6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 690

Türk Ticaret Kanunu 690. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 690- (1) Vadenin geçmesinden sonra yapılan ciro, vadeden önce yapılan bir cironun hükümlerini doğurur; ancak, ödenmeme protestosundan veya bu protestonun düzenlenmesi için öngörülmüş sürenin geçmesinden sonra yapılan ciro, sadece alacağın temliki hükümlerini doğurur. (2) Aksi sabit oluncaya kadar tarihsiz bir ciro protestonun düzenlenmesi için öngörülen sürenin geçmesinden önce yapılmış sayılır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Kabul ve Aval A) Kabule arz I - Kural

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

127 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2238 E., 2015/1062 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589.
Hukuk Genel Kurulu         2013/2238 E.  ,  2015/1062 K. * BONOYA DAYALI MENFİ TESPİT * HAYATIN OLAĞAN AKIŞI * KÖTÜ NİYETLE İKTİSAP * YÜKSEK BEDELLİ İKTİSAP EDİLEN SENET * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 690 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 589 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 622 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 599 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 737 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 595 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.07.2011 gün ve 2008/611 E., 2011/371 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan E.. G.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.05.2012 gün ve 2011/14950 E., 2012/7342 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan M.. M..'e olan borcuna karşılık vade kısmı boş 03.06.2006 tanzim tarihli, 250.000 USD bedelli bono verdiğini, davalıya olan borcunu dava dışı N. M. vasıtasıyla ödediği halde dava dışı N. M.'nun sahte imza ile senedi davalı M.. M.. adına ciro ettiğini, senedin arkasında diğer davalılar A.. Ö.. ve M.. Y..'ın ciranta olarak gözüktüğünü, son hamil durumundaki davalı E.. G..'in bu senede dayalı olarak müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, adı geçenin yetkili hamil sayılamayacağını ileri sürerek senetten dolayı davalılara borçlu olunmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, % 40 tazminatın davalı E.. G..'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı M.. M.., davacının dava konusu bonoya bağlanmış borcunu dava dışı N. M. aracılığıyla ödediğini, kendisinin de senedi bu kişiye verdiğini, ancak sahte imza ile senedin ciro edildiğini belirterek, hakkında açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davalı E.. G.. vekili, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi hamil olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği def'ileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece, davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..'in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötü niyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği, davalı E.. G..'in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..'a elden verdiği 250.000 USD borç paraya karşılık ciro ile devraldığını, ancak adı geçen cirantanın açık adresini bilmediğini belirttiği, bir kimsenin bu miktardaki parayı açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, senedin lehtarı M.. M..'in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tespit edilmiş olduğu, davalılar Ahmet ve Mustafa'nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..'in senedi kötü niyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan E.. G.. vekilince temyiz edilmiştir. TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesi uyarınca; “poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” İmzaların bağımsızlığı(istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz. Ancak, ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “İmzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre, senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, TTK.nun 589. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Bu açıklamalar için bkz, Prof.Dr. Reha Poray/Prof. Dr. Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, Sayfa 141-142; Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası, Ankara 1997, Sayfa 414 vd; Prof. Dr. Hüseyin Ülgen /Doç. Dr. Mehmet Helvacı /Doç. Dr. Abuzer Kendigelen/Doç. Dr. Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, Sayfa 126 vd; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, Sayfa 122 vd;Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu İkinci Cilt-Kıymetli Evrak ve Taşıma Ankara 1988 sh. 174 vd- sh.286-Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Prof.Dr. Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, sh.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı Ankara 1990 sh.1611 vd.). TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 598/1.maddesi uyarınca; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.” Zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz, Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, sh.295; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı, Ankara 1990, sh. 1646-1647; Murat Alışkan, Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 sh. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998 sh. 363). Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimse borcundan kurtulmuş olur. Ödeyen kimse, cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de, cirantaların imzalarının sıhhatini araştırmaya mecbur değildir.” Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dava konusu bonoda davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, senedin lehtarı durumundaki M.. M.. imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Senet metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar M.. M..'in yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, lehtardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mefhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde bu kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Hamilin ciro yoluyla senedi devraldıktan sonra cirantasını takip etme gibi yasal bir zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK’da yer alan ve kambiyo hukukuna ilişkin ilkeleri belirleyen kuralların kişiden kişiye değişebilen “hayatın olağan akışı” şeklindeki subjektif bir takım değerlendirmelerle ortadan kaldırılması doğru görülemez. Kambiyo senetlerinde imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi ile ilgili olarak Dairemiz uygulaması istikrar kazanmıştır (Yargıtay 19.HD.’nin 17.02.2011 tarih, 2010/7937 E, 2011/2072 K; 31.03.2011 tarih 2010/8614 E, 2011/4185 K; 18.04.2011 tarih 2011/3624 E, 2011/5149 K; 13.05.2010 tarih 2009/7134 E, 2010/6030 K; 14.10.2010 tarih, 2010/4431 E, 2010/11296 K; 21.03.2012 tarih 2011/13865 E, 2012/4619 K. sayılı kararları). Her ne kadar, davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ibraname sunmuş ve davalı M.. M.. ödeme iddiasını ve davayı kabul etmişse de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde, keşideci ile lehdar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (TTK.madde 599). Somut olayda, hamil E.. G..’in senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi bu davalıya karşı ileri süremez. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalılardan E.. G.. vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, “…davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı M.. M..’in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötüniyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği, davalı E.. G..’in senedi kendisinden önceki ciranta davalı M.. Y..’a elden verdiği 250.000 USD (Amerikan Doları) borç paraya karşılık ciro ile devraldığı, ancak adı geçen cirantanın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sadece dava dışı N.M..’nun bildiği taşınmaza haciz koydurulduğu, senedin lehtarı M.. M..’in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tesbit edilmiş olduğu, davalılar A.. ve M..’nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil E.. G..’in senedi kötüniyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı…” gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı E.. G..'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalılardan E.. G.. vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece önceki gerekçelerine ilave olarak, “bozma ilamında belirtilen kambiyo ilkelerinin doğru olduğu ve bunların mahkemenin de kabulünde olduğu ancak senedin kötüniyetle iktisabının haksız fiil niteliğinde olduğu, bu nedenle tanık dahil her türlü delille ispatlanabileceği, hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırı olmadığı, bunu engelleyen yasal bir düzenlemenin de bulunmadığı, kötüniyetle iktisabın fiili bir durum olduğu, hukuk sistemimizde hayatın olağan akışının fiili karine olarak kabul gören bir ispat vasıtası olduğu, fiili karine denen yaşam deneyi kurallarının tarafların olay iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında, hakimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam deneylerinin ortaya koyduğu değer hükümleri olduğu (Bilge Umar/Ejder Yılmaz:İspat Yükü, 2. Bası, İstanbul 1980, s.165 vd.174 ve 60 vd.), hemen bütün ilim adamlarının birleştiği ve Yargıtay uygulamasında kararlılık ifade eden ölçüye göre, ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşeceği (Prof.Dr. Baki Kuru:Hukuku Muhakemeleri Usulü, C.II, İstanbul 2001, s.2011), somut olayda da ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı savunmada bulunan davalıya düştüğü…” kabul edilerek, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalılardan hamil E.. G.. vekili temyize getirmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, Ankara 29. İcra Müdürlüğü’nün 2008/13161 Esas sayılı dosyasında; alacaklı E.. G.. vekili tarafından 05.11.2008 tarihinde borçlular (1-M.. A.., 2-M.. M.., 3-A.. Ö.., 4-M.. Y..) hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde; 392.750,00 TL asıl alacağın (250.000 USD karşılığı) faiziyle tahsili istenilmiştir. Borcun sebebi olarak “250.000 USD 15.07.2008 vadeli bono” gösterilmiştir. Takibe ve eldeki davaya konu yapılan bononun keşidecisi davacı M.U..A.., lehtarı davalı M.. M.., senedin sırasıyla ilk cirantası lehtar, ondan sonraki cirantaları sırasıyla davalılar A.. Ö.. ve M.. Y.. ile senedin hamili davalı E.. G..’dir. Davalı lehtar M.. M..’in imzasını taşıyan 07.11.2008 tarihli ibraname içeriğinden, takibe konu yapılan bonodaki ilk ciro (lehtar) imzasının kendisine ait olmadığını, keşideciden olan alacağının tamamını aldığını ifade ederek, keşideci-borçlu davacıyı ibra ettiği anlaşılmaktadır. Ankara 9. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.06.2008 tarih ve E:2008/1210, K:2009/833 sayılı dosyasında bonodaki lehtar M.. M.. imzasının sahte olduğu ve bu nedenle imzaya itirazın kabulü ile M.. M.. yönünden takibin iptaline karar verilmiştir. Davacı tanıkları beyanlarında özetle; davacının senet borcunu dava dışı N.M.. aracılığıyla ödediği, aralarında daha sonra ihtilaf çıkması nedeniyle davaya konu yapılan bononun takibe konulduğunu ifade etmişlerdir. Davalı hamil E.. G.. dosyadaki beyanlarında özetle; bonoyu komisyonculuk yapan M.. Y.. isimli kişiden borca karşılık aldığını, bu kişinin açık kimlik ve adresini bilmediğini, bu kişiyi sürekli işyerine gelmesi nedeniyle tanıdığını, büyük ihtimalle bu kişinin Karadenizli olduğunu, toptancı halinde balıkçılık yaptığını, M.. Y.. dışındaki cirantaları ve keşideciyi tanımadığını beyan ve ifade etmiştir. Gerek maddi olgu, gerekse bozma ilamında kambiyo senetlerine özgü belirtilen ilkeler bakımından hem yerel mahkeme hem de Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulundaki görüşmelerde de bozma ilamında belirtilen; imzaların istiklali 6762 sayılı TTK. m.589; meşru hamil m.598/1; ödeme-borçtan kurtulma m.622/2; iyiniyetli hamile karşı şahsi defiler ileri sürülemez, meğer ki kötüniyetle iktisabı kanıtlanmış olsun m.599 ilkeler, kambiyo hukukunun temelini oluşturması nedeniyle ilke düzeyinde oybirliğiyle benimsenmiştir. Şu halde, uyuşmazlık; eldeki davada, hamil E.. G..’in (davalı-takip alacaklısının) senedi iktisap ederken bile bile keşidecinin (davacı-takip borçlusu) zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğunun kanıtlanıp kanıtlanamadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır: Karine, sözlük anlamı bakımından karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına ve çözümlenmesine yarayan durum, ipucu, belirtidir. En genel anlamıyla karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkarımıdır. Dolayısıyla karine, bilinen bir olaydan, bilinmeyen diğer bir olayın veya hukuki durumun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasına olanak vermektedir. Genel olarak karineleri, fiili ve kanuni olmak üzere, iki grupta toplanmaktadır. Bu bağlamda, fiili karineler, bir hukuk kuralı ile bağlı olmaksızın, hakimin insanlar ve yaşam konusunda ortaya çıkan tecrübe kurallarından yararlanarak belli olmayan olaylar hakkında sonuç çıkarmasına yaramaktadır. Bu yönüyle, fiili karineler, hakimin kanaat edinmesine yardımcı olmaktadır. Görüldüğü üzere, fiili karinelerin temelinde tecrübe kuralları (yaşam deneyi kuralları) yatmaktadır. (Bilge Umar-Ejder Yılmaz:İsbat Yükü, Büyükçekmece 1980, Sahife:165 vd.; Ahmet, Başözen:Medeni Usul Hukukunda İlk Görünüş İspatı, Ankara 2010, Sahife:63 vd.; Gökçen, Topuz:Medeni Usul Hukukunda Karinelerle İspat, Ankara 2012, Sahife:50, 56, 121 vd.; Ayrıca bakınız.Yavuz, Alongoya:Senede Karşı Senetle İspat Kuralı ve “Hayatın Olağan Akışı” Kavramı, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, Sahife:528, dipnot 32; Baki, Kuru:Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:II, Ankara 2001, Sahife:2006 vd.). Nitekim, Yargıtay da kararlarında tecrübe (yaşam deneyi) kurallarına dayanmakta ve bu konuda genellikle “hayatın olağan akışı” kavramını kullanmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 21.04.982 gün ve E:4/1528, K:412; 17.12.2003 gün ve E:2003/13-787, K:2003/774; 6.6.2007 gün ve E:2007/2-331, K:2007/332; 08.12.2010 gün ve E:2010/19-590, K:2010/640; 12.09.2012 gün ve E:2012/8-365, K:2012/561; 28.03.2014 gün ve E:2013/21-2219, K:2014/411 sayılı kararları). Delillerin gösterilmesi ve bunun hakim tarafından ispat vasıtası olarak kabulünden sonraki aşamada delillerin değerlendirilmesi gündeme gelmektedir. Kural olarak (kanunda gösterilen istisnalar dışında), hakim delilleri serbestçe değerlendirecektir. Bu kapsamda, delillerin takdiri, hakimin vicdani kanaatinin esas olduğu bir aşamayı ifade etmektedir (Haluk, Konuralp:Medeni Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 1999, Sahife:46 vd.). Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (eTTK. 690, 730). eTTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 599. maddesi; “Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Alacağın temliki yoliyle yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.” Hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, poliçede şahsi defiyi düzenleyen yukarıdaki madde metninde kural olarak, şahsi defilerin, iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceği belirtilmiş; bu kuralın tek istisnası ise, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması yani kötüniyetle senedi iktisap etmesi gösterilmiştir. Madde hükmüyle, kanun koyucu kambiyo senetlerine özgü katı kurallar karşısında, bir kapı aralayarak, kötüniyetin ispatına olanak tanımış ve bu konuda bir sınır da koymamıştır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; takibe ve eldeki davaya konu bononun lehtar M.. M..’in aşamalardaki ikrarı ve davayı kabul beyanından da anlaşılacağı üzere, davacı keşideci tarafından yapılan ödeme ile bedelsiz olduğu sabittir. Bononun bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin kural olarak, davalı lehtara karşı ileri sürebilir ise de, hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürülebilmesi için kötüniyetle iktisabının ispatı gerekir. Dosya kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; senet lehtarının ilk cirosunun sahte oluşu, ondan sonraki Ahmet ve Mustafa adındaki davalı cirantaların bilinememesi, bedelsiz olduğu sabit olan bononun, davalı hamil tarafından açık kimlik ve adresini bilmediği M.. Y.. adındaki kişiden miktarı oldukça yüksek borç para karşılığında devraldığını beyan etmesi, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarında adı geçen dava dışı N.Mutlu’nun bildiği Muğla ili Milas ilçesindeki davacı taşınmazlarına takibin kesinleşmesini müteakip hemen haciz konulması karşısında, davalı hamil E.. G..’in bonoyu davalı ciranta M.. Y..’dan iktisabederken, iyiniyetli olduğunu ileri sürmesi hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir. Zira, lehtarın ilk cirosunun sahte olduğunu hamilin bilmesi gerekmez ise de, bonoyu devraldığı kendi cirantası M.. Y..’ın kim olduğunu bilmediğini ileri sürerek, senedi iyiniyetle devraldığını ileri süremez. Dolayısıyla, davalı hamil E.. G..’in bonoyu kötüniyetle iktisabettiğinin kabulü gerekir. Şu halde, bononun ödeme nedeniyle bedelsiz olduğuna ilişkin şahsi defiyi davacı keşidecinin, senedi kötüniyetle devralan hamil davalı E.. G..’e karşı ileri sürerek, borçtan kurtulabilir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde azınlıkta kalan bir kısım üyelerce; ibranamede keşideci tarafından yapılan ödeme nedeniyle senet aslının lehtar tarafından keşideciye verildiği belirtilmesine karşın, keşideci tarafından senet aslının dava dışı N.Mutlu’ya verildiği belirtilerek çelişkinin ortaya çıktığını, ibranamedeki beyanın aksinin ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, dinlenen davacı tanıklarının dava dışı N.Mutlu hakkında beyanlarda bulunduğunu, doğrudan davalı hamil Erkan hakkında kötüniyetine ilişkin bir beyanlarının bulunmadığını, ayrıca tanıkların davacının yakınları (eşi, eşinin eczanesinde çalışan işçisi, eniştesi ve oğlu) olduğunu ve yeminsiz dinlenildiklerini, esasen ödeme yapan keşideci davacının senet aslını alıp imha etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bu nedenle kötü ödeyen keşidecinin bu davranışının sonuçlarına katlanması gerektiğini, kambiyo senetlerinde hayatın olağan akışı kavramına yer verilmemesi gerektiğini, dosyadaki delillerin davalı hamil Erkan’ın kötüniyetli olduğunu göstermeye elverişli olmadığını, hamilin senedi devraldıktan sonra kendi cirantasını takip etme ve durumunu araştırma yükümlü olmadığı gibi bu konudaki ağır ihmalinin de sonucu değiştirmeyeceğini, hayatın olağan akışı kavramının objektif olmayıp, subjektif bir olgu olduğunu ve bu nedenle kişiden kişiye değişebileceğini, böyle bir kavrama üstünlük tanınamayacağını, bu nedenlerle Özel Daire bozma ilamının yerinde olduğu ve direnme kararının bu yönde bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir. O halde, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına karşı, davalı hamil E.. G..’in bonoyu devralırken kötüniyetli olduğu ve bu nedenle eldeki menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup, onanması gerekir. SONUÇ: Davalı E.. G.. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (20.121,75 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 25.03.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, davacının keşideci, davalı (temyiz eden) E.. G..'in hamil olduğu 03.06.2006 tanzim tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Yerel mahkemenin “davanın kabulü”ne ilişkin kararı, davalı E.. G.. vekilinin temyizi üzerine Yüksek Dairece yapılan temyiz incelemesi sonucunda bozulmuş ve bozma kararında özetle; “TTK'nun 690. maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesinde hükme bağlanan “İmzaların bağımsızlığı (istiklali)” ilkesi, aynı yasanın 598/1. maddesinde düzenlenen “hak sahipliğini ispat vazifesi” başlıklı yetkili hamilin müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşılması ilkesi, 622. maddesinde hükme bağlanan “hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimsenin borcundan kurtulmuş olacağı” ilkesi, “şahsi def'ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için aynı Kanunun 599. maddesi uyarınca hamilin bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin borçlu tarafından kanıtlanması gerektiği” ilkesi ile ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut olay bakımından davalının bile bile borçlunun zararına hareket ettiği kanıtlanamadığından keşideci davacının lehdara ödeme yaptığına ilişkin kişisel def'inin iyiniyetli hamil durumundaki davalı E.. G..'e ileri sürülemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği” belirtilmiş, karar düzeltme talebi de reddedilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmamış, direnme kararında özetle; “bozma kararında bahsedilen imzaların bağımsızlığı ilkesinin mahkemenin önceki kararında gözardı edilmediği, önceki kararın lehdar imzasının sahteliği vakıasına dayanılarak verilmediği, yine TTK'nun 622. maddesi hükmünün de önceki kararda gözardı edilmediği, mahkemenin, lehdardan sonra ciro silsilesinde yer alan A.. Ö.. ve M.. Y..'ın mevhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin, cirantası olan M.. Y..'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde böyle bir kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de, hamilin hilesi ve ağır kusuru konusundaki iddiaların, tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceği konusundaki ilkenin somut uyuşmazlık yönünden açıklanmasına ilişkin olduğu, bu konudaki kabulün yani hayatın olağan akışına aykırılık durumunun delil olarak değerlendirilmesinin kambiyo hukuku ilkelerine aykırılığının bulunmadığı, kambiyo senedinin hile veya ağır kusurla iktisabının fiili bir durum olup bu konudaki iddiaların tanık dahil her türlü delille kanıtlanabileceğinin kabul edilmekte olduğu, hayatın olağan akışı da fiili bir karine olup bu fiili karinenin aksine savunmada bulunan davalının ispat yükünü üstüne aldığı, bu bakımdan senet hamili/takip alacaklısı E.. G..'in senedi nasıl iktisap ettiği yönündeki beyanının önem taşıdığı, adı geçen davalının 15.09.2009 havale tarihli dilekçesinde senedi, kendinden önceki ciranta M.. Y..'dan iktisap ettiğini, bu kişiye 250.000 USD elden borç para verdiğini, açık adresi ve kimlik bilgilerini bilmediğini belirttiği, bu durumun hayatın olağan akışına uygun düşmediği, dinlenen tanık anlatımları, senedin lehdar yerine sahte imza atılmak suretiyle tedavüle sokulduğunun imza incelemesi sonucu ortaya çıkmış bulunması, bu nedenle icra mahkemesinin lehdar yönünden takibi iptal etmesi, sadece Nurettin Mutlu isimli kişinin bildiği taşınmaza haciz koydurulmuş olması, aradaki cirantaların kimlik ve adreslerinin tespit edilememesi, bu şahısların muhtemelen mevhum şahıslar olmaları itibariyle davalı E.. G..'in senedi kötüniyetle iktisap ettiği sonuç ve kanaatine” varıldığı belirtilmiştir. Direnme kararındaki bu gerekçeler karşısında, yerel mahkeme ile Yüksek 19. Hukuk Dairesi arasında, “imzaların istiklali” “Görünürdeki ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davalı E.. G..'in yetkili hamil olduğu” konularında uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın, keşidecinin ödeme def'inin hamil – davalı E.. G..'e ileri sürülüp sürülemeyeceği, bu cümleden olarak adı geçen davalının senedi ciro yoluyla devralırken bile bile borçlunun zararına hareket edip etmediği noktasında toplandığı görülmektedir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle konuya ilişkin kıymetli evrak hükümlerine değinmek gerekmektedir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK.'nun 690. maddesi yollamasıyla bononun mahiyetine aykırı düşmedikçe poliçelerin cirosuna ait aynı yasanın 593-602. maddeleri hükümleri bonolar hakkında da uygulanır. Hemen belirtilmelidir ki, bono kanunen emre yazılı senetlerdendir. 6762 sayılı TTK'nun 560/1. maddesi uyarınca ''Bütün hallerde ciro, poliçenin cirosu hakkındaki hükümlere göre yapılır.'' Poliçenin cirosu TTK'nun 593. vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nun 593/1. maddesinde ''Her poliçenin sarahaten, emre yazılı olmasa dahi, ciro ve teslim yoluyla devrolunabileceği hükme bağlanmış, 594. maddesinde ''cironun kayıtsız ve şartsız olması gerektiği'', 595. maddesinde ''cironun şekli'' düzenlenmiştir. TTK'nun 595/2. maddesine göre; ''lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından bile ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara beyaz ciro denilir. Bunun muteber olması için cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yapılması lazımdır.'' TTK'nun 596/1. maddesi uyarınca; ''ciro ve teslim neticesinde poliçeden doğan bütün haklar devredilmiş olur.'' TTK'nun 598. maddesine göre; ''Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.'' Def'iler başlıklı TTK'nun 599. maddesinde ise; ''poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse, keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.'' hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun emre yazılı senetlerle ilgili 737. maddesinde de ''Borçlunun Def'ileri'' kenar ba

Diğer kararlar (4)

(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2011/14950 E., 2012/7342 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2011/14950 E.  ,  2012/7342 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan ...'e olan borcuna karşılık vade kısmı boş 03.06.2006 tanzim tarihli, 250.000 USD bedelli bono verdiğini, davalıya olan borcunu dava dışı .... vasıtasıyla ödediği halde dava dışı ...'nun sahte imza ile senedi davalı ... adına ciro ettiğini, senedin arkasında diğer davalılar ... ve ...'ın ciranta olarak gözüktüğünü, son hamil durumundaki davalı ...'in bu senede dayalı olarak müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, adı geçenin yetkili hamil sayılamayacağını ileri sürerek senetten dolayı davalılara borçlu olunmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, % 40 tazminatın davalı ...'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..., davacının dava konusu bonoya bağlanmış borcunu dava dışı Nurettin Mutlu aracılığıyla ödediğini, kendisinin de senedi bu kişiye verdiğini, ancak sahte imza ile senedin ciro edildiğini belirterek, hakkında açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi hamil olduğunu, davacının lehtara karşı ileri sürebileceği def'ileri müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine, % 40 tazminata karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. Mahkemece,davacının bedelsizlik konusundaki iddiasını, senedin lehtarı ...'in ikrarı ve düzenlediği ibraname ile kanıtladığı, senedin kötü niyetle veya ağır kusurla iktisap edildiği yolundaki iddiasını haksız fiilin söz konusu olmasından dolayı tanık dahil her türlü delille kanıtlayabileceği, davalı ...'in senedi kendisinden önceki ciranta davalı ...'a elden verdiği 250.000 USD borç paraya karşılık ciro ile devraldığını, ancak adı geçen cirantanın açık adresini bilmediğini belirttiği, bir kimsenin bu miktardaki parayı açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye vermesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, senedin lehtarı ...'in yerine sahte imza atılarak tedavüle sokulduğunun icra mahkemesince alınan raporla tespit edilmiş olduğu, davalılar ... ve Mustafa'nın gerçekte olmayıp var sanılan şahıslar olmasına göre davalı hamil ...'in senedi kötü niyetle iktisap ettiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 15.07.2008 vade tarihli 250.000 USD bedelli bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, % 40 kötü niyet tazminatının davalı takip alacaklısı ...'den tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan ... vekilince temyiz edilmiştir. TTK.nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 589. maddesi uyarınca; “poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” İmzaların bağımsızlığı(istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz. Ancak, ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “İmzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre, senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, TTK.nun 589. maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Bu açıklamalar için bkz, ... Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, Sayfa 141-142; Prof. Dr. ... , Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası, ... 1997, Sayfa 414 vd; Prof. Dr....; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, Sayfa 126 vd; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, ... 1999, Sayfa 122 vd;Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu İkinci Cilt-Kıymetli Evrak ve Taşıma ... 1988 sh. 174 vd- sh.286-Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Prof.Dr. Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, sh.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı ... 1990 sh.1611 vd.) TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 598/1.maddesi uyarınca; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde selahiyetli hamil sayılır.” Zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz, Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, sh.295; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İkinci Cilt, Üçüncü Baskı, ... 1990, sh. 1646-1647; Murat Alışkan, Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 sh. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt ... 1988, sh. 807; Erol Ertekin/ İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: ... 1998 sh. 363) Yine TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 622/2.maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kimse borcundan kurtulmuş olur. Ödeyen kimse, cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de, cirantaların imzalarının sıhhatini araştırmaya mecbur değildir.” Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; Dava konusu bonoda davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, senedin lehtarı durumundaki ... imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Senet metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar ...'in yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun ... İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, lehtardan sonra ciro silsilesinde yer alan ... ve ...'ın mefhum şahıslardan olduğu, davalı hamilin cirantası olan ...'ın açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediği halde bu kişiye 250.000 USD vererek davaya konu senedi almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Hamilin ciro yoluyla senedi devraldıktan sonra cirantasını takip etme gibi yasal bir zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK’da yer alan ve kambiyo hukukuna ilişkin ilkeleri belirleyen kuralların kişiden kişiye değişebilen “hayatın olağan akışı” şeklindeki subjektif bir takım değerlendirmelerle ortadan kaldırılması doğru görülemez. Kambiyo senetlerinde imzaların istiklali(bağımsızlığı) ilkesi ile ilgili olarak Dairemiz uygulaması istikrar kazanmıştır (Yargıtay 19.HD.’nin 17.02.2011 tarih, 2010/7937 E, 2011/2072 K; 31.03.2011 tarih 2010/8614 E, 2011/4185 K; 18.04.2011 tarih 2011/3624 E, 2011/5149 K; 13.05.2010 tarih 2009/7134 E, 2010/6030 K; 14.10.2010 tarih, 2010/4431 E, 2010/11296 K; 21.03.2012 tarih 2011/13865 E, 2012/4619 K. sayılı kararları). Her ne kadar, davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ibraname sunmuş ve davalı ... ödeme iddiasını ve davayı kabul etmişse de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde, keşideci ile lehdar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (TTK.madde 599). Somut olayda, hamil ...’in senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi bu davalıya karşı ileri süremez. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz eden davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.05.2012 gününde gerekçede oyçokluğu, sonuçta oybirliğiyle karar verildi. -KARŞI OY YAZISI- Dava konusu bononun keşidecisi davacı, lehtarı ... olup, ...’den sonra gelen ...’nın cirolarıyla son hamil ...’e geçtiği ve ... tarafından da icra takibine girişildiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Davacı keşideci, dava konusu bonodaki lehtar ... adına atılı imzanın adı geçene ait olmadığını, davalı ... ’in yetkili hamil sayılamayacağını,senetten doğan borcu lehtar ...’e dava dışı ...aracılığıyla ödediğini ve bu senetten dolayı borçlu olmadığını ileri sürerek işbu menfi tespit davasını açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, senet arkasındaki birinci ciro imzasının lehtar ...’e ait olmadığı saptanmıştır. TTK’nun 690.maddesi yollamasıyla uygulanması gerekli aynı yasanın 622/ son maddesine göre bono bedelini ödeyecek kimse cirolar arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecburdur. Bu incelemede hile veya ağır bir kusurun bulunmaması halinde ödeme yapmakla borcundan kurtulur. Oysa somut olayda keşideci, cirolar arasında muntazam teselsül bulunmadığını, lehtarın ciro imzasının o kişiye ait olmadığını bildiğinden bu durumda bono bedelini hamil olan davacıya ödemekle lehtara olan sorumluluğundan kurtulamaz. Davacının lehtara karşı sorumluluğu devam ettiğinden yetkisiz hamile ödeme yapması halinde lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalacağından TTK’nun 620/ son maddesi uyarınca yetkili olmayan hamile ödeme yapmama hakkına sahiptir (Yargıtay 19.HD,19.12.1995, 9111/11487; 19 HD 11.11.2010, 265/12930). Bu durumda somut olayda davalı ... yetkili hamil olarak kabul edilemez. İİK’nun 72/5.maddesi uyarınca kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılması” gerekir. Somut olayda senet hamili ... takibinde haksız ise de kötüniyetle takip yaptığı kanıtlanamadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmesi isabetsizdir. Hükmün bu gerekçelerle bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/362 E., 2022/232 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nın 690. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulaması gereken aynı kanunun 593.
