruluşu sırasında dava dışı ...'in iç ortak olarak yer aldığını ve şirkete mal alımı için 3. kişi AIRFEL lehine 150.000.-TL değerinde ipotek tesis ettiğini, şirketin demirbaşlarını da alarak şirketin kullanımına bıraktığını, son derece iyi bir performans sergilerken birden bire davalının 2012 yılı Eylül ayında hiçbir gerekçe olmadan şirketin faaliyetlerine son verdiğini, bu sırada özellikle ... tarafından ipotek tesis edilen AIRFEL'e olan borcun ödenmediğini ve AIRFEL'in işbu teminat mektubu karşılığını ödemekle yükümlü kaldığını, davalının hem iç ortağa hem de müvekkiline özellikle zarar vermek için diğer ticari borçlarını ödediğini, şirketin tüm emtialarını, demirbaşlarını bilinmeyen bir yere götürdüğünü, davalının bu eylemlerinin yasanın hem ortaklara hem de özellikle müdürlere yüklediği görevlere aykırı olduğunu, şirketin vermesi gereken beyannameleri vermesi, takip etmesi gereken alacakları takip etmesi ve yeniden faaliyete geçmesi gerektiğini ileri sürerek, müdür yerine şirkete kayyım atanmasını, davalının şirkete vermiş olduğu zarar bilinemediğinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000.-TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir Asıl davada davalı vekili, husumet itirazında bulunmuş, davanın dava şartı yokluğundan usulden ve ayrıca yerinde olmaması nedeniyle esastan da reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, asıl davada ileri sürdüğü sebeplerle, müdürün azli ile şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu şirketin 15/03/2011 tarihinde Adana Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil edildiği, davacı ... ve davalı ...'ın şirket ortakları olup, ...'ın şirket ana sözleşmesi ile müdür olarak atandığı ve tek imza ile şirketi temsile yetkili kılındığı, davalı şirketin Adana Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından 16/09/2013 tarihinde, Türkiye Ticaret Sicili gazetesinde yayınlanan ilana rağmen süresi içerisinde bildirimde bulunulmaması nedeni ile 16/09/2013 tarihinde ticaret sicilinden resen silindiği ve mahkememizce Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, davacıya verilen yetki sonucu Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait 2015/1160-1412 E.K sayılı dosya ile şirketin ihyasına ve Av. ...'in temsilci olarak atanmasına karar verildiği, davacı tarafından şirket müdürü olan ... tarafından, şirket borçlarının ödenmediği, şirkete ait emtiaların ve demirbaşların bilinmeyen yerlere götürüldüğü, şirket alacaklarının takip edilmediği ve hiçbir neden yokken şirket faaliyetlerine son verilerek şirketi zarara uğrattığının iddia edildiği, TTK'nın 630/2 maddesinde "her ortak haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir", 630/3 maddesinde "yöneticinin özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur" TTK'nın 625 ve 626.maddelerinde ise; "müdürler görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlüdür. Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidirler." hükmü bulunduğu, dava konusu şirket 2013 yılında gayrifaal olması nedeni ile TTK'nın geçici 7. maddesi gereğince sicilden resen terkin edilmiş ise de dosya içerisinde aldırılan bilirkişi raporuna göre 2011 yılında 49.728,81 TL, 2012 yılında ise 16.658,75 TL kar elde ettiği, davacı tarafından dava dışı DAIKIN Isıtma... San. ve Tic. A.Ş nin borçlarının ödenmediği belirtilmiş ise de şirket defterlerine göre bu şirketten 7.925,65 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, şirketin davalı ...'ın müdürlük görevini kötüye kullanması nedeni ile zarara uğratıldığı ve şirket demirbaşlarının başka bir yere götürüldüğü yöndeki iddiaların ise ispatlanamadığı gözetilerek sirket yöneticisinin sorumluluğuna dayanan tazminat talebi yerinde görülmediği,asıl davada kayyım atanması talebi yönünden ise; davalının şirketi zarara uğrattığının ispatlanamadığı, diğer taraftan davacı, tarafların ortağı olduğu şirketin faaliyet konusu ile aynı başka bir şirket kurarak haksız rekabet oluşturacak davranışta bulunduğu, şirketin kendi organları eliyle yönetilmesinin asıl olduğu, şirkete kayyım atanmasını gerektiren bir nedenin görülmediği,birleşen dava yönünden ise; şirket müdürünün azline ilişkin davalarda husumetin, azli istenen müdüre yöneltilmesi yeterli olup, ayrıca şirkete karşı dava açılması gerekli olmadığından birleşen davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına özellikle temyiz dilekçesinde temyiz sebebi belirtilmemesine, temyiz olunan kararda kamu düzenine aykırı bir yön de bulunmamasına göre asıl ve birleşen davada davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 107,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıdan alınmasına, 31/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/7287 E., 2022/8794 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
kayyıma verilmediği, TTK’nın 625. maddesi uyarınca limited şirket müdürünün görev ve yükümlülükleri göz önünde bulundurulduğunda şirketin mevcut tespit olunan durumunun şirket müdürünün görev ve sorumlulukları ile bağdaşmadığı anlaşılmakla azil şartlarının gerçekleştiği, davalı şi
11. Hukuk Dairesi         2021/7287 E.  ,  2022/8794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18.02.2021 tarih ve 2017/1156 E. - 2021/203 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 01.07.2013 tarihinde Astroyal Spor ve Turizm İşletmeleri Ltd. Şti’nin hisselerini devraldığını, 16.07.2013 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, 02.07.2013 tarihli toplantıda ...'ın tek başına 10 yıllığına müdür seçildiğini, 4 aylık süreçte ödenmeyen senetlerden ötürü şirkete haciz geldiğini, hacizler dolayısıyla şirket bünyesindeki işletmenin zarar ettiğini, bu olaylar üzerine müvekkilinin 30.10.2013 tarihinde 31866 yevmiye numaralı ihtarla şirket ortağı olarak şirkete ait tüm bilgi, belge ve ticari defterleri inceleme talebinde bulunduğunu, şirketin müvekkiline hesap çıktısı ibraz ettiğini, hesap çıktısının çelişkilerle dolu olduğunu, şirket bünyesinde işletilen spor salonundan elde edilen gelirle hesap özeti olarak gönderilen ve işletmeden elde edildiği iddia edilen gelirin birbiriyle örtüşmediğinin tespit edildiğini, SSK'ye ödeme yapmadığını, elektrik abonmanlığı sözleşmesinin olmadığını, doğal gaz ödemelerinin gecikmeli yapılması nedeniyle kesintiye uğradığını ve borcu yeniden yapılandırıp kuruma iki adet çek verdiğinin tespit edildiğini, davalının ortağı olduğu aile şirketinden yüklü miktarda borç alıp dava konusu şirketi hukuki sebebi belirli olmayan ağır bir borcun altına soktuğunu belirterek 6102 sayılı TTK'nın 630/2-3 maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline, şirket ortaklarından veya çalışanlarından birinin kayyım olarak atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının olumsuz davranışları ile şirkete mali ve idari yönden zarar verdiğini, iş yeri içinde kullanılan şirket hesabına dahil olan pos cihazını kullanmayarak başka pos cihazı üzerinden tahsilat yapma ve bu tahsilatları şirket hesabına yansıtmama gibi davranışlar içerisine girdiğini, işyerini mesul müdürden izinsiz kapattığını, davacı aleyhinde Bakırköy 11. ATM'nin 2013/506 esas sayılı dosyasında ortaklıktan çıkarılma davası görüldüğünü, iddiaların asılsız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre şirkette ait elektrik ve doğal gaz borçlarının ödenmemesi nedeniyle kesik olduğu, tüm aletlerin elektrikle çalıştığı, aydınlatmanın olmadığı, havuz, sauna, hamam için doğal gaza ihtiyaç olduğundan şirket üyelerine hizmet veremediği, şirket ön muhasebesi şirket merkezinde tutulmasına rağmen bilgisayarların sökülüp götürüldüğü, üye kayıtları ve envanter, kasa sayımı yapılamadığı, şirketin gayrı faal olduğu, şirkete ait belge ve bilgilerin kayyıma verilmediği, TTK’nın 625. maddesi uyarınca limited şirket müdürünün görev ve yükümlülükleri göz önünde bulundurulduğunda şirketin mevcut tespit olunan durumunun şirket müdürünün görev ve sorumlulukları ile bağdaşmadığı anlaşılmakla azil şartlarının gerçekleştiği, davalı şirket müdürünün şirketin mali açıdan denetlenebilmesi yönünde özen yükümlülüğü ve yasanın şirket müdürüne yüklediği görevlerini ihmal ettiği, şirketin çalışamaz hale geldiği, bu hususun kayyım raporlarıyla doğrulandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının müdürlük görevinden azline, kayyım ...'nın görevinin yönetim kayyımı olarak yeni müdür seçilinceye kadar devamına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 08.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) Dava, davalının limited şirket müdürlüğünden azli ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere davacı 01.07.2013 tarihinde Astroyal Spor ve Turizm İşletmeleri Ltd. Şti'nin hisselerini devralmış, 02.07.2013 tarihli toplantıda davalı ...'ın tek başına10 yıllığına müdür olarak atanmasına karar verilmiş, davacı 30.10.2013 tarihli ihtarname ile şirketle ilgili bilgi istemiş, işbu dava ise davalının müdür olarak atanmasından yaklaşık 4,5 ay sonra 19.11.2013 tarihinde açılmıştır. Mahkemece, 03.03.2014 tarihli celse ara kararı gereğince şirket müdürünün iş ve eylemlerinin denetlenmesi ve kararlarının onaylanması amacıyla kayyım atanmış, kayyımlar yargılama sürecinde 20.03.2014 havale tarihli ve 24.06.2014 havale tarihli raporları düzenlemişlerdir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen 01.10.2015 tarihli ilk kararın davalı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 19.09.2017 tarih, 2016/1875 E. 2017/4526K. sayılı ilamı ile mahkemece atanan kayyımların verdiği iki adet kayyım raporuna dayalı olarak düzenlenen bilirkişi raporuna itibar edilerek davalı yöneticinin azline karar verildiği, davanın 19/11/2013 tarihinde açılıp kayyımların düzenlemiş olduğu 20.03.2014 havale tarihli rapora göre şirketin elektrik ve doğal gaz borçlarının ödenmemesi sebebiyle işletmenin gayrı faal durumda olduğu, 24.06.2014 havale tarihli kayyım raporunda ise şirketin defterleri üzerinde inceleme yapılması için davalı tarafa süre verilmesine rağmen defterlerin tesliminden imtina edildiği ve gerekli incelemenin yapılamadığının belirtildiği, 6102 sayılı TTK'nın 630/2maddesinde gösterilen haklı sebebin dava tarihi itibariyle mevcut olması gerektiği, gerek kayyım raporları gerekse kayyım raporlarına dayanan bilirkişi raporundan bu hususun anlaşılamadığı, ayrıca şirket aleyhine icra takiplerinin bulunması şirket müdürünün azil sebebi olarak kabul edilmiş ise de bu takiplerin dayanağı borçların nasıl ve hangi tarihte oluştuğu,şirketin likiditesi mevcut olmasına rağmen yönetimin ödeme yapmaktan imtina edip etmediği hususları dahi incelenmeden, "mahkemece davanın devamı sırasında tedbiren atanan ve mahkemece verilen görev zimnında düzenlenen kayyım raporlarına istinaden" karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, daha önceki bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece bozma ilamı sonrasında alınan ek raporda şirket aleyhine yürütülen icra takip dosyaları incelenmiş, dosyaya bildirilen 11 adet takip dosyasının borçlarının 2013 yılına ait kambiyo ve GSM faturasından kaynaklandığı, borçluların ... ve Astroyal Spor ve Tur. Ltd. Şti. olduğu, söz konusu dosyaların takipsizlikle kapandığı, kaydi değerler göz önüne alındığında 31.12.2013 tarihi itibariyle şirketin kaydi değerleri (+) 18.271,79 TL olup borca batık durumda olmadığı, şirketin mal varlığının borçlarını ödeyebilecek durumda olmasına karşılık borçların ödenmediği, likit durumun tespit edilemediği ancak kök rapordaki görüşleri geçerli olup dosyada mevcut kayyım raporlarındaki tespitler de nazara alınmak suretiyle azil şartlarının gerçekleştiği yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır. Mahkeme uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında açıkça 6102 sayılı TTK'nın 630/2 maddesinde gösterilen haklı sebeplerin dava tarihi itibariyle mevcut olması gerektiği, gerek kayyım raporları gerekse kayyım raporlarına dayanarak düzenlenen kök bilirkişi raporundan bu hususun anlaşılamadığı belirtilmiş olmasına rağmen bozma sonrası alınan ek bilirkişi raporunda yine yargılama sırasında atanan kayyım raporlarına dayanılarak azil koşullarının oluştuğu görüşü bildirilmiştir. Yine azil sebebi olarak kabul edilen icra takiplerinin dayanağı borçların nasıl ve hangi tarihte oluştuğu konusunda yapılan inceleme neticesinde bu borçların davalı ile bağlantısı somut olarak ortaya konulmadığı gibi söz konusu takip dosyalarının da takipsizlikle kapandığı anlaşılmıştır. Buna göre azli gerektiren haklı sebeplerin dava tarihi itibariyle varlığını ispat yükünün davacıda olduğu, müdürün azline gerekçe gösterilen icra takiplerinin davalının müdür olarak görev yaptığı tarihte müdürün eylemleri nedeniyle doğduğu somut delillerle ispatlanmadığı gibi şirketin/borca batıklık durumu da bulunmadığı nazara alındığında davalı müdürün azlini gerektiren koşulların dava tarihi itibariyle oluştuğunun ispatlanamadığı düşüncesinde olduğumdan, davanın kabulüne dair karar onayan Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/21 E., 2020/142 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 625/2. maddesi gereğince genel kurulun görev ve yetkisine girmemekle birlikte şirket sözleşmesinde müdürün veya müdürlerin;
Hukuk Genel Kurulu         2017/21 E.  ,  2020/142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ipoteğin kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 20.06.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Muğla İli, Fethiye İlçesi, Göcek Beldesi 148 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kurulu olan D blok 1, 2, 4 numaralı ve A blok 1, 2 numaralı bağımsız bölümlerin maliki olduğunu, davalının müvekkili şirkete borç vereceğinden bahisle genel kurul kararı alınmadan davalı lehine taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir borç verilmediğini, davalının müvekkili şirketin ortağı olan AMW GmbH&Co.KG şirketinin yöneticisi ve ayrıca müvekkili şirketi temsile münferiden yetkili ...'nin babası olduğunu, şirket müdürünün muvazaası nedeniyle müvekkili şirketin taşınmazları üzerine ipotek tesis edildiğini ileri sürerek söz konusu ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/244 E., 2014/136 K. sayılı kararı ile; davacı şirketi münferiden temsil ve iltizama yetkili müdürlerden olan ...'nin 18.03.2014 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği ve feragat beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/5707 E., 2015/7420 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacı şirketi temsilen münferit yetkili müdürlerden ...'nin karşılığı olmaksızın davalı şirket taşınmazları üzerine davalı adına ipotek tesis etmesi nedeniyle açılan muvazaaya dayalı ipoteğin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, şirketin münferit temsile yetkili müdürü olan dava dışı ... tarafından şirket adına açılan davadan feragat edildiği, şirketin temsil yetkisi kapsamında ve usulüne uygun yapılmış bir feragat bildirimi olduğu ve geçerli olduğu gerekçesiyle feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de feragat dilekçesinin ekinde yer alan 09.06.2006 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yer alan şirket ana sözleşmesinde yer alan düzenlemeye göre ..., Kudret Cansunar ve ...'in şirket müdürü olarak şirketi tek başlarına temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Limited şirket genel kurulu bir karar organıdır. Kanunda açıklık bulunmamakla beraber olağanüstü işlerde karar verme yetkisi genel kurula aittir. Normal ve günlük işlerde karar verme yetkisi şirket müdürlerinindir. 6102 sayılı TTK’nun 629/1. maddesi uyarınca limited ortaklık müdürlerinin haiz oldukları temsil yetkisinin kapsam ve sınırı hakkında, anonim ortaklık yönetim kuruluna dair hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Limited ortaklık müdürleri, ortaklığın maksat ve işletme konusu içine giren ve temsil ile bağdaşan işlemleri yapabilir. Bunun dışında kalan hâllerde ancak genel kuruldan izin alınarak işlem yapılabilir. Somut olayda davalı lehine şirket taşınmazları üzerine tesis edilen ipoteklerin yolsuz olduğu iddia edilmektedir. Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına söz konusu ipoteklerin terkini istemiyle dava açarken, diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece, şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluşmuş bulunmaktadır. Bu durumda, somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti yönünden ortaklar kurulu kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır …” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/306 E., 2015/418 K, sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) davadan feragatin genel kurulun yetkisi içerisinde olduğuna dair bir düzenlemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; limited şirketi temsile münferiden yetkili olan birden çok müdürün bulunduğu durumlarda şirket müdürlerinden birinin açtığı davada diğer müdürün feragat beyanının geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, şirket taşınmazı üzerine karşılığı olmaksızın tesis edildiği ileri sürülen ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle limited şirketlerde “yönetim” ve “temsil” kavramlarının açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 14. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK ile mülga 6762 sayılı TTK döneminde benimsenen limited şirketlerde özden organ ilkesi terk edilerek şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçim yoluyla belirlenmesi sistemi öngörülmüştür. Başka bir deyişle her şirket ortağının doğrudan doğruya şirket müdürü olduğu sistemden vazgeçilmiş, onun yerine şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçimi sistemi benimsenmiştir. 6102 sayılı TTK ile limited şirketler hukukuna getirilen bu yeni sistem, anonim şirket yönetim kuruluna özgü işleyişin uygun olduğu ölçüde müdürler kuruluna da uygulanabilmesi imkânı vermektedir. 15. 6102 sayılı TTK’nin 623/1. maddesine göre, “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkı ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.” Görüldüğü üzere, şirket yönetiminin ortaklardan birine bırakılması mümkün olduğu gibi, üçüncü bir kişiye de bırakılabilir. Kanun sadece, ortaklardan en azından birine yönetim yetkisinin verilmesini zorunlu tutmaktadır. 16. Limited şirketlerde zorunlu organ olarak kabul edilen müdürler, limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Başka bir deyişle müdürler limited şirketin yönetim ve temsil organıdır. 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesine göre, “müdürler, kanunla veya esas sözleşme ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Dolayısıyla müdür veya birden fazla kişiden oluşması hâlinde müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. 17. Birden fazla kişinin müdür sıfatına sahip olması hâlinde bunların bir kurul olarak çalışması gerektiği ilk defa 6102 sayılı TTK’nin 624/1. maddesi ile düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, “şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır.” Görüldüğü üzere, limited şirketin tek bir müdür tarafından yönetilmesi hâlinde bir kurul organ bulunmamakta, buna karşılık müdürlerin birden fazla olması durumunda ise bir kuruldan söz edilebilmektedir. Bununla birlikte Kanun’da müdürler kurulunun oluşumu ve işleyişi hakkında ayrıntılı bilgiler yer almasa da, bu kurulun oluşum ve işleyişi konusunda anonim şirketteki yönetim kuruluna benzer özelliklere sahip olduğu Kanun’un gerekçesindeki ifadelerden anlaşılmaktadır. 18. Yönetim, bir iç ilişki kavramı olup, şirketin faaliyet göstermesi için yapılması gereken iş ve işlemlerin tümünü ifade eder. Temsil ise dış ilişkide şirket adına bağlayıcı irade açıklama yetkisidir. Limited şirketlerde yönetim gibi temsil yetkisi de müdürlere aittir (TTK, m. 623/1). 19. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesine göre; “müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” Yapılan bu atıftan dolayı, anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin kapsamı ve sınırları, imza şekli, tescil ve ilana ilişkin öngörülen düzenlemelerin limited şirketlerde müdürlere de uygulanacaktır. 20. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfı ile limited şirketler de uygulanma alanı bulan 6102 sayılı TTK’nin 370. maddesi gereğince “esas sözleşmede aksi öngörülmemişse, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir.” Buna göre şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya limited şirkette tek bir müdür bulunmuyorsa, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere müdürler kuruluna aittir. Müdürler kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla müdüre veya üçüncü kişilere devredebilir (TTK, m. 370/2). Ancak müdürler kurulunda yer alan üyelerden en az birinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Dolayısıyla limited şirketlerde de aksi şirket sözleşmesiyle açıkça belirtilmediği takdirde, başka bir deyişle tek imza sistemi öngörülmemişse, çifte imza ilkesi geçerlidir. 21. Yine 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfıyla uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371. maddesinde temsil yetkisinin kapsam ve sınırları belirlenmiştir. Buna göre, temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Bilindiği gibi şirketlerin ehliyetinin işletme konusu ile sınırlı olması ve konu dışı işlemlerin şirketi bağlamaması kuralı (ultra vires) 6102 sayılı TTK ile terk edilmiştir. Bu nedenle temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir (TTK, m. 371/2). Başka bir deyişle bu konuda ticaret sicilinin olumlu işlevi geçerli olmaz. Sadece şirket bu savunmayı üçüncü kişiye karşı onun bu olguyu fiilen bildiğini (müspet vukuf) kanıtlamak suretiyle ileri sürebilir. 22. Temsil yetkisinin sınırlandırılması hususunda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371/3. maddesine göre; “temsil yetkisinin sınırlandırılması iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.” Buna göre bu iki sınırlamanın tescil ve ilan edilmesi ve bu suretle devreye giren ticaret sicilinin olumlu işlevi sonucu üçüncü kişinin iyi niyetini ortadan kaldırması sistemini benimsemiştir. Başka bir deyişle temsil yetkisinin bu iki hâl dışındaki sınırlamaları (özellikle konu ve miktarla ilgili sınırlamalar) tescil ve ilan edilseler dahi üçüncü kişilerin iyi niyetini ortadan kaldırmayacaktır. Bu tür bir düzenleme üçüncü kişiye karşı ancak bu sınırlamayı fiilen bildiği (müspet vukuf) şirket tarafından kanıtlandığı takdirde ileri sürülebilir. 23. Limited şirketlerde müdürlerin özen ve bağlılık yükümü 6102 sayılı TTK’nin 626/1 maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre; “müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler.” Bu madde ile “özen” ve “şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramları birbirinden ayrılmıştır. Özen, iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ve bilimselliği ifade ederken şirket menfaatinin gözetilmesi ise şirketin menfaatinin kişisel menfaatlere ve başkalarının menfaatlerine feda edilmemesi, diğer menfaatlerin arkasına konulmaması anlamına gelir. Ayrıca özen ve bağlılık yükümü, müdürün kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesini ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmamasını zorunlu kılar. Gerçekten 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesinde buna dair bir yasaklama açıkça öngörülmemiş olsa da, gerek maddenin yorumu gerekse yönetim kurulu üyelerinin müzakereye katılma yasağını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesi böyle bir sonuca varmayı gerektirir. 24. Menfaat çatışmasının hangi hâllerde bulunduğu ve bu durumlarda yönetim kurulu üyesinin nasıl davranmak zorunda olduğu 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Buna göre; “yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır.” Bu durumda müzakereye katılma yasağına ilişkin bu hüküm kıyasen şirketle kendilerinin veya yakınlarının menfaatlerinin çatıştığı durumlarda müdürlere de uygulanması gerekmektedir. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin 01.06.2006 tarihinde tescil edildiği, şirket sözleşmesi ile..., ... ve ...’nin davacı şirkete müdür olarak tayin edildikleri, ayrıca müdürlerin üçünün de münferiden imza ile şirketi temsile yetkili kılındıkları, şirket müdürü... tarafından işbu davanın 26.06.2013 tarihinde açıldığı, diğer şirket müdürü ... tarafından ise 18.03.2014 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davadan feragat eden şirket müdürü ... davalının oğlu olduğu hususu da dosya kapsamı ile sabittir. 26. Şirket sözleşmesi ile tayin edilen her üç müdür de limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesi gereğince müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Bununla birlikte her üç müdür de, ayrı ayrı münferiden tek imza ile şirketi temsil ile yetkilendirildikleri için, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. 27. Ancak 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesi gereğince şirketi temsile yetkili olan müdürler de görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Başka bir deyişle şirket menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda şirket müdürü, dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yaparak şirketin menfaatini kişisel menfaatlerinin ve başkalarının menfaatlerinin üzerinde tutması gerekmektedir. Hatta müdürün, kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesi ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmaması zorunluluk arz etmektedir. 28. Bu durumda davadan feragat eden şirket müdürünün davalının oğlu olması, şirket müdürü ile şirket arasında menfaat çatışması olduğunu göstermektedir. O hâlde bu husus gözetildiğinde şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü gereği tek başına yaptığı feragat beyanının geçerli olmadığı kabul edilmelidir. Zira bu gibi tereddüt uyandıran hâllerde, kararın ilgili müdürün oylamaya katılmadığı müdürler kurulu tarafından verilmesi hakkaniyete daha uygun olacaktır. 29. Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 625/2. maddesi gereğince genel kurulun görev ve yetkisine girmemekle birlikte şirket sözleşmesinde müdürün veya müdürlerin; aldıkları belirli kararları ve münferit sorunları genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Bu durumda şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla menfaat çatışmasının olduğu durumlarda genel kurul onayı da aranabilmektedir. 30. O hâlde şirketle menfaat çatışması olan müdürün şirketin davacı olduğu davadan feragat beyanının dürüstlük kuralı gereğince geçersiz olduğu kabul edilerek feragate ilişkin müdürler kurulu kararı veya genel kurul onayı da bulunmadığı gözetilip sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluştuğu, bu durumda somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti hakkında genel kurul kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 32. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/11606 E., 2018/4928 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 625. maddesinde, müdürlerin kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkili olduğunun belirtildiği, şirket müdürlerinin devredemeyeceği görev ve yetkilerin sayıldığı, bunların içerisinde özel vey
11. Hukuk Dairesi         2016/11606 E.  ,  2018/4928 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/03/2016 tarih ve 2015/590-2016/183 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26/06/2018 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi...tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının ...Yatırım İnş. Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı, ... S.A.'nın da şirketin diğer ortağı ve müdürü olduğunu, ... S.A.’yı temsilen...'un ...'a bazı konularda yetki verdiğini, yani davalı şirket müdürü ... S.A'nın ...Yatırım İnş. Tic. Ltd. Şti.'ne vekil olarak ...'ı görevlendirdiğini, verilen vekaletin sınırsız yetkilerle donatılmış bir ticari temsilci ataması niteliğinde olduğunu, davalının yetki devrinin kanuna aykırı olduğunu, hukuka aykırı şekilde verilen vekaletnamenin davalı şirket müdürü ... S.A'nın tazminat sorumluluğunu da doğurduğunu, davalı şirket müdürünün kanuna ve şirket sözleşmesine açıkça aykırı şekilde, kendisinin dahi sahip olmadığı şirketin tek malvarlığı olan taşınmazı devretme ve şirketin mahvına sebep olabilecek borç doğurucu işlemler yapma yetkisini, şirket ortağı dahi olmayan üçüncü kişiye devrettiğini ileri sürerek; davalı şirket müdürünün yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılmasını, kanun ve şirket sözleşmesine aykırı şekilde düzenlenen vekaletnameye dayalı olarak yapılan sözleşme ve işlemlerin yokluğunun tespitini, ... tarafından gerçekleştirilen işlemlerden dolayı uğranılan zararların, sorumlu şirket müdürü tarafından şimdilik 1.000,00 TL'sinin tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri, vekil ...’ın müdür ... S.A. tarafından tüzel kişi müdür temsilcisi olarak atandığını, ...’a verilen vekaletnameden daha kapsamlısının davacının müdür olduğu dönemde davacı tarafından verildiğini, vekaletnamenin şirket işlerinin hızlı ve sorunsuz yürümesi için verildiğini, vekaletname nedeniyle şirketin zarara uğramasının sözkonusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 625. maddesinde, müdürlerin kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkili olduğunun belirtildiği, şirket müdürlerinin devredemeyeceği görev ve yetkilerin sayıldığı, bunların içerisinde özel veya genel yetkili vekaletname verilmesinin bulunmadığı, TTK'nın 623/2 maddesinde şirket müdürlerinden biri tüzel kişi olduğu takdirde bu kişinin bu görevi yerine getirecek bir gerçek kişi belirleyeceğinin düzenlendiği, somut olayda tüzel kişi şirket müdürü temsilcisi tarafından verilen vekaletnamenin incelenmesinde ...'ın ticari vekil veya ticari temsilci olarak atandığı sonucuna varılamadığı, davalı şirketin bir inşaat projesi yürüttüğü, şirket müdürü temsilcisinin gayrımenkul alım ve satımı da dahil olmak üzere genel veya özel yetkilerle vekaletname tanzim etmesinin mümkün olduğu, bunun sorumluluk davası açılması için bir sebep olamayacağı, bu vekaletnamenin şirket zararına olarak nerede ve ne şekilde kullanıldığı hususunda davanın somutlaştırılmadığı, sırf vekaletname verilmesi sebebiyle davalı şirket müdürünün görevden uzaklaştırılmasının ve sorumluluk davası açılmasının yerinde görülmediği, müdür seçimine ilişkin genel kurul kararının iptal edilmediği müddetçe geçerliliğini koruyacağı ve şirket zararına kullanılmadığı müddetçe bir sorumluluk sebebi olarak dayanılamayacağı, vekaletnamenin şirket müdürü tarafından temsil yetkisi kapsamında verildiği, daha geniş yetkiler içeren vekaletnamenin daha evvel davacı tarafından da verildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı limited şirket müdürünün azli ve sorumluluk davası olan işbu davada davalı ...Yatırım İnşaat Tic. Ltd. Şti'ye husumet yöneltilemeyecek bulunmasına, bu nedenle adı geçen şirket hakkında verilen davanın reddine ilişkin kararın sonucu itibariyle doğru olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

A) Şirket sözleşmesinin değiştirilmesi
B) Müdürlerin atanması ve görevden alınması
C) Şirketin günlük olağan işlerinin yürütülmesi
D) Yılsonu finansal tabloların onaylanması
E) Şirketin feshi

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol