6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 9

Türk Ticaret Kanunu 9. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 9- (1) Ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. 3. Faizin başlangıcı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

166 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2025/472 E., 2025/1331 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Kanundaki (TTK) 8 ve 9. madde ayrımı önceki TTK’da da bulunmakta idi ve o dönem yargısal uygulamalarda temerrüt faizinin 9.
6. Hukuk Dairesi         2025/472 E.  ,  2025/1331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/870 E., 2024/1482 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/1061 E., 2021/49 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanının düzenlenmediği, toplantı tutanağında hazirun listesinin ortaklar/pay defterine uygun hazırlandığı kaydı bulunsa dahi gerçeği yansıtmadığı, sahte oy kullanımına yönelik tespitin yapılması gerektiği tüm kararların mutlak butlanla sakat olduğunu, Genel Kurul Toplantısına ilişkin duyurunun 01.04.2015 tarihinde tüm (170 ) ortağa taahhütlü mektupla gönderildiği kaydı bulunsa da teslim mazbatalarının PTT talep edildiğinde bu durumunda gerçeği yansıtmadığını, bakanlığın resmi sitesinde davetin "iadeli taahhütlü" şartının yerine getirilmediğini, dava konusu genel kurulda yönetim kurul üyelerinin ve kooperatif vekili tarafından yakında kat mülkiyetine geçileceği şeklindeki açıklamalarla mahkemeler aracılığıyla alacaklı çıkarılan yüklenici firmaya ödeme yapılması yönünde karar alınmasını sağladığı, ancak yüklenicinin onaylı bir inşaat projesinin dahi bulunmadığı projeye aykırı olarak yapıların inşasının yapıldığını, alınan kararların mutlan butlanla sakat olduğunu, 7. maddedeki 15 daire satış kararının geçeriz olduğunu beyan ederek genel kurul kararının iptaline, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; Ana Sözleşmenin 26. maddesi gereğince kooperatif merkezinin bulunduğu yerde toplandığı, yine ana sözleşmenin 28. maddesi gereğince "taahhütlü mektupla ve imza karşılığı toplantı tutanağı teslimi" suretiyle toplantıdan 30 gün önceden çağrı yapıldığı, sözleşmede iadeli taahhütlü çağrı şartının olmadığını, davacının davetiyenin usulüne, toplantı nisabına, karar nisabına uyulmadığı yolundaki iddialarının asılsız olduğunu, sahte oy kullanılmasının söz konusu olmadığını, davacının bu yoldaki usulsüz iddiasının reddi gerektiğini, genel kurulda satış olarak ifade edilse bile burada satış değil ortaklık pay bedelini belirlenmek suretiyle üye kaydının söz konusu olduğunu, davacının yaptığı tüm iddialarının asılsız ve usulsüz olduğunu, davacının iddia ettiği gibi dairenin tüm bedelinin üyelerin girişinde tahsil edilmediği, kooperatife ortaklık pay bedeli ödeyerek üye olanların ana sözleşme gereği kalan edimlerini yerine getirmek zorunda olduğunu, imzaladığı sözleşme gereği kooperatif üyesi olan ve ana sözleşme gereği kalan edimleri yerine getirmek durumunda bulunan davacının bu edimleri ödememek için açtığı davanın usulsüz olduğunu, davacının kooperatife yüklü miktarda borçlu olması nedeniyle kötü niyetle ve haksız dava açılması nedeniyle ...329 maddesi gereğince 5.000,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsilini, vekalet ücretinin üç katının davacıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda genel kurul toplantısının 5. maddesinin oylamasında yönetim kurulunun, oylamaya katılanlar üzerinden 44 evet oyuna karşılık 46 hayır oyu ve 3 çekimser oy ile ibra edilmediği, yine denetim kurulunun da oylamaya katılanlar üzerinden 36 evet oyuna karşılık 48 hayır ve 8 çekimser oy ile ibra edilmediği, bilirkişinin ana sözleşmenin 33. maddesini gerekçe göstererek hazirun cetvelinde imzası olanların salt çoğunluğunun olması gerektiği yolundaki görüşünün hatalı olduğu, çekimser oy olumsuz oy hesabında dikkate alındığından oylamaya katılanlar üzerinden yönetim kurulunun 44 evet oyuna karşılık 49 hayır oyu, denetim kurulunun da 36 evet oyuna karşılık toplam 56 hayır oyu ile ibra edilmediği, buna göre karar nisapları sağlandığından ibra edilmeme kararının hukuka uygun olduğu, bu yöndeki bilirkişi görüşünün hatalı olduğu, bilirkişinin, gündemde olmayan bir hususun görüşülemeyeceğini, görüşülemeyecek bir hususun da karara bağlanamayacağını, bu hükmün emredici mahiyette olduğunu ve yaptırımının da butlan olması gerektiğini belirttiği, gündeme bağlılık ilkesinin, pay sahibinin genel kurul toplantılarına iştirakini sağlamayı ve onun bilgilenerek toplantılara gelmesini sağlamak amaçlı geliştirilmiş güç boşluğunu engellemede önemli bir işleve sahip bir ilke olduğu, bu ilkenin, toplantıya katılımı teşvik edeceği ve toplantının düzen içinde geçmesini sağlayacağı ve genel kurulun işlevlerini arttıracağı, doğrudan doğruya kamu düzenine, kamu sağlığına ve insanın temel haklarını düzenleyen hükümlerin mutlak emredici hükümler olduğu ve bu kurallara aykırı kararların mutlak butlan ile batıl olduğu, bir kısım emredici hükümlerin ise doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Kooperatifler Kanunu'nun 46. maddesinin emredici bir hüküm olmakla birlikte doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da gündemde olmayan hususlarda karar alınmış olmasının yaptırımının mutlak butlan olmadığının defalarca zikredildiği, bilirkişi raporu takdiri olup nihai karar mercii mahkeme olduğundan hatalı olan bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, bilirkişinin gündemin 8. maddesi için yaptığı değerlendirmenin ise yerinde olduğu, pay sahiplerinin kişisel haklarını koruyan bir hususta farklı karar alınmış olmasının yaptırımının da mutlak butlan olmadığı, söz konusu genel kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış olup davacı eldeki bu davayı 08.08.2019 tarihinde açtığına göre bir aylık hak düşürücü sürenin geçtiği, tüm dosya kapsamı, atıf yapılan tüm yüksek mahkeme kararları ve yapılan hukuki nitelendirmeler kapsamında ispat edilemeyen davanın reddine dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş ve ilk derece mahkemesi gerekçesinden farklı olarak genel kurul kararının 8. maddesine dair emredici nitelikte olan bir kanun hükmüne aykırı olan alınan genel kurul kararının iptaline yönelik davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılma zorunluluğu olmadığı ilgili maddede kooperatifçe belirlenecek faiz oranında kanunun emredici hükmüne aykırı hareket edildiğinden 8. maddenin mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine davacının diğer talepleri yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanı düzenlemediği, hazirun cetvellerinde sahte oy kullanıldığı iddialarının değerlendirilmediğini, b. Yüklenicinin ruhsatsız projesi konusunda inceleme yapılmadığını, c. 1995-2004 yılları arasında, 1163 sayılı Kanun'un 59/6-ç fıkrasında yer alan "Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz" düzenlemesine aykırı hareket edildiğini, d. Hukuken ve fiilen yapı ruhsatı düzenlenmesi mümkün olmayan kooperatif yapıları için alınan yapı ruhsatları ile tapu masrafı adı altında borçlandırma ve tapuya kayıtlı olmayan kooperatif yapıları için alınan elektrik, doğalgaz abonelikleri, mahkemelerin alet edilerek yüklenici firmanın alacaklı çıkarılmasının mutlak butlanla batıl olduğunu, e. Toplantıya davetin iadeli taahhütlü olması gerektiğini, çağrı usulüne uyulmadığını, f. Toplantıya vekaleten katılan bakan ortakların tek bir kişiye vekalet edilebileceği, ancak somut olayda bu durumun araştırılmadığını beyan etmektedir. 2-Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Kooperatiflerin TTK'da tüzel kişi şirketlerden sayılmış olup TTK'nın m. 8 "Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir." hükmünü havi olup ticari nitelikte olan kooperatif işlemlerinde TBK'nın 120. maddesinin uygulanması doğru olmadığını, b. TTK'nın md. 1530. maddesinde belirtildiği üzere sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır. Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte öyle bir durumda dahi Yargıtay Kararları ile TTK'nın 1530. maddesinde görüldüğü üzere, maddenin tamamının iptali yerine belirlenen faiz oranının %100'ünü aşan kısmın iptal edilmesi gerekeceğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Kooperatif Genel Kurul kararının iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesince, kooperatif genel kurul kararının iptaline ilişkin açılan davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Yargıtaya İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 12.11.2021 tarih 2020/2 Esas-2021/3 Karar sayılı kararı ile yapı kooperatifleri tacir kabul edildiğinden kooperatif genel kurulunda faiz oranının serbestçe belirlenmeye başlandığı nazara alınarak faiz oranına ilişkin genel kurul kararının 8. maddesinin yok hükmünde olduğuna dair talebin de reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililerine iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI 6098 sayılı TBK 88. maddede ana para faizi, TBK 120. maddede ise temerrüt faizi düzenlenmiştir. 3095 sayılı Kanunun hem isminde, hem de içeriğinde ikili ayrım yapılarak, 1. maddede sözleşme faizi, 2. maddede ise temerrüt faizine yer verilmiştir. 6102 sayılı TTK’da da ikili ayrım bulunmaktadır. 8. madde akdi faize ilişkin olup ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceği hükmünü içermektedir. Ayrıca 9. madde mevcut olup burada kanuni faiz, temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır hükmü bulunmaktadır.. Kanundaki (TTK) 8 ve 9. madde ayrımı önceki TTK’da da bulunmakta idi ve o dönem yargısal uygulamalarda temerrüt faizinin 9. maddeye dayalı olduğu kabul ediliyor ve yaptığı yollamaya gidiliyordu. 6102 sayılı TTK da bu ayrımı korumuş olup, 8. madde temerrüt öncesi dönem için uygulanacak akdi faize, 9. madde ise temerrüt faizine ilişkin bir düzenlemedir. Kanunun (TBK) 88. maddesinde akdi faize ilişkin, 120. maddesinde temerrüt faizine ilişkin faiz tavan sınırları getirilmiş olup bu hükümler ticari iş sayılan tüm sözleşmeler için uygulanacak mıdır? Temerrüt öncesi dönemde uygulanacak akdi faiz yönünden ticari işlerde 8. madde gereğince faiz serbestisi bulunduğundan TBK 88. maddede yer alan tavan sınırları ticari işlerde uygulanamayacaktır. Çünkü TTK 8, TBK 88 e göre daha özel bir madde olup bu maddede ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılacağı düzenlenmiştir. Temerrüt faizi yönünden uygulanacak TTK 9. maddede ise böyle bir serbesti bulunmadığı gibi açıkça faize ilişkin genel düzenlemelere ve bu kapsamda TBK ve 3095 sayılı Kanuna yollama yapıldığından ticari işlerde temerrüt faizi yönünden TBK 120. maddedeki temerrüt faizi tavan sınırı uygulanacak ancak temerrüt faizinin sözleşmeyle serbestçe kararlaştırılan akdi faizin altında olamayacağı gözetilecektir. Bu şekilde belirlenmiş akdi faiz yok ise, temerrüt faizi avans faizinin iki katını geçemeyecektir. Önceki TTK 9. maddede 8. madde hükmünün saklı olduğu belirtilerek yollama yapıldığından serbesti temerrüt faizi için de geçerli iken, 6102 sayılı yeni TTK’da bu yollama kaldırılmış, serbestiye esas bağ kopartılmıştır. Bu nedenle artık ticari işlerde temerrüt faizi için tam serbesti bulunmayıp maddenin yaptığı yollama da gözetilerek, TBK 120. madde gereği tavan sınırlar uygulanmalıdır. Yasa koyucunun ticari hayatın korunması amacıyla kişilerin bu ağır faiz yükü altına girmesini kabul ederek TTK 8. maddedeki faiz serbestisini ticari işlerdeki temerrüt faizi için de kabul ettiğini düşünmek faiz tavan sınırlarının getirilme amacı ve mantığıyla da bağdaşmaz. Taraflardan biri için ticari iş sayılan sözleşme diğer taraf için de ticari iş sayıldığından taraflardan biri tacir ise diğer taraf tüketici olsa bile ticari iş hükümleri uygulanmaktadır. Bu nedenle ticari iş sayılan sözleşmelerin çoğu kez sadece bir tarafı tacir durumunda bulunmakta ve tacir sayılmayan esnaflar tüketiciler veya diğer kişiler de ticari iş sayılan sözleşmelerin tarafı olabilmektedirler. Günümüzde esnaf işletmelerinin yerini büyük ölçüde ticari işletmeler almış olup tacir sayılan marketten alınacak küçük bir ihtiyaç maddesi için dahi yapılan sözleşme ticari iş mahiyetindedir. Toplum hayatında ticari işlerin kapsamı bu ölçüde geniş iken ticari işler bakımından tacir sayılsın veya sayılmasın taraflarının bir korunma ihtiyacı altında olmadığı da düşünülemez. Ticari işlerde akdi faiz serbestisinin bir mantığı vardır. Çünkü kişilerin borçlanma için değişik kanalları mevcut olup piyasa rekabeti içinde kendisine en uygun faiz oranını araştırıp buna göre borçlanması mümkündür. Zaten piyasa rekabeti içinde bu da makul oranlarda olacağından serbestinin olumsuz sonuçları da ortaya çıkmayacaktır. Ancak temerrüt hali çoğu kez ödeyememe ve aciz hali olup, akdi faizlerin kat be kat üstünde temerrüt faizlerinin devreye girmesi, ödeyememe ve aciz halini derinleştirip daha da zorlaştıracağı ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları arttıracağı için, temerrüt faizinin akdi faizin altında olmamak üzere sınırlandırılması, toplum huzuru ve barışı için de bir zorunluluktur. Kanunun (TBK) 120. maddesindeki faiz tavan sınırının, TTK 9. maddede serbesti kuralı bulunmadığı için ticari işlerde temerrüt faizi için de uygulanması gerekli ve zorunlu olup mevcut düzenlemelerden ticari işlerde temerrüt faizi için de tam bir faiz serbestisi olduğu sonucu ortaya çıkmamaktadır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; gündemin 8. maddesi ile, Kooperatif eski alacaklarını ödemeyenlerin aylık % 3 gecikme faizi ile ödeme yapmasına karar verilmiştir. Bu oran yıllık % 36 oranına denk gelmektedir. Genel Kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış dava ise 08.8.2019 tarihinde açılmıştır. Genel Kurulun yapıldığı tarihteki yasal faiz oranı % 9 olduğundan TBK 120. maddedeki temerrüt faiz tavan sınırı % 18'dir. Kamu düzenine aykırı biçimde Kanundaki tavan sınırı aşan temerüt faizi oranı belirlendiğinden bu karar mutlak butlanla batıldır. Bölge adliye mahkemesince açıklanan esaslara uygun bir gerekçe ve sonuç içerir biçimde gündemin 8. maddesi yönünden verilen karar yerinde olduğu için, hükmün tümüyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, ticari işlerde TBK 120. madddeki tavan sınırların uygulanamayacağı kabul edilerek hükmün bu yönden bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2022/8562 E., 2024/3855 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440 ıncı maddeleri genel hüküm niteliğinde olduğundan hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.
4. Hukuk Dairesi         2022/8562 E.  ,  2024/3855 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/413 D.İş, 2022/411 K. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2022/İHK-13627 HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü Taraflar arasında görülen sigorta tahkim davası sonucunda verilen İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisinin dava dışı bankadan kredi kullandığını, muris ile davalı arasında hayat sigorta poliçesinin düzenlendiğini, murisin poliçe teminat süresi içinde öldüğünü, kredi borcuna ilişkin taksitlerin davacılar tarafından ödenmeye devam ettiğini açıklayıp bankaya ödenen 7.885,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Asli müdahil Türkiye Halk Bankası A.Ş. temsilcisi, davacılar yanında asli müdahale talebinin kabulüyle poliçeden kaynaklanan alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; poliçe tanzimi sırasında doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne, 7.885,00 TL'nin davalıdan tahsili ile eşit oranda davacılara ödenmesine, 39.353,00 TL'nin davalıdan tahsili ile asli müdahil bankaya ödenmesine karar verilmiş; karara süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunulmuş, İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının itirazlarının reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dava, hayat sigortası poliçesine dayalı alacak istemine ilişkindir. Davacıların murisi ile davalı sigorta şirketi arasında hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra sigortalı vefat etmiştir. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440 ıncı maddeleri genel hüküm niteliğinde olduğundan hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Ayrıca anılan bu düzenlemeler, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 inci maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Gerek TTK’nın düzenlemeleri ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, poliçenin düzenlenmesi sırasında murisin hastalığının olup olmadığı, sigortalının önceki hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının olup olmadığı, bu hastalıkları kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı noktasında toplanmaktadır. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Davalı taraf, sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunmasında bulunmuştur. 6102 sayılı TTK’nın 1439 uncu maddesinde "(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. TTK'nın 1439/2 nci maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir. Somut olayda hakem heyetince doktor bilirkişiden alınan raporda murisin poliçe tanziminden önce KOAH hastalığının olduğu ve muris tarafından bilindiği, ölüm sebebi ile KOAH arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiştir. Dava konusu hayat sigortası sözleşmesi imzalanırken, sağlık beyan formunda murise yöneltilen sağlık ile ilgili sorular içerisinde KOAH hastalığı bulunup bulunmadığının da sorulduğu, sigortalı muris tarafından "HAYIR" cevabı verilerek formun imza edildiği anlaşılmaktadır. Davacıların murisinin KOAH hastalığı sebebi ile ilgili takipte olup, TTK 1435, 1439 ve 1440 ıncı maddelere göre beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı ancak ölüm ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet bağı bulunmadığından TTK 1439/2 nci maddesinin değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, TTK'nın 1439/2 nci maddesinin son cümlesindeki (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi şartları dikkate alınarak bu hususun kararda tartışılması; hayat sigortası düzenleyen farklı sigorta şirketlerinden, bildirilmeyen KOAH hastalığı olan sigortalı adayından alınması gereken primin araştırılması ile davalı sigortacının aldığı prim ile önceki hastalığın bildirilmesi halinde alınması gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyonla hesaplanan) tazminattan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 3. 5684 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin (17) numaralı fıkrası, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13 üncü ve AAÜT’nin 17/2 nci maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine nispi ve tam vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2023/6423 E., 2024/6981 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun (TTK) 1290 ncı maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.
4. Hukuk Dairesi         2023/6423 E.  ,  2024/6981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/234 E., 2023/149 K. DAVA TARİHİ : 03.02.2014 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisinin dava dışı bankadan kredi kullandığını, kredinin teminat amacıyla muris ile davalı arasında hayat sigorta sözleşmesi düzenlendiğini, murisin poliçe teminat süresi içinde öldüğünü açıklayıp poliçe teminat bedeli olan 51.700,00 TL'den öncelikle kredi borcunun ödenmesini, artan kısım olursa davacılara verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin poliçe tanzimi sırasında var olan hastalığını beyan etmediğini, gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.10.2020 tarih, 2020/1671 esas, 2020/5716 karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda murisin poliçe tanzimi sırasında var olan ve bildirilmeyen hastalık ile ölümü arasında illiyet bağı olduğu, talebin teminat dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm; davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; hayat sigorta poliçesine dayanan alacak istemine ilişkindir. Davacılar vekili, muris ile davalı arasında hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, murisin teminat süresi içinde öldüğünü açıklayıp poliçe teminat bedelinin davalıdan tahsili ile muris adına çekilen kredi borcu kapsamında ilgili bankaya yatırılmasına, kredi borcu kapatıldıktan sonra artan kısım olursa muris adına bankaya yatırılmasına karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili, murisin poliçe tanzimi sırasında kendisinde var olan hastalığını gizlediğini bu nedenle talebin teminat dışında kaldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Davacıların murisi ile davalı arasında 10.12.2012 başlangıç, 10.12.2013 bitiş tarihli hayat sigorta poliçesi düzenlendiği, murisin 08.04.2013 tarihinde hastanede tedavi gördüğü sırada öldüğü, murisin motor nöron hastalığı sebebiyle tedavi gördüğü, ölüm ile hastalık arasında illiyet bağı bulunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, poliçe tanzimi sırasında ölüme neden olan motor nöron hastalığının muris tarafından bilinip bilinmediği, davalı sigortacıdan gizlenip gizlenmediği, buna göre talebin teminat kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun (TTK) 1290 ncı maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Gerek TTK’nin düzenlemeleri ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Davalı taraf, sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunmasında bulunmuştur. 6102 Sayılı TTK’nın 1439 uncu maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. TTK'nın 1439/2 nci maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın sadece ölüme etki eden faktör olup doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir. Somut olayda mahkemece bozma ilamından önce alınan raporda murisin ölümüne neden olan hastalığın kesin tanısının 11.01.2013 tarihinde konulduğu, dolayısıyla poliçe tanzim tarihi olan 10.12.2012 tarihinde muris tarafından bilinmediği belirtilmiş, bozma ilamından sonra alınan heyet bilirkişi raporunda ise murise kesin tanının 04.09.2012 tarihinde konulduğu, zira motor nöron hastalığı tedavisinde kullanılan ilacın muris tarafından kullanılmaya başlanılan tarihin poliçe tanzim tarihinden önce olduğu, 14.08.2012 tarihinDe hastalığın teşhisi amacıyLa EMG çekimi yapıldığı, bu nedenle hastalığın kesin tanısının 11.01.2013 olamayacağı, murisin poliçe tanzimi sırasında ölümü ile illiyet bağı olan hastalığı bildiği kanaatine varıldığı belirtilmiş, mahkemece de anılan rapor hükme esas alınarak muris tarafından poliçe tanzimi sırasında kendisinde var olan hastalığı gizlediği ve ölüm ile hastalığı arasında illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir, eksik incelemeyle karar verilemez. Murisin hastalığının kesin tanısına ilişkin tarihle ve buna dayalı olarak murisin poliçe tanzimi sırasında ölümüne neden olan hastalığını bildiğine dair her iki heyet bilirkişi raporu arasında açık çelişki bulunmaktadır. Mahkemece her iki rapor arasındaki çelişkilerin giderildiği yeni bir rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2023/9558 E., 2023/13025 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nun 1439 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında “Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin
4. Hukuk Dairesi         2023/9558 E.  ,  2023/13025 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/725 E., 2021/724 K. HÜKÜM/KARAR : Başvurunun reddi/ İtirazın reddi Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun reddine karar verilmiştir. Karara davacılar vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların müteveffa sigortalı yasal mirasçıları olduğunu, ile Halkbank Güroymak/Bitlis Şubesi arasında 28.11.2018 tarihli kredi sözleşmesi imzalandığını, müteveffanın 100.000,00 TL kredi kullandığını ve 28.11.2018 tarihinde davalı sigorta şirketi nezdinde Kobilere Hayat Sigortası yaptırdığını, ’ın 09.06.2019 tarihinde vefat ettiğini, adı geçen bankaya 75.765,00 TL tutarında kredi borcu ödendiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hayat sigortası poliçesi teminat bedelinden 75.765,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsilini, 24.235,00 TL kredi borcunun da iptaline karar verilmesini talep etmiş, 14.05.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile dain-i mürtehin sıfatı bulunan bankaya kredi borcunun tamamının ödenerek borcun kapatıldığını, bu nedenle dava değerini 100.000,00 TL’ye yükselttiklerini beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı ’ın sigorta başlangıç tarihinden öncesinden gelen kalp hastalığı olduğu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediği, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, sigorta öncesinden gelen kalp hastalığının sigorta teminatı kapsamı dışında olduğu, sigortalının yapılmaması gereken bir sözleşmenin yapılmasına sebebiyet verdiği, sigortalının sigorta öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu, davalının tazminat ödeme yükümlüğü bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davalı tarafından sunulmuş olan Kobilere Hayat Sigortası Başvuru Formu’nun Sağlık Bilgileri Bölümü altında; “Kalp, Kanser, KOAH,…hastalıkları ile ilgili herhangi bir tanı aldınız mı ya da ameliyat/tedavi oldunuz mu? sorusu karşısında “Evet” ve “Hayır” kutucuklarının yer aldığı ve bu kutucuklar üzerinde herhangi bir işaret bulunmadığı görülmüştür. Bölümün en alt kısmında ise NOT: “Sağlık sorularının tarafımca doğru cevaplandığını beyan eder ve aksinin ispatlanması durumunda doğacak hak kayıplarımın sorumluluğunu kabul ve taahhüt ederim. Sorulara cevap vermediğim takdirde “Hayır” cevabı hükmünde olacağını kabul, beyan ve taahhüt ederim.” ifadelerinin yer aldığı, en alt bölümdeki kutucuk içerisinde ise muris sigortalının isminin ve altında imzasının yer aldığı görülmektedir. Dosyadaki TÜİK ölüm belgesinde sigortalının 09.06.2019 tarihinde hastanede vefat ettiği belirtilmiş olup, ölüm nedeni belgede belirtilmemiştir. Ancak sigortalının vefatı halinin meydana geldiği anlaşılan Bitlis İl Sağlık Müdürlüğü Güroymak Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 09.06.2019 tarihli Taburculuk Özet Formu(Epikriz) belgesine göre kardiyak arrestin tanımlanmış olduğu, bu belgede tedavinin sonucunun belirtilmediği, buna göre sigortalının bu teşhis nedeniyle vefat etmiş olduğunun anlaşıldığı, davacıların da sigortalının kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini belirttikleri görülmüştür. Davalının delil olarak sunduğu sigortalının görmüş olduğu hastalık tedavilerine ilişkin kayıtlar incelendiğinde sigortalının kalp hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, sigortalının ölüm nedeni olarak tanılanmış hastalık halleri ile, sigorta başlangıç tarihi öncesi sigortalıda mevcut ve tanılanmış olan ve sigortaya girişte bu hususta soru sorulmuş olmasına rağmen beyan edilmemiş hastalık halleri arasında illiyet bağı olduğu anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK’nun 1439 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında “Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.” hükmü vardır. Davacıların murisi ın davalı sigorta şirketi nezdinde düzenlenmiş KOBİ Grup Hayat Sigorta Sözleşmesi Sertifikası ile sigortalı iken, 09.06.2019 tarihinde meydana gelmiş “göğüs ağrısı, kronik iskemik kalp hastalığı ve kardiyak arrest” sonucu vefat halinin, sigortalama öncesinde kendisinde mevcut ve bu konuda tedavi görmüş olduğu halde, sigortaya girişte beyan edilmemiş “kalp yetmezliği, aterosklerotık kardiyovasküler hastalık, kronik iskemik kalp hastalığı ve esansiyel (primer) hipertansiyon” hastalıkları ile bağlantılı hastalık hallerinden olduğu anlaşılarak, bu durumda 6102 sayılı TTK’nın 1439 uncu maddesinin 2 nci fıkrasındaki hüküm doğrultusunda davacıların talebinin reddi gerektiği…” gerektiği gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davacılar vekili itiraz dilekçesinde; davanın reddinin hatalı olduğunu, müteveffa sigortalı ’a kredi başvurusu sırasında sağlık problemleri ile ilgili herhangi bir soru sorulmadığını, sağlık sorunları kısmının boş bırakıldığını, bu şekilde düzenlenen sözleşme nedeniyle banka görevlilerince herhangi bir uyarı yapılmadığını, müteveffanın başvurusunun onaylandığını, davalı sigorta şirketinin poliçenin tanzimi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalıya bu hususta gerekli soruları yöneltip, cevaplarını alması gerektiğini, basiretli bir tacir gibi davranmayan davalı sigorta şirketinin sigortalının yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması kabul edilemeyeceğini belirterek, Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...sigortalının sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği ve bu ihlal ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı bulunduğu kanaatine varılmıştır. Sigortacının beyan formunda sorduğu soruya sigortalının gerçeğe uygun cevap vermemesi nedeniyle, beyan yükümlülüğünün kasten ihlal edildiğinin kabulü gerekmiştir. Bu durumda TTK 1439/2 hükmüne göre, sigortacının tazminat ödeme borcu ortadan kalktığı..." gerekçesiyle, davacılar vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddinin hatalı olduğunu, müteveffa sigortalı ’a kredi başvurusu sırasında sağlık problemleri ile ilgili herhangi bir soru sorulmadığını, sağlık sorunları kısmının boş bırakıldığını, bu şekilde düzenlenen sözleşme nedeniyle banka görevlilerince herhangi bir uyarı yapılmadığını, müteveffanın başvurusunun onaylandığını, davalı sigorta şirketinin poliçenin tanzimi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalıya bu hususta gerekli soruları yöneltip, cevaplarını alması gerektiğini, basiretli bir tacir gibi davranmayan davalı sigorta şirketinin sigortalının yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması kabul edilemeyeceğini, davalı sigorta şirketinin, sigortalının hastane raporlarını yargılama sırasında dosyaya sunduğunu, davalının bu araştırmayı kredi sözleşmesinin yapıldığı tarihte de yapması gerektiğini belirterek, İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 266 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı TTK’nın 1435, 1436 ve 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortaları Genel Şartlarının C.2 maddesi. 3. Değerlendirme 1. Davacılar murisinin Halkbank Güroymak/Bitlis Şubesi'nden kullandığı krediye yönelik olarak, davalı sigorta şirketi ile davacılar murisi arasında 28.11.2018-28.11.2019 tarih aralığını kapsayan hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 09.06.2019 tarihinde davacılar murisi sigortalı vefat etmiştir. Davalı taraf yargılama sırasında, murisin poliçe tanziminden önce mevcut olan kalp hastalığı nedeniyle vefat ettiği, sözleşme yapılırken söz konusu hususun sigortalı tarafından beyan edilmediği ve gizlendiği, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, sigorta sözleşmesinden önce var olan kalp hastalığının sigorta teminatı kapsamı dışında olduğu savunmasında bulunmuştur. Dosya kapsamındaki, Kobilere Hayat Sigortası Başvuru Formu’nun Sağlık Bilgileri Bölümünün incelenmesinde; “Kalp, Kanser, KOAH,…hastalıkları ile ilgili herhangi bir tanı aldınız mı ya da ameliyat/tedavi oldunuz mu? sorusu karşısında “Evet” ve “Hayır” kutucuklarının yer aldığı ve bu kutucuklar üzerinde herhangi bir işaret bulunmadığı, bu bölümün en alt kısmında kutucuk içerisinde ise muris sigortalının isminin ve altında imzasının yer aldığı görülmüştür. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince konusunda uzman doktordan bilirkişi raporu alınmadan, sigortalının vefatı halinin meydana geldiği anlaşılan Bitlis İl Sağlık Müdürlüğü Güroymak Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 09.06.2019 tarihli Taburculuk Özet Formu (Epikriz) belgesine göre kardiyak arrestin tanımlanmış olduğu, bu belgede tedavinin sonucunun belirtilmediği, buna göre sigortalının bu teşhis nedeniyle vefat etmiş olduğunun anlaşıldığı, davacıların da sigortalının kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini belirttikleri, davalının delil olarak sunduğu sigortalının görmüş olduğu hastalık tedavilerine ilişkin kayıtlar incelendiğinde sigortalının kalp hastalığı nedeniyle tedavi gördüğünün anlaşıldığı, sigortalının ölüm nedeni olarak tanılanmış hastalık halleri ile sigorta başlangıç tarihi öncesi sigortalıda mevcut ve tanılanmış olan ve sigortaya girişte bu hususta soru sorulmuş olmasına rağmen beyan edilmemiş hastalık halleri arasında illiyet bağı olduğu, sigortalının 09.06.2019 tarihinde meydana gelmiş “göğüs ağrısı, kronik iskemik kalp hastalığı ve kardiyak arrest” sonucu vefat halinin, sigortalama öncesinde kendisinde mevcut ve bu konuda tedavi görmüş olduğu halde, sigortaya girişte beyan edilmemiş “kalp yetmezliği, aterosklerotık kardiyovasküler hastalık, kronik iskemik kalp hastalığı ve esansiyel (primer) hipertansiyon” hastalıkları ile bağlantılı hastalık hallerinden olduğu gerekçesiyle 6102 sayılı TTK’nın 1439 uncu maddesinin 2 nci fıkrasındaki hüküm doğrultusunda başvurunun reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 266 ve takip eden maddeleri uyarınca, mahkemece, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşü alınarak karar verilmelidir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında sigortalının eksik tedavi kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) ve taraflarca belirtilen hastanelerden getirtilmesi, sigortalıda sigorta sözleşmesi düzenlenmeden önce var olduğu ve sigorta poliçesinin tanzimi sırasında sigortalı tarafından bildirilmediği iddia edilen hastalıklar ile sigortalının ölüm sebebi arasında illiyet bağının olup olmadığı hususlarını detaylı biçimde irdeleyen, gerekçeli, denetime elverişli içerisinde Kardiyoloji ve Göğüs Hastalıkları uzmanının bulunduğu, doktor bilirkişi heyetinden rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir. VI. KARAR 1- Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2- Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılara iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 04.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2023/2484 E., 2023/5344 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
dli Tıp Kurumu'ndan muris tarafından beyan edilmeyen diğer rahatsızlıkları ile ölüm sebebi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması, illiyet bağı varsa davanın reddine, illiyet bağı yoksa TTK 1439. maddesinin değerlendirilerek gerekirse proporsiyon hesabı yapılmak suretiyle, karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hükü
4. Hukuk Dairesi         2023/2484 E.  ,  2023/5344 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/115 E. 2022/245 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nce hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ...'in vefat etmeden önce Ziraat Bankası Bafra Şubesinden 18.000,00 TL tutarında kredi kullandığını, kredinin kullanılması esnasında murisin hayat sigortası poliçesi imzaladığını, sözleşme uyarınca hayat sigortasının 5 yıllık olduğunu, murisin kredi kullanırken sağlığı ile ilgili doğru bilgiler verdiğini, bilgi verme yükümlülüğünü ihlal etmediğini, kredi çekildikten sonra nefes darlığı şikayetiyle rahatsızlandığını ve 26.12.2013 tarihinde vefat ettiğini, sigorta şirketine murisin öldüğünün bildirildiğini, ancak davalı sigorta şirketinin 25.09.2012 tarihinde murise akciğer kanseri tanısı konulduğundan bahisle ödeme yapamayacaklarını bildirdiğini, yaptıkları araştırma neticesinde söz konusu tanının kanser olmadığını, hatta murisin büyük ihtimal ile hiç kanser olmadan hayatını kaybettiğini, ispat külfetinin davalı sigorta şirketinde olduğunu belirterek, sigorta bedeli olan 20.700,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigorta sözleşmesinin karşılıklı güven ve iyi niyet esasına dayalı olarak akdedilen bir sözleme olduğunu, buna ilişkin düzenlemelerin Türk Ticaret Kanunu ve Hayat Sigortası Genel Şartlarında da belirtildiğini, sigorta uygulamaları hakkında bilgi verildiğini ve başvuru sırasında sorulan sorulara mutlaka doğru cevap verilmesi gerektiğini, hayat sigortası genel şartları grup hayat sözleşmesi ve poliçe hükümleri saklı kalmak kaydı ile kanser hastalığına bağlı vefatın teminat kapsamı dışında bulunduğunu, murisin "kanser şüphesi ile ilgili herhangi bir tetkik yaptırdınız mı" ve "herhangi bir tetkik sonrası kanser şüphesi bulgusuna rastlandı mı" sorularına "hayır" cevabını verdiğini, ancak murisin sigorta öncesinde kanser hastalığı bulunmasına, bu durumun 22.09.2012 tarihli toraks bt raporunda radyolijik olarak tespit edilmesine karşın bu durumu bildirmediği ve bu yöndeki sorulara da hayır cevabını verdiğini, yapılmaması gereken sigortanın yapılmasına neden olduğunu, murisin vefatından sonra 25.09.2012 tarihli torax bt raporu ile sigortalıya radyolojik olarak akciğer kanseri tanısı konulduğunun tespit edildiğini ve muris tarafından beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğinin açık olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2016 tarih ve 2014/428 Esas ve 2016/363 sayılı kararıyla; "...ATK raporu dikkate alındığında sigortalının ölüm sebebinin akciğerdeki lezyon olduğu, söz konusu akciğer lezyonuna 22.09.2012 tarihinde rastlandığı, her ne kadar inceleme yapılmaması nedeniyle akciğer lezyonunun kanser olup olmadığına ilişkin tanı konulmamış ise de, sigortalının sözleşme yapılırken davalıya akciğerindeki kitleden bahsetmediği, sigortalının sürekli tedavi gördüğü de dikkate alındığında ölümüne sebep olan akciğerindeki nodülden/lezyondan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, sigortalının ihbar yükümlülüğüne uymadığı ve davalının sözleşmeden cayma hakkının bulunduğu..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2020 tarih ve 2019/5902 E.- 2020/3194 K. sayılı ilamında özetle, "...Davacıların murisinin 2008 yılından beri KOAH hastalığı ve akciğer yetmezliği ve başkaca rahatsızlıkları sebebi ile ilgili takipte olup, TTK 1435, 1439 ve 1440. maddelere göre beyan yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının karar yerinde tartışılması gerektiği, tüm dosya kapsamına göre murisin kullanmış olduğu ilaçlar arasında kanser ilacı bulunmadığı, kanser hastası olduğuna dair teşhis konulmadığı, buna göre mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan muris tarafından beyan edilmeyen diğer rahatsızlıkları ile ölüm sebebi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması, illiyet bağı varsa davanın reddine, illiyet bağı yoksa TTK 1439. maddesinin değerlendirilerek gerekirse proporsiyon hesabı yapılmak suretiyle, karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...bozma sonrası alınan 25.12.2020 tarihli ATK 1. İhtisas Dairesi raporuna göre; kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığı, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediği, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığının belirtildiği, bozma ilamında değinildiği gibi proporsiyon hesabının yapılabilmesi için sigorta ve bankacı bilirkişilerinden oluşan heyetten alınan 19.07.2022 tarihli raporun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu" gerekçesi ile davanın kabulü ile 20.700,00 TL tazminatın davalıdan tahsili ile 5.175,00 TL'sinin davacı Keziban Sait'e, 7.762,50 TL'sinin davacı ... Sait Sağlam'a, 7.762,50 TL'sinin davacı ...'e dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; tıbbi uzmanın dahil olmadığı heyetin hazırladığı raporun, ATK raporunda yer verilen değerlendirmeler esas alınarak kabulünün doğru olmadığını, kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğunu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğunu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığını, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediğini, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığının mütalaa edildiğini, o halde dosyada uzman bir onkolog bulunmasının yasanın da zorunlu kıldığı bir durum olduğunu, Adli Tıp Kurumu raporu incelendiğinde, 25.09.2012 tarihli bt toraks raporu ile sigortalı murisin malign olasılı nodül tanısı aldığını, malign kötü huylu tümörlere verilen isim olup, sigortalının bu tarih itibariyle sigorta kapsamına alınmadan evvel kansere yönelik tanı aldığının kesin olduğunu, bu belgenin 2012 yılında düzenlendiğini, sigortalının 2013 yılında kapsama alındığını ve 17 gün sonra vefat ettiğini, sigortalının bu durumdan haberdar olmadığının kabul edilmesinin olası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacıların murisinin 26.12.2013 tarihinde vefatından dolayı hayat sigorta poliçesi kapsamında maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1435, 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.2.2. inci maddesi. 3. Değerlendirme Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 09.12.2013 başlangıç tarihli hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 26.12.2014 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı TTK'nın 1290. maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Gerek TTK’nın düzenlemeleri ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur. Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık, poliçenin düzenlenmesi sırasında kanser hastalığının olup olmadığı, sigortalının önceki hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının olup olmadığı, bu hastalıkları kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı noktasında toplanmaktadır. İstanbul Adli Tıp Kurumunun 29.07.2015 tarihli raporunda; 26.12.2013 tarihinde öldüğü bildirilen ... hakkında dosyada bulunan tıbbi belgelerde otopsi yapılıp makroskapik ve histopatolojik incelemeler yapılmamış olsa da özgeçmişinde astım, hiperlipidemi ve serebrovasküler hastalık bulunduğunu, 22.09.2012 tarihinde çekilen toraks bt incelemesi raporunda; sol superiorlingulersegmentte plevra komşuluğunda pür kalsifik nodül, sol bazal subplevral yumuşak dansitelimalignolasılı nodül dikkati çektiğinin kayıtlı olduğunu, 23.12.2013 günü hastaneye nefes darlığı sebebiyle başvurduğunu, bilateralronküsleri mevcut olduğunu, solunum sesleri kabalaşmış, diğer sistem muayenelerinin doğal olduğu, göğüs yoğun bakıma yatırıldığını, solda pulmoner arteri oklüze eden saran hiler kitle ve akciğerde kitle mevcut olduğunu, ancak kilinik durumu ağır olduğundan dolayı kitlenin nedenine yönelik tıbbi araştırma yapılmadığını, hastanın geçmişinde kanser hastalığı tanısı bulunduğuna dair veriye rastlanmadığını, 22.09.2012 tarihinde çekilen toraks bt incelemesi raporunda görülen sol superiorlingulersegmentte plevra komşuluğunda pür kalsifik nodül, sol bazal subplevral yumuşak dansitelimalignolasılı nodülün tanısının ne olduğuna yönelik herhangi bir ameliyat veya biopsi alma işlemi uygulanmamış olduğundan bu kitlenin histopatolojik tanısının ne olduğunun, maling veya bening (habis veya selim) olup olmadığının tıbben bilinemediği, dolayısıyla kayıtlı bilgiler, olayın gelişimi, tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün hastaneye giriş çıkış tarihli epikrizinde toraks bt de tanımlanan pulmoner arteri sararak oklüze eden kitle ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümüne neden olan akciğer lezyonunun mevcut tıbbi belgelere göre 22.09.2012 tarihinde rastlanılmış olup mevcut komorbidi nedeniyle kesin tanısının biyopsi yapılıp konulmamış olduğu ve kişinin akciğerdeki kitle tanısını bilip bilmediği hususunda kesin bir değerlendirme yapılamadığından adli tahkikatla aydınlanmasının uygun olduğu kanaatine varıldığı oy birliği ile mütala edilmiştir. Mahkemece buna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2020 tarih ve 2019/5902 E.- 2020/3194 K. sayılı ilamı ile; dosya içinde bulunan murisin tıbbi geçmişine ilişkin belge ve bilgilerden; murisin 50 yaşına kadar alkol kullandığı, ölene kadar sigara kullandığı, akciğer yetmezliğinin ilk olarak 2008 de teşhis edildiği, 24.12.2011 de kalp krizi geçirdiği, 5 yıl süre ile akciğer ve kalp hastası olarak tedavi gördüğü, KOAH hastası olduğu, AORT damarlarının tıkalı olduğu, ayrıca böbrek yetmezliği olduğu, 22.09.2012 de akciğerde nodül tespit edildiği, Göğüs Hastalıkları Bölümünün kitleden dolayı takip edilmesi gerektiğini söylediği, 3 ay sonra tekrar film çekildiği ancak kitlede değişiklik olmadığı tespit edildiği için biyopsi yapılmadığı, bu süreçte ayrıca beyin fıtığı geçirdiği ve buna bağlı olarak, konuşma bozukluğu olduğu ve beyin felci geçirdiği, ölüm belgesinde "Akciğere giden atardamarı tıkayan kitle ve gelişen komplikasyon neticesi vefat etiğinin belirtildiği", dava konusu hayat sigortası sözleşmesi imzalanırken, sağlık beyan formunda murise "Teşhis edilmiş kanser hastalığınız var mı" ve "Kanser şüphesi ile herhangi bir tetkik yaptırdınız mı veya herhangi bir tetkik sonrası kanser şüphesi bulgusuna rastlanıldı mı" şeklinde soru yöneltildiği, sigortalı muris tarafından "HAYIR" cevabı verilerek formun imza edildiği anlaşılmakla, davacıların murisinin 2008 yılından beri KOAH hastalığı ve akciğer yetmezliği ve başkaca rahatsızlıkları sebebi ile ilgili takipte olup, TTK 1435, 1439 ve 1440. maddelere göre beyan yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının karar yerinde tartışılması gerektiği, tüm dosya kapsamına göre murisin kullanmış olduğu ilaçlar arasında kanser ilacı bulunmadığı, kanser hastası olduğuna dair teşhis konulmadığı, buna göre mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan muris tarafından beyan edilmeyen diğer rahatsızlıkları ile ölüm sebebi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmalı, illiyet bağı varsa davanın reddine, illiyet bağı yoksa TTK 1439. maddesinin değerlendirilerek gerekirse proporsiyon hesabı yapılmak suretiyle, karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada alınan 25.12.2020 tarihli ATK 1. İhtisas Dairesi raporuna göre; kişinin ölümünün kesin olarak tanısı konulamayan akciğerde kitle ve buna bağlı gelişen solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada mevcut tıbbi belgelere göre kişinin ölümüne neden olan akciğerdeki kitlenin Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin 22.9.2012 tarihli toraks tomografisi ile tanısının konulmuş olduğu, ancak biyopsi örneği alınarak kanser olup olmadığı hususunda araştırma yapılamadığı, bu nedenle kitlenin kanser olup olmadığının bilinemediği, sözleşme öncesi tanısı konulan diğer hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşılmakla, davanın kabulü ile sigorta bedelinin ödenmesine karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduğu halde bozma ilamının gereği yerine getirilmemiştir. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Davalı taraf, sigortalının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği savunmasında bulunmuştur. Riziko ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nın 1439. maddesinde "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. TTK'nın 1439/2. maddesinde, sigortalının kasten ya da ihmali ile beyan yükümlülüğüne uymaması hallerinin, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulması, tazminattan indirim yapılması, proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi şeklinde üç ayrı sonucu olduğu kabul edilmiştir. Sigortalının poliçeden önceki rahatsızlığını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde (buradaki kastın kötüniyetle bildirmeme halini değil, bildiği halde beyansızlığı ifade ettiği dikkate alındığında) olduğu; bildirilmeyen hastalığın sadece ölüme etki eden faktör olup doğrudan ölüm nedeni olmadığı (bağlantının bulunmadığı) durumda, ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi, TTK'nın 1439/2 nci maddesi gereğidir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, TTK'nın 1439/2 nci maddesinin son cümlesindeki (proporsiyon hesabıyla) tazminatın belirlenmesi şartları dikkate alınarak bu hususun kararda tartışılması; hayat sigortası düzenleyen farklı sigorta şirketlerinden, bildirilmeyen KOAH, akciğer yetmezliği, kalp rahatsızlığı ve böbrek yetmezliği olan sigortalı adayından alınması gereken primin araştırılması ile davalı sigortacının aldığı prim ile önceki hastalığın bildirilmesi halinde alınması gereken prim arasındaki orana göre (proporsiyonla hesaplanan) tazminattan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle, bozmaya aykırı şekilde tam tazminata karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.