Hukuk Genel Kurulu         2018/362 E.  ,  2022/232 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası ile 15.06.2007 vadeli ve 8.000TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığını, diğer davalı ...'in bonoda lehtar olduğunu, müvekkilinin bu kişilere borcu olmadığı gibi senet de düzenleyip vermediğini, takibe konu senet üzerinde keşideci olarak müvekkilinin imzası bulunmadığını, bu konuda davalılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 soruşturma numaralı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını ve soruşturmanın hâlen devam ettiğini, taraflar arasında icra takibine dayanak herhangi bir alacak-borç ilişkisi de bulunmadığını ileri sürerek, senet üzerindeki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespiti ile müvekkilinin yukarıda adı geçen icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davalılar aleyhine alacağın %40'ından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının takipte ödeme emrine süresinde itiraz etmediğini, zamanaşımı dolduktan sonra bu davayı açtığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda senetteki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edilip soruşturma sonunda 19.06.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuş; davacının kötü niyetli olarak menfi tespit davası açarak alacağın tahsilini geciktirmesi nedeniyle %40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına ve menfi tespit davası imza inkârını da içerdiğinden %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. 6. Davalı ... davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 7. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2012 tarihli ve 2012/281 E., 2012/328 K. sayılı kararı ile; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacının senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini hem mahkemede verdiği beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 12.01.2011 tarihli ifadesinde dile getirdiği, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerektiği, bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı, dolayısıyla davacının kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000TL borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle menfi tespit isteminin reddine, davaya konu bononun dava tarihinden yaklaşık sekiz yıl önce düzenlenmiş olması ve bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun davadan sonra düzenlenen 04.06.2012 tarihli raporla anlaşılması nedeniyle davacının kötü niyetle dava açtığı kanaatine varılamadığından davalı alacaklı vekilinin İİK’nın 72/5 maddesine dayalı tazminat talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı: 8. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı ... vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 29.05.2013 tarihli ve 2013/5918 E., 2013/9916 K. sayılı kararı ile; “…Dava, İİK'nın 72. maddesi gereği dava ve takip konusu senetteki keşideci imzasının davacıya ait olmadığı iddiasıyla açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davalı ... vekili, takip konusu senet üzerindeki imzanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporu ile davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği davacı keşideci yönünden senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000 TL. para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki davalı hamil ... yönünden ise senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan yazılı gerekçe ile karar verilmesi da isabetsizdir,…” gerekçesiyle karar davacı yararına bozulmuş, bozma nedenine göre davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 10. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince bozma kararına uyularak, 09.09.2015 tarihli ve 2014/530 E., 2015/584 K. sayılı karar ile; “…Davacının imza örnekleri alınarak dosya Adli Tıp kurumuna gönderilmiştir, Adli Tıp Kurumunun düzenlediği 24.02.2015 tarihli raporda özetle: 02.02.2004 tanzim 15.06.2015 ödeme tarihli borçlusu ..., alacaklısı ... olan 8.000.000.000.-TL bedelli senette ... adına atfen atılan imzanın davacı ... Beber'in olduğunun kabulüne karar vererek raporunu sunmuştur. Davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 esas sayılı takip dosyası ile 15/06/2007 vadeli 8.000,00-TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığı anlaşılmaktadır. Diğer davalı ...'in bonoda lehtar görünmekte olduğu. Davacının bu şahıslara borcu olmayıp senet te düzenleyip vermediği. Takibe konu senet üzerinde keşideci olarak davacının imzası olmadığı, davacının davalılara böyle bir borcu bulunmadığı, iddiası ile bu dava açılmıştır. Diğer yandan, Mahkememizde alınan beyanında senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini belirten davacı, hem Mahkememizce alınan beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 12.01.2011 tarihli ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000,00-TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000,00-TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000,00-TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmamıştır. Adli Tıp Kurumu da dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu saptamıştır. Bu durumda davacı kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000,00-Tl borçtan bu nedenle sorumlu olduğundan menfi tespit isteminin reddi gerekir. Tüm bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki biçimde hüküm kurulmuştur,…” gerekçesiyle davanın reddine, %20 icra inkâr tazminatı tutarı olan 1.600TL’nin davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı: 11. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 2016/6240 E., 2016/10166 K. sayılı kararı ile; “…Dairemiz bozma kararına uyulduğu halde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma kararında belirtilen imza incelemesi yaptırıldığı halde, kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 13. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.03.2017 tarihli ve 2016/1147 E., 2017/183 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen raporda dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğu belirlendiğinden davacının kendi imzasını taşıyan bonodan sorumlu olduğu ve menfi tespit isteminin reddi gerektiği, imza itirazında bulunan davacının dava dilekçesinde belirttiği sair itirazlarının ise imzanın davacının eli ürünü olduğunun saptanmasından sonra 2012 yılında açılmış menfi tespit davasında hukukun gecikmesine neden olacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece Özel Daire birinci bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeyerek kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Eldeki dava; bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı vekili dava konusu bonodaki imzanın müvekkili eli ürünü olmadığını iddia etmek suretiyle bu davayı açmıştır. 17. Mahkemece yapılan incelemeye göre, İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası kapsamından; davalı hamil ... vekili tarafından 03.03.2010 tarihinde, keşidecisi davacı olan 02.02.2004 düzenleme tarihli, 15.06.2007 vade tarihli ve 8.000.000.000TL (Eski TL) bedelli bonoya dayalı olarak, davacı ve bono lehtarı davalı ... aleyhine toplam 13.004,67TL’nin tahsili amacıyla ve kambiyo senetlerine özgü yolla icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliği ile davacı yönünden icra takibinin kesinleştiği anlaşılmaktadır. 18. İlk derece mahkemesince; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 Sor. numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 19. Kararın temyizi üzerine Özel Dairece; mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesinin isabetsiz olduğu, davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000TL para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesinin doğru görülmediği, davalı hamil ... yönünden de senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan karar verildiğinden bahisle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. 20. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulması üzerine, senette ... adına atfen atılan imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının tespiti bakımından Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınarak söz konusu imzanın keşideci davacıya ait olduğunun tespiti üzerine davanın reddine karar verilmiştir. 21. Bu karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği gerekçesiyle bozulmuştur. 22. Senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini iddia eden davacı; hem mahkemedeki beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında 12.01.2011 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, davacı tarafça bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı gibi, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporla dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu belirlenmiş olduğundan, ilk bozma kararında belirtilen diğer hususlara ilişkin olarak mahkemece bir inceleme yapılmasına gerek yoktur. 23. Zira bu noktada; Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediğinden bahsetmek mümkün değildir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli beyanı bakımından ve davalı hamil ... yönünden senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılması gerektiği gibi, davalı ...’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadenin içeriği incelendiğinde dava konusu bonodaki ciro silsilesinin de kopuk olduğunun anlaşıldığı, böyle olunca direnme kararının belirtilen bu ilâve gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 25. Diğer yandan direnmeye ilişkin gerekçeli kararın 3. sayfasının 5. paragrafında yer alan “Mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir” şeklindeki cümlenin maddi hataya dayalı olarak yazıldığı anlaşıldığından, bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 26. Hâl böyle olunca, mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukukî olguları gözeterek, benzer gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın menfi tespit isteminin reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez (TTK 557/1). Kıymetli evrakın bu tanımı kıymetli evrakın bir hakkı içermesi gerektiğini gösterdiği kadar hak ile senet arasındaki sıkı bağı da ortaya koymaktadır. Bir senedin kıymetli evrak sayılması için, içinde yer alan hakla sıkı sıkıya bağlanması gerekir. Senette mevcut olan bu hak özel hukuk alanına giren bir haktır. Kıymetli evrak sayesinde bu hakkın menkul mal gibi devri mümkün olmakta ve bu hakka akıcılık kazandırılmaktadır. Kıymetli evrakın devri, senedin kıymetli evraka has biçimde içerdiği hakkı talep etme imkanına sahip olan kimsenin bir akitle değişmesi demektir. Devir anlaşması senette yer alan hakkın sahibi ile üçüncü şahıs arasında yapılır. Devir anlaşmasının konusu her şeyden önce senedin içerdiği haktır. Mülkiyet veya sair bir ayni hak tesisi maksadıyla kıymetli evrakın devri için, “her hâlde” senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. Mülkiyet hakkı tesis etmeyi amaçlı olarak senet zilyetliğinin devri hâlinde hak sahibi değişir. Senedi devralan da senedin maliki olur ve alacaklı sıfatını kazanır. Bu andan itibaren kıymetli evrak, devralanın mamelekine girmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Turhan Kitabevi 2018 sf. 30 ve 31 ). Kıymetli evrakın devri ile senede sıkı sıkıya bağlanmış olan ve özel hukuk alanına giren bir hak da devredilmiş olmaktadır. TTK'nın 690. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulaması gereken aynı kanunun 593. maddesi gereğince kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yoluyla mümkündür. Ayrıca TTK'nın 595/2. maddesi gereğince lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret de olabilir. Açıklanan şekildeki ciroya "beyaz ciro" denilir. Ciroda lehine ciro yapılanın belirtilmesi hâlinde ise bu ciroya "tam ciro" denir ve bu durumda bononun devri için lehine ciro yapılanın cirosu gerekir. Her iki cironun da geçerli olması için senedin üzerinde veya senede bağlı alonj üzerinde ciranta tarafından imza edilmesi gerekir. Poliçelerde hak sahipliğinin ispatı TTK 598 ve 599. maddelerde düzenlenmiştir. Bu hükümler TTK 690. madde yollamasıyla emre muharrer senet olan bonolar hakkında da uygulanır. Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takip ederse son ciroyu imzalayan kimse, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır (TTK 598/1). Yollama yapılan bu hükmün sonucu olarak emre muharrer senet olan bononun yasal (meşru) hamili olmak için senedi elinde bulunduran kimsenin hakkı, son ciro beyaz ciro olsa dahi senetteki ciroların müteselsil ve birbirine bağlı olmaları zorunludur. Daha açık bir deyimle ciro dizisinin herhangi bir kesintiye uğramamış olması gerekmektedir. Kıymetli evraka sahip olan kimse kural olarak o senedin içerdiği hakkın da sahibidir. Bu durum senedi elinde bulunduran kimselerin, o senette yazılı olan hakkın sahibi oldukları hususunda bir görünüm yaratır. Bu dış görünüme bakılarak senedi elinde bulunduranların hakkın sahibi olduğu kabul edilir. Ciro silsilesi muntazam ise kural olarak bonoyu elinde bulunduran görünüm olarak hakkın sahibi diğer bir ifadeyle yetkili hamil sayılır ise de bu mutlak bir hak sahipliği olmayıp aksini mümkün kılan hükümler de bulunmaktadır. Bu hükümler; poliçe herhangi bir surette hamilin elinden çıkmış bulunursa birinci fıkrada yazılı hükümlere göre hakkı anlaşılan yeni hamil, ancak poliçeyi kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisabında ağır bir kusur bulunduğu takdirde o poliçeyi geri vermekle mükellef olduğu (TTK 598/2), poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'îleri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez ise de hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş ise bu def'îleri ileri sürebileceği (TTK 599/1) düzenlemeleri olup TTK 690. madde yollamasıyla bonolar hakkında da uygulanmaktadır. Bu hükümlerin sonucu olarak, düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamil bono kapsamıyla ciro silsilesinin düzgünlüğünü ispatlamış durumda olup bunun aksinin borçlu tarafından takdiri delillerle ispatı mümkün değil ise de başkaca kesin delillerle ispatı mümkündür. Yine düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamilin iyi niyetli olduğunu ispat etme yükümlülüğü bulunmamakta ise de ispat yükü üzerinde olan borçlu, hamilin bile bile borçlu zararına hareket ederek bonoyu iktisap ettiğini diğer bir ifadeyle iyi niyetli hamil olmadığını takdiri veya kesin delillerle ispatlaması mümkündür. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ve bonodan dolayı lehtara bir borcu olmadığını belirtmiş ancak yapılan imza incelemesinde keşideci imzasının davacıya ait olduğu anlaşılmış ise de bonoda ciro imzası bulunan ... bu bonodan dolayı davacıdan herhangi bir alacağı bulunmadığını, senette hamil görünen Erkan ile aralarında herhangi bir hukukî ilişki bulunmadığını, kendisine ciro yoluyla senet vermediğini hazırlık ifadesinde belirtmektedir. Lehtarın bu beyanına rağmen ciro imzasının Avadis Kalander’e ait olduğu 2011/1821 soruşturma sayılı hazırlık evrakında alınan bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Aynı hazırlık evrakında davalı ...’ın da beyanı alınmış ve Cumhuriyet Savcılığında şüpheli sıfatı ile verdiği bu ifadesinde senedi Celal Narin’den aldığını, kendisine 9.500TL borç verdiğini ve ödenmeyen 8.000TL alacağı için bu senedin Celal Narinin talimatı ile kendisine muhasebe çalışanı Şennur isimli bayan tarafından lehtarın ciro imzası mevcut olduğu hâlde teslim edildiğini açıklamıştır. Nitekim davalının savcılıkta verdiği bu ifade doğrultusunda Celal Narin ve Şennur Koyuncu yönünden de imza incelemesi kapsamında rapor alınmıştır. Bonodaki borçlu imzasının davacıya, bonodaki lehtar ciro imzasının davalı ...’e ait olduğu anlaşılmış ve bonodaki ciro silsilesine göre davalı ... yetkili hamil görünmekte ise de davalı sözü edilen hazırlık evrakında bonoyu ciro imzası bulunan ve aralarında hukukî bir ilişki bulunmayan Avadis’den almayıp 8.000TL alacağı bulunan Celal'den aldığını açıkça kabul etmiştir. Bu beyan davalılardan Avadis’in hazırlık evrakındaki savcılık ifadesi ile de uyumludur. Davalı ...’ın senedi aldığını belirttiği Celal’in senette ciro imzası bulunmamaktadır. Davalıların savcılıktaki bu beyanları ile ciro silsilesinde bozukluk olduğu, davalı ...’in ciro imzası ile senet zilyetliğini davalı ...’a devretmiş olmadığı, yetkili hamil olmaksızın senedi ele geçiren Celal’in senede sıkı sıkıya bağlı hakkın sahibi olmaksızın bu senedi ele geçirip ciro imzası da olmaksızın davalı ...’a teslim ettiği ispatlanmıştır. Erkan bu bonoyu senette yetkili hamil olmayan kişiden almakla bile bile borçlu zararına hareket ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle davalı ...’ın bu bono nedeniyle davalıdan alacak talep etmeye hakkı olmadığı ispatlanmış olup belirttiğimiz bu nedenlerle ilaveli bozma kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
12. Hukuk Dairesi, 2012/26850 E., 2013/3188 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 592.
12. Hukuk Dairesi         2012/26850 E.  ,  2013/3188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/07/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : TTK'nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 592. maddesi uyarınca, açık bono düzenlenmesi mümkündür. Tamamen doldurulmamış bono tedavüle çıkarken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yazılı belge ile kanıtlanmadığı sürece, bono üzerinde yazılı vade, tanzim gibi tarihler gerçekliğini ve varlığını korur. Öte yandan, TTK'nun 688/7. maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için "senedi tanzim edenin imzasını" ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak kabul edilmemiştir. TTK'nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken 589.maddesi gereğince şirketin münferiden temsile yetkili temsilcinin şirket adına atmış olduğu imza dışında senet üzerine atmış olduğu imza bizatihi kendisini sorumlu kılar. Yine TTK'nun 690.maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 613 ve 614/1.maddeleri gereğince, keşideci imzası dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadının yazılması gerekli değildir. Senedin keşideci bölümünde şirket ve şirket temsilcisinin (aynı kişinin) elinden çıkmış iki imzasının bulunması halinde ve imzalayanın şirket temsilcisi olması durumunda imzalardan bir tanesinin şirket, açığa atılan diğer imzanın da imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulü zorunludur. Zira, senetteki borçtan sorumlu olmak için keşidecinin tek imzası yeterli olup birden fazla imza atılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında sorumluluk doğması için keşidecinin atacağı tek imza yeterli olup, bononun ön yüzündeki ikinci imzanın atılması zorunluluğu olmadığından açığa atılan imza aval olarak değerlendirilir (HGK.nun 05/10/2011 tarih ve 2011/12-480 sayılı kararı). Somut olayda, takip dayanağı bonolarda iki adet imza bulunduğu, bunlardan birinin açığa atıldığı görülmektedir. O halde mahkemece, yukarıda açıklanan kural gereğince borçlunun şahsen sorumlu olduğunun kabulü ile itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde itirazın kabulüne yönelik hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/01/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2013/4180 E., 2013/14957 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 592.
12. Hukuk Dairesi         2013/4180 E.  ,  2013/14957 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 20/09/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi  tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : TTK'nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK'nun 592. maddesi uyarınca, açık bono düzenlenmesi mümkündür. Tamamen doldurulmamış bono tedavüle çıkarken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yazılı belge ile kanıtlanmadığı sürece, bono üzerinde yazılı vade, tanzim gibi tarihler gerçekliğini ve varlığını korur. Öte yandan, TTK'nun 688/7. maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için "senedi tanzim edenin imzasını" ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak kabul edilmemiştir. TTK'nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken 589.maddesi gereğince şirketin münferiden temsile yetkili temsilcinin şirket adına atmış olduğu imza dışında senet üzerine atmış olduğu imza bizatihi kendisini sorumlu kılar. Yine TTK'nun 690.maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 613 ve 614/1.maddeleri gereğince, keşideci imzası dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadının yazılması gerekli değildir. Senedin keşideci bölümünde şirket ve şirket temsilcisinin (aynı kişinin) elinden çıkmış iki imzasının bulunması halinde ve imzalayanın şirket temsilcisi olması durumunda imzalardan bir tanesinin şirket, açığa atılan diğer imzanın da imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulü zorunludur. Zira, senetteki borçtan sorumlu olmak için keşidecinin tek imzası yeterli olup birden fazla imza atılmasına gerek bulunmamaktadır. Somut olayda, takip dayanağı bonolarda iki adet imza bulunduğu, bunlardan birinin şirket kaşesi üzerine diğerinin de  açığa atıldığı görülmektedir. O halde mahkemece, yukarıda açıklanan kural gereğince borçlunun şahsen sorumlu olduğunun kabulü ile itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde itirazın kabulüne yönelik hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Ödenmeme protestosu çekilmesi için öngörülen sürenin geçmesinden sonra yapılan ciroya (gecikmiş ciro) ilişkin hukuki sonuçlarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Gecikmiş ciro, alacağın temlikinin hukuki sonuçlarını doğurur.
B) Senet borçlusu, senedi gecikmiş ciro ile devreden kişiye karşı sahip olduğu kişisel def'ileri, senedi devralan yeni hamile karşı da ileri sürebilir.
C) Gecikmiş ciro, senedin kambiyo senedi niteliğini ortadan kaldırmaz.
D) Gecikmiş cironun, cirantanın senet bedelini ödeme taahhüdü altına girmesini sağlayan teminat işlevi bulunmamaktadır.
E) Gecikmiş ciro ile senedi devralan hamil, senet bedelinin ödenmemesi hâlinde, senedi kendisine devreden cirantaya karşı kambiyo hukukuna özgü müracaat yollarına başvurabilir.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol