Amme Alacakları Kanunu › Genel esaslar › Amme alacaklarının korunması
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar
Kısaca
6183 sayılı Kanun m.30, borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği durumda amme alacağının tamamının ya da bir kısmının tahsilini engellemek amacıyla yaptığı taraflı muameleleri ve bu muamelelerde karşı tarafın borçlunun amacını bilmesi veya bilmesi gerekmesi halini düzenler. 6183 sayılı Kanun'un 27, 28, 29 ve 30. maddelerinde düzenlenen tasarruf ve muamelelerden yararlananların, elde ettikleri şeyi veya elden çıkarmışlarsa takdir edilecek bedelini vermekle yükümlü olmasını düzenler.
Kapsam
Bu konu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m.30–36/A hükümlerini kapsar.
- Amme Alacakları Kanunu m.30Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar
- Amme Alacakları Kanunu m.31Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri
- Amme Alacakları Kanunu m.32Tasfiye halinde vazifeliler
- Amme Alacakları Kanunu m.33Tasfiye halinde mesuliyet
- Amme Alacakları Kanunu m.34Ortaklığın feshini isteme
- Amme Alacakları Kanunu m.35Limited şirketlerin amme borçları
- Amme Alacakları Kanunu m.36Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri
- Amme Alacakları Kanunu m.36/AYurt dışı çıkış tahdidi
Amme Alacakları Kanunu m.30 — Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar
6183 sayılı Kanun m.30, borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği durumda amme alacağının tamamının ya da bir kısmının tahsilini engellemek amacıyla yaptığı taraflı muameleleri ve bu muamelelerde karşı tarafın borçlunun amacını bilmesi veya bilmesi gerekmesi halini düzenler. Hüküm, borçlunun tek taraflı ve iki taraflı işlemleri bakımından uygulanır ve kamu alacaklısının iptal yoluyla hukuki sonuç almasını sağlar. Madde, 27, 28 ve 29. maddelerin kapsamına girmeyen, kamu borcunu ödememek amacıyla kötüniyetle yapılan tasarrufları da kapsayan genel bir hükümdür. Maddenin düzenlemediği konular: aciz halinde yapılan tasarrufların iptali (m.29), mutlak olarak hükümsüz sayılan ivazsız tasarruflar ile bağış niteliğindeki işlemler (m.27 ve m.28), ve iptal davasının açılması, usulü ve zamanaşımı ya da hak düşürücü süreleri (ilgili usul hükümleri).
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Taraflı muamele
- Borçlunun tek başına irade beyanıyla gerçekleştirdiği ve karşı tarafın katılımını gerektirmeyen işlemdir. Bu tür muamelelerde karşı tarafın kötüniyeti aranmaz, kamu alacaklısı bakımından hükümsüzlük mutlak nitelik taşır.
- İki taraflı muamele
- Borçlu ile üçüncü kişi arasında karşılıklı irade birliğiyle kurulan işlemdir. Bu işlemlerin iptali için üçüncü kişinin kötüniyetli olması gerekir.
- Kötüniyet
- Üçüncü kişinin, borçlunun amme alacağını ödememek veya tahsili engellemek maksadını bilmesi ya da bilmesi gerekmesidir. Madde metninde kötüniyetin ispatına ilişkin bir karine bulunmamaktadır.
- Amme alacağının tahsiline imkân bırakmama maksadı
- Borçlunun, mal veya borca yetmeyen malvarlığı durumunda, kamu alacağının bir kısmını ya da tamamını tahsil edilemez hale getirmek amacını taşıdığı iç saiktir. Bu maksat hem doğmuş hem doğacak amme alacakları için söz konusu olabilir.
- Borçlunun malı bulunmaması veya borca yetmemesi
- Borçlunun malvarlığının amme alacağını karşılamaya yetmediği ekonomik durumdur. Bu durum, tasarrufun hükümsüzlük şartlarından biridir.
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar: hangi şartlar aranır?
- Borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği bir durumun var olması gerekir.
- Borçlunun amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkân bırakmamak maksadıyla hareket etmiş olması gerekir.
- Borçlu tarafından yapılan bir muamelenin bulunması gerekir; muamele taraflı ise karşı tarafın kötüniyeti aranmaz, iki taraflı ise karşı tarafın borçlunun maksadını bilmesi veya bilmesi gerekmesi aranır.
- Muamele tarihi ne olursa olsun hükümsüzlük sonucu doğar; muamelenin amme alacağının doğumundan önce ya da sonra yapılmış olması hükmü etkilemez.
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar: hangi sonuçları doğurur?
- Taraflı muamele, tarihi ne olursa olsun, amme alacaklısı bakımından hükümsüzdür.
- İki taraflı muamelede kötüniyetli üçüncü kişiye karşı iptal davası açılabilir.
- Üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu ispatlanırsa iki taraflı muamele kamu alacaklısına karşı geçerli kalır.
- Hükümsüzlük, muamelenin amme alacağının tahsilini engelleyen ölçüde ileri sürülebilir; amme alacağı tutarıyla sınırlı iptal mümkündür.
- Madde emredici niteliktedir; tarafların bu hükmü sözleşmeyle bertaraf etmesi mümkün değildir.
Tek taraflı muamele ile iki taraflı muamele arasındaki fark nedir?
Borçlunun tek iradesiyle yaptığı, örneğin bağış vaadi ya da feragat gibi işlemlerdir. Karşı tarafın iyi veya kötüniyeti değerlendirmeye alınmaz.
Borçlu ile üçüncü kişinin birlikte kurduğu, örneğin satış veya devir sözleşmesi gibi işlemlerdir. Üçüncü kişinin kötüniyetli olması şarttır.
Tek taraflı muamele kamu alacaklısı bakımından mutlak olarak hükümsüz sayılırken, iki taraflı muamelede üçüncü kişinin kötüniyeti ispat edilmedikçe iptal gerçekleşmez.
Madde 30 ile madde 27-29 arasındaki fark nedir?
Madde 30, 27-29. maddelerde açıkça düzenlenmeyen ve kamu borcunu ödememek amacıyla yapılan kötüniyetli tasarrufları kapsar.
Madde 27-29, belirli tasarruf türlerini ve belirli zaman sınırlarını düzenler.
27-29. maddelerin uygulanamadığı hallerde m.30 genel hüküm olarak uygulanır.
Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle yapılan tasarruflar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Taraflı muamele ile iki taraflı muameleyi aynı ölçüte bağlamak; tek taraflı işlemde de üçüncü kişinin kötüniyetini aramak.
- Madde 30'u, Madde 27-29'un kapsamına giren ve mutlak hükümsüzlük öngören hâllerde uygulamak.
- İİK m.280'deki kötüniyet karinesinin m.30'da da bulunduğunu varsaymak; m.30'da alacaklı lehine karine yoktur, kötüniyetin ayrıca ispatı gerekir.
- Tasarrufun amme alacağının doğumundan önce yapıldığını varsayarak m.30'u uygulamamak ya da tersine, doğumdan sonra yapıldığı için uygulanamayacağını düşünmek; içtihat bu konuda tutarlı değildir.
- Hükümsüzlüğü tüm tasarrufa yaymak; hükümsüzlük, amme alacağının tahsilini engelleyen ölçüde ve alacak tutarıyla sınırlıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargıtay, iki taraflı tasarrufun iptali için üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunun kamu alacaklısı tarafından ayrıca ispat edilmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2011/237 E., 2011/337 K., 18.05.2011)
- Uygulamada m.30 kapsamında açılan davalarda, dava konusu tasarrufun 27-29. maddeler kapsamında kalmaması hâlinde m.30'un genel hüküm olarak uygulandığı kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/494 E., 2023/806 K., 05.05.2023)
- Yargıtay, iki taraflı tasarrufun iptalinde karşı tarafın kötüniyetini, bedel farkı ve borçlu ile ilişki gibi karinelerle değerlendirmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2019/379 E., 2021/853 K., 07.05.2021)
- Yargıtay, tasarrufun iptali davalarında kamu alacağının tasarruftan önce doğmuş olmasını arayan görüşü benimsemiştir. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/415 E., 2016/222 K., 02.03.2016)
- Yargıtay, tasarrufun muvazaalı olduğunun ve amme alacağının tahsilinin engellendiğinin bir arada değerlendirilmesini kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2019/626 E., 2021/345 K., 25.03.2021)
Nasıl ispat edilir?
- Asıl talebi ileri süren kamu alacaklısı, borçlunun malının bulunmadığını veya borca yetmediğini ve tasarrufun amme alacağının tahsilini engelleme maksadıyla yapıldığını ispatla yükümlüdür.
- Taraflı muamelelerde karşı tarafın kötüniyeti aranmadığından, kamu alacaklısının yalnızca muamelenin taraflı niteliğini ve borçlunun durumunu ispat etmesi yeterlidir.
- İki taraflı muamelelerde kamu alacaklısı, üçüncü kişinin borçlunun maksadını bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatla yükümlüdür; madde metninde bu bakımdan bir karine bulunmamaktadır.
- Üçüncü kişi iyiniyetini ispatlamak isterse, bu savunmayı kendisi somut delillerle desteklemek zorundadır.
- Bedel farkı, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki yakınlık ve işlemin olağan dışı koşulları, kötüniyetin ispatında kullanılabilecek karinesel delillerdir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.27: Mutlak hükümsüz sayılan ivazsız tasarrufları düzenler; m.30 bu hükümlerin uygulanmadığı hallerde genel hüküm olarak devreye girer.
- 6183 sayılı Kanun m.28: Bağış ve kötüniyetli karşılıklı tasarrufları, özellikle yakınlara yapılan işlemleri düzenler; m.30 ile birlikte değerlendirilir.
- 6183 sayılı Kanun m.29: Borçlunun aciz halinde yaptığı tasarrufları düzenler; m.30 ile ayrım yapılarak uygulanır.
Amme Alacakları Kanunu m.31 — Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri
6183 sayılı Kanun'un 27, 28, 29 ve 30. maddelerinde düzenlenen tasarruf ve muamelelerden yararlananların, elde ettikleri şeyi veya elden çıkarmışlarsa takdir edilecek bedelini vermekle yükümlü olmasını düzenler. Maddenin uygulanacağı kişiler, iptale tabi tasarruftan kazanç sağlayan üçüncü kişilerdir. Madde, yararlananın alacaklı idareye karşı karşılık olarak verdiği şeyden dolayı talepte bulunamayacağını da kurar. Tasarrufun iptal koşullarını (m.27-30), tasarrufun iptal davasının usulünü ve süresini, ayrıca amme alacağının tahsil yollarını düzenlemez; bunlar ilgili maddelerde yer alır.
Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yararlanan
- Amme alacağını ödemekten kaçmak amacıyla yapılan tasarruf sonucunda malı veya hakkı elde eden kişidir. Yararlanan, tasarrufun tarafı olabileceği gibi tasarrufun yapıldığı sonraki edinen de olabilir.
- Elde edilen şey
- Tasarruf sonucu yararlananın kazandığı mal, hak veya değerdir. Madde, yararlananın bunu iade etmesini veya elden çıkarmışsa bedelini ödemesini öngörür.
- Takdir edilecek bedel
- Elden çıkarılmış malın yerine geçen, mahkemece veya ilgili hesapla belirlenen değerdir. Bedel, malın elden çıkarıldığı tarihteki değere göre takdir edilir ve tasarrufla ilgisi bulunmayan başka bir hesaba bağlı değildir.
- Karşılık
- Yararlananın tasarruf karşılığında malı veya hakkı kazanmak için verdiği bedel ya da edimdir. Yararlanan bu karşılığını alacaklı idareden geri isteyemez.
Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri: hangi şartlar aranır?
- Maddedeki tasarruf veya muamelenin 27, 28, 29 veya 30. maddeler kapsamında iptale tabi olması gerekir.
- Kişinin bu tasarruf veya muameleden fayda sağlamış olması gerekir.
- Yararlananın elde ettiği şeyi, elde etmişse ve elden çıkarmamışsa, iade etmesi gerekir.
- Yararlanan elde ettiği şeyi elden çıkarmışsa, takdir edilecek bedeli ödemesi gerekir.
- Yararlananın verdiği karşılıktan dolayı alacaklı amme idaresinden talepte bulunmaması gerekir.
Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri: hangi sonuçları doğurur?
- Yararlanan elde ettiği şeyi elinde tutuyorsa, bu şeyi amme idaresine teslim etmekle yükümlüdür.
- Yararlanan elde ettiği şeyi elden çıkarmışsa, takdir edilecek bedeli ödemekle yükümlüdür.
- Yararlanan, verdiği karşılıktan dolayı alacaklı idareden talepte bulunamaz; karşılığını geri alma hakkı yoktur.
- Yükümlülük, tasarrufun iptaline dair hükmün uygulanması ile doğar ve amme alacağının tahsiline yöneliktir.
Elde tutulan mal ile elden çıkarılan mal arasındaki fark nedir?
Yararlanan malı hâlâ elinde tutuyorsa, malın kendisi iade edilir.
Yararlanan malı başkasına devretmişse, malın kendisi yerine takdir edilecek bedel ödenir.
Mal iade edilir ya da bedeli ödenir; amme alacağı kadar sınırlama uygulanır.
Karşılıklı (iki taraflı) tasarruf ile tek taraflı tasarruf arasındaki fark nedir?
Karşılıklı tasarrufta yararlanan, karşılığını vermiş olabilir.
Tek taraflı tasarrufta yararlanan herhangi bir karşılık vermemiş olabilir.
Karşılığını vermiş yararlanan, madde gereği alacaklı idareden bu karşılığı geri isteyemez.
Üçüncü şahısların hakları ve mecburiyetleri: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yararlananı yalnızca tasarrufu yapan borçlu ile sınırlı saymak; madde yararlanan üçüncü kişiyi de kapsar.
- Elden çıkarılmış malın yerine geçen bedeli malın bugünkü değeri ile hesaplamak; mahkeme malın elden çıkarıldığı tarihteki değeri esas almalıdır. (17. Hukuk Dairesi, 2019/1056 E., 2021/1711 K., 22.02.2021)
- Yararlananın verdiği karşılığı alacaklı idareden geri istemek; madde bu talebi açıkça yasaklar.
- Tasarrufun iptalini ve yararlananın yükümlülüğünü aynı şey saymak; önce tasarrufun iptal koşulları irdelenmeli, sonra yararlananın yükümlülüğü belirlenmelidir. (4. Hukuk Dairesi, 2023/5028 E., 2024/6473 K., 26.06.2024; 4. Hukuk Dairesi, 2022/14797 E., 2023/6913 K., 24.05.2023)
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tasarrufun iptaline karar verilirken yararlanan kişinin, tasarrufun iptalini doğuran alacağın sınırı içinde sorumlu tutulduğu kabul edilmektedir. (17. Hukuk Dairesi, 2019/1056 E., 2021/1711 K., 22.02.2021)
- Tasarruf bedele dönüşmüşse, davacının tasarruf tarihine kadar olan alacak ve ferileriyle sınırlı olarak, malın elden çıkarıldığı tarihteki değer kadar tazminatın tahsiline karar verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (17. Hukuk Dairesi, 2019/1056 E., 2021/1711 K., 22.02.2021)
- Karşılıklı tasarruflarda, tasarrufun iptali için yararlananın kötüniyetli olmasının aranması gerektiği kabul edilmektedir. (17. Hukuk Dairesi, 2016/18401 E., 2019/7446 K., 12.06.2019; 17. Hukuk Dairesi, 2016/18533 E., 2019/7022 K., 29.05.2019)
- Tasarrufun iptali için gerekli delillerin toplanarak, tasarrufun 27, 28, 29, 30 ve 31. maddeler gereğince iptale tabi olup olmadığının irdelenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (4. Hukuk Dairesi, 2023/5028 E., 2024/6473 K., 26.06.2024; 4. Hukuk Dairesi, 2022/14797 E., 2023/6913 K., 24.05.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Amme idaresi, tasarrufun iptal koşullarını ve yararlananın bu tasarruftan fayda sağladığını ispatla yükümlüdür.
- Yararlanan, elde ettiği şeyin elinde bulunduğunu veya elden çıkarıldığını, takdir edilecek bedelin ise elden çıkarma tarihindeki değere göre belirlenmesi gerektiğini ispatla yükümlüdür.
- Yararlananın verdiği karşılığı ispatlaması ve bu karşılıktan dolayı alacaklı idareden talep edememesi, sözleşme veya belgelerle ortaya konulur.
- Karşılıklı tasarrufta yararlananın kötüniyetli olmadığını ileri sürmesi halinde bu savunmayı ispatlaması gerekir. (17. Hukuk Dairesi, 2016/18401 E., 2019/7446 K., 12.06.2019; 17. Hukuk Dairesi, 2016/18533 E., 2019/7022 K., 29.05.2019)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.27: Tasarrufun iptalinin ilk dayanağıdır; m.31 bu maddede anılan tasarruflardan yararlananların yükümlülüğünü düzenler.
- 6183 sayılı Kanun m.28: Amme alacağının tahsilini engelleyen tasarrufları düzenler ve m.31'in kapsamına girer.
- 6183 sayılı Kanun m.29: Belirli tasarruf ve muamelelerin iptalini düzenler ve m.31'in kapsamına girer.
- 6183 sayılı Kanun m.30: Amme alacağının tahsilinden kaçınmak amacıyla yapılan tasarrufları düzenler; m.31 bu tasarrufların yararlananlarına uygulanır.
Amme Alacakları Kanunu m.32 — Tasfiye halinde vazifeliler
Bu madde, tüzel kişilerin tasfiyesinde borçlu oldukları amme alacaklarını ödeme ve 6183 sayılı Kanun'dan doğan diğer yükümlülüklerin tasfiye memurlarına geçmesini düzenler. Ayrıca tüzel kişiliği olmayan ortaklıkların ve yabancı kurumların Türkiye'deki şube, ajans ve temsilciliklerinin tasfiyesinde bu yükümlülüklerin tasfiyeyi yürütenlere geçmesini kapsar. Madde, tasfiye memurlarının hangi usulle atandığını, tasfiyenin nasıl yürütüleceğini veya tasfiyeden önce doğan amme borcunun miktarını düzenlemez. Tasfiyeye ilişkin genel hükümler, tasfiyeyi yürütenin sorumluluğu ve tasfiye memurlarının görevden doğan sorumluluğu başka maddelerde yer alır. Amme alacağının zamanaşımı ve tahsil usulüne ilişkin süreler de bu maddenin kapsamında değildir.
Tasfiye halinde vazifeliler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tasfiye memuru
- Tüzel kişinin tasfiyesini yürüten, tüzel kişiyi tasfiye amacıyla temsil eden kişidir. Madde bakımından tasfiye memurları, tasfiye sürecinde amme borçlarını ödeme ve 6183 sayılı Kanun'dan doğan yükümlülükleri üstlenen kişilerdir.
- Tasfiyeyi yürütenler
- Tüzel kişiliği olmayan ortaklıklarla yabancı kurumların Türkiye'deki şube, ajans ve temsilciliklerinin tasfiyesinde yükümlülüğü devralan kişilerdir. Tasfiye memuru kavramından ayrı olarak, bu tür kuruluşlarda tasfiyeyi fiilen yürüten kişiye işaret eder.
- Yükümlülüklerin geçmesi
- Tüzel kişinin amme alacaklarını ödeme ve 6183 sayılı Kanun'a dayanan diğer vecibelerinin tasfiye memuruna ya da tasfiyeyi yürütene kendiliğinden devredilmesidir. Bu geçiş için ayrı bir devir işlemi ya da sözleşme aranmaz; kanun doğrudan geçişi öngörür.
- Amme alacağı
- Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kanunda gösterilen kamu gelirlerine ilişkin alacaklarıdır. Madde, tüzel kişinin tasfiye sırasında bu alacakları ödeme sorumluluğunun kime geçeceğini belirler.
Tasfiye halinde vazifeliler: hangi şartlar aranır?
- Tüzel kişinin tasfiye sürecine girmiş olması gerekir; tasfiye, tüzel kişinin sona ermesiyle başlayan tasfiye işlemleri olarak anlaşılmalıdır.
- Tüzel kişinin borçlu bulunduğu bir amme alacağı bulunmalıdır; geçiş yalnızca tasfiyeden önce doğmuş ya da tasfiye sırasında ortaya çıkan amme borçları bakımından söz konusu olur.
- Tüzel kişi hükmi şahsiyeti olan bir tüzel kişi ise yükümlülükler tasfiye memurlarına geçer; hükmi şahsiyeti olmayan ortaklık ya da yabancı kurumun Türkiye'deki şube, ajans veya temsilciliği ise yükümlülükler tasfiyeyi yürütenlere geçer.
- Tasfiye memurunun ya da tasfiyeyi yürütenin bu yükümlülükleri üstlenmesi için ayrıca bir kabul beyanı aranmaz; geçiş kanun gereğince kendiliğinden gerçekleşir.
- Tasfiye memuru ya da tasfiyeyi yürütenin 6183 sayılı Kanun'dan doğan bildirim, ödeme ve diğer vecibelerini yerine getirmesi gerekir.
Tasfiye halinde vazifeliler: hangi sonuçları doğurur?
- Tasfiye süreci başladığında tüzel kişinin amme alacaklarını ödeme yükümlülüğü tasfiye memuruna geçer.
- Tüzel kişinin amme borçlarını ödeme dışındaki 6183 sayılı Kanun'dan doğan vecibeleri de tasfiye memuruna geçer.
- Hükmi şahsiyeti olmayan ortaklık veya yabancı kurum şubesinin tasfiyesinde aynı yükümlülükler tasfiyeyi yürütenlere geçer.
- Tasfiye memurunun ya da tasfiyeyi yürütenin bu yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde 6183 sayılı Kanun'a göre sorumluluk doğar.
- Tasfiye memuruna geçen yükümlülükler, tüzel kişinin tasfiyesi tamamlanmadan önce doğmuş amme borçlarını kapsar.
Tüzel kişi ile hükmi şahsiyeti olmayan ortaklık ve yabancı kurum şubesi arasındaki fark nedir?
Hükmi şahsiyeti bulunan tüzel kişilerin tasfiyesinde yükümlülükler tasfiye memurlarına geçer.
Hükmi şahsiyeti olmayan ortaklıklar ile yabancı kurumların Türkiye'deki şube, ajans ve temsilciliklerinin tasfiyesinde yükümlülükler tasfiyeyi yürütenlere geçer.
Yükümlülüğün muhatabı tasfiye memuru mu yoksa tasfiyeyi yürüten mi olacağı bu ayrıma göre belirlenir. Kişilerin tüzel kişilik niteliği yerine tasfiyenin yürütülme biçimi esas alınır.
Tasfiye halinde vazifeliler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Hükmi şahsiyeti olmayan ortaklık ile yabancı kurum şubesinde yükümlülüğü tasfiye memuruna yüklemek; bu hallerde muhatap tasfiyeyi yürütendir.
- Geçişin ayrı bir devir işlemi veya kabul beyanı ile gerçekleşeceğini sanmak; geçiş kanun gereği kendiliğinden olur.
- Tasfiye başlamadan önce doğmuş ya da tasfiye sırasında ortaya çıkan amme borçlarını bu maddenin kapsamından çıkarmak; yükümlülük bu borçları da kapsar.
- Tasfiye memurunun sorumluluğunu yalnızca amme borçlarının ödenmesiyle sınırlı görmek; madde 6183 sayılı Kanun'dan doğan diğer vecibeleri de kapsar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tüzel kişinin tasfiyesinde amme alacaklarından sorumluluğun tasfiye memuruna geçtiği kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2025/1815 E., 2025/15117 K., 11.11.2025)
- Tasfiye memurunun, tüzel kişinin amme borçlarını ödeme yükümlülüğünü tasfiye sürecinde yerine getirmesi gerektiği kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2025/1815 E., 2025/15117 K., 11.11.2025)
- Tasfiyesi devam eden şirket bakımından 6183 sayılı Kanun'un tasfiyeye ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. (7. Daire, 2021/3167 E., 2024/421 K., 29.01.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Amme alacağının tasfiye memuruna geçtiğini ileri süren idare, tüzel kişinin tasfiye sürecinde olduğunu ve tasfiye memurunun atandığını ticaret sicili kaydı veya mahkeme kararı ile ispatlamalıdır.
- Tasfiyeyi yürüten sıfatıyla sorumlu tutulan kişi, kendisinin tasfiyeyi yürütmediğini ya da tasfiye sürecinin bulunmadığını ileri sürerse bu savunmayı ispatla yükümlüdür.
- Hükmi şahsiyeti olmayan ortaklık veya yabancı kurum şubesi bakımından tasfiyenin yürütüldüğü ve yürütenin kim olduğu ticaret sicili veya tescil belgesiyle ispatlanır.
- Tasfiye memurunun görevlendirildiğine dair belgeler, yükümlülüğün kime geçtiğini gösteren temel delildir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.32: Maddenin kendisi; tasfiye memuruna ya da tasfiyeyi yürütenlere geçen yükümlülüklerin kapsamını belirler.
- 6183 sayılı Kanun: Maddede anılan vecibelerin kaynağı olan kanundur; yükümlülüklerin içeriği bu kanunun diğer hükümlerinden belirlenir.
Amme Alacakları Kanunu m.33 — Tasfiye halinde mesuliyet
Madde, tasfiye memurlarının ve tasfiyeyi yürütenlerin amme alacaklarına karşı iki temel yükümlülüğünü düzenler: tasfiyenin başladığını tahsil dairelerine bildirme yükümlülüğü ile amme alacakları ödenmeden tasfiye sonucunda elde edilen malların dağıtılmaması ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunulmaması yükümlülüğü ile bu yükümlülüğe aykırılığın şahsi ve müteselsil sorumluluk sonucu. Uygulama alanı, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarını tahsil eden tasfiye memurları ve tasfiyeyi yürüten kişilerdir. Madde, tasfiye memurlarının rücu hakkının kapsamını da belirler. Tasfiyenin hangi hukuki dayanakla (ticaret şirketi, dernek, tüzel kişi, iflas vb.) yürütüldüğünü, tasfiye memurunun atanma usulünü ve görev sınırlarını düzenlemez; bunlar ilgili özel kanunlardadır. Amme alacağının kanuni temsilcilerden tahsiline ilişkin sorumluluğu (mükerrer 35. madde) ile tasfiyede yapılan tasarrufların iptali (m.28-30) bu maddede düzenlenmez.
Tasfiye halinde mesuliyet: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tasfiye memuru / tasfiyeyi yürütenler
- Tasfiye sürecinde malvarlığını yöneten, mal ve hakları paraya çevirip dağıtan kişiler. Maddenin muhatabı bu kişilerdir; atanma kaynağı maddede belirtilmez.
- Amme alacakları
- Maddede 'amme idarelerinin her türlü alacakları' olarak geçen, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu alacaklarıdır. Tahakkuk etmiş ve edecek alacakları birlikte kapsar.
- Tasarruf
- Tasfiye sonucunda elde edilen malvarlığı üzerinde yapılan her türlü işlem anlamına gelir; dağıtım dışında kalan fiilî ya da hukuki işlemleri de içerir. Maddede sınırlı sayılmamıştır.
- Şahsen ve müteselsilen mesuliyet
- Sorumlu tasfiye memurlarının her birinin amme alacağının tamamından, diğerleriyle birlikte ve kendi malvarlığıyla sorumlu olması anlamına gelir. Sorumluluk tasarruf tutarıyla sınırlıdır.
- Tahsil dairesi
- Amme alacağının tahsilini yürüten idari birimdir. Tasfiyenin başladığının bildirileceği merci olarak maddede yer alır.
- Rücu hakkı
- Sorumlu tasfiye memurunun, amme alacağı ödenmeden kendisine dağıtım yapılmış kişilere karşı ödediği borçlar nedeniyle başvurabileceği hak olarak maddede saklıdır.
Tasfiye halinde mesuliyet: hangi şartlar aranır?
- Tasfiyenin başladığı tespit edilmelidir; tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, bu tarihten itibaren üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirimde bulunmalıdır.
- Amme idarelerinin alacakları ödenmeden veya ödemek üzere ayrılmadan, tasfiye sonucunda elde edilen malvarlığı dağıtılmamalıdır.
- Amme idarelerinin alacakları ödenmeden veya ödemek üzere ayrılmadan, tasfiye sonucunda elde edilen malvarlığı üzerinde herhangi bir şekilde tasarrufta bulunulmamalıdır.
- Yukarıdaki yasaklara aykırı tasarruf yapılmışsa, tahakkuk etmiş ve edecek amme alacakları bulunmalıdır; sorumluluk bu alacaklar bakımından doğar.
- Sorumluluk, yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını aşmamalıdır.
Tasfiye halinde mesuliyet: hangi sonuçları doğurur?
- Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek zorundadır.
- Amme idarelerinin alacakları ödenmeden veya ödemek üzere ayrılmadan tasfiye sonucunda elde edilen malların dağıtılması yasaktır; aksi halde tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tahakkuk etmiş ve edecek amme alacakları bakımından şahsen ve müteselsilen sorumlu olur.
- Sorumluluk, yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarıyla sınırlıdır; sorumluluk bu tutarı geçemez.
- Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış kişilere karşı rücu hakkını saklı tutar.
- Amme alacakları ödendikten veya ödemek üzere ayrıldıktan sonra yapılan dağıtım ve tasarruflar bu maddedeki sorumluluğu doğurmaz.
Bildirim yükümlülüğü ile dağıtım yasağı arasındaki fark nedir?
Bildirim yükümlülüğü, tasfiyenin başlangıcını tahsil dairesine üç gün içinde haber vermeyi konu alır ve ilk fıkrada düzenlenir.
Dağıtım yasağı, malvarlığının amme alacakları ödenmeden dağıtılmamasını ve bunlar üzerinde tasarruf yapılmamasını konu alır ve ikinci fıkrada düzenlenir.
Bildirimin yapılmaması ayrı bir yükümlülük ihlalidir; ikinci fıkradaki şahsi ve müteselsil sorumluluk ise dağıtım veya tasarruf aykırılığına bağlanmıştır. Maddede bildirim eksikliğine ayrıca bir sorumluluk bağlanmamıştır.
Tasfiye memurlarının kendi sorumluluğu ile sonradan dağıtım alanlar arasındaki fark nedir?
Sorumluluk, tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlere şahsen ve müteselsilen yüklenir.
Ödeme yapmış tasfiye memurları, amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış kişilere rücu edebilir.
Dağıtım alan kişiler, tasfiye memurunun ödediği tutar bakımından rücu muhatabı olur. Rücu hakkı ancak tasfiye memurunun amme alacağını ödemesi üzerine doğar.
Tasfiye halinde mesuliyet: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Sorumluluğu tasfiye memurunun kendi tasarrufuna değil, tasfiyenin genel borcuna bağlamak; sorumluluk yalnız amme alacağı ödenmeden yapılan dağıtım ve tasarrufa bağlıdır.
- Sorumluluğun tutarını amme alacağının tamamıyla sınırlamak; kanun, sorumluluğun yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemeyeceğini açıkça belirtir.
- Bildirim süresini tasfiyenin bitiminden itibaren saymak; süre tasfiyenin başlamasından itibaren üç gündür.
- Sorumluluğu yalnız tasfiye memuruna tek başına yüklemek; sorumluluk şahsen ve müteselsilen doğduğundan birden fazla sorumlu varsa her biri müteselsil sorumludur.
- Rücu hakkını amme idaresine karşı ileri sürmek; rücu hakkı tasfiye memurunun dağıtım alan kişilere karşı sahip olduğu bir haktır.
- Maddedeki yasağı yalnız satış işlemleriyle sınırlı görmek; kanun dağıtım ve her türlü tasarrufu kapsar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, tasfiye memurunun sorumluluğunu bu maddeye dayandırırken, dağıtım veya tasarrufun amme alacağının ödenmesinden önce yapılıp yapılmadığını ayrıca inceler. (3. Daire, 2023/3350 E., 2023/3114 K., 21.09.2023; 10. Hukuk Dairesi, 2013/19886 E., 2013/24394 K., 13.12.2013)
- Yargıtay, tasfiye memurunun sorumluluğunun şahsi ve müteselsil olduğunu ve tasarruf tutarıyla sınırlı kaldığını kabul etmektedir. (4. Daire, 2018/2080 E., 2022/1309 K., 07.03.2022; 4. Daire, 2021/1496 E., 2021/6169 K., 08.11.2021)
- Tasfiye memurunun ödeme emrine karşı açtığı davalarda, tasfiye memurunun görevi döneminde yapılan dağıtım veya tasarruf tespit edilmeden sorumluluk yüklenemeyeceği kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2015/17423 E., 2018/2846 K., 02.04.2018; 10. Hukuk Dairesi, 2012/22350 E., 2012/23891 K., 30.11.2012)
Nasıl ispat edilir?
- Tasfiye memurunun sorumluluğunu ileri süren amme idaresi, tasarrufun amme alacağının ödenmesinden önce yapıldığını ve tasarrufun tutarını ispatlamalıdır; bu konuda tasfiye kayıtları, dağıtım listeleri ve banka hareketleri başlıca delil olur. (3. Daire, 2023/3350 E., 2023/3114 K., 21.09.2023; 10. Hukuk Dairesi, 2013/19886 E., 2013/24394 K., 13.12.2013)
- Tasfiye memuru, amme alacaklarının ödendiğini veya ödemek üzere ayrıldığını, ya da tasarrufun tutarının sınırlı kaldığını ileri sürerek savunma yapar ve bu savunmayı ödeme belgeleri ile ispatlar.
- Tasfiyenin başladığının üç gün içinde tahsil dairesine bildirildiği, tasfiye memurunun bildirim yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispatlamakla yükümlüdür; bildirimin yapıldığına dair yazı ve tebligat kayıtları delil olarak kullanılır.
- Tasfiye memurunun rücu hakkını ileri sürmesi halinde, amme alacağını ödediğini ve dağıtım yapılan kişileri ispatlaması gerekir; bu hususta ödeme belgeleri ve dağıtım kayıtları delil niteliğindedir. (4. Daire, 2018/2080 E., 2022/1309 K., 07.03.2022)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.35: Maddede yer almaz ancak tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin amme borcundan sorumluluğunu düzenleyen hükümdür; tasfiye memurlarının sorumluluğu ile karıştırılmamalıdır.
- 6183 sayılı Kanun m.28-30: Tasfiye sonrası yapılan tasarrufların iptali rejimini düzenler; bu madde ise tasfiye memurunun kendi yükümlülüğünü düzenler.
- 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.285: Ticaret şirketlerinde tasfiye memurlarının ortaklara ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu düzenler; bu maddedeki sorumluluk ise amme alacaklarına karşıdır.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.634: Tüzel kişi tasfiyesinde tasfiye memurlarının gözetim altında yürütülmesine ilişkin kıyas hükümlerini içerir; bu madde ile doğrudan bağlantılıdır.
Amme Alacakları Kanunu m.34 — Ortaklığın feshini isteme
Madde, borçlunun amme alacağını ödeyecek malvarlığının bulunmaması hâlinde, borçlunun sermayesi paylara bölünmemiş (eşhama münkasim olmayan) ortaklıklardaki paylarını cebri tahsil yoluyla kullanmaya ilişkindir. Düzenlediği konular, paya ilişkin fesih isteme yetkisinin doğduğu koşullar ve bu yetkinin kapsamıdır. Uygulama, sermayesi eşhama münkasim komandit şirketlerinin komandite ortaklarının borçları bakımından da geçerlidir. Madde, amme alacağını tahsil eden idarenin borçlu adına ortaklığın feshini isteme yetkisini düzenler; borçlu ortağın şirketten çıkarılmasını, şirketin devamını veya payın paraya çevrilmesi usulünü düzenlemez (ortaklıktan çıkarma ve tasfiye hükümleri için Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu adi ortaklık hükümlerine bakılır). Eşhama münkasim anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerdeki hisse satışı, haciz ve paraya çevirme usulü (m.56 vd.) bu maddenin kapsamında değildir. Maddenin ihale ve satış sonrası işlemleri de bu maddede düzenlenmemiştir.
Ortaklığın feshini isteme: hangi kavramlar bilinmeli?
- Eşhama münkasim olmayan ortaklık
- Sermayesi paylara (hisselere) bölünmemiş, ortakların kişisel niteliklerinin ön planda olduğu şirket türlerini ifade eder. Kolektif ve adi ortaklık gibi kişi şirketleri bu kapsamdadır; anonim şirket bu kapsamda değildir.
- Amme alacağının tahsili için ortaklığın feshi
- Borçlu ortağın payının paraya çevrilerek amme alacağına karşılık kullanılabilmesi için ortaklığın sona erdirilmesini, idarenin borçlu adına dava yoluyla istemesidir. Fesih, genel hükümler dairesinde yürütülür.
- Sermayesi eşhama münkasim komandit şirket
- Sermayesi paylara bölünmüş, komandite ortakların sorumluluğunun sınırlı olduğu şirket türüdür. Bu şirketlerde komandite ortak borçları için madde hükmü uygulanır, komanditer ise sorumlu ortak olarak aynı yolu izlemez.
- Komandite ortak
- Komandit şirkette şirket borçlarından sınırlı sorumlu olan ortaktır. Maddedeki ikinci fıkra bakımından, borçlu olan komandite ortağın şahsi borçlarının kapsamı belirleyicidir.
Ortaklığın feshini isteme: hangi şartlar aranır?
- Borçlunun amme alacağını karşılayacak yeterli malvarlığının bulunmaması gerekir ya da malvarlığı amme alacağına yetmemelidir.
- Borçlu veya ortaklık, 6183 sayılı Kanun'a göre teminat göstermemiş olmalıdır.
- Borçlunun sermayesi eşhama münkasim olmayan bir ortaklıktaki hissesi bulunmalıdır.
- Amme alacağının tahsili amacıyla, genel hükümler dairesinde ortaklığın feshi istenmelidir.
- Komandit şirket söz konusuysa, borç komandite ortağın borcu olmalı ve şirketin sermayesi eşhama münkasim komandit şirket niteliğinde bulunmalıdır.
Ortaklığın feshini isteme: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar gerçekleştiğinde idare, borçlu ortağın payının paraya çevrilmesi amacıyla genel hükümlere göre ortaklığın feshini isteyebilir.
- Borçlunun malvarlığı amme alacağını karşılıyorsa ya da teminat gösterilmişse bu yol açılmaz.
- Fesih kararıyla ortaklık sona erer ve borçlu ortağın payı tasfiye edilerek amme alacağına karşılık kullanılır.
- Sermayesi eşhama münkasim komandit şirketlerde ikinci fıkra uyarınca komandite ortakların borçları için de aynı yol açılır.
- Madde emredici nitelikte bir yetki düzenlediğinden, sözleşmeyle bu yetkinin ortadan kaldırılması tartışmalıdır; metin buna ilişkin açık bir kayıt içermez.
Kişi şirketi ile eşhama münkasim anonim şirket arasındaki fark nedir?
Sermayesi paylara bölünmemiş ortaklıklarda ortağın payı, ortaklığın feshi yoluyla paraya çevrilebilir.
Sermayesi paylara bölünmüş anonim şirketlerde ortağın hissesi hisse senedi ile temsil edilir ve bu madde kapsamında değildir.
Anonim şirket hissesi için haciz ve satış usulü (6183 m.56 vd.) uygulanır, ortaklığın feshi istenemez.
Genel fıkra ile komandit fıkrası arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, eşhama münkasim olmayan ortaklıkların ortağının hissesi için genel olarak uygulanır.
İkinci fıkra, sermayesi eşhama münkasim komandit şirketin komandite ortağının borçları için aynı hükmü uygular.
Komandit şirkette yalnız komandite ortağın şahsi borcu için bu yol açılır; komanditer sorumlu ortağın değil, komandite ortağın şahsi borcu esas alınır.
Madde kapsamı ile ortaklıktan çıkarma arasındaki fark nedir?
Bu madde, idarenin ortaklığın feshini istemesini düzenler.
Ortaklıktan çıkarma ve şirketin devamı, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu adi ortaklık hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
Fesih talebi ile çıkarma farklı hukuki sonuçlar doğurur; birincisinde ortaklık sona erer, ikincisinde şirket diğer ortaklarla devam eder.
Ortaklığın feshini isteme: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Anonim şirket hissesini de bu madde kapsamında değerlendirmek; bu hâlde haciz ve satış usulü uygulanır.
- Komandit şirkette komanditer ortağın şahsi borcunu da bu yolla tahsil etmeye çalışmak; ikinci fıkra yalnız komandite ortak için düzenlenmiştir.
- Fesih talebini ortaklıktan çıkarma ile karıştırmak; fesihte ortaklık sona erer, çıkarmada şirket devam eder.
- Borçlunun malvarlığının yetersizliğini araştırmadan doğrudan fesih davası açmak; birinci fıkradaki koşullar aranmalıdır.
- Teminatın varlığını kontrol etmeden fesih talebinde bulunmak; teminat gösterilmişse koşul gerçekleşmez.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Amme alacağı için ortaklığın feshi yolunun, borçlunun başka malvarlığının bulunmadığının somut olarak ortaya konulmasından sonra açılabileceği kabul edilmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- İspat yükü, borçlunun malvarlığının amme alacağına yetmediğini ortaya koyması gereken idaredektir; idare haciz tutanakları ve araştırma sonuçlarıyla bu koşulu ispatlar.
- Borçlunun teminat göstermediği, idarenin tebliğ ve ödeme belgeleriyle ispatlanır.
- Borçlunun sermayesinin eşhama münkasim olmadığı, şirket sözleşmesi ve ticaret sicil kaydıyla ispatlanır.
- Komandit şirket hâlinde borcun komandite ortağın şahsi borcu olduğu, ilgili borç kaydı ve tebliğ belgeleriyle ispatlanır.
- Karşı taraf olan ortakların, borçlunun başka malvarlığının bulunduğunu ileri sürmesi hâlinde bu iddiayı kendisi ispatlamak zorundadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.56: Anonim şirket hisselerinin haciz ve satışına ilişkin özel usulü düzenler; bu maddenin kapsamı dışında kalan hisse türüne uygulanır.
- 6183 sayılı Kanun m.35: Borçlunun ortaklık payındaki haklarının tahsil yoluyla kullanılmasına ilişkin ek usulleri düzenler; bu madde ile birlikte değerlendirilir.
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.254: Ortağın iflası hâlinde ortaklığın sona ermesi yerine ortaktan çıkarılma yolunu düzenler; amme alacağı için ortaklığın feshi ile iflas yolunu birbirinden ayırır.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.639: Adi ortaklıkta haklı sebeple feshi düzenler; genel hükümler dairesinde fesih davasının dayanağını oluşturur.
Amme Alacakları Kanunu m.35 — Limited şirketlerin amme borçları
Madde, limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarından sorumluluğunu düzenler. Sorumluluğun kapsamını (sermaye hisseleri oranında doğrudan sorumluluk), ortağın sermaye payını devri halinde ve farklı kişilerin pay sahibi olduğu dönemlerde ortaya çıkan müteselsil sorumluluğu kapsar. Madde, limited şirket ortaklarına 6183 sayılı Kanun'un takip hükümlerinin uygulanacağını belirtir. Madde, müdürlerin (kanuni temsilcilerin) şahsi sorumluluğunu düzenlemez; bu sorumluluk 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasında yer alır. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile pay sahiplerinin sorumsuzluğu bu maddenin kapsamı dışındadır. Ortağın şirketten rücu ya da ödeme sonrası kendi aralarındaki rücu ilişkileri ile vergi usulündeki kanuni temsilci sorumluluğu (213 sayılı VUK m.10) bu maddede düzenlenmez.
Limited şirketlerin amme borçları: hangi şartlar aranır?
- Amme alacağının limited şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılmış olması gerekir.
- Alacağın, şirketin asıl borçlu olduğu bir amme alacağı olması gerekir; alacak 6183 sayılı Kanun kapsamındaki bir kamu idaresine ait olmalıdır.
- Ilgili kişinin, alacağın doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlardan birinde limited şirketin ortağı olması gerekir.
- Pay devri halinde, devir öncesine ait amme alacağı bakımından devreden ve devralanın birlikte müteselsilen sorumlu tutulabilmesi için devrin ortağın sermaye payına ilişkin olması gerekir.
- Farklı pay sahiplerinin, alacağın doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda birbirinden farklı kişiler olması halinde bu kişiler müteselsilen sorumlu olur.
- Ortağın sorumluluğu sermaye hissesi oranıyla sınırlıdır; toplam sorumluluk esas sermaye oranını aşamaz.
- Ortağa karşı takip, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmalıdır.
Limited şirketlerin amme borçları: hangi sonuçları doğurur?
- Şirketten tahsil edilemeyen amme alacağı için ortak, sermaye hissesi oranında doğrudan sorumlu olur ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takibe tabi tutulur.
- Sorumluluk, her bir kamu idaresi için ayrı ayrı esas sermaye oranı kadar değil, bütün kamu idarelerine karşı toplam esas sermaye oranı kadardır.
- Pay devri halinde devir öncesine ait amme alacakları bakımından devreden ve devralan müteselsilen sorumlu tutulur.
- Alacağın doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahipleri farklı kişiler ise bu kişiler müteselsilen sorumlu tutulur.
- Şirketten tahsil imkânı varsa ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılmamışsa ortağa başvurulamaz.
- Ortakların sorumluluğu ikinci derece sorumluluk niteliğindedir; kamu alacaklısı önce şirketin malvarlığına başvurur.
- Madde emredici niteliktedir; sözleşme ile ortağın sorumluluğu kaldırılamaz ve bu yöndeki kayıtlar kamu alacaklısını bağlamaz. (Metinde açıkça belirtilmemiş; hükmün kamu alacağı niteliğinden çıkarılmıştır.)
Ortağın asli sorumluluğu ile pay devri halinde müteselsil sorumluluk arasındaki fark nedir?
Sermaye payını devretmemiş ortak, alacağın doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda da aynı kişi olduğu sürece sermaye hissesi oranında sorumlu olur.
Sermaye payını devreden ortak ile devralan, devir öncesine ait amme alacakları bakımından sorumlu tutulur.
Devir öncesi alacakta devreden ve devralan birinci fıkraya göre müteselsilen sorumludur; her biri devredilen sermaye hissesi oranındaki tutardan birlikte (müteselsilen) sorumlu olur.
Sermaye hissesi oranı ile müteselsil sorumluluk arasındaki fark nedir?
Her ortağın sorumluluğu kendi sermaye hissesi oranındadır.
Kamu idaresi, her ortaktan ancak sermaye hissesi oranındaki tutarı isteyebilir.
Ortaklardan her biri payı oranında takip edilebilir; idare tahsil edemediği alacağı her ortaktan yalnız sermaye hissesi oranında isteyebilir. Ödeme ortağın iç ilişkisinde payına göre paylaşılır.
Limited şirket ile anonim şirket arasındaki fark nedir?
Limited şirkette ortaklar sermaye hisseleri oranında doğrudan sorumludur.
Anonim şirkette pay sahipleri şirketin kamu borçlarından sorumlu tutulmaz; sorumluluk yönetim kurulu üyelerine (kanuni temsilcilere) aittir.
Anonim şirket pay sahibine bu madde ile başvurulamaz. Anonim şirkette 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uygulanır.
Ortağın sorumluluğu ile müdürün sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Ortak, sermaye hissesi oranında doğrudan sorumludur.
Müdür, şirketten tahsil edilemeyen amme alacağından şahsi mal varlığıyla sorumlu tutulan kanuni temsilcidir.
Bu madde ortağa ilişkindir; müdürün sorumluluğu mükerrer 35. madde yoluyla doğar. Hangisine öncelikle başvurulacağı kanunda açıkça belirtilmemiştir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ortağın sorumluluğunun sermaye hissesi oranı ile sınırlandığı, bütün kamu idarelerine karşı toplam esas sermaye oranı kadar olduğu kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/1478 E., 2026/186 K., 05.02.2026)
- Pay devrinde devreden ve devralanın devir öncesi alacaklardan müteselsilen sorumlu tutulduğu uygulanmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/2148 E., 2025/1427 K., 18.09.2025)
- Ortağın takibinden önce şirketten tahsil imkânının araştırılması ve tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/1478 E., 2026/186 K., 05.02.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/2148 E., 2025/1427 K., 18.09.2025)
- Ortakların ödediği amme alacağını şirketten ya da diğer ortaklardan rücuen talep edebileceği uygulamada kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2025/856 E., 2025/1534 K., 31.10.2025)
- Limited şirket ortağının sorumluluğunda kanuni temsilci ile ortak arasında öncelik sırası bulunmadığı; kamu alacaklısının ortağa doğrudan başvurabileceği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2023/928 E., 2026/264 K., 12.02.2026; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1030 E., 2026/11 K., 07.01.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Ortaktan alacak isteyen kamu alacaklısı, şirketten tahsilin imkânsız olduğunu veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığını ispatlamakla yükümlüdür; bu genellikle şirket hakkındaki takibin sonucuyla gösterilir.
- Ortağın sermaye payını ve bu payın oranını gösteren ticaret sicil kayıtları ile ortaklık belgeleri ispat aracıdır.
- Pay devri halinde devir tarihini ve devralanın kimliğini gösteren ticaret sicil kaydı ile devir sözleşmesi kullanılır; devir öncesi alacağın doğum tarihini kamu alacaklısı belgelendirir.
- Ortak, şirketten tahsil imkânının bulunduğunu ileri sürerse bunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Ortak, ödediği bedelin rücuen talebinde ödemeyi belgelerle ispatlar.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.35: Maddenin kendisidir; ortakların sorumluluğunu ve takip hükmünü düzenler.
- 6183 sayılı Kanun m.10: Teminat olarak kabul edilen değerleri (para, teminat mektubu, Devlet iç borçlanma senetleri, haczedilen mallar vb.) düzenler; kanuni temsilci sorumluluğu ile ilgisi yoktur.
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.10: Vergi borçlarında kanuni temsilcilerin ödevlerini yerine getirmemesinden doğan sorumluluğu düzenler; bu madde ile ortağın sorumluluğu arasında ayrım yapılır.
- 6183 sayılı Kanun m.35: Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu için mükerrer 35. madde ayrıca değerlendirilir.
Amme Alacakları Kanunu m.36 — Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri
6183 sayılı Kanun'un 36. maddesi, birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme hâllerinde hükmî şahısların amme alacağı ve borcu bakımından yerine geçen tarafları belirler. Madde, bu hâllerde yeni kurulan, devralan, bölünen şahsın varlıklarını devralan ya da yeni şekle giren hükmî şahısların eski şahısların yerine geçmesini düzenler. Madde, amme alacaklarının tahsili için yerine geçenin hangi ölçüde sorumlu olduğunu, hangi tutara kadar sınırlandığını veya hangi süreyle müteselsil sorumluluk doğduğunu düzenlemez. Maddenin uygulanması, kanuni tarafın yerine geçme sonucunu doğurur; bu sonucun ayrıntıları ve sorumluluk sınırları 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde ve diğer mevzuatta aranmalıdır. Gerçek kişilerin ölümü ve mirasçıların sorumluluğu bu maddenin konusu değildir.
Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri: hangi kavramlar bilinmeli?
- Birleşme
- İki veya daha fazla hükmî şahsın birleşerek yeni bir hükmî şahıs kurması ya da birinin diğerini devralması halidir. Maddenin (a) bendi yeni kurulan şahsı, birleşen şahıslar ise yerine geçilen taraf olarak düzenler.
- Devir
- Bir hükmî şahsın, devralan hükmî şahsa malvarlığını devretmesi halidir. Madde (b) bendinde devir alan hükmî şahsın yerine geçtiğini öngörür.
- Bölünme
- Bölünen hükmî şahsın varlıklarının bir veya birden fazla hükmî şahsa devredilmesidir. Madde (c) bendine göre varlıklarını devralan her hükmî şahıs, bölünen şahsın yerine geçer.
- Şekil değiştirme
- Hükmî şahsın tür değiştirerek yeni bir şekle girmesi halidir. Madde (d) bendinde yeni hükmî şahıs, eski şahsın yerine geçen taraf olarak anılır.
- Yerine geçme
- Eski hükmî şahsın amme alacağı ve borcu bakımından hukuki konumuna yeni şahsın kendiliğinden girmesidir. Maddede yerine geçme, ayrı bir devir işlemi ya da onay aranmaksızın öngörülmüştür.
Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri: hangi şartlar aranır?
- Taraf bir hükmî şahıs olmalıdır; gerçek kişi bu maddenin kapsamına girmez.
- Birleşme, devir, bölünme veya şekil değiştirme hallerinden birinin gerçekleşmiş olması gerekir.
- Yeni kurulan, devralan, bölünen şahsın varlıklarını devralan ya da yeni şekle giren hükmî şahsın, maddede sayılan sıfatlardan birini taşıması gerekir.
- Yerine geçme için eski şahsın alacaklı ya da borçlu sıfatının bu hukuki işlemle yeni şahsa geçmiş olması gerekir.
Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri: hangi sonuçları doğurur?
- Birleşen, devir alınan, bölünen veya eski şekildeki hükmî şahıs, maddede sayılan yeni şahsın yerine geçer.
- Yerine geçen yeni şahıs, eski şahsın amme alacağı bakımından alacaklı, amme borcu bakımından borçlu konumunu devralır.
- Maddenin (c) bendine göre bölünmede her devralan şahıs bölünen şahsın yerine geçer.
- Maddede belirtilen hükmî şahıs niteliği taşımayan kişiler bakımından bu madde uygulanmaz.
Birleşme ile devir arasındaki fark nedir?
Birleşmede iki veya daha fazla hükmî şahıs birleşir ve yeni bir şahıs kurulabilir ya da biri diğerini bünyesine katar.
Devirde bir hükmî şahıs malvarlığını başka bir hükmî şahsa devreder; devreden şahıs ayrı kalabilir.
Madde her iki halde de yeni kurulan veya devir alan şahsı yerine geçen olarak belirler; hangi halde hangi bendin uygulanacağı belirlenirken işlemin niteliği esas alınır.
Bölünme ile devir arasındaki fark nedir?
Bölünmede bölünen hükmî şahsın varlıkları birden fazla şahsa dağıtılır.
Devirde tek bir devralan şahıs bulunur.
Bölünmede (c) bendi uyarınca varlıklarını devralan her şahıs ayrı ayrı yerine geçer.
Yeni kurulan şahıs ile şekil değiştirme arasındaki fark nedir?
Birleşmede yeni hükmî şahıs kurulur ve (a) bendi uygulanır.
Şekil değiştirmede tek bir hükmî şahıs aynı kimlikle yeni bir şekle girer ve (d) bendi uygulanır.
Her iki halde de yeni şahıs eski şahsın yerine geçer; fark, yerine geçenin doğuş biçimidir.
Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birleşme ile devri aynı işlem saymak; birleşmede yeni şahıs kurulurken devirde devreden şahsın ayakta kalabildiğini gözden kaçırmak.
- Bölünmede yalnızca bir devralanın yerine geçtiğini varsaymak; (c) bendi gereği varlıklarını devralan her şahsı ayrı ayrı değerlendirmemek.
- Maddenin yerine geçmeyi düzenlediğini, sorumluluk sınırını da düzenlediğini sanmak; sorumluluk ayrıntısını 35. maddeden ayrı okumamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Birleşme sonucu yeni kurulan şirketin, birleşen şirketlerin amme alacaklarından asıl borçlu olarak sorumlu tutulduğu kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2025/11375 E., 2026/72 K., 19.01.2026)
- Bir şirketin diğer şirketin tüm hisselerini alarak birleşme yapması hâlinde, devralan şirketin adına amme alacağı için ödeme emri düzenlenebildiği kabul edilmektedir. (9. Daire, 2022/1048 E., 2024/791 K., 22.02.2024)
- Amme alacağının sorumluluğunda 35. ve 36. maddelerin birlikte uygulandığı kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2025/11375 E., 2026/72 K., 19.01.2026; 10. Hukuk Dairesi, 2023/9955 E., 2023/10069 K., 23.10.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Yerine geçmeyi ileri süren kamu idaresi, birleşme, devir, bölünme veya şekil değiştirme işleminin gerçekleştiğini ticaret sicili kayıtları ve ilgili devir belgeleriyle ispatlamakla yükümlüdür.
- Yerine geçen şahıs, birleşme veya devir işleminin hukuki niteliğinin maddede sayılan hallerden farklı olduğunu ileri sürerse, bu iddiayı kendisi ispatlamalıdır.
- Devralan şahıs, devralınan malvarlığının kapsamına ilişkin savunma yapacaksa bunu devir belgeleriyle göstermelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.35: Kanun'un 35. maddesi, amme alacağı ve borcunun ilgili kişilere geçişini düzenler; 36. madde ile birlikte değerlendirilir ve yerine geçme sonucunun sorumluluk boyutunu tamamlar.
Amme Alacakları Kanunu m.36/A — Yurt dışı çıkış tahdidi
6183 sayılı Kanun'un 36/A maddesi, eklendiği 2008 tarihli değişiklikle eklenmiş, 2011 tarihinde 6111 sayılı Kanun'un 165. maddesiyle mülga edilmiş bir hükümdür. Madde metninde yer alan kural, Kanun'un ekli 36/A maddesinin ilgili olduğu paraların bankalara ve mal sandıklarına yatırılmasında ilgililerden ne ad altında bir şey alınmayacağını, yatırma işlemi ile ilgili gönderme giderlerinin alacaklıya ait olacağını ve hak edilen paranın bir yıl içinde alınmak için başvurulmaması hâlinde Hazineye gelir kaydedileceğini düzenlemiştir. Madde metni, iptal edilen birinci ve ikinci fıkraları ile yürürlükteki üçüncü fıkrayı birlikte içermektedir. Madde, paraların yatırılması dışındaki haciz, satış ve ihtiyati haciz işlemlerini düzenlemez (haciz usulü m.62 ve devamı, satış usulü m.84 vd. ile ilgili hükümlerde yer alır). Madde, ihtiyati haciz kararına ilişkin usulü de düzenlemez (m.13). Maddenin iptal edilen fıkraları bakımından hukuki sonuç doğmaz; bu bölümler yalnızca yürürlükteki üçüncü fıkra çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Yurt dışı çıkış tahdidi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Paraların yatırılması
- Takip veya tahsil sürecinde elde edilen ya da ilgilisine ödenecek paraların bankaya veya mal sandığına bırakılması işlemidir. Bu yatırma işlemi, paranın ilgilisine gönderilmesi işleminden ayrıdır.
- Mal sandığı
- Paraların saklanması için kullanılan kamu kurumu niteliğindeki sandık anlamına gelir. Madde metni yatırma yerini bankayla birlikte saymaktadır.
- Hak edilen para
- İlgilinin hakkı olduğu hâlde henüz almadığı paradır. Bu paranın haklılık tarihi, bir yıllık sürenin başlangıcını belirler.
- Hazineye gelir kaydı
- Hak edilen paranın, süresinde alınmaması nedeniyle Hazine geliri olarak kaydedilmesi işlemidir. Bu işlem, ilgilinin mülkiyet hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; madde metninde yalnızca belirtilen sürenin sonunda gerçekleşen bir sonuç olarak yer alır.
Yurt dışı çıkış tahdidi: hangi şartlar aranır?
- Paranın bankaya veya mal sandığına yatırılması işleminde ilgililerden gider adı altında herhangi bir bedel alınmamalıdır.
- Yatırma işlemi ücretsiz olmalıdır; bu hüküm gönderme giderleri için geçerli değildir.
- Paranın alacaklıya gönderilmesi giderleri alacaklıya ait olmalıdır; bu giderler ilgiliden talep edilemez.
- Hak edilen para, hak edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili tarafından alınmak üzere başvuruda bulunulmalıdır.
- Başvuru yapılmaması hâlinde ilgili paralar Hazineye gelir kaydedilir.
Yurt dışı çıkış tahdidi: hangi sonuçları doğurur?
- Paranın bankaya veya mal sandığına yatırılması işleminde ilgiliden bir bedel alınamaz.
- Yatırma işlemi ücretsizdir; yatırma için ilgiliden herhangi bir ücret talep edilemez.
- Paranın alacaklıya gönderilmesi giderleri alacaklıya aittir; bu giderler ilgiliye yüklenemez.
- Hak edilen paranın ilgilisi bir yıl içinde başvurmazsa para Hazineye gelir kaydedilir.
- Süresi içinde başvuruda bulunan ilgili, parasını almaya devam eder ve gelir kaydı gerçekleşmez.
Yatırma ile gönderme arasındaki fark nedir?
Paranın bankaya ya da mal sandığına yatırılması, ilgiliden bedel alınmadan ücretsiz yapılır.
Paranın alacaklıya gönderilmesi, gönderme giderleri doğurur ve bu giderler alacaklıya aittir.
Yatırma işleminden ilgiliden ücret alınamaz; gönderme giderleri ise alacaklı tarafından karşılanır. Madde bu iki kalemi ayrı tutar.
Hak edilen para ile henüz hak edilmemiş para arasındaki fark nedir?
Hak edilmiş ve ilgilisi tarafından alınmayı bekleyen para için bir yıllık süre işler.
Henüz hak edilmemiş para bakımından madde bir süre öngörmez.
Bir yıllık süre yalnızca hak edilen paralar için işler; hak edilmemiş paranın Hazineye gelir kaydedilmesi bu madde kapsamında değildir.
Yurt dışı çıkış tahdidi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yatırma işleminin ücretsiz olduğu hükmünü, gönderme giderlerinin de alacaklıya ait olduğu hükmüyle karıştırmak; iki işlem ayrı değerlendirilmelidir.
- Madde mülga edildiği için hiç uygulanmaz sanmak; madde 2011'de mülga edilmiştir, ancak 2008-2011 arasındaki işlemler bakımından ilgilidir.
- Birinci ve ikinci fıkranın iptal edilmiş olmasına rağmen yürürlükte gibi değerlendirmek; yalnız üçüncü fıkra bugün de geçerli kural olarak anlaşılmalıdır.
- Bir yıllık süreyi hak edilmemiş paralara da uygulamak; süre yalnızca hak edilen paralar için işler.
Nasıl ispat edilir?
- Hak edilen paranın bir yıl içinde alınmak üzere başvurulup başvurulmadığı, hazineye gelir kaydının koşullarının oluştuğunu iddia eden kamu idaresi tarafından ispat edilmelidir.
- Paranın hak edilme tarihinin belgelenmesi, bir yıllık sürenin başlangıcını belirlemek için gereklidir.
- İlgilinin süre içinde başvuruda bulunduğunu iddia etmesi hâlinde başvuru belgesi ile ispat yapılmalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.13: Maddenin düzenlediği yatırma ve ödeme düzeninden önce, alacaklı kamu idaresinin ihtiyati haciz kararı verdiği hâllerde ilgili hükümdür; bu madde ile doğrudan işlevsel bağı bulunur.
- 6111 sayılı Kanun m.165: 6183 sayılı Kanun m.36/A'yı mülga eden hükümdür; madde metninin 2011'de yürürlükten kalktığını gösterir.
Süreler
| Süre | Madde | Hüküm |
|---|---|---|
| üç gün | m.33 | Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek mecburiyetindedirler. |
Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.
Konuda geçen kararlar
36 karar- 2005/6 E., 2005/93 K., 29.11.2005İlgili madde: m.32
- Hukuk Genel Kurulu, 2019/626 E., 2021/345 K., 25.03.2021İlgili madde: m.30
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/415 E., 2016/222 K., 02.03.2016İlgili madde: m.30
- Hukuk Genel Kurulu, 2011/237 E., 2011/337 K., 18.05.2011İlgili madde: m.30
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/11375 E., 2026/72 K., 19.01.2026İlgili madde: m.36
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/1815 E., 2025/15117 K., 11.11.2025İlgili madde: m.32
- 4. Hukuk Dairesi, 2023/5028 E., 2024/6473 K., 26.06.2024İlgili madde: m.31
- 9. Daire, 2022/1048 E., 2024/791 K., 22.02.2024İlgili madde: m.36
- 7. Daire, 2021/3167 E., 2024/421 K., 29.01.2024İlgili madde: m.32
- 10. Hukuk Dairesi, 2023/9955 E., 2023/10069 K., 23.10.2023İlgili madde: m.36
Diğer 26 karar
- 3. Daire, 2023/3350 E., 2023/3114 K., 21.09.2023İlgili madde: m.33
- 4. Hukuk Dairesi, 2022/14797 E., 2023/6913 K., 24.05.2023İlgili madde: m.31
- 4. Hukuk Dairesi, 2022/6063 E., 2022/10541 K., 19.09.2022İlgili madde: m.31
- 10. Daire, 2017/2879 E., 2022/3434 K., 22.06.2022İlgili madde: m.36
- 4. Daire, 2018/2080 E., 2022/1309 K., 07.03.2022İlgili madde: m.33
- 4. Daire, 2021/1496 E., 2021/6169 K., 08.11.2021İlgili madde: m.33
- 10. Hukuk Dairesi, 2020/4130 E., 2021/3509 K., 17.03.2021İlgili madde: m.36
- 17. Hukuk Dairesi, 2019/1056 E., 2021/1711 K., 22.02.2021İlgili madde: m.31
- 17. Hukuk Dairesi, 2016/18401 E., 2019/7446 K., 12.06.2019İlgili madde: m.31
- 17. Hukuk Dairesi, 2016/18533 E., 2019/7022 K., 29.05.2019İlgili madde: m.31
- 10. Hukuk Dairesi, 2015/17423 E., 2018/2846 K., 02.04.2018İlgili madde: m.33
- 10. Hukuk Dairesi, 2013/19886 E., 2013/24394 K., 13.12.2013İlgili madde: m.33
- 10. Hukuk Dairesi, 2012/22350 E., 2012/23891 K., 30.11.2012İlgili madde: m.33
- 23. Hukuk Dairesi, 2012/164 E., 2012/2547 K., 02.04.2012İlgili madde: m.36
- 11. Daire, 1997/1987 E., 1998/1228 K., 14.04.1998İlgili madde: m.32
- 11. Daire, 1995/5521 E., 1997/2 K., 07.01.1997İlgili madde: m.32
- 11. Daire, 1995/1713 E., 1995/1329 K., 02.05.1995İlgili madde: m.32
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2023/928 E., 2026/264 K., 12.02.2026İlgili madde: m.35
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/1478 E., 2026/186 K., 05.02.2026İlgili madde: m.35
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1030 E., 2026/11 K., 07.01.2026İlgili madde: m.35
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2025/856 E., 2025/1534 K., 31.10.2025İlgili madde: m.35
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/2148 E., 2025/1427 K., 18.09.2025İlgili madde: m.35
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1003 E., 2025/1098 K., 26.06.2025İlgili madde: m.35
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2023/2081 E., 2024/713 K., 07.05.2024İlgili madde: m.30
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/494 E., 2023/806 K., 05.05.2023İlgili madde: m.30
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2019/379 E., 2021/853 K., 07.05.2021İlgili madde: m.30
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 04.06.2008 (m.35).
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 2. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış