6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 7

Türk Ticaret Kanunu 7. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 7- (1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. (2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur. III - Ticari işlerde faiz 1. Oran serbestisi ve bileşik faizin şartları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

79 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/844 E., 2024/3221 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
cel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerin rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1427 nci maddesinde tazminat ödeme borcunun düzenlendiği, ilk fıkrada sigorta tazminatı veya bedelinin rizikonun gerçekleşmesine müteakip ve
4. Hukuk Dairesi         2022/844 E.  ,  2024/3221 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1792 E., 2021/1948 K. DAVACILAR : 1. ... 2. ... 3. ... 4. ... 5. ... vekilleri Avukat ... Avukat ... DAVA TARİHİ : 08.02.2016 HÜKÜM/KARAR : İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi / Davanın Kısmen Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici MAhkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2016/118 E., 2021/370 K. Taraflar arasındaki hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi müteveffa ...'un dava dışı Halk Bankası A.Ş'den tüketici kredisi kullandığını ve davalı şirket nezdinde 27.04.2015 başlangıç ve 27.04.2016 bitiş tarihli poliçe ile ''Ferdi Yıllık Vefat Sigortası'' Sözleşmesi düzenlendiğini ve kredi borçlusu murisin 16.10.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketince hayat sigortasıyla teminat altına alınan banka alacağının davalı sigorta şirketi tarafından sigortalının poliçe başlangıç tarihinden önce mevcut beyan edilmemiş rahatsızlığı bulunması nedeniyle reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL teminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında sunulan ıslah dilekçesi ile talebini 81.000,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigorta başlangıcı öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığının sigorta teminatı kapsamı dışında olduğunu, sigortalının yapılmaması gereken bir sözleşmenin yapılmasına sebebiyet verdiğini, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu sigorta poliçesinin düzenlenmesine ilişkin başvuru formunda matbu olarak işaretli hastalıkların bulunmadığına dair ''Hayır'' seçeneğinin işaretli olduğu ve hayat sigortası poliçesi başvuru formunun davacılar murisi tarafından imza edildiği, murisin ölüm belgesinde ölüm nedeninin "akut miyokard enfaktüsü" olarak belirtilmesi nedeniyle beyan yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesi ile davalı sigorta şirketi tarafından davacıların başvurusunun reddedildiği, mahkemece Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'ndan alınan 18.11.2020 tarihli raporda, ölüm nedeni ''akut myokart enfarktüsü'' olarak bildirilmiş olmakla birlikte vefat eden ...'un ölümünün sözleşme öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıklarına bağlı meydana gelmiş olabileceği, ancak ölümüne ilişkin muayene bulgusu, EKG, laboratuvar ve radyolojik tetkikin bulunmaması ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmadığı birlikte değerlendirildiğinde; ...'un kesin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıkların ölüme etkisi ve katkısı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığının bildirildiği, mahkemece söz konusu rapora itibar edilerek murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunamadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat altına alınan bedelden sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, 6102 sayılı TTK'nın 1420 nci maddesinde, zamanaşımı hususunun düzenlendiği, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerin rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1427 nci maddesinde tazminat ödeme borcunun düzenlendiği, ilk fıkrada sigorta tazminatı veya bedelinin rizikonun gerçekleşmesine müteakip ve riziko ile ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağının ifade edildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1487 nci maddesinin üst başlığı ''Can Sigortaları'' olup, başlığın ise ''Hayat Sigortası'' olduğu, Türk Ticaret Kanununda hayat sigortalarına ilişkin hükümlerde zamanaşımı yönünden özel bir düzenleme yapılmadığı, bu nedenle hem mal hem de hayat sigortalarını kapsayan can sigortalarında da uygulanması gereken genel hükümlerin hayat sigortalarında da uygulanması gerektiği, zamanaşımı süresinin iki yıl olarak belirlendiği, diğer taraftan Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.13 üncü maddesinde de sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yıl içerisinde zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, iki yıllık zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağının kabulü gerektiği, hayat sigortalarında sigorta bedelinin muaccel olduğu tarihin, ihbar tarihini takip eden kırk beş günlük süre sonrasında başlayacağı, buna göre dosya kapsamından murisin vefatından sonra tazminatın ödenmesi için davalıya yapılan başvurunun davalı tarafından ilk kez 30.12.2015 tarihinde reddedildiği, davacı tarafından iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 28.12.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan miktarın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.000,00 TL tazminatın davalıdan dava tarihi olan 08.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacılara miras payları oranında verilmesine fazlaya dair isteğin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar davacıların murisi sigortalı ...'un ölümü gerçekleşmiş olsa da alacağın belirsiz olduğunu, müttevafanın ölüm sebebinin ancak Adli Tıp Kurumu tarafından ihdas edilen 18.11.2020 tarihli raporla belirli ... geldiğini, İlk Derece Mahkemesince ıslah edilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zamanaşımı süresinin müttevefanın ölümü ile değil 18.11.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor ile " murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunmadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat alınan bedelden sorumlu olduğunun" ortaya çıkması ile başlayacağını, 6 yıllık genel zamanaşımı süresinin ise dolmadığını, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesi 3 fıkrasına göre davalı lehine nisbi vekalet ücreti takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sigortalı mütevveffa ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlüğü bulunmadığını, ...'un ölüm belgesinde doğrudan ölüme sebep olan hastalığın ''akut miyokard enfarktüsü+aterosklerotik kardiyovasküler'' hastalığı olduğu ve hastalığın başlangıcından ölüme kadar geçen yaklaşık sürenin 11 ay olduğu yazılı olduğunu, ölüm belgesinin 6100 sayılı Kanunu'nun 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca kesin delil niteliğinde olduğunu, aksinin davacılar tarafından ispat edilemediğini, murisin ölümüne kesin tanı koyacak otopsi yapılmamış olduğundan, hekimin tanısının (ölüm belgesinin) esas alınması gerektiğini ve tanı ile ölenin hastalık geçmişi uyumlu olduğundan ölüm raporundaki tanı ile riziko arasında illiyet bağı bulunduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında somut olayın özelliklerine uygun denetlenebilir bilirkişi raporları, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davalının istinaf talepleri bakımından, davacılar murisi ile davalı arasında sigorta sözleşmesinin düzenlenmesi sırasında murisin bildirmediği hastalığa rağmen sözleşmenin yapılmış olmasında tarafların kusurlu bulunması ve davacılar murisinin kusuru nispetinde talep edilebilecek vefat teminatına göre hükmedilen alacak miktarı nazara alındığında davalının istinaf taleplerinin yerinde görülmediği, davacıların istinaf talepleri bakımından ise, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde bildirildiği gibi ıslah tarihi itibariyle artırılan miktar bakımından yasal 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu, davacılar aleyhine hükmedilen vekalet ücreti bakımından ise işbu davanın tazminat talebine ilişkin olmayıp sigorta sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin olması nedeniyle AAÜT'nin 13/1 inci maddesinin uygulanması gerektiğinden davacıların bu yöndeki istinaf talebinin yerinde görülmediği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri temyiz dilekçelerinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptıkları istinaf başvurusunda bildirdikleri sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacıların murisi ...'un dava dışı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak davalı şirketin taraf olduğu 27.04.2015/2016 tarihli Hayat Sigorta Poliçesi nedeniyle poliçe vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18, 1420, 1427, 1439, 1440 ve 1487 inci maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 6502 sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkında Kanun'un 73/2.maddesi gereğince davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.03.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı oy) KARŞI OY Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı tarafın ıslahla birlikte poliçedeki 81.000,00 TL vefat teminat bedelinin davalı sigortacıdan tahsili için talepte bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüyle 1.000,00 TL'nin tahsiline ve fazla isteğin reddine karar verildiği, işbu kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği; sayın çoğunluk tarafından davacılar vekilinin davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin hatalı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ve diğer temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar verildiği görülmektedir. Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında "maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez" düzenlemesi yapılmıştır. Davacılar vekili anılan bu hükme istinaden davalı yararına hükmedilen vekalet ücretini istinafa konu etmişse de, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eldeki davanın sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup maddi tazminat istemine ilişkin olmadığı gerekçesiyle itirazlar reddedilmiştir. Davacı yanın dava konusu ettiği talebin, manevi bir zarara ya da konusu para ile ölçülemeyen herhangi bir hakka ilişkin olmadığı, konusu ve değeri para ile ölçülebilen ve miktarı poliçede belli olan vefat teminat bedeline ilişkin olduğu gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesinin anılan yöne dair gerekçesi yerinde olmamıştır. Açıklanan nedenlerle; AAÜT'nin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası gereği, davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin davacılara verileni geçemeyeceği gözetilerek davacılar vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararında davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2022/446 E., 2023/802 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1507 nci maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu         2022/446 E.  ,  2023/802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/288 E., 2021/817 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2019/5299 Esas, 2021/1399 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar öncelikle onanmış, davacılar vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili, 18.10.2013 tarihinde meydana gelen trafik kazasında vefat eden müvekkillerinin oğlu ... ... için, işvereni dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. nin davalıya 20.09.2013-20.09.2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yaptırdığını, müvekkillerine davaya konu poliçe için ödeme yapılmadığını ileri sürerek poliçe kapsamında 25.000,00 TL ölüm teminatının müteveffanın ölüm tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; ilk sigorta prim peşinatı kaza tarihinden sonra yatırıldığından sigorta poliçesinin hukuksal koruma kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli ve 2014/1161 Esas, 2016/180 Karar sayılı kararı ile; sigorta yaptıran dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. tarafından riskin gerçekleşmesinden önce 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken sigorta priminin ödenmediği, kaza tarihi itibarıyla sigortacının sorumluluğunun başlamadığı, dolayısıyla davacıların sigorta teminatını talep edemeyecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuş; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 20.05.2019 tarihli ve 2016/15178 Esas, 2019/6390 Karar sayılı ilk kararı ile; hükmün onanmasına karar verilmiştir. 8. Davacılar vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli ve 2019/5299 Esas, 2021/1399 Karar sayılı kararı ile; “... Dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonucunda; Dava kazadan kaynaklı ölüm nedeni ile vefat tazminatı talebine ilişkindir. Sigorta ettirenin borcu sigorta primini ödemek, sigortacının borcu da rizikonun gerçekleşmesi halinde tazminat ödemektir. 6102 sayılı TTK'nın 1424 ve devamı maddeleri birlikte incelendiğinde, sigorta şirketinin kendileri tarafından imzalanmış bulunan poliçenin bir örneğini sigortalıya ulaştırmak ve özellikle primi veya ilk taksidi de poliçenin teslimi karşılığı tahsil etmekle yükümlüdür. TTK'nın 1424. maddesinde yer alan düzenlemeye göre ise; "sigortacı, sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat içinde poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür". Davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1430.maddesinde sigortalının prim ödeme borcu; 1431.maddesinde prim ödeme zamanı ve 1434.maddesinde prim ödemesinde temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TTK'nun 1434/1.maddesinde "ilk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur" düzenlemesi yapılmıştır. Prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hallerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hallerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması halinde, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu Dairemiz uygulamalarındandır. Somut olayda; taraflar arasındaki poliçe için tek peşin prim 61,81 TL kararlaştırılmış ve ödeme tarihi olarak da poliçe tanzim tarihi 20.09.2013 olarak belirlenmiştir.Davaya konu edilen rizikonun 18.10.2013 tarihinde gerçekleştiği ve 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken primin kazadan sonra 31.10.2013 tarihinde davalı ... Şirketinin hesaplarına ödendiği görülmektedir. Dosya kapsamına göre süresinden sonra ödenen primin Sigorta Şirketince iade edildiğine dair davalı Sigortanın savunması olmadığı gibi bilgi belge de yoktur. Sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmeyerek sözleşmeyi ayakta tutması iradesi karşısında, dava açıldıktan sonra prim peşinatının ödenmeyişi savunmasını yapan davalı sigortacının sözleşmeden caydığının kabulü mümkün değildir. Zira; ... ve iyiniyet temelinde akdolunan sigorta sözleşmelerinde, tarafların tüm haklarının kullanımında (sözleşmenin kurulmasında olduğu kadar, sona erdirilmesinde de) bu ilkelere bağlı biçimde hareket etmesi gereklidir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davalı sigortacı bakımından geçerli bir sözleşmeden cayma durumu bulunmadığı da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.10.2021 tarihli ve 2021/288 Esas, 2021/817 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) ilgili maddeleri ile Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları'nın 16 ncı maddesine değinmek suretiyle süresinden sonra ödenen primi iade etmemiş olmasına ve kazanın sözleşme süresi içinde olmasına rağmen sorumluluk süresi içinde olmaması nedeniyle davalı ... şirketinin rizikoyu taşıma yükümlülüğünün de başlamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu ferdi kaza sigorta sözleşmesinde prim peşinatının rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödendiğinin, sigorta şirketi tarafından primin tahsil edilerek iade edilmediğinin ve sözleşmenin feshedilmediğinin çekişmesiz olduğu somut olayda; sigorta şirketinin belirlenen ölüm teminatından sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümüne geçmeden önce konu ile ilgili kavram ve yasal mevzuata genel olarak değinmekte yarar vardır. 13. Sigorta sözleşmesi; davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 1401/1 inci maddesinde; “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım çerçevesinde, sigorta sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu, sigortacının asli ediminin rizikoyu taşıma (himaye sağlama) borcu iken sigorta ettirenin asli edimini ise prim ödeme borcu oluşturduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 14. Sigorta sözleşmelerinin kuruluşuna ve şekline ilişkin 6102 sayılı TTK’da herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Buna göre, diğer borçlar hukuku sözleşmelerinde olduğu gibi, sigorta sözleşmeleri de iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile meydana gelir; ayrıca kanunda aksi öngörülmediği için hiçbir şekle de tabi değildir. 15. Sigorta sözleşmesinin kurulmasına ilişkin Kanunda herhangi bir şekil şartının öngörülmemesi, öneri ve kabulün de herhangi bir şekle tâbi olmayacağı anlamına gelmektedir. Sigorta sözleşmesi sigorta ettirenin yaptığı önerinin sigortacı tarafından (örneğin sigorta poliçesinin sigorta ettirene ulaştırılması yoluyla örtülü olarak) kabul edilmesiyle veya sigortacının (örneğin sigorta poliçesinin taslağının sigorta ettirene ulaştırılmasıyla) yaptığı önerinin sigorta ettiren tarafından (mesela ilk primin ödenmesiyle örtülü olarak) kabul edilmesiyle kurulmuş olabilir (Samim Ünan: Türk Ticaret Kanunu Şerhi C. I, İstanbul, 2016, s. 61). 16. Menfaat ilişkisi sigorta sözleşmesinin objektif esaslı noktasıdır. Dolayısıyla esaslı noktası olmayan sözleşme yok hükmünde olacağından, bir menfaat olmaksızın yapılan sigorta sözleşmesi geçersiz olacağı gibi sonradan menfaatin ortadan kalkması hâlinde de geçersiz olacaktır (6102 sayılı TTK md. 1408/1). Her sigorta sözleşmesi sigorta genel şartlarına uygun olarak hangi menfaat ya da menfaatlerin sigortalandığının tespit edilmesine imkân verecek bir tarzda düzenlenmelidir. 17. Sigorta poliçesi, sigortacının, sigorta sözleşmesinin kurulmasından sonra Kanunda öngörülen süre içerisinde düzenlemekle yükümlü olduğu; sözleşmenin yapıldığını ispat eden bir belgedir. Sigorta sözleşmelerinde sigortacının sigorta poliçesi düzenleme ve teslim etme yükümlülüğü asli yükümlülük olmayıp yan yükümlülüktür. Bu itibarla sigorta poliçesinin düzenlemesinin ve tesliminin sözleşmenin kurulması veya geçerliliği üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 1424 üncü maddesi; "Sigortacı; sigorta sözleşmesi kendisi veya acentesi tarafından yapılmışsa, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmidört saat, diğer hâllerde onbeş gün içinde, yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermekle yükümlüdür. Sigortacı poliçenin geç verilmesinden ... zarardan sorumludur” hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, sigorta poliçesi düzenleme ve teslim yükümlülüğü sigortacıya aittir. Bununla birlikte sigorta sözleşmesi akdetme ve poliçe düzenleme ile prim tahsil etme yetkisi kural olarak sigorta şirketlerine ait olmakla birlikte, bu yetki acentelik vekâletnamesinde belirtilmek kaydıyla, sigorta acentelerine devredilebilmektedir. 18. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2020 tarihli ve 2017/11-1301 Esas, 2020/878 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. 19. Eldeki dava, ferdi kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğundan gelinen aşamada ferdi kaza sigortalarına da kısaca değinmek faydalı olacaktır. 20. Ferdi kaza sigortaları 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ... sigortalarının bir bölümünü oluşturan kaza sigortaları içinde sayılmaktadır ve belirli bir kişinin kaza rizikosuna karşı sigorta himayesi altına alınmasına hizmet eden sigorta sözleşmesi türüdür. 21. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1507 nci maddesinde; "Kaza sigortası, belli bir prim karşılığında, sigortalının uğrayacağı kaza sonucu ölüm, geçici veya sürekli engellilik ya da işgöremezlik hâlleri için sigorta teminatı sağlar. Ölüm, ani olarak veya kaza tarihinden itibaren en çok bir yıl içinde gerçekleşmiş ise sigorta bedeli sigorta ettirene yahut onun tarafından belirlenmiş kişiye; geçici ve sürekli engellilik veya işgöremezlik hâllerinde ise sigortalıya ödenir" hükmü düzenlenmiştir. 22. Anılan hükümden de yola çıkılarak kapsamlı bir tanım yapılacak olursa kaza sigortası sözleşmesi; sigorta ettirenin prim ödemesi karşılığında, sigortacının riziko şahsının kaza sonucunda ölümüne yahut sağlığında meydana gelecek zedelenmeler ile bunların doğurabileceği tedavi giderlerine karşı sigorta himayesi sağladığı sigorta sözleşmesi türüdür. Riziko şahsı ise "rizikonun üzerinde gerçekleştiği kişi" olarak tanımlanır ve sigorta ettirenden farklı bir kişidir (Evrim ..., Ferdi Kaza Sigortası Sözleşmesi, İstanbul, 2017, s. 12). 23. 6102 sayılı TTK'nın 1430. maddesinde sigorta ettirenin prim ödeme borcu; "Sigorta ettiren, sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemekle yükümlüdür. Aksine sözleşme yoksa sigorta primi peşin ödenir", 1431. maddesinde prim ödeme zamanı; "Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksidin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Karada ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda sigorta primi, poliçe henüz düzenlenmemiş olsa bile, sözleşmenin yapıldığı anda ödenir", 1434 üncü maddesinde prim ödemesinde temerrütün sonuçları; "(1) 1431 inci maddeye uygun olarak istenilen sigorta primini ödemeyen sigorta ettiren mütemerrit olur. (2) İlk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur" şeklinde düzenlenmiştir. 24. Sigorta sözleşmesi iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile kurulacak ise de; 6102 sayılı TTK’nın 1421 inci maddesi gereğince sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü primin veya ilk taksitinin ödenmesi ile başlayacaktır. Bununla birlikte 6102 sayılı TTK’nın 1431 inci maddesi gereğince sigorta ettirenin prim ödeme borcu ise poliçenin teslim edilmesi anında muaccel hâle gelecektir. Görüldüğü üzere sigorta poliçesinin verilmesinin sigorta sözleşmesinin kurulması üzerinde bir etkisi bulunmamakta, sadece sigorta ettirenin prim ödeme borcunun muaccel olmasını sağlamaktadır. Sigorta ettiren tarafından primin veya ilk taksitinin ödenmesi ile de sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü başlamaktadır. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendiğinde; dava dışı ... Temizlik Ltd. Şti. nin davacıların oğlu ... ... için 20.09.2013-20.09.2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yaptırdığı, 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken sigorta priminin ödenmediği ve 18.10.2013 tarihinde gerçekleşen kazada ... ...'ın vefat etmesiyle riziko gerçekleştikten sonra 31.10.2013 tarihinde sigorta ettiren şirketin çalışanları adına ... ...'ı da kapsayacak şekilde toplu prim ödemesi yaptığı anlaşılmaktadır. 26. Yukarıda bahsedildiği üzere, sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğü, bir diğer ifade ile rizikonun gerçekleşmesi hâlinde sorumlu olabilmesi, sigorta ettirenin sözleşmenin akdinden sonra ödediği ilk prim ile başlamaktadır. Yani sigorta ettiren hiç ödeme yapmamış ise bunun en önemli sonucu sigorta himayesinin başlamaması olacaktır. Somut olayda, kazadan önce prim ödemesinin yapılmadığı hususu çekişmesizdir. Bu durumda Mahkemece de benimsendiği üzere sigorta himayesi başlamadan kaza gerçekleştiğinden sigortacının sorumluluğunun bulunmadığı düşünülebilirse de, kazadan sonra prim ödemesinin yapıldığı, yapılan ödemenin iade edilmediği gözden kaçırılmamalıdır. 27. Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, Yargıtayın yerleşik uygulamasında sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesine önem verilmektedir. Bu durumda, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hâllerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hâlinde sözleşmeyi ayakta tuttuğu değerlendirilmektedir. Bu şekilde sözleşmeyi ayakta tutup rizikoyu bilmesine rağmen prim tahsilatını gerçekleştiren sigortacının daha sonra sözleşmeyle bağlı olmadığını iddia etmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde düzenlenen "dürüstlük ilkesi" ile bağdaşmaz. 28. Ne var ki, somut olayda, davalı sigortacının prim peşinatını tahsil etmeden rizikoyu öğrendiğine ilişkin bilgi, belge dosyada bulunmamaktadır. Davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin tespiti, sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı yönünden önem arz etmektedir. Anılan eksiklikler giderilmeden ve davalının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı tespit edilmeden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda, davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin ve davalı sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığının detaylı şekilde yapılacak araştırma sonucunda tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekir. 29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 6102 sayılı TTK'nın 1487/2 nci maddesinde düzenlenen hayatı sigorta edilen kimsenin, ilk primin ödenmesinden önce ölmesi hâlinde sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağı hükmü ve bu maddeyi koruma altına alan 1520 nci madde gereğince taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu, direnme kararının değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 30. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 13.09.2013 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Dava, ferdi kaza sigortasında teminat altına alınan ölüm teminatının tahsiline ilişkindir. TTK’nın 1510/2 nci maddesi gereğince hayat sigortalarına ilişkin diğer hükümler kaza sigortası hakkında da kıyas yoluyla uygulanır. Aynı yasanın 1487/2 nci maddesi gereğince ise hayatı sigorta edilen kimse ilk pirimin ödenmesinden önce ölmüşse sigorta sözleşmesi geçersizdir ve 1520/1 inci madde gereğince bu hükme aykırı sözleşmeler geçersizdir. Somut olayda, sözleşme süresi 20.09.2013–20.09.2014; ölüm tarihi 18.10.2013 pirim ödeme tarihi ise 31.10.2013’tür. Bu durumda, TTK’nın 1487/2 nci maddesine göre sözleşme geçersiz olup zimnen dahi bu hükmün aksi kararlaştırılamayacağından sigorta şirketine rizikodan sonra ihtarın yapılıp yapılmadığının bir önemi bulunmayıp varılacak sonucu değiştirmeyecektir. Geçersiz sözleşme nedeniyle herkesin aldığını geri vermesi gerekir. Kararın bu sebeple değişik gerekçeyle onanması görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz. "K A R Ş I O Y" Dava dışı ... ... için işvereni ... Temizlik Ltd. Şti. tarafından 20.09.2013-2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yapılmış, yolcu olarak bulunan davacıların oğlu ... ...'ın 18.10.2013 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefatı kaza sigorta poliçesi nedeniyle ödeme yapılmadığını, poliçe kapsamında ölüm teminatının ödenmesi talep edilmiştir. Genel Kurul çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, ferdi kaza sigortasında sigortacının sorumluluğunun başlama tarihi ve sözleşmenin yürürlükte olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davaya konu olay ve poliçe tanzim tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1430 uncu maddesinde sigortalının prim ödeme borcu; 1431 inci maddesinde prim ödeme zamanı ve 1434 üncü maddesinde prim ödemesinde temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TTK 1434/1 ve ikinci fıkralarında, "1431 inci maddeye uygun olarak istenilen sigorta primini ödemeyen sigorta ettiren mütemerrit olur. İlk taksidi veya tamamı bir defada ödenmesi gereken prim, zamanında ödenmemişse, sigortacı, ödeme yapılmadığı sürece, sözleşmeden üç ay içinde cayabilir. Bu süre, vadeden başlar. Prim alacağının, muacceliyet gününden itibaren üç ay içinde dava veya takip yoluyla istenmemiş olması hâlinde, sözleşmeden cayılmış olunur.” düzenlemesi yapılmıştır. Çoğunluk tarafından prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hâllerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hâllerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması hâlinde, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu savunulmuş ise bu yorum TTK 1421 inci maddeye aykırılık teşkil etmektedir. TTK 1421/1 inci maddesine göre, “Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur.” Görüldüğü üzere, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için kararlaştırma biçimine göre primin tamamının veya ilk taksidinin ödenmiş olması zorunludur. Kanunun bu maddesi emredici niteliktedir. Prim ödenmediği müddetçe sigorta sözleşmesi askıdadır. Sigortacı dilerse bu sözleşmeyi feshedebilir. Sözleşmenin askıda olması ile sigortacının sorumluluğunun başlaması ayrı şeylerdir. Yürürlükte bulunan bir sigorta sözleşmesi çerçevesinde, rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödenen prim sigortacının geriye etkili olarak sorumluluğunu doğurmaz ve sigortacı, riziko anında ilk prim henüz ödenmiş olmadığı için edim yükümlülüğü altında girmemiş idiyse, sonradan primi kabul etmiş olması yüzünden sorumlu olmaz. Riziko anında sigortadan yararlanma hakkına sahip bulunmayan bir sigorta ettirenin, bu durumu bilerek daha sonra gerçekleştireceği bir prim ödemesi ile sigorta parasına hak kazanmış hâle gelmesi TTK 1421 inci maddeye göre kanaatimizce mümkün değildir. Riziko anında ve primin sonradan ödendiği anda sigorta sözleşmesi yürürlükte ise, sigortacı yapılan ödemeyi geri vermekle yükümlü olmaz. Bu olasılıkta, ödenen prim sözleşmeden doğmuş olan ve varlığını aynen sürdüren prim borcuna sayılacaktır. Sigortacının tahsil ettiği primi geri vermemiş olmasına gerçekleşen riziko için sorumlu olmayı kabul ettiği gibi bir sonuç bağlamak, bu açıdan da yerinde görünmemektedir (Samim İnan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku İstanbul 2020, s. 178). Aksi hâlde sigorta ettirenler rizikonun gerçekleşmesine kadar prim ödemez, riziko gerçekleştiğinde prim ödeyerek sigorta sözleşmesinden yararlanmaya çalışırlar. Hatta bir sözleşme döneminde hiç prim ödemesi yapmadan sözleşmenin koruduğu amaca ulaşmış olurlar. Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması düşüncesinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
4. Hukuk Dairesi, 2023/9005 E., 2024/8381 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
lal edildiğini öğrendiği tarihten sonra süresi içinde sözleşmeden caymadığını, bu nedenle caymanın geçersiz olduğunu, Poliçe Genel Şartları gereği poliçe başlangıcından itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra sözleşmeden cayılamayacağını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1427 nci maddesi uyarınca davalıya tazminat ödenmesi için çıkartılan ihtarın tebliğ edildiği 24.12.2012 tarihinden 15
4. Hukuk Dairesi         2023/9005 E.  ,  2024/8381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/765 E., 2021/473 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2016/491 E., 2018/852 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010-28.07.2031 tarihleri için hayat sigortası poliçesi düzenlendiğini, poliçede kanser dahil olmak üzere birçok ağır hastalığın teminat kapsamında olduğunu, poliçenin düzenlenmesi sırasında müvekkilinin beyan yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve 2002 yılından beri çikolata kisti tedavisi gördüğünü davalı tarafa bildirdiğini, müvekkiline 17.12.2012 tarihinde kanser teşhisi konulması üzerine 20.12.2012 tarihinde davalı şirkete başvurarak tazminat talep edildiğini, davalı tarafın 03.04.2013 tarihli ihtarla muafiyet hükmü ve poliçe özel ve genel şartlarını gerekçe göstererek tazminat talebini reddettiğini, ayrıca beyan yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesi ile de sözleşmeden caydığını, muafiyet ve istisna hükümlerinin müvekkilline bilgi verilmeden ve sonradan özel şartlara eklendiğini, matbu olarak sözleşmeye eklenen ve müvekkili ile müzakere edilmeyen söz konusu hükümlerin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca da geçersiz olduğunu, poliçenin düzenlenmesinden kısa bir süre sonra yapılan tedavi sonucu düzenlenen 04.09.2010 tarihli raporda, ince bağırsakta tespit edilen kitlenin kötü huylu olmadığının belirlendiğini ve müvekkiline muafiyet süresinde kanser teşhisi konulmadığını, davalı tarafın bildirim yükümlülüğünün ihlal edildiğini öğrendiği tarihten sonra süresi içinde sözleşmeden caymadığını, bu nedenle caymanın geçersiz olduğunu, Poliçe Genel Şartları gereği poliçe başlangıcından itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra sözleşmeden cayılamayacağını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1427 nci maddesi uyarınca davalıya tazminat ödenmesi için çıkartılan ihtarın tebliğ edildiği 24.12.2012 tarihinden 15 gün sonra alacağın muaccel ... geldiğini ve davalının temerrüde düştüğünü, davalının istenmesine rağmen özellikle soru cevap formunu ve diğer belgeleri vermediğini, bu belgelerde yer alan bilgiye istinaden davanın reddi halinde müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini belirterek 80.000,00 USD'nin dava tarihindeki karşılığı olan 179.680,00 TL'nin temerrüt tarihi 09.01.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının başvuru formunda astım hastalığını bildirmediğini, ayrıca sadece kist aldırdığını ve şu anda problemi olmadığını beyan etmesine rağmen poliçenin düzenlenmesi sırasında bu hastalıkla ilgili tedavilerinin sürdüğünün anlaşıldığını, davacının böylece kasıtlı olarak gerçekleri sakladığını, 6762 sayılı TTK'nın 1322 nci maddesi ve bir örneği davacıya verilen Poliçe Özel Şartlarında muafiyet süresi düzenlendiğini, poliçe özel şartları ve davacının imzaladığı bilgilendirme formu uyarınca hastalık teminatının ödenmesi için muafiyet süresi dışında rahatsızlığın gerçekleşmesi gerektiğini, kanser için poliçe başlangıç tarihinden itibaren 3 aylık muafiyet süresi kararlaştırıldığını, davacıya ise muafiyet süresi içinde kanser teşhisi konulduğunu, davacıya tüm bilgi ve belgelerin elden teslim edildiğini, TTK'nın 1427 nci maddesi uyarınca sigortacıya yüklenemeyen kusurdan dolayı inceleme gecikmiş ise alacağın muaccel olması için belirlenen sürenin işlemeyeceğini, davacının tazminat talebinde bilgi ve belgeleri eksiksiz sunmadığından incelemenin geciktiğini ve alacağın muaccel olmadığını, müvekkilinin yasal sürede sözleşmeden caydığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada oluşturulan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda davacı sigortalının 2002 yılından beri çikolata kisti tedavisi gördüğünü beyan ettiği iddiasının dosyada yer aldığı, bu hastalığın bir kanser olmadığı, endometriozis hastalığı rahim içini döşeyen endomertium hücrelerinden kaynaklanan bir hastalık olduğu, hastada 2 yıl sonra 05.07.2012 tarihinde saptanan malign gist kanseriyle hiçbir ilişkisi olmadığı, davacının sigorta tazminat talep etme hakkının bulunduğu tespitlerinin yer aldığı, 28.07.2010 başlangıç tarihli poliçedeki kritik hastalıklardan sayılan kanser kötü huylu hücrelerin kontrolsüz büyümesi, yayılması ve dokuyu istila etmesiyle kendini gösteren habis bir tömürün varlığı ile ortaya çıkan hastalık olduğu, hastalığın teşhisi tarihi itibariyle poliçedeki vefat veya kritik hastalıklar teminatı sigorta bedeli tutarı ödenir ve poliçe sona erer maddesi bulunduğu, her türlü tazminat ödemeleri TL karşılığı olup ödemelerde poliçe para brimi ABD doları olan poliçeler için merkez bankası ABD doları efektif satış kuru esas alınarak düzenlendiği, davacının hayat sigortaları birgilendirme formu kapsamında Turuncu Elma Hayat Sigortası ve teminatları hakkında 20.07.2009 tarihinde bilgilendirildiğinin görüldüğü, davacının teminat kapsamındaki 80.000,00 USD'nin TL karşılığını talep edebileceği, davacı vekili 15.11.2018 tarihli oturumdaki beyanında 80.000,00 USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL kuru üzerinden hüküm kurulmasını talep etmiş, davalı vekili ise talebin reddine karar verilmesini istemiş olmakla, sözleşme ve talep gereği 80.000,00 USD'nin temerrüt tarihi olan 24.01.2013 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD olarak açılmış bir yıl vadeli hesaplara uygulanacak mevduat faiziyle tahsiline karar verilmesinin hakkaniyet gereği olduğu, dava değerinin 80.000 USD nin dava tarihindeki kuru 2.331,10 TL olarak yapılan hesaplama sonucunda dava değerinin 186.488,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 80.000,00 USD'nin fiili ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 80.000,00 USD'ye temerrüt tarihi olan 24.01.2013 tarihinden itibaren devlet bankalarının USD doları ile açılmış 1 yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinde 80.000,00 USD'nin dava tarihindeki karşılığı olan 179.680,00 TL'nin yasal faizi ile tahsilinin istendiğini, ancak davacının 01.11.2018 tarihli beyan dilekçesi ile talebini değiştirerek 80.000,00 USD'nin ödeme tarihindeki karşılığını talep ettiğini, mahkemece de taleple bağlılık ilkesi ihlal edilerek 80.000,00 USD'nin ödeme tarihindeki karşılığına hükmedildiğini, hatta faiz talebinin de değiştirilerek mevduat faizine karar verildiğini, 01.11.2018 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olmadığını, ıslah dilekçesi olarak kabul edilse dahi harcın yatırılmadığını ve kendilerine tebliğ edilmediğini, davacının dava açarken seçimlik hakkını kullanarak alacağını Türk Lirası olarak istediğini, seçimlik hakka ilişkin talebin değiştirilmesinin karşı tarafın rızası ile mümkün olduğunu, ancak müvekkiline sorulmadığını, müvekkilinin bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen davacının kasıtlı olarak yanlış beyanda bulunduğunu, astım hastalığından ve çikolata kistlerinin düzenli kontrollerinin yapıldığından bahsetmediğini, muafiyet süresi içinde davacının böbreklerinde GİST adı verilen kistin farkedildiğini, kemoterapi ile çözüm bulunamayacağından cerrahi müdahale ile kistin ve kistin bulunduğu böbreğin alındığını, buna göre davacıya muafiyet süresi içinde, 2010 yılında ilk kez kanser teşhisi konulduğunu, bilirkişi raporunda 27.08.2010 tarihli raporun sadece bir kısmına yer verildiğini ve davacının çikolata kistinden sonra tedavi ve teşhislerine yer verilmediğini, ayrıca heyette kanser hastalığı konusunda uzmanda olmadığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 24.08.2010 tarihli biyopsi raporunda çıkarılan kitlenin Gastrointestinal Stromal Tümör (GİST) olduğunun tespiti üzerine sigortalının 30.08.2010 tarihinde yeniden ameliyat edildiği, 04.09.2010 tarihli biyopsi raporuna göre, bu operasyonla alınan materyalde tümör/kanser saptanmadığı, sonrasında sigortalının onkolojik olarak takip edildiği, 05.07.2012 tarihli biyopsi raporuna göre ise sigortalıya GİST metastazı tanısı konulduğu, mahkeme aşamasında alınan bilirkişi heyetlerinde onkoloji uzmanı olmadığından yeniden rapor alınmasına karar verildiği, Adli Tıp Kurumu'nun 15.06.2020 ve 07.09.2020 tarihli raporlarında; sigortalıya konulan GİST tanısının ne zaman başladığının bilinemediği, ancak kesin teşhis tarihinin 24.08.2010 olduğu, hastalığın malign-kötü huylu bir kanser türü olduğu, sigortalıya muafiyet süresi içinde (24.08.2010 tarihinde) konulan GİST tanısının kanser türü olduğu, Sigorta Poliçesinin Özel Şartları 1.10 maddesi uyarınca poliçenin başlangıç tarihinden itibaren kanser hastalığı dahil teminat altına alınan bir kısım kritik hastalıklar için 3 aylık muafiyet süresi öngörüldüğü, yine özel şartların 2.1.2-c bendi uyarınca sigortalının yaşadığı kritik hastalığın belirti ve semptomlarının, muafiyet süresinin bitiminden sonra başlamış olması halinde sigorta bedeline hak kazanılacağının düzenlendiği, sigortalının imzasının bulunduğu ve bir örneği kendisine verilen bilgilendirme formunda, sigortalıya hangi süre ve şartlarda tazminat ödemesi yapılacağı hususunda bilgilendirme yapıldığı ve sonuç olarak sigortalıya muafiyet süresinde kanser teşhisi konulduğu gerekçesiyle davalı şirketin istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesinin 15.11.2018 tarih, 2016/491 Esas, 2018/852 Karar sayılı ilamının HMK'nın 356 ncı ve 353/1b-2 maddeleri gereğince kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisine, davacının davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; karara dayanak 24.08.2010 tarihli hastane raporunda kansere veya Malign Gist’e dair tek bir kelime yer almadığını, malignite rastlanmayan Gist/tümör kanser hastalığı olmadığını, kesin bir kanser teşhisi olmadığını, dosyada mübrez 24.08.2010 tarihli hastane raporunda müvekkiline kesin olarak Malign Gist (kötü huylu kanser) teşhisi konulduğu tespitiyle davayı reddettiğini ancak söz konusu raporda kanser/Malign Gist’e dair tek bir kelime yer almadığını, raporda sadece bir kistin/tümörün tespit edildiği ve bunun yüksek riskli bir kist olduğunun ifade edildiğini, müvekkilinin imzasına havi Sigorta Özel Şartları / muafiyet anlaşması bulunmadığını, bölge adliye mahkemesi kararında Sigorta Özel Şartlarında müvekkilin imzasının bulunduğu yönünde alenen gerçek dışı bir tespite yer verdiğini, dosyaya sunulan Sigorta Özel Şartlarının hiçbir sayfasında imza olmadığını davalı tarafça sunulan Sigorta Özel Şartları imzasız sadece davalı tarafın bastığı A4 kağıtlarından ibaret olmakla, delil niteliği bulunmadığını, muafiyet anlaşmasından bahsedilmesinin isabetsiz olduğunu belirterek kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; hayat ve hastalık sigortası poliçesi kapsamında kritik hastalık teminat bedelinin tahsiline istemidir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Ticaret Kanunu 1290 ıncı maddesi, 1322 inci maddesi, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup Adli Tıp Kurumunca düzenlenen rapor uyarınca sigortalının teşhisinin sigorta sözleşmesindeki muafiyet süresi içerinde konulduğunun anlaşılmasına göre davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/2051 E., 2024/140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İcra Müdürlüğünce İİK'nın 144/ a maddesi, Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümleri uyarınca takibe konu alacakların kaynaklandığı sebep, öncelik hakları, kendi aralarında eşit hakka sahip olup olmadıkları hususları gözetilerek sıra cetveli tanzimi gerektiği, ilgili yasa maddeleri uyarınca alacağın kaynaklandığ
6. Hukuk Dairesi         2023/2051 E.  ,  2024/140 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki sıra cetvelinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen dosyalarda şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Kararın şikayet olunan ... Ürünleri Paz. Ltd. Şti. vekili ve asıl davada şikayetçiler vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayet olunan ... Ürünleri Paz. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada şikayetçiler vekili dava dilekçesinde özetle; icra müdürlüğünce gemi satışından elde edilen bedelin paylaştırılması için sıra cetveli düzenlendiğini, şikayetçilerin tamamının gemi adamı olmaları nedeni ile rüçhan hakkına sahip olduklarını, icra müdürlüğünce geminin yabancı bayraklı olduğu ve bu nedenle taşınır mallara ilişkin hükümlerin uygulanarak haciz tarihlerinin hesaplanması gerektiğini şikayetçilerin rüçhan hakları olduğunu, icra müdürlüğünce sadece liman başkanlığı kayıtlarına bakılarak düzenlenen sıra cetvelinin hatalı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve dava etmiştir. Birleşen ... 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/198 Esas sayılı dosyasında şikayetçi vekili; şikayetçinin liman işletmecisi olduğunu ve satılan geminin bu limanda 2015 Şubat-2017 Mart tarihleri arasında barındığı ve liman hizmeti aldığı, alacağın öncelikli olduğunu, sıra cetvelinde yer alan işçi alacaklarının gerçekte var olup olmadığı ve miktarının araştırılması gerektiğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. Birleşen ... 1. İcra Müdürlüğünün 2017/199 Esas sayılı dosyasında şikayetçi vekili acentelik hizmetlerinden kaynaklı alacaklarının öncelikli olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Şikayet olunan Kıyı Eminyet Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağının fener borcundan kaynaklandığını, sıra cetvelinde rüchanlı olmasına rağmen kendisine de pay ayrılmadığını, taraf olarak gösterilmesinde hukuki yararı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Şikayet olunan ... Ürünleri Paz. Ltd. Şti. vekili; fiili hacizlerinin tüm hacizlerden önce olduğunu, faturaya dayalı yakıt alacağının öncelikli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Şikayet olunan ... ve arkadaşları vekili, alacaklarının maaş ve ödenmeyen işçilik alacaklarından kaynaklı olduğunu, icra müdürlüğünün hiçbir araştırma yapmadan sıra cetveli düzenlendiğini savunarak birleşen davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İcra Müdürlüğünce İİK'nın 144/ a maddesi, Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümleri uyarınca takibe konu alacakların kaynaklandığı sebep, öncelik hakları, kendi aralarında eşit hakka sahip olup olmadıkları hususları gözetilerek sıra cetveli tanzimi gerektiği, ilgili yasa maddeleri uyarınca alacağın kaynaklandığı sebebe göre her sıradaki alacakların birbirine önceliğinin bulunduğu bu itibarla düzenlenen sıra cetvelinin usul ve yasaya ve dosya kapsamına aykırı olduğu gerekçesi ile sıra cetvelinin iptaline, sıra cetvelinin rüçhanlı alacaklar ve rüçhanlı alacaklardaki öncelik sırası da gözetilerek icra müdürlüğünce yeniden düzenlenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada şikayetçiler vekili ile şikayet olunan ... Ürünleri Paz. Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Asıl davada şikayetçi vekili; mahkemece her ne kadar şikayet kabul edilerek hukuka aykırı düzenlenmiş sıra cetvelinin iptaline hükmedilmiş olsa da, dosyada yapılan 5 yıllık yargılamanın neticesinde sorumluluğu tekrar İcra Müdürlüğü'ne bırakılarak tereddütlere ve hak kayıplarına sebebiyet verilecek bir karar verildiğini, bu nedenle kararın kaldırılarak tereddütün giderilmesini talep etmiştir. İstinaf başvurusunda bulunan şikayet olunan ... Ürünleri Pazarlama Ltd. Şti. vekilinin dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi içeriğini tekrarla, dosyada eksik inceleme ile karar verildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Türk Ticaret Kanununun 1389. ve devamı maddelerinde sıra cetveline ilişkin ilkeler düzenlenmiş olup, İcra müdürlüğünce anılan düzenlemeler nazara alınmaksızın sıra cetveli düzenlendiği, sıra cetvelinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayet olunan ... Ürünleri Pazarlama Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Şikayet olunan ... Ürünleri Pazarlama Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararda hangi alacağın rüchanlı olduğu, sıra cetvelinin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili bir açıkma olmadığını beyan ederek bu nedenle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İcra İflas Kanununun 142. maddesi, 144/ a maddesi, Türk Ticaret Kanununun 1322, 1389 ilâ 1397 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1- Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın m. 17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerektiği halde kararda sıra cetvelinin ne şekilde düzenleneceğine ilişkin bir gerekçe içermediği anlaşılmış olup, mahkemece TTK’nın 1322. ve 1389. madde hükümleri dikkate alınarak icra memuruna yol gösterecek şekilde bir karar verilmesi için kararın bozulması gerekmiştir. 2. Asıl davada şikayetçiler gemi adamı olduklarını, İİK’nın ve TTK’nın ilgili hükümleri uyarınca sıra cetvelinde öncelikli olarak yer almaları gerektiğini ileri sürmüş, Birleşen ... 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/ Esas sayılı dosyasında ise davacı vekili bu işçi alacaklarının gerçekte var olup olmadığının ve miktarının araştırılması gerektiğini ileri sürmüş olup bu durumda alacağının aslına itiraz ettiği anlaşıldığından davada görevin İİK'nın 142. maddesi uyarınca genel mahkemelere ait bulunduğunun kabulü ile HMK’nın 373/1 hükmü gereğince dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesinde gönderilmesine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde şikayet olunan ... Ürünleri Paz. Ltd. Şti.'ye iadesine, Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1 hükmü gereğince Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/4827 E., 2024/6783 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
onayı ile balık çiftliği ile 400.000,00 TL'de mutabakata varıldığı"nın ifade edildiğini, buna rağmen BDS Sigorta Aracılık Hizmetlerinin 02.12.2015 tarihli e posta yazısında kazanın teminat dışı olarak değerlendirildiğini, dayanak olarak da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1467 nci maddesinin gösterildiğini, poliçenin söz konusu tekneye özel ve bağımsız olarak, üçüncü şahısla
11. Hukuk Dairesi         2023/4827 E.  ,  2024/6783 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1143 Esas- 2023/965 Karar HÜKÜM : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Deniz Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2017/240 E. - 2020/47 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait Tender Alen 55 isimli teknenin davalı şirket tarafından mavi dalga yat poliçesi ile sigortalandığını, teknenin 26.06.2015 tarihinde seyir halindeyken bir balık çiftliği kafesine çarpması sonucunda teknede oluşan hasar bedeli ile balık çiftliğinde meydana gelen hasar bedelinin karşılanması için davalı ile görüşmeler yapıldığını, sigorta eksperi tarafından dava dışı şirkete gönderilen 11.09.2015 tarihli e posta yazısında "gelen bilirkişi raporu da dikkate alınarak Allianz 'ın da onayı ile balık çiftliği ile 400.000,00 TL'de mutabakata varıldığı"nın ifade edildiğini, buna rağmen BDS Sigorta Aracılık Hizmetlerinin 02.12.2015 tarihli e posta yazısında kazanın teminat dışı olarak değerlendirildiğini, dayanak olarak da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1467 nci maddesinin gösterildiğini, poliçenin söz konusu tekneye özel ve bağımsız olarak, üçüncü şahıslara verilecek zararları da içerecek şekilde koruma sağlamak amacıyla düzenlendiğini, davalı ile düzenlenen bu poliçenin özellikleri nazara alındığında himaye sigortası veya klüp sigortası olarak da anılan P&I niteliğindeki bir sigortanın mükerrer sigorta olduğundan bahsedilemeyeceğini, bu nedenle mükerrer poliçe iddiasının asılsız olduğunu, poliçenin ikinci sayfasının ''Üçüncü Şahıs Sorumluluk Teminatı'' başlıklı maddesinde üçüncü şahıslara karşı sorumluluk rizikolarının İnstute Yacht Clause'un 11.kloz hüküm ve şartları dahilinde 10.000.000,00 euro limit ile teminat altına alındığına dair hüküm bulunduğunu, dolayısıyla poliçede atıf yapılan Enstitü Yat (Kotra) Klozlarının 11.maddesi gereğince teknenin karıştığı kaza sonucu ortaya çıkan üçüncü kişi zararının da teminat kapsamında olduğunu ileri sürerek, kaza dolayısıyla oluşan 450.000,00 TL tutarındaki üçüncü şahıs zarar bedelinin hasar bildiriminin yapıldığı 03.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, kaza nedeniyle Tender Alen 55 isimli tekne için yapılan masraflar toplamı olan 9.134,74 TL'nin 10.02.2015 başlangıç tarihli Mavi Dalga Yat Poliçesi kapsamında 03.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu teknenin aynı zamanda yurtdışında da sigortalandığını, yurtdışı poliçesinin başlangıç tarihinin müvekkili şirket nezdinde düzenlenen poliçeden daha önce olduğunu, bu nedenle ortada mükerrer çifte sigortanın mevcut olduğundan müvekkilinin tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, ekspertiz raporunda kazanın kaptan kusurundan kaynaklandığının değerlendirildiğini, kaza anında kaptan ... Abay'ın kaptan yetkilendirme belgesinin de fiilen mevcut olmadığını, bu nedenle de hasarın sigorta teminatı dışında kaldığını, talep edilen tazminat tutarının fahiş olduğunu, davacı tarafın Tender Alen 55 isimli tekne için yapıldığını iddia ettiği tamir masrafların da itiraz ettiklerini, bu masrafların yapıldığının ayrıca ispatlanması gerektiğini, ayrıca balık çiftliğinde oluşan zarara mahsuben balık çiftliği sahiplerinden ... Durmaz'a 100.000,00 TL ödeme yapanın Pupa Yelken Turizm Danışmanlık ve Yat İşl. A.Ş. olduğunu, teknenin kiralanmış olup ödenmenin kiracı tarafından yapılması sebebiyle tazminat talebinin teminat kapsamı dışında olduğunu davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, tüm bunların yanısıra sigorta poliçesinde yer alan muafiyet şartının yapılacak hesaplamada dikkate alınması gerektiğini, talep edilen faiz ve faiz başlangıç tarihini de kabul etmediklerini, kaza ihbarının 03.07.2015 tarihinde yapıldığı dikkate alındığında temerrüdün TTK'nun 6102 sayılı Kanun'un 1427 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre 18.08.2015 tarihinde oluştuğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, teknenin davalı ... şirketi tarafından sigortalı olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın mükerrer sigorta poliçesi düzenlenip düzenlenmediği, bundan dolayı davalı ... şirketinin kendi düzenlemiş olduğu sigorta poliçesinden dolayı tazmin sorumluluğunun ortadan kalkmış sayılıp sayılamayacağı, sorumluluğunun mevcut olduğunun kabulü halinde meydana gelen riziko nedeniyle balık çiftliği ve teknedeki gerçek hasar miktarının ne kadar olduğu ve rizikonun sigorta teminatı kapsamında kalıp kalmadığı hususlarında toplandığı, davacının sahibi olduğu eski ismi Tender Alen 55 olan Tugela teknesinin 10.02.2015 başlangıç, 10.02.2016 bitiş tarihli Mavi Dalga Yat Poliçesi ile davalı ... şirketi nezdinde sigortalı olduğu, teknenin davadışı Pupa Yelken Turizm Danışmanlık ve Yat İşl. AŞ'ye 01.03.2015 - 31.08.2015 tarihleri arasında kiraya verildiği, kira sözleşmesinde Pupa Yelken'in kira sözleşmesi süresince tekneyi malik lehine sigortalatmayı taahhüt ettiği, bu kapsamda teknenin malik adına sigortalandığı, sigorta poliçesinde de Pupa Yelken'in sigorta ettiren olarak gösterildiği, başkası lehine sigorta niteliğinde olan Mavi Dalga Yat Sigorta Poliçesinin 6102 sayılı Kanun'un 1454 üncü maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinden doğan hakların sigortalıya ait olduğu, sigorta poliçesinde sigortalının sigorta tazminatının sigortacıdan talep hakkını önleyen aksine bir düzenleme bulunmadığından tarafların işbu davada aktif ve pasif husumet ehliyetlerinin bulunduğu, dosya içerisindeki e posta yazışmalarından kaza sonrası üçüncü şahıs durumundaki balık çiftliğinde oluşan zararın karşılanması konusunda davalı ... şirketinin onayı alınarak 400.000,00 TL tutar üzerinden mutabakata varılarak üçüncü şahıs balık çiftliği ile davacı arasında doğan zararın karşılanması için protokol imzalandığı, dosyaya ibraz edilen dört adet ödeme dekontundan anlaşıldığı üzere davacının protokol kapsamında balık çiftliği sahibine toplam 400.000,00 TL ödeme yaptığı, hükme esas alınan bilirkişi kurulu tarafından balık çiftliğindeki zarar miktarı sigorta muafiyeti uygulandıktan sonra 428.843,00 TL olarak tespit edildiğinden protokol ile kabul edilen 400.000,00 TL'nin bu tutarın içerisinde kaldığının tespit edildiği, sigorta teminatı kapsamında 400.000,00 TL'nin davalıdan tahsil edilebileceği, yine bilirkişi raporunda kaza sonrası Tugela teknesindeki hasara ilişkin 2.360,00 TL bakım ve tamir masrafının poliçe muafiyet klozu kapsamında kaldığı ancak teknenin çekilmesi için 4.720,00 TL, marinaya iniş çıkış masrafları için de 4.054,74 TL ödeme yapıldığı tespit edildiğinden poliçede yer alan çekme-kurtarma ek teminatı kapsamında 4.720,00 TL + 2.054,74 TL = 6.774,74 TL'den taleple bağlı kalınarak 6.774,00 TL'nin davalıdan tahsil edilebileceği, tamir masrafları poliçe muafiyeti kapsamında kaldığından bu talebin reddi gerektiğinden davanın 406.774,00 TL (400.000,00 TL + 6.774,00 TL) üzerinden kısmen kabulü ile bu tutardan davalı Beşiktaş 25.Noterliğinden çekilen 10.05.2016 tarihli ihtarname ile 15.05.2016 tarihinde temerrüde düşürülmüş olduğundan 6.774,00 TL tekne masrafı ile ihtarnameden önce ödenen 100.000,00 TL'den oluşan 106.774,00 TL'sine 15.05.2016 olan temerrüd tarihinden, geriye kalan tutardan 100.000,00 TL'sine ödeme tarihi 26.08.2016 'dan, 100.000,00 TL'sine ödeme tarihi 21.06.2017 'den ve 100.000,00 TL'sine de ödeme tarihi 30.10.2017 'den itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davacı ile dava dışı sigorta ettiren arasındaki kira sözleşmesinin 17 nci maddesi uyarınca dava dışı şirketin sigorta yaptırma yükümlülüğünün düzenlediği, buna binaen yapılan dava konusu sigorta poliçesinde davacının sigortalı olarak yer aldığı ve poliçede de aksine bir düzenleme bulunmadığı nazara alındığında sigortalının davacı olduğu, poliçenin davacı yararına yapıldığı, davacının sigortalı olarak davalıdan talep hakkına sahip olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere dava konusu teknenin 26.06.20215 tarihinde balık çiftliğine çarpması şeklinde meydana gelen olay sebebiyle teknenin uğradığı zarar ile balık çiftliğinin uğradığı zararın dava konusu Mavi Dalga Yat Poliçesinde üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatı yer aldığından sigorta teminatı kapsamında kaldığı, ayrıca poliçede üçüncü şahıs hasarlarında hasarlanan sigorta bedeli üzerinden %0,50 (4590 euro) oranında muafiyet uygulanacağı belirtilmiş olup bilirkişilerce hesaplama yapılırken bu muafiyet oranı uygulanarak zarar bedeli tespit edildiği, Hull&Machinery adlı sigortanın yasada belirtilen kapsamda bir çifte sigorta olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, mavi dalga yat poliçesi ile sigortalanan davacıya ait teknenin karıştığı kaza sonucunda teknede meydana gelen hasar bedeli ile üçüncü kişiye verilen zarar bedelinin sigorta poliçesi kapsamında davalı sigortacıdan tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 1454 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 25.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Bir inşaat projesi yürüten (A), (B) ve (C) adlı üç ortak, işlerinde kullanmak üzere bir bankadan 900.000 TL tutarında ticari nitelikte bir kredi çekmişlerdir. Kredi sözleşmesinde, ortakların borca ilişkin sorumluluklarının türüne dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Borcun vadesi geldiğinde banka, alacağın tamamının tahsili için sadece ortak (A)'ya başvurmuştur. Ortak (A), sözleşmede müteselsil sorumluluğa ilişkin açık bir hüküm bulunmadığını, bu nedenle borcun sadece kendi payına düşen 300.000 TL'lik kısmından sorumlu olduğunu ileri sürerek borcun tamamını ödemeyi reddetmiştir. Ayrıca (A), bu borçtan bağımsız olarak bankadan 50.000 TL tutarında şahsi bir alacağı olduğunu ve bu miktarın mahsup edilmesi gerektiğini de beyan etmiştir. Olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri uyarınca, sözleşmede açıkça belirtilmedikçe asıl olan paylı sorumluluk olduğundan, (A)'nın savunması haklıdır.
B) Ortaklar arasındaki iç ilişkide borcun paylaştırılmış olması, alacaklı bankaya karşı da ileri sürülebilir; bu nedenle banka, (A)'dan en fazla 300.000 TL talep edebilir.
C) Banka, borcun tamamı için öncelikle tüm ortaklara birlikte başvurmalı, tahsilat yapamadığı takdirde ortaklardan birine müracaat etmelidir.
D) (A)'nın bankaya karşı şahsi bir alacağının bulunması, müteselsil sorumluluğu ortadan kaldırır ve borcu paylı sorumluluğa dönüştürür.
E) Borcun ticari nitelikte olması sebebiyle, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ortaklar kanunen müteselsil sorumlu sayılırlar ve banka borcun tamamı için (A)'ya başvurabilir.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol