6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 66

Türk Ticaret Kanunu 66. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 66- (1) Her tacir, ticari işletmesinin açılışında, taşınmazlarını, alacaklarını, borçlarını, nakit parasının tutarını ve diğer varlıklarını eksiksiz ve doğru bir şekilde gösteren ve varlıkları ile borçlarının değerlerini teker teker belirten bir envanter çıkarır. (2) Tacir açılıştan sonra her faaliyet döneminin sonunda da böyle bir envanter düzenler. Faaliyet dönemi veya başka bir kanuni terimle hesap yılı oniki ayı geçemez. Envanter, düzenli bir işletme faaliyetinin akışına uygun düşen süre içinde çıkarılır. (3) Maddi duran malvarlığına dâhil varlıklarla, ham ve yardımcı maddeler ve işletme malzemeleri düzenli olarak ikame ediliyor ve toplam değerleri işletme için ikinci derecede önem taşıyorsa, değişmeyen miktar ve değerle envantere alınırlar; şu şartla ki, bunların mevcutları miktar, değer ve bileşim olarak sadece küçük değişikliklere uğramış olsunlar. Ancak, kural olarak üç yılda bir fiziksel sayım yapılması zorunludur. (4) Aynı türdeki stok malvarlığı kalemleri, diğer aynı nitelikteki veya yaklaşık aynı değerdeki taşınabilir malvarlığı unsurları ve borçlar ayrı ayrı gruplar hâlinde toplanabilir ve ortalama ağırlıklı değer ile envantere konulabilir. IV - Envanteri kolaylaştırıcı yöntemler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2016/5383 E., 2020/1248 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Davanın tarafları olan her iki şirketin alacağıda ticari işletmeyi ilgindiren TTK'nun 64 ve 66 ncı maddesi gereğince her tacirin ticari defterlerine ve envanterine kayıtlı olması gereken ticari nitelikte alacaktır.
23. Hukuk Dairesi         2016/5383 E.  ,  2020/1248 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve karşı davanın reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı - karşı davalı vekili, Bursa 6. İcra Müdürlüğü’nün 2012/7456 E. sayılı icra dosyasından düzenlenen sıra cetveline itirazda bulunduklarını, bu davada davalı bankanın hem sırasına hem de alacak miktarına itiraz ettiklerini, öncelikle davalı bankanın ipotek teferruatlarının tapuya işlendiği tarih itibari ile müvekkiline ait ticari işletme rehninden sonra tapuya işlendiğini, ticari işletme rehinlerinin menkulleri de kapsadığını, oysa ki ipotekte teferruatların daha sonra tapuya eklendiğini, ayrıca beşinci sırada da bir alacaklarının mevcut olduğunu, davalı bankanın takip yaptığı ve satışın gerçekleştiği icra dosyasının ise altıncı sırada olduğunu, buradaki fer'ileri de birinci ve üçüncü sıradaki ipotekli alacaklarına ekleyerek alacak miktarını yükselttiğini, birinci ve üçüncü sıradaki alacak miktarlarına da itiraz ettiklerini ileri sürerek, davalı bankanın ipotek alacağının miktarı belirlenerek artan bakiye bedelin müvekkiline ödenmesine, taşınmaz üzerindeki eklentilerin bedellerinin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı vekili, asıl davanın reddini istemiş, karşı davasında, davacı ile dava dışı borçlu arasında yapılan ticari işletme rehininin geçersizliğinin tespitine, kendilerinin de karşı dava ile davacı tarafın alacak miktarına itiraz ettiklerinden, davacı alacağının sıra cetvelinden terkin edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı alacaklının aynı borç için hem lehine ipotek kurduran hem de borçludan kambiyo senedi alan alacaklının ipoteğe başvurmadan elindeki senetlere dayanarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yaparak ipotekli alacağını bu takipteki sıra cetveline yazdırabileceği, bu nedenle davalının kambiyo senedine dayalı takibinde aynı alacak için aldığı ipotek nedeniyle ipotekli alacağının kambiyo yoluyla yapılan Bursa icra dosyasında birinci sırada ipotekli alacak olarak sıra cetveline yazılmasında usul ve yasaya aykırılık olmadığı, karşı dava yönünden ticari işletme rehin sözleşmesinin geçerli olabilmesi için karşı davada davalının 1447 sayılı Ticari İşletme Rehin Kanunu’nun 2.maddesinin 2. fıkrasına göre tüzel kişiliğe haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi müessesesi, kredili satış yapan gerçek ve tüzel kişiliğe haiz müessese veya kooperatif olması gerektiği, karşı davalının bu kuruluşlardan olmadığı, bu nedenle ticari işletme rehin sözleşmesinin geçersiz olduğu, terkin talebi yönünden karşı davacının herhangi bir hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davada ticari işletme rehin sözleşmesinin Bursa 6. İcra Müdürlüğü’nün 2012/7456 E. sayılı takip dosyası ve davalı-karşı davacı yönünden geçersizliğinin tespitine, sıra cetvelinden terkini isteminin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı-karşı davalı temyiz etmiştir. 1-Dava, sıra cetveline itiraz istemine ilişkindir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde, bu hükümde sayılan mutlak ticari davaların yanısıra "Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır." hükmü ile de nispi ticari davaya ilişkin de düzenleme yapılmış olup, uyuşmazlığın nisbi ticari dava niteliğini kazanabilmesi için tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlık konusu işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olması gerekir. İİK'nın 142/1 maddesinde "Cetvel suretinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir." hükmü düzenlenmiştir. Bu hükümde belirtilen mahal mahkemesinin hangi mahkeme olduğu konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte İİK'nın 235/1. maddesindeki kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki iflas davaları için Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğu yolundaki düzenleme gibi açık bir düzenleme bulunmadığından bu mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir. Sıra cetveline itiraz davalarında taraflar arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığı gibi uyuşmazlık, davacı ve dava dışı borçlu arasındaki ilişkiden kaynaklanmaktadır. 01.10.2011 tarihinden sonra açılan sıra cetveline itiraz davaları için görevli mahkeme HMK'nın 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir.(Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, sh:738) 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesindeki göreve ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin olduğu hükmü ile HUMK'nın 428/2. maddesinin mahkemenin görevli olmamasının mutlak bozma nedeni olduğuna ilişkin hükmü karşısında, görev hususu somut olayda olduğu gibi, açıkça temyize gelmese dahi temyiz mahkemesince re'sen gözetilmelidir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesinin yürürlükte bulunduğu dönemde Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi iken, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesinde yapılan değişiklikle Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasında ilişki görev ilişkisi olarak değiştirilerek böyle durumlarda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Somut olaya gelince eldeki davanın 01.07.2012 tarihinden sonra açıldığı hususu da dikkate alındığında, davanın ticari dava olmadığı ve dava tarihi itibariyle davaya Asliye Hukuk Mahkemesince bakılması gerektiği düşünülerek 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2- Bozma nedenine göre, davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün re'sen BOZULMASINA, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.02.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) Muhalefet Şerhi Uyuşmazlık, asıl davada haciz yoluyla takipte düzenlenen sıra cetveline itiraz, karşı davada ticari işletme rehin sözleşmesinin geçersizliğinin tesbiti isteminden kaynaklanmaktadır. Dairemizin Sayın Çoğunluğu özetle, sıra cetveline itiraz davalarında genel mahkeme olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu, ticaret mahkemesinin davaya bakamayacağını gerekçe göstererek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Ticaret Mahkemeleri ve Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki görev ilişkisi 6102 sayılı TTK'nın 6335 sayılı yasa ile değişik 5 nci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre; "bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla, özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere ticaret mahkemesinde bakılır." hükmü ve aynı maddenin 3. Fıkrasında "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır" hükmü yer almaktadır. Ticari sayılan davaların neler olduğu ise 6102 Sayılı TTK'nın 4. maddesinde sayılmıştır. Bu maddenin 1. fıkrasında "her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;.. " denilmek suretiyle tarafları tacir olmasa dahi ticari dava sayılacak haller sayılmıştır. Bu kapsamda ticari davaları, tarafların sıfatına veya işin niteliğine, ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın açık yasal düzenlemeler nedeniyle ticari dava sayılan mutlak ticari davalar, tarafların tacir sıfatına sahip olduğu ve tarafların ticari işletmesini ilgilendirmesi nedeniyle ticari dava sayılan nisbi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Dava konusu uyuşmazlığın yukarıda anlatılan kriterlere göre mutlak ticari dava olmadığı açıktır. Zira İİK'nın 235 nci maddesinde yer aldığı üzere iflas sıra cetveline ilişkin kayıt kabul, terkin davalarının ticaret mahkemesinde görülebileceğine ilişkin bir hüküm haciz yoluyla takipte düzenlenen sıra cetveline ilişkin İİK'nın 142 nci maddesinde bulunmamaktadır. O halde, uyuşmazlık nispi ticari dava kriterlerine göre değerlendirilmelidir. Buna göre; somut olayda hem davacı hemde davalı ticaret şirketi olup TTK 16. madde gereği tacir sıfatını taşımaktadır. Dolasıyla her iki tarafında tacir olmasına ilişkin ilk koşul somut olayda mevcuttur. Uyuşmazlık ise her iki tarafından aynı borçludan olan alacağından kaynaklanmaktadır. TTK'nın 3. maddesi bu kanunda düzenlenen hususlarla "bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir" hükmünü içermektedir. TTK'nun 64 ncü maddesine göre her tacir ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ticari defterlerine kaydetmek zorundadır. Alacak-borç ilişkisinin karşılıklı sözleşmelerden veya ticari ilişkilerden doğmuş olması koşulu aranmamıştır. Sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, hangi hukuki sebebe dayalı olarak doğmuş olursa olsun her tacirin alacağını veya borcunu işletmesinin mali ve iktisadi durumunu etkilediğinden bir başka deyişle ticari işletmesini ilgilendirdiğinden ticari defterine kaydetmek zorundadır. Bir başka deyişle bir şikretin alacağının ticari işletmesiyle ilgili olmadığı kabul edilemez. Kaldı ki somut olayda davacı şirketin alacağı TTK'da düzenlenen kambiyo senedinden davalı şirketin alacağı ise ticari işletme rehninden kaynaklanmaktadır. TTK'nun 4/f maddesi gereği kredi alacağı ticari nitelikte alacaktır. Davanın tarafları olan her iki şirketin alacağıda ticari işletmeyi ilgindiren TTK'nun 64 ve 66 ncı maddesi gereğince her tacirin ticari defterlerine ve envanterine kayıtlı olması gereken ticari nitelikte alacaktır. Bu durumda, uyuşmazlık, TTK'daki nisbi ticari dava kriterlerine göre, hem her iki tarafında tacir olması hemde her iki tarafında ticari işletmesini ilgilendirmesi nedeniyle nisbi ticari dava niteliğinde olup, TTK'nun 4 ve 5 nci maddesine göre davaya ticaret mahkemesinde bakılması usul ve yasaya uygun olduğundan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2013/3093 E., 2013/6371 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
zasının bulunduğu, bunun dışında 5 adet toplam tutarı 2.223,86 TL'lik faturalarda malın kime teslim edildiğinin belli olmadığı, her nekadar bilirkişi raporunda davacı ticari defterlerinin lehine delil olarak kabul edileceği belirtilmiş ise TTK 66/1.fıkra 1.bendi maddesinde belirtilen zorunlu 4 defter tutulmadığı, usulune uygun tutulmuş olsa bile bu 3 defterin sahibi lehine delil olarak kabul edile
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2013/3093 E.  ,  2013/6371 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davacının davalıdan alacaklı olduğunu, yapılan icra takibine davalının itiraz ettiğini, davacının defterleri incelendiğinde alacaklı olduğunun tespit edileceğini belirterek itirazın iptaline ve % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı asil, davacıyı tanımadığını, aralarında akdi ilişki bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; davacı defterlerine göre davacının davalıya 24 adet 15.423,18 TL lik irsaliyeli fatura düzenlediği, karşılığında 3.200 TL tahsil ettiği, davalının defterlerinde ise davacının 10 adet 8.267,27 TL'lik faturasının kayıtlı olduğu, diğer 14 adet toplam 7.155,91 TL'lik faturaların kayıtlı olmadığı, kayıtlı olmayan 9 adet 4.932,05 TL bedelli irsaliyeli faturalarda teslim alan isim ve imzasının bulunduğu, bunun dışında 5 adet toplam tutarı 2.223,86 TL'lik faturalarda malın kime teslim edildiğinin belli olmadığı, her nekadar bilirkişi raporunda davacı ticari defterlerinin lehine delil olarak kabul edileceği belirtilmiş ise TTK 66/1.fıkra 1.bendi maddesinde belirtilen zorunlu 4 defter tutulmadığı, usulune uygun tutulmuş olsa bile bu 3 defterin sahibi lehine delil olarak kabul edilemeyeceği, HMK 222/4 md göre açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter ve kayıtların sahibi aleyhine delil olarak kabul edileceği, buna göre davacının alacağının üst sınırının 12.223,18 TL olduğu, davalının bu miktar ile bağlı olduğunun kabulü gerekeceği, bu miktardan bilirkişi raporu ile tespit edilen 5 adet irsaliyesiz fatura düşüldüğünde sonuç olarak davacının davalıya 9.999,32 TL değerinde mal teslim ettiğinin kabulü gerekeceği, bu bedelden davalı tarafça yapılan 3.200 TL düşüldüğünde takip tarihi itibariyle davacının alacağının 6.799,32 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.799,32 TL 'ye yapılan itirazın iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine,davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalının defterinde kayıtlı 10 adet fatura bedeli toplamı olan 8.267,27 TL ile isticvap sonucunda imzasına itiraz edilmeyen teslimi kanıtlanan 9 adet fatura toplamı olan 4.932,05 TL kadar alacaklı olduğunu kanıtlamıştır. Davacı defterindeki 3.200 TL lik ödeme kaydının davacı aleyhine delil olarak kabul edilmesi gerekir. Bu ödeme kaydının kanıtlanan alacaklar toplamından indirilmekle kalan 9.999,32 TL'ye hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik miktara hükmedilmesi doğru görülmemiş olup hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 09.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/14925 E., 2012/21206 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesinde yazılı marka hakkında tecavüz oluştuğu gibi, fiilin aynı zamanda da TTK.'nın 57/5 anlamında haksız rekabet olduğu, muhasip bilirkişice hazırlanan raporda davalının ticari defterlerinin incelenerek TTK.'nın 66/b maddesi gereğince, davalının markayı kullanmak suretiyle elde ettiği kazanca göre tazminat miktarını tespit ettiği ve davacı talebinin bu miktarın altında kaldığı, gerekçesiyle,
11. Hukuk Dairesi         2011/14925 E.  ,  2012/21206 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/12/2010 tarih ve 2008/179-2010/238 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 1855 yılında Almanya'da kurulan müvekkilinin yazım araçları sektöründe faaliyet gösterdiğini, yazım araçları sektöründe tasarladığı, ürettiği ve geliştirdiği muhtelif ürünlerle dünya çapında tanınmış hale geldiğini, müvekkilinin pazarlamasını yaptığı ülkelerde ürünlerini tescil ettirdiğini, "Schwan Stabilo Point 88" ibareli şekil markasının 110864 sayı ile müvekkili adına TPE nezdinde tescilli olduğunu, ancak davalının işyerinde, müvekkili adına tescilli olan ürünün aynısı olan ürünleri bulundurduğunu, satışa sunduğunu ve ürün kataloglarında teşhir ettiğini, ayrıca ürünlerin ambalajlarının da müvekkili ambalajları ile birebir aynı olduğunu ve bu durumun müvekkili marka haklarına tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, men'ini, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, taklit ürünlerin ve bu ürünleri tanıtmaya yarayan katalog, broşür, ilan reklam, afiş ve sair her türlü evrakın imalinin, satışının ve dağıtımının, ithalinin ve ihracının, yurtiçinde ve yurtdışında satışa sunulmasının ve sair tanıtıcı unsurların yayınlanmasının durdurulmasını, önlenmesini, el konulmasını ve imhasını, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, 5.000,00 TL. maddi ve 5.000,00 TL. manevi tazminatın davalıdan tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin söz konusu ürünlerini Çin'den faturalı olarak ithal ettiğini ve ithalat sırasında kendi adına tescilli olan "Masis" markasını kullandığını, aynı ürünü farklı markalar altında başka firmaların da tüm dünyada piyasaya sunarak satışını gerçekleştirdiklerini, ürünlerin tek benzerliğinin altıgen olması olduğunu, ancak ayırt edici özelliği taşıdığını, tüketicinin bu ürünleri ayırt edememesinin mümkün olmadığını, müvekkili ürünü ile davacı ürününün aynı kalite düzeyine de hitap etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı adına tescilli şekil markası olarak "SCHWAN-STABİLO POİNT 88" markasındaki altıgen şeklinde yan yüzleri turuncu, bu yüzlerin sırt kısımları beyaz çizgi şeklinde ana gövdeden oluşan masis markasını taşıyan ve kapak boyut ve parçalarının da ebatlarının aynı olması nedeniyle, raflarda sergilendiği sırada orta düzeydeki tüketici tarafından karıştırılmaya, dolayısıyla iltibasa neden olacak benzer kalemlerin davalı tarafça üretilerek satışa sunulduğu, kalem yüzlerindeki marka yazılarının yüksek oranda vurgulayıcı ve ön plana çıkartılmaması nedeniyle de markaları ayırt etmeye yarayan bir gelişmenin de söz konusu olmadığı, böylece davalının, davacının kalem şekliyle tescilli markasını üreterek 556 Sayılı KHK'.nın 61. maddesinde yazılı marka hakkında tecavüz oluştuğu gibi, fiilin aynı zamanda da TTK.'nın 57/5 anlamında haksız rekabet olduğu, muhasip bilirkişice hazırlanan raporda davalının ticari defterlerinin incelenerek TTK.'nın 66/b maddesi gereğince, davalının markayı kullanmak suretiyle elde ettiği kazanca göre tazminat miktarını tespit ettiği ve davacı talebinin bu miktarın altında kaldığı, gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının "Stabilo Point 88" ibareli markasına davalının "Masis" markalı ürettiği kalemlerin renk, hat, ebat olarak ana gövdelerini benzetmek suretiyle tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespiti ile men ve refine, davacının tescilli markasındaki kalem şeklini ana gövde ve kapak rengi dahil kalemleri taklit olarak davalı tarafın üretmesinin, satmasının dağıtmasının önlenmesine, bu kalemlerle ilgili her türlü tanıtım materyal ve ürün bulunduğu takdirde toplatılarak imhasına, takdiren 5.000,00 TL maddi ve 3.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, karar özetinin ülke genelinde yayınlanan tirajı yüksek gazetelerden birinde bir kez ilanına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 356,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 19/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/8549 E., 2011/7510 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
davacının, davalı şirketteki payını noter devir sözleşmesi ile diğer davalıya devir ettiği, bu devre ortakların tamamının muvafakat ettiği, daha sonra pay defterine yazıldığı, her ne kadar pay defterinin açılış tasdiki bulunmamakta ise de TTK.nun 66/1. maddesi uyarınca defterin niteliği gereği tasdik mecburiyetinin olmadığı, davacının, devir bedelini aldığı hususunu sözleşmede açıkladığı, ayrıca i
11. Hukuk Dairesi         2009/8549 E.  ,  2011/7510 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 2/05/2009 tarih ve 2007/413-2009/190 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21/06/2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... ve ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, davalı şirketin %50 pay sahibi olduğunu, bu payını 07.06.2006 tarihli noter devir sözleşmesi ile diğer davalıya devir edeceğine dair sözleşme imzalandığını, devrin TTK.nun 520. maddesindeki koşulları taşımadığını, pay defterine yazılmadığını, davalı şirketin aile şirketi niteliğinde olduğunu, 2006 yılında şirketten ayrılmak istemesi üzerine tüm hak ve alacaklarının verileceği taahhüdü ile diğer davalıya devrin yapıldığını, devir sözleşmesinden bir ay sonra şirkete döndüğünü, davalı devir alanın hiçbir bedel ödemediğini, güveninin kötüye kullanıldığını ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, hisse devir sözleşmesinin iptaline, olmadığı takdirde devrin geçerli olmaması nedeniyle müvekkilinin ortaklığının devam ettiğine, bu istemin de kabul edilmemesi halinde hisse devir bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, istemin zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirkete husumet düşmeyeceğini, devrin yasal koşulları taşıdığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve kısmen benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının, davalı şirketteki payını noter devir sözleşmesi ile diğer davalıya devir ettiği, bu devre ortakların tamamının muvafakat ettiği, daha sonra pay defterine yazıldığı, her ne kadar pay defterinin açılış tasdiki bulunmamakta ise de TTK.nun 66/1. maddesi uyarınca defterin niteliği gereği tasdik mecburiyetinin olmadığı, davacının, devir bedelini aldığı hususunu sözleşmede açıkladığı, ayrıca ibraname verdiği, alacak bakımından yemin deliline de başvurulmadığı, devrin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 21/06/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/13319 E., 2015/10748 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
n (6.233.352,5) paydan (4.031.318)’inin diğer davalılara devir ve intikal ettirildiğinin öğrenildiğini, oysa müvekkilinin birleşik devir işlemi yapmadığını, tüm bu gelişmelerin eşinin ölümünden sonraki yas-taziye döneminde gerçekleştiğini, TTK'nın 416, 417'nci maddelerince zorunlu kılınan bir belge veya TTK'nın 66-70 nci maddelerinde öngörülen dayanak kayıt bulunmadığı halde daha önce ortak olmaya
11. Hukuk Dairesi         2014/13319 E.  ,  2015/10748 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/04/2014 NUMARASI : 2011/263-2014/74 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01/04/2014 tarih ve 2011/263-2014/74 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı U.Traktör Ltd. Şti. ile İ. Ö. vekili ve davalı A.. V.. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06/10/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılardan E. İ. Ö.. U.. ve A.S. U.'den devir alan U. Traktör San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. O. E. davalılardan U.. A..'den D. A. A.. V.. vekili Av. M. G. Ç.ve davacı vekili Av. S. Y. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalılardan U.. A..'nin nama yazılı pay sahibi ortağı olan müvekkilinin şirketin büyük ortağı olan eşinden miras yolu ile intikal eden ve bedelsiz sermaye artışı sonucu (7.800.000.000.000) TL esas sermayenin (6.233.352.500.000) TL’ye karşılık gelen (6.233.352,5) paydan (4.031.318)’inin diğer davalılara devir ve intikal ettirildiğinin öğrenildiğini, oysa müvekkilinin birleşik devir işlemi yapmadığını, tüm bu gelişmelerin eşinin ölümünden sonraki yas-taziye döneminde gerçekleştiğini, TTK'nın 416, 417'nci maddelerince zorunlu kılınan bir belge veya TTK'nın 66-70 nci maddelerinde öngörülen dayanak kayıt bulunmadığı halde daha önce ortak olmayan davalı U. Sınai Yat. A.Ş.'nin de murisin (78.000) payını devralmış gösterilerek ortak kılındığını, esas sermayenin daha sonra TTK'nın 368 nci maddesi hükmüne aykırı olarak (12) trilyon TL’ye çıkartıldığını, davalılarca davaya konu edilen payların haksız edinilmesinden sonra müvekkilinin ve diğer ortak dava dışı Ş. K.’ın yönetimden ve şirket işlerinden uzaklaştırılarak dışlandığını ileri sürerek, davaya konu payların ortaklık haklarını kullanmak üzere MK'nın 427'nci maddesi uyarınca kayyım atanmasını veya payların devrinin ihtiyati tedbir kararı ile önlenmesini, 25.12.1998 tarihli genel kurul hazirun cetvelinde davalılara intikal etmiş gösterilen (4.031.318) payın müvekkiline aidiyetinin tespiti ile sermaye artışları dikkate alınmak ve bu yolla paylarda gerçekleşen artışlar hesaplanarak bu paylara ilişkin davalılar adına görünen kayıtların terkinini ve bu payların müvekkili adına şirket pay defterine işlenmesini, haksız devir işlemlerinin TTK'nın 332 nci maddesi hükmüne nazaran hükümsüz sayılmasını, payların iadesi olanağı bulunmadığı taktirde devir tarihindeki rayiç bedellerinin faiziyle davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı İbrahim Ö.. U.. vekili tarafından mahkemece verilen 13.10.2009 tarihli karara ilişkin 28.12.2008 tarihli temyiz dilekçesinde U. Traktör Şirketine ait hisselerin U.A.N.V.'ye devredildiği bildirilmiş olmasına rağmen Yargıtay tarafından bu şirkete davanın yönlendirilmesi açısından davacının seçimlik hakkını kullanması yönünde bozma hükmü tesis edilmediği, hisseleri devralan U.Traktör tarafından U.A.N.V'ye yapılan hisse devrinin U.. A..'nin 08.02.2008 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay defterine işlenmesine karar verilmiş olup, bu kararda imzası bulunan İ.K.'nın geçerli bir şekilde yönetim kurulu üyesi seçilmediği, davalı U.Traktör Tic. San. A.Ş. vekiline dava dışı şirketle müvekkili şirket arasındaki hisse devirlerinin ne şekilde yapıldığını açıklaması, bu devre ilişkin şirket muavin kayıtlarını 30 gün içinde sunması, aksi taktirde mevcut delillere göre karar verileceği ve ödeme yapılmadan bir sözleşme düzenlendiği ve devreden ile devralan şirket kayıtlarında böyle bir kaydın bulunmadığının kabul edileceği ihtar edilmiş olmasına rağmen davalı vekili tarafından bu konuda beyanda bulunulmadığı, bu durumda davalı U. Traktör San.Tic. A.Ş. ile dava dışı U.A.N.V arasında geçerli bir hisse devrinin varlığından söz edilemeyeceği, 25.12.1998 tarihinde yapılan 1997 yılı Olağan Genel Kurula ilişkin 2 farklı hazirun cetveli düzenlendiğini, incelendiğinde bunlardan davalının savunduğu doğrultuda hisseleri eşitleyen değil, davacının iddiası doğrultusunda davacı ve davalının farklı sayıdaki hisselerini içeren hazirun cetvelinin geçerli sayılması gerektiği, şirket payları senede bağlanmadığından ve bunların yerine geçecek ilmuhaber de çıkarılmadığından çıplak hisse söz konusu olduğundan bu hisselerin devrinin alacağın temliki hükümlerine göre ancak yazılı şekilde yapılabileceği, somut olayda davacının dava konusu ettiği hisseleri diğer davalılara temlik ettiğine ilişkin yazılı bir temlik sözleşmesi bulunmadığını, eşitlenmiş payları içeren 1999-2001 senelerine ilişkin hazirun cetvellerinde bulunan davacı imzasının, davacının dava konusu yaptığı hisseleri diğer mirasçılara temlik ettiğini gösteren bir temlik sözleşmesi olarak nitelendirmeye elverişli olmadığı, temlik akdinden alacağı devir iradesinin açıkça belli olması gerekmesine rağmen, 1999-2000- ve 2001 tarihli hazirun cetvellerinde davacının dava konusu ettiği payları diğer mirasçılara temlik iradesine sahip olduğundan bahsetmeleri mümkün görülmediği, somut olayda şekilsiz de olsa bir sözleşme bulunmadığı, davacının şekilsiz de olsa, ne alacağın temlikine ne de bir miras paylaştırma sözleşmesinin akdedilmesine ilişkin irade beyanının varlığından söz edilemeyeceği, 25.10.1998 tarihinden sonra hisse sahipliğinden doğan hakları kullanılmasında ortaya çıkan eylemli uygulama bakımından hisse sayısındaki eşitliğin davacı tarafından benimsendiğinden söz etmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davada U.Traktör San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın kabulüne, birleşen davalardaki önceki hüküm kesinleşmiş olduğundan yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararı davalı U. Traktör Ltd. Şti. ile İbrahim Ö.. U.. vekili ve davalı A.. V.. vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı U.Traktör Ltd. Şti. ile İ. Ö. vekili ve davalı A.. V.. vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı U. Traktör Ltd. Şti. ile İ. Ö. vekili ve davalı A.. V.. vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan ayrı ayrı alınmasına, 20/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